![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#41 |
|
Tek Gıda-İş, topu Türk-İş’e attı
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (29.05.10) – 26 Mayıs genel eyleminin hemen sonrasında, TEKEL işçilerinin 1-3 Haziran Ankara buluşmasının öncesinde başkanlar kurulunu toplayan Tek Gıda-İş Sendikası, toplantının sonuçlarını basın ve kamuoyuyla paylaştı. 28 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul’daki Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantının sonuçlarının 10 madde altında toplandığı sonuç bildirgesinde çarpıcı değerlendirmeler ve eleştiriler yer aldı. TEKEL’deki mücadele süreci ve 26 Mayıs genel eylemi üzerinden topu Türk-İş'e atan Tek Gıda-İş Başkanlar Kurulu TEKEL’deki mücadeleye ilişkin herhangi somut bir karar almadı. “Hafifletme kararı tarihsel bir hata” TEKEL’deki direniş sürecinde (22 Şubat 2010) karar altına alınan “26 Mayıs Genel Eylemi”ni emek hareketi açısından tam bir başarısızlık olarak değerlendiren Tek Gıda-İş Başkanlar Kurulu, eylem kararının alındığı tarihten bu yana, alınan kararlara dayanak olan 12 temel sorun hakkında en küçük bir düzelme olmadığını belirtti. “Koşulların değiştiği” gibi bir mazerete sığınarak alınan eylemi hafifletme kararının bir hata olarak değerlendirildiği sonuç bildirgesinde bu karar “tarihsel bir hata” olarak tanımlandı. Türk-İş’e eleştiri 10 maddeden oluşan sonuç bildirgesinin 3. maddesinde ise Türk-İş’in tutumuna ilişkin şu eleştiriler yöneltildi: “26 Mayıs eylemini hafifletme kararının alınmasında TÜRK-İŞ yönetiminin başat rol oynadığı açıktır. TÜRK-İŞ’e bağlı bazı sendikaların yüzbini aşkın üyesinin 4/C köleliğine geçirilmeye hazırlandığı bir dönemde bu yaklaşımı anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Bu durumu Türkiye emek tarihinin ibret verici bir sayfası olarak kayıtlara geçiyoruz.” TEKEL’deki mücadele sürecine ilişkin “mücadelemiz sürecek” türünden vurguların ötesine geçemeyen Tek Gıda-İş Sendikası Başkanlar Kurulu 4/C’yle ilgili sürecin takipçisi olduğunu duyurdu. TEKEL’deki mücadele sürecine ilişkin tavrını“Genel Yönetim Kurulumuz ve Başkanlar Kurulumuz süreçte ortaya çıkabilecek gelişmelere göre anında demokratik tepkisini ortaya koyma kararındadır.” ifadeleriyle dile getiren Tek Gıda-İş Başkanlar Kurulu, son olarak, Susurluk yolu üzerinde kurulu bulunan Assan Gıda işletmesindeki 22 üyesinin işten çıkarılmasının mücadelelerini durduramayacağını dile getirdi. Tek Gıda-İş’in2010 yılı özel sektör toplu iş sözleşmelerinin de değerlendirildiği Başkanlar Kurulu sonuç bildirgesinde toplu sözleşmelerin “dönemin koşulları içinde azami ölçüde kollayarak bağıtlanmasının memnuniyet verici olduğu vurgulandı. “ÇAYKUR’daki hukuksuzluğa ve hileciliğe karşı hukuki mücadele”nin sürdürüldüğün belirtildiği sonuç bildirgesinde ÇAYKUR işçileri ve çay sektörünün sorunları ile “doğal ve geleneksel yetkili” olarak ilgilenmeye, ÇAYKUR’UN geleceğine sahip çıkmaya devam edileceği vurgulandı.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#42 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Mücadele için önce sendikal bürokrasiyi aşmak gerek – Özgür Müftüoğlu
