DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > ANADOLU ÇEŞİTLİLİĞİ,ORTADOĞU VE DEVRİM > ETNİK VE DİNSEL ÇEŞİTLİLİK > ERMENİLER

ERMENİLER ERMENİ KÜLTÜR,DEĞER,İNANÇLARI İLE MÜCADELELERİ


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor
Cevaplar
55
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2884
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-23-2010, 09:23 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Exclamation Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

ERMENİ SOYKIRIMININ 95. YILINDA HALA SOYKIRIM DEVAM EDİYOR


Ermeni tehciri ve soykırımının 95. Yılında soykırım hala birçok yönüyle sürmektedir. Türk sömürgeci faşist devletinin zaman zaman göz boyama taktiklerine karşın, Ermeni sorunu ve soykırım gerçeği orta yerde duruyor. 22 Nisan günü Ermenistan ile imzalanan protokolün de askıya alındığı söylenerek sözde atılan adımların göstermelik olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Zaten tarihle yüzleşmeden, soykırım gerçeği kabul edilmeden atılan herhangi bir adımın samimi olması imkânsızdır.

Ermeni soykırımı veya azınlıklar ile sömürgeci zulüm altında tuttuğu halklara, kesimlere dönük kıyımcı-katliamcı yüzü hiç değişmemiş olan bir devlet geleneğine sahiptir Türk sömürgeci faşist düzeninin. Ermeni tasarısının alt organlardan geçmesine karşı bile hiddetle, şiddetle savaş tamtamları çalıp; Ermenistan ile Anadolu’da yaşayan Ermenileri tehdit eden bir anlayışın soykırımı kabul etmesi, tarihle yüzleşmesi olanaklı değildir.

Hrant Dink’in göstere göstere katledilmesinin altından bu düşmanlık, bu soykırım gerçeği vardır. Her yıl 24 Nisan öncesi, sırası ve sonrasında teyakkuz halinde Ermeni düşmanlığının depreştirilip, medya aracılığıyla beyinlerin yıkanması ve faşizan kafaların hâkimiyeti sonucu; Ermeni sorunu ve soykırım gerçeği ile yüzleşilmesi olanaksızdır.

Türk şovenizminin iki temel geçmiş ayağı vardır. Birisi Rum düşmanlığı, diğeri ise Ermeni düşmanlığı. Bu iki düşmanlık Türk şovenist milliyetçiliğinin tarihsel ayaklarıdır. (Şimdiler de buna Kürt düşmanlığı da eklendi tabii ki.) Bu iki temel ayak üzerinden şovenizm beslenir, geniş yığınlara sirayet etmeye çalışır ve de kitlesel-bireysel provokasyonların hedefi olur.

Ama her ne yaparsa yapsın Türk egemenleri gittikçe köşeye sıkışmaktadır. Ermeni soy kırdıkları ile onların torunları ile Halkların Kardeşliğine inanan bir sürü insan, proleter sınıf hareketi ve de dünya komünist devrimci hareketi; her geçtiğimiz gün Türk sömürgeci faşist rejiminin daha fazla yakasına yapışmaktadırlar. Her ne kadar dünya gericiliği, emperyalist kapitalistleri Ermeni sorunu ve benzeri sorunları kendi çıkarları, uluslar arası veya ulusal baskı anlamında kullanmaya kalksa da dolaylı-dolaysız olarak gerçekler her geçen gün daha bir egemen olmaktadır.

Adolf Hitler misali, tarihi yeniden kendisince, kendine göre yazmak; nesnel gerçeklerin üzerini çizmek Türk devlet geleneği içinde yerleşik bir yapıya sahiptir. Bu bakımdan, sahte ve resmi tarihin geniş proleter-emekçi yığınları aldatması, kısmen içine alması doğaldır. Burada devreye girmesi gerekenler girmelidir. Bunlarda, aydın, devrimci-demokrat, ilerici, komünist devrimciler ile siyasal hareketlerdir.

Bu toprakları kanla sulamak, barbarca yok etmek, bitirmek, savaştan ve at sırtından başka bir biçimde dünyaya bakamamak geçmişli bir toplumsal yapının kolay kolay değişemeyeceği gerçeğini kabul ederek sürece bakmak ise kesinlikle zorunludur.

Katillerin iki türden ruh halleri mevcuttur. Birisi yaptıkları katliamlarla övünürler. Zira onların yaşamlarını anlamlı kılan da budur. Diğeri ise; yaptıkları katliamları reddetmek ve gerekçelendirmektir. Bu da karşısındakine de yıkarak kendisiyle yüzleşememekten kaynaklıdır. Zira katil, kendisinden dahi korkmaktadır. Bugün, Türk sömürgeci faşist devletinin yaptığı da bu ikincisidir yıllardır.

Üzerinden bir asır geçmek üzere olan bu soykırımın hala yapanların, İttihat Terakki’nin torunları tarafından da savunulması, soykırım gerçeğinin kabul edilmemesi bu yüzleşmenin ve sonuçlarının ağırlığının altından kalkamama ve düzenin temellerinin dinamitlenmesi olarak algılanmasıdır. Bunda kendileri açısından, düzenleri açısından bir yanlışlık ta yoktur. Zira taşı çektiklerinde duvarların altında kalacaklarını gayet iyi biliyorlar.

Ermeni soykırımı, tehciri yapıldığından beri, 95 yıldır hala devam ediyor. Türk sömürgeci faşist devleti ister kabul etsin, isterse etmesin tarihin gerçekleridir bunlar. Ermenilere duyulan düşmanlık ve her fırsatta şovenizm histerisinin kaynağı da budur zaten.

Proletarya, emekçiler arasında komünist devrimci sınıf mücadelesinin Halkların Kardeşliği geliştirmenin bir ayağının bu soykırım, gerçekler ile bununla yüzleşme ile şovenizm zehrinden uzaklaşma olduğu kavranmalı ve kavratılmalıdır. Komünist devrimci mücadelenin bir önemli ayağı da budur. Ermeniler 1915’ten beridir bu yüzleşme sağlanmadığı için hala katlediliyor, hala soykırım devam ediyor.


KAHROLSUN SÖMÜRGECİ FAŞİST KONTRGERİLLA DEVLETİ

KAHROLSUN EMPERYALİST KAPİTALİST GERİCİLİK

KAHROLSUN HALKLARI YOK ETMEYE ÇALIŞAN SÖMÜRGECİ VAHŞET

YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ- PUBLIC LIFE fellowship of

YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ- LIFE of proletarian internationalism

ERMENİ SOYKIRIMI TARİHSEL BİR GERÇEKTİR- Armenian Genocide is a historical fact

TARİHLERİYLE-GEÇMİŞLERİYLE YÜZLEŞMEYENLER YAŞAMIŞ SAYILMAZLAR


Non-face with their LIVING HISTORY HISTORY was not considered



23.04.2010




Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 6 Kisi:
aslnyrkli (04-25-2010), Komunce_ (05-20-2010), kuzeyberdan (04-24-2010), Proleter Devrimci (04-26-2010), WeLa_SuRI (04-29-2010), yakamoz (04-24-2010)
Alt 04-23-2010, 09:27 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

