DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM

GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe
Cevaplar
47
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2680
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12-03-2009, 07:06 PM   #41
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

Memur atağa kalktı işçi ne yapıyor? - Atilla Özsever



Kamu çalışanlarının 25 Kasım’daki eylemi, emek kesiminin mücadele azmini ve moralini yükseltti. Başbakan Erdoğan’ın “Grev yasadışıdır, sonuçlarına katlanırlar” şeklindeki sözleri memurları etkilemedi. Bu eylem, son yılların gerek yaygınlık gerekse de etkinlik açısından en başarılı eylemi niteliğini taşıyordu. Ülkenin hemen hemen büyük bir bölümünde kamu hizmetleri aksadı, emekçiler alanları doldurdu. Greve halkın da belli bir desteği vardı.
AKP’nin yasaklayıcı ve cezacı tavrı da, ne kadar demokrat olduklarını somut bir biçimde gösterdi. Memur örgütleri, grevli toplusözleşme hakkının gerekliliğini çok net bir biçimde ortaya koydu. Kamu çalışanları şimdi hükümetten net bir yanıt bekliyorlar, belli bir süre sonra, muhtemelen Mart 2010’a kadar yasal bir düzenleme yapılmaması halinde daha geniş çaplı eylemlere başvuracaklarını açıkladılar.
Hükümet ise, bu durum karşısında şöyle bir tavır takınabilir: “Madem grev hakkı istiyorsunuz, bu hakkı veririz ama sizleri de sözleşmeli statüye sokarız, memur teminatınız (iş güvenceniz) de ortadan kalkar.” Bu konu ciddi bir tartışma yaratacaktır.
Aslında hükümetin Kamu Personel Reformu adı altında yapmak istediği de memuru güvenceli istihdam hakkından mahrum edip rahatlıkla işten çıkarabileceği bir statüye sokmaktır. Avrupa’nın kimi ülkelerinde kamu hizmetinde çalışanlar işçi statüsünde olup grevli toplusözleşme hakkına sahip bulunduğu gibi İtalya ve Avusturya’daki memurlar ise, hem grev hakkına hem iş güvencesine sahipler. Keza Bulgaristan ve Romanya’daki memurlar da bu iki hakka birden sahip bulunuyorlar.
Evet memurları böyle bir eylemden sonra böyle bir gündem beklerken acaba işçi sendikaları ne yapıyor? 25 Kasım’da İstanbul’da yapılan eyleme Petrol-İş, Deri-İş, Birleşik ****l-İş gibi sendikaların başkanları ve Tek Gıda-İş’in Genel Sekreteri de katılıp destek verdi. Tek Gıda-İş’in Genel Sekreteri Mecit Amaç’a, “Türk-İş’in bu eyleme desteği nedir” diye sorduğumuzda, Amaç, esprili bir biçimde “Manevi olarak destekliyor” dedi.
Emek kesimi, önümüzdeki dönem, çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. İşsizlik çığ gibi büyürken yoksulluk had safhaya varacak, işten çıkarılanların kıdem tazminatları bitecek, kısa çalışma ödeneklerinin sonuna gelinecek, ulaşım, doğalgaz, elektrik başta olmak üzere zamlar üst üste gelecek, dolaylı vergiler artacak, sağlıkta ilaç ve muayene katkı payları daha da yükselecek…
İşte bu süreçte işçi ve memur başta olmak üzere tüm emek kesiminin birleşik bir mücadeleye hazırlanması gerekiyor. 25 Kasım’ın moraliyle ya böyle bir mücadele örgütlenecek ya da sendikalar tabela örgütü olarak kalacaklar…
Cumhuriyet / 03.12.09
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-03-2009, 07:06 PM   #42
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

25 Kasım ve sonrası… - Özgür Müftüoğlu



Bu köşede 13 Kasım tarihli yazımda, 25 Kasım grevinin başarısı konusunda endişeli olduğumu belirtmiştim. 25 Kasım günü işyerlerinden yoğun bir katılımla grevin gerçekleştiği ve önemli bir etki yarattığı haberlerini duyunca ve grev meydanına dönüşen Beyazıt’taki coşkuyu görünce, endişelerimin önemli ölçüde yersiz olduğunu düşündüm.

Söz konusu yazıda belirtmeye çalıştığım endişeler, büyük ölçüde grev kararının alınma biçimi ve grevin gerekçeleri konusunda emekçilerin ve toplumun yeterince bilgilendirilmemiş olmasından kaynaklanıyordu. Grev meydanında emekçi dostlarla sohbetlerden öğrendiğim üzere, özellikle son bir haftada işyerlerinde yürütülen çalışmalar etkili olmuş. Ayrıca Kamu-Sen’in ve Memur-Sen dışındaki diğer kamu emekçi örgütlerinin de greve katılmış olması, grevin kamu emekçileri için meşruluğunu artırmış. İşçi sendika ve konfederasyonları ile meslek örgütlerinin greve desteği ise diğer toplum kesimleri üzerinde grevi meşrulaştıran bir etken olmuş. AKP Hükümeti’nin özellikle son dönemde emekçileri ezen politikaları ve emekçileri aşağılayan söylemleri de grevin etkili olmasında önemli bir rol oynamış elbette.

Bir grevin başarısının, sadece katılımın yoğunluğu ve aldığı toplumsal destekle ölçülemeyeceğini de hemen belirtmek gerekir. Zaten 25 Kasım gibi “uyarı” amaçlı grevlerin tek başına nihai başarıyı getirmesi de beklenemez. Bu tür grevler, uzun soluklu mücadelenin bir basamağıdır. 25 Kasım grevinin başarısı, bu basamağı yerine koyabilmiş olmasından gelir. Yani bugün Türkiye’de emek mücadelesinin bu grev sayesinde 25 Kasım’ın bir gün öncesinden daha ileri bir noktaya taşınmış olduğu söylenebilir. Ancak bu başarının daha üst basamaklara çıkmak için kullanılması gerekir. 25 Kasım, yeni mücadelelere basamak oluşturacak biçimde algılanmaz ve devamı gelmezse, daha önce pek çok kez tanıklık ettiğimiz gibi “hoş bir anı” olmaktan ibaret kalacaktır.

25 Kasım’ın ileride “anısına kadeh kaldırılacak” bir eylem olarak kalmaması için sendikaların 26 Kasım’dan itibaren önümüzdeki mücadele yol ve yöntemlerini planlaması gerekir. İşte bu noktada, 13 Kasım tarihli yazıda “grev” eylemi üzerinden dillendirmeye çalıştığım görüşleri savunmaya devam edeceğim.