Türkiye’de emekçiler 1980’den bu yana iş güvencesini, ücretini, işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin haklarını, sosyal güvencesini, sağlık, eğitim, barınma, ulaşım ve örgütlenme hakkını kısacası çalışma koşulları ve sosyal haklara ilişkin elinde ne varsa kaybetmektedir. Bu haklar kimi zaman yasalarla ortadan kaldırılmaktadır, kimi zaman da işsizlik tehdidi altında emekçiler yasalarda var olan haklarını bile talep edememektedir. Bunun sonucunda da ücretler düşmekte, çalışma koşulları kötüleşmekte, güvencesizlik ve iş cinayetleri artmakta; velhasıl emekçiler işsizliğe, yoksulluğa, güvencesiz bir yaşama ve hatta ölüme mahkum edilmektedir. Bunca hak kaybına uğramasına rağmen emekçiler, geçen 30 yılda gerekli ve yeterli tepkiyi gösterememiştir. Çünkü 12 Eylül darbesiyle sendikalar başta olmak üzere toplumsal mücadelenin tüm araçları etkisiz hale getirilmiş ve birey olarak emekçiler önce baskı altına alınıp, daha sonra da apolitikleştirilerek örgütlü mücadele düşüncesinden uzaklaştırılmıştır. Sendikalar darbe sonrasında 1982 Anayasası ve 2821, 2822 sayılı yasalarla yeniden yapılandırılmıştır. Neoliberal politikaların önünü açmayı amaçlayan darbecilerin sendikal alana ilişkin yasaları yaparken tek bir hedefi; emekçilerin hakları ortadan kaldırılırken işçi sınıfı hareketinin etkisiz hale getirilmesi olmuştur. Bunun için iki yol izlenmiştir. Birincisi emekçileri olabildiğince sendikalardan uzak tutmak ve örgütsüzleştirmek; ikincisi de sendikaları, demokrasinin işlemediği, bürokratik bir yapı haline getirerek işçi ile sendika arasına kalın bir duvar örmektir. Darbeciler ve darbenin arkasındaki sermaye güçlerinin sendikaları ve dolayısıyla işçi sınıfı hareketini etkisizleştirme hedefi aradan geçen 30 yılda önemli ölçüde başarıya ulaşmıştır. 12 Eylül darbesi sonrasında faaliyetlerine devam eden Türk-İş ve Hak İş, darbe rejimiyle derhal uzlaşmış ve emir komuta zincirinde “sendikal faaliyetlerini” sürdürmüştür. 1988 yılına gelindiğinde kaybedilen haklar, emekçilerin sabrını taşırmış ve tüm baskılara rağmen, sendikal bürokrasi de bir ölçüde aşılarak 1989 Bahar Eylemleri’yle mücadele yükseltilmiştir. 1989 Bahar Eylemleri’nde emekçilerin hedefinde ANAP iktidarı ve özellikle de Turgut Özal vardır. ANAP hükümeti emekçilerin tepkileri karşısında uzun süre dayanamamış, önce yerel seçimleri daha sonra da genel seçimleri kaybederek iktidardan uzaklaşmıştır. ANAP’ın bu çöküş sürecinde Özal, Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkmışsa da 1993 yılında ölmüştür. Böylece 1989 Bahar Eylemleri’nin hedefindeki ANAP ve Özal ortadan kalkmıştır. Ancak ANAP’ın ve Özal’ın temsil ettiği ekonomi anlayışı aynı biçimde aktörler değişerek devam etmiştir. 12 Eylül’ün “mağduru” Demirel, Özal’dan sonra Cumhurbaşkanı olarak, ABD’den transfer edilen Çiller Başbakan olarak ve sosyal demokrat bir parti olan SHP, başında önce İnönü daha sonra Karayalçın’la birlikte yeni aktörler olmuştur. Emekçilerin hedefindeki ANAP ve Özal sonrasında amacına ulaştığını düşünen işçi sınıfı hareketi en büyük darbeyi bu yeni aktörler döneminde almıştır. 1993 sonrasında Türkiye’de -1994 krizinin de bahanesiyle- piyasalaşma süreci ve emekçilerin haklarını ortadan kaldıran uygulamalar yoğunlaşmış ve reel ücretler hızla düşmüştür. Türkiye işçi sınıfı hareketi için son derece önemli bir yere sahip olan 1989 Bahar Eylemleri’nin en temel eksikliği hedefine sadece siyasi iktidarı alarak, sendikal yapıları yeterince sorgulamamış olmasıdır. Oysa darbe yasalarıyla çerçevesi çizilmiş olan sendikalar, uygulanan ekonomi politikaları karşısında etkisiz kalmakta ve mücadeleden uzak, uzlaşmacı bir yapı sergilemekteydi. 