![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#61 |
|
Onbinler TEKEL direnişi için Ankara'da buluştu
00 ![]() 00 20 Subat Ankara 06 Pictures TEKEL direnişinden kareler...
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#62 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Konfederasyonlar yarın toplanıyor
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (21.02.10) – 20 Şubat'ı TEKEL İşçileriyle Dayanışma Günü ilan eden Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu Sen, dün Ankara'da gerçekleştirilen buluşmanın ardından yarın (22 Şubat) İstanbul Şişli'deki DİSK Genel Merkezi'nde bir araya gelecekler. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, KESK Genel Başkanı Sami Evren ve Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız'ın katılacağı toplantıda, TEKEL'deki direniş sürecine ilişkin yeni kararların alınması ve eylem takviminin çıkarılması bekleniyor. 12 Şubat günü Ankara'da Kamu Sen Genel Merkezi'nde toplanan 4 konfederasyonun yöneticileri etkisiz bir eylem takvimi oluşturarak masadan kalkmışlardı. Alınan kararlar arasında 20 Şubat günü 4 konfederasyona bağlı sendikaların şube yöneticilerinin Ankara'ya gelerek geceyi TEKEL işçileriyle beraber geçirmeleri kararı alınmıştı. Önceki toplantıda ayrıca, 4/C gibi "kuralsız, güvencesiz, ve hukuka aykırı" uygulamalar yürürlükten kaldırılana kadar "mücadeleye devam etme" kararı alınmıştı. 12 Şubat'taki toplantının ardından açıklamalarda bulunan Türk-İş Genel Sekreteri ve TEKEL işçilerinin örgütlü olduğu Tekgıda-İş Sendikası'nın genel başkanı Mustafa Türkel, 22 Şubat'taki toplantıda önemli kararların alınacağı mesajını vermişti. Türkel, genel grevin koşullarının oluşturulması gerektiğini ifade etmişti.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#63 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Ankara'da dayanışma coşkusu
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (21.02.10) – TEKEL işçilerinin 4/C köleliğine karşı yaktıkları direniş ateşinin 68. gününde 4 konfederasyona bağlı sendikaların yönetim kurulu üyeleri ve temsilcileri Ankara'da buluştu. Sakarya Meydanı'na yürüyen binlerce işçi ve emekçi TEKEL direnişiyle dayanışma amacıyla geceyi Ankara'daki direniş alanında işçilerle geçirdi. Sakarya Meydanı'ndaki mitingin ardından dayanışma Türk-İş Genel Merkezi önündeki direniş çadırlarında tüm coşkusuyla devam etti. Çadırkentteki direniş çadırlarında sohbetler yapıldı, türküler söylendi, sloganlar atıldı ve hep birlikte halaylar çekildi. Direniş alanı sabah saatlerine kadar tıklım tıklımdı. 20 Şubat gecesi Ankara'da sınıf dayanışmasının anlamlı örneklerinden biri yaşandı. Tekgıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel dün gece direniş çadırlarını ziyaret etti. Yanısıra Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Servi de direniş çadırlarını teker teker dolaşarak TEKEL işçileriyle sohbetler gerçekleştirdi. Mücadelelerinde başarılar diledi. Çadırkentteki coşku sabah saatlerine kadar düşmedi. 4 konfederasyona bağlı sendikaların yöneticileri bugün (21 Şubat) saat 12.00'de gerçekleştirilecek basın açıklamasıyla uğurlanacaklar. Kızıl Bayrak / Ankara
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#64 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Çözümü nereden bekleyebiliriz? - Yürüyüş
İşçiler, ne Danıştay'ın kararına, ne Emine Erdoğan'ın vicdanına, ne sendikacıların altı boş sözlerine güvenemezler. Çözüm bekleyeceğimiz tek yer, direniştir. Çözümü Nereden Bekleyebiliriz? Nereden Bekleyemeyiz? "Diyarbakırlı olarak özellikle bu çete metelerin peşine gitmesi, biraz aslında ümit kaynağı olmuştu. Ama bir bakmışsın, yav çetenin beyi sen olmuşsun. Sen beni gasp ediyorsun arkadaş, kalkıyorsun emeğimi, cebimde var olan parayı yarı yarıya düşürüyorsun. Bu bir gasptır. Yani düşün, bugün eğer sıradan bir vatandaş gasp yaparsa en az 20 yıl ceza yiyor. Sen bir devlet olarak bunu yapıyorsun, gasp ediyorsun. Talan etmişsin, bitirmişsin. Sen şu anda çete mete diyorsun ama en büyük çete olmuşsun..." 