Sadece grev değil, emek mücadelesinde gerçekleşecek tüm eylemler için ön hazırlık çok önemlidir. Gerek emekçilere gerekse topluma yönelik olarak gerçekleştirilecek hazırlıklar, sadece bir eylem kararı alındıktan sonra yerine getirilmeye çalışılmamalıdır. Sendikalar sürekli olarak eğitim, araştırma ve yayın çalışmalarıyla bu hazırlığı yürütmelidir. Emekçilerin çok büyük bir kısmı sistemin en etkili propaganda araçları olan medyanın etkisi altında, sadece sınıflarından değil, kendilerinden bile yabancılaşmışlardır. Bunu aşabilmenin tek yolu, mevcut emekçi örgütlenmelerinin, elindeki tüm olanaklarla bu yabancılaşmayı ortadan kaldırabilmesidir. Bu da ancak işyerlerinde, mahallelerde, spor müsabakalarında ve diğer yaşam alanlarında onlarla iletişim içinde olabilmekle mümkündür. 25 Kasım grevi için son bir haftadaki çabanın verdiği sonuca bakınca, bunun sürekli hale gelmesiyle ortaya çıkacak sonucun ne kadar muhteşem olacağını hatırlatmak isterim.

Emek mücadelesinde başarı için diğer bir koşul da, mücadele yol ve yöntemlerinin demokratik karar alma mekanizmalarının eksiksiz biçimde kullanılmasıdır. Uygulama bakımından çok kolay olmadığı düşünülebilir ama bu konuda işyeri temsilciliği, delegelik gibi mekanizmaların sendikal demokrasinin en temel kurumları olduğunu unutmamak gerekir. Maalesef mevcut sendikaların hemen hiçbirinde bu mekanizmalar yeterince işlevsel hale getirilememiştir ve sendikalarda merkeziyetçi bir yapı vardır. Bu yapının varlığını sürdürmesi, sendika yönetimlerini tabandan kopartmakta ve bu kez de emekçilerin sendikalarına karşı yabancılaşması durumu ortaya çıkmaktadır. Bu da örgütlü mücadelenin önündeki en önemli engeldir.
Sözün özü: 25 Kasım grevi, uzun süredir “üzerine ölü toprağı serpilmiş” olan kamu emekçi hareketinin yeniden canlanışı olmuştur. Bu canlanma, doğru yol ve yöntemlerle belirlenecek mücadelelere kaynaklık etmeli ve Türkiye emek hareketi adım adım hedefine doğru ilerlemelidir.
Evrensel / 27.11.09
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-04-2009, 07:48 PM   #43
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

AKP ‘Demokrasisi’ne karşı 25 kasım grevi uluslararası hukuk’la savunulabilir mi? - Özgür Müftüoğlu



AKP’nin son dönemde dilinden düşürmediği “demokrasi” konusunda gerçek yüzü, 25 Kasım greviyle bir kez daha ortaya çıktı. 25 Kasım öncesinde başlayan AKP’nin emekçilere yönelik tehditleri grevin ardından Başbakan’ın “Bir ülkede yasaların çiğnenmesine müsaade edilirse, o ülke yolgeçen hanına döner” sözleriyle devam etti. Siyasi iktidara sahip olanların toplumdan böylesine büyük tepki alması elbette kolay hazmedilir bir durum değildir.
Zira hükümetin yönetimi altındaki yüz binlerce kamu emekçisi ve onlara destek olan milyonlarca yurttaş, hükümetin “iktidar”ını sorgulamış ve uyguladığı politikalara karşı çıkmıştır. Hem de bu karşı çıkış, sınıfsal bir eylemle yani grevle gerçekleşmiştir. Hükümete yönelik tepkilerin grev gibi işçi sınıfının en güçlü silahı aracılığıyla gerçekleşmesi, tepkinin sadece AKP hükümetine değil onun temsilcisi olduğu ve iktidarının kaynağı olan kapitalist sisteme yönelik olduğunu da göstermektedir. Dolayısıyla AKP, sadece kendi iktidarına değil, temsil ettiği sisteme karşı tepkilerin ve tehditlerin yoğunlaştığını da hissetmiştir. İktidarını tehdit altında hisseden mutlakıyet rejimleri gibi AKP de tehdit ve baskı yoluyla kendisini tehdit eden gücü sindirme yoluna gitmiştir. Yasalar, siyasi iktidarların ve onun temsil ettiği egemen sınıfın çıkarlarını meşrulaştırmanın ve tehdit olarak gördüğü unsurları ortadan kaldırmanın en temel dayanağıdır. Egemen gücün çıkarları bir kez yasal metinler haline dönüştü mü –yasama sürecinde demokrasinin ne ölçüde geçerli olduğuna bakmadan- ona karşı çıkmak da artık “suç” haline dönüşmüş demektir. AKP de bu doğrultuda bir taraftan sistemin çıkarlarına uyan yasaları sahiplenirken, diğer taraftan –demokratik olmayan bir seçim süreci sonucunda elde ettiği- 7 yıllık iktidarı süresince çıkarttığı yeni yasalarla sistemin ve iktidarının varlığını güçlendirmeye çalışmıştır.
25 Kasım grevi karşısında göstermiş olduğu tepki, AKP iktidarının –işine geldiği zaman karşı çıktığı- yasaların ardına saklanma gayretini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. AKP bugün kimi kesimlerce Türkiye’de “Demokrasinin mimarı ve güvencesi” olarak ilan edilmektedir. Demokrasi kavramını, kapitalizmle bütünleşme ve piyasanın serbestleşmesi -ABD’nin Irak’ta ve Afganistan’da yaptığı gibi- olarak gören kesimler için AKP’ye yönelik bu niteleme doğru olarak kabul edilebilir. Ancak demokrasi, toplumsal özgürlükler bağlamında nitelendiriliyorsa AKP, bırakınız demokrat olmayı tam tersine -25 Kasım grevinde de görüldüğü gibi- özgürlükleri sınırlayan, otoriter, baskıcı bir anlayışa sahiptir. AKP’nin 25 Kasım grevi karşısında demokrasiden uzak, yasaların ardına sığınan tehditkar ve baskıcı tutumu karşısında KESK yönetimi, uluslararası hukuku referans alarak grevin yasallığını ispata yönelmiştir. Hukuk zemininde –yargı sürecinde- her türlü yasal dayanak üzerinden savunma yapmak elbette gereklidir. Ancak sınıf mücadeleleri –ya da Başbakan’ın tabiriyle “ideolojik” mücadeleler- sadece yasal zemin içinde yürütülemez.
Kaldı ki yasal savunma için referans alınan kaynaklara ait yaklaşımların AKP’den pek farklı olmadığını da unutmamak gerekir(!) AKP, 7 yıllık iktidarı boyunca sürekli olarak söz konusu uluslararası kaynaklara dayanarak icraatta bulunmuştur. Bunların başında da AB hukuku gelmektedir. AB, tıpkı AKP gibi demokrasiyi piyasanın serbestleşmesiyle sınırlandıran bir anlayışa sahiptir. Zaten 25 Kasım’da greve çıkan emekçilerin gerçek sorunu olan çalışma yaşamında esnekleşme, güvencesizlik ve kamu hizmetlerinin piyasalaşmasına yönelik uygulamaları da AKP, AB’nin direktifleri doğrultusunda yapmıştır. KESK’in yasal dayanak olarak referans verdiği ILO da piyasa ekonomisinin hakimiyetiyle birlikte işlevsiz hale gelmiş bir kurumdur. ILO’nun ne sermaye ne de devletler üzerinde yaptırım gücü yoktur. Dolayısıyla Anayasa’nın 90. maddesinden yola çıkarak uluslararası kurumların yasa ve normlarından medet ummak emek mücadelesini hiçbir yere götüremez.
Yapılması gereken; uluslararası hukuktan beklenti içine girmek yerine emeğin örgütlülüğünü ve mücadele gücünü yükseltmektir. Zira, sermaye ve onun temsilcileriyle mücadele, ulusal ya da uluslararası yasalarla değil, emeğin üretimden ve dayanışmadan gelen gücü ile gerçekleşebilir(!)
Evrensel / 04.12.09
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-06-2009, 09:09 AM   #44
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

