![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#41 |
|
Kürt halkı savunmasız kalmayacak
İSTANBUL (30.11.2011)- Avukatlar, tutuklanan meslektaşlarına sahip çıkarak, tutuklamaların hukuka aykırı olduğunu belirtti. Avukatlar, "Kürt halkı savunmasız kalmayacak" dedi. Hukukçular, sessiz kalan barolara da tepkili. "KCK operasyonları" kapsamında tutuklanan 33 avukat için Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgür Hukukçular Derneği ve TOHAV, Cezayir Restorant'ta basın toplantısı düzenledi. Toplantıya BDP Van Milletvekili Av. Aysel Tuğluk, İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçl,İHD İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa ile Bahri Belen, Hülya Gülbahar, Ercan Kanar, Mihriban Kırdök, Fethiye Çetin'in de aralarında bulunduğu çok sayıda avukat katıldı. SAYMAN: HUKUKA AYKIRI ARAMA YAPILDI İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, avukat bürolarında yapılan aramaların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına da uymayacak şekilde, hukuksuz bir şekilde yapıldığını belirtti. Avukatların bürolarının aranması için mahkeme kararlarına ihtiyaç olduğunu dile getiren Sayman, "Hangi suç iddiasıyla ne için arandığı belli olmalı. Arama kararı avukatlara verilmediği gibi isim belirtilmeksizin sadece hukuk bürosu belirtilerek her türlü arama yapıldı. Bu hukuka aykırıdır. Bürolarda avukatların başka müvekkillerine ait dosyalar da var, bunu yargıç, avukat kimseye açıklamamakla yükümlüdür. Mahkeme kararı ile bile bakılamaz, el konulamaz. Savcı, polis asla göremez" dedi. Aramaların savcı nezaretinde yapılması gerektiğini ifade eden Sayman, "Bu aramalarda ayrıca Baro temsilcisi de bulunmalıdır. Çünkü dosyalara ne polisin ne de savcının dokunma yetkisi vardır. Savcı hangi dosyaları istediğini belirtir ve baro temsilcisi bu dosyaları verir. Aramalarda polis ve savcının dosyalar arasında arama yapması mesleğin ayaklar altına alınmasıdır. Bütün dosyaları alıp götürmek yargının ayaklar altına alınmasıdır. Ben her şeyi alacağım, yargıç karar versin denemez" diye konuştu. Sayman, ayrıca bu aramalar sırasında "büro çalışanlarına ve çevreye korku verilemeyeceği" kuralının da çiğnendiğini kaydetti, aramada görevli güvenlik güçleri ve savcılar hakkında görevi kötüye kullanmaktan dava açılması gerektiğini ifade etti. BELEN: SİYASİ DAVA AVUKATLARI TEHDİT ALTINDA Av. Bahri Belen, siyasi dava avukatları üzerinde Türkiye ve dünyada her zaman baskı olduğunu belirtti. 12 Eylül döneminde avukatlar hakkında 'müvekkillerime işkence yapıldı' dedikleri için davalar açıldığını hatırlatan Belen, "O dönemde birçok avukat bürosu basıldı, avukatlar gözaltına alındı. İstanbul Baro Başkanı ve yönetimi de gözaltına alınmıştı. Siyasi davalarda avukatlık görevi yapmak zordur. Önce siyasi polisten, istihbarat örgütleri ve savcılardan bazen yargıçlardan açık ya da gizli tehditler ve baskılar gelir. Bunu yapmanın onuru da buradan gelir" dedi. Savunmaya yönelik baskıların hakkın sahiplerine yönelik baskı anlamına geleceğini belirten Av. Belen, "Eğer tehdit varsa ve önlem alınmıyorsa o ülkede yargı ve adalet çöker, hukuk devleti olmaz. Böylesi bir gözaltı ilk defa oldu. Siyasi cinayet dahi oldu ama bu kadar çok kişinin gözaltına alınması çok ciddi bir saldırıdır. Temsil ettiği kişilerle yakın ve gizli ilişkileri olabilir bu gerekçeyle tutuklanırsa bu zulümdür" diye konuştu. KOZAĞAÇLI: MİT MÜSTEŞARI DA GÖRÜŞTÜ Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Seçuk Kozaağaçlı, "Siyasal muhalefeti siyasal alandan kovup terörist ilan edenler şimdi avukatları da teröristlerin avukatı gibi görüyor" dedi. Aramalarda hazır bulunduklarını, dosyaları incelediklerini belirten Kozağaçlı, şöyle devam etti: "Bu dosyalarda İmralı görüşmelerine ilişkin zaten devlet tarafından da hukuka aykırı bir şekilde dinlenerek kayda alınmış bilgiler var. Bunlar yeni bir şeymiş gibi basına sızdırılıyor. Cumhuriyet savcısı, tutuklanan arkadaşlarımız için 'İmralı Cezaevinde ve Kandil ve Avrupa'da çeşitli üst düzey yöneticiler ile bu kişiler arasında bilgi ve talimat alışverişi yapılıyor' demiştir. Savcının bu tarifine uygun görüşmeleri yapan tek kişi MİT Müsteşarıdır. Ki biz bu görüşmeleri barışa hizmet ettiği için uygun bulmuştuk. Bu görüşme yasal olmamasına rağmen herhangi bir işlem yapılmazken avukatların müvekkilleriyle görüşmesi nasıl suç sayılmıştır?" ÇETİN: BAROLAR NİYE