![]() |
|
|||||||
| SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ Devrim mücadelesi ve sınıfın öz örgütleri arasındaki ilişki |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
SENDİKAL İHANET ÇETELERİ İŞÇİ SINIFI DÜŞMANIDIR
1 MAYIS KÜRSÜ İŞGALİNİ KINAYAN ANLAYIŞ DÜZENİN UŞAKLIĞINDA SINIR TANIMAZ 9 Mayıs günü 1 Mayıs Tertip Komitesinde yer alan 6 Konfederasyon görevlileri bir değerlendirme toplantısı yapmışlardır. Bu toplantıda değerlendirmelerin yanı sıra; sınıfın çeşitli bölüklerinin bu ihanet şebekelerinin temsilcisi olan Mustafa Kumlu’yu kürsüden atıp, kürsüyü işgal etmelerini “kınamışlardır”. Ki bu işçiler başta Tekel işçileri olmak üzere İSKİ, Esenyurt Belediyesi işçileri idiler. Ki bu işçilerin her bir kesiminin önceki süreçlerde nasıl satıldığını, mücadelelerinin nasıl baltalandığını sürece baktığımızda net bir biçimde görmek olanaklıdır. Kaldı ki, düzenin bu sendikal koltuk değneklerinin sınıfın Birlik-Dayanışma ve Mücadele Gününü sözde “bayram havasından” kurtardıkları da bilinen bir gerçektir. Zira değerlendirme yazımızda da bunun altını çizmiş idik. “Bayram ya da Festival” havasını kıran tek gerçek 1 Mayıs anlamı işte bu girişimdedir. Bu kürsü işgalini ve de Mustafa Kumlu’nun apar topar kaçışını çıkarınız; 1 Mayıs özüne uygun bir yerde değil; düzenin istediği kulvarda cereyan etmiştir. Doğaldır ki; sendikal ihanet şebekesi oyunu bozan işçilere ve girişimine “kınamada” bulunacaktır. Sınıfın hakları ve çıkarları uğruna mücadelede zerre kadar öne çıkmadan, tabanın baskısıyla alınan kararları bile uygulamaktan imtina eden, 1 Nisan Ankara, Tekel Çadırlarının sökülmesi, İSKİ direnişçilerinin sahiplenilmemesi, Kent A.Ş. işçilerinin oyalanması vs gibi yakın geçmişteki sınıf ihanetlerini başkaca nasıl gizleyebilir ve üstünü örtebilirler ki? Sınıfın öfkesinin elbette hedefi olacaklardır bir gün. 1 Mayıs Kürsü işgali de bunun bir biçemi idi. Diğer yandan önümüzdeki 26 Mayıs eylemi için zerre kıpırdanması olmayanların, hiçbir çalışma içine girmeyenlerin sınıf ve onun bölüklerine böylesine bir biçimde saldırması oldukça anlamlı sayılmalıdır. 26 Mayıs için kılını kıpırdatmayan sendikal ihanet çeteleri sınıfsal olarak ileri bir eylem biçimine karşı girişilen eylemi kınamaları anlamlıdır. Düzenin sınıf içindeki ajanlarının oyunlarının deşifre edilmesi elbette onların gerçek yüzlerini ortaya koyduğu içindir ki; hep bir ağızdan ve hem de “emeğin birliği” adına işçileri “kınıyorlar”. Her fırsatta emeği satanlar, emek düşmanlarının “dostları” olup; çıkarları uğruna sınıfın öz örgütlerinin, sendikaların sınıftan uzaklaştırılmasının pratik uygulayıcıları olanların bu türden bir çıkışta olmaları oldukça olağandır. Bu sendikal ihanet çetelerinin sınıfın öz ve ekonomik-demokratik kitlesel örgütü olan sendikalardan temizlenmesinin ne kadar önemli olduğu bu örnekten bile anlaşılabilir tek başına. 26 Mayıs’ın da içini boşaltmaya çalışacak olan bu sendikal ihanet şebekesine karşı; sınıfın mücadelesini tabandan örgütleme, militanlaştırma için kolları sıvamanın ve kalıcı taban örgütleri, sınıfsal alternatif ara örgütler yaratmak gereği açık ve net olan bir gerçektir. Sınıf sendikal Hareketi yaratmadan, sınıfın özgürlük, devrim ve sosyalizm davasının başarılması olanaksızdır. Bu sendikal ihanet şebekelerinden sınıf kurtarılmadan da Sınıf Sendikaları Hareketi yaratılamaz. Bu sendikal bürokrat, ağa takımı “cami duvarına işemektedir” sürekli olarak. Ecelini çağırarak. Görev başına. NOT:İlgili açıklamada konu şu şekilde açıklanmıştır sendikal ihanet şebekeleri tarafından: “Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiç bir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir”İlgili açıklama metni. 10.05.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (05-17-2010), senol (05-16-2010) |
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
İŞÇİ VE KAMU ÇALIŞANLARI KONFEDERASYONLARININ 1 MAYIS ORTAK AÇIKLAMASI...
İŞÇİ VE KAMU ÇALIŞANLARI KONFEDERASYONLARININ 1 MAYIS ORTAK AÇIKLAMASI TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK 1 Mayıs Kutlama Komitesi üyeleri, 9 Mayıs 2010 tarihinde TÜRK-İŞ’ te bir araya gelerek başta İstanbul Taksim olmak üzere 1 Mayıs 2010 kutlamaları ile ilgili bir değerlendirmede bulunmuş ve aşağıdaki açıklamayı yapmıştır: “TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK Genel Başkanları, TÜRK-İŞ’in çağrısı üzerine 5 Nisan 2010 tarihinde TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nde bir araya gelmiş ve yapılan toplantıda 1 Mayıs 2010 Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarının “iş güvencesi, insanca ve özgürce yaşam, eşitlik, adalet ve demokrasi” talepleriyle başta İstanbul Taksim Meydanı olmak üzere tüm yurtta ortak yapılması kararı alınmıştır. Alınan bu kararın içerik ve teknik ayrıntıları Konfederasyon temsilcilerinden oluşan “Kutlama Komitesi” tarafından belirlenmiş ve hayata geçirilmiştir. 2010 yılı 1 Mayıs’ı sadece Türkiye emek hareketi açısından değil, bütün toplumsal kesimler açısından önemli bir dönemecin başlangıcı olmuştur. Bu önemli dönemecin ilk adımı, geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ın tatil ve bayram ilan edilmesiyle atılmış, ikinci ve en önemli adımı da Taksim Alanı’nın 32 yıl sonra kutlamalara açılması oluşturmuştur. 1 Mayıs 2010, tüm yurtta alanlarda coşku ile kutlanmıştır. İstanbul Taksim Alanı kutlamalarında ise 32 yılın en büyük kavuşması, en sevinçli kucaklaşması gerçekleştirilmiş, on yılların hasreti giderilmiştir. Gerginliklerden bıkan halkımıza da moral kaynağı olan bu kutlama ile emeğin birlikteliğinin gücü gösterilmiştir. Bundan sonra yapılması gereken, vicdanların rahatlaması için Taksim’de 33 yıl önce o acı olayları yaşatanların ortaya çıkarılması ve adalete teslim edilmesidir. Konfederasyonlarımız, İstanbul Taksim Alanı’ndaki bu coşkulu kutlamaya katkı veren tüm emekçilere; emek dostlarına ve emeği geçen herkese teşekkür etmektedir. Konfederasyonlarımız, ülkemizin dört bir yanında yapılan 1 Mayıs kutlamalarına katılan, katkı veren herkese teşekkür etmektedir. Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiç bir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir” [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
İŞÇİ VE KAMU ÇALIŞANLARI KONFEDERASYONLARI’NIN ORTAK AÇIKLAMASI. (10 Mayıs 2010 - Ankara) ...YENİ!
TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK 1 Mayıs Kutlama Komitesi üyeleri, 9 Mayıs 2010 tarihinde TÜRK-İŞ’ te bir araya gelerek başta İstanbul Taksim olmak üzere 1 Mayıs 2010 kutlamaları ile ilgili bir değerlendirmede bulunmuş ve aşağıdaki açıklamayı yapmıştır: “TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK Genel Başkanları, TÜRK-İŞ’in çağrısı üzerine 5 Nisan 2010 tarihinde TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nde bir araya gelmiş ve yapılan toplantıda 1 Mayıs 2010 Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarının “iş güvencesi, insanca ve özgürce yaşam, eşitlik, adalet ve demokrasi” talepleriyle başta İstanbul Taksim Meydanı olmak üzere tüm yurtta ortak yapılması kararı alınmıştır. Alınan bu kararın içerik ve teknik ayrıntıları Konfederasyon temsilcilerinden oluşan “Kutlama Komitesi” tarafından belirlenmiş ve hayata geçirilmiştir. 2010 yılı 1 Mayıs’ı sadece Türkiye emek hareketi açısından değil, bütün toplumsal kesimler açısından önemli bir dönemecin başlangıcı olmuştur. Bu önemli dönemecin ilk adımı, geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ın tatil ve bayram ilan edilmesiyle atılmış, ikinci ve en önemli adımı da Taksim Alanı’nın 32 yıl sonra kutlamalara açılması oluşturmuştur. 1 Mayıs 2010, tüm yurtta alanlarda coşku ile kutlanmıştır. İstanbul Taksim Alanı kutlamalarında ise 32 yılın en büyük kavuşması, en sevinçli kucaklaşması gerçekleştirilmiş, on yılların hasreti giderilmiştir. Gerginliklerden bıkan halkımıza da moral kaynağı olan bu kutlama ile emeğin birlikteliğinin gücü gösterilmiştir. Bundan sonra yapılması gereken, vicdanların rahatlaması için Taksim’de 33 yıl önce o acı olayları yaşatanların ortaya çıkarılması ve adalete teslim edilmesidir. Konfederasyonlarımız, İstanbul Taksim Alanı’ndaki bu coşkulu kutlamaya katkı veren tüm emekçilere; emek dostlarına ve emeği geçen herkese teşekkür etmektedir. Konfederasyonlarımız, ülkemizin dört bir yanında yapılan 1 Mayıs kutlamalarına katılan, katkı veren herkese teşekkür etmektedir. Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiç bir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir” [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Türkel'den Hak-İş'e Sert Yanıt: Uslu Uslu Otur
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Kullanıcı Değerlendirmesi: ![]() ![]() ![]() ![]() / 0 ZayıfEn iyi Komün tarafından yazıldı. | 11 Mayıs 2010 Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, 1 Mayıs'a ilişkin eleştirilerini sürdüren Hak-iş Başkanı Salim Uslu'ya yanıt verdi. “1 Mayıs için, özellikle de Taksim Meydanı için söz etmeye hakkı ve yetkisi olan en son kişi kendisidir" dedi.Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, yaptığı yazılı açıklamada 1 Mayıs Taksim kutlamalarına eleştiriler getiren Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu'ya yanıt verdi. Türkel, Hak-İş Genel Başkanı'nın haddini ve bilgisini aşan sözler sarf ettiğini kaydetti. “Salim Uslu, her şeyden önce şunu bilmeli ki; 1 Mayıs için, özellikle de Taksim Meydanı için söz etmeye hakkı ve yetkisi olan en son kişi kendisidir” dedi. Türkel şöyle devam etti: “Yıllardır süren Taksim şiddetini kırmak ve sembol alana ulaşabilmek için bugüne kadar ne bir çabası, ne bir katkısı olmuştur. Emniyet güçlerinin şiddeti ve dehşeti altında 1 Mayıs’ı kutlamaya çalışanları sadece uzaktan seyretmiş, bu arada eleştirmekten de geri kalmamıştır. Bilinen tek eylemi, Hükümete yardakçılık etmek, işçi hareketini bölüp, Taksim taleplerinin önünü kesmeye çalışmaktır.” USLU USLU OTURMAK EN BÜYÜK İYİLİK Tek Gıda-İş Başkanı Türkel, Uslu'nun bu yıl yaptığının diğer yıllardan farklı olmadığını belirtti. “Sureta Taksim’de görünmüştür. Çünkü başka çaresi kalmamıştır. Sonra da büyük bir yüzsüzlükle bunca yıldır süren emekçi mücadelesini, yine Hükümetin “lütuf “ hanesine yazmak fütursuzluğunu göstermiştir. Yandaşlık ve yardakçılık herhalde hiçbir zaman böylesine utanç verici bir düzeyde sergilenmemiştir. Salim Uslu! Emek hareketi, kendi adına senden ve teşkilatından hiçbir şey beklememektedir. Gölge etmemen, uslu uslu oturman, yapacağın en büyük iyiliktir” diye belirtti. HÜKÜMET GÜDÜMLÜ SENDİKA Tek Gıda-İş Genel Başkanı, Uslu’nun TEKEL işçilerinin protestosu için “tezgah” diyerek sendika ve işçileri hedef göstermesine de sert yanıt verdi. Türkel şöyle dedi: “Her şeyden önce, farklı bir Konfederasyon Başkanı olarak, Türk-İş hakkında yorum yapmak ne haddinedir, ne de üstüne vazifedir. Tek Gıda-İş’in eylem ve söylemlerini kimse etiketleyemez. Hele hele Türk-İş’le ilişkilerine hariçten gazel okuyup laf söyleyemez. Tek Gıda-İş düşündüğünü, inandığını söyler ve uygular. Salim Uslu’ya da terbiyesini takınıp susmak düşer. Tek Gıda-İş kimsenin yardakçısı, yandaşı, biat edeni değildir. Gücünü inançlarından ve üyelerinden alır. Demokratik haklarını kullanırken, iktidar sahibine yaranma peşinde değildir. Hükümet güdümlü işçi teşkilatı olarak sen Salim Uslu ve teşkilatın, bu hasletlerden habersiz olabilirsin ama en azından yüzbinlerin gözü önünde yaşananları çarpıtma cesaretini gösterme.” Etkin Haber Ajansı / 11 Mayıs 2010 Salı
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Kimi 'teşhir ve tecrit' edeceksiniz? [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 11 Mayıs 2010 -
Taksim’deki 1 Mayıs gösterilerinde miting programı sürerken sıra Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’ya geldiğinde alandan yuhlamalar yükselmiş ve bir grup işçi kürsüyü işgal ederek Kumlu’nun konuşmasına izin vermemişti. Güvencesizliğe karşı mücadelenin damgasını vurduğu eylemde gerçekleşen kürsü işgali, bu mücadele içinde öne çıkan yeni dinamiğin geleneksel/uzlaşmacı sendikal anlayışa karşı bir tepkisi ve değişim talebinin yansıması olarak değerlendirilmişti. DİSK ve KESK’in de altına imza koyduğu açıklamada, bu tür eylemlere katılan işçilerin “kınandığı” ve “teşhir ve tecrit” edileceği yönündeki ifade ise akıllara bir dizi soru getirdi. Sendikal hareketin kapsayamadığı, örgütleyemediği, değişim talebine yanıt veremediği güvencesiz işçilerin tepkilerinden aldığı temel ders, “bu tür eylemlerin kınanması gerektiği” midir? Güvencesizliğe karşı mücadeleyi örgütleyemedikçe sürekli derinleşen bir kriz içine sürüklenen sendikal hareket, güvencesiz işçileri “nizami olmayan” tepkilerle kendini ifade ettikleri için “teşhir ve tecrit” etmenin, bu yeni işçi dinamizmiyle sendikalar arasında var olan duvarı tahkim etmek olduğunun farkında mıdır? “Emeğin kazanımları için birlikte mücadele”den söz eden konfederasyonlar, güvencesiz işçiler hareketini dışlayan bir “birlikte”liğin emeğin kazanımlarını savunamayacağının farkında mıdır? İşçi ve Kamu Çalışanları Konfederasyonlarının 1 Mayıs Ortak Açıklaması... TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK 1 Mayıs Kutlama Komitesi üyeleri, 9 Mayıs 2010 tarihinde TÜRK-İŞ’ te bir araya gelerek başta İstanbul Taksim olmak üzere 1 Mayıs 2010 kutlamaları ile ilgili bir değerlendirmede bulunmuş ve aşağıdaki açıklamayı yapmıştır: “TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK Genel Başkanları, TÜRK-İŞ’in çağrısı üzerine 5 Nisan 2010 tarihinde TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nde bir araya gelmiş ve yapılan toplantıda 1 Mayıs 2010 Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarının “iş güvencesi, insanca ve özgürce yaşam, eşitlik, adalet ve demokrasi” talepleriyle başta İstanbul Taksim Meydanı olmak üzere tüm yurtta ortak yapılması kararı alınmıştır. Alınan bu kararın içerik ve teknik ayrıntıları Konfederasyon temsilcilerinden oluşan “Kutlama Komitesi” tarafından belirlenmiş ve hayata geçirilmiştir. 2010 yılı 1 Mayıs’ı sadece Türkiye emek hareketi açısından değil, bütün toplumsal kesimler açısından önemli bir dönemecin başlangıcı olmuştur. Bu önemli dönemecin ilk adımı, geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ın tatil ve bayram ilan edilmesiyle atılmış, ikinci ve en önemli adımı da Taksim Alanı’nın 32 yıl sonra kutlamalara açılması oluşturmuştur. 1 Mayıs 2010, tüm yurtta alanlarda coşku ile kutlanmıştır. İstanbul Taksim Alanı kutlamalarında ise 32 yılın en büyük kavuşması, en sevinçli kucaklaşması gerçekleştirilmiş, on yılların hasreti giderilmiştir. Gerginliklerden bıkan halkımıza da moral kaynağı olan bu kutlama ile emeğin birlikteliğinin gücü gösterilmiştir. Bundan sonra yapılması gereken, vicdanların rahatlaması için Taksim’de 33 yıl önce o acı olayları yaşatanların ortaya çıkarılması ve adalete teslim edilmesidir. Konfederasyonlarımız, İstanbul Taksim Alanı’ndaki bu coşkulu kutlamaya katkı veren tüm emekçilere; emek dostlarına ve emeği geçen herkese teşekkür etmektedir. Konfederasyonlarımız, ülkemizin dört bir yanında yapılan 1 Mayıs kutlamalarına katılan, katkı veren herkese teşekkür etmektedir. Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiçbir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir.” Sendika.Org
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Kürsü işgali sendikalar tarafından kınandı(!)
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] “Emeğin birliği”nden dem vuranlar, emeğe yeni bir ihanete hazırlanıyorlar! (10.05.10) - Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK'ten oluşan 1 Mayıs Kutlama Komitesi üyeleri, başta Taksim 1 Mayısı olmak üzere 1 Mayıs 2010 kutlamaları ile ilgili bir değerlendirme yaptı. 9 Mayıs günü Türk-İş’te bir araya gelen 6 konfederasyon yaptıkları yazılı bir açıklama ile '77 katliamının sorumlularının açığa çıkartılmasını istedi ve 1 Mayıs günü gerçekleştirilen "kürsü işgali"ni de değerlendirdi. 