2009 yerel seçim sonuçları ve komünist devrimci hareket
2009 YEREL SEÇİM SONUÇLARI VE KOMÜNİST DEVRİMCİ HAREKET
Yerel Seçimler bitti.Sonuçları açıklandı. Herkes kendi telinden ne kadar başarılı olduğunu yazıyor ya da yazamayanlar yazacaktır. Bu seçimlerin meşruiyetinin olmadığını, ilkesel ve nitel duruş olarak bu seçimlerin protesto edilmesini, aktif-pasif her biçimde sandıkların,seçimlerin boykot edilmesini bu seçimler için isteyen, bunun propagandasını yapanlar olarak öncelikle kendimizden başlayalım. Herkesin bildiği üzere, bundan önceki seçimlerde klasik boykotçu gruplar bile bu seçime katıldılar bir kaçı dışında.Seçimleri boykot edenler olarak oldukça sınırlı sayıda gücümüzle ve bizim gibi sınırlı güçleri olanlarca birlikte bir mücadele yürütmeye çalıştık. Ve fakat , bu çalışmada başarılı olduğumuz, birlikte,ortak mücadeleyi örgütlediğimiz, geniş yığınlara ulaşabildiğimiz asla söylenemez. Ama sınırlı olsa da, Anadolu komünist işçi hareketi ve onun çevresi bu seçimlerde kendi özgün, nitelikli,duruşu ile bir yer edinmiştir. Klasik eğilimlere karşı ilkeli,kararlı,iradeli,taktiksel olarak süreci kavrayan, pratik sürece de gücü oranında müdahale etmeye çalışan bir güç olmaya çalışmıştır.Ama gücünü abartmadan içine girilen sürece ciddi bir müdahil odak olmaktan oldukça uzak olduğumuz açıktır. Zira , çevre olmanın, örgütlü bir bütünlük olamamanın yaratmış olduğu sonuçların bizde bu aksamaları,gerilikleri,müdahil iradi gücü sınırlaması kaçınılmaz idi. Ama her ne olursa olsun, ısrarla seçimlerin niteliği,referandum niteliği içine sokulup geniş yığınların düzen içinde sıkıştırılmasını hedeflediği, seçimlerin nitel olarak düzenle krizinin geçiştirilmesi,geniş yığınların düzenle ilişkilerini yeniden sağlama almaya çalışması amacı taşıdığı, bu seçimlerin parlamento ya da yasal olanakların reddi anlamında değil; tam da daha önceleri ifade ettiğimiz ve şimdi de söylediğimiz gerçekler ışığında reddi, protesto edilmesi gereğini yüksek sesle haykırdık. Devrimci çevrelerden ve girebildiğimiz,ulaşabildiğimiz tüm alanlarda bunun ajitasyon ve propagandasını yapmaya çalıştık. Bunda güç ile yapılabilenler oranlandığında başarılı sayılabileceğimiz söylenebilir. Ama , düzenin mevcut durumu, kriz ve sonuçları ile birlikte devrimci yığınların örgütlenmesi açısından yolun başında olduğumuz ve hedeflerimiz ile oldukça büyük bir makas içinde olduğumuz açıktır. Yapmamız, almamız gereken oldukça büyük,uzun bir yol vardır. Seçimlere katılımın oldukça yüksek olmasının - %82 olarak hesap ediliyor-, son yılların en katılımlı seçim olmasının elbetteki anlamı vardır. Birinci anlamı, seçimlerin düzen güçleri tarafından her bakımdan referandum havasına sokulması bir yana, öte yandan KUKH de bu sürece böyle baktılar.Bu bakımdan yüksek olması bekleniyor idi, öyle de oldu. Bu anlamda gerek düzen güçleri,partileri vs bakımından olsun; gerekse de KUKH açısından da başarılı oldukları söylenebilir. Bu noktada oldukça dezavantajlı olan protestocuların , tüm çabaları, emeklerinin sınırlılığı kesindir. Buna rağmen , bu %18’lik dilim içinde , birkaç puanlık etkisini bile küçümsememek lazımdır. Seçimlerin düzen tarafından yorumuna geçelim. Düzen güçleri, faşist rejim bu seçimlerle