17 Yıllık Tekel İşçisi Açlık Grevi direnişçisi Halil Açar Sendikalar, özelleştirilen işyerlerindeki işçiler için kölelik ve ölüm demek olan 4-C'nin iptal edilmesi için Danıştay'a başvurdular. Tek Gıda-İş, 4-C'yi düzenleyen Bakanlar Kurulu kararındaki bazı hükümlerin iptali için Danıştay'da iki ayrı dava açarken, Türk-İş, KESK, DİSK, Kamu-Sen de 3. bir dava açarak, özelleştirme kanununun iptalini istediler. Bu başvurularda yanlış bir şey yoktur; elbette işçiler, sendikalar, yasal haklarını kullanacaklardır. Ama burada yanlış bir eğilime, yanlış bir yönlendirmeye de dikkat çekmek gerekir: işçilerin 4-C'ye karşı mücadelesi, Danıştay'ın vereceği karara bağlanamaz. Düzen içi bir mücadele anlayışına sahip olanlar, sorunlar karşısında bazen Cumhurbaşkanı'nın vetosuna bel bağlarlar... Bazen Yargıtay'ın veya Danıştay'ın yürütmeyi durdurmasına... Bazen hükümetle yapılacak görüşmeye, bazen Mecliste kurulacak bir komisyona ve bazen de AİHM kararına bel bağlanır. Bunlar demokratik mücadelenin bir parçası olarak başvurulabilecek, kullanılabilecek yöntemler ve araçlardır; fakat hiçbir zaman mücadelenin, şu veya bu uygulamaya muhalefet etmenin temel ve asıl biçimleri olamazlar. Uzlaşmacı sendikacılık, işçilerde gerçek olmayan beklentiler yaratmaktadır. İşçilerin bu yöntemlerle çözülen hiçbir sorunu olmamıştır. * Geçen hafta, açlık grevinin bitirilmesinden önce, direniş çadırlarında dolaşan Türk-İş yöneticileri, işçilere 20'sindeki mitingle herşeyin çözüleceğini söylüyorlardı. O güne kadar evlerine, memleketlerine dönüp dinlenmelerini, güç toplamalarını öneriyorlardı. Onlara göre, 20'sine kadar orada kalmanın bir anlamı olmayacaktı... Burada elbette sadece işçinin sağlığını, dinlenmesini düşünmek söz konusu değildir. Burada örtülü bir biçimde direnişi adım adım tasfiye etme düşüncesi vardır. Nitekim, direnişin 64. günü, yukarıda aktarılan konuşmalara paralel olarak da Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel bir açıklama yapıyor ve adeta "eylemsizlik ve siyaset yasağı" ilan ediyordu. Sendikanın çadırlar arasında diyalog ve birliği sağlayan komitelerin çalışmalarına son verilmesini istemesi de kuşkusuz direnişi güçlendirecek değil, zayıflatacak bir istekti. Tek Gıda-İş yönetimindeki sendikacılar ve tüm tekel işçileri; bilmeliyiz ki, bunlar direnişi güçlendirmez. "Siyaset" yapılması, direnişi zayıflatmaz güçlendirir. Siz direnişin güçlenmesinden yana iseniz, bırakın, direniş çadırlarında siyaset konuşulsun, siyasal sloganlar yükselsin Sakarya'dan.. Çadırlardaki işçilere, demokratik kitle örgütlerine ait pankartları, dövizleri, resimleri kaldırtmak, sendikanın işi olmamalı. Başta Ankara Valiliği olmak üzere onu isteyen zaten çok. Bırakın, pankartlarımız, dövizlerimiz, direnişimizin coşkusunu haykırsın tüm dünyaya. Komiteler, direnişi zayıflatmaz, güçlendirir. Siz hangisinden yanasınız? Direnişin güçlenmesinden yanaysanız, komiteleri dağıtmak bir yana, tek bir işçi bile dışında kalmaksızın onlarca., yüzlerce komitede örgütlensin tekel işçileri. İşçileri evlerine göndermek neye yarar? Şimdi direniş zamanı. Eğer tekel işçileri bu saldırıyı püskürtemezlerse, 4-C'yi yere çarpıp parçalayamazsak, o zaman zaten evlerinde oturmaya mahkum olacaklar; hem de işsiz olarak! * İşçiler, ne Danıştay'ın kararına, ne Emine Erdoğan'ın vicdanına, ne sendikacıların altı boş sözlerine güvenemezler. Çözüm bekleyeceğimiz tek yer, direniştir. Düzenin tüm kurumlarını, partilerini, politikacılarını yola getirecek olan sadece odur. Yürüyüş, sayı: 208, 21.02.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#65 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
‘Tütün Partisi’ - Derya Sazak
Time dergisinin ABD’de federal hükümetin mali politikalarına karşı çıkanların oluşturduğu ‘Tea Party’ (Çay Partisi) hareketiyle ilgili incelemesinden alıntılar vardı dünkü gazetelerde. Milliyet Dış Haberler Servisi de Amerikan siyasetinde etkili bir güç haline gelen sivil toplum hareketine geniş yer ayırmıştı. Obama’nın da yıpranıyor olması nedeniyle ‘hükümet karşıtı koalisyon’ yönetimi sarsıyormuş. Geçen ay yapılan ara seçimlerde Massachusetts senatörlüğü koltuğunun Demokratlardan Cumhuriyetçilere geçmesinde Çay Partisi hareketinin de rol oynadığı öne sürülmekte. ‘Çay Partisi’ hareketi, adını, İngiliz kolonisi olan Boston’da 1773’te Britanya’nın koyduğu çay vergisinin protesto edildiği ‘Boston Çay Partisi’ eyleminden alıyormuş. Barack Obama’nın geçen yıl uygulamaya koyduğu teşviklerden sonra CNBC yorumcularından Rick Santelli’nin kriz paketini eleştirirken bir ‘Chicago Çay Partisi’ düzenlenmesini önermesi yeni oluşumu tetiklemiş. Amerikan halkının beşte birinin duygularını yansıttığı öne sürülen hareket, ‘düşük harcama, düşük vergi ve küçük hükümet’ ilkelerini benimsiyormuş. Amerikan siyaseti geleneksel olarak Cumhuriyetçi- Demokrat ayrımına dayandığı için ‘üçüncü bir güç’ün gelişmesi mümkün olmuyor. Çay Particiler, oturma odalarında, kütüphanelerde bir araya gelen ve Obama’ya seçim zaferini getiren internet