1 Mayıs günü gerçekleştirilen kürsü işgalini kınayan konfederasyonlar, bir kez daha sendikal ihanetin yeni bir örneğini gösterdiler. Konfederasyonlar tarafından yapılan açıklamada, 2010 1 Mayısı'nın sadece Türkiye emek hareketi açısından değil, tüm toplumsal kesimler açısından önemli bir dönemecin başlangıcı olduğu belirtilerek, bu önemli dönemecin ilk adımının geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ın tatil ve bayram ilan edilmesiyle atıldığı, ikinci ve en önemli adımının ise Taksim Alanı’nın 32 yıl sonra kutlamalara açılması olduğu ifade edildi. İstanbul Taksim Alanı kutlamaları ile emeğin birlikteliğinin gücünün gösterildiğinin ifade edildiği açıklamada, '77 1 Mayıs Katliamı'nın sorumlularının açığa çıkarılması istendi. Açıklamanın devamında konfederasyonlar öncelikle Taksim ve Türkiye'nin diğer kentlerinde gerçekleştirilen kutlamalara katılan ve katkı sunan herkese teşekkür etti. Açıklamayı konfederasyonların yaptığı rutin bir değerlendirmeden çıkaran ise Taksim 1 Mayısı'nda gerçekleştirilen kürsü işgalinin bir “saldırı” olarak nitelendirilmesi ve 1 Mayıs'a devrimci ve sınıfsal özünü veren kürsü müdahalesinin kınanmasıydı. Açıklamada kürsü işgali şu ifadelerle yorumlandı: “Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiçbir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir” Açıktır ki, bu “kınama” 1 Mayıs kürsüsünün gerçek sahiplerine, işçi ve emekçilere yönelik bir kınamadır. Bu, sendikal bürokrasinin yarı yolda bıraktığı direnişçi işçilerin meşru ve haklı eylemine yönelik bir kınamadır. Böylece bir kez daha sendikal bürokrasi gerçek yüzünü göstermiş oldu. Kürsü işgalini kınamanın anlamı 1 Mayıs Taksim kutlamalarında konuşma yapmak için kürsüye çakın Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, TEKEL işçileri başta olmak üzere itfaiye, İSKİ, Esenyurt Belediyesi işçileri tarafından konuşturulmamış ve Kumlu kürsüden kaçmak zorunda kalmıştı. Bu müdahale direnişçi işçilerin mücadelelerini yarı yolda bırakan, geçmişi ve bugünü sınıfa ihanetlerle tescilli sendika ağası Mustafa Kumlu'ya işçilerin duyduğu haklı bir tepkiydi. Bu müdahale aynı zamanda sermaye iktidarı ve işbirlikçilerinin, hem Taksim yasağının kaldırılmasının militan ve direngen bir mücadele sonucu aşıldığı gerçeğini gizlemek, hem de 1 Mayıs’ın sınıfsal ve devrimci özünü karartarak 1 Mayıs'ı “şenliğ”e çevirmek yönündeki girişimlerini boşa çıkaran bir müdahaleydi. 1 Mayıs'ın ehlileştirilmesi çabalarına karşı TEKEL işçileri ile diğer direnişçi işçiler Mustafa Kumlu’yu kürsüden kovarak 1 Mayıs’ın devrimci ve sınıfsal özünün karartılarak bir şenlik havasında geçiştirilmesine izin vermemişlerdi. Bugün konfederasyonların kürsü işgalini kınaması, işçi ve emekçilerin tepki duyduğu ihanet çetesinin aklama çabasıdır. Bu durum, 1 Mayıs kutlamalarının ehlileştirilmesinde sendikaların nasıl bir rol ve misyon üstlendiklerini göstermektedir. Bugün “emeğin birliği” demagojisine sarılanların tarihi, emek mücadelesinin önüne yeni engeller örmenin tarihidir! Yapılan açıklamada kürsü işgalinin emeğin birliğine yapılmış bir saldırı olduğu şu ifadelerle anlatılıyor: “Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak vs kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır.” Peki, emeğin birliğinden bahsedenler, TEKEL Direnişi'ni yarı yolda bırakanlar değil mi? Ankara'da 78 gün süren direnişin bitirilmesinin yolunu düzleyenler, bunlar değiller mi? Sadece TEKEL işçilerinin değil, farklı kesimlerden işçi ve emekçilerin de talebi olan “genel grev-genel direniş”i göstermelik eylemlerle boşa çıkaranlar, bunlar değiller mi? 1 Nisan Ankara eyleminde işçileri yalnız bırakanlar, hatta duyulan tepkiden dolayı polis koruması altında alanı terk edenler, bunlar değil mi? 3 ay önce aldıkları 26 Mayıs "genel eylem" kararının altını doldurmayanlar, bu eylemin örgütlenmesi için anlamlı hiçbir çaba harcamayanlar, bunlar değil mi? Emeğin birliğini dillerinden düşürmeyenler, bu söylemi meşru bir eylemi karalamak için kullananlar, neden 26 Mayıs eylemine sayılı günler kaldığı halde bu eylemi gündemlerine almıyorlar? Çok açık ki, sendikalar "kürsü işgali"ni, 26 Mayıs'a dair sorumluluklarından kaçmak için bir bahane olarak kullanıyorlar. Konfederasyonlar, 1 Mayıs Taksim kutlamalarının politik-moral kazanımlarını 26 Mayıs'ı örgütlemek için bir dayanak yapmak yerine, kendi aldıkları 26 Mayıs genel eylem kararını hayata geçirmekten uzak durmak için kürsü işgalini bir bahane olarak kullanıyorlar. 26 Mayıs genel eylemini başarıyla gerçekleştirebilmek için işçi ve emekçilere yönelmeyenler, ciddi bir taban hazırlığına girişmeyenler, direnişçi işçilerin Mustafa Kumlu'ya yönelik haklı ve meşru müdahalesini karalayarak, işçi ve emekçilerin mücadele isteğini ve taleplerini de ortada bırakıyorlar. Ve bu ihanet çetesi “emeğin birliği”nden dem vurarak tam bir ikiyüzlülük ve sahtekarlık örneği sergilemektedir. Anlaşılan o ki, konfederasyonların “hazırlıkları”, 26 Mayıs'ın gerektirdiği görev ve sorumluluğu yerine getirmek yönünde değil, eylemin altını ve içeriğini boşaltmak yönündedir. Tüm belirtiler, işçi ve emekçilerin yeni bir ihanetle yüzyüze olduklarına işaret ediyor. Kısacası, mevcut tablodan çıkan sonuç şudur: 26 Mayıs’a hazırlık bakımından görev öncü işçilere, devrimci ve ilerici güçlere düşmektedir. Direnen işçiler ve Taksim kararlılığının ruhunu kuşananlar, bunu başarabilirler. 26 Mayıs’a az bir süre kalsa da, bu genel eyleme en güçlü ve etkin bir şekilde hazırlanmak, 1 Mayıs'ın kazanımlarını da ileriye taşımanın en etkili yollarından biridir. KIZILBAYRAK
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Tekgıda-İş'te mücadele başka bahara...
