![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#11 |
|
Ankara Valiliği’nden TEKEL işçilerine gözdağı
- Ankara Valiliği, bugün mücadelelerinin 30. gününe giren TEKEL işçilerine gözdağı verdi. Valilik, işçilerin planladıkları eylemlerle ilgili olarak, “Kanunsuz eylem güvenlik güçlerince engellenecek ve sorumlular hakkında da gerekli yasal işlem yapılacak” açıklamasını yaptı. Ankara Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, TEKEL işçilerinin 14 Ocak Perşembe günü aileleriyle “kefen” benzeri önlükler giyecekleri, sivil toplum örgütlerinden sağlanacak katılımla büyük bir topluluk oluşturacakları, bu toplulukla Ankara’da, “belirsiz bir yerde” “3 gün oturma”, devamında “3 gün açlık grevi”, ardından da “ölüm orucu” eylemi başlatacaklarının basından öğrenildiği ifade edildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası çerçevesinde başkentte, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak yerlerin Ankara Valiliği tarafından önceden belirlendiği ve ilan edildiğine işaret edilen açıklamada şöyle denildi: ‘Engelleyeceğiz’ “Kanuna aykırı olarak yapılacak eylemin yeri de belirtilmemiştir. Kefen benzeri beyaz önlüklerle ilimizde oluşacak topluluğun, toplumumuzda infiale neden olacağı açıktır. Her yönüyle 2911 sayılı kanuna aykırı olan eylem, 5442 sayılıİller İdaresi Kanunu’nun 11/c maddesine göre de uygun görülmemiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin nerelerde ve nasıl olacağı 2911 sayılı kanunda düzenlenmiştir. Yapılmak istenen bu eylemle ilgili valiliğimize herhangi bir müracaat yapılmamıştır. 2911 sayılı kanuna göre tertip heyeti oluşturarak valiliğimize bildirimde bulunulması ve yasal miting alanlarından birisinin talep edilmesi halinde, talepler değerlendirilecek, yasal olmayan bu eyleme teşebbüs edilmesi halinde meydana gelecek olaylardan ve doğabilecek zararlardan konfederasyon (Türk-İş), sendika (Tek Gıda-İş) ve eyleme katılanlar sorumlu olacaktır.” Açıklamada, “kanunsuz eylemin” gerçekleştirilmesi halinde güvenlik güçlerince engelleneceği ve sorumlular hakkında da yasal işlem yapılacağı kaydedildi.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#12 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Hükümet olarak TEKEL işçilerine yönelik her türlü düzenlemeyi yaptıklarını söyleyen Şimşek, "Hükümetin burada hatası varsa, merhamet göstermesidir. Hükümet olarak vatandaşın parasını çarçur etme lüksümüz yok." dedi.
BİZDEN ÖNCE KAPI ÖNÜNE KONULUYORDU Bakan Şimşek, KDV İadesi Risk Analizi Projesi konusunda basın toplantısı düzenledi. Toplantının ardından, TEKEL işçilerine yönelik bir soru üzerine Şimşek, özelleştirmenin yeni bir husus olmadığını, kendilerinden önce özelleştirme sonucunda işçilerin 'kapı önüne' konduğunu dile getirdi. MAĞDUR OLMASINLAR DİYE 4C'YE ALDIK AK Parti hükümetinin yeni bir uygulama başlatarak özelleştirme mağdurlarına 4 c kapsamına istihdam imkanı sağladığını vurgulayan Şimşek, hükümetin TEKEL işçileri konusunda bir hatası bulunmadığını kaydetti. Şimşek, "Özelleştirmeden sonra hükümetin varsa hatası merhamet göstermesidir." diye konuştu. ÖNÜMÜZDE İKİ YOL VAR 4 bin TEKEL işçisinin 2007 yılında işsiz kalacakken, sendikaların ricasıyla geciktirdiklerini aktaran Şimşek, "Bu işçilerin aylık maaliyeti 40 milyon TL, yıllık ise 480 milyon TL. Önümüzde iki yol var. Ya 480 milyon TL'lik yıllık maliyeti karşılamaya, bu parayı vermeye devam edersiniz, ya da kanun gereği 41 bin TL kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ödenip, ondan sonra 4 C kapsamında işe alacaksınız." şelinde konuştu. Hükümetin 4 C'lilerin maaş durumlarını da düzeltiğini söyleyen Şimşek, "Bütün bunlara rağmen, eylemlerin devam etmesi üzücü.TEKEL işçilerinin tek derdi, eski maaşlarımız ile devam edelim düşüncesi. TEKEL kapanma noktasında. Vatandaştan aldığımız vergileri, TEKEL işçilerine vermek ne hakka, ne hakkaniyete uygun. Hükümet olarak vatandaşın parasını carcur etme lüksümüz söz konusu değildir." dedi. İNŞAATTA KDV İLE İLGİLİ VERİLMİŞ BİR KARAR YOK İnşaat sektöründe yeni bir KDV'nin gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine Bakan Şimşek, "Verilmiş bir karar yok ve bu karardan geri adım atma söz konusu değil." cevabını verdi.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#13 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Kızıl,ayda bır haylet dolasıyor Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada, Yürü üstüne - üstüne, Tükür yüzüne celladın, Fırsatçının, fesatçının, hayının...” (Ahmed Arif, “Anadolu”.) Bugün tam 38 gün oldu… Dile kolay, Ankara ayazında, ısı sıfırlarda seyrederken, sulusepken altında, rutubetli battaniyelere sarılı, birbirlerine sokulmuş, yarı aç geçirilen geceler. Azan siyatiğe, ülsere, zorlayan böbreklere, tutulmuş bele, kronikleşen bronşite, 38 gündür ayaktan çıkmayan ayakkabının tetiklediği mantara inat… (Çoğu 40’ını, 45’ini geride bırakmış… Bir başka deyişle, yapışkan hastalıklarla birlikte yaşamayı öğrenmişler zaten.) Naylon, branda gerilmiş çatıların altında, her bir standın önündeki, içinde ıslanmış kütüklerin dumanlarını tüttürdüğü varillerin başında, plastik bardaklarda çayını yudumlayıp “4-C”yi tartışarak akan günler… Bugün ilk günden daha kararlılar. Fabrikaları bir imzayla ve 1 milyar 720 milyon dolara BAT (British American Tobacco)’ya satılırken sırtları sıvazlanmış, ağızlarına bir parmak bal çalınmıştı. “Korkmayın, biz işçi babasıyız, hakkınızı yedirmez, sizi mağdur etmeyiz… Dileyeni kamuda, muadil işlere yerleştireceğiz. Hak kaybı olmayacak. Dileyen ise özel sektöre geçebilir. Bakın bunun için şartnameyi değiştirdik bile…” Sonra… sonra birden kendilerini 4-C denilen kölelik dayatmasıyla yüzyüze buldular. Ayda 600-650 TL.’ye yılda 8-9 ay çalışıp bütün özlük haklarından olmak… Yalnızca rezil bir gelir kaybına razı olmak değil, aynı zamanda 20-25 yıldır çalışarak biriktirdiği sosyal güvenlik, emeklilik, sağlık gibi haklarının gasp edilmesine seyirci kalmak… Biraz homurdanıp, yüzde 20’lere varan işsizlik tehdidi karşısında “Buna da şükür,” diyecekleri hesaplanıyordu. Ama bu ucuz hesabı yapanlar bu kez baltayı taşa vurdu. Türkiye’de Reji/Tekel işçilerini işçi sınıfı hareketi tarihinin kaynağına yerleştiren devrimci gelenekten