VAR? "Barolar, hakim, savcılar neden var?" sorusuyla sözlerine başlayan Av. Fethiye Çetin, baroları eleştirdi: "Misyonları hukuka aykırı karar alıp hayata geçirmek ve susmak kendi meslektaşlarına dahi sahip çıkmamak mıdır? Bu kararları veren yargı mensuplarını ve sessiz kalan baro yönetimlerini ayıplıyorum. Onların görevi otoriter faşist dönemleri desteklemek ya da suskun kalmak değil bununla mücadele etmektir." Devletin kendi vatandaşlarından bir bölümünü düşman olarak kabul ettiğini ve bunları da iç düşman olarak tanımladığını hatırlatan Çetin, devletin böyle baktığı noktada yargı da avukatları düşmanların avukatı olarak görüyor ve devlet politikalarına zemin hazırlıyor" dedi. KANAR: HALKLARIN ELİ-KOLU ZİNCİRLENİYOR Binlerce avukatın yaşananlara isyan etmesi gerektiğini belirten Avukat Ercan Kanar ise, "Saldırının arkasındaki hukuk politikasını teşhir etmek gerekir. Kürt halkı avukatsız bırakılmak isteniyor. Klasik devlet baskısının ötesinde bir durum. Halkların avukatları alınıyorsa, halkın elinin kolunun zincirlenmesi anlamına gelir bu" dedi. Tutuklama saldırılarının bu dönemde gerçekleşmesinin tesadüf olmadığını ifade eden Kanar, "Yerel seçimler yaklaşıyor. Siyasi iktidar anayasa değişliğinde en büyük pastayı kendi istiyor, Kürt halkının taleplerinin yansımasını engellemek istiyor" dedi. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nin Milli Güvenlik Kurulu'nun yerini aldığını ifade eden Kanar, "Bu mahkemelerin başsavcısı da, başyargıcı da Başbakandır" dedi. Ercan Kanar son olarak şunları söyledi: "Biz İstanbul Barosu'na yapılması gerekeni belirttik ama Baro onurlu tarihine gölge düşürdü, sessiz kaldı. Bu sessizlik nötr durumu değil bunu desteklemek anlamına gelir. Baro milliyetçi şovenizmden vazgeçmeli. Arkadaşlarımızın savundukları insanlar, Öcalan dahil avukatsız kalmayacaktır. Bu baskılar bizi yıldıramayacak." KIRDÖK: DAVAYI TEŞHİR EDİN Mihriban Kırdök, avukatlarla bu sabah görüşme yaptığını belirterek, arkadaşlarının bu yasadışı uygulamayı teşhir edilmesini istediklerini ifade etti. Kırdök ayrıca, İstanbul Barosu'nun değiştirilmesi için mücadele etmek gerektiğini ve tutuklu arkadaşlarının dosyalarına bakmaları gerektiğini belirtti. Avukat Kemal Aytaç ise tutuklanan arkadaşlarının Kandıra F Tipi Cezaevi'nde tutulduğunu ve kısa zaman içinde kitlesel bir ziyaret gerçekleştirmeleri gerektiğini belirtti.(ETHA)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#42 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Tutuklama terörüne karşı topyekun mücadele
KCK operasyonu adı altında Kürt siyasetçilere yönelik siyasi soykırım saldırısı sürüyor. En son Öcalan'ın avukatları da gözaltına alındı. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının gözaltına alınması, toplanan “güvenlik zirvesi”nin ardından Erdoğan'ın talimatıyla gerçekleşti. Siyasi soykırım saldırısı günlük olarak planlanıp yönetiliyor. Erdoğan'ın başdanışmanı ve Ankara milletvekili Yalçın Akdoğan bir süre önce, “KCK, devletin içinde paralel devlet kuruyorsa 500 tutuklu normaldir. Hatta az biledir. Gerekirse 4 bin rakamına da ulaşır bu. Hiçbir devlet böyle yapılanmaya müsaade etmez” diyerek siyasi soykırım saldırısını savunuyordu. Akdoğan, tutuklamaları, “halkı PKK'den korumak” olarak tanımlamaktan da geri durmuyordu. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise “Kürt sorununu arıyorum ama bir türlü bulamıyorum” diyor. Akdoğan ve Şahin'in açıklamalarını birlikte düşündüğümüzde, saldırıların siyasi içeriği açığa çıkıyor. Bu, Kürt sorununu siyasetsizleştirme, siyaseten tasfiye etme saldırısıdır. “Halkı PKK'den korumak” söylemi, Kürt sorununu siyasetsizleştirmenin ve tasfiyenin başka bir anlatımıdır. Öcalan'ın avukatlarının gözaltına alınması siyasal olduğu kadar simgesel bakımdan da önemlidir. Bu, her şeyden önce Öcalan'ın Kürt halkı bakımından taşıdığı anlamla ilgilidir. Kürt halkı, önderi olarak ilan ettiği Öcalan'a yönelik tecrit ve uygulamalar konusunda duyarlıdır. Tutuklamalarla Kürt halkının sinir uçlarına dokunulmaktadır. Siyasal bakımdan ise Öcalan üzerindeki tecrit derinleştirilirken, Kürt sorununun çözümünde Öcalan'ın rolü etkisiz kılınmaya çalışılıyor. Diğer taraftan Öcalan üzerinden Kürt sorununun siyaseten tecrit ve tasfiyesinde yeni bir adım atılıyor. Tutuklama terörü ayrıca, AKP'nin ve siyasi rejimin çözümsüzlükte, inkar ve imha çizgisinde ısrarını yansıtmaktadır. AKP Hükümeti'nin