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (12.05.10) - 78 gün boyunca, sermayenin başkentinde sergiledikleri direnişle TEKEL işçileri işçi ve emekçiler için umut olmuştu. Sendikal bürokrasinin ihanetiyle direnişleri kırılan işçiler, bulundukları her alanda düşen bir ivmeyle de olsa mücadelelerine devam etmeye çabalamaktalar. Ancak sendikaları Tek-Gıda-İş'in genel başkanı Mustafa Türkel cephesinde bir değişiklik yok. Türkel, Cumhuriyet gazetesinin 12 Mayıs 2010 tarihli sayısında yer alan haber/röportajında güya Tayyip Erdoğan'a cevap veriyor. Erdoğan'nın söylediğinin aksine TEKEL işçilerinin yılmadığını söyleyen Türkel, işçilerin kararlı duruşunun devam ettiğini ifade ediyor. Direnişin başında söyledikleri gibi 4/C'yi kabul etmediklerini de sözlerine ekleyen Türkel, 8 bin 350 TEKEL işçisinden yalnızca 251'inin 4/C'yi kabul ettiğini belirtiyor. “Sorumluluklarını” yerine getireceklerini de (!) vurgulayan Türkel, pişkin pişkin “Hükümetin bu konuda yapacağı düzenlemeyi bekliyoruz” diyebiliyor. Türkel, ayrıca, 8 bin 104 TEKEL işçisinin 8 aylığına iş kaybı tazminatı aldığını söyleyerek, bu sürenin Eylül ayında biteceğini ve hükümetin bu süre zarfında bir düzenleme yapmak zorunda olduğunu belirtiyor. Türkel, ne TEKEL direnişini kırabilmeki binbir vaatle açıkladıkları 26 Mayıs eyleminden ne de bu süre zarfında başka eylemlerden söz etmiyor. İş direniş kırmak olduğunda “yapacağız”ları, “edeceğiz”leri ağzından düşürmeyen Türkel, 22 Şubat'ta mücadeleyi üç ay erteledikleri gibi yeni takvimini de benzer bir şekilde oluşturmuşa benziyor. “Eğer bu süre bitmeden hükümet bir adım atmazsa çok geniş mücadele başlatacağız. Çocuklarımızla, eşlerimizle birlikte kitlesel eyleme başlayacağız” sözleriyle hükümetin adım atmadığı koşullarda yeniden “çok geniş mücadele” başlatacaklarını açıklayan Türkel, mücadele mevsimini de bu arada açıklamış oldu: Önümüzdeki sonbahar!.. KIZILBAYRAK
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Reformizmin Taksim’i baltalama girişimleri fiyaskoyla sonuçlandı! / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Burjuva devletin icazet alanına sıkışan, dolayısıyla ufku bunun ötesini görmeye elvermeyen liberal reformist akım veya partiler, toplumsal gelişmenin hızı onları aşmaya başladığında, gelişimi kösteklemek için harekete geçerler. Bu tür akımlar, sermaye iktidarı ile devrimci güçler arasındaki çatışma şiddetlendiğinde ise, mücadele alanından kaçmayı yeğlerler. Tıpkı, devrimcileri F tipi hücrelere kapatmak amacıyla gerçekleştirilen 19 Aralık katliamı ve öncesinde yaptıkları gibi... Reformist partilerin önde gelen temsilcileri olan TKP-EMEP ikilisinin 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasını baltalamak için sergiledikleri uğursuz tutumu da reformist akımın bu niteliğinde aranmalıdır. Zira Taksim alanının kazanılmasıyla özdeşleşen bir 1 Mayıs kutlaması, meşru-militan mücadeleye ivme katmakla kalmaz, sınıf ve kitle hareketinin onları aşan bir gelişme düzeyine sıçramasının koşullarını yaratabilirdi. Hal böyleyken, liberal reformist şeflerin “alan” tartışması başlatması, “birleşik, kitlesel bir 1 Mayıs için Taksim’e çıkılmamalıdır. Zaten işçilerin böyle bir talebi yok, ‘alan fetişizmi’ yapan ‘marjinal’ sol gruplardır; bu tutum iradesini işçi sınıfına dayatmaktır” türünden söylemleri anlaşılır bir durumdur. İlkin, düzenin bekçi köpekleriyle meşru bir hakkı savunmak ya da kazanmak için mücadele etmek, siyaset yapma tarzını sermayenin icazet sınırlarına göre ayarlayanların harcı değildir. Sayısız örnek bir yana, 2007’den beri Taksim’i kazanmak için sergilenen direniş karşısında takındıkları tutum bunu kanıtlamaktadır. Reformist şefler, alan üzerindeki yasak duvarını yıkmak için mücadele etmek bir yana, sermaye devletinin vahşetine rağmen, 1 Mayıslar’da sergilenen direnişi devrimci güçlere saldırmanın gerekçesi yapmaktan kaçınmadılar. İkincisi, sınıf ve kitle hareketinin meşru-militan bir düzeye sıçraması reformizmin etki alanını daraltır. Zira “olağan” dönemlerde devrimci çizgi ile reformist çizgi arasındaki ayrım noktalarını görmekte zorlanan işçi ve emekçiler, sınıflar mücadelesinin sertleşmesi ile aradaki farkı çıplak gözle görmeye başlarlar. Bu ise, reformist akımların etkisindeki işçi ve emekçilerin bu cendereyi kırmalarının yolunu açar. Liberal reformist akımların ısrarla sınıf hareketinin militanlaşmasını önlemek için çırpınıp durmalarının esas nedeni budur. Reformist şeflerin ikili tutumu Sendikal bürokrasinin gerisine düşerek 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasını baltalamaya çalışan TKP ve EMEP şefleri, Taksim alanının kazanılması ile ilk hezimeti yaşadılar. Fakat bu hezimet onların özeleştiri verecekleri anlamına gelmiyor. Zira onların izlediği politika üstlendikleri misyonla ilgilidir. Taksim’in kazanılacağını öngörememeleri ise, meşru-militan mücadele ile aralarındaki açının ne kadar genişlediğini gözler önüne sermiştir. Reformist şefler elbette içine düştükleri müşkül durumun farkındaydılar. Zira “birleşik, kitlesel bir 1 Mayıs için Taksim’e çıkılmamalıdır, ‘alan fetişizmi’ terk edilmelidir” diye vaaz verenler, Taksim dışında hiçbir alanda ulaşılamayacak bir kitlesellikle karşı karşıya kaldılar. Bu durumda işçi ve emekçilere, ilerici ve devrimci güçlere olmasa da, etkileri altındaki kitleye bir açıklama yapmaları gerekiyordu. Böyle bir açıklamanın siyasi etiğe uygun bir samimiyetle yapılması gerekirdi. Oysa görüldü ki, reformist şefler bundan bile yoksunlar. Farklı geleneklerden gelen iki reformist partinin, meşru-militan mücadele kaçkınlığında buluşmaları ne kadar doğalsa, bu iki partinin hezimete verdikleri tepkinin kendine özgü olması da anlaşılır bir durumdur. Görmezden gelen bir tutum sergileyen EMEP şefleri, mümkün olsaydı, Taksim’in adını anmazlardı. Pişkinlikte sınır tanımayan TKP şefleri ise, “Taksim’i kazandık, memleketi kazanmak gerekiyor! Yapacak çok işimiz, kazanacak çok şeyimiz var!” başlıklı bir açıklama