ERMENİ SOYKIRIMININ ARDINDAN GEÇEN YILLAR VE YÜZLEŞME

Bundan önceki zamanlarda yazdığımız bir yazıda tarihleriyle yüzleşemeyenlerin , başarılı olamayacağı,sorunları çözemeyeceği ve geleceği kazanamayacağı üzerine yazmıştık. Kıbrıs’ta Türk kontrgerillasının Kıbrıs’taki varlığını ve devamlılığını sorgulayan, yapılan katliamların ve bunların neden-sonuç ilişkisini anmaya çalıştığımız yazı aslında ; tarihin bir çok döneminde onlarca kıyım-katliam-soykırım vs denemiş ve yapmış bir egemen devlet ve onların sözüm ona mirasçılarını yargılamak,sorgulamak ve doğruları bulmak üzerineydi.
Tarihten bu yana Türk egemenleri ve devletlerinin hangi kimlik altında olursa olsun , onlarca deneyimi var bu konuda.Anadolu’ya gelmeden önce yaşananlar yanında Anadolu’da yaşananlar da bunun tanıtlanmasıdır. “Dağdan gelip bağdakini kovmak” deyimine birebir uyan bir toplumsal-kültürel-sosyal-egemenlik anlayışına sahip, yerel-lokal-yerleşik bir yapıya sahip olmayan bir halk açısından bu hiç te yadırganır olmamakla birlikte; bu tarihsel kasaplık; Türk egemenlerine oldukça kötü namlı bir sıfat yüklenmesini de beraberinde getirmiştir.
Anadolu’ya geldiklerinde yerli Alevi unsurlarla birlikte Bizansa karşı verdikleri mücadele sonrasında ; Alevilere karşı giriştikleri soykırım vahşeti, kendisi dışındaki halklara karşı siyasal iktidarın devamlılığı noktasında prağmatist yaklaşımlar neticesinde rüzgar ve çıkarlar nereden eserse o tarafa yamulma siyaseti egemen olmuş bir çerçeve hakim yaklaşım biçimi olmaya devam etmiştir. Askeri iktidarın, siyasal-ekonomik iktidarın önüne geçtiği bir düzen ve ona yakın bir sosyal yapıya sahip olmanın getirmiş olduğu avantaj ve dezavantajları birlikte yaşamıştır egemenler. Bizansı alt etmek ve kovmak için Alevilerle bağlaşan hakim güçler, hemen ardından Alevilere yönelip kitlesel-toplumsal katliamlar yapmıştır. Yine ardından , Safevilerle çarpışmalarında Kürtlerle dayanışmaları, onları kullanmaları ve fakat onların taleplerine mesafeli davranmaları gibi onlarca örnek vardır tarihlerinde Türklerin.
Tarihler 19. ve 20 . yy gösterdiğinde ve Osmanlının yıkılış anlarına geldiğinde de , aynı makyavelist yaklaşım hakimdir egemenlere. Yine Balkanlardan başlayan isyan hareketlerine yaklaşımdan tutalım da, Kürt isyanlarına kadar yaklaşımın özü aynıdır.Egemen kokuşmuş düzenin devamı için ne gerekiyorsa yapmak. Ve de yapılmıştır.
Alevilerin sistemli soykırımı üzerinden sonra, Osmanlının ilk sistemli soykırımı Ermeniler üzerindeki jenosid hareketidir. Tamı tamına Birinci Paylaşım Savaşına denk gelen süreçte bu jenosidin uygulanmış olması, savaşın o sıcak ortamında bir çok şeyi küllenmiş ve üzerini örter bir pozisyonda olmasını koşullamıştır. Türk Egemenlerinin halen bile savaşı jenosidlerinin gerekçesi haline getirmiş olmaları tesadüf değildir ve olamaz da. Ermeni çetelerinin yaptığı katliamları gerekçe göstererek , egemen Türk devletinin yaptığı sistemli yok edim, jenosid hareketi inkar edilemez bir gerçek olmaya devam ediyor. 1915 Ermeni Jenosidi ile hesaplaşmayan bir egemen devlet geleneği dışında emekçi halklar topluluğunun , geçmişinden geleceğe uzanan köprülerini kurması, inşa etmesi ve devamlılığını sürdürmesi olanaksızdır. Zira “ Geçmişi olmayanın , geleceği olamaz” .
Ermeni soykırımı ardından Kürt ve Alevi soykırımlarının devam etmesi, sistemli bir devamlılık arzetmesi ve de işin diğer önemli tarafı hala bu soykırım girişimlerinin varlığıyla, fiili devamlılığıyla kendini yaşamda söyletmesi açıkçası bu soykırım hareketlerinin yapılışı ve savunuluşundaki pervasızlık,arsızlıkta sınır tanınmadığının da göstergesidir. Bu Türk sömürgeci faşist rejimlerinin kanlı diktatörlüklerinin hep o tarihsel ters yüz edilmişliklerinin yüze vurulması anlamına gelmektedir. At sırtında ömrünü geçirmek,ölmek ve öldürmekle övünmeyi bir toplumsal kıvanç unsuru bilen bir toplumun , bu toplumsal atipik psikoz davranışı hiç te şaşırtıcı değildir. Beri yandan buna eşlik eden paranoyaların, aslında geçmişle yüzleşmemekten kaynaklı korkuların ürünü olduğu aşikardır.
Ermenileri kıyan,süren,yok eden sistem hep bir paranoya ile yaşamış ve kendini bu paranoyalarla,korkularla varlık nedenini ortaya koymuştur. Soykırımlarına da gerekçe bunları yapmıştır.Hep bölünme,parçalanma vs korkusu. (Kimin ülkesinde kimi bölüp parçalamak oluyorsa bu durum o da ayrı bir konu ya. )
Aynı paranoya ve korku KUKM liderlerinin ifade edip uyarmalarına rağmen Kürtlere karşı da yürütülmektedir. Hastalıklı bir egemenlik anlayışının yön verdiği bu ruh hali ,Dersimleri, Koçgirileri,Ağrıları,Zilanları yarattı ve hala da yaratıyor. Bu paranoya ile kapsamlı bir Kürt soykırım hareketi zor gibi görünse de bu konjonktürde hiç te imkansız değildir. Yıllardır adım adım yaptığını, zamana yaymadan bir kez ya da birkaç hamlede yapmak hiç te zor değildir faşist Türk devleti açısından.Zaten son zamanlarda geçtiğimiz yıllardaki politik hamlelerini yapmakta ve bu son vuruşa hazırlanmaktadır.
Ermeni soykırımı, tarihsel bir gerçekliktir. Türk egemenleri ister kabul etsin ister etmesin bu gerçeklik değişmeyecektir. Önemli olan aşağıdakilerin,ezilenlerin bu sorgulamaya girişmeleridir. Bu sorgulama kendisi için insan, kendisi için sınıf olabilmenin öznelerinden biridir.Bunu başarıp kendisiyle yüzleşmeyenlerin , tarihsel olarak devrimci bir sınıfsal mevzide olmaları beklenemez.
Her 24 Nisanlarda yüreği sızlamayan bir işçiler topluluğunun devrimci bir rotada olduğu söylenemez. Türk,Kürt,Laz,Çerkez,Boşnak vs tüm uluslardan toplulukların,Anadolu’yu mesken etmiş tüm ulusların Ermeni dost ve yoldaşlarının bu acı gününe ortak olmaları,acılarını acıları saymaları, sınıfın ortak çıkarları doğrultusunda egemenlere karşı mücadelede ortak saflarda yer almaları temel sınıfsal yönelimdir,yapılması gerekendir.
Ermeniler ve Hrantla canımız birlikte yanıyor, yanacak demek gerçek bir proleter devrimci duruştur. Her 24 Nisanlarda birlikte ağlıyoruz,birlikte yanıyoruz demek ve birlikte yaşamak iradesi için HALKLARIN KARDEŞLİĞİ VE SOSYALİZM İÇİN MÜCADELE şiarıyla alanları sosyalizm ve özgürlük sloganlarıyla bezemek ellerimizdedir.
Şimdilerde egemenlerin çeşitli pazarlıklarına konu olan ekonomik ve siyasal sömürgeci çıkarlar ile proleter-emekçilerin çıkarlarının adresi aynı değildir. Halkların düşmanlığından çıkar sağlayanlar ancak ve sadece Emperyalist Kapitalistler ve onların yerli uşakları olan asalaklardır.Onlar bütün olarak mezara gömülüp, özgürlük ve sosyalizm bir gerçeklik haline getirilmeden halklara rahat nefes alma şansı yoktur,olmayacaktır. KAHROLSUN SOYKIRIMLAR,YOK EDİMLER,JENOSİDLER.ERMENİ HALKI YALNIZ DEĞİLDİR.OLMADI.OLMAYACAK.


23.04.2009

Not: Bugün Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu da bu çerçevede soykırım süreci ile birleşik olarak dile gelmektedir. Yine bu sorun da gerek Rus emperyalizmi ve gerekse Türk sermayesi ile ABD emperyalizminin karşı karşıya gelerek kullandıkları silah olmaktan da çıkmamış durumdadır. Bu gidişle çıkacağı da yoktur.


Mahmut Halil Can ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 4 Kisi:
aslnyrkli (04-25-2010), Komunce_ (05-20-2010), Proleter Devrimci (04-26-2010), yakamoz (04-24-2010)
Alt 04-23-2010, 09:28 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