üzerinden örgütlenme yoluyla toplantılar düzenleyen ‘bağımsızlar’ hareketi olarak nitelendiriliyor. Küresel krizin ardından Obama gibi halka yakın bir başkanın bile şirket kurtarmayı seçmesi üzerine sıradan yurttaşlar, halkın basit çıkarlarını koruyacak bir siyaset arayışına girişmişler. Türkiye’de ise içinden geçmekte olduğumuz çalkantılı süreçte büyük çıkarların ve kurumsal çatışmaların dışında insanların huzur, güven, sade yaşam gibi istemlerini karşılayacakları örgütlenmeye ihtiyaçları var. Eskiden ‘sol’ partiler -Almanya’da Yeşiller gibi- bu işlevi görürlerdi. Siyasal İslam ile Ergenekoncular arasına sıkışmayan, askeri kışlasında seven, Ipod’unu ortam dinlemesine tercih eden, Sıla’nın gözyaşlarına üzülen, Nijer’deki darbeden vazife çıkarmayan, ‘kutlu yürüyüş’ten de tank sesiyle uyanmaktan da aynı derecede ürküntü duyan, Aşk-ı Memnu’nun sevişme sahnelerinden ‘irrite’ olmayan, iklim değişikliğini mesele yapan, derelerin kardeşliğine inanan, sularımız, gıdalarımız kirlenmesin, Yuvarlakçay’a HES kurulmasın diye nöbet tutan, Kürt sorununun barışçı çözümünü isteyen o kadar çok insan var ki?! Bunlar neden bir araya gelip, ‘alternatif’ bir hareket doğurmazlar?! ABD’de ‘Çay Partisi’ hareketinin serüvenini okuyunca Türkiye’deki ‘muhalefet ihtiyacı’ karşısında sadece TEKEL direnişinin bile bir ‘Tütün Partisi’ oluşumuna öncülük edebileceğini düşünebilirsiniz. Ankara’daki dünkü yürüyüşü gördükten sonra... Neden olmasın?! Milliyet / 21.02.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#66 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Tekel emekçilerinin sanata yansıması – Özdemir İnce
1950’lerin en önemli tartışma konusu “Sanat toplum için midir, yoksa sanat, sanat için midir?” sorusu idi. Sağcılar, tutucular ve biçimciler “sanat için sanat” formülünü ileri sürerler, solcular ise sanatın toplum için olduğunu savunurlardı. Sanatın hem kendisi hem de toplum için olduğunu savunan var mıydı? Anımsamıyorum. Aslına bakarsanız, o dönemin bu türden tartışmalarından geriye dişe dokunur bir şey de kalmadı. DAYANIŞMA Sorunu somutlaştırmak için Tekel işçilerinin direnişini ele alalım. İki ayı aşkın süredir özlük hakları için mücadele eden bir kitle var ve bu kitle kendileriyle aynı konumda olan Tekel işçilerini ve giderek bütün Türkiye çalışanlarını temsil ediyor. Temsil etmemiş olsa bile öyle varsayılabilir. Tekel işçileri, bazıları pek bilincinde olmasa bile, dünyanın bütün çalışanlarını temsil ediyor ve simgeliyor. Dolayısıyla, bir özel dünyanın varlığı söz konusu. Bir duygusal ve zihinsel dayanışma. Bu dayanışma ruhuna kimileri ideoloji diyor. Eskiden ideoloji denince sadece komünizm ve sosyalizm anlaşılırdı. Tam polisiye bir durum. Kapitalizmin ve sağın herhangi bir ideolojisi yoktu sanki. Kapitalizm ve liberalizm insanlığın en doğal hali sayılırdı. Sol, sosyalizm falan, süne gibi mücadele edilmesi gereken zararlı böceklerdi. Hey gidi günler! Diklenip, liberalizmin de kapitalizmin de bir ideoloji olduğunu ve bu ideolojinin “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar!” ile simgelendiğini ileri sürenleri yasa dışına atarlardı. Çünkü sadece kapitalizm ve liberalizmin anayasa ve yasalara uygundu. O günlerden bugünlere geldik. Geldik de geldiğimiz yer 1950’lerden hiç de iç açıcı değil. Ama bu fırsattan yararlanarak ideolojinin tanımını yapalım: “Dünyanın nasıl olması gerektiğine dair ileri sürülen düşünceye ideoloji denir!” DEMOKRASİ! Anımsıyorum: 70’lerde bir gün bir Adalet Partisi ileri geleniyle konuşuyorduk. Yasaklı siyasetçilerin yasaklarının kaldırılmasının halkoyuna sunulacağı günlerdeydi. AP ileri gelenine “Abi, dedim, yasaklar kaldırılır da sizler siyasete dönerseniz ve seçimi kazanıp iktidara gelirseniz, ceza yasasının 141 ve 142. maddelerini (bu maddeler her türlü sol düşünceyi yasaklıyordu) kaldıracak mısınız?” Abi dediğim siyasetçi şöyle cevap verdi: “Siz iktidara gelin ve bu maddeleri kaldırın. Eskiden olduğu gibi karşı çıkmayız!” Ben de, “İyi ama o zaman kendi 141-142’mizi kaldırır, size karşı bir 141-142 çıkartırız!” deyince, “Olur mu, bu ne biçim demokrasi” diye karşılık verdi. Bunun üzerine: “Ama abi, demokrasi haklarını alamayanlara haklarını vermek değil midir?” diye sordum. “Vallahi Özdemir, demokrasinin böyle bir şey olduğu hiç düşünmemiştik” dedi. HAYDİ ARKADAŞLAR Tekel işçilerinin direnişinde onlarca, yüzlerce roman, öykü, tiyatro oyunu ve şiir teması var. Çocuklarından, ailelerinden uzakta, sıfırın altında bir soğukta çadırlarda yaşayan insanlar. Türlü kökenden, türlü inançtan, türlü coğrafya ve gelenekten gelen binlerce insan. Bu insanların hepsi bu konumlarının dışına çıkıp bir sınıfsal ideal çevresinde birleşmişler. Kimileri de, belki, bu idealin ilk kez farkına varıyor ve kendini bir emekçi olarak hissediyor. Bu insanların şiiri, öyküsü, romanı ve oyunu yazılmaz mı? Haydi kalemleri ele alalım arkadaşlar! (Genç şair Onur Caymaz, bana gönderdiği bir e-postada Tekel Emekçileri üzerine bir şiire başladığını haber veriyordu ve benim bu yazıyı yazdığımdan haberi yoktu. Aferin ona!) Hürriyet / 21.02.