yaparak, Taksim’in kazanılmasını kösteklemeye çalışanlar kendileri değilmiş gibi hareket edebildiler. Her iki tutum da ibretliktir, ancak liberal reformistlere yakışır cinstendir. Evrensel gazetesinin 1 Mayıs tarihli başyazısını kalem alan EMEP şeflerinden İhsan Çaralan, Taksim alanının 32 yıl aradan sonra işçilerin, emekçilerin ve devrimcilerin kararlı direnişiyle kazanılmasına tek kelime ile değinmedi. Mezhepçi zihniyetin nişanesi bu utanç verici tutum, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde neredeyse herkes tarafından eşik kabul edilen bir kazanımı yok sayabiliyor. Zira Türkiye işçi sınıfı hanesine yazılan bu kazanım, aynı zamanda EMEP şeflerinin hezimetine de işaret ediyor. EMEP kortejindeki coşkudan yoksun ruhsuzluk bu olgudan bağımsız olmasa gerek. Taksim’in kazanılmasını gölgede bırakmak isteyen Çaralan’ın 2 Mayıs tarihli başyazısı ise ibretliktir. “Daha geçen yıl, (ondan önceki yıllarda da) 1 Mayıs için Taksim’de izin vermeyen ve 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlere kırmızı görmüş boğa gibi saldıran hükümet ve bürokratları, Taksim’de 1 Mayıs’ın kutlanamayacağına ilişkin doğa yasası gibi yasalar sayanların, birden böyle yumuşaması, elbette ‘hayra alamet’ sayılmaz!” Bu sözler, EMEP şeflerinin olaya Tayyip Erdoğan’la aynı pencereden baktıklarını kanıtlıyor. Çaralan da, Erdoğan da “ortada söke söke kazanılan bir şey yoktur!” buyuruyorlar. Erdoğan’ın böyle konuşması misyonu gereğidir. Ya EMEP şeflerine ne oluyor? Uğradıkları hezimetin altında ezilen EMEP şeflerinin “yok sayma” taktikleri ne kadar ibretlikse, uğradıkları hezimeti yok sayan TKP şeflerinin “Taksim’i biz kazandık!” söylemleri eşliğinde sergiledikleri arsızlık da o kadar ibretliktir. TKP şefleri zoraki Taksim’e çıktılar. İlk fırsatta da alanı terk edip, “kendi 1 Mayıs’larını” ayrı kutladılar. Buna rağmen “Taksim’deki 1 Mayıs’a damgayı biz vurduk” diyebilecek kadar samimiyetten yoksunlar. TKP kitlesini Dolmabahçe’ye sürükleyen şeflerden Kemal Okuyan, burada yaptığı konuşmada, AKP’nin 1 Mayıs’ına izin verilmediğini, emekçilerin 1 Mayıs’a damga vurduğunu söyledi. “1 Mayıs’a damga vuran emekçiler” TKP kitlesi idi! TKP şeflerinden Aydemir Güler de, 5 Mayıs tarihli yazısında aynı teraneyi tekrarlıyor: “Deyim yerindeyse TKP’nin nicel ağırlığı ve kızıl rengi, AKP’nin demokrat değil, -her anlamda- gerici olduğu gerçeğini alanda somut ve güçlü biçimde dile getirmeye vesile olduğu için, sadece bir örgütsel veri olmaktan çıkmış, siyasal ve toplumsal değer kazanmıştır.” “1 Mayıs Taksim’de değil, kitlesel olması için başka bir alanda kutlanmalıdır” vaazı veren Aydemir Güler, sanki Taksim’i kendileri kazanmış havalarına bürünmekle kalmıyor, 1 Mayıs’ın tarihsel anlamı ve devrimci özünü de AKP karşıtlığından ötesini görmeyen düzen içi sığ bakışlarının cenderesine hapsetmeye çalışıyor. Hazırlık süreciyle birlikte bu 1 Mayıs’ta izledikleri ibret verici politikayı, EMEP-TKP ikilisi sınıflar mücadelesinin her kritik evresinde sergileyeceklerdir. Ancak, bu 1 Mayıs’ta da görüldüğü gibi, toplumsal dinamikler, daha ilk silkinmede liberal reformizmin bu cenderesini parçalama dinamiklerini açığa çıkarmakta zorluk çekmiyorlar. Bu olgu, sınıf hareketinin devrimcileşmesini engellemeye çalışan liberal reformist akımlara karşı ideolojik mücadele ve politik teşhirin önemini azaltmıyor. Hem bu akımların etkisi altındaki işçi ve emekçileri uyarmak, hem de reformistlerin etkisi altında olsa da devrim ve sosyalizm mücadelesine samimiyetle bağlı olanları kazanmak için bu akımlara karşı mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/19, 14 Mayıs 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Sınıfa karşı sınıf çizgisinde bir duruş! / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 1 Mayıs’ta Taksim’de TEKEL işçilerinin öncülüğünde kürsüye yapılan müdahale son derece etkili oldu. Öncelikle de 1 Mayıs’ın sıkıştırılmaya çalışıldığı çerçevenin aşılmasına yardım etti. Zira sermaye iktidarı ve uşakları, Taksim’in militan bir mücadeleyle sökülüp alındığı gerçeğini unutturmak ve Taksim çıkışının sınıf ve emekçi hareketinde yaratacağı olumlu etkilerin izlerini silmek istiyordu. Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına açıldığı ilan edilirken bu niyetlerini ortaya koymuşlardı. Onlara göre Taksim Meydanı’nın açılması, tarihte kalmış kanlı bir sayfanın kapatılmasıydı. “Ergenekon operasyonları”yla zaten sorumluları yakalanıp yargılanıyordu. Taksim başta olmak üzere 1 Mayıs alanlarına artık geçmiş dönemlere ait olan kavga ve mücadele sloganları değil, barış ve uzlaşma havası egemen olmalıydı. Ancak bu beklentinin gerçekleşmesi mümkün değildi. Zira 1 Mayıs’ın mücadele ruhu işçi sınıfı ve emekçilerin belleğinde yer etmişti. Son üç yılın çatışmalı geçen 1 Mayıslar’ı bunun göstergesiydi. Ayrıca işçi sınıfının ve emekçilerin yüzyüze kaldıkları saldırıların ağırlığı, TEKEL Direnişi’nin yarattığı sarsıntı 1 Mayıs için biçilen çerçeveyi uygulanamaz kılmaktaydı. Nitekim sendika bürokratları TEKEL işçilerinin başını çektiği bir müdahaleyle alandan kovuldular. Bu müdahale aynı zamanda ihanetin cezasız kalmayacağını da gösterdi. Müdahaleyle ilgili olarak konuşan TEKEL işçilerinin belirttiği gibi, Mustafa Kumlu’nun kovulması 1 Nisan’daki ihanetinin bedeliydi aynı zamanda. 1 Nisan’da devletle açıktan işbirliği yapan Mustafa Kumlu ve suç ortaklarından hesap soruluyordu. Böylece bu müdahale Taksim çıkışını sınıf hareketinin güncel ihtiyaçlarına ve gündemlerine bağlamış oldu. Taksim’in kazanılmasının yarattığı coşkuyu ihanetlerinin üstünü kapatmanın olanağı olarak değerlendireceklerini sananlar fena halde yanıldılar. İşçi sınıfı ileri bölükleriyle bu hainlerden hesap soracak bir kararlılığa sahip olduğunu gösterdi. Bu müdahalenin sınıf hareketinin bundan sonraki seyri üzerinde etkide bulunacağı kuşkusuzdur. Sendika bürokratları bunu 26 Mayıs eyleminden kaçmanın bir bahanesi olarak kullanabilirler. Özellikle Türk-İş ve Hak-İş bu yönde güçlü işaretler veriyorlar. Böylece tabandan yükselmekte olan genel eylem isteği ve kararlılığını bloke edebileceklerini düşünüyorlar. Bu hainlerin kuyruğundan ayrılma gücü ve cesareti gösteremeyenler de onlara güç veriyorlar. 