Ermeni soykırımının yeni kanıtları... - Robert Fisk



Daha önce hiç yayımlanmamış fotoğraflar, 20. asrın ilk soykırımının dehşetini yansıtıyor. 1915'te Erzurum'dan çıkıp açık arazide yürüyen korkmuş insanlar görülüyor; erkekler, kadınlar ve çocuklar, ölüm yürüyüşünün başında. Erzurum'dan gönderilen Ermenilerin hiçbirinin sağ kalmadığını biliyoruz. Erkeklerin çoğu vuruldu, çocuklar (o fotoğraftakiler de dahil) açlıktan veya hastalıktan öldü. Genç kadınların neredeyse hepsine tecavüz edildi, yaşlı kadınlar dövülerek öldürüldü, hastalar ve bebekler yol kenarlarında ölüme terk edildi.
Bu nadir fotoğraflar, çağımızın en korkunç olaylarından birine tanıklık ediyor. Kötü baskı kalitesi (Çeken kişi Ermeni göçmenlerin hareketlerine intibak edememiş, bir diğerinin tepesinde parmak izi var), sahici olduklarına kuşku bırakmıyor. O dönemde Türk demiryolu sisteminin geliştirilmesi için kredi sağlayan Deutsche Bank'ın arşivlerinden gelen fotoğraflar bunlar. Bir diğerinde (Bugüne kadar sadece Almanya ve modern dönem Ermenistan'daki iki dergide yayımlandı) aralarında çocukların da bulunduğu onlarca perişan Ermeni yük vagonlarına tıka basa sokulmuş. Türkler bu vagonların her birine 90 Ermeni koymuş; Naziler de Yahudi Holokostu sırasında insanları Doğu Avrupa'daki ölüm kamplarına gönderirken aynısını yapmıştı.
Erivan'ın hemen dışındaki gri taştan inşa edilmiş Ermeni Soykırımı Müzesi'nin müdürü Hayk Demoyan bilgisayar ekranındaki fotoğraflara kederli bir sessizlikle bakıyor. Modern Türkiye tarihi dersleri veren bir akademisyen olan Demoyan, Türk katliamından geriye kalan ve üstüne bir de 70 yıl boyu Sovyetler Birliği'nin parçası olarak çok çeken Ermenistan'daki en dinamik soykırım araştırmacılarından biri. "Evet, bu fotoğrafları alabilirsiniz" diyor ve devam ediyor: "Hâlâ yeni fotoğraflar keşfediyoruz. Bunları Almanlar çekmiş ve 2. Dünya Savaşı'nda da yok olmamışlar. Bugün müzemizin bir ortak bellek mekânı, travmanın hatırlandığı bir mekân olmasını istiyoruz. Müzemiz Ermenilerin yanı sıra Türkler için de. Bu Türklerin de tarihi."
Nazi Almanyası'yla tuhaf paralellikler var
Geçen asrın ilk Holokost'unun (Winston Churchill Nazilerin altı milyon Yahudi'yi öldürmesinden yıllar önce Ermeni soykırımı için tam da bu kelimeyi kullanmıştı) hikâyesi, modern Türkiye gerçekleri inkâr etse de iyi biliniyor. Kezâ Nazi Almanyası'nın Yahudileri katletmesiyle arasındaki paralellikler de. Türkiye'nin Ermenilere yönelik terör furyası, Ermeni ırkını yok etme çabasıydı. Türkler kamuoyu önünde Ermeni nüfusu 'yeniden iskân etme' gereğinden dem vursa da (aynı Almanların sonradan Yahudiler hakkında söylediği gibi), Enver Paşa'nın İttihat ve Terakki Partisi'nin niyetleri açıkça ortadaydı. Sözgelimi 15 Eylül 1915'te içişleri bakanı Talat Paşa, Halep valisine kentteki on binlerce Ermeni'ye yapması gerekenleri emreden şu telgrafı gönderiyordu: "Hükümetin... Türkiye'de yaşayan mevzu bahis insanları tümüyle yok etmeye karar verdiği konusunda bilgilendirilmiş bulunuyorsunuz... Önlemler ne kadar trajik olursa olsun varlıkları ortadan kaldırılmalıdır ve yaşa, cinsiyete bakılmamalı, vicdan muhasebelerine girişilmemelidir." Bu kelimeler Himmler'in 1941'de SS katillerine söylediklerinin neredeyse aynısı.
Önde gelen ve epey cesur bir Türk akademisyen olan Taner Akçam, soykırımın gerçekliğini göstermek için orijinal Osmanlı Türk belgelerini kullandı. Bugün böyle yaptığı için kendi hükümetinin şiddetli saldırıları altında olan Akçam, Türk arşivlerinde şunu buldu: Türk subaylar, bireysel olarak, sık sık katliam emirlerine dair 'ikilemleri'ni yazdılar; üslerine gönderdikleri ve tam da aynı zamana denk düşen telgraflarda, 'yeniden iskân' sırasında Ermenilere yeterince koruma ve yiyecek sağlanmasını istediler. Bu da Nazi Almanyası'yla tuhaf bir paralellik gösteriyor: Alman subaylar bir yandan yüz binlerce Yahudi'yi gaz odalarına gönderirken, bir yandan da Cenevre'deki Kızılhaç yetkililerini onların iyi korunduğu ve beslendiği konusunda temin ediyorlardı.
Osmanlı Türkiyesi'nin Ortadoğu'daki bütün Hıristiyan soyunu imha girişimi, Türk polisi, askeri ve Kürt aşiret üyelerinin estirdiği benzersiz bir dehşet rüzgârının da tarihi... Demoyan müzedeki bürosunda, bu muazzam acının kaydının düşülmesi gereğinden söz ediyor: "Hayatta kalan herkesin yazılarında görebilirsiniz bu acıyı. Diyasporadan, dedeleri ve nineleri soykırımda ölmüş ziyaretçiler geldiğinde, çalışanlarımız onlarla birlikte duygulanıyor. Bu insanların sergiyi gezerken son derece üzüldüğüne, gözyaşlarına boğulduğuna ve bazılarının neredeyse aklını yitirecek hale geldiğine tanık oluyorlar. Bu bizim için çok zor bir durum. Mevcut Türk hükümetinin soykırımı inkâr eden tutumu, atalarının yaptığından gurur duyduklarını gösteriyor. Osmanlıların yaptıklarından memnun olduklarını söylüyorlar. Ancak bugün dünyanın dört köşesindeki birçok yerin, Erivan'ın bile, çalışmamızı sürdürmemizi sağlayacak arşiv malzemeleri açısından altın madeni gibi olduğunu görüyoruz. Her gün yeni fotoğraf veya belgeler ortaya çıkarıyoruz."
Demoyan'ın verdiği fotoğraflar 1915'te Deutsche Bank çalışanlarınca çekilmiş ve Türklerin Ermeni nüfusunu katlettiği iddialarının kanıtı olarak Berlin'deki merkez büroya gönderilmiş. Halen Deutsche Bank Tarih Enstitüsü'nün Doğu Bölümü'nde bulunabilirler.
Harput'taki bir Alman mühendisin gönderdiği en önemli fotoğraflardan birindeyse Ermeni erkekler Türk askerleri tarafından infaza götürülüyor. Banka görevlileri, Osmanlı Türklerinin Ermenileri ölüme, parasını Almanya'nın verdiği trenlerle götürmesinden dolayı afallamıştı. Yeni demiryolu ağının soykırım için değil, askeri amaçlarla kullanılacağını düşünüyorlardı.
Osmanlı ordusunu yeniden yapılandırmaları için Türkiye'ye gönderilen Alman askerleri de soykırıma tanıklık etti. Özellikle cesur bir teğmenin, Armin Wenger'in çektiği fotoğraflar, bugün en önemli kanıtlar niteliğinde. Soykırımı uğursuz amaçlarla izleyen Alman subaylar da vardı. Ermeni akademisyen Vakhan Dadriyan, 26 yıl sonra bu subaylardan bazılarının Alman işgali altındaki Rusya'da Yahudilerin toplu katliamını gerçekleştirdiğini ortaya çıkardı.
Stalin'in Taşnak yasağı bazı belgeleri yok etti
Bilgisayarlar, Erivan müzesi gibi araştırma kurumlarında dönüşüm yaratmış. Kıt kaynaklarla araştırma yapan kurumların yerini bugün, Demoyan'ın kısa süre sonra akademik dergilerde yayımlayacağı türden zengin belgeleri içeren kurumlar almış. "1915'te Ermenistan'da bulunan bazı Alman subayların ülkelerine döndüklerinde kişisel koleksiyonlar için soykırım fotoğraflarını sattığına dair bilgiler aldık... St. Petersburg'dan biri, 1940'tan kalma el yazısı hatıralar okuduğunu ve yazarın 1915 ve 1916'da Van ve Maraş'taki Ermeni cesetlerinin fotoğraflarından söz ettiğini anlattı bize." Rus Çarlık birlikleri Van'a yürüdü ve kısa süreliğine de olsa kentin zor durumdaki Ermeni nüfusunu kurtardı. Ardından Ruslar çekildi ve çekilmeden önce belli ki bazıları ölen Ermenilerin fotoğraflarını da çekti.
Katliamların unutulmasında Stalin'in de katkısı var. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni siyasetinin önde gelen partisi Taşnak, Sovyetler tarafından yasaklandı. "1930'larda herkes soykırıma dair el yazısı hatıraları, fotoğrafları, tapu belgelerini yok etti; yoksa Sovyet gizli polisi tarafından Taşnak'la bağlantılı sayılmaktan korkuyorlardı" diyor Demoyan ve bu paha biçilmez kayıp karşısında başını sallıyor. "Şimdi Fransa'da yeni materyaller ve dönemin insani yardım görevlilerinin çektiği yeni fotoğraflar buluyoruz. 1915'te çekilmiş iki veya üç belgesel olduğunu biliyoruz. Biri, Türklerin Ermenilerle nasıl 'başa çıktığını', soykırıma taraftar şekilde göstermek için bir Kürt liderince çekilmiş. 1915'te Muş sürgünü sırasında kentte görev yapan Norveç misyonerliğinden kalma büyük miktarda yeni materyal de var."
Soykırımdan hemen sonra yazılıp yayımlanan, fakat zaman içinde kaybolan veya unutulan hatıraların ve kitapların da arşivlenmesi gerek. Sözgelimi 1929'da Boston'da yayımlandığında çok sınırlı dağıtılan bir kitap var. 'Çanakkale'den Filistin'e' adlı bu kitap Yüzbaşı Sarkis Torosyan'ın imzasını taşıyor. Yazar Türk ordusunda görev yapan ve Çanakkale'de kahramanca çarpışıp yaralandığı için madalya alan bir subay. İyileştikten sonra Müttefikler'le savaşmak için Filistin'e doğru yola çıkıyor, fakat Suriye'nin kuzey çöllerinde ölmekte olan binlerce Ermeni mülteci görünce dehşete düşüyor. O büyük acının yer aldığı paragraflarda Torosyan, kız kardeşini paçavralar içinde bulduğunu ve nişanlısı Cemile'nin nasıl kollarında öldüğünü anlatıyor. "Cemile'yi kaldırdım, gözlerindeki acı ve korku giderek silindi, ta ki tekrar yıldızlar gibi, bir doğu gecesinin yıldızları gibi parlayana dek. Ve sonra öldü, bir düşün bitmesi gibi." Torosyan saf değiştiriyor, Araplarla birlikte savaşıyor, hatta Arabistanlı Lawrence'la da tanışıyor; onun kendisini hiç etkilemediğini anlatıyor... Torosyan Araplarla giriştiği savaştan da hayal kırıklığıyla ayrılıyor ve Ermeni bir subay sıfatıyla, Fransız işgal ordusuyla birlikte tekrar Osmanlı Türkiyesi'ne giriyor. Fakat Kemalist gerillalar Fransız ordusuna saldırıyor ve Fransızlar güvenli geçiş karşılığında mühimmatlarını teslim ederek kentten ayrılıyor. Bunun ardından Torosyan Amerika'daki akrabalarının yanına gidiyor.
'Müzede Türklere dair klişeleri değiştirdim'
Bugün Erivan'da, diyaspora Ermenilerinin neden Ermenistan vatandaşlarından daha çok soykırıma meraklı göründüğüne dair bir tartışma sürüyor. Gerçekten de Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan'la görüştüğümüzde bana, 'günler, haftalar, hatta aylar boyu soykırımın aklına hiç gelmediğini' anlatmıştı. Ermeni bir arkadaşımdan buna dair duyduğum güçlü bir sav, 70 yıllık Stalinizm ve soykırıma yönelik resmi Sovyet sessizliğinin, Doğu Ermenistan'daki tarihsel belleği sildiği yönündeydi. Bir başka savsa, Batı Ermenistan'ındakilerin (bugün Türkiye) ailelerini, topraklarını kaybettiğini ve hâlâ kabul, hatta tazminat bekledikleri, ancak doğu Ermenilerinin topraklarını kaybetmedikleri yönünde. Demoyan tüm bunlara karşı çıkıyor.
"Bana kalırsa temel sorun, diyasporadaki birçoklarının devletimizi tanımak istememesi. Türkiye ve Azerbaycan tarafından kuşatılmış durumdayız ve güvenliğimizi hesaba katmak zorundayız; fakat bu belleğe zarar verecek boyutta olmamalı. Bu noktada dürüst olmalıyız. Bu müzede bazı şeyleri değiştirdim. 'Kanı sıcak' insanlara dair doğru olmayan şeyler, yorumlar, Türklere dair bütün o eski klişeler vardı. Diyaspora hatıralarımızın sahibi olmak istiyor, fakat Ermenistan devletinin vatandaşlarının yüzde 60'ı da 'sonradan gelip yerleşenler'. Yani diyasporadan geliyorlar, kökenleri Batı'ya dayanıyor. Kaldı ki Türk güçlerinin 1915 soykırımından sonra Ermenistan'ın bazı bölgelerine girdiğini, Bakü'ye giderken Erivan üzerinden geçtiğini hatırlayın, Sovyet belgelerine göre o sırada Ermenistan'ın bu parçasında da 200 bin Ermeni öldü. Bunlardan 180 bini 1918-1920 arasında öldü."
Karabağ savaşına değinmek şart mı?
Fakat Erivan müzesinin ötesinde hissettiğim bazı siyasi sorunlar var - uluslararası olduğu kadar ulusal sorunlar bunlar. Birçok Ermeni, soydaşlarının soykırım döneminde şahsi intikam katliamları işlediğini (sözgelimi Van'da) kabul ederken, Ermenilerin sırtında daha yakın döneme ait bir itham da var. 1990'ların başında Ermenistan'ın doğusundaki dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan şiddetli çatışmalarda Ermeniler Türk Azeri köylülerini katletti.
Ancak müzenin yanındaki devasa soykırım anıtına gittiğimde, Karabağ savaşının beş 'kahramanı'nın mezarlarını görüyorum. Bu kişiler gerçekten de kahramanlık göstermiş olabilir, ama o korkunç savaşa katılanları, 1915'in mahremiyeti ve gerçeğiyle bağlantılandırmanın âlemi ne? Ermenistan'ın en büyük acısınının tarihine zarar vermiyorlar mı? Yoksa onların 1915'in intikamını Karabağ'da aldıkları mı söylenmeye çalışılıyor? Bu tıpkı, İsrail'in 1948'deki İrgun savaşçılarının (ki onlar da Deyr Yasin ve diğer Arap köylerinde Filistinlileri katletmişti) mezarlarının, Kudüs yakınındaki Holokost anıtının dışına yerleştirilmesine benziyor. Ermeni yetkililerin aktardığı gerekçeyse, Karabağ savaşı mezarlıklarının savaş sonrasındaki çok duygusal bir dönemde kurulması...
Velhasıl Ermeni soykırımına dair gerçekler, arşivcilerin çalışmalarıyla açığa çıkacak. Ermenistan'da soykırımın Batılı tanıklarının anlatımını içeren çok önemli kitapları satın alabiliyorsunuz. Birisi, Ermeni arkadaşlarının Harput'tan sürülmesine tanıklık eden Amerikalı misyoner Tacy Atkinson. Günlüğüne 16 Temmuz 1915'te şu notları düşmüş: "Mezra'ya ruh hali çok kötü durumda bir çocuk geldi. Anladığım kadarıyla buralarda bir köyden sürülen kadın ve çocuklarla birlikteydi... Çocuk Bakır Maden'in bu kesiminden giden tüm erkek ve kadınların vadide öldürüldüğünü ve önde gelen erkeklerin başının kesildiğini anlattı... O kaçıp buraya gelmişti. Annesi de soyulmuş, dövülmüş ve vurulmuştu... Vadinin çok kötü koktuğunu ve oradan geçmenin çok zor olduğunu söyledi..."
Türk yetkililerin günlüğünü bulabileceği korkusuyla Atkinson bazı olayları çıkarmıştı. 1924'te, günlüğü en sonunda mühürlü bir kutunun içinde ABD'ye gönderildiğinde, misyoner arkadaşlarıyla Harput'a yaptığı bir seyahati şu kelimelerle anlattı: "Bu seyahatin hikâyesini yazmaya cesaretim yok. Arkadaşlarım 10 bine yakın ceset gördüler." (The Independent, 28 Ağustos 2007)
(Radikal, 29 Ağustos ’07)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
aslnyrkli (04-25-2010), Komunce_ (05-20-2010), yakamoz (04-24-2010)
Alt 04-23-2010, 09:29 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