1992 yılında DİSK’in yeniden faaliyetlerine başlaması bir umut olmuştu ama ne var ki DİSK, 1980 öncesinde yürüttüğü “mücadeleci” sendika anlayışını bir tarafa bırakıp, Türk-İş ve Hak-İş gibi “uzlaşmacı” sendikal anlayışı benimsemişti. Böylece henüz yasal olarak kabul edilmediği için fiili mücadele hattını geliştiren (Daha sonra KESK’i oluşturan) kamu emekçi sendikaları dışında tüm sendikalar siyasi iktidar ve sermaye ile uzlaşı içinde haklarının ortadan kaldırılmasını izlemekle yetinmişlerdir. 2001 krizi sonrasında emekçilere yönelen saldırılar daha da yoğunlaşmış ve hakları ortadan kaldıran uygulamalar yasal düzenlemeler haline gelmiştir. Bu süreçte de sendikaların mücadeleden uzak tavrı değişmediği gibi uzlaşma anlayışı içinde sendikalar, hakların ortadan kaldırılması sürecine katkı sağlamışlardır. Tüm bunlara rağmen, -2001 yılında çıkartılan ve bürokratik bir sendikal yapıyı hedefleyen 4688 sayılı yasayla birlikte mücadele gücünü önemli ölçüde kaybeden KESK de dahil olmak üzere- sendikalar yeterince sorgulanmamıştır. Ta ki Aralık 2009’da başlayan TEKEL direnişine kadar… TEKEL direnişi her ne kadar başlangıçta 1989 Bahar Eylemleri gibi hedefine siyasi iktidarı koymuşsa da başta Türk İş olmak üzere konfederasyonların samimi olmayan, aldatıcı tavırları karşısında tepkilerini kısa sürede sendikalara yöneltmişlerdir. 1 Mayıs Taksim Mitingi’nde ve 26 Mayıs’ta TEKEL işçilerinin sendikalara yönelik tepkileri hem artmış, hem de diğer emekçi kesimler arasında yaygınlaşmıştır. TEKEL işçisinin fitilini ateşlediği tepkinin adresi doğrudur. Çünkü sermayeyle ve onun temsilcisi siyasi iktidarlarla mücadelenin tek yolu doğru örgütlülüktür. İşçi sınıfının öz örgütü olarak sendikaların bu mücadele içinde rolü son derece önemlidir. Dolayısıyla örgütlü veya örgütsüz tüm emekçilerin her şeyden önce kendi örgütlerine sahip çıkması ve sendikaları işçi sınıfının ihtiyacını karşılayacak biçime dönüştürmesi gerekir. Konfederasyon başkanlarının istifaya çağrılması, sendikaların işçi sınıfının ihtiyacını karşılayacak ve tarihsel işlevlerine geri döndürecek bir dönüşüm için ilk adım olarak kabul edilebilir. Ancak sendikaların içinde bulunduğu yapısal sorunlar çözülmeden tek başına başkanların istifası çözüm olmayacaktır. Bu noktada ilk olarak yapılması gereken aşağıdan yukarıya bir sendika içi fiili mücadele hattı geliştirerek bürokratik yapıyı kırmaktır. Bunun ardından sendikalardaki uzlaşmacı, mevzuat bağımlısı anlayış bir tarafa bırakılmalı ve tüm işçi sınıfını kapsayan, mücadeleci bir perspektif temel alınmalıdır (!) Evrensel / 28.05.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#43 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Dönemin farkı
(*) İşçi sınıfı hareketi, TEKEL Direnişi’yle birlikte yeni bir ivme, yeni bir ruh yakalamış durumda. 1996′dan bu yana ilk kez bu kadar açık ve hissedilir yeni bir kabarma sürecine girdi ![]() Daha düne kadar, hareketin -birçoğu halen aşılamamış- zaaflarını öne çıkararak gelişime kuşku ve güvensizlikle yaklaşanlar bile bugün bu gerçeği kabullenmiş durumdalar. Canlılığını ve yükselişini sürdüren hareketin tek özelliği, üzerindeki ölü toprağını silkelemiş olmasından ibaret değil. Başka bir anlatımla, içinde bulunduğumuz tarihsel kesitin önceki yıllardan tek farkını, sınıf hareketinin yıllar sonra yeniden canlanması oluşturmuyor. Temel