1 Mayıs meydanında Kumlu’nun yanında durma cesareti gösteremeyenler kısa sürede çark ettiler. 1 Mayıs’ta direnişçi işçilerin müdahaleleri nedeniyle ayrı düşen konfederasyon yönetimleri, Türk-İş ve Hak-İş’in DİSK ve KESK yönetimlerine yönelik sitemlerinin ardından yan yana gelerek ortak bir tutum geliştirdiler. 10 Mayıs günü yaptıkları ortak açıklamayla, 1 Mayıs’ta fiilen ortaya çıkan bölünmenin tercihleri dışında olduğunu gösterdiler. Kumlu’yu sahiplenip, onu alandan kovan devrimcileri ve sınıf güçlerini hedef aldılar. Yapılan ortak açıklamada, kürsüye müdahale edenleri kutlamaları sabote etmek istemekle suçlanıp kınadılar, teşhir ve tecrit edilmelerini istediler. Sendika bürokratları böylece tabandan yükselecek militan bir hareketten duydukları korkuda birleşirken, bunu da birlikte mücadele iddiasıyla süslemekten geri kalmadılar. Öyle ki, yapılan açıklamada, “hiçbir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir” diyebildiler. Reformist güçler de bu açıklamayı sahiplendiler ve ifade edilen noktaları öne çıkararak sendika bürokratlarının arkasında olduklarını gösterdiler. Böylece, Mustafa Kumlu ile birlikte sınıfa karşı bir ihanet şebekesi olarak çalışan sendika ağaları, ilerici geçinen sendika bürokratları ile birlikte solcu geçinen reformistler aracılığıyla kendilerine bir siper edinmiş oldular. Elbette konfederasyon düzeyinde sendikaların yan yana gelmesi işçi sınıfı ve emekçilerin birleşik mücadelesi açısından önemli bir olanaktır. Onbinlerce işçi ve emekçi bu konfederasyonlarda örgütlüdür. Bu konfederasyonlar ortak bir karar alıp uygulama kararlılığı gösterdiğinde, işçi sınıfı ve emekçi hareketinin geniş gövdesinin harekete geçmesi kolaylaşır. Ancak işçi sınıfı ve emekçilerin bağımsız hareket etme gücü ve dayatması olmaksızın bunun gerçekleşmesi mümkün değildir. ‘90’lı yıllarda işçi sınıfının ileri öncü işçi kuşağı çıkardığı ve bağımsız-politik bir çıkış aradığı dönemde reformistler tüm güç ve olanaklarını alt kademe sendikacıların hizmetine sunmuşlardı. ‘90’lı yılların sonlarından itibaren ise Emek Platformu’nda bir araya gelen üst kademe sendika bürokratlarının hizmetine girdiler. Sendika bürokratlarına koşulsuz destek, onların düzen içi ve sendikalist politikalarına teslimiyet reformizmin değişmez davranış çizgisi oldu. Ama her defasında hayat bu kuyrukçuluğu mahkûm etti. İşçi sınıfı ve emekçiler ise bu gerici barikatları aşacak bir bilinç ve örgütlenme düzeyine sahip olamamanın bedelini ödedi. İşçi sınıfı ve emekçiler tabandan örgütlü bir güç olarak hareket edebilse, sendika bürokratları da yan yana gelmeye ve önde gitmeye mecbur kalır. Ancak bu olmadığı için, konfederasyon yönetimleri arasında oluşturulan birlik, ilerici, mücadeleci ve devrimci olanın yalıtılıp, tecrit edilmesine dayanak yapılmaktadır. Geçmişte Emek Platformu’nun üstlendiği rol bu olmuştu. Emek Platformu’nun varlığı öncelikle alt kademe sendika bürokratlarının görevden kaçmalarına dayanak olmuş, sonra ise bu platforma yönelik beklentiler körüklenerek tabandan harekete geçme yönündeki her türlü inisiyatif ve mücadele dinamiği köreltilmiştir. Aylar önce kararı verilen 26 Mayıs genel eyleminine yönelik hazırlıklar ortada. Madem hiçbir güç bu konfederasyon yönetimlerinin birlikte mücadelesini engel olamayacaksa, öncelikle bu eylemi örgütleme iradesini gösterebilmeliydiler. Ama bu yönde herhangi bir çaba sözkonusu değil. Tersine, hem TEKEL işçileri ve hem de TEKEL Direnişi’yle uyanan ve mücadele isteği güçlenen işçi ve emekçiler bu eylem vaadiyle kandırılmış ve yapacaklarını da yapamaz noktaya itilmişlerdir. Bu durum, işçi sınıfının ileri ve mücadeleci bölükleri için uyarıcı olmalıdır. Sadece Türk-İş ve Hak-İş yönetimleri gibi sermaye uşaklıkları tescilli sendika ağalarını mahkum etmek ve alanlardan kovmak, kazanmak için yeterli değildir. DİSK ve KESK yönetimleri ile reformist güçler, üst kademe sendikacılar ve onların gerici politik platformları arasında tampon rolü oynamaktadırlar. Kazanmak için reformizm ve alt kademe sendika bürokratlarından bağımsızlaşmak şarttır. Bu ise tabanda konfederasyon ayrımı yapmadan örgütlenmek ve sınıfa karşı sınıf çizgisinde bir duruş ortaya koymak demektir. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/19, 14 Mayıs 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
İşçilerin haklı protestosunu kınayanlar ihanet içindedirler... / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sendikal bürokrasiyi teşhir ve tecrit edilmelidir! Sendika bürokrasisi sınıf hareketinin yeniden ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birisidir. Bugüne kadar işçi sınıfı ve emekçileri ilgilendiren temel gündemler söz konusu olduğunda sermaye ve hükümetle işbirliği yaparak sınıfa ihaneti görev edinen sendika bürokratları, her türlü ileri çıkışın önüne set çekmeye, onu boğmaya çalışmıştır. Sermayenin koltuk değnekliği işlevini yerine getiren sendikal ihanet şebekesinin bugüne kadar gerçekleştirdiği ihanetler saymakla bitmez. İşçi sınıfı ve emekçiler sendikal ihanet gerçeğinin farkındadırlar. Ancak sendikal bürokrasiyi aşabilecek, ondan hesap sorabilecek bir bilinç ve örgütlenme düzeyinden yoksun oldukları için, dönem dönem öfkelerini dışa vursalar da, bu hainlerin kökünü kazıyabilecek bir yönelim içerisine girememektedirler. İşçilerin tepkisinden canını kurtarmak için ağaca tırmanmak zorunda kalan Türk-İş başkanı Bayram Meral’den sonra Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu da işçilerin haklı tepkisinden nasibini aldı. TEKEL sürecinde ihaneti derinleştiren, tabanın iradesini bölüp parçalamak için canla başla çalışan Türk-İş bürokratları, işçilerin sendika binasını basması sonucu arka kapıdan kaçmak zorunda kalmışlardı. Ancak TEKEL işçileri bu haklı tepkilerini bilinçli bir tutuma dönüştüremedikleri, bağımsız taban örgütlülüklerinde birleşemedikleri için, Türk-İş bürokratları TEKEL şahsında yeni bir ihanete daha imza atabildiler. Başta TEKEL olmak üzere öncü işçiler bu ihaneti unutmadılar. 