“Yeni” yıkım sürecinde sınıfın birleşik mücadelesi kaçınılmazdır
“Yeni” yıkım sürecinde sınıfın birleşik mücadelesi kaçınılmazdır
Yüksel Akkaya/ Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi
-Hep aramızda olan, ama bizden daha özgür kalan Ayşe Yumli Yeter’e-
Türkiye, 1980’lerin başındaki yıkıcı politikalardan daha yıkıcı bir döneme girmenin eşiğinde bulunmaktadır. Sermaye cephesinin yarım kalmış “reformları”, bu “yeni” hükümet döneminde tamamlayacağı bir sürece girmiş bulunmaktayız. “Yeni reformların” işçi sınıfı, kent ve kır yoksulları için tek bir anlamı vardır: Yıkım! Ancak, bu yıkım geçmiş yıllar ile karşılaştırıldığında daha acımasız olacaktır. Zira sermaye cephesinin has ama biraz İslami renge boyanmış bu hükümeti, zalim olmanın koşullarını çok iyi öğrenmiş olmanın ötesinde, bu kez kendisini daha “güçlü” de görmektedir.
Eli zayıf bir hükümet olsa olsa Brezilya emek piyasalarındaki esnek çalışma koşuları ile yetinebilirdi; en azından sınırını burada çizebilir, kırmızı çizgileri için daha “hassas” davranabilirdi. Ancak, hükümette kaldığı sürece sermaye cephesini çok mutlu eden, zenginine zengin, zenginliğine zenginlik katan bu İslami cenah, kapitalizmin nimetlerini iyi anladıkları için şimdi daha saldırgan olacaktır. Bu durumda Brezilya türü emek piyasaları sermaye cephesinin yeni ihtiyacını karşılamayacaktır. Böyle olduğu için de geriye kalan tek seçenek vardır: Çin emek piyasası!
Çin emek piyasası esnekliğin ötesinde, kölelik ilişkilerine de rahmet oluşturacak bir emek piyasasıdır ve kapitalizmin muhtaç olduğu piyasanın hasıdır. Çin emek piyasası, ölmeyecek kadar gelir ile yetinmeye rıza gösteren toplumların emek piyasasıdır. Ancak bu piyasa öyle bir piyasadır ki, çalışanlar bütün olumsuzluklarına rağmen bu koşullarda çalışmak için “can” atarlar. Zira, kırda yaşam daha kötüdür, kentte işsizlik ise daha beterdir. Kısacası, bizim özlü sözlerimizden “ölümü gösterip, sıtmaya razı etme” halidir yaşanan. Türkiye emek piyasası iç içe geçmiş halkalardan oluşur. Bu halkalar Avrupa emek piyasası özelliğinden Çin emek piyasası özelliğine dönüşmekte hızlı bir yol almaktadır.
Halkanın en merkezinde yer alan kesim, Avrupa emek piyasası özellikleri taşır: Ayrıcalıklı, iyi ücret alan, iş güvencesine sahip, sendikalı bir işçi kitlesidir bu, sayıları en çok bir milyondur. İkinci halkayı Brezilya emek piyasasının özelliğini taşıyan esnek emek piyasası oluşturur: Birkaç kuşaktır kente yerleşmiştir, işçilik deneyimi vardır, ancak ortalamaya yakın bir ücrete razı olup, sendikaya mesafelidir; sürekli yeni, daha iyi bir iş arayışı içindedir, nihai amacı iyi kötü bir esnaf olmaktır. Sayıları 2-3 milyon civarında değişir. Sayıları, sigortalılık durumuna bakılarak, zorlayarak beş milyona çıkartılabilir.
Üçüncü halkayı Çin emek piyasası oluşturur. Bodrum katlarındaki tekstil atölyelerinde, tersanelerde, deri sektöründe, inşaatlarda çalışan işçiler bu gruba girer. Ne sigorta vardır, ne iş sürekliliği, ne iyi çalışma koşulları, ne de ortalama bir ücret. İşçi sınıfı açısından bakıldığında haritanın ucudur bu işçilerin konumu. Ve, Türkiye işçi sınıfı için sermaye cephesinin yeni dönemde tasavvur ettiği işçilik de böyle bir şeydir.
Peki, bu durumda ne yapmalı? Yakın dönemde tekstil sektöründeki toplu pazarlık süreci bir kaldıraç olarak değerlendirilebilir. Haritanın sınırında olan işçilerin en iyi kesimini oluşturan bu sendikalı tekstil işçileri üzerinden bir birleşik mücadele, muhalefet örülebilir. İyi örgütlenmiş ve mücadeleye hazırlanmış bir işçi kitlesi muhalefet açısından bir canlılık yaratabilir. Bu canlılık, suya düşen bir taşın yarattığı genişleyen dalgalardan biri olabilirse anlam taşır. Tersi durumda, dağlarda yanan tek tek ateşler gibi ilk soluk rüzgarlarla söner gider.
Bu durumda, yeni yıkım dönemini iyi anlayıp, güçlü bir başkaldırı için çok daha fazla emek harcamamız gerekiyor. Bahar eylemleri bu açıdan çok büyük dersler içermektedir. Bu nedenle, yeni yıkım döneminin eşiğinde birleşik güçlü bir muhalefet ve mücadele için Bahar Eylemlerini olumlu ve olumsuz yönleri ile yeniden “okumakta/anlamakta” yarar var.
__________________ KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.