Düzen güçleri yeni çatışmalar için hazırlanıyor!
Düzen cephesinde sarsıntılar yaratan Cumhurbaşkanlığı krizi nihayet çözülmüş görünüyor. AKP’nin aday olarak gösterdiği ve ABD ile TÜSİAD’ın olurunu alan Abdullah Gül, artık bir prosedürün yerine getirilmesinden öteye anlam taşımayan meclis oylamalarının sonucunda cumhurbaşkanı ilan edilecek. Halihazırda sürecin kesintiye uğrama olasılığı görünmüyor. Ordu cephesinden sürecin bir an önce tamamlanması bekleniyor.
Bu noktadan sonra üzerinde tartışılması gereken konu, düzen siyasetindeki iç mücadelelerle karakterize olan sürecin bundan böyle ne yönde gelişeceği, karşıt güç odaklarının nasıl mevzilenecekleri, mücadelelerini nasıl ve hangi biçimlerde sürdürecekleridir. Görünen o ki ordu, AKP’nin yıpranmasını bekleyecek ve bu süreç içerisinde AKP ve Gül üzerinde sıkı bir denetim uygulayacaktır.
Ordu için bugün sorun böyle bir denetimin nasıl ve ne tür bir mekanizmaya dayanılarak sürdürüleceğidir. Devlet yönetiminde MGK ve benzer yollardan zaten ordunun doğrudan müdahalelerde bulunduğu yerleşik mekanizmalar kullanılmaya devam edecektir. Fakat bu mücadelede asıl belirleyici olan askeri güç değil siyasi etkinlik olduğu ölçüde, toplum düzeyinde güncel politika yürütebilecek mekanizmalara da yakıcı biçimde ihtiyaç duyulmaktadır. Parlamentoda CHP, “STK”lar alanında emekli askerlerin başını çektiği dernekler ve medyadaki görevli kalemler Cumhurbaşkanlığı krizi döneminde ordunun doğrudan uzantısı, gündelik politikadaki aletleri konumundaydılar. Fakat 22 Temmuz seçimlerindeki başarısızlık, orduyu aletlerini yeniden gözden geçirmeye ve yenileriyle tahkim etmeye ya da bunları işlevsel kılacak müdahalelerde bulunmaya itmektedir.
Bu çerçevede özellikle belirtmek gerekir ki, ordu 22 Temmuz yenilgisinin faturasını CHP’ye, asıl olarak da Baykal’a keserek durumdan en az siyasi kayıpla çıkmak hesabındadır. Bundan dolayı herşeye rağmen CHP’ye yönelik müdahalelerde bulunulması güçlü olasılıktır. Zira orduya yakın duran kalemler CHP yönetimine yönelik eleştirilerinin dozunu giderek arttırmaktadırlar.
Gül üzerinde kurulacak denetim ise daha çok sivil bürokrasi kanalı üzerinden gerçekleşecek gibi görünmektedir. Ayrıca belirtilmelidir ki, bugünlerde medya tarafından ortaya atılan bir iddiaya göre Gül ile Genelkurmay arasında yoğun bir görüşme trafiği yaşanmış ve bu görüşmeler sonucunda bir anlaşmaya varılmıştır. Sürecin seyri dikkate alındığında, bu iddia doğru olabilir. Böylece Gül, ordunun belirlediği çerçeveye uyacağı güvencesi vererek önündeki engelleri ortadan kaldırabilmiştir.
Elbette bu sonucun ordu açısından siyasi bir yenilgi olduğu gerçeği orta yerde durmaktadır. Gül ve AKP açısından ise bu süreç aynı zamanda bir bütünleşme süreci olmuştur. Ordu cumhurbaşkanlığı ekseninde yoğunlaşan mücadeleyi kaybetmekle birlikte, yerleşik devlet düzenine yönelik yakın tehlikeleri tümüyle olmasa da ortadan kaldırmış ve denetimini korumuştur. Öyle ki, Gül ve AKP “Milli Görüşçü” kimliklerini yadsıyan bir aşamaya varmış bulunmaktadırlar. Her ne kadar cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ortaya çıkan kriz dinamiği bu süreci tıkamış, onları, daha doğrusu temsil ettikleri siyasi platformu sistemden uzaklaştırmış gibi görünse de, tipik bir “merkez partisi” yolunda önemli bir mesafe almalarına yol açmıştır.
Ancak ordu için mesele tek başına türban ya da genel olarak AKP’nin “İslami” kimliği değil, AKP’nin bu kimliğe de dayanarak sahip olduğu gücü kendi politik ayrıcalıkları ve “kırmızı çizgileri”ne saldırmak amacıyla kullanmak istemesindedir. Ordunun hassasiyetleri olarak gösterilen, Kıbrıs, Kürt sorunu, AB gibi konularda özellikle ABD, AB ve tekelci burjuvazinin AKP aracılığıyla gündeme getirecekleri açılımlara yöneliktir. Bu açılımların önünü almaya, en azından egemen güçler karşısında pazarlık gücünü korumaya yöneliktir. Bunun içindir ki, ordunun türbanla simgelenen İslami kimliğin devlete yedirilmesine karşı duyduğu rahatsızlık, önümüzdeki dönem bu konulardaki gelişmelerle birleşerek, AKP ile ilişkilerini yeniden kriz noktasına taşıyacaktır.
Bugün taraflar arasında kurulmuş bulunan güç dengesi ve yüzeyde dinmiş görünen fırtına geçicidir. Bundan dolayı tarafların bugünkü sessizlikleri sadece görüntüden ibarettir. Gerçekte, patlaması olası yeni krizlere yönelik olarak hummalı bir şekilde hazırlanmaktadırlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi sadece siyasal bir savaşım alanı olarak aşılmıştır, yoksa taraflar arasındaki kriz dinamikleri olduğu gibi durmakta, dahası daha da sertleşme potansiyellerine sahip bulunmaktadır.
Bu güç mücadelelerinin işçi ve emekçiler için nasıl bir tuzağa dönüştüğü ise ortadadır. Bugün işçi ve emekçiler bu tuzağın farkında olmasalar da, önümüzdeki günlerde yüzyüze kalacakları saldırılar ve yıkımlar karşısında farkına varmaları kaçınılmazdır. Fakat farketmek bu tuzaktan kurtulmak için yeterli değildir. İşçi sınıfı ve emekçilerin ihtiyacı, bağımsız bir siyasal ve sınıfsal güç olarak boy göstermektir. Bunun için başta ilerici ve öncü güçlerinden başlayarak düzene karşı mücadelenin adresi olan devrimci mücadele bayrağı altında birleşmeleri gerekmektedir. Devrim cephesinden bugünün esas gündemi bu olması, bu gündem üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]