habersizdiler besbelli. “Tütüncüler”in bu ülkenin emek mücadelesi tarihi içerisindeki seçkin ve mücadeleci yerini bilmiyorlardı. “Gelenek”, uyuduğu yerden başını kaldırdı apansız. Ülkenin işçisini, emekçisini sürüye sayanların beklemediği bir şey oldu… Tekel işçisi Ankara’ya akmaya başlamıştı. AKP iktidarı önce meseleyi basit bir asayiş sorunu olarak algıladı. İki gaz bombası, üç-beş cop darbesiyle dağıtılabilecek bir kuru kalabalık… Öyle olmadıklarını gösterdiler. 38 gün oldu onlar Sakarya’da, Türk-İş merkezini çevreleyen sokaklarda kamp kuralı... Orayı bir “Özgürlük ve Direniş Alanı”na dönüştürdüler. Mukavva parçalarına, kartonlara kendi elleriyle yazdıkları sloganlarla donattılar her bir köşeyi. Sokakların adlarını değiştirdiler: “Osmanlı mahallesi, direniş caddesi, işkence sokak…” Günboyu dayanışmalarını dile getirmek üzere akın akın gelen öğrenciler, kadınlar, memurlar, aydınlar, sanatçılar, akademisyenler… (Bugün “Sakarya sizinle gurur duyuyor!” sloganıyla Sakarya caddesi esnafı sökün etti örneğin.) Sosyalist partilerin, kitle örgütlerinin, sendikaların karınca kararınca dayanışma nişaneleri: bir köşede ücretsiz çay dağıtılan bir semaver; elden ele aktarılan kumanyalar; torbalar dolusu ilaç, battaniye, yakacak… Kent kent ayrılmış her bir çadırda eylemci işçilerle sohbete dalmış Ankaralı devrimciler… Hemen her köşe başında üzerine çıkıp konuşulacak bir iskemle, bir cızırtılı hoparlör, bir serbest kürsü… Önlerine uzatılan mikrofona kırk yıllık sunucu rahatlığıyla içini döken, hakkını arayan, öfkesini haykıran kadın ve erkek işçiler… Birbirini tanıyan-tanımayan herkesin selamlaştığı, köşe başında durup hükümetin geri adım atıp atmayacağını, Türk-İş yönetiminin tavrının ne olacağını, olası bir genel greve katılımın ne kadar olacağını tartıştığı - velhasıl hayata ve kavgaya dair bir şeyleri paylaştığı, Kürtçe’yle Türkçe’nin sarmaş dolaş olduğu tıklım tıklım sokaklar… Seyyar satıcılar, büfeler, çevredeki dükkânlar havaya ayak uydurmuş. Vitrinlerinde, camlarında işçilere destek veren dövizler… Kâh yorulup dinelen, kâh binlerce ağızdan birden yükselen sloganlar: “Tekel işçisi yalnız değildir!” “Genel grev, genel direniş!” “Ekmek yoksa barış da yok!”, “Ne istiyoruz? İş! Vermeyecekler! Alacağız! Nasıl? Söke söke!” “Eller şaltere, genel greve!” * * * Yıllardır, “Elveda Proletarya,” “Tarih bitti,” “Kapitalizm insan doğasına en uygun düzendir ve ebedîdir,” söylenceleriyle dilsizleştirilmişler, yıllardır kazanımları parça parça gasp edilenler, başlarını kaldırdıklarında polis copuyla, gaz bombasıyla, bastırılanlar, medyanın görmedikleri, ısrarla görmezden geldikleri, işlerini, aşlarını, geleceklerini yitirmişler… Tekel işçilerinin kendileri için de mücadele ettiğinin bilincine varıyor. Bunun yalnız ekmek değil, onur ve gelecek, onurlu bir gelecek mücadelesi olduğunu… Taşların bağlanıp köpeklerin serbest bırakıldığı bu talan düzenine “Dur” diyecek birilerinin çıkabileceğini… Bu “birileri”nin aslında “biz”den başkası olmadığını… “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!” sözlerinin bir peri masalından ibaret