25 Kasım uyarı grevi on binlerin katılımı ve coşkuyla gerçekleşti… / KB



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Kazanana kadar grev, kazanana kadar mücadele!


25 Kasım bir günlük uyarı grevi tüm ülkede belli bir katılımla gerçekleşti. On binlerce emekçi gerçekleştirdiği eylemlerle taleplerini haykırdı. Her ne kadar devlet güdümlü sendika Kamu-Sen iş bırakma eylemini sevk eylemine çevirerek eylem kırıcılığı yapsa da ağırlığını KESK üyelerinin oluşturduğu emekçiler iş bırakarak alanlara çıktılar. Ne yazık ki KESK içinde de sevk alarak eylemi kıranlar oldu. Ama bunda KESK yönetiminin payı da büyüktür. Zira KESK yönetimi eyleme sevkli katılmak isteyen emekçilerin el altından desteklenmesi gerektiğini ifade etmiş, eylemin kırılmaması yönünde bir çaba göstermemiştir. Ancak bu durum eylemin toplam etkisini ve gücünü azaltmamakta, önemli eksikliklerine işaret etmektedir.
Kamu emekçileri hareketinin uzun bir dönemdir içinde bulunduğu sessizliğe ve geri çekilmeye rağmen 25 Kasım eylemiyle birlikte öncüleri şahsında gösterilen sınırlı çaba ve irade sonucunda on binlerce kamu emekçisi harekete geçirilebildi. Emekçi kitlelerin toplumsal desteği alabildi.
25 Kasım eylemi talepleri net, zamanı önceden ilan edilmiş, belli bir planlama çerçevesinde fiili-meşru bir eylemin tabandan, işyerlerinden doğru örgütlenme güç ve iradesi gösterilebildiğinde on binleri harekete geçirebileceğini göstermiştir. Zira 25 Kasım eylemi günü geçiştiren, birbirini tekrar eden eylemlerle “taban hazır değil” argümanına sığınan KESK reformistlerinin yanılgısını göstermiştir. Sınırlı ve dağınık bir çabaya rağmen kendi sınırları içerisinde azami bir başarıyla gerçekleşen 25 Kasım eylemi devrimci bir mücadele programı ve anlayışı çerçevesinde fiili-meşru mücadelenin ihtiyaçlarını dile getiren ve devrimci önderlik boşluğuna işaret eden Sosyalist Kamu Emekçileri’nin haklılığını bir kez daha göstermiştir.
25 Kasım’ın başarısının arkasında öncü, devrimci kamu emekçilerinin çabası ve basıncıyla değişik şekillerde oluşturulan, işyeri gezilerini planlayan ve gerçekleştiren, hazırlanan materyalleri etkin kullanan, grev pankartlarını işyerlerine asan komite ve komisyonlar bulunmaktadır. Eylemi örgütleyen taban inisiyatifleri hem işyerlerinin nabzını tutmayı başarabilmiş, hem tabandaki emekçilerin soruşturma terörü vb. baskılardan duyduğu kaygıları gidermeye çalışmış, hem de eylem gününü ve sonrasını işyerlerinde tartışmaya açmaya çalışmıştır. Kuşkusuz bu yönlü bir çabanın KESK’in bütünü tarafından sergilendiğini söylemek mümkün değildir. Ancak sözkonusu çabaların sınırlılıklarına rağmen kamu emekçileri hareketinde bir canlanma yarattığı açıktır.
Daha öncesinde gerçekleştirilen iş bırakma eylemlerinde yaşanan eylem günü işyerlerinin boş bırakılması 25 Kasım’da nispeten ortadan kaldırılmıştır. Birçok işyerinde emekçiler grev önlüklerini giyerek, “Bu işyerinde grev var!” pankartını asarak eylem saatine kadar işyerlerinde bekleyerek diğer emekçileri greve katılmaya çağırmışlardır. Bildiri dağıtımlarıyla, ajitasyon konuşmalarıyla, basın açıklamalarıyla diğer emekçi kesimleri desteğe ve dayanışmaya çağırmıştır. Böylesi bir hazırlığın eyleme katılımı arttırdığı bilinmektedir.
Eylemin başarılarından birisi de ön hazırlık sürecinde eylemin taleplerinin geniş kamu emekçileri kitlesine anlatılması ve taleplerin kazanımı için emekçilerin eyleme çağrılmasıdır. Bilindiği gibi öncesinde KESK, kamu emekçilerinin taleplerini geniş emekçi kesimlere maletmeye çalışmak yerine söz konusu hazır kitlesini harekete geçirmeyi hedefleyen sınırlı bir pratiğe imza atmakla yetinmekteydi. 25 Kasım eylemiyle birlikte bu sınırlılığı zorlayan bir hat izlenmeye çalışılmıştır.
25 Kasım eyleminin diğer başarılarından birisi de bir yandan işyerindeki emekçiler mücadeleye çekilmeye çalışılırken diğer yandan kamu hizmetlerinden faydalanan geniş emekçi kitlelerin desteğe ve dayanışmaya çağrılmış olmasıdır. Bunun sonucunda da eylem geniş emekçi kitleler tarafından sahiplenilmiştir. Bu sahiplenme eylem alanlarına kitlesel katılım şeklinde doğrudan yansımasa bile okul, hastane, vergi dairesi vb. kamu hizmet alanlarında ve yerelliklerde gerçekleştirilen eylemlere yansımış, birçok emekçi çocuklarını okullara göndermemiş, hastanelerdeki yığılma o gün daha az olmuştur.
25 Kasım sendikasız kesimlerde de bir ilgi ve sempati yaratmış, sınırlı da olsa örgütsüz kesimler eylemlere katılmıştır. Eylem alanında ise katılımın ağırlığını kamu emekçileri oluşturmuştur. Özellikle eğitim emekçileri katılımıyla dikkat çekmiştir. Eylemin ön hazırlığının görece güçlü geçmesinin bir sonucu olarak da eyleme genç ve deneyimsiz kamu emekçilerinin katılımı yoğun olmuştur.