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#67 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Tekel yürüyüşünden izlenimler/ Önyargı duvarları yıkılıyor... - Şükran Soner
Sakarya Caddesi’nin lokanta-alışveriş merkezli her cumartesi kalabalık ara sokakları dün Anadolu’nun her yerinden gelmiş işçileri, TEKEL işçileri ile dayanışmak isteyen yeni on binleri ağırladı. Çok uzun yıllardır korkutulmuş halkımız, hakları için direnenleri destekleseler de, hak eylemleri, direnişlerinden uzak durur, başlarına bir şeylerin geleceğinden korkarlar. TEKEL işçileri 68 gündür süren direnişleri ile Sakarya esnafının, Ankaralıların bu korkularını silmekle kalmamışlar, Anadolu’nun her renkten, her kimlikten önyargı duvarlarını, işçi hakları savaşımı ekseninden kırmışlar. TEKEL işçileri direnişçileri ile Ankara buluşmasını örgütleyen 4 sendikal konfederasyonun yöneticileri dün sabah Türk-İş Genel Merkezi’nde buluştuklarında biraz gergindiler. Katılım öngörülenden fazla, çok kimlikliydi. Sendikal ağırlık güvence sayılsa da, marjinalleri de içinde buluşturan, gençlik, siyasal örgütlenmeleri yürüyüşlerde de disiplin altına almak güçtü... En iyisi çok kısa “hoş geldiniz” seslenişleri ile yetinmek, kaynaşmayı doğal akışına bırakmaktı. Kimi sokak kavşaklarında slogan sesleri, müzik yayını yapılan araçlar... Bir de TEKEL direnişçi işçi çadırlarının sokaklarında kalabalığın giriş-çıkışında izdihamı önlemeye çalışan görevliler; zaten Ankara dışından gelenler, çadır önlerinden camileri ziyaret eder gibi slogansız, sessiz, saygıyla geçiyorlar. Kalabalıkta içeriye girenler çıkmak bilmeyince, diğerlerine gözleriyle, sevgi, saygıyla selamlaşmak kalıyor... Derme çatma çadırlara direnen işçiler gibi konukları da bir şeyler katmışlar. Anadolu hak arama, başkaldırı, mizah kültürünün bileşkesi izler ilgi ile okunuyor, tepki veriliyor, fotoğrafları cep telefonlarına kaydediliyor. Gün boyu gruplar halinde Türkiye’nin her yerinden gelen sendikal, siyasal, demokratik, kültürel örgütlenmelerin, sanatçıların kimilerinin adlarını vermek, diğerlerine saygısızlık olacak. Beni en çok etkileyen, kendiliğinden oluşan büyük kaynaşma... Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel konuklarına hoş geldiniz seslenişini yaparken boşuna “20 Şubat 2010 Sakarya Meydanı’nı unutmayın” demiyor, Anadolu çoban ateşlerinin buluşmasından sözü açmıyordu. Kitlelerden hemen “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Halka bitmedi daha yeni başlıyor”, “Al, al, al, çal, çal, çal, AKP 4-C’yi al başına çal” yanıtları geliyordu... Cumhuriyet / 21.02.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#68 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Putlar yıkılabiliyorsa, düzeni de yıkılabilir! / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] TEKEL işçilerinin direnişi, işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki sınıf savaşımı gerçeğini kendi diliyle bir kez daha anlattı. Elbette kendi ideolojik ve programatik duruşunu, örgütsel yapısını bu temel gerçek üzerine inşa etmiş olan ve proleter devrimin kaçınılmaz olduğunu bilince çıkaranlar için izlenmekte olan yolun bir kez daha TEKEL işçileri tarafından tescil edilmesi ayrı bir coşku yaratmıştır. Ama şimdi meselenin asıl önemli tarafını bu oluşturmuyor. Solun hatta düzene iyice yedeklenmiş iflah olmaz liberallerin bile sınıfa yeniden hayran kesilmeleri de değil mesele. Sınıf, bir kez daha mevcut kurulu düzeni yıkabilecek yetenekte tek sınıf olduğunu esasında kendinde de öğrenmeyi nasıl becerebildiğini göstermiştir. Sınıfın bilincine sermaye sınıfı tarafından yerleştirilen putlar bizzat işçiler tarafından birer birer yıkılmakta, sınıf mücadelesinin önünde bir tabu haline gelmiş engeller sırayla aşılmaktadır. On yıllarca bu tabularla yaşamak zorunda bırakılan TEKEL işçileri, kendi iradeleriyle direnişi seçtikleri bir evrede, 2 ay gibi kısa bir zaman içerisinde sınıfın eylemli birliğinin sağlanabilmesinin mümkün olduğunu