sürdürdüğü siyasi operasyonların yöntemleri de birbirine benziyor. Benzer yöntemleri kullanarak aynı sonuçlara ulaşacağını düşünüyor. Kürt siyasetine yönelik tutuklama saldırısında Ergenekon tutuklamalarının model alındığı söylenebilir. “Ergenekon yapılanması”, “KCK yapılanması”... Ergenekon, “devlet içinde devlet örgütlenmesi” olarak tanımlanmıştı, KCK ise “paralel devlet örgütlenmesi” olarak tanımlanıyor. AKP, Ergenekon tutuklamalarıyla asker-sivil bürokrasiye dayalı hükümet karşıtı muhalefeti tasfiye etti. “Dalga”lar halinde sürdürülen tutuklamalarla darbeci ve geleneksel statükocu güçler savunmaya çekilmek zorunda bırakıldı, siyasi iradesi kırıldı, örgütsel olarak dağıtıldılar. Tutuklamaların giderek darbeci generalleri de içine alarak genişlemesi, geleneksel statükocu faşist güçlerin siyasi yenilgisinin kabulü özelliği taşıyordu. Hükümet mevzi kazandıkça, iktidar gücünü artırdıkça, AKP karşıtı muhalif güçleri de Ergenekon potasında tasfiye etmeye yöneldi. Ergenekon tutuklama ve tasfiyelerinin kontrgerilla suçlarıyla ve darbelerle hesaplaşmak gibi bir derdinin olmadığı, kapsamının AKP karşıtlığıyla sınırlı olduğunun görülmesi ise uzun sürmedi. AKP Hükümeti “KCK operasyonu”yla da Kürt halkını ve Kürt siyasetini sindirerek tasfiye edebileceğini, Ergenekonvari bir sonuç elde edeceğini varsayıyor. “Paralel devlet yapılanması” söylemi, dezenformasyon ve pisikolojik harp teknikeriyle tutuklamalara toplumsal destek sağlamaya çalışıyor. KCK tutuklamalarıyla Ergenekonvari sonuç elde edeceğini varsaymak büyük yanılgıdır. Bu, her şeyden önce, siyasal ve toplumsal özelliklerinin farklılığıyla ilgilidir. Ergenekon devletin içerisinden gelen, egemenler arası iktidar mücadelesinin bir unsurudur. Egemenler arası iktidar mücadelesinin taraflarından biri, çatışmalı ya da çatışmasız bir sürecin ardından siyasi ve örgütsel olarak tasfiye edilebilirler. Ergenekon tasfiyelerinin başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin desteğini arkalaması, çatışmanın AKP lehine çözümünü kolaylaştırmıştır. Elbette, Kürt sorununun siyasi tasfiye ve Kürt halkına yönelik inkar ve imha siyasetinin arkasında da ABD ve emperyalist güçlerin açık desteği vardır. Sömürgeci Türk egemen sınıfları ve AKP Hükümeti Kürt halkına yönelik inkar ve imha siyasetini onlarca yıldır emperyalist güçlerin desteğiyle sürdürüyor. Fakat Kürt sorunu ulusal ve siyasal bir sorun olarak, egemenler arası iktidar mücadelesini yansıtan Ergenekon sürecinden temelden farklıdır. Tutuklama ve sindirme politikalarıyla devlet içinden beslenen hükümet karşıtı bir güç etkisiz kılınabilir. Ancak, gücünü siyasal ve ulusal içeriğinden, tarihsel haklılığından ve meşruluğundan alan bir halk hareketine karşı tutuklamalarla bir sonuç elde edilemez. Tıpkı, onlarca yıldır sürdürülen katliam, inkar ve imha politikalarının, sınır ötesi askeri saldırılarla bir sonuç elde edilemediği gibi. Bu anlamda sorun, PKK sorunu da değildir. Kürt sorunu çözümsüz kaldığı sürece, sorunun siyasal özneleri her zaman olacaktır. Başbakan Erdoğan'ın CHP'ye karşı güncel bir polemik olarak yürüttüğü Dersim katliamı tartışmasını hatırlaması bile yeterlidir. Dersim katliamı, Kürt ulusunun ve diğer bütün farklılıkların inkarı üzerine kurulu cumhuriyetin ilanından başlayarak devam eden Kürt isyanlarının son halkasıydı. Cumhuriyetin kurucu iradesi Dersim isyanını da bastırarak Kürt sorununu çözdüğünü sanıyordu. Fakat, çözüldü sanılınan Kürt sorunu, bugün çok daha kapsamlı biçimde bölgesel ve uluslararası bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Şimdi AKP Hükümeti, kendi yöntemleriyle kendisinden öncekilerin gittikleri yoldan ilerliyor. Kürt sorununu kriminalize ederek, mahkeme salonlarına hapsetmeye çalışıyor. Kürt ulusunun statüsünü, dilini, kimliğini tanımamak için her türlü kirli yönteme başvuruyor. Tutuklama saldırılarıyla askeri saldırganlığı birleştirerek topyekun bir saldırganlık geliştiriyor. 