Eyleme katılım anlamında öne çıkan bir diğer kesim ise başta liseliler olmak üzere gençlik kitlesidir. Özellikle devrimci güçlerin ve reformist çevrelerin kortejlerinde gençlik kitlelerinin katılımı dikkat çekmiştir.
Eyleme hazırlık çerçevesinde gerçekleştirilen işyeri gezilerinden yansıyanlar KESK reformistlerinin iddia ettiği gibi tabanın “geri” olduğu söyleminin herhangi bir gerçekliği olmadığını göstermiştir. Zira tabandaki emekçilerin birçoğu iş bırakma gibi hak alıcı bir eylemin hayata geçirilmesi konusunda geç kalındığını ifade etmiş, eylemin arkasının gelmesi gerektiğini dile getirmiş ancak sendikalara duyduğu güvensizlik nedeniyle sürece temkinli yaklaşmıştır. Ne yazık ki tabandaki emekçinin eğilimi ve ruhhali böyleyken hareketin öncüsü konumundaki unsurlar ise “eylem kararı üstten dayatıldı, tabana sorulmadı, taban istemiyor” vb. söylemlerle görev ve sorumluluklarını yerine getirmekte atıl davranmıştır. 25 Kasım eylemi, tabanın mücadele istek ve dinamiği taşıdığını ancak üzerindeki ölü toprağını silkelemesi gerekenin asıl olarak öncü kamu emekçileri olduğunu göstermiştir. KESK reformistleri kendi umutsuzluklarını tabana dayatarak, mücadele kaçkınlıklarını tabana mal ederek görev ve sorumluluklarından kaçmaktadırlar. 25 Kasım eylemi artık bu kaçışın bir gerçekliği ve inandırıcılığı olmadığını bir kez daha açığa çıkarmıştır.
Önden talepleri ve hedefi net bir eylem süreci belirlendiğinde, yetersiz de olsa bu süreci örgütleyecek mekanizmalar oluşturulduğunda, tabana, işyerlerine yönelindiğinde, bir parça çaba gösterildiğinde, dirayetli davranıldığında ve işin başına geçildiğinde hiçbir şeyin imkansız olmadığı bir kez daha kanıtlanmıştır. 25 Kasım’ın en önemli kazanımı budur.
25 Kasım’ın bir günlük iş bırakma şeklinde uyarı grevi olduğu düşünüldüğüne eylemin sevk, izin, rapor vb. biçimlerde kırılmasına geçit vermeyecek bir hazırlık yapılması gerekirdi. Eylemin en önemli eksiklerinden birisi budur. Daha önce soruşturma terörüne maruz kalan kamu emekçilerinin en büyük çekincesi soruşturma terörüydü. Hatta birçok emekçinin 25 Kasım günü iş bırakırsa ne tür bir “ceza” alacağı konusunda bir bilgisi bulunmuyordu. Eylemin ön hazırlık sürecinde eksik bırakılan yanlarından birisi de bu oldu. Ön hazırlık sürecinde eylemin meşruluğu daha güçlü işlenebilir, soruşturma terörüne karşı hukuk mücadelesinin yanı sıra fiili bir takım eylemliliklerle sendikanın emekçilere sahip çıkacağı, soruşturmalar geri çektirilene kadar fiili eylemliliklerle sürecin devam edeceği işlenebilir, emekçiler bu bilinçle donatılabilirdi. Ancak KESK’in söylemi “soruşturmalara karşı hukuk mücadelemiz sürecek” söylemiyle sınırlı kaldı. Devlet ve hükümet yetkililerinin söylemlerine ve tehditlerine bakılırsa 25 Kasım’ın soruşturma ve cezalarla bastırılmaya, yarattığı güven ortamının bu şekilde zedelenmeye çalışılacağı ortadadır. Bu nedenle soruşturma terörüne karşı fiili eylemliliklerin hayata geçirilmesi için geç kalınmış değildir. Üstelik 25 Kasım bir uyarı greviyse sonrasının bugünden gündeme getirilmesi, yine somut talepler ve hedefler etrafında örgütlenmesi gerekmektedir. Soruşturma terörü de bu sürecin önemli bir parçası ve mücadele konusu edilmelidir.
25 Kasım kamu emekçilerinde anlamlı bir moral ve motivasyon yaratmış, alanlara akan onbinlerce kamu emekçisinin coşkusu ve kararlılığı öne çıkmıştır. Şimdi kazanıncaya kadar grev, kazanıncaya kadar mücadele için harekete geçme zamanıdır. 25 Kasım’ın ardından tüm işyeri ve sendika şubelerinde eylemi, ön hazırlık sürecini ve sonrasını değerlendiren, olumlulukların altını çizerken eksikliklerini mahkum eden değerlendirme toplantıları yapılmalı, daha etkin, yaygın ve güçlü bir hazırlıkla süresiz iş bırakma eylemi hedefiyle mücadele devam etmelidir.
Hiç vakit yitirilmeden 25 Kasım’ın arkası gelmeli, mücadele daha da yükseltilmelidir. Bir yandan devlet yanlısı, eylem kırıcı Kamu-Sen ve Memur-Sen’in işbirlikçi mücadele anlayışı teşhir edilirken diğer yandan tabanını kucaklayacak araç, yol ve yöntemler belirlenmeli, tarihi bugünden ilan edilmiş, talepleri netleştirilmiş ve değişik araçlarla gündemleştirilmiş bir mücadele programı oluşturulmalı, 25 Kasım’ın eksikleri giderilerek mücadeleye devam edilmelidir. 25 Kasım’ın gösterdiği en anlamlı ve önemli deneyim olan örgütlenme komisyonları, grev ve direniş komiteleri vb. taban inisiyatifleriyle süreç örgütlenmelidir.
(Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/46, 04 Aralık 2009)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-08-2009, 07:06 PM   #45
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