göstermişlerdir. Birinci tabu: Rejimin güvencesi kolluk güçleri! Dün, polis teşkilatı başta olmak üzere sömürü düzeninin güvenliğini sağlamak için yetkilendirilen kolluk güçleri TEKEL işçileri için de bir tabuydu. Keza düzenin yasalarını uygulamakla yetkili hukuk kurumları da öyle. TEKEL işçileri direnme yolunu seçtikleri ilk günden itibaren önce bu putları yıkmaya başladı. Coplar kendi bedenlerine doğru sallandıkça, gaz bombaları kendilerine doğru fırlatılmaya ve bu kış kıyamette soğuk havuza atıldıklarında sınıfın ilk sezgileri harekete geçmişti. TEKEL işçileri anladılar ki üzerlerine bir düşmanla harbe gidilir gibi gelindiğine göre hakikaten ortada bir düşmanlık vardı. O düşmanlık ki sınıflı toplumlar tarihinden beri ezen ve ezilen arasında sürmekteydi. Kapitalizmin bir sistem olarak yerleşmesinin ardından bu düşmanlık emek ve sermaye ikilemi olarak yaşanmaya başlamıştı. Şimdi TEKEL işçileri için çok masum olan güvenceli iş talebinin neden böyle şiddetle karşılandığı daha anlaşılır olmaktadır. “Anayasal düzenin”, “rejimin biricik güvencesi kolluk güçlerinin” ne demek olduğu sınıfın bilincinde açığa çıkmaktadır. TEKEL işçileri bu putu yıkmayı başarmıştır. Sınıfın birliğinin önünde önemli bir engel: Halklar arasındaki düşmanlık! Yaşadığımız coğrafyada sınıfın birliğini engellemek için sermaye sınıfı tarafından bilinçli bir politika yürütüldü. Sömürü düzenini koruyabilmek için giriştikleri bu sinsi yöntem, halklar arasına düşmanlık tohumları ekme çabasıydı. Burjuva cumhuriyetin ilanından itibaren girişilen bu uygulama daha başından sonucunu verdi ve halklar arasına düşmanlık tohumları ekildi. Ermeniler’e, Rumlar’a, Kürtler’e karşı Türk emekçilerinin bilinci şovenizm zehriyle dolduruldu. Aynı yöntem Aleviler’e karşı da uygulandı. TEKEL işçilerinin en büyük başarısından biri de bu şovenizm zehrinden kurtulmaya, bilinçlerini bu düşmanlıktan arındırmaya başlamış olmalarıdır. Sınıfın çıkarı için biraraya gelmeye denk düşen TEKEL işçilerinin bu birlikteliği oldukça anlamlıdır. TEKEL işçileri kendilerini sömüren, köleleştirmek isteyenlere karşı haklı bir dava etrafında biraraya gelmiş bulunmaktadırlar. Milliyet ayrımlarını ortadan kaldırmışlar, işçilerin çıkar birliğini önplanda tutmuşlardır. İşçilerin birliği ve halkların kardeşliğine uzanan bu yol oldukça anlamlıdır. Bu putların yıkılmasında ise milliyetleri Kürt olan TEKEL işçilerinin ayrı bir katkısı bulunmaktadır. Bu işçiler kendi milliyetlerinden sınıf kardeşlerine de önemli bir mesaj vermişlerdir böylece. Kardeş halklar ortak bir dava etrafında biraraya gelebilirse ancak kardeşleşme başarılabilir. Bu açıdan Kürt işçiler de kendi ilklerini gerçekleştirmiş denilebilir. Öte yandan Türk işçilerinin, Kürt halkını tanımak için ortak bir mücadelede aynı safta bulunmaya ihtiyaçları vardır. Türk kökenli işçiler, Kürt halkını kendilerini sömüren düzenin diliyle değil, kendi gözleriyle görmüş ve tanımışlardır. Kürt halkı da kendileri gibi yoksul ve ezilen bir ulustur. Sermayeye karşı aynı safta olduklarını, gerçek açılımın da bu olduğunu gururla ifade edebilmişlerdir. Böylesine sınıf mücadelelerinin yaygınlaşması ile birlikte bu kardeşleşme daha da gelişecektir. Sermaye sınıfının işçi ve emekçilerin gücünü bölmek için kullandıkları farklı ulusların yan yana yaşıyor olma gerçeği, bu kez sömürü düzenini yıkmak için tersi bir silaha dönüşecektir. Bir put daha yıkılıyor: İşçiler sendika ağalarından hesap soruyor! Burjuvazinin, işçi sınıfının kendi mezar kazıcıları olduğunu bildiği için sınıfı içerden teslim almak hep uyguladığı bir yöntem olmuştur. Sadece ülkemize has olmayan bu gerçeklik karşımıza cumhuriyetin ilanından sonra ilk sendika olan Türk-İş’in kurulmasıyla çıkmıştır. Geleceği okuyan işbirlikçi burjuvazi ve CİA tarafından Türk-İş kurulmuş, işçi sınıfının göğsüne daha o günden ilk hançer saplanmıştır. Yine sınıfın belleği, sendika ağalarının işçi sınıfını ne kadar çok sattığının anılarıyla doludur. Bugün de bu gerçeklik katlanarak devam etmekte, işçilerin sırtından zenginleşen hainler sendikaların başında saltanatların sürdürmektedirler. Hak alma mücadelelerinde ise yerleri işçi sınıfının yanı değil, sermaye sınıfının yanıdır. İşçilerin denetleyemediği sendikalar kolayından sermayenin denetimi ve yönlendirmesi altına girebilmiştir. Sendikaların tepe noktaları bunlarla doludur. Bu açıdan TEKEL işçilerinin yapmış olduğu kürsü işgali eylemi, Türk-İş Genel Merkezi’nin basılması ve hala devam eden sendika bürokrasisiyle karşı karşıya gelişler de en önemli