olmadığını… Emekçilerin kendi yazgılarını ellerine alırken “halkların kardeşliği”ni de gerçekleyebileceklerini… Tekel işçisi Türk-İş’in çevresindeki sokaklarda geçirdiği 38 gün içinde kendisini dönüştürürken bize de bütün bunları gösteriyor. Kızılay’da gerçekten de bir “hayalet” dolaşıyor, bugünlerde. Bastırdıklarını, yok ettiklerini, tarihe gömdüklerini sandıkları kadîm düşlerimiz dolaşıyor. Kıdemli katillerin beş yıldızlı otellerde eteklendiği, daha çaylaklarının, hepimizle dalga geçercesine yattıkları cezaevinde infaz koruma memuru olmak için sınavlara sokulduğu, Romanların kentlerden sürüldüğü, pompalı tüfekli canilerin sırtlarının sıvazlandığı şu linç günlerinde bir soluk özgürlük, eşitlik ve kardeşliğe hasretseniz eğer, mutlaka ve mutlaka, elinizde bir demet çiçek, Sakarya’nın yolunu tutun. Umutla ışıldayan gözleri izleyin, onlar sizi “olay yeri”ne götürecektir… Sibel ÖZBUDUN
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#14 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Erdoğan’ın Tehditleri, Hâkim Sınıfların Duydukları Korkunun Yansımasıdır! TEKEL Direnişini Zafere Taşıyalım, Hakim Sınıfların Korkularını Büyütelim! - DHF
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] AKP hükümeti başbakanı Erdoğan, 22 Ocak’ta Ankara’da gerçekleştirilen il başkanları toplantısında, kararlı bir şekilde direnişlerini sürdürmekte olan TEKEL işçilerine dair, yine tehdit ve hakaret dolu bir konuşma gerçekleştirdi. Bilinmelidir ki TEKEL işçileri şahsında, yükselmekte olan işçi ve emekçi kitle hareketlerine yönelik, bu gibi tehdit ve hakaret içeren konuşmalar, hâkim sınıfların içerisine düştükleri tedirginliğin açık bir yansıması durumundadır. Erdoğan, Temsil Ettiği Patronlar ve Ağalar Sultasının Korkusunu Yansıtıyor Erdoğan’ın 22 Ocak'taki konuşmasından bazı ibretlik satırlar şöyle: “Muhalefetin bu çirkin oyununa gelmeyin. Bu ülkede hiçbir zaman ülkenin aydınlık geleceğini düşünmeyen, o marjinal örgütlerin tuzağına düşmeyin. Kışkırtmaların, istismarın aleti olmayın… Tekel işçilerimize sesleniyorum: O yanınıza gelip gidenler, bizim düşündüğümüz, sevdiğimiz kadar sizi sevmiyorlar. Yetimin, öksüzün o hazinede hakkı var, ülkenin şartlarını düşünün, işsizleri düşünün, hükümet olarak bizim gösterdiğimiz iyi niyete, bizim attığımız adıma siz de iyi niyetle yaklaşın. Siz de bir adım atın, bu eylemleri lütfen sona erdirin. Bugüne kadar alışılmış olan şuydu: 'Devletin malı deniz, yemeyen domuz'... Mantık buydu… Depolarda duruyorlar, aydan aya maaşı alıyorlar. Ne üretim, ne şu, ne bu. Böyle bir şey yok. Böyle mi sürecek bu kardeşim. Bu ülke, bu devlet ayda Tekel işçilerine 40 trilyon maaş ödüyor… Akşam Tekgıda-İş'in Başkanı 'Biz gerekirse hükümet deviririz' diyor, şu ifadeye bak. 