25 Kasım grevi üzerine değerlendirme ve öneriler
İşçi Mücadelesi

Pazartesi, 07 Aralık 2009

25 Kasım grevinin Türkiye çapında yaygın ve geniş bir katılımla gerçekleşmesi ve emekçi halk tarafından yaygın bir sempatiyle karşılanması sınıf mücadelesi açısından önemli bir kazanım olarak karşımızda durmaktadır. Emekçi sınıfların ekonomik krizin yükü altında ezildiği koşullarda 25 Kasım grevinin yığınlar üzerindeki olumlu moral etkisi bile tek başına değerli olarak görülmelidir. Tüm bunların yanında bir zaferden ya da somut bir başarıdan söz etmek için henüz çok erken olduğu açıktır. 25 Kasım grevinin olumlu yönlerini ileriye taşımak ve emekçi sınıflar açısından somut kazanımlara ulaşmak için yaşadığımız süreci soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekir.
Daha önce sınıf için sendika olarak 25 Kasım grevinin güçlü ve zayıf olan yönlerini şu şekilde değerlendirmiştik:

"Uyarı grevinin zayıf görünen yanı kamu emekçisi kitlesinin bu tür bir eyleme hazırlıklı olmayışıdır. Bu hazırlığın yapılamamış olması kuşkusuz işyerleriyle kalıcı ve sürekli bağlar kurmayı genel politik ve sendikal mücadele karşısında geri plana atan hakim anlayışın (hem KESK yönetimindeki hem de geçmişte yönetimde yer alan şimdi muhalefete geçmiş grupların paylaştığı bir anlayıştır bu) sorumluluğundadır. Bu eksikliğe uyarı grevini takip eden bir eylem planının hazırlanmamış olması da eklenmelidir. 25 Kasım'daki uyarıya hükümetin göstereceği muhtemel tepkiler karşısında mutlaka önceden planlanmış ve kamuoyuna duyurulmuş bir planın olması gerekirdi...
Uyarı grevinin görünen iki güçlü yanı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve hükümetin bu süreçteki sınıf düşmanı politikaları dolayısıyla eylemin meşruiyet zemininin son derece sağlam olmasıdır. Bu zemin kamu emekçilerinin sınıfın diğer bileşenleri ve tüm ezilen, yoksullaşan kesimlerden geniş destek görmesinin koşullarını yaratmaktadır... Uyarı grevinin diğer güçlü yanı KESK'in, diğer büyük kamu emekçisi sendikası olan Kamu-Sen'le birlikte bu eylemi örgütleme kararı almış olmasıdır. Etkili bir ortak çalışma 650 bine yakın üyesi olan bir potansiyelin harekete geçirilmesi demektir ki ancak bu tür bir seferberlik uyarı grevini gerçek anlamda başarılı kılacaktır."

Grevin başarısı için güçlü yönlerimize dayanarak eksikliklerimizi gidermek gerektiğini savunmuştuk. Nitekim ortak eylem kararı, grev dolayısıyla kamu hizmetinin aksatılabilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yine grevin içinde gerçekleştiği ekonomik koşullar, (KESK yönetiminin çok özel bir çaba göstermesine gerek kalmadan) halktan yaygın bir destek görülmesini sağladı. Bu desteği başarı hanesine yazıp, eksiklerimizi görmemek hata olur. Halkın desteği, diğer işçi konfederasyonlarından etkili ve eylemli destek almak için daha yoğun çaba gösterilmesi halinde önemli sonuçlar alınabileceğini göstermiştir. Oysa KESK daha önce işçi mücadelelerinde aldığı sembolik destek tutumunun benzer bir karşılığını işçi sendikaları ve meslek örgütlerinden görmüştür. 25 Kasım grevinden alınacak ders KESK'in kendini gerçek anlamda sınıf mücadelesinin bir parçası olarak görmesi ve örgütlemesidir. Bunun anlamı basın açıklamalarından ibaret dayanışmaların ve "dostlar alışverişte görsün" yaklaşımının terk edilmesi ve ekonomik kriz karşısında tüm emekçilerin kuracağı ortak bir barikat olarak genel grev hazırlığına başlamasıdır.

Önümüzdeki mücadele döneminde sendikaların bölünmüşlüğü önemli bir handikap olarak karşımızda dururken bu handikapı avantaja dönüştürmenin tek yolunun da birleşik cephe politikası olduğu açıktır. Grevden önce bu konuda uyarı ve önerilerimizi yapmıştık:
"Kamu-Sen pratiği dolayısıyla haklı olarak "devlet güdümlü" sendika olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu Kamu-Sen'le ortak eylem kararı alıp bunun sadece kağıt üstünde kalmasına razı olmayı haklı çıkartmaz. Kamu-Sen'in daha önceki deneyimlerden de bilindiği gibi geniş bir seferberlikten kaçınarak ya da eylemi kendi inisiyatifiyle yumuşatarak (şimdiden grev yerine iş bırakma kavramını kullanıyorlar) işin sadece siyasi getirisine (eylemi MHP'nin AKP hükümeti karşısındaki pozisyonunun destekleyici unsuru haline getirmek isteyecekler) odaklanması kuvvetle muhtemeldir. İşte bu sebeple Kamu-Sen eylem alanına çekilmelidir. İşyerlerinde ortak hareket etmeye gayret gösterilmelidir. Eylem içinde beraberken satmak hem zorlaşır hem de bedeli kitlelerin (başta Kamu-Sen'in kendi üyelerinin) gözünde daha ağır olur. Siyasi saiklerle herkes kendi köşesine yaklaşımı KESK'in değil Kamu-Sen'in ve daha da önemlisi uyarı grevinin zayıf geçmesini isteyen hükümetin çıkarına olacaktır."

Ne yazık ki "herkes kendi köşesine" yaklaşımı ağır basmıştır. Hem alanlarda hem de işyerlerinde ortak bir çalışmanın koşulları yaratılamamıştır. Merkezi olarak baştan alınan karar işyerlerinde ortak çalışmaları fiilen engelleyici rol oynamıştır. Peki bundan kim kazançlı çıkmıştır? Açıktır ki bundan kazançlı çıkan Kamu-Sen'dir. Kamu-Sen, KESK'i şovenist bir propaganda eşliğinde sol bir siyasi çevre olarak göstermeye çalışmakta ve bu şekilde KESK aleyhine güçlenme hedefi gütmektedir. Bu propagandanın işyerlerinde etkili olduğunu kimse yadsıyamaz. KESK baştan itibaren "herkes kendi köşesine" tavrını benimseyerek (Kamu-Sen'in bu tutuma seve seve katıldığını eklemeliyiz) kara propagandaya karşı pratikte bir yanıt verme ve kamu emekçilerinin en geniş kesimine eylem içinde kendini gösterme olanağından yoksun kalmıştır. Şimdi sıradan bir kamu emekçisinin gözünde KESK hala solcu bir sendikadan ibarettir ve bunun anlamı solcu olmayan kamu emekçilerinin nezdinde Kamu-Sen'in tek alternatif olarak öne çıkmasıdır. Eğer KESK, bir sınıf sendikası olmayı ve tüm kamu emekçilerinin esas çatısı olmayı hedefliyorsa bu durumu bir sorun olarak görmek ve bu sorunu giderecek etkili politikalar üretmek zorundadır.