90'lı yıllarda “PKK'nin finansörleri” söylemiyle Kürt işadamlarının katledilmesini hatırlatan “Teröre mali destek verenlerin cezalandırılması”na yönelik yasa hazırlığıyla, saldırganlığına yeni bir halka daha eklemeye hazırlanıyor. Kürt halkını ve önderliğini tecrit etme saldırısı aynı zamanda, ulusal özgürlük hareketini yalnızlaştırma saldırısıdır. Saldırganlık, ulusal özgürlük hareketiyle ilerici ve sosyalist güçler arasına kalın duvarlar örmeyi de amaçlıyor. Saldırının güncel hedeflerinden birinin, Öcalan'ın da fikri düzeyde önemli katkılarının olduğu, HDK'da ifadesini bulan birleşik mücadele yönelimi olduğu belirtilmelidir. Tutuklama saldırısının bir adım devamında, daha önceden de açıklandığı üzere, “destekçiler” söylemiyle, Kürt sorununa siyasal olarak en fazla sahip çıkan, halklarımızın birlikte yaşama iradesine güç veren siyasal güçleri de kapsayarak genişlemesi beklenmelidir. Bu anlamda bile tutuklama terörü, sadece Kürt siyasetçilerle sınırlı değildir. En tutarlı aydınları, ilerici ve sosyalist güçleri de kapsamaktadır. Tutuklama terörü, askeri ve siyasi saldırganlık ancak birleşik bir mücadeleyle boşa çıkarılabilir. Şimdi tam bir kararlılıkla “hepimiz BDP'liyiz” demenin vaktidir. Sembolik ve siyasi anlam taşıyan sahiplenme etkinlikleri elbette önemlidir. Ancak, saldırganlık öncelikle sokakta göğüslenebilir, boşa çıkarılabilir. Kürt halkının sokak iradesinin yanına, Batı'da sokağın gücünü arkalayan bir sahiplenme ve çözüm iradesi eklenmelidir. Mevcut sahiplenme düzeyinin saldırganlığın kapsamı ve boyutları dikkate alındığında fazlasıyla yetersiz olduğu ortadadır. Sosyalistler bu mücadelenin kararlı bir unsuru olarak ön plana çıkmada duraksamamalıdır. Elbette, Halkların Demokratik Kongresi, siyasal iradesini ve varlık hakkını bu mücadelenin başında yürüyerek, Türkiye'den halklarımızın barış ve çözüm iradesini yükselterek kazanabilir.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#43 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
ABDULLAH GÜL
"Arşivlerin Açılmasında Mahsur Yok" Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Youtube World View'' kanalında internet kullanıcılarının sorularını yanıtladı. Gül, Dersim arşivleri, uzun tutukluluk süreleri ve kadına yönelik şiddet konusundaki sorulara cevap verdi. Ankara - BİA Haber Merkezi 02 Aralık 2011, Cuma Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün YouTube World View kanalında internet kullanıcılarının sorularına cevap verdi. Gül, Dersim tartışmalarıyla ilgili, Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivlerinin bilim insanlarına ve tarihçilere açılmasında bir mahsur olmadığını düşündüğünü belirtti. "Yakın tarihimizdeki Dersim olayları çok üzücü. İnsan vicdanına, bugünkü insan hakları uygulamalarıyla çok bağdaşmayacak olaylar. Kendi bilgilerimden ulaştığım kanaattir. Bununla ilgili arşivlerin bilim adamlarına, tarihçilere açılmasında hiçbir mahsur olmadığı kanaatindeyim. Aslında büyük devletler tarihlerinden korkmazlar.Daha tartışmalı konularda da arşivlerimizi açıyoruz." Uzun tutukluluk onu da rahatsız ediyor Uzun tutukluluk sürelerini değerlendiren Gül,uzun tutukluluk sürelerinin cezalandırmaya dönüştüğünün altını çizdi ve bu durumdan rahatsız olduğunu söyledi. "Uzun tutukluluk sürelerinin cezalandırmaya dönüşmesinden gerçekten rahatsız oluyorum. Yargılama sürecinin süratlendirilmesi, gecikmemesi gerekiyor. Bir an önce insanların varsa bir hatası ortaya çıkması, yoksa serbest olması gerekir. Bu çağrımı tekrarlıyorum. Basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili cezalar da tutukluluk süreleri de beni rahatsız ediyor. Türkiye'nin reformist sürecini gölgeleyici bir hal alıyor. Bu konuda da meclisin gerekli çalışmaları yapması için çağrımı tekrarlıyorum." Bedelli adil olmalı Gül, bedelli askerlik konusunda da maddi imkânı olmadığı için bedelli askerlikten yararlanamayan ailelere fonlardan yardım yapılması gerektiğini ifade etti. "Vicdani rahatsızlık oluşturulmaması için gelirinin bütçeye konulmadan harcanacağı yerlerin açıkça belirtilmesi, özellikle maddi imkânı olmadığı için çocukları askere giden ailelere bu fonlardan güçlü yardımların yapılması gerekiyor, bunun dengeli bir şey olacağı kanaatindeyim." Erkeğin en zayıf hali Kadına yönelik şiddete karşı cezaların yeterli olup olmadığı sorusu üzerine Gül, bu konuda herkesin mücadele etmesi gerektiğini söyleyerek, şiddet konusunda "Erkeklerin en zayıf, belki de en utanılacak hallerinden birisidir bu" dedi. Gül, kadına yönelik şiddete karşı kararlı bir duruş sergilemenin öneminden bahsetti. (IC)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#44 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
BÜLENT DANIŞOĞLU'DAN
