EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZMGüncel ekonomik-siyasal koşullar ile kapitalizmin ekonomik yönelimleri ile sosyalizm mücadelesi
Düzenin egemenliği konusunda epey bir süredir çarpışmakta olan kliklerin çatışmaları şiddetlendikçe; düzenin kirli çamaşırları da bir bir ortaya serilmektedir. Gün olmuyor ki, yukarıdakilerden şimdilerin ve geçmişteki yöneticilerin bir bant kaydı ortaya konmasın. Her gün bir kaset,ses kaydı ortaya çıkıyor ve düzenin gerçek sahipleri ile bataklıktaki çırpınışları ile pislikleri açığa çıkıyor. Eski Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın ses kayıtlarını ele alırsak düzenin gerçek kimliği ve gerçek yönetenler konusunda oldukça net olan bugüne kadarki fikirlerimizin,devrimcilerin görüşlerinin ne derece doğru olduğu da gün gibi açığa çıkmaktadır. Bugüne kadar devrimcilerin,komünistlerin söylediği ne idi: Bu ülkeyi Kontrgerilla yönetiyor. Faşist rejimin,kontrgerillanın da merkezi organı Ordudur. Doğal olarak ülkeyi yöneten gerçek güç Genelkurmaydır ; faşist devlet adına.Sermaye adına.Bu devlet faşist bir niteliktedir ve askeri faşizm 1971 darbesi ile birlikte kurumsallaşmış içeriği ile boyutlanarak,güçlenerek, sağlamlaşarak bugüne gelmiştir. 12 Eylül ile birlikte iktidarın açık ve net kimliği belirgindir. Ülkedeki tüm diğer kurumlar ya da göstermelik organların tabi olduğu; emperyalist kapitalist sermaye ve onun kolektif yöneticisi olan faşist Ordudur. Bu gerçek yıllarca ifade edilip, altı çizilmesine rağmen; yığınlar nezdinde hiçbir dönem bu kadar açıkça belirgin olarak ortaya çıkmadı. 12 Eylül ile birlikte “kurtarıcı-sağ sol çatışmasını önleyici” rolü oynarken, yığınlar nezdinde kurumsal kimliği bugünkü günler kadar yıpranmamış idi. Faşist Ordu kurumuna ve faşist rejime olan güven oranı giderek küçülmektedir.Genel olarak Türk Devlet geleneği ve toplumsal yaşamında geleneksel olarak ayrı bir yeri olan Ordunun bu duruma gelmesinde klikler çatışması kadar, düzenin artık yama tutmaz halinin,düzen dışına çıkma eğiliminin güçlenmesi, geniş emekçi yığınların gözlerinin adım adım açılmasının da payını yadsımamak lazımdır. İ.H.Karadayı’nın ses kayıtları, bu ülkedeki gerçek yönetici gücün Ordu olduğunu açıkça belgelemiştir.Ordu başbuğu, Demirel dahil tüm burjuva düzen siyasetçilerinin kendilerinin sözünden çıkmayan,attıkları adımları bile soran,Ordunun istedikleri noktada girişim ve konuşmalarını bile yaptıklarını,Ordudan habersiz hiçbir şey yapılamayacağını,adına ister modern,ister post-modern darbe deyiniz tüm girişimlerle ülkenin gerçek yöneticileri olduğunun altını çizen vs konuşmalar yapmıştır ve bu konuşmalar yayınlanmıştır. Her geçtiğimiz gün bu kayıtlara yenisi eklenerek düzenin gerçek yöneticilerinin kimler olduğu açığa çıkmaktadır. Faşist rejimin gerçek güvencesinin Ordu olduğu, ortalıkta dolaşan düzen politikacılarının basit birer figüran düzeyinde olmasa da yardımcı rolde oldukları açığa çıkmaktadır bu görüntüde. Sözüm ona laik-demokratik bir Cumhuriyetin gerçek sahipleri konusunda bu kadar net veriler ortaya her gün serilirken; burjuva parlamentarizminden, burjuva legalizminden,faşist kurum ve kuruluşlardan medet umarak ; ülkeyi demokratikleştirecekleri hayallerini yaymaya çalışan, gün geçtikçe bugünkü rejimin atası olan izme yapışan ve onu kurtarıcı ilan eden en pespaye burjuva liberallerine ne demeli acaba ? Önceki gün bir TV proğramında ÖDP ile TKP Genel Başkanlarının söyledikleri ile düzenle ne kadar örtüştükleri,burjuva liberalizmi ve iki yüzlülüğünün iliklerine kadar nasıl sirayet ettiğini birebir açığa çıkarmıştır. Birisi proğramında sosyalizmden söz ederken, ötekisi de taşıdığı isimle komünist değerleri kirletmekten başak bir işe yaramayan çizgisi ile , ibretlik bir tabloya imza atmış olup; aslında bu iflah olmaz liberallerin ve düzen kuyrukçularının sınıf mücadelesine düşman bir yerde olduklarının altını kalınca çizmişlerdir. Güya “bu ülkede demokrasi varmış ama yetersizmiş, genişletilmesi gerekirmiş,Ergenekonla saldırılan Ordu imiş, bu ordunun kurucusu olan izme saldırı varmış, asıl kurtuluşun yolu izmin çizdiği sınırlarda imiş “ vs. Burjuva düzene yaranmak için, bu düzene pembe güller göndermek anlamına gelen bu tavırlarla ve geleneklerini de götürüp Suphilere dayandırmaya çalışan bu yalancı,iki yüzlü,çanak yalayıcıların Suphileri katledenin ist düzen olduğunu bilmemesi olanaksızdır. Düzenin pislikleri ve gerçek yüzü klik çatışmaları ve siyasal krizin boyutlanması ile doruk noktalara tırmanmakta iken; bu sahte, iki yüzlü kerameti kendinden menkul liberal burjuva akımların düzenin kurcusundan medet ummaları bir yana, proleter ve emekçi yığınların gerçekler konusunda beyinlerini dumura uğratarak kendi sınıf işbirlikçisi ve hain çizgilerine ortak etmeye çalışmaları da altı çizilmesi gereken olgulardır. Düzenin yönetilme konusundaki çatışmalar sürecinin daha da derinleşmesi, boyutlanması kaçınılmazdır.Ekonomik krizin bastırılan şu andaki sonuçlarının gemini bıraktıktan sonra yaratacağı fırtınanın tüm taşları tümüyle yerinden oynatacağı açıktır. Seçimler ve bu süreçle bir yandan açılan ve öte yandan baskılanan bu sürecin evriminin; politik sınıf hareketini güçlendireceğini, gerçeklerin ortaya çıkmasının politik komünist devrimci hareketin ajitasyon ve propaganda ve örgütlenmesini güçlendirmesi doğal sonuçtur.Düzen çıkmaya çabaladıkça, daha fazla batacaktır.Düşmüş olduğu batakta debelenip yıkılmasını beklemek, kendiliğinden çökeceğini sanmak ve bunun propagandasını yapmak aymaz bir devrim düşmanlığıdır. Düzenin gerçek sahibi olan, kolektif kapitalizm adına faşist rejimi idare eden Ordunun gerçek kimliğinin açığa çıkması, düzenin oyuncağı olmuş burjuva liberal ve sosyalist-komünist geçinenlerin de gerçek duruşunun açığa çıkarılması kaçınılmazdır. Düzen her geçen gün pis,iğrenç,kirli çamaşırları açığa çıktıkça bizlerin işi daha bir kolaylaşmaktadır. Kocasının tayini için Menderes’in yatağına giren kadın ile Ordu Başbuğunun açıklamaları gibi olaylar , düzenin batağını anlatmaya çokta fazla bir enerji gerektiremeyeceğini, kriz ve sonuçları ile birlikte, çatışmaların düzene egemenlik ve kimin daha çok pay sahibi olacağının savaşı olduğunun açıklanması artık eskisi gibi güç olmayacaktır.Düzen battıkça, debelendikçe DEVRİM KABUSU büyümektedir.
__________________ KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.