Nihayet kamu emekçilerinin greve hazırlıklı olmayışı daha doğrusu sendikalar tarafından greve yeterince hazırlanmamış olduğu gerçeğiyle tekrar ve tekrar yüzleşmek gerekmektedir. Ne yazık ki greve yönelik hazırlık olarak, yaz aylarında düzenlenen "TİS yoksa grev var" yürüyüş ve mitingleri ile bu konuyla ilgili yapılan basın açıklamalarının ötesinde bir çabadan söz etmek olanaksızdır. Grev hazırlığını ne kadar iyi yaptığınız, grev sözünü ne kadar çok söylediğinizle ya da bu konuda ne kadar kararlı durduğunuzla ilgili değildir. Bir sendika eylemden, mitingden, yürüyüşten, grevden önce işyerinde çalışanlarının güvenini kazanmak zorundadır. Bu, en küçük hatta en önemsiz görünen sorunda bile sendikanın aktif tutum alması üyesinin yanında olması, ayağını işyerine basmasıyla mümkündür. Eğer yukarıda grev kararı alıp daha sonra kararı uygulamak için işyerlerine ayak basıyorsak burada sorun var demektir. KESK'in işyerleriyle sürekli ve etkin bağ kuramama sorunu kronikleşmeye doğru giderken, bu durum kamu emekçilerini ilgilendiren günlük olaylarda sendikanın refleks gösterememesi hatta diğer sendikaların gerisinde kalmasına neden olmaktadır.

Eğer bu 25 Kasım grevinin uyarı niteliğinin başarılı olduğunu düşünüyorsak, o zaman uyarının sonrasında gelecek olan adımı atmaya hazırlanmak gerekir. Bu hazırlığı yapmak da eksik yanlarımızı doğru bir şekilde görüp gidermekle mümkündür. Uyarı grevinden sonra artık yapacağımız eylemler somut kazanım elde etmeye yönelik olmak zorundadır. Bayram öncesinde bir gün iş bırakarak meydanlarla miting yapmakla, hükümete diz çöktürene kadar sürecek gerçek anlamda bir grevin örgütlenmesinin aynı şey olmadığı açıktır. Bunun için başta KESK ve bağlı sendikaların yönetimleri işyerlerine ağırlık vermeye, uyarı grevinin başarısının sonucunu medyada ve kamuoyu nezdinde prestij ve sempati olarak değil işyerlerinde örgütlenmenin büyümesi olarak görmek zorundayız. Sınıf için sendika isteyen kamu emekçileri olarak dün olduğu gibi bugün de bu doğrultuda var gücümüzle çalışmaya ve tüm KESK'lileri de bu doğrultuya çağırmaya devam edeceğiz.


Önerilerimiz:
  • KESK 25 Kasım grevinin moral desteğini arkasına alarak derhal bir örgütlenme atağına girişmelidir. Bu örgütlenme atağı üyesi sayısının arttırılmasının yanı sıra işyerlerinde yeni sendikal örgütçüler yaratılmasını hedeflemelidir.
  • 25 Kasım grevinin başarısındaki en önemli etkenin ekonomik kriz koşullarının kitlelerde yarattığı tepki olduğunu düşünürsek, bu tepkiyi etkin ve örgütlü kılmak için mutlaka diğer sınıf örgütleriyle işbirliği geliştirilmelidir. Özellikle eylem alanlarında birlikte yer aldığımız daha mücadeleci bir tutum sergileyen işçi sendikaları ile konfederasyon farkı gözetmeksizin güç birliği yapılmalı ekonomik kriz karşısında ortak talepler çerçevesinde platform ve eylem birlikler örgütlenmesi hedeflenmelidir.
  • Uyarı grevinin gereğini yerine getirmek yeni grevlere hazırlanmakla mümkündür. Sonuç almaya yönelik yeni grevlerin daha üst düzey bir örgütlülük düzeyi gerektirdiği açıktır. Bununla birlikte yeni grevin mutlaka işçileri de kapsayacak şekilde düşünülmesi, planlanması ve örgütlenmesi zorunludur.
  • Nihayet uzun dönemli perspektif olarak örgütlenmemizi ve eylemlerimizi adım adım yükselterek, yeni grev deneyimleri yaşayarak tüm gücümüzü bir genel grev, genel direniş örgütlemek için biriktirmek gerekmektedir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-11-2009, 12:46 PM   #46
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