meşruiyetini güçlendirmiş, seçimleri referandum havasına büründürerek düzenle yığınlar arasında kısmen kendi çaplarında bir bağ yakalamışlardır. Kriz,işsizlik,açlık,yoksulluk,yolsuzluklara rağmen burjuva düzen partileri ve faşist diktatörlük kendisi ile yığınlar arasında ; düzen dışı olasılıkları ber taraf etmek babında geçici de olsa bir ortak nokta yakalamışlardır. Burjuva faşist partiler , AKP,CHP,MHP,SP başta olmak üzere hepsi düzenin selahiyeti açısından başarılı olmuşlardır. Bunlardan herhangi birinin oy kaybedip, ötekinin oyunu yükseltmesi komünist devrimciler açısından,sınıf açısından anlamlı devrimci bir değişim değildir. Burjuva düzen güven tazelemiştir. Toplumsal ve devrimci bir muhalefetin yokluğunda düzenin kendi çeperini sağlamlaştırması ve buna alet olan devrimci demokrat hareketleri de bir kenara koyup değerlendirmek lazımdır. Faşist diktatörlük , seçimler ve sonuçları itibarıyla başarılıdır, referandumda istediğini almıştır. Bu burjuva düzen açısından, bu dünyasal ekonomik kriz koşullarında başarı olarak kayıtlara geçmelidir. AKP, düşüşe geçmiş olup, onun yerine Şener ve tayfası dahil değişik seçeneklerin zaman içinde devreye gireceğinin işaretlerini de görmek olanaklıdır. CHP’deki oy yükselmesi kısmi olup, Kürdistan’da tamamen yok olduğunu, milliyetçilik propagandası ile AKP karşıtı güçlerin çaresizliklerinin sonucu olarak oylarını arttırmış olması çokta anlamlı değildir. MHP’deki oy yükselmesini ise, bölgeleri baz alırsak sadece klasik faşist-ırkçı-kafatasçı söylemin ötesinde sağ tandanslı partilerin oyları ile kısmen adaylara bağlı olduğunun, beri yandan da yine yığınların düzen içindeki konumlamalarının rol oynadığını söylemek lazımdır. AKP, artık yıpranmaya başlamıştır. Kriz ve diğer tüm etkenler bunun temel nedenidir. Zaten , TC’de oldukça uzun sayılacak bir yıpranmama olanaksızdır. Hemen hemen tüm popülist partilerin oldukça belirli bir ömürleri vardır. Görünen o ki, rüzgar bundan böyle tersinden esecektir AKP açısından. SP, kemikleşmiş radikal İslami oylarını almaya başlamıştır. Bu süreç, orta ve uzun erimde , daha da derinleşecektir. AKP yıprandıkça SP büyüyecektir. DTP , referandumdan düzen güçleri ile birlikte başarılı çıkan diğer bir partidir. Kürtler, DTP ve PKK’nin çağrılarına uymuşlar, düzenin ve PKK’nin referandum havasında yürüttükleri propagandanın sonucunda oldukça önemli bir başarıya imza atmışlardır. AKP dışında hiçbir TC partisinin Kürdistan’da olmaması ise, diğer önemli sonuçtur. DTP ve Kürtler , düzene,emperyalist odaklara bu seçimlerle oldukça net mesajlar vermişlerdir.Artık PKK’siz ve DTP’siz Kürdistan’da politik bir süreç yaşanmayacağının net mesajı açıktır. Bu anlamda Obama’nın ziyareti öncesi bu mesaj, anlamlıdır. BOP gereği, Erbil konferansı öncesi bu mesajların alınması ve bunun tüm kesimlerce açıkça algılanması gerekiyor idi. Bu seçimler bu anlamda oldukça açık mesajlar vermiştir. Kürdistan sorunu, BOP’un çizgileri dahilinde orta ve uzun vadede bu gerçekler gözlere batırıla batırıla dayatılacaktır. Kürtlerin sınıfsal-ulusal özgürlük mücadelesi, başarısı ise dar, reformist,çeşitli kültürel haklara indirgenerek sakat bırakılacaktır. Kürtlerin gerçek kurtuluşu ise, başka baharlara