'Şu anda’ diyor, ‘dün yaptığımız görüşmede genel grev kararı almadık, genel eylem kararı aldık, genel grev kararı alırsak hükümet devrilir...' Şimdi bu ifadeye ne denir? Sen avucunu yalarsın, avucunu. Neyi deviriyorsun sen? Önce haddini bil. Haddini bil ve bizi söylemeyi düşünmediğimiz ifadeleri kullanmaya mecbur etmesinler.” Erdoğan’ın bu beyanları, hakim sınıfların on yıllardır bildiğimiz, tanık olduğumuz beyanlarıdır. Erdoğan utanmazca ve riyakarca bir taraftan ezilenlere “sevgi” ve “şefkat” dağıtmakta öte taraftan “avucunuzu yalarsınız” diyecek kadar pervasızlaşmaktadır. Erdoğan’ın temsil ettiği zihniyetin ezilenleri ne kadar “çok sevdiğini” yaşadığımız yoksulluktan, açlıktan, işsizlikten, güvencesiz çalıştırılmaktan, eğitim ve sağlıktaki eşitsizliklerden, farklı kimlik ve inançlar arasına ekilen düşmanlık tohumlarından, toprağımızda aç kalışımızdan ve maruz kaldığımız sonu gelmez baskılardan çok iyi biliyoruz! Ezilen milyonlarının yükselen mücadelesi, Erdoğanların korkularını daha da büyütecek ve özgür bir ülkede bağımsız bir halk olarak yaşayacağımız günleri; ağalara, patronlara ve onların temsilcilerine hadlerini bildirerek ülkemize armağan edecektir! AKP hükümeti, sokaklardaki milyonlarca işsizi göstererek, hem kazanılmış haklara dönük gerçekleştirdiği saldırıları meşrulaştırmaya çalışmakta hem de 4-C statüsünü kabul ettirmeye dönük açık bir tehdit ortaya koymaktadır. 24 Ocak’lardan, 5 Nisan’lardan… Bir yandan bu gibi büyük ölçekli ekonomik dönüştürme projelerinden bir yandan da işçi ve emekçilere apaçık saldırılar olan bu ekonomik ve sosyal düzenlemelerin sopa zoruyla hayata geçirme operasyonlarından günümüze ulaşan tablo, bugün, AKP hükümeti şahsında cisimleşen pervasız, aymaz bir zulüm ve zorbalık düzeni olmuştur. Özelleştirme, bir devlet politikası olarak, hükümetiyle muhalefetiyle, mecliste sergilenen tüm seyirlik gösterilerle birlikte adım adım hayata geçirilmiştir. Özelleştirme politikaları kimi zaman işçi, emekçi kitle hareketlerinin ördüğü barikatlarda yavaşlasa da, hakim sınıflar, polisiyle, jandarmasıyla, bin bir türlü zor yöntemleriyle bu politikaları hayata geçirmiştir. Tarım çökertilmiş, başta büyük şehirler olmak üzere köy yerleşimleri dahi yeni işsizler ordusuyla tanıştırılmıştır. Kamu kurumları, bilhassa AKP hükümeti dönemiyle birlikte, baş döndürücü bir hızla ve apaçık aldatmacalarla emperyalistlere peşkeş çekilmiş, bu kurumlarda çalışan işçiler ve emekçiler açlığa ve sefalete mahkûm edilmişlerdir. Özelleştirme saldırılarına eşlik eden “taşeronlaştırma” gibi istihdam politikalarıyla da özel sektörün, para babalarının her türlü ihtiyacını gören ve işçileri, emekçileri en ufak demokratik haktan dahi yoksun bırakan yeni hak gaspları da ortaya çıkmıştır. Tüm bunların sonucunda da üretemez hale getirilen devlet işletmeleri, “kar etmedikleri” ileri sürülerek kapatılmış, satılmış; kamu işçileri de “yan gelip yattıkları” gerekçeleriyle ve hatta çalışmadan, üretmeden “domuz” gibi “yedikleri” şeklinde küstah ve haddini bilmez ifadelerle kapı dışarı edilmişlerdir. Yıllarca fabrikalarda ter akıtanlar, bir yandan hem kazanılmış haklarından mahrum edilmişler hem de devletin en üst makamlarından en ağır hakaretlere maruz bırakılmışlardır. Ancak, bugün ulaşmış bulunduğumuz nokta, geçtiğimiz yıldan itibaren, etkilerini derinden ve uzun vadeli gösteren küresel ölçekteki ekonomik krizin, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerdeki işçi ve emekçi kitlelerde