Müslümanlaştırılan Ermeni kadınların yaşamı kara kefen
Emine Uyar
Varter Tumacanyan, Elazığ’ın Kulveng köyünden, Zarure, Adana Hacun köyünden, Xezal Van’lı, Zero Kozluk’lu…
Varter Tumacanyan, Elazığ’ın Kulveng köyünden, Zarure, Adana Hacun köyünden, Xezal Van’lı, Zero Kozluk’lu… Bu kadınların ortak yanı Ermeni olmaları, 1915 yılında yaşanan Ermeni tehcirinden kurtulmaları ve kendilerini kaçıran ya da kurtaran Kürt aşiret beyleri ile evlenmeleri...
Yaşanılan büyük bir acı... İlk gençlik dönemlerinde köylerinden, ailelerinden koparılan, ailelerinin neredeyse tamamını yitiren bu kadınlar, hayatlarının geri kalan kısmını isimlerini, dillerini ve dinlerini değiştirerek yaşamak zorunda kalmışlar.
Acıları yüz çizgilerine yerleşmiş, gerçek kimliklerini gizleyerek yaşamışlar, kendileri gibi olan kadınları kardeş bellemişler, başka ülkelere kaçan akrabaları ile görüşemeden, kavuşamadan bu dünyadan göçmüşler.
Bütün yaşamları boyunca biriktirdikleri, kimseyle paylaşmadıkları acıları ölürken gün yüzüne çıkmış. Kimisi kara kefenle gömülmek istemiş, kimisi de hiç yıkanmadan gömülmek…
Dil ve asimilasyon politikaları üzerine çalışmaları bulunan Eğitimci-Yazar Gülçiçek Günel Tekin’in son kitabı Kara Kefen kasım ayında Belge Yayınlarından çıktı. “Müslümanlaştırılan Ermeni Kadınların Dramı”nı anlatan Tekin, komşusu Şirin Tan’ın, annesine ilişkin anlattıklarından yola çıkarak, topladığı benzer hikayelerle oluşturmuş kitabını. İzmir, İstanbul, Mardin, Batman, Mersin illerini dolaşarak, çocuklarından, torunlarından bu kadınların hikayelerini dinlemiş.
Tekin’in en büyük üzüntüsü kadınların öykülerini kendilerinden dinleyememek olmuş. “Ancak sorsaydım da anlatırlar mıydı bilemiyorum. Çünkü kendi çocuklarına bile ancak ölümlerine yakın anlatmaya başlamışlar ve şimdi hiçbirisi hayatta değil” diyor. Anadolu halkları
Dönemin iktidarı, İttihat ve Terakki Partisi’nin uyguladığı Türkleştirme politikasının gayri-müslimlere yönelik olan boyutunun onların bütünüyle Anadolu’dan temizlenmesini içerdiğini belirten Tekin, “Hazırladığım kitap bu planın önemli bir parçasını içeriyor. Özellikle Rumlar korkutularak sindirilerek Anadolu’dan temizleniyor ve ikinci olarak 1914-15’te özellikle Ermeniler üzerinde uygulanıyor. Partinin merkezi yani Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Dr. Bahattin Şakir ve Maarif Nazırlığı da yapan Doktor Nâzım eliyle gizlice planlanıyor.
Tehcirin, “Suriye’ye ve Arabistan çöllerine gönderilecekler” diye yansıtıldığını ancak gerçek amacın bütünüyle Ermenilerin yok edilmesi olduğunu ifade eden Tekin, “Rumlar Yunanistan’a gidiyor” diye anlatmaya başlıyor: “Ama Ermenilerin böyle bir şansları yok. Ermeniler Anadolu’nun yerli halkı, Kürtler de Lazlar da. Türkler de çok önceden gelip yerleşmiş. Müslüman halkların sesinin çıkmaması için, ‘Bunların malı-mülkü toprağı size kalacak. İkincisi istediğiniz kadına el koyabileceksiniz’ diyorlar. 10 yaşına kadar olan çocuklara da müslümanlar tarafından el konabileceğine ilişkin bir yasa da var. Müslüman halklarının ağzına bir parmak bal çalarak Ermeni katliamına ortak olmaları, onların da katılmaları için bu karar alını-yor.”
Topladığı öykülerde kadınların genelde Kürtler tarafından kaçırılan kadınlar olduğunu, bunlardan bazılarına kaçırılıp el konulduğunu bazılarının ise katliamdan kurtarıldığını ifade eden Tekin şunları söylüyor: “Bunlar genelde Kürt aşiret beyleri. Zaten halktan insanların böyle bir şey yapabilmeleri mümkün değil. Aşiret beyleri ile ittihatçıların birlikte anlaştıkları bir iş bu. Kaçırılan, el konulan Ermeni kadınlar isteseler de istemeseler de bir şekilde bu kişilerle evlenmek zorundalar. Başka şansları yok. Ailelerinin yüzde 90’ı katlediliyor. Sağ kalan ya sadece kendileri ya da bir erkek kardeşleri. İşin acı tarafı şu, kendileri ile evlenen erkeklerin çoğu aslında katliama katılan, devlete destek olan ya da bir şekilde tehcirde Ermeni öldüren erkekler.”
Tekin’in ebe annesi Zero da tehcirden kurtulan Ermeni bir kadın. Köyde neredeyse hemen herkesin doğumunda bulunan Zero, ‘değer verilen kişi, nine’ anlamında Sitto Zero diye çağrılırmış. Tekin çocukluk anılarında kalan günleri anlatıyor. “O zaman için birilerine ‘o Ermeni’ diyorlardı ama Ermenilik nedir? O bilinçte değildik. Annem, Ermenilere sakın kötü laf etmeyin diye bizi sürekli uyarırdı. Halk, ebe olduğu, çok emek verdiği için Zero’ya saygı duyardı ama toplumda kendi kimliği sürekli aşağılanıyordu. Kadınlar buna şahit oluyor, kimliklerini gizlemek zorunda kalıyor. Kadınlar olarak kendi kültürümüzden dinimizden insanlarla evlendiğimizde bile bir sürü problemler yaşıyoruz. Evliliğin kendisi zor bir olay, bir de bu Ermeni kadınları düşünün.”

Acılar paylaşılmalı
Tekin’i en çok etkileyen ve kitabı yazmaya iten Şirin Tan’ın annesinin öyküsü olmuş. “Bir kadın öylesine acı çekiyor ki ölmeden önce, ‘bütün yaşamım acı dolu oldu, beni beyaz kefenle değil, kara kefenle gömün’ diyor. Kadın ölümünden üç gün önce çocuğuna kefenini aldırtıyor. Ölüm döşeğinde yatağının tam karşısına astırı-yor. Ve üç gün boyunca ona bakıyor. Onunla gömülüyor”.
Kitabın yayınlanmasından sonra sık sık benzer hikaye-lerle karşılaşmış Gülçiçek Günel Tekin. “İstanbul Kitap Fuarında yanıma gelen biri bana, ‘kara kefenle gömülmekten daha acı olaylar olduğunu söyledi. Beni yıkamadan gömün diye vasiyet edenler var’ dedi. Sonra kiminle karşılaşsam, ‘Aaa benim de anneannem, benim yeğenimin de kayınvalidesi Ermeni idi’ diyenler oldu. Bunlar gizleni-yor. Çocukları tarafından da gizleniyor haklı olarak.”
Bunların bilince çıkarılıp, tartışılmasının ve konuşulmasının bu kadınlardan özür dilemekten daha olumlu et-kisinin olacağını düşündüğünü ifade eden Tekin, “Kendileriyle olamasa bile çocukları ve torunlarıyla paylaşmak gerekiyor. Acı içinde ölen bu kadınların öykülerini bilmek ve tartışmak gerek. Bu kadınlar Rusya’ya Amerika’ya kaçıp kurtulan akrabaları ile de birlikte olamadı, göremedi. Bunlar arasında da bir köprü işlevi olu-nabilir” diyor.