bir putun daha yıkılmış olmasını göstermektedir. İşçi sınıfının önündeki en önemli bir engel daha aşılabilmiştir. Bir benzerini yakın tarihte ****l işçilerinin ‘98’de Türk ****l’e MESS karşısındaki tutumu vesileyle ve ondan biraz daha önce de sendika patronu ve bugünün vekili Bayram Meral’in ağaca tırmanmak zorunda kalışından bilmekteyiz. Fakat TEKEL işçilerinin sendikal bürokrasiye karşı bu öfkesi hepsini aşmış bulunmaktadır. Sınıfın önünde ki bu önemli engel açısından da “buz kırılmış, yol açılmıştır.” Aşılan bir başka engel: Devrimcilerle sınıf arasındaki mesafe! Bu eylemin gösterdiği bir başka gerçek, işçi sınıfının devrimci müdahaleye ne kadar açık olduğu gerçeğidir. Eyleme geçmiş bir sınıf bölüğü olarak TEKEL işçileri, devrimcileri direnişlerinin doğal bir parçası haline getirmişlerdir. Esasında bu açıklık, TEKEL işçilerinin sınıf sezgisinin içine çok uzun zaman önce yerleşmiştir. İlk direniş biçimleri olarak TEKEL işçilerinin akıllarına açlık grevi, ölüm orucu gelmesi tesadüfî değildir. Bu direniş yöntemleri bu topraklarda devrimci bir gelenektir ve devrimciler bu direnişler sonucu çok ağır fiziki bedeller ödemişlerdir. Şimdi yaşanmakta olan ise TEKEL işçilerinin sezgisinin bir politika etrafında yerli yerine oturmasıdır. Zaman ilerledikçe TEKEL işçileri devrimci müdahaleye daha da açık hale gelmektedir. Temel mesele bu olanağı doğru politikalar etrafında değerlendirebilmektir. Sermaye ve sendika bürokrasisi de kendileri için tehlikeli olan bu durumun farkındadırlar. Son olarak sendika bürokrasisi tarafından hayata geçirilmek istenen uygulamaları bundan ayrı düşünmek mümkün değildir. Sendika bürokrasisinin bir niyeti olduğu kesindir ama bunun iyi bir niyet olduğu şaibelidir. Bilinçli TEKEL işçileri elbette bu art niyetin farkındadırlar. Bugün harekete geçmiş bir sınıf bölüğü olarak TEKEL işçilerinin direnişine, etkili ve doğru devrimci müdahaleler karşılıksız kalmayacaktır. Özcesi ne sınıf buna kapalıdır ne de bu müdahalenin imkânsız sınırları mevcuttur. Kadın işçiler yol gösteriyor, erkek sınıf kardeşleriyle birlikte direniyor! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün yaklaştığı şu günlerde kadın TEKEL işçileri bir başka tabuyu daha yıkmaktadırlar. 2 ayı aşan direnişleri süresince aynı çadırlarda erkek sınıf kardeşleriyle omuz omuza direnmektedirler. Sınıfın birliğinin yaratılmasında milliyet gibi önemli bir başka “sorun” daha böylece aşılmıştır. Sınıfın aynı haklı davası cinsiyet ayrımını da ortadan kaldırmıştır. Kadın TEKEL işçilerinin takdir edilmesi gereken bu çabası ve başarısı, hem 2010 hem de gelecek 8 Martlar’a bir armağanıdır. Bu önemli gerçeklik aynı zamanda burjuva feminist anlayışa kadın-erkek işçilerin birlikte verdiği anlamlı bir cevaptır. TEKEL işçisi kadınlar düzenin yarattığı bir putu daha elbirliğiyle yıkmışlardır. Asıl mühim mesele; siyasallaşan ve militanlaşan bir sınıf hareketi! Buraya kadar görülmesi gereken gerçek TEKEL işçilerinin tabularıyla hesaplaştığı, sınıfın önündeki putları bir bir yıkmaya başladığıdır. Ancak sırada nihai zaferi, işçi sınıfını sömürü boyunduruğundan kurtaracak olan gerçek kazanımı elde etmek durmaktadır. Bu zincirleri parçalamanın yolu, işçi sınıfının burjuvazinin kendisinde bıraktığı siyasal etkiden kurtulmasından geçmektedir. Bu yolun kendisi sınıfa karşı sınıf konumlanmasıdır. Sermaye sınıfı ve onun bugünkü sözcüsü konumundaki AKP hükümetinin sıklıkla bahsettiği “TEKEL işçileri ideolojik davranıyorlar” sözü tesadüfî söylenmiş bir söz değildir. Bu, sermaye sınıfının en büyük korkusudur. Bilinmektedir ki sermayenin işçi sınıfına yönelik tüm saldırıları ideolojiktir. Yani sadece hükümetlerin dönemsel tercihleri değildir. Gerisinde bir sınıfın, asalakça yaşam sürerek işçi ve emekçileri sömüren burjuva sınıfının çok bilinçli bir tercihi bulunmaktadır. İşte şimdi, TEKEL işçilerinin hem 4/C saldırısını püskürtmek, hem de bundan sonra sömürüye karşı mücadelelerini devam ettirebilmek için kendi sınıf siyasetlerini kuşanması gerekmektedir. Aksi takdirde hiçbir kalıcı zafer kazanılamayacağı gibi, elde edilen hiçbir başarı da bu olmaksızın korunamayacaktır. TEKEL işçilerinin elindeki en büyük olanak kendi direnişlerinden çıkardığı derstir. Artık putlar yıkılmaya başlanmış, tabular aşılmıştır. Yıkılan putların üzerine yeni bir dünya inşa etmek hiç de zor değildir. İnsanca bir yaşam, güvenceli bir gelecek için tek çıkar yol bu yeni dünyanın kurulmasıdır. Bunun adı sömürünün olmadığı, halkların gerçek manada kardeşçe yaşadığı sosyalizmdir. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/08, 19 Şubat 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#69 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