yarattığı tahribatın karşılığı olan kitlesel mücadelelerin artık görünür olmaya başlamasıdır. Başta Erdoğan olmak üzere, devlet bakanlarını, valilerini, bilcümle bürokratını ve dahi kimi sendika ağalarını, işçi, emekçi hareketine karşı tehditkâr ve hakaretamiz bir üslupla konuşturan şey; işte bu biriken, yükselen ve merkezinde işçilerin, emekçilerin olduğu birleşik, kitlesel bir halk hareketi mücadelesi ihtimalinin giderek kuvvetleniyor olmasıdır. Erdoğan’ın, TEKEL işçilerine yönelik “kızgınlığı” tam da bu noktadan beslenmekte ve mevcut korkusunu yansıtmaktadır. Zira artık TEKEL’in davası, ülkenin davası olmuştur. TEKEL’in kavgası, yoksulun, emekçinin kavgası haline gelmiştir. TEKEL Birleştiriyor, Öğretiyor Erdoğan’ı her fırsatta işçilere ve sendikalarına saldırtan temel mesele, TEKEL Direnişi’nin, etrafında toparlamayı başardığı ve oldukça geniş bir siyasi yelpazeye sahip toplumsal muhalefettir. TEKEL Direnişi, TÜRK-İŞ gibi doğrudan hâkim sınıfların, para babalarının çıkarlarına endeksli hareket eden ve yeri geldiğinde ayağa kalkmaya hazırlanan emekçi kitlelerin öfkesini törpüleyen bir sendikayı dahi harekete geçmek zorunda bırakmış ve diğer meslek örgütleri ile sendika konfederasyonlarını da hareketlendirmiştir. TEKEL Direnişi, bilhassa son yıllarda biriken öfkenin, tepkinin hem odaklandığı ve cisimleştiği bir mücadeleye dönüşmüş hem de hâlihazırda sürdürülen ekonomik ve sosyal hak talepleri mücadelelerine yeni ve önemli bir ortak zemin de yaratmıştır. Daha da önemlisi, TEKEL Direnişinin, İstanbul’daki İtfaiye işçileri; İzmir’deki Belediye işçileri; Antep’teki tekstil işçileri ve son olarak özelleştirmelere karşı mücadele eden Dersim’deki enerji işçileri gibi 4-C vb. saldırılarla yüzleşen yahut yüzleşmek üzere olan işçi ve emekçilere önemli bir tecrübe, deneyim ve moral kaynağı haline gelmiş olmasıdır. TEKEL Direnişinin bir diğer önemli kazanımı millet ve mezhep kimlikleri üzerinden yaratılmak istenen boğazlaşmalara karşı ezilen ulus, milliyet ve mezhepler konusunda bilinçli proleter tavrın ne olması gerektiğini, pratikte açıkça ortaya koymuş olmasıdır. Ötesinde, TEKEL Direnişi, mevcut tasfiye sürecinde, ilerici, devrimci kurumların ideolojik ve politik düzlemde sınıf zemininden nasıl koptuğunu da ibret verici örnekleriyle ortaya koymuştur. İşçi, emekçi mücadelesine “destekçi olmak”; toplu bildiri yahut gazete dağıtımıyla sınırlı bir temas durumunda “bilinç aktarmak”; destek faaliyetleri kapsamında, “basın açıklamalarına gelip gitmek” ve dahi bu zeminde bile ülke genelinde ortak söylem ve pratiklerde harekete geçme kabiliyetinden yoksun olmak… Tüm bunlar gibi ve daha bir dizi pratikte de işçi, emekçi gündeminden, söyleminden uzaklaşmanın sonucu olan tavır ve tutumlar, ülkemiz ilerici, devrimci hareketlerinin içerisine sürüklendiği tasfiyeci dalganın en net sonuçları olarak okunmalıdır. Başta işçiler ve emekçiler olmak üzere halk güçleriyle bağını yitirmiş, söylem ve pratik olarak uzaklaşmış, marjinalize edilmiş; sistemin müsaade aralığında “muhalefet” zeminine çekilmiş ve bu aralığın uygun gördüğü kimi mekânlarda “basın