ertelenecektir. Abdullah Öcalan’ın çizdiği sınırlar ve onun başında olduğu süreç ile düzenle barışık bir toplumsal yaşam sürdürülecektir. Devrimci demokrat hareketlerin aldıkları oylar ve çalışmalarına bakıldığında ise, tüm söylemlerine rağmen oldukça başarısız oldukları iddia edilebilir. Bunca laf kalabalığına rağmen, bunca sözüm ona sosyalizm propagandası eksenli çalışma gibi gösterilip, aslında düzenle, düzenin sınırları ile barışmaya dönük pratiğin bile güdük kalması oldukça anlamlıdır. İlkeler, tutarlılık, mevcut durum analizi ve taktiklerin bunun üstünde yürümesi gereğini kulak arkası eden, klasik ML ! söylemi statik sayıp , onun üstüne bina ettikleri sözüm ona taktiklerinde başarısız oldukları açık ve nettir.Koparılan kasırgalara rağmen, müthiş bir ajitasyon ve psikolojik savaşa rağmen, durum oldukça vahimdir. Bu hareketlerin şapkalarını önüne koyup düşünmeleri, yollarını yeniden gözden geçirmeleri elzemdir. Genel olarak düzenin başarılı bir sınav verdiği, bu oyunu bozacak unsurların kesinlikle suda bir damla bile olamadıkları, güç ve irade yetersizliğinin başat bir durum olduğu bir süreç yaşandı. Komünist devrimci hareket; kesinlikle sınıfta kalmıştır. Alınacak yolun daha uzun olduğunun farkındalığını yaşamak durumundadır. Geniş yığınların kendiliğinden bilinçlerinin bile gerisine düşen devrimci demokratlar ve reformist-revizyonistler ile arasına kalın çizgiler çekilmiştir sınıfın ve komünist devrimci hareketin. Komünist devrimci hareketin kendi ile sınıfı birlikte örgütlemesi, ileri doğru atılması, seçimlerdeki tutarlı,kararlı,ilkeli,anı gören ve değişime götüren taktiği, devrimci öngörüsü,inançlı,iradeli vs tavır ve tutumunu bir güç haline getirmesi kesinlikle zorunludur. Düzenle hesaplaşmanın başlangıcındayız. Yolun oldukça uzun olduğunu bir kez daha fark ettik. Geniş yığınlarla, organik bağlarımızın yetersizliği, etkinlik alanlarımızın sınırlılığı, devrimci demokrat hareket üzerindeki sağcı-tasfiyeci dalganın, ideolojik geriliğin,tutarsızlığın vs ne derece etkin olduğunu bir kez daha teyitledik. Her düşüş ve ya her taktiğin anlamsal yanını oldukça iyi kavradık. Zira taktiklerin , yaşama geçirilmek için belirlendiğini bir kez daha kavradık. Taktiklerin güç ile orantılı olduğunu bir kez daha gördük. Ama bir gördüğümüz daha var ki; ne olursa olsun tutarlılık,ilkelilik,durum tespitleri, düzenin açmazı, devrimci taktik,pratik vs sadece güce endeksli olmayıp; bu tamamen hareketin kimliğini,duruşunu ilgilendiren oldukça özgün bir karakterdir. Bu seçimlerde görülen odur ki, tutarlı,ilkeli,kararlı,süreci kavrayan,devrimci öngörü ile mücadelenin yönünün tespiti kesin olarak komünist devrimci yönelimin de özgül belirtisidir. Belli ki, güç ile politika kardeştir. Ama , komünist devrimci politika açısından tutarlılık,ilkelilik,duruş,devrimci duruş,yönelim vs ; güçten daha önemlidir. Zira bu tutarlılık,kararlılık,ilkeli,inatçı,doğru devrimci duruş ve çalışma sürdüğü ve proletarya ile kucaklaştığı oranda ardından siyasal başarılar da gelecektir. Yolumuz,alnımız açık olsun. Devrim uzak tarihlerin bilinmez duraklarında değildir. Yığınlar ile liderlerinin buluştuğu andadır.
__________________ KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.