Aynı zihniyet sürüyor
Yönetimler kışkırtmadığı sürece halkların birbirleri ile hiçbir problemi olmadığını belirten Tekin, Bakan Vecdi Gönül’ün bir süre önce söylediği sözlerin bütün bu anlattıklarının tescili mahiyetinde olduğunu düşünüyor.
Canan Arıtman’ın Abdullah Gül için söyledikleri ve Gül’ün, “Benim ninem yüzde yüz Türktür” demesinin de devlet yöneticilerinin, AKP’nin ve diğerlerinin olaya ne kadar ırkçı ve milliyetçi yaklaştıklarının bir işareti olduğuna dikkat çekiyor Tekin. “Ermeni olsa ne olur, Kürt olsa ne olur, Türk olsa ne olur? Ne fark eder? Önemli olan insanın insan olması ve insani değerleri taşıması değil midir? Arıtman’ın tavrı CHP’nin ırkçı, milliyetçi anlayışını sergilemesi açısından çarpıcıdır” diyor.
Bir süre önce aydınların başlattığı ve çokça tartışılan “Özür diliyorum” kampanyasına ilişkin olarak da, “Bana göre öncelikle Anadolu’yu Türkleştirme politikaları nasıl uygulandı, neler yapıldı, ekonomi nasıl Türkleştirildi, bu coğrafya nasıl Türkleştirildi bunlar konuşulmalı” diyor. “Erdoğan’ın sırtını Hakkari’ye verip de tek dil, tek kültür, tek kimlik, tek devlet, tek millet, tek bayrak demesi ne anlama geliyor tartışılmalı. İşin en korkunç yanı Kürtlerin de, ‘asimilasyona hayır’ dedikleri için hedefte olmaları. Bu planların ortaya çıkarılması çok önemli”.
Aydınların imza kampanyasının yumuşak bir adım olduğunu belirten Tekin, “Nasıl ki Kürtçe’ye bilinmeyen bir dil denilip de şu anda Kürtçe Televizyon kanalı açılmak zorunda kalındıysa -ama oy toplama amacıyla ama başka bir amaçla- devlet yöneticileri Ermeni meselesinde de yapılanın yanlış olduğunu, halklar için bir travma olduğunu kabul etmeli. Böyle bir şeyi aydınlar değil, bizzat devlet yöneticileri yapmak zorunda. Devlet yöneticileri o zaman için yapılanlardan özür dilemek zorunda. Bu sadece olumlu bir adım olur.”
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Komunce_ (05-20-2010)
Alt 04-23-2010, 09:31 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

ERMENİ SOYKIRIMI SORUNUNDA DÜNYANIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ VE TÜRK SÖMÜRGECİ FAŞİST REJİMİNİN SUÇÜSTÜ YAKALANIŞI


ABD Alt meclisinde Ermeni Soykırımının görüşülüp Kongre gündemine alınması kararı çıktıktan sonra Kasımpaşa Delikanlısı dayılanmaya çalıştı. Diplomatı geri çağırma, kısmi sitemler sonrası sürecin değişmediğini anlayınca; kuyruğunu sıkıştırmak zorunda kaldı. Ardından İsveç Parlamentosunda da daha da geniş çerçeveli bir soykırım tanıma kararı çıkınca, Türk sömürgeci faşist rejiminin etekleri tutuştu. Apar topar İsveç Büyükelçisini de geri çağırdı, istişare edileceği gerekçesiyle!

Yine son zamanlarda diğer ülke parlamentolarının da sorunu masaya yatıracakları ve nihayetinde benzer kararlar alınacağının görülmesi üzerine Kasımpaşa Delikanlısı, başladı aba altından sopa göstermeye. Söylediğine göre Türkiye’ye de 170 bin Ermeni yaşıyormuş ve de bunların 100 bini kaçak, izinsiz çalışıp yaşıyormuş. İşte bu 100 bin Ermeni’nin ülkeden çıkarılacağı tehdidinde bulunda dayımız!

Bu sözlerin aslında bir suçüstü yakalanma, itiraf olduğunu göremedi Sayın Delikanlı. Zira kendi yasalarını her gün çiğneyen emperyalist kapitalizm düzeninde sözde kayıt dışı, kaçak, sendikasız- sigortasız işçi ya da yabancı işçi- izinsiz- çalıştırmak yasak. Ama iş Ermeniler üzerinden dünya emperyalist kapitalistlerine mesaj ve tehditse ne gam. Varsın zaten ekonominin bütünü kayıt dışı, kaçak, sigortasız-sendikasız, iş güvencesiz, kölece ücretlere çalışılıyormuş RTE’ye ne.

Ermeniler üzerinden gerek Ermeni Diasporası, gerekse de emperyalist kapitalistler ve gerekse de Türk sömürgeci faşist diktatörlüğü; on yıllardan beridir siyasal egemenlik mücadelesi vermektedirler. Korkunç bir iki yüzlülük sergilemektedirler. Dertleri Ermeniler, yaşadıkları soykırım ve acıları paylaşmak, resmedip kabul etmek değil; bu sorunu Türk egemenleri nezdinde kullanarak onlara istediklerini dikte ettirmektir. Aynı düzlemde olmak üzere; Ermenistan üzerinde de bu ikiyüzlü politik pratik uygulanmaktadır.

Her Nisan ayı öncesi yaşanan rutinleşmiş bu duruma bir son vermek gerekmektedir ve nihai kararı halklar vicdanlarında vermelidirler. Ermeni soykırımı tarihsel bir gerçek ve Anadolu coğrafyasının kara bir lekesidir. Bu tarihçiler, burjuva kapitalist politikacılar ile emperyalist kapitalistlerin çözeceği, çözmek istediği bir sorun, değerler dizisi değildir. Tam tersine onlar açısından bu sorun kullanılacak bir malzemedir. Aynen yaşamın bütün alanlarında kullandıkları tonlarca olay, olgu ve gelişme gibi.

Ermeni işçi sınıfı ve Anadolu Coğrafyasında yaşayan çeşitli etnisiteden proleterler arasında böyle bir sorun yoktur ve de olamaz da. Ama dünya halklarını birbirine karşı kışkırtmak, sürekli bir düşmanlık beslettirmek, emperyalizmin geri ülkelerde varlığını meşru kılmak adına ve yukarıdaki nedenlerden dolayı bu sorunlar sürekli kaşınmaktadır. Eğer işçi sınıfının Enternasyonal komünist devrimci mücadelesi büyümez ve düzeni sarsmazsa bu durum sür git devam edecektir.

Ermeni emekçileri üzerinden politika yaparken ekonomik-siyasal-sosyal-kültürel olarak iş üstünde yakalanan faşist devletin sözcüsü Erdoğan’da sorunu lehime kullanayım derken; büyük bir gaflet içinde hareket ettiğini, sözler sarf ettiğini sonradan görmüşse de; iş işten geçmiştir. Çeşitli milliyetlerden proleter ve emekçiler; Erdoğan’ın sözlerinden anlayacaklarını anlamışlardır.

Ermeni ya da başka bir ulustan emekçiler, karın tokluğuna, iş güvencesiz, kaçak, sendikasız, sigortasız ve uzun mesailer karşılığı kapitalistlerce çalıştırılmaktadır. Düşünün bir kez sadece Ermeni kaçak işçi sayısı sadece 100 bin ise; diğerleri ile birlikte bu rakam ne derece yukarılardadır.

Çıkarlar söz konusu olduğunda Ermeni, Kürt, Gürcü, Rum vs demeden çalıştırırsınız ve ama yine emperyalistlerin çıkarları gereği kullandıkları anda da onlara karşı bu silahı kullanırsınız! Tam da Türk sömürgeci faşist rejimine uygun bir tavır esasen.

Bu ikiyüzlü oyuna artık son vermelidir Ermeni proletaryası ile Anadolu Coğrafyası proletaryası. Bu ortaoyununu bozacak iki halk proleterleridir. Dünya emperyalistleri ile Ermeni ya da Türk egemenlerini dize getirip sorunun kalıcı çözümünün adresi Dünya Proleterlerinin Enternasyonal devrimci mücadelesidir. Yaşasın Dünya İşçilerinin Birliği. Kahrolsun Emperyalist Kapitalizm. Yaşasın Halkların Kardeşliği. Yaşasın Özgürlük Yaşasın Sosyalizm.



18.03.2010


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (05-20-2010), yakamoz (04-24-2010)
Alt 04-23-2010, 09:32 PM   #6
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

Doksan beş yıllık yalan, kadrolu yalancılar ve kirlenmiş vicdanlar... -Fikret Başkaya [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 18 Mart 2010 - Fikret Başkaya TC’nin yalanı sürdürmekteki kararlılığı ve yalan tarafından rehin alınmışlığı, emperyalist odakların şantaj yeteneğini artırdı. Dolayısıyla ve maalesef ‘Ermeni sorunu’ iki tarafın ikiyüzlülüğünün kesişme noktasında bir sorun olarak kalmaya devam etti, ediyor

Yurtdışında yaptığım konferanslarda ve özel görüşmelerde şöyle bir soruyla karşılaştığım olurdu: “‘Ermeni sorunu’ Osmanlı İmparatorluğu dönemine [1915] ait bir sorun olduğuna ve Cumhuriyetle Osmanlı İmparatorluğu tasfiye edildiğine göre, Cumhuriyet Rejimi neden 1915’teki katliamı inkâr ederek başına iş açıyor? Bu talihsiz olay bizim yıktığımız ‘Eski Rejim’ zamanında olmuştur ve Cumhuriyet rejiminin bu işte bir dahli söz konusu değildir demeye yanaşmıyor?”... Doğrusu başlarda bu tür sorular bana mantıklı geliyordu ve ‘aslında haklısınız, bugünkü rejimin inkâr yoluna gidip başına iş açması saçma...’ gibi cevaplarla geçiştirmeye çalışıyordum. İlerleyen yıllardaki yakın tarih okumalarım, dananın kuyruğunun hiç de tevâtür edildiği gibi olmadığını anlamamı sağladı. Rejim inkârda ısrar ediyordu çünkü 1923’te ‘Eski Rejimden’ bir kopuş söz konusu değildi, Cumhuriyet yeni bir şey değildi, söz konusu olan eni-sonu bir hükümet darbesiydi [coup d’état], 1915 katliamının failleri birkaç eksiği-fazlasıyla adı cumhuriyet olarak değiştirilen devletin üst düzey yöneticileri olmaya devam ettiler... Dolayısıyla, süreklilik yok sayılarak neden inkâr yoluna gittikleri ve inkârda ısrarcı oldukları anlaşılamazdı. Biz yapmadık demesi gerekenlerin biz yapmadık, öyle bir şey olmadı diyebilmeleri mümkün değildi. O zaman geriye inkâr yoluna gitmekten, yalan söylemekten başka yol kalmıyordu. Fakat bir kere yalan söylendi mi, ilk yalanı sürdürmek için yeni yalanlar söylemek kaçınılmazdır ve çelişik olarak yalan yalancıyı rehin alır. Bu, günlük hayatta da böyledir, yalan ancak yeni yalanlarla sürdürülebilir... Türkiye’yi yönetenler ilk yalanı söylediklerinde, söyledikleri yalan tarafından rehin alındılar ve aradan 95 yıl geçtiği halde ‘şark cephesinde yeni bir şey yok...’