açıklamalarına” hapsolmuş bir faaliyet kavrayışı… Bu tablonun bir diğer görünen yüzünü oluşturmaktadır. Bu anlamda TEKEL Direnişi, Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) nezdinde, uzun yıllar boyunca uzak kalınan, bu anlamda siyaseten kısırlaşan, kitlelerle bağını yitiren bir pratiğin karşısına; mütevazı fakat uzun erimli, inançlı, kararlı ve bilimsel bilgiye ulaşmada ve tüm bunları ısrarcı biçimde savunmada her zamankinden daha kararlı bir şekilde yönelmesinin pratik adımı olmuştur. TEKEL direnişi beri yandan da başta ilerici, devrimci, demokrat kurumlar, meslek örgütleri, sendikalar, yöre dernekleri, politik kitle örgütleri olmak üzere toplumun farklı kesimleri, bu haklı mücadele etrafında birleşmiş ve ortak bir mücadele zemini yakalamalarında son derece önemli bir rol üstlenmiştir. Mevcut tasfiye süreci her ne kadar örgütlü halk güçlerini, süreci bir takım merkezi politikalar ve örgütsel adımlarla “iradi zeminde” ilerletilmesinin önünü kesiyorsa da işçi, emekçi kitle hareketleri bu “ileri” unsurları da aşan bir pratik içerisinde kıpırdanmaya devam etmektedir. Görev: Her Alanda ve Her Yerelde, TEKEL Gündemi Ekseninde Halk Güçlerinin Eylem Birliğini Örgütlemek Olmalıdır! DHF, geçtiğimiz hafta içerisinde, başta kendi örgütlü güçlerine yönelik olmak üzere kamuoyuna yönelik de bir çağrı metni kaleme almıştır. Başta ilerici, devrimci, demokrat politik kitle örgütleri olmak üzere, sendikalar, meslek örgütleri, platformlar… Tüm emek ve demokrasi güçlerini, TEKEL gündemi ekseninde “dayanışma platformlarında” bir araya gelme ve bu zeminde mevcut kitle hareketini, ülke çapında görünür kılma çağrısı halen güncel ve önemli bir konudur. TEKEL Direnişi, 41. gününü tamamlarken, bu çağrı artık “acil” bir nitelik kazanmıştır. Ülkenin her yerelinde, DHF bünyesindeki her örgütlülük ve tek tek her örgütlü birey, bulunduğu yerelde bu gibi platformların örgütlenmesinde aktif rol alacaktır. Gelinen bu kritik aşamada ya TEKEL Direnişi kırılacak ve yükselme emareleri gösteren emekçi kitle hareketi ağır bir darbe alacak ve bunun bedeli yine başta ilerici, devrimci güçlere kesilecek ya da AKP hükümeti şahsında mevcut sömürü ve zorbalık düzeni önemli bir darbe alacak ve halk kitleleri, hak mücadelelerinin gücünü ve önemini kavramada somut ve başarılı bir tarihi örneğe, mevziye sahip olacaklardır. Görevlerimize sahip çıkalım! Tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte ortak platformlarda örgütlenelim! Yükselmekte olan işçi emekçi kitle hareketlerinde yerimizi alalım! Demokratik Haklar Federasyonu / 24.01.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: ankara, cevreye, cocuklara, doga, fasist devlet, insanlik, komunizm, memur, ozur dilemiyoruz, sosyalizm, vali, verdigimiz rahatsizliktan dolayi |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| çevreye, Çocuklara, dilemiyoruz, dolayi, dolayı, özür, rahatsizliktan, rahatsızlıktan, verdiğimiz |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| özür diliyorum kampanyası üzerine | Mahmut Halil CAN | TÜRKİYE KOMÜNİST VE DEVRİMCİ HAREKETİ | 1 | 01-08-2010 08:44 PM |