TEKEL işçileri haramilerin saltanatına karşı direnmeye devam ediyor! / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sermaye iktidarının yürütme organı AKP hükümeti 2002 yılından bu yana yerli ve yabancı sermayeye hizmette kusur etmedi. AKP iktidarı döneminde Türkiye yabancı yatırımcılar için sıcak paranın cenneti haline geldi. AKP, geçen süre içinde kendi yandaşlarını da unutmadı. Bunun son örneği ise 15 yaşında ‘Adresime gelsin bilişim teknolojileri limited’ adlı şirketle ticarete başlayan Cumhurbaşkanı Gül’ün oğlu Mehmet Emre Gül’ün reşit olmasının ardından şirkete genel müdür olmasıydı. TEKEL işçileri için “yan gelip yatıyorlar, ayda 40 trilyona mal oluyorlar, yetim hakkını kimseye yedirmem” diyen Erdoğan da dünyanın en zengin başbakanları arasındaki yerini aldı. Her türlü kamu imkanını kendi kasasına yönlendiren Erdoğan ve müritleri 7 yllık hükümetleri döneminde servetlerine servet kattılar. Bindiği uçaktan oğluna aldığı gemiciğe kadar başbakanlık bütçesini boşaltan Erdoğan, işçi ve emekçilere yönelik saldırılarında da hız kesmedi. Birleşik ****l-İş’in yaptığı bir araştırma da emekçiler ve düzen partilerinin vekilleri arasındaki uçurumu gözler önüne serdi. Araştırmaya göre; 2010 yılı için TBMM milletvekili personel gideri SGK payı hariç 80 milyon TL. Buna göre 1 milletvekilinin maaştan kaynaklı bütçeye aylık yükü 12 bin 231 TL. Bu rakam 4/C kapsamına alınmak istenen TEKEL işçilerine önerilen zamlı ve 11 aylık brüt maaşın toplamının ortalamasına karşılık geliyor. Bu rakam ise 12 bin 159 TL. Yani TEKEL işçisine önerilen 1 yıllık ücret, 1 milletvekilinin aylık maaşına denk. Eğer burada AKP’nin imza attığı yolsuzlukları, hırsızlıkları, işçi ve emekçilerin sırtından nasıl bir avuç para babasını ve kendilerini daha da zengin ettiğinin bilinen tüm örneklerini sayacak olsaydık, buna sayfalar yetmezdi. Bununla birlikte bir de açığa çıkmayanlar var ki, yağma ve talanın boyutuna dair tüm bilinebilenler ancak buzdağının çok az kısmı demek olur. Mevcut burjuva yasalarının bile mahkûm ettiği yolsuzluklardan kurtulmak için birçok AKP’li vekilin dokunulmazlık zırhıyla nasıl korunduğuda bilinmektedir. AKP genel başkan yardımcılığı görevinde bulunan Şaban Dişli’yi görevinden istifaya götüren sürecin yapılan yolsuzlukların gözlerden saklanamaması nedeniyle olduğu da herkesçe bilinmektedir. Küçük hırsızların el feneriyle, büyük hırsızların deniz feneriyle hırsızlıklar yaptıkları da artık herkesçe malumdur. “Deniz Feneri”nin ışığıyla yoksulların ceplerini boşaltırken suçüstü yakalananların yardımına yine yasalar yetiştirildi. Deniz Feneri davasına gizlilik getirilerek basına haber yasağı konuldu. Adı yolsuzluğa bulaşan AKP’liler arasında Maliye Bakanlığı görevini yapmış olan Kemal Unakıtan’ın da ismi de bulunmakta. Bir düşünün; emekçilerin ürettikleriyle, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizin satışıyla dolan bir ülkenin kasası, nasıl bir haramiye emanet edilmiştir. Yine kendi halinde emekçiler çocuklarını okullara bilim öğrensin, okuyup iş güç sahibi olsun, “adam olsun” diye gönderir değil mi? Peki, ya bu eğitim kurumlarından sorumlu olan zat, yani eski Milli Eğitim Bakanı’nın (Hüseyin Çelik) adı da yolsuzluklara karışmışsa... Aslında mesele çok da karmaşık değil. Ne de olsa cemaat imamlarının dediğini yapmaktadır. “Ben ticaret yapmasam, oradan para kazanmasam, bu maaşla (Başbakanlık maaşı) geçinemem” diyen başbakan, sık sık da “bakkal dükkânı yönetmiyoruz” diyebilmektedir. Yani ticarette işinin erbabı bir başbakanı var bu ülkenin. İşini bilen bir tüccar olduğu içindirki işçi ve emekçilere bu kadar düşmandır. Erdoğan, geçen yıl Ekim ayında ABD firmasından Gulfstream G550 tipi uzun mesafeli uçuş yapabilen bir uçak satın aldı. Uçağın maliyeti, KDV hariç 51 milyon 767 bin ABD doları değerindedir. Başbakanlığa, 9 milyon 318 bin 186 dolar KDV ile birlikte, 61 milyon 85 bin 887 ABD dolarına mal olmuştur. Hatrılanacağı gibi başbakanlık ilk önce, “Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül için transatlantik uçuş yapabilen uçak alınıyor” haberini yalanlamıştı. Fakat olay sonradan, uçağın satın alındığı THY, alınacak uçak için borsaya bildirimde bulununca açığa çıktı. Sonra aynı Erdoğan, biricik oğluna “gemicik” alması haber olunca da bozulmuştu. Ne de olsa altı-üstü, oğluna 500 bin lira peşinatla 2 milyon 100 bin liralık gemiyi alıvermişti. Savunması ise şöyleydi: “Fiyatı 2 milyon 100 bin filan. 