Askerliğin Denge Fiyatı Askerlik piyasada serbestçe alınıp satılan mallardan olmadığı için, fiyatının belirlenmesi kolay değil. Yine de, iki farklı politikanın aynı sıralarda gündeme gelmesi, fiyatın saptanması konusunda bir takım kolaylıklar sağlıyor: Sözleşmeli erlik ve bedelli askerlik... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] bdanisoglu@yahoo.com Ankara - BİA Haber Merkezi 05 Aralık 2011, Pazartesi Son zamanlarda askerliğin de bir piyasası olduğunu öğrendik. Bu durumun bizi şaşırttığı pek söylenemez. Uzun bir süredir her şeyin bir piyasası olduğunu öğrenmiş, sindirmiştik. Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin sahibi olan peygamber ocağının da bir piyasasının olması çok doğaldı. Belki de bu yüzden, birkaç cılız tepkinin ötesinde itiraz gelmedi. Doğrusu bu tepkiler de, bayram günleri ilkokul bahçelerinde haykırılan şiirlere benzediğinden, ciddiye alınmaması normaldi. Zaten dinleyen de olmadı. İnsanlar daha çok uygulamanın adil olup olmayacağını merak ettiler. Ne de olsa yeni bir uygulamaydı, piyasanın nasıl işleyeceği bilinmiyordu. Toplumsal yaşamın neredeyse tüm işleyişini piyasaya bırakmış insanlar olarak, adil bir çözümü de oradan bekliyorduk. Aslında, askerlik piyasada serbestçe alınıp satılan mallardan olmadığı için, fiyatının belirlenmesi kolay değil. Yine de, iki farklı politikanın aynı sıralarda gündeme gelmesi, fiyatın saptanması konusunda bir takım kolaylıklar sağlıyor. Bunlar, sözleşmeli erlik ve bedelli askerlik politikaları. Bu iki politikayı birlikte ele alarak bazı çıkarsamalar yapabiliriz. Profesyonel orduya geçiş için gündeme getirilen sözleşmeli er politikası ile ilgili ilk bilgiler bir yıl kadar önce kamuoyuna açıldı. Orduya, üç aylık eğitimden sonra 3-10 yıl arası süreyle çalışmak üzere sözleşmeli erler alınacaktı. Ayda en az 2.000 TL maaş alacak olan erler, ayrıca her yıl için 7.000 TL ikramiye alacaktı. İlk aşamada 10.000 sözleşmeli er alınması düşünülüyordu. 23 Ekim 2011 günü, gazeteler sözleşmeli er olmak için çok yoğun başvuru olduğunu, 5.103 kişilik kontenjan için 17.827 talep geldiğini ancak yapılan test ve mülakatların sonucunda bunlardan sadece 1.992'sinin kabul edildiğini yazdılar. 1 Aralık 2011 günü bu sayı biraz daha azaldı. 5.103 kişilik kontenjan için 783 aday seçilebilmişti. Kontenjanın ancak yüzde 15'i doldurulduğundan, uygulamanın şimdilik dondurulabileceğinden söz ediliyordu. Bedelli askerlik konusu geçtiğimiz günlerde yasalaştı. Artık, 30.000 TL bedel karşılığında askere gitmeme hakkı kazanılıyor. Yasadan 460.000 kişinin yararlanabileceği, ancak fiilen 100.000 kişinin yararlanacağının tahmin edildiği söyleniyor. Milli Savunma Bakanı 92.000 kişinin yararlanmasını beklediklerini söyledi. (Rakamın küsuratlı olmasına bakıp da ciddi bir araştırma sonucu sanmayın, 460.000'in yüzde 20'siymiş.) Bedelli askerlik ve sözleşmeli erlik uygulamalarını karşılaştırarak bazı sonuçlara varmak mümkün olabilir. Çok tartışılan 30.000 TL bedelle, 2.000 TL sözleşmeli er maaşı arasında ilginç bir ilişki var. Üniversite mezunu olmayanlar 15 ay süreyle askerlik yapıyorlar. Yani, 30.000 TL bedel ödeyerek, askerlik yapmadığınız 15 ay için bir sözleşmeli er istihdam edilmesini sağlayabilirsiniz. Bedelli asker sermayesini, sözleşmeli er emeğini koyar ve böylece askerlik hizmeti üretilir. Doğrusu, piyasa koşullarında tıkır tıkır işleyecek bir modele benziyor. Yalnız, bunun için 30.000 TL bedel ve 2.000 TL maaş için ne ölçüde talep olacağına bakmak gerekiyor. Genç bir insan neden askere gitmemek için 30.000 TL öder? Bunun birkaç nedeni olabilir. En önce, askere gittiği takdirde 15 ay boyunca çalışamayacağı için 30.000 TL'den daha çok para kaybedeceğini düşünebilir. Yalnız, böyle düşünebilmesi için ayda 2.000 TL'den fazla kazanıyor durumda olması gerekmektedir. Hatta, bedelli kredisi vermeye başlayan bankalar ayda 1,30-1,45 arası faiz aldığına göre, aylık gelirinin 2.000 TL'nin de hayli üstünde olması lazımdır. Tabii ki insanların gelir dışında da gerekçeleri olabilir. Aile, sevgili hasretine dayanamayanlar olur. Artık azaldığı söyleniyor ama yine de dayak, küfür gibi kötü muameleye uğramaktan çekinenler olur. Bir de, mesleğin tehlikelerinden doğan korku nedeniyle askere gitmek istemeyenler olabilir. Böyle durumlarda insanlar "homo economicus" olmaktan vazgeçerek, gelir düzeyi ne olursa olsun, bulup buluşturup bedel ödemeye çalışırlar. Nitekim bu dönemde bedelli askerliğe önceki dönemlere göre daha çok talep olacağı söyleniyor. Yine de, gelire bağlı olarak bir üst sınır var olacaktır. Sözleşmeli