Yeni bir başlangıç

25 Kasım memur genel grevi, emekçi memurlar arasındaki biriken toplumsal öfkenin ve mücadele eğiliminin güçlü bir yansıması oldu. Greve katılım, yüzde 90'lar düzeyine ulaştı. Türkiye ve Kürdistan'ın bir çok yerinde emekçiler sokaklara çıktı. Başta İstanbul, Ankara gibi iller olmak üzere sokaklarda kararlılık ve kitlesellik hakimdi. Grev coşkusu sabah saatlerinde başladı. Üretim ve hizmet birimlerinde grev pankartlarının asılması ve yapılan açıklamalarda da kitlesellik belirgin bir unsurdu.
Halk, grevi sahiplendi. Sokaklarda toplumsal dayanışma yaşandı. İşçiler dayanışma greviyle, öğrencilerse boykotla kısmi de olsa greve destek oldular, alanlarda emekçi memurlarla birleştiler. DİSK ve bağlı sendikalardan Nakliyat-İş'in dayanışma grevi anlamlıydı. Alanlarda ve grevde yaşanan dayanışma, grevin, memur genel grevi sınırlarını zorlamasını sağladı. Toplumsal hareketin değişik dinamiklerinin dayanışma ve birleşik mücadelesi eğiliminin güçlenmesine hizmet etti.
Başbakanın ve hükümet yetkililerinin grev öncesi yaptıkları tehditler kararlılığı etkilemedi. Aksine hükümetin izlediği politikalara karşı duyulan öfkenin yansıması oldu. AKP Hükümetinin sermayenin hükümeti olduğunu, emek düşmanı yüzünü grev somutunda teşhir etti. Emekçi memurların grevli toplu sözleşmeli sendika talebi ısrarını sürdüreceklerini gösterdi. Temel tüketim maddelerine misliyle, ulaşıma yüzde 35 zam yapıldığı koşullarda, yüzde 2.5+2.5 düzeyindeki komik ücret artışlarını benimsemeyeceklerini ilan etti. Aynı zamanda emekçilerin, yaşanan ekonomik krizin yükünü üstlenmeyeceklerinin kararlı bir ifadesi oldu.
Grev, emekçi memur hareketine ve toplumsal harekete güçlü bir nefes aldırdı. Emekçi memurlara mücadeleci bir özgüven aşıladı. Emekçi memur hareketinin meşru mücadele geleneğinden güç alarak ilerleyebileceğini, yaşanan tıkanıklığı aşmanın yolunun da buradan geçtiğini bir kez daha gösterdi. 25 Kasım emekçi memur genel grevi, memur hareketinin mevcut durumu ve toplumsal hareketin özellikleri dikkate alındığında yeni bir başlangıçtır.
25 Kasım grevinin başarı düzeyi, etki ve sonuçları, beklentilerin, hazırlık düzeyinin oldukça ötesindedir. Grevle ilgili kapsamlı bir hazırlık yürütülmediği, hazırlığın esas olarak son bir haftaya sıkıştığı belirtilmelidir. Hazırlık zayıflığına rağmen grevin sonuçları, emekçi memur kitlesinin mücadele kararlılığını net olarak açığa çıkardı. Keza, meşru mücadele gücünü gösterdi. Şüphesiz ki, grevin başarısında KESK ve Kamu-Sen'in ortak hareket etmesinin de rolü oldu. Başta KESK yönetimi olmak üzere, sendikal önderliğin kararlılık göstermesini yok saymaksızın, bu grev esas olarak tabanın, emekçi memur kitlesinin başarısıdır.
25 Kasım emekçi memur genel grevinin yeni bir başlangıç özelliği taşımasını sağlayan önemli bir unsur, taban inisiyatifini açığa çıkarmış olmasıdır. Kendi gücüne ve tabana güvensiz, meşru mücadele hattından yürümekte ikircimli ve isteksiz sendikacılara verilmiş anlamlı bir mesajdır.
Emekçi memur hareketi, taban inisiyatifine dayalı ve meşru mücadele pratiğini esas alarak gelişti. Sendikanın kuruluş sürecinin ve '90'lı yılların özellikle başlarındaki mücadele çizgisinin başarısı bu sayede oluştu. Fakat süreç içerisinde, reformcu ve statükocu sendikal önderlik altında emekçi memur hareketi bu çizgiden giderek uzaklaştı. 2000'li yıllar boyunca izlenen durumu idare etme pratiği, kendi iradesizliğini tabana yükleyen mücadele çizgisi, emekçi memur hareketinin tıkanıklık yaşamasına, sendikal krize sürüklenmesine neden oldu. Sonuç alma kararlılığının yerini yasak savma ve var olanı koruma eğilimi aldı. Bu ise, yaşanan tıkanıklığı derinleştirmekten başka bir sonuç vermedi.
Tıkanıklığı ve sendikal krizi aşmanın yolunun meşru mücadeleden ve tabana güvenden geçtiği, 25 Kasım greviyle bir kere daha görüldü. Grev, emekçi memur hareketinin yanında, toplumsal hareketin diğer bölükleri için de yol gösterici olacaktır. Aynı zamanda işçi sınıfı ve emekçilerin, hükümetin sermaye yanlısı politikalarına, ekonomik krizin yol açtığı yıkıma karşı mücadelelerinde güçlü bir etki sağlayacaktır.
Grev başarıldı, yeni ve güçlü bir başlangıç yapıldı; fakat bu her şey değildir. 25 Kasım grevi, yolu açtı ve buradan ilerlendiğinde başarılı olunacağını gösterdi. 25 Kasım, başarılı bir grev pratiği olarak kalmamalıdır. Emekçi memur hareketinin sonuç alıcı bir perspektifle ilerletilmesinde basamak yapılabilirse amacına ulaşmış olacaktır. Emekçi memurlar grevle özgüven aşıladılar, daha kararlı ve sonuç alıcı mücadelelere hazır olduklarını gösterdiler. Şimdi grevin gücünü arkalayarak somut kazanımlar elde etmeyi amaçlayan bir hareket ve mücadele planı çıkarılmalıdır.
Grevi yasadışı ilan eden hükümetin soruşturma terörüne pabuç bırakmaksızın somut kazanımlar hedeflenmelidir. O zaman yeni bir başlangıç, iyi bir başlangıç olacaktır.


ATILIM
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-15-2009, 05:42 PM   #47
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

Demiryolları çalışanlarından cezalara karşı bir günlük grev!



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
(15.12.09) - 25 Kasım uyarı grevinin ardından ceza alan demiryolu çalışanları bu cezalar karşısında 16 Aralık günü gerçekleştirecekleri grev öncesinde Adana'da 15 Aralık Salı günü basın açıklaması gerçekleştirdiler.
Saat 12.00’de gar binası önünde “Suspantular kaldırılsın baskılar bizi yıldıramaz” pankartı arkasında bir araya gelen BTS ve TUS üyesi demiryolu emekçileri adına ilk konuşmayı TUS Adana Şube Başkanı Muhittin Topal yaptı.
Topal konuşmasında yasa dışı bir şekilde 16 kamu emekçisinin görevden alındığını, görevden alma işleminin usulünün dahi uygun olmadığını söyledi. Görevden alma emrinin 7 Aralık’ta geldiğini ancak müfettişlerin, çalışanların ifadelerini 8-9-10 Aralık tarihlerinde aldığını ve bu tarihlerde soruşturmanın halen sürdüğünü ifade eden Topal, ortaya çıkan mağduriyetin sorumlusunun TCDD yönetimi olduğunu söyleyerek yarın yapılacak grevle birlikte üretimden gelen güçlerini kullanacaklarını söyledi.
Ardından söz alan BTS Adana Şube Başkanı Mehmet Gök kamu emekçilerinin 25 Kasım grevi ile son 40 yılın en büyük grevini gerçekleştirdiklerini söyleyerek tüm uyarılara rağmen önlem almayan TCDD yönetiminin ortaya çıkan mağduriyetin sorumlusu olduğunu belirtti. Verilen cezaların amacının aslında 2 milyon kamu emekçisine göz dağı verme amacını taşıdığını söyleyen Gök, bu konudaki görüşme taleplerinin ise karşılanmadığını ve ceza verilen 16 kişinin işe başlatılmayarak diyalog yolunun tamamen kapatıldığını ifade etti.
Mehmet Gök konuşmasını 15 Aralık gece saat 24.00’ten 16 Aralık gece saat 24.00’e kadar greve çıkacaklarını ve bu süre içinde de yolcu trenlerinin çalışmayacağını ve sefere çıkan trenlerin de bundan olumsuz etkileneceğini söyledi.
Kızıl Bayrak /Adana
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-15-2009, 05:46 PM   #48
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: 25 kasım grevinin ardından genel grev genel direnişe

Kamu emekçileriyle 25 Kasım sonrasına ilişkin konuştuk…



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
“Şimdi grevi örgütleme zamanı!”