farkı bu oluşturmakla birlikte, bu canlanma zemininde boy atan, bazıları henüz fazla gelişip serpilmemiş (bu anlamda nüvesel), bir kısmı ise henüz kabuğunu çatlatamamış potansiyel kimi özellikler var ki, bu dönemin ‘farkı’ asıl onlarda saklı. Onlar görülüp yakalanacak, asıl onlar gelişip güçlendirilecek olurlarsa bu kabarmanın arkası gelir. İşçi sınıfı hareketinde yıllar sonra gelen bu canlanma, gelip geçici bir parlama olmaktan çıkıp kalıcı güçlü bir dalgaya dönüşebilir. Türkiye’deki sınıfsal dengeler, ona bağlı olarak siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin yönü ve seyri işte asıl o zaman farklılaşır.Bu dönemi ‘farklı’ kılan özgün çizgileri 5 ana başlık altında toplayabiliriz: 1) Sermayenin sonu gelmez açgözlülüğü ve saldırıları sonucu sınıfın sırtının artık duvara dayanmış olması, 2) Kapitalist emperyalist sistemin dünya çapında yeni bir genel kriz çukuruna daha yuvarlanmış olması, 3) Sınıf hareketinin sürmekte olan bütün zayıflıklarına karşın direnişlerin bu kez kolay kolay pes etmeyişi, sezgisel bir bilinç temelinde de olsa belirgin bir ısrar ve inat sergilenmesi, farklı alanlardaki direnişlerin bu sayede birbirlerine eklenmesiyle hareketin genel bir süreklilik kazanması,4) Sermayenin işçi sınıfı içindeki ajanları olan sendika ağalarına karşı tepkilerin ilk kez bu kadar yoğun, genel ve eylemli bir yönelim halini alması. Hareketin sendikal bürokrasiyi köşeye sıkıştırıp zorlayan bu yönü burjuvaziyi giderek daha fazla tırmalayıp tedirgin etmeye başlayan inatçılığı ve sürekliliğini koruyup büyütmenin önünü açıcı bir rol oynarken; hareketin inatçılığı, ısrarı ve yeni katılımlarla yaygınlaştırılması ise sendikal ihanetin sınırlarını zorlayıp sendika ağalarını köşeye sıkıştıran yönünü kuvvetlendirerek bu ihanet barajında yeni çatlaklar açılmasını, çözülmeler yaratmasını beraberinde getirecektir. 5) Yeni tipte öncülerin ortaya çıkışı. Bunlar sadece kendileriyle sınırlı bir “direnişçi” kimlik ve özelliğe sahip değillerdir. İnatçı bir direnişçi damara sahip olmanın yanında, içlerindeki ateşi uzanabildikleri her yere taşımakta kararlı, sakınmasız ve atak bir ‘öncülük’ misyonunu yerine getirmektedirler. Bu anlamda onlar, öncülükten önderliğe doğru bir gelişimi temsil etmektedirler. TÜBİTAK direnişçisi Aynur Çamalan ve öncü TEKEL işçileri bu yeni tipte öncülüğün örnekleridirler. Bu öncüler, kendisini salt “ekonomik talepler uğruna” mücadele ile sınırlayan bir anlayışın hızla dışına çıkıp “ekonomik mücadeleyi siyasal mücadele düzlemine taşıyan”, bunu en başta kendi pratiklerinde somutlayan bir rol oynamaktadırlar. Kendilerini dar bir sendikalizmle sınırlamayan proleter devrimci bir sınıf sendikacılığı anlayışının somut temsilcileri olarak yarattıkları etki ve sempati nedeniyle sosyalist güçlere geniş bir hareket ve etki alanı açmaktadırlar. Dar bir sendikal bilincin ötesine geçen bir duruşun sahipleri olarak çevrelerine ve tüm topluma, bilinçli bir kararlılık, militanlık, sakınmasızlık, cesaret, kıyafetlerinden yaptıkları konuşmaların diline kadar yansıyan sadelik başta olmak üzere sınıf bilinçli sosyalist proletaryaya özgü özellik ve erdemlerin canlı birer örneği olmakta, ‘ideolojik birer çekim gücü’ işlevi görmektedirler. Dönemi farklı kılan bu 5 özellikten ilk ikisi, sınıf hareketinde son dönemdeki canlanmanın bir yerde zeminini, arka planını oluşturan ‘nesnel’ bir özellik taşırlar. Bunlar aynı zamanda ‘evrensel’ bir karaktere sahiptirler. Türkiye’de olduğu gibi Yunanistan başta olmak üzere Avrupa’da da işçi ve emekçi kitle eylemlerinin kabarışında bunların rolünü görebiliriz.Döneme rengini veren diğer 3 etken ise, farklı düzeylerde de olsa ‘bilinç öğesi’ içerirler. Bu anlamda onları ‘öznel farklılıklar’ olarak da tanımlayabiliriz. Bu dönemi Türkiye işçi sınıfı hareketinin tarihinde şimdiden ayrı bir sayfa haline getiren özgün özellikleri de asıl bunlar oluşturmaktadır zaten. Bunların her birinin somut ifadelerini, bu dönemin önünü açan öncü çıkış olarak TEKEL Direnişi’nde görebiliriz. Öncesine dayalı bir deneyim, örgütlülük ve önderlik bakımından buna hiç hazır olmayan bir sınıf bölüğünün eylem içinde öncüleşmesinin örneği olarak TEKEL, en başta bu dönemi farklı kılan direngenliğin çarpıcı bir simgesidir. Ankara’nın kışı yanında devletin zorbalığı ve sendika ağalarının ayak oyunlarına 3-5 günden fazla dayanamayacağı düşünülen binlerce işçi, 78 gün boyunca direnmekle kalmamış, bu süreçte hem bir bilinç sıçraması yaşamışlar hem de toplumsal bir öncülük konumuna sıçramışlardır. 22 Şubat satışıyla çadırlar söküldüğü zaman, hemen herkes bunu TEKEL direnişinin de sonu olarak görmüştür, hareketin sönümlenip gitmekten kurtulamayacağı düşünülmüştür. Fakat TEKEL, başka direnişlere de esin veren bir simge olarak kendini büyütüp özellikle de sendikal bürokrasiye karşı yeni bir taban inisiyatifinin temsilcisi haline gelmek gibi yeni ön açıcı misyonlar oynamaya başlamıştır. Bu inatçılık ve kararlılığı doğuran ise, aslolarak TEKEL işçilerinin, “sırtlarının artık duvara dayandığının” farkına varmış olmalarıdır. Bunun da temelinde, sermayenin kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda ileriye doğru attığı her adımın, karşı kutupta da kendisine karşıt güç ve dinamikleri doğurup büyütmesi gerçeği yatar. Bazen küçük bir dokunuş, yerinde bir öneri ve öncü müdahale, bu birikimin eyleme dönüşmesine yeter. Düne kadar teorik bir varsayım, en fazla potansiyel bir imkan durumundaki olasılıkları bile çoğu kez beklenmedik bir anda, beklenmedik bir biçimde somut bir gerçeklik haline getiren bu diyalektik, asla gözardı edilmemelidir!..Bu dönemi simgeleyen unutulmaz eylemler olarak şimdiden tarihe geçen ve istisnasız bütün sendika ağalarının öfkeli saldırılarına hedef olan 1 Mayıs’taki kürsü işgali ile onun devamı olarak 26 Mayıs işgallerinin arkasındaki irade, işte bu diyalektik ilişkinin devrimci bir yaklaşımla okunuşunun ürünleridir!.. (*) Alınteri Gazetesi'nin 1 Haziran tarihli 5. sayısının başyazısıdır.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: 26 mayis eylemi, 4 c, disk, hak is, kamu sen, memur sen, ozgurluk, resim, sari sendika agalari, satis, sinif sendikalari hareketi, sosyalizm, tekel iscileri, turk is |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ağalarinin, ağalarının, mayis, mayıs, resmidir, sari, sarı, satişinin, satışının, sendika |
| Konuyu Toplam 4 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 4 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 26 mayıs eylemine darbe sarı sendika ağalarından türk işten | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 32 | 05-31-2010 05:21 PM |
| Yeni-sarı faşist chp ve dinin siyasal kullanımı | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL GELİŞMELER VE SINIF TAVRI | 0 | 06-25-2009 08:52 PM |