1 Mayıs günü sendika bürokratlarına rahat olmamaları gerektiğini anlatmak için ve ihanetten hesap sormak için harekete geçtiler. 1 Mayıs kürsüsünü asıl sahiplerine terk etmesi için sendika bürokratlarını uyardılar. Bu uyarıya kulak asmayan Kumlu, direnişteki işçiler tarafından yaka paça kürsüden indirildi. İşçilerin bu tutumu alandaki işçiler, emekçiler ve devrimciler tarafından “Kahrolsun sendika ağaları!” sloganıyla sahiplenildi. Türk-İş bürokratları bu tepkiyi fazlasıyla hak etmişlerdi. Bu hain bürokratlar üç yıldır Taksim iradesinde somutlanan ilerici çıkışı boğmak için de ellerinden geleni yaptılar. Devletle işbirliği halinde yıllardır Taksim iradesini karaladılar. İşçilerin birliğini bölmek, Taksim iradesini zayıflatmak için 1 Mayıslar’da başka alanlara başvuru yaptılar. Binlerce işçi, emekçi ve devrimci devletin azgın terörüne maruz kalırken, devleti değil eylemcileri suçlayan açıklamalar yaptılar. Taksim 1 Mayıslar’ında olduğu gibi her türden ilerici çıkışın karşısına dikildiler. Türk-İş içerisindeki ilerici iddialar taşıyan kimi sendikacılar da Türk-İş bürokratlarının peşinden sürüklendiler. “Devletin kapsamlı saldırılarına karşı mücadele taleplerinin öne çıkarılması gerektiği”, “sınıfın birliğinin alan tartışmasından daha önemli olduğu” vb. söylemlerle, devletin icazetinde kutladıkları 1 Mayıslar’ı gerekçelendirmeye çalıştılar. Taksim, sermaye sınıfına ve devletine karşı işçi sınıfının hakları, özgürlükleri ve geleceği için direnme iradesini temsil etmektedir. Taksim bir “alan tartışması” ve inadı değildir, sermayenin saldırılarına “artık yeter” diyen binlerin mücadele azmini ve kararlılığını temsil etmektedir. İşte bu yüzden sermaye devleti bu iradeyi ezmeye, Türk-İş bürokratları da bu iradeyi bölmeye ve karalamaya çalışmıştır. Ancak kazanan işbirlikçi hainler değil direnenler olmuş, militan bir mücadeleyle Taksim kazanılmıştır. Türk-İş bürokratlarının ve peşinden sürüklenenlerin demagojileri bu gerçeği değiştiremez. Bugün parçası olmaya çalıştıkları Taksim kazanımında en ufak bir katkıları olmadığı gibi, yıllardır devletin icazetinde işçi sınıfını bölmüşlerdir. Türk-İş bürokratı Mustafa Kumlu tam bir arsızlıkla Taksim 1 Mayıs kürsüsüne çıkarak şov yapmak istemiştir. Direnişteki işçiler buna izin vermemiş, Kumlu şahsında sendikal ihanete tepkisini dile getirmiştir. Protesto edilen sadece Kumlu değil, aynı zamanda işbirlikçi sendikal bürokrasidir, sınıf uzlaşmacı sendikal anlayıştır. Sendikal ihanet gerçeği orta yerde dururken, direnişteki işçilerin tepkisinin ve protestosunun karşısına dikilmek ve karalamaya çalışmak ancak gericilerin işi olabilir. 1 Mayıs alanında ve 1 Mayıs’ın ardından ilerici güçler kürsü işgalini ve sendikal bürokrasiye gösterilen tepkiyi sahiplendiler. Türk-İş bürokratları, bu sahiplenmeden duyduğu rahatsızlıktan dolayı, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen, KESK genel başkanlarına çağrı yaparak, bir toplantı düzenledi. 1 Mayıs değerlendirmesi adı altında direnişteki işçilerin protestosunu “kınayan” bir açıklamaya imza atan bürokrat yöneticiler, böylece gerçek kimliklerini ortaya sermiş oldular. Yapılan açıklamada, işçilerin protestosunu, “kutlamaları sabote etmek”, “emek hareketinin birlikte mücadelesine engel olmak” gibi, aslında kendi misyonlarını tanımlayan ifadelerle karalamaya çalıştılar. “Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim kürsüsünde Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiçbir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir” Mücadeleci sendikal anlayış, taban iradesi ve örgütlülüğü gibi bir sorunu olmayanlar, ilerici her türden tepki ve çıkışın karşısına dikileceklerdir. Yapılan budur. Açıkça, işbirlikçi ve uzlaşmacı sendikal anlayışa sahip çıkılmaktadır. Sendika bürokratlarının bu çirkin ve sınıf düşmanı açıklamasına sessiz kalınmamalıdır. Başta açıklamaya imza atan KESK, DİSK ve Türk-İş konfederasyonlarının içinde yer alan ve ilerici iddialar taşıyan sendikalar, şubeler ve sendikacılar olmak üzere tüm devrimci, ilerici kamuoyu, öncü işçi ve emekçiler, sendika bürokratlarının bu tutumunu teşhir ve mahkum etmek zorundadır. Fakat daha önemlisi, sendikal bürokrasinin tecrit edilmesidir. Sınıf hareketinin önünde temel bir engele dönüşen bu hainleri tecrit etmenin yolu ise taban örgütlülükleri üzerinden işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesini birleştirmekten ve örgütlemekten geçmektedir. Sendikal bürokrasi şimdi de 26 Mayıs genel grev eylemi şahsında ihanete hazırlanmaktadır. Üç ay önce TEKEL Direnişi’ni bitirebilmek için gündeme getirdikleri 26 Mayıs eylemini örgütlemek için hiçbir adım atmayan konfederasyonlar, bir araya gelerek 26 Mayıs eyleminin “gerçekleşebilir” olup olmadığını değerlendireceklerini açıklamış bulunuyorlar. Bu açıklama, 26 Mayıs eyleminin gerçekleşmesi doğrultusunda etkili bir taban basıncının harekete geçirilmesinin önemini gösteriyor. Eylemin taban örgütlülüklerine dayanılarak örgütlenmesi doğrultusunda tüm güç ve olanakların harekete geçirilmesi büyük bir önem taşıyor. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/19, 14 Mayıs 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: 1 mayis, 26 mayis, anlayis, bayram, birlik, dayanisma, duzenin usakliginda, festival, kinayan, kursu isgalini, mucadele, sendika agalari, sendikal burokrasi, sendikal ihanet, sinir tanimaz, taksim |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| anlayiş, anlayış, düzenin, işgalini, kinayan, kürsü, kınayan, mayis, mayıs, sinir, sınır, tanimaz, tanımaz, uşakliğinda, uşaklığında |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Deli gömleğiyle sınır dışı | Mahmut Halil CAN | EMPERYALİST KAPİTALİZM VE DEVRİM | 0 | 09-04-2007 08:25 PM |