500 bin peşinatla ortağıyla beraber 250-250 aldılar. Ben de destek verdim. Koster bu koster. Bu, sektörün içerisinde gemiciktir. Küçük bir şey.” Kendilerine gelince “küçük olan bu meblağların” pek de önemi yok. Çünkü aynı zamanda mücevher işiyle de uğraşan bir hanedandan bahsediyoruz. Bu hanedanın sahibi olduğu gayrimenkullerin çetelesini tutmak da mümkün değil. Amacımız ne Erdoğan hanedanının ne de diğerlerinin sırtımızdan elde ettiği zenginliği, yapılan yolsuzlukları ve hırsızlıkları sıralamak değil. Bir yağma ve talan düzeni bu. Tüm bunları görebilmek için yapılan ihalelerin hangi şirketleri zengin ettiğini, bu ihalelerden hangi bürokratların kasalarının dolduğuna bakabilmek yeterli. Bunun içinde özel bir çabaya gerek yok. Çünkü tüm bu hırsızlıkları gün ortası, gözlerimizin önünde yapabilecek kadar rahat davranmaktalar. Ama şimdi vereceğimiz örnek bugün TEKEL işçileri için “yan gelip yatarak para kazandılar” diyenlerin nasıl ikiyüzlüce davrandığına çok iyi bir örnektir. TEKEL işçilerinin güvenceli iş talebine “çalışmadan para kazandılar” yalanıyla cevap verenler sözkonusu kendileri olunca meseleyi nasıl da anayasaya, hak-hukuka dayanarak açıklıyorlar. Bu konuda haksız da sayılmazlar. Ne de olsa sözkonusu kanunlar, burjuva sınıfın çıkarlarını korumak amacıyla çıkarılmış ve uygulanmaktadır. Sıra işçilere gelince, hak arama eylemleri birer suç unsurudur. Yine “yetim hakkı” edebiyatını sıklıkla yapan Erdoğan ve müritleri, TEKEL işçileri sendikalı olarak çalıştıkları sürede kazanılmış haklarını korurken vefat etseydiler, çocuklarının alacakları yetim ücreti ile kazanılmış haklarını kaybedecekleri 4/C statüsünde bir işyerinde çalışırken hayatını kaybettiklerin çocuklarının alacakları yetim ücreti arasındaki uçurumu bilmiyor değiller elbette. Yani diyorlar ki yaşarken sizleri sömürdüğümüz gibi ölmeniz halinde de çocuklarınızın alacağı yetim ücretine el koyacağız. Daha ölmeden, TEKEL işçilerinin ölümü üzerine hortumlayacakları paranın bile hesabını yapanların “yetim hakkından” bahsetmesi nasılda mide bulandırıcı değil mi? Bugün gelinen noktada TEKEL işçileri için yapacak tek şey var: Kendilerinin de dediği gibi onurları için direnmek. Fakat sözkonusu edilen onur, TEKEL işçilerinin kişisel onuru olmaktan çıktı. Artık TEKEL işçileri kendi sınıflarının, işçi sınıfının onuru için de direnmekteler. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/08, 19 Şubat 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#70 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Berlin'de dayanışma büyüyor
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (21.02.10) - TEKEL İşçileriyle Dayanışma Komitesi’nin Berlin’de TEKEL direnişiyle dayanışma faaliyetleri sürüyor. 20 Şubat günü TEKEL direnişiyle dayanışma çadırının 4. ve son günü olması nedeniyle komite, faaliyet programını yoğunlaştırdı. Dayanışma çadırında ilk günden beri açık tutulan stantta bağış ve imza kampanyası sürdürüldü. Dayanışma çadırındaki fotoğraf sergisi ve film gösterimi devam etti. Ayrıca 4. günde programa eklenen canlı müzik, çevreden geçen birçok insanın ilgiyle dayanışma çadırı etrafında bir araya gelmesini sağladı. TEKEL İşçileriyle Dayanışma Komitesi'nin önünde 28 Şubat Pazar günü gerçekleştirilecek yürüyüşe en geçiş kesimi katma ve gereken her türlü çabayı gösterme hedefi duruyor. Yürüyüş, başta fabrika ve işyerleri olmak üzere, 28 Şubat yürüyüşü Berlin’in her yerinde afiş, bildiri vb. araçlarla yaygın biçimde duyurulacak. Kızıl Bayrak / Berlin
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: 20 subat, aclik grevi, ankara, buyutmeye, dayanisma, destek, duzen, kararlilik, karsi, mucadele bicimleri, sabahlama, sinif bilinci, tekel direnisini, usaklarina |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| büyütmeye, direnişini, düzen, karşi, karşı, onun, tekel, uşaklarina, uşaklarına |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 145 | 02-18-2010 04:05 PM |
| Faşist gerici düzen ve onun uşakları için insan yaşamının önemi | Mahmut Halil CAN | SOSYAL VE KÜLTÜREL SORUNLAR | 0 | 06-26-2009 12:24 AM |
| Kürt halkına karşı üçlü kıskaça karşı 2009 newrozunun anlamı | Mahmut Halil CAN | KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM | 0 | 06-25-2009 07:21 PM |
| Burjuvazi ve onun uşakları sıkıştıkça saldırganlaşıyorlar | Mahmut Halil CAN | EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM | 0 | 06-25-2009 06:58 PM |