Yalan, rejimin yalanıysa ve toplum yaşamını angaje ediyorsa, yalanın sürdürülmesi, inkârın devamı, inkârcıların ve yalancıların seferber edilmesini gerektirir. İşte resmi tarihçi ve resmi ideoloji üreticisi tam da bu iş için gereklidir ve asıl misyonu ve varlık nedeni yalan üretmek ve üretilen yalanı büyütmektir. Üretilen yalan ne kadar büyükse o işi yapan tarihçi de o kadar büyük tarihçi sayılır ve yalanla beslenenler tarafından ödüllendirilir. Tarihçinin büyüklüğüyle yalanın büyüklüğü arasında doğru yönde bir ilişki vardır. Bir seferinde biri tanıdığım bir tarihçiden söz ederken ‘o Türkiye’nin en büyük tarihçisidir’ demişti, ben de ‘boyu mu? kilosu mu? yoksa ikisi de mi büyük?..’ diye karşılık verdiğimde, şaşkın gözlerle yüzüme bakmıştı... Ona resmi tarihçinin büyüğüne-küçüğüne dair söylediklerimden de pek bir şey anlamamış gibiydi... Resmi tarihçi esas itibariyle iki şey yapmaya memur edilmiştir: Karartmak ve parlatmak, bu amaçla da toplumsal belleği yok etmek1.[1] Toplumsal belleğin yok edilmesi, işlenen insanlık suçlarının, katliamların, vb. hesabının sorulmasını engelleme işlevi görür. Resmi tarihçinin işi ‘şanlı bir geçmiş’ üretmektir. Geçmişin şanlı olabilmesi için kirli kısımlar ayıklanmalı, utanılacak ne varsa temizlenmelidir. Elbette şanlı bir geçmiş kurgusuyla amaçlanan sadece gurur duyulacak bir geçmiş yaratmak değildir. Şanlı geçmişin bugüne ve geleceğe uzanan bir işlevi de vardır: Şanlı geçmiş bugünün kötülüklerine katlanmayı da sağlar... Yaşanmış bir olayın hatırlanmasını, konuşulmasını, tartışılmasını engellemenin yollarından biri onu tabulaştırmaktır. Bilindiği gibi tabu: yasaklanarak korunan anlamındadır. TC’nin egemenleri ayıbı örtmenin bir yolu saydıkları için Ermeni sorununu tabulaştırıp, ona dokunulmazlık kazandırdılar. Onca yıl yalanda ısrar ettiler ama bilmedikleri bir şey vardı: bu dünyada yalanı ebed-müddet sürdürmek mümkün değildir. Boşuna ‘gerçek inatçıdır’ denmemiştir... Yalan ve inkârda yüzyıllık ısrar, şimdilerde artık sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. Gerçi geçen süre insan yaşamı söz konusu olduğunda uzundur ama toplum yaşamı, insanlık tarihi söz konusu olduğunda sadece küçük bir parantezdir.

Elbette sorun sadece Türkiye’yi, Türkleri, Ermenileri angaje etmiyordu, uluslararası siyasetin de odağında yer alıyordu ve başka türlü olması mümkün değildi. Türkiye’nin yalanı ve inkârı sürdürebilmesi, emperyalist devletlerin dahli olmadan mümkün değildi. Emperyalist güçler Ermeni sorununun Türkiye’nin yumuşak karnı olduğunu biliyorlardı ve onu her dönemde politik-ekonomik-jeopolitik-jeostratejik çıkarları için kullandılar ve kullanmaya devam ediyorlar. T.C. rejiminin suç ortağı olmak onlar için son derece kârlı bir şeydi. TC’nin yalanı sürdürmekteki kararlılığı ve yalan tarafından rehin alınmışlığı, emperyalist odakların şantaj yeteneğini artırdı. Dolayısıyla ve maalesef ‘Ermeni sorunu’ iki tarafın ikiyüzlülüğünün kesişme noktasında bir sorun olarak kalmaya devam etti, ediyor. Her yılın 24 Nisan öncesinde ABD Kongresinde Ermeni şantajı gündeme geliyor ve TC’den ‘doyurucu’ tavizler koparılınca dosya bir yıllığına kapatılıyor ve bu utanç verici oyun kaldığı yerden devam ediyor. Ermeni halkının yaşadığı trajedi, çekilen acılar birileri tarafından paraya çevriliyor. Emperyalist İngilizlerin, Fransızların, Almanların, Amerikalıların, vb. Ermeni halkının kaderiyle başka türlü ilgilenmeleri mümkün olabilir miydi?

Maaşlı yalancılar sadece resmi tarihçiler değil...
Türkiye’de tarihi tahrif etmeye, yalan üretmeye memur edilmiş tarihçilere, ‘uzmanlara’, ‘sosyal bilimcilere’, vb. ödenen maaş, emperyalist dünyadaki, özellikle de ABD’deki yalancılara ödenenin yanında devede kulak kalır. Her yıl yalanı sürdürmek için ABD’li ‘büyük tarihçilere’, lobicilere, politikacılara, anlı-şanlı senatörlere, medya mensuplarına, vb. TC’nin bütçesinden milyonlarca dolar ödeniyor. Bazı tahminlere göre sadece ABD’deki lobicilere ödenen paranın bazı yıllar 15 milyon doları aştığı tahmin ediliyor. Bu saçmalık nasıl açıklanabilir? Nasıl gerekçelendirilebilir ve nasıl savunulabilir? Yoksul halktan alınan vergilerle ‘uygar dünya’nın zengin yalancılarını ‘beslemenin’ etik-mantıkî-insânî bir açıklaması mümkün müdür? Bu, Türkiye’nin ‘ulusal çıkarı’ için mi yapılıyor? Eğer öyleyse bir şeyin ‘ulusal çıkar’ olduğuna kim neye göre karar veriyor ve bu dünyada ‘ulusal çıkar’, ‘milli menfaat’ diye bir şey mümkün müdür? Bir devlet kendi yalanını sürdürmeyi emekçi halktan aldığı vergilerle finanse ettiğinde, bu hangi gerekçeye dayandırılabilir?

Şantaj-karşı şantaj diyalektiği
ABD ya da ‘hür dünyanın’ uygarlık timsali emperyalist devletlerden biri Türkiye’ye silah ya da başka bir şey satmak ve/veya Türkiye’de bir ihale kotarmak, jeopolitik-jeostratejik amaçları için Türkiye’yi kullanmak için politikacıları ve medyayı harekete geçirerek, Ermeni kozunu oynuyor. Ermeni tasarısı Senatonun, Temsilciler Meclisinin, parlamentoların gündemine alınıyor ve bir pazarlıktır başlıyor. Türkiye’de Dışişleri, TBMM, Hükümet teyakkûz durumuna geçiyor. Irkçı-milliyetçi hezeyanları kabartmak üzere hemen devlet medyası harekete geçiriliyor. Tasarının geri çekilmesi için milletvekilleri seferber oluyor. Şantajcılar istediklerini alıyor ve dosya ‘şimdilik’ kapatılıyor... Eğer karar çıkarsa Türkiye güya misilleme yapıyor ‘kozlarını’ oynuyor, kararın alındığı ülkenin mallarına göstermelik bir boykot hamlesi yapılıyor, ihalelerin iptal edileceği söyleniyor. Bu sefer çokuluslu şirketlerin karşı-şantajı gündeme geliyor: “Eğer boykot devam ederse sermayemizi geri çekeriz, ekonominiz çöker...” tehdidi... ‘Ekonominin gereği’ denilenin bir gereği olarak boykot daha başlamadan bitiyor. Böylece Türk Milleti tepkisiz kalmamış, ‘ulusal onur’ korunmuş, milli duygular kabarmış oluyor... ABD Temsilciler Meclisinde oynanan son sirk oyunu, kepazeliği bir kere daha ortaya koydu. ABD silah tekelleri tasarıya karşı çıktılar. Bizim hükümet de ‘dikkat edin sizden 8 milyar dolarlık silah alıyoruz’ dedi... Aslında emperyalist devletlerle TC arasında adı konmamış zımnî bir anlaşma geçerli. TC için yalanı sürdürmek bir başarı sayılıyor ve yalanın sürdürülmesi gerekiyor. Emperyalist ülkeler de TC’nin egemenlerine: “yalanın üstünü örtmene bir şartla evet derim: ‘bana şunu- şunu vereceksin ve şunu- şunu yapacaksın” diyor. Kapitalist-emperyalist çıkarlar Ermeni sorununu pazarlık konusu yaparak ve paraya çevirerek yol alıyor ve bazı naif insanlar da sorunların çözümünü onlardan bekliyor! Oysa sorun doğrudan insanlık vicdanını angaje ediyor. Ermeni sorununun kaynağında baştan beri emperyalist çıkarlar yatıyor... Aksi halde bunca zamandır üstünü örtmek mümkün olmazdı... Yapılması gereken, birbirini besleyen bu iki ikiyüzlülüğü teşhir etmektir.

Gerçekle yüzleşmenin gerekliliği
XX’inci yüzyılın başında, özellikle de 1915 ve sonrasında bu topraklarda yaşayan Hıristiyan halklar tasfiye edildi. Bu işi emekçi halk yapmadı. Zaten halkın böyle bir şey yapması mümkün değildir. Halkın bu tür patolojik işlere teşebbüs etmesi, insanlık suçu işlemesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu işi İttihatçı siyasetçiler yaptı. İttihatçılar yaptı ve bir kesim de yapılan etnik ‘temizlikten’ nemalanıp zenginleşti ve katliamcıların suç ortağı oldu... İttihatçıların işlediği insanlık suçuna bu halkı ortak etmek, asıl katilleri aklamak anlamına gelir. Onun için şeyleri adıyla çağırmak, yerli yerine koymak, yalandan uzak durmak gerekiyor. Biz İttihatçı katillerin suçuna asla ortak olmak istemeyiz, bu toplumun insanları işlemedikleri bir suçtan dolayı insanlık vicdanında mahkûm olmak istemezler. Sadece bu neden bile tarihimizle neden yüzleşmek zorunda olduğumuzu göstermeye yeter... O halde yapılması gereken şey zor değil: Birincisi, resmi tarihin ve resmi ideolojinin yüz yıllık yalanından kurtulmak, gerçeği kabullenmek, şeyleri adıyla çağırmaya cesaret etmek; ikincisi de ırkçı-milliyetçi hezeyanlara prim vermemek gerekiyor. Aksi halde vicdanlar kirlenmeye, kirletilmeye devam edecektir. Son dönemde politikacılar ve devlet ricalinin yükseklerindekiler; ‘bu iş tarihçilere bırakılsın’ demeye başladılar. Herhalde ‘kendi’ resmi tarihçilerine güveniyorlardır... kim bilir. Anadolu denilen toprakların tüm Hıristiyan halklardan [Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Keldaniler, vb...] temizlendiği ortadayken, hâlâ tarihçilerin söyleyecek sözü var mıdır dersiniz? Zira durum tarihçilere, hele hele ‘resmi tarihçilere’, ‘konunun uzmanlarına’ bırakılmayacak kadar önemli olduğuna göre...