er uygulamasında da ilginç bir durum var. 10.000'den başlayıp 783'e kadar düşen bir kadro söz konusu. Üstelik 2,5 milyon işsizin olduğu, işsizlik oranının resmi rakamlara göre yüzde 9,2 olduğu, genç nüfustaki işsizliğin yine resmi rakamlara göre yüzde 18,6'ya ulaştığı bir ülkede. Sözleşmeli er olmak için sağlık vb koşulların yanı sıra, sadece ilköğretim mezunu olmak yeterli sayılıyor. Yani vasıfsız işçi olarak işgücü piyasasına girecek olan yüz binlerce genç için sözleşmeli er olmak iyi bir fırsat sayılabilir. Üstelik brüt 837 TL, net 599 TL olan asgari ücretin üç katından fazla olan 2.000 TL maaşla. Eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün dediği gibi "Bu parayı bir baba evladına vermez." Bir babanın evladına vermeyeceği para veriliyorsa, bu paranın büyük kısmının maaş olarak tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir. Bu para bankacıların, sigortacıların kullandığı tabirle "risk primi" benzeri bir ödemedir. Bu primin yüksekliği bedelli askerlik için neden bu kadar uğraşıldığını da, sözleşmeli er talebinin neden bu kadar düşük kaldığını da açıklamaktadır. Hükümetin bu verilerden çıkarması gereken dersler var. Eğer profesyonel orduya geçecekseniz, "müdebbir bir tüccar gibi" emek maliyetini düşürmeniz lazım. Kürt sorununu çözmek için uzlaşmaya boş verip çatışma üslubunu öne çıkarırsanız, askerleri mehter marşları eşliğinde Suriye'ye yürütmeye hevesli görünürseniz, ülkenize füze kalkanları yerleştirmeyi memnuniyetle kabul ederseniz maliyetleri düşürmeniz zor. Bir de, insan hayatı, ölme, öldürme gibi kavramların piyasa mantığı içinde kullanılmasından da, devlet zoruyla dayatılmasından da rahatsız olan insanlar var. Bunlara vicdani retçi deniyor. Bunlar, her Türk'ün asker doğmadığının, dünyada asker millet diye bir millet olmadığının, zorunlu askerliğin 19. yüzyılda icat edilmiş gelip geçici bir yöntem olduğunun farkındalar. Bütün pazarlıkların dışında vicdanlarının sesini dinliyorlar. Piyasanın dışında kalan her şey gibi onlar da yok sayılıyorlar. (BD/HK)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#45 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Dersimliler ikna olmadı, alanlara çıkıyor
DERSİM (05.12.2011)- Başbakan Erdoğan'ın, "1938 Dersim olayları hakkında devlet adına özür dilemek gerekiyorsa özür dilerim" sözlerinin ardından, Dersimliler ilk kez sessizliğini bozuyor. Dersim halkı 10 Aralık'ta miting düzenliyor. Dersim halkı 10 Aralık'ta miting düzenliyor. Miting; kentteki CHP ve AKP dışındaki neredeyse bütün siyasi parti ve platformlar, Dersim Belediyesi ile ilçe belediyeleri, emek ve meslek örgütleri, çok sayıda dernek ve demokratik kitle örgütü tarafından düzenlenecek. Dersimlilerin talepleri: Ezilenlerin Sosyalist Partisi Tunceli İl Örgütü'nün çağrısı ile bir araya gelen kurumlar, mitingde şunları talep edecek: - Devletin resmi kurumları tarafından Meclis çatısı altında resmi özür dilensin. - Dersim'de soykırım yapıldığı kabul edilsin. Soykırım anıtı dikilsin, yas günü ilan edilsin, her yıl anmalar düzenlensin. - Başta Dersim olmak üzere, katliamları araştırmak için Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun. Olayların failleri açıklansın. - Devletin bütün arşivleri açılsın, kaç kişinin katledildiği açıklansın. - Başta Seyit Rıza olmak üzere, 1938'de katledilen seyitlerin cenazeleri ailelerine verilsin. - Evlatlık verilen çocukların sayısı, kimlikleri ve nerede oldukları açıklansın. - 1938'de malını kaybeden ailelerin zararı karşılansın. - Sabiha Gökçen gibi Dersim Katliamı'na katılmış insanların isimleri kamu kuruluşlarından kaldırılsın. - Dersim ve tüm köylerinin adları iade edilsin. - Zorunlu din dersi gibi Dersim dili ve inancı üzerindeki engeller ve yasaklar kaldırılsın. Dersim'den ortak ses ETHA'ya konuşan miting tertip komitesi üyesi ESP İl Başkanı Ekber Kaya, şöyle konuştu: "Dersim son dönemlerde çok tartışılıyor, herkes farklı bir yönüyle tartışıyor. Bu tartışmalara Dersim'den yanıt vermek istiyoruz. Ortak bir sese, birlik ve beraberliğe ihtiyaç var. Belirtmek isterim ki, Dersimliler intikam duygusu peşinde değildir. Diğer kardeş halkların yaşadıklarını da kendi sorunumuz olarak görüyoruz." 'Dersim polemik konusu değildir' AKP ve CHP'nin Dersim üzerinden siyasi rant elde etmeye çalıştığını belirten Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dersim, AKP ve CHP arasında polemik yapılacak bir mesele değildir. Dersimliler devleti bir bütün olarak görüyor. Dersim'e 1938'de uygulanan politikaların devamcısı olarak bugün AKP'yi görüyorlar. Bu işin baş sorumlularından biri olarak CHP'yi görüyorlar. İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal Atatürk, Celal Bayar ve komutanlar bu işin müsebbibidir." 'Dersim'de soykırım yapıldı' Dersim'de soykırım yapıldığını söyleyen Kaya, bunun amacını da "tek din, tek dil, tek millet, tek bayrak ideolojisi" olarak açıkladı. Kaya, "Bunun sonucu olarak inkarcı-yayılmacı bir cumhuriyet yaratma projesidir. Dersim'de yaşananlar, Türkleştirme ve Sünnileştirme politikalarının sonucudur" dedi. (ETHA)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#46 | |
|
ATEŞ HIRSIZI EMEKTARI
Üye No: 800
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1,439
Tesekkür: 3833 1215 Mesajina 2395 Tesekkür Aldi |
Alıntı:
Kıbrıs'ta da TC SÖMÜRGE Yönetimi işbirlikçilerine açıklattı . "3 bin Sterlin ödeyerek askerlikten muaf olunabilecek". 20 Aralık 2011 Salı 14:37 Üstel: 3 bin Sterlin ödeyerek askerlikten muaf olunabilecek Turizm Çevre ve Kültür Bakanlığı Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre Üstel, BRTK’da yayınlanan Akşama Doğru programına katılarak Askerlik Yasa Tasarısı’nı değerlendirdi. Turizm Çevre ve Kültür Bakanı Ünal Üstel, Askerlik Değişiklik Yasa Tasarısı’nın, Meclis Genel Kurulu'nda ivediliğinin alınmasıyla, yasalaşacağını söyledi. Üstel, yasada yapılan değişiklikle gençleri hem KKTC'ye kazandırmak, hem de tatil için kendi ülkelerine gelmelerinin hedeflendiğini kaydetti. Üstel, yasanın yürürlüğe girmesiyle süratle kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları da gerçekleştireceklerini belirtti. Yasaya göre, yurt dışında yaşayan KKTC vatandaşlarının 3 bin sterlin ödeyerek askerlikten muaf olabileceğini söyleyen Üstel, yasada yapılan değişiklikle bin 500 sterlini iki taksitle ödeyerek 1 ay hizmet yapılabileceğini söyledi. Üstel, "Yasaya göre, kesin dönüş yapmak amacıyla KKTC'ye giriş yaptığı tarihte 31 yaşından küçük olanlar dört ay, kesin dönüş yapmak amacıyla KKTC'ye giriş yaptığı tarihte 31 yaşından büyük ve 49 yaşında olanlar 2 ay veya 2 bin sterlin ödeyerek askerlikten muaf tutulacak" dedi. Yasada ayrıca, Bakanlar Kurulu kararı veya evlilik yoluyla KKTC yurttaşlığına geçen 3'üncü uyruklu kişiler askerlik yükümlülüğünden muaf olacak. Bedelli Askerlik Yasası kapsamına girenlerin, bedelli hakkından yeniden yararlanmalarına paralel düzenlemeler getirildiğini ifade eden Bakan Üstel, yurt dışında 7 yıl çalışma koşulunu yerine getirdikten sonra yoklama kaçağı durumuna düşenlerin bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 yıl içerisinde müraacaat ettikleri takdirde Bedelli Askerlik Yasası’ndaki haktan yararlanabileceğini belirtti. Bakan Üstel yasaya göre Polis Akademisi’ne giden ve polis teşkilatında 10 yıl çalışanlara da askerlikten muafiyet getirildiğini söyledi. Üstel, KKTC üniversitelerinde doktora veya dengi bir eğitim mezunu olan öğretim üyelerinin de bedelli askerlikten yararlanacağını kaydetti.
__________________
KIBRIS'ta TÜRKİYE,YUNANİSTAN ve İNGİLTERE İŞGALLERİNE SON! SÖMÜRGE YÖNETİMİNE HAYIR! BAĞIMSIZ KIBRIS BÜTÜN HALKLAR KARDEŞTİR. YAŞASIN KIBRIS HALKLARININ BAĞIMSIZLIK,ÖZGÜRLÜK VE SOSYALİZM MÜCADELESİ |
|
|
|
|
|
|
#47 |
|
ATEŞ HIRSIZI EMEKTARI
Üye No: 800
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1,439
Tesekkür: 3833 1215 Mesajina 2395 Tesekkür Aldi |
Uğur Kantar'ın İşkencecileri Sivil Mahkemede Yargılanacak
Askerlikte işkence sonucu ölen Uğur Kantar'a işkence yapan üç kişinin adli mahkemede yargılanmasına karar verilirken, üç gardiyan ile cezaevi müdürünün tutuksuz olarak Girne Askeri Mahkemesi'nde yargılanması kararlaştırıldı. Ekin KARACA ekin@bianet.org Girne - BİA Haber Merkezi 16 Aralık 2011, Cuma Kuzey Kıbrıs'ta askerlik yaptığı sırada "Disko" olarak tabir edilen disiplin koğuşunda gördüğü işkence sonucunda 12 Ekim'de hayatını kaybeden Uğur Kantar'ın ölümüyle ilgili açılan davanın ikinci duruşması bugün (16 Aralık) Girne Askeri Mahkemesi'nde görüldü. Mahkeme, 18 Kasım'da görülen ilk duruşmada Kantar ailesinin avukatları Teoman Özkan ve Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı'nın davanın askeri mahkemeden sivil mahkemeye alınması talebini karara bağladı. Buna göre, sanıklar Ayhan Arslan, Fırat Keser ve Recep Tekin için görevsizlik kararı verilerek sivil mahkemede yargılanmalarına karar verilirken diğer üç görevli gardiyan ile disiplin cezaevi müdürü astsubay Ayhan Şentürk'ün ise Girne Askeri Mahkemesi'nde yargılanmalarına devam edilmesi kararlaştırıldı. Mahkeme, savcı mütalaasına uydu bianet'e açıklama yapan Avukat Teoman Özkan, askeri savcının sanıklar Ayhan Arslan, Fırat Keser ve Recep Tekin için, işkenceden ölüme neden olmak suçunu işledikleri ve bu suçun da Askeri Ceza Kanunu'nda tanımlanan bir suç olmadığını ifade ettiğini söyledi. Ayrıca savcının, sanık Ayhan Arslan'ın 13 Aralık 2011'de askerlikle ilişkisinin kesilmesini de gerekçe göstererek görevsizlik kararı verilmesini istediğini söyleyen Avukat Özkan, savcının diğer gardiyan sanıklar ve disiplin cezaevi müdürü astsubay Ayhan Şentürk için mahkemenin görevli olduğuna karar vermesini talep ettiğini aktardı. Savcının mütalaasına karşın Kantar ailesi avukatları Kozağaçlı ve Özkan, işkence suçunun sistematik olarak disiplin cezaevinde işlendiğini ifade ederek, suçun tüm sanıklar tarafından müşterek işlendiğini, bu nedenle yargılamanın tüm sanıklar için adli yargıda devam etmesini talep ettiler. Askeri savcının mütalaasına uyan mahkeme, sanıklar Ayhan Arslan, Fırat Keser ve Recep Tekin hakkında görevsizlik kararı vererek sanıkların dosyasının Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine ve tutukluluk hallerinin devamına karar verirken, tutuksuz yargılanan dört sanığın dosyasının ayrılarak yargılamanın Girne Askeri Mahkemesi'nde devam etmesini kararlaştırdı. "Cezaevi komutanı da sorumludur" Avukat Selçuk Kozağaçlı, basına yaptığı açıklamada, mahkemenin kendileri açısından önemli karar verdiğini ifade ederek, "Bizim talebimize kısmen uydu, bu yüzden temyiz etmeyi değerlendireceğiz" dedi. CNNTürk'te yer alan habere göre, Kozağaçlı, üç sanığın işkence suçu ile sivil mahkemede yargılanacak olmasının çok önemli olduğunu ve mahkemenin "işkenceyi" resmen kabul ettiğini söyledi. Kozağaçlı, Ayhan Arslan'ın duruşmasının Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüleceğini ve sivil olan sanıkların askeri hapishaneden sivil hapishaneye sevk edileceğini bildirdi ve ekledi: * Hapisane komutanı sanık astsubayın "görevi ihmal" suçu ile yargılanmasına katılmıyoruz. Komutan, "ihmal suretiyle işkence suçuna ve işkenceyle insan öldürme suçuna iştirak etmiştir." * Hapishane komutanı astsubay tutuksuz ve hiç bir yargılamaya katılmadı. Bu kabul edilemez. "Tanıklara da işkence yapılmış" Askeri savcının, davanın tanıklarını dinlerken, ortaya başka eylemler de çıktığını ifade eden Kozağaçlı, mahkemede verilen ifadelerden hapishanede sistemli işkence yapıldığının anlaşıldığını söyledi. Mahkemede sadece Uğur'un ölümüne dair anlatımların yer almadığının altını çizen Kozağaçlı, tanıklara da korkunç işkenceler yapıldığına dikkat çekti. "Sıcakta susuz ayakta bekletmek, saatlerce esas duruşta bekletmek, bir taşın üzerinde oturmayı emretmek, imkansız fiziksel hareketlere zorlamak, kaba dayak gibi tamamı Türk Ceza Kanunu'na (TCK) göre işkence olan, uluslararası sözleşmelere aykırı fillerdir bunlar." (EKN)
__________________
KIBRIS'ta TÜRKİYE,YUNANİSTAN ve İNGİLTERE İŞGALLERİNE SON! SÖMÜRGE YÖNETİMİNE HAYIR! BAĞIMSIZ KIBRIS BÜTÜN HALKLAR KARDEŞTİR. YAŞASIN KIBRIS HALKLARININ BAĞIMSIZLIK,ÖZGÜRLÜK VE SOSYALİZM MÜCADELESİ |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: akp, asker, bedel, bedelli askerlik, chp, dersim jenosidi, dersimliler, isyan, kck, klik savasi, kurt hareketi, sevgi, tasfiye, timsah gozyasi, yoksul memet |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| askere, bedelliye, dersime, hareketine, kurt, mehmet, sevgiyle, tasfiye, tezkere, yoksul |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Adana’da Kürt askere linç, BDP binasına saldırı | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL KONULAR | 0 | 10-25-2011 10:05 PM |
| Tezkere geçti, operasyonlara devam, kürtlere yine açılım adına kurşun düşüyor | Mahmut Halil CAN | KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM | 3 | 10-15-2010 05:23 PM |
| Kürt açılımının pkk’yi tasfiye amaçlı olduğu açığa çıkıyor | Mahmut Halil CAN | KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM | 49 | 07-05-2010 02:07 PM |
| Kürt sorununda yaratılan iyimser hava pkk’nin silahtan tasfiye harekatı | Mahmut Halil CAN | KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM | 1 | 08-24-2009 07:36 PM |