-Kamu emekçileri insanca yaşama ve çalışma koşulları başta olmak üzere özlük hakları, demokratik ve iktisadi talepleri doğrultusunda 25 Kasım’da iş bıraktı. 25 Kasım günü Türkiye’nin dört bir yanında onbinlerce kamu emekçisi alanlara indi. Siz eylemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Başarılı mıydı?
Mevlüt Ülgen (İzmir SES üyesi): Eylemi ben başarılı buluyorum. KESK 250 bin dolayında üyesi ile gündemi belirledi. “Toplu sözleşme yoksa grev var” eksenli yürüttüğü mücadele toplumsallaştı. Türk Kamu-Sen’in bu eksen üzerinden greve katılması önemli. Memur-Sen eylemin boyutu ve sonuçları karşısında önümüzdeki yıl toplu sözleşme olmazsa toplu görüşmeye katılmayacağını açıkladı. Ne kadar uyarlar, samimiyetleri nedir ayrı tartışma konusu ama bunu söylemeleri önemli.
KESK yalnızca kamu emekçilerinin taleplerini dillendirmedi. İşsizin, asgari ücretli işçinin, emeklinin, kadınların tüm ezilen ve mağdurların sesi soluğu olmaya çalıştı.
Kırklareli Eğitim-Sen üyesi 1. emekçi: Başarılıydı. Eylem sonrası eyleme katılanların kendine olan güvenleri arttı. Sendikanın prestiji arttı.
Kırklareli Eğitim-Sen üyesi 2. emekçi: Kimi eksiklikler olmasına rağmen emekçilerin seslerini duyurması yönüyle başarılı bir eylemdi. Bundan sonrası için de emekçilerin mücadelesini yükseltmek için değişik eylemliliklerin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
- 25 Kasım’ın örgütlenmesinde bazı il ve şubelerde “örgütlenme komitesi”, “grev komitesi” vb. taban örgütlülüklerinin oluşturulması ne kadar etkili oldu? Sonrası için bu tür taban örgütlülüklerinin varlığı devam etmeli mi?
Mevlüt Ülgen (SES üyesi): KESK tarihinde başarılı eylem ve etkinliklere baktığımız zaman bu eylemlerin tabandan örgütlendiğini, uzun bir hazırlık sürecinin sonucunda olduğunu görürüz. Bu eylemin de, işyeri ve şubelerde yaşanan tartışma ve önerilerin genişletilmiş KESK Danışma Kurulu’nda 6 ay önce alındığı görülecektir. İyi bir hazırlık süreci ve doğru zamanlama önemli. KESK ve bağlı sendikalar üye ve emekçilerle bağlarını daha dinamik ve katılımcı yapacak işleyişi kurmak zorunda. Başarılı olmak istiyorsa bunu yapmak durumunda. Bizi, Türk Kamu-Sen veya Memur-Sen’den ayıran yalnızca taleplerimiz olmamalı. Asıl ayraç sendikal işleyiş ve karar alma süreçleridir. Sendikal işleyiş ve ortamdır. Demokratik, eşitlikçi, çoğulcu, özgürlükçü değerlerdir.
Kırklareli Eğitim-Sen üyesi 1. emekçi: İlimizde bu komitelerin oluşmasında sıkıntı oldu. Sadece örgütlenme komiteleri etkili oldu. Evet, bu tür taban örgütlülükleri devam etmeli ve hız kesmeden işyeri gezilerine devam edilmeli. Bu konuların okullarda gündemde tutulması sağlanmalıdır.
Kırklareli Eğitim-Sen üyesi 2. emekçi: Bu komitelerin oluşturulmasının genel anlamıyla eylemin örgütlenmesinde olumlu katkısı olduğunu düşünüyorum.
- 25 Kasım uyarı greviydi. Bu açıdan kamu emekçileri ileri sürdükleri hak ve taleplerini kazanmak için 25 Kasım’ın ardından neler yapmalıdırlar? Mücadele 25 Kasım’ı da aşacak tarzda nasıl büyütülmeli, hangi yol ve yöntemlerle süreç devam etmelidir?
Mevlüt Ülgen (SES üyesi): KESK bugün 15 milyon işçi ve emekçinin olduğu bir ülkede 250 bin üyesi ile emekçilerin, ezilenlerin, emekçilerin, işsizlerin, taşeron işçilerin, güvencesiz çalışanların sesi olmaya çalışıyor. Barış, demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerine sahip çıkmaya çalışıyor. Bu mücadele sürekliliği olan bir mücadeledir. Bir eylem veya grevle süreci değerlendirmek doğru değil. Bu eylem toplumda bir duyarlılık olduğunu gösterdi. Şimdi bu duyarlılığı örgütlemek gerekiyor. Emek ve işçi sınıfı hareketini örgütlemek siyasallaştırmak gerekiyor. Emek, demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerini yükseltecek, barış ve eşit haklar mücadelesini büyütecek bir siyasi organizasyon zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Biz Tepecik Eğtim Araştırma Hastanesi’nden Konak Meydanı’na yürürken “Geliyor geliyor genel grev geliyor!” diye koştuk. Şimdi genel grevi örgütleme, KESK ve sınıf hareketini büyütme zamanı. Yeli işçiden, emekçiden yana estirme zamanı.
Kırklareli Eğitim-Sen üyesi 1. emekçi: Daha büyük ve etkili bir grevin altyapısını şimdiden hazırlamak gerekir. Üye olan olmayan herkesi çıkacak olan Kamu Personel Reformu Kanunu hakkında bilgilendirerek yol ve yöntemler tabanla beraber tartışılmalıdır.
Kırklareli Eğitim-Sen üyesi 2. emekçi: Grev çalışmalarıyla beraber kitleyle bağların pekiştirildiğini düşünüyorum. Bu sıcaklığın korunması gerekli. Ayrıca daha etkili yöntemler ve eylemler için kitleyle kurulacak bağlarla genel merkeze itici güç yansıtılmalı diye düşünüyorum.
Sosyalist Kamu Emekçileri
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
ardindan, ardından, direnişe, genel, grev, grevinin, kasim, kasım


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Genel duyuru Mahmut Halil CAN YÖNETİMDEN DUYURULAR 2 02-19-2010 04:09 PM
KESK genel kurullarına doğru Mahmut Halil CAN Sınıfın öz örgütleri olarak sendikalar ve devrimci mücadele 0 11-18-2007 03:09 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:43 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,