Dipnot:
1. Bkz: “Neden Resmi Tarih?” içinde Reel Atatürkçülük, Özgür Üniversite Kitaplığı.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (05-20-2010), yakamoz (04-24-2010)
Alt 04-23-2010, 09:32 PM   #7
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

"Kaçak Ermeni işçileri sınır dışı edebiliriz"

Başbakan Tayyip Erdoğan Ermenistan'la sürdürülen ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinden bir sonuç alınamazsa Türkiye'deki kaçak Ermeni işçilerin sınır dışı edilebileceğini söyledi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan BBC Türkçe'ye verdiği mülakatta şu ifadeleri kullandı:
"Bakın benim ülkemde, 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama 100 binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu 100 binine hadi siz de memleketinize diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar... Ülkemde de tutmak zorunda değilim. Yani şu anda bizim bu samimi yaklaşımlarımızı bunlar bu tavırlarıyla ne yazık ki olumsuz istikamette etkiliyorlar, bunların farkında değiller."

SON 20 YILDA
Diğer eski Sovyetler Birliği ülkelerinden olduğu gibi Ermenistan'dan da özellikle son 20 yılda binlerce kişi Türkiye'ye geldi. Bunların büyük bir çoğunluğu ise kaçak. Başbakan daha önceki açıklamalarında da Türkiye'de 100 bin kaçak Ermeni işçi olduğunu söylemişti. Tansu Çiller ise 2000 yılında 30 bin kaçak Ermeni göçmen olduğunu ifade etmişti. Aradan geçen 10 yıl içerisinde 40 ve 70 bin gibi rakamlar telaffuz edildi. Ancak bazı uzmanlar Başbakan Erdoğan'ın ortaya koyduğu rakamın abartılı olduğu görüşünde.
Bir ay kadar önce Türkiye'deki Ermeni göçmenlerle ilgili bir araştırma yayımlayan Alin Özinyan, "Bu konuyla ilgili elde resmi bir rakam yok. Ancak bakanlığın internet sitesinden Türkiye'ye giriş çıkış yapan yabancıların sayısı ülke bazında görülebiliyor. Bu mantıkla, çıkan ile giren kişi sayısı arasındaki fark kabaca o ülkede kalanların sayısını gösterir. Bu hesaplamaya göre Ermenistan'dan gelip Türkiye'de kalanların sayısı 5,800 civarında" açıklamasını yaptı.
Ankara'nın bu sayıyı siyasi sebeplerle yüksek göstermeye çalışıyor olabileceğini anlatan Özinyan, Türkiye'de yaklaşık 10 bin civarında kaçak göçmen olduğunu düşündüğünü söyledi.

İLGİNÇ VERİLER

Özinyan'ın araştırmasına göre, Türkiye'de bulunan Ermeni göçmenlerin yüzde 93'ü kaçak. Bu grubu, ülkeye giriş sırasında alınan 1 aylık vizeyle Türkiye'ye gelip, süre dolmasına rağmen kalanlar oluşturuyor. Yüzde 3'ü ayda bir giriş-çıkış yaparak vizesini yeniliyor. Yüzde 4'ü ise Türk vatandaşları ile evli.
Gelen Ermeniler, ağırlıklı olarak ev temizlik işinde çalışıyor. Hasta bakıcılık yapanların sayısı ikinci sırada yer alırken, Rusça bilenler Laleli ve Osmanbey gibi bavul ticaretinin yoğun olduğu yerlerde tezgahtarlık yapıyor.
En yüksek maaşı ayda 1,000 dolar ortalamayla tezgahtarlık yapanlar kazanıyor. Ermeni göçmenler Kazandıkları paranın önemli bir kısmını ülkelerine gönderiyor.
Araştırmaya göre Ermeni göçmenler, ne zaman sözde "Ermeni soykırımı" iddialarıyla ilgili bir yasa tasarısı gündeme gelse Türkiyeli Ermenilerin kendilerine tepki gösterdiğini ifade ediyor.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Komunce_ (05-20-2010)
Alt 04-23-2010, 09:33 PM   #8
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

KAÇAK İŞÇİ TEHCİRİ
azizcelik@birgun.net / 14:22 18 Mart 2010
Hükümet ile anamuhalefet yeni bir tehcir konusunda adeta birbiri ile yarışıyor. TBMM Dışişleri Komisyonu'na ABD ve İsveç'te kabul edilen Ermeni soykırımı kararlarına ilişkin görüşmeler sırasına CHP Milletvekili Canan Arıtman, Türkiye’de kaçak durumdaki 70 bin Ermeni’nin sınır dışı edilmesini önerdi.
Arıtman’ın bu önerisinden bir gün sonra İngiltere ziyareti sırasında Başbakan Erdoğan da eğer iyi niyetleri anlaşılmazsa Türkiye’de kaçak bulunan 100 bin civarında Ermeni’nin, sınır dışı edilebileceğini söyledi. (Anlaşılan kaçak Ermeni işçilerin sayısı hayli tartışmalı. Ama bu başbakan ile Arıtman’ın ortak paydasını ortadan kaldırmıyor.) Hükümete yakınlığı ile bilinen Bugün gazetesi Arıtman’ın bu açıklamasını “CHP’li vekilden şok Ermeni açıklaması” şeklinde verdi. Bakalım Başbakan’ın açıklaması konusunda ne diyecekler?
Türkiye son dönemlerde yabancı kaçak işçiliğin giderek arttığı bir ülke, özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türkiye bu coğrafyadan gelen yoğun bir yabancı kaçak işgücü ile tanıştı. Bu insanlar kaçak, düşük ücretli ve kötü koşullarda çalışarak geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Sosyal güvenceleri yok; onlar Türkiye’nin “en alttakiler”ini oluşturuyor. Göçmen işçiler, kaçak işçiler küresel kapitalizmin giderek çoğalan kurbanları.
Yabancı kaçak işçilik, göçmen işçilik özenle ve dikkatle yaklaşılması gereken bir konu. Yapılması gereken bu konuda insan haklarına ve uluslararası hukuka uygun yaklaşımlar geliştirmek. Yabancı kaçak işçilik konusundaki sorumsuz beyanlar yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı tetikleyebilir. İşte Batı Avrupa’daki yabancı düşmanlığı. Batı Avrupa’da yabancı işçilere, göçmenlere karşı hortlayan neo-nazizmden, yabancı düşmanlığından bütün göçmenler gibi bu ülkelerde bulunan Türkiye’li işçiler de mustarip.
Kaçak işçi tehciri önerenler sayılarla konuştuğuna göre bu insanların durumu sır değil. Türkiye çeşitli nedenlerle ılımlı bir yabancı kaçak işçilik politikası izliyor olabilir. O zaman insanın aklına şu soru geliyor? Kaçak Ermeni işçiler bu ülkede rehin mi? Onların Moldava’lı, İran’lı ve Afrikalı kaçak işçilerden farkı ne? Etnik kimlikleri mi? Anlaşılan kaçak oldukları için değil, ABD ve İsveç parlamentolarının tutumu nedeniyle sınır dışı edilmeleri gündeme getiriliyor.
ABD ve İsveç parlamentolarına kızıp Türkiye’de geçimlerini sağlamaya çalışan Ermeni işçileri sınır dışı etmeyi telaffuz etmek ayırımcılık değil mi? ABD Kongresi soykırım tasarısını reddetseydi Türkiye’de kalmalarına göz yumulacak Ermeni işçiler neden onların hiç bir rolünün olmadığı bir diplomatik sorunun kurbanı olsun? Bu yaklaşımın zanlı yakalanamadığında yakınlarını yakalama anlayışından ne farkı var?
Kaçak Ermenileri sürelim diyenlerle yoksul Kürtlere batı kentlerinde tahammül edemeyenler ve daha birkaç ay önce bir grup Roman’ın yaşadıkları yerlerden sürülmesine göz yumanlar aynı tehlikeli oyunu oynuyor. İnternet sitelerinde Başbakan’ın açıklamalarının altına yazılan okuyucu yorumları bunun kanıtı. Bu yorumlar Batı Avrupa’daki aşırı sağcıların ve neonazilerin söylemlerinden farklı değil.
Tehcir, göç ettirme ve sürme anlamına geliyor. 1915’te bu topraklarda Ermenilerin yaşadığı büyük trajedinin adı tehcir. Yabancı kaçak işçiler ise kendi ülkelerinden, yurtlarından yaban ellere zorla göçenler. Tehcir siyasi zora dayalı göç ettirmenin, yabancı kaçak işçilik ekonomik zora dayalı göç ettirmenin adı. Ekonomik zorla Türkiye’ye göç edenler, şimdi siyasi zorla ülkelerine geri döndürülecek.
ABD kongresine kızıp İstanbul’daki kaçak Ermeni işçileri geri göndermekten söz eden Başbakan’ın aklına neden, Türkiye’de ABD üslerini kapatmak ve ABD askeri personelini sınır dışı etmek gelmiyor. Dedelerinin sürüldüğü topraklarda 100 yıl sonra ekmeğini kazanmaya çalışan yoksullara mı yetiyor gücünüz? Hem onlar neden kaçak olsunlar? Dedeleri yüzyıllardır bu topraklarda yaşamadı mı?
Kaçak Ermeni işçilerin sınır dışı edilmesinin önerildiği günlerde Türkiye İstatistik Kurumu istihdam verilerini açıkladı. Memlekette çalışanların yüzde 43’ü, kentlerde çalışanların yüzde 30’u kaçakmış. Kentsel istihdamının üçte birinin yasadışı çalıştırıldığı, 9 milyondan fazla kaçak çalışanın olduğu bir ülkede sormazlar mı size; bu kaçakları nereye süreceksiniz?
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Komunce_ (05-20-2010)
Alt 04-23-2010, 09:34 PM   #9
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

6-7 EYLÜL RUM VE ERMENİ POGROMU, FAŞİST PROVOKASYON VE SONUÇLARI

6-7 Eylül Türkiye tarihinin en büyük kontrgerilla eylemlerinden birisidir. Belki de örgütlü , kitlesel ilk eylemidir. Dümdüz bir ortam oluşturmak ve Anadolu topraklarını gerçek sahiplerinden arındırmak , tümüyle faşizan uygulamaların- örneğin varlık vergisi , zoraki mal mülke el koymalar- sonuçlarının doruk noktasıdır 6-7 Eylül.
NATO’ya üye olunduktan sonra geleneksel derin devleti her zaman olmuş olan TC’nin bundan sonrasında ; NATO çerçevesinde yasal bir Kontrgerilla Örgütlenmesi de olmuştur. Bunun adı, Özel Harp Dairesidir.Özel harp Dairesinin kuruluşundan sonra yaptığı,örgütlediği, planladığı ve yürüttüğü en büyük eylemlerden birisi olarak 6-7 Eylül Kristal gecesi tarihe karanlık bir leke olarak kazınmıştır. Yıllar sonra bu eylemi kabullenen Özel Harp Dairesi Başkanlarından Sabri Yirmibeşoğlu adlı faşist generalin de söyledikleri ile de açıkça ortaya konan amaçlar, yapılanlar nasıl tertipli,organize olunduğunun açıkçası bir itirafı olmuştur.
Sürüler halinde kışkırtılmış her sınıftan sözüm ona Türkler , yağma, talan,yok edim, şiddette sınır tanımadan Ermeni ve Rumların can dahil her şeylerini ellerinden almak için saldırmışlardır. Yangından mal kaçırırcasına yapılan bu talan ve yağmanın sonucu bir çok hasar- kayıp olduğu gibi, en büyük kayıp ise; halkların yerlerinden edilip düşmanlık tohumlarının atılmasıdır.
6-7 Eylül olaylarında saldırıya maruz kalan , hasar gören, ölen ve yaralanan sayısı ise şöyledir : “4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân saldırıya uğramıştır. Hasarı yaklaşık 150 milyon TL’yi bulmaktadır. Bu rakam, o dönemin 54 milyon Amerikan Dolarına eşdeğerdir. DP hükümeti ise zarara uğrayıp tescil ettirenlere 60 milyon TL tazminat öder ki bu miktar zararı karşılamaktan uzaktır.
Olaylar sırasında ya da aldıkları yaralardan dolayı sonradan 16 Rum öldü. 32 kişi ciddi biçimde sakat kaldı. ABD konsolosluğu raporlarına göre 50 Rum kadınının ırzına geçildi. Rum kaynaklarına göre ise, bu sayı 200’ü bulmaktaydı Bir papaz da zorla sünnet edilir, kan kaybından komaya giren papaz Yedikule hastanesine kaldırılır. Dr. Dilek Güven’in verdiği istatistik verilere göre, saldırıya maruz kalanlardan yüzde 60’tan fazlası Rum, yüzde 20 Ermeni ve yüzde 12 Musevi’ydi.
Bu tabiî ki nicel anlamda kayıplara denk geliyor. Olayların kendisinin nitel olarak yarattığı sonuçlar ise, daha sonraki yıllarda da görüleceği üzere altından kalkılır gibi değildir.
TC ve öncellerinin ayakta durmasının en önemli sac ayağı tarihsel olarak güçlü, sınırsız yetkili devletler, bu devlet ya da örgütlenmelerin her nevi kutsallığı ile çevre ülke ve topraklarda yaşayanların iç ya da dış tehdit olarak algılatılıp bilinç çarpıklığı yaratarak geniş yığınları aldatıp, politik-ekonomik-pratik egemenliğini sürdürmesidir. Kutsal devlet geleneğini tarihinden aldığı güçle, sınırsız bir özgürlükle donatmış bir ülkenin , bu derece saldırı, kıyım vs harekatlarında çokça da zorlanmadığı açıktır. Nitekim bugün de aynı sorun ve sonuçların , yansımaları yaşanmaktadır.
Gelelim nitel olarak kayıplara. Birincisi Rumlar ve Ermeniler kıyım ve katliamdan geçirmek, soykırımları reva görmedikleri gibi; zorunlu göçe tabi tutturulanların mal ve mülklerine el kondurulup Milli Sermaye yaratılması ya da diğer yandan kalanları ise aynı şekilde göç ettirmek için Kelle vergisi , Varlık vergisi gibi ucube , tamamen ırkçı-faşist uygulamalarla yıldırmak, kaçırtmak hedeflendiği gibi; 6-7 Eylülle birlikte fiili saldırılarla yok etmekte ; tarihsel olarak halklar arasına düşmanlık, güvensizlik tohumları atılmıştır. İşin ekonomik boyutu ile siyasal-kültürel boyutunun birleştiği ana nokta burasıdır.
Nitekim Kıbrıs olaylarını başlatan, Kıbrıs’ın fiili işgal ve sömürgeleştirilmesinin önünü de açan bu süreç olmuştur . Zira bir yanıyla bu kışkırtma sonucudur ki; Kıbrıs olayları alevlendirilmiştir. Diğer yandan 1915 Ermeni soykırımının ardından, 6-7 Eylül olayları da Ermeniler açısından TC ile köklü bağların koparılması, güvensizlik ve düşmanlıkların kökleşmesi sonuçlarını üretmiştir.
Ama ne gam. Zaten , TC’nin bu faşizan uygulama ve pratiğinin de hedefledikleri bu idi. Ve oldukça başarılı oldukları da söylenebilir. Zira 70’li yıllardan sonra faşizmi kurumsallaştırdıkları ve rejimi tamamen Kontrgerillanın emrine verdikleri açık ve net bir gerçektir. Kontrgerilla Cumhuriyeti kuruldu kurulalı kıyım, katliamın adresleri zaman zaman değişse de ; içerik her daim aynıdır. Egemenlerin lokal ve genel çıkarları ve halkların kışkırtılarak karşı-devrimci girişimlerin önünün açılması.
6-7 Eylül Anadolu topraklarının bir kara lekesi, utancıdır. Bunları yapan ve yaptıranlar her ne kadar egemenler olsa dahi; bugün yaratmaya çalıştıkları Kürt ve diğer halkların düşmanlaştırılmasına çalışılan hedef halklar bellidir. Bu bakımdan , bu topraklardaki halkların bu tarihsel gerçekler ile hesaplaşmak, yüzleşmek zorunda oldukları ve bu utancı taşımak zorunda olmadıklarını deklere etmek bir yana yaşamaları gereği gün kadar açık,aydınlık bir gerçektir.
Son olarak 25.01.2009 ‘da yazdığımız bir yazıyı alıntılayarak bitirelim.
TARİHLERİYLE VE GEÇMİŞLERİYLE YÜZLEŞEMEYENLER, YAŞAMIŞ SAYILMAZLAR

Başlığa aldığımız özlü sözün bir başka versiyonu binlerce yıl öncesinde Sokrates tarafından söylenmiş olan “Sorgulanmayan hayat , yaşamaya değmez” sözüdür. Hiçbir biçimde sorgulanmayan yaşamın, yaşanmış sayılmayacağını ve yaşamaya değmeyeceğini , hem kişisel anlamda, hem de toplumsal-sınıfsal anlamda bizlerde altını çizerek söylemeliyiz. Bu , tarihsel bütünlük açısından kesin ve net olarak gereklidir. Zira geçmişi olmayanın, geleceği de olamaz. Geçmişi ile barışık olunmadan, geleceğe yürüyüş her bakımdan, her kesim açısından toplumlar açısından sağlıklı olamaz.
Bu bakımdan, Türk emekçileri ve proletaryasının tarih boyunca, bu topraklar egemenlerinin yaptıkları zulme ortak olmamaları kadar, bu zulüm ve kırım hareketlerini ırkçı-şoven-faşist etkiden uzak değerlendirip; bu kirli geçmişi sorgulaması ve kendisine ait olan gerekleri yerine getirerek ilerlemelidir. Bu bağlamda oldukça karanlık geçmişe sahip olan tarihsel geçmişe Şeyh Şamil’in deyişiyle büyük hançerlerle vurmak lazımdır.Zira Şeyh Şamil :”Küçük halklara , büyük hançerler gereklidir “ demiştir. Tarihiyle yüzleşemeyen, şoven-ırkçı propaganda ve eylemle kirletilmiş ve bunlarla övünen halklar da herkesin takdir edeceği gibi ; küçüklerdir. Bu anlamda , bu küçük halk, kendine büyük hançerlerle saldırıp sorunun üstüne gitmezse, asla ve asla kendi olamayacak, kendi ile barışık yaşayıp gelecek güzel dünyayı kurma yetisine ulaşamayacaktır.
Son günlerde bu geçmişle yüzleşme, tarihle hesaplaşma üzerine oldukça fazla güncel konu mevcut. Önce Ermeni soykırımı üzerine bir grup liberal aydının başlatmış olduğu “özür diliyorum” kampanyası. Ardından Gazze’de İsrail siyonizminin soykırımı.Diğer yandan Ergenekon operasyonlarının ardından geçmiş yıllarda Kontrgerillanın yapmış oldukları operasyonlar. Ve nihayetinde gerek Vadinin Kurt Baron’larından olan sanatçı,tiyatrocu müsveddesi olan Atilla Olgaç’ın esir gençleri öldürmesini övünerek,10 kişiyi öldürdüğünü iftiharla ifade etmesi ile aynı günlere rast gelen Tomris Giritlioğlu’nun Güz Sancısı filmi ile bu toprakların en eski halklarından olan Rumlara , Ermenilere ve genel olarak gayrı-müslimlere girişilen kıyım,katliam,zorunlu sürgün .
Bu topraklar, tam bir haklar anıtı olabilecekken , bu kirli geçmiş ile, bu iğrenç tarihsel süreçle tam tersine bir halklar hapishanesidir ; tıpkı devrim öncesi Rusya gibi. Hakların iğrenç bir biçimde boğazlandığı,soykırımlara tabi tutulduğu, ezildiği,yok sayıldığı, dil-kültür ve farklılıkların zenginlik değil tam tersine fazlalık sayılıp,ortadan kaldırıldığı bir coğrafyadır burası. Tarihin en iğrenç geçmişine sahip bir tarihsel mirasın üzerin oturmaktadır egemen ulus proleterleri, emekçileri.
Bu süreç hala bitmemiştir,devam etmektedir.Bugün sanatçı müsveddesi kalkıp caniliğiyle övünüyorsa, bu ülkeyi sözüm ona idare edenler ülkenin cani katillerini vatan kahramanı ilan ediyorlarsa, yine bu ülke halkları halkını ve ya başka halkları kıymış cani kontrgerillacılarına aynen Osmanlı da olduğu gibi kahraman gözü ile bakıyorsa,yüceltiyorsa; yine ülkeyi soyup soğana çevirenlere, halklara yaşamı zindan edenlere üstün hizmet madalyaları verebiliyorsa, şimdilerde geren Kürt halkının soykırımı,yok edimi üzerine geçmişteki katliamlarının üzerine yenilerini ekleyenleri alkışlıyorsa ; bu süreç hala devam ediyor ve de tarihle adam akıllı yüzleşmeden devam da edecektir.
Dersim jenosidi,Kürt isyanlarını kanla bastırma ve soykırıma gidiş,Alevi-Kızılbaşlara sistemli bir soykırım hareketi ,Ermeni soykırımı, Gayrı Müslimler ve başında da Rumlar başta olmak üzere yapılan sistemli göç ettirme,kaçırma vs operasyonları yakın tarihin en önemli yüz karalarıdır bu toprakların.
Tam da Ergenekon operasyonları filan derken; Güz Sancısı filmi derin bir yaranın yeniden ısırdığı bir sancı üretti yeniden. Güz Sancısı filmine konu olan ,1955 6-7 Eylül olayları bu ülkede faşist diktatörlüğün inşasından önce Kontrgerillanın kurulduktan sonra en büyük eylem organizasyonudur. Rum ve gayrı Müslimleri ülkeden kovmak,onların canlarına kastedildiği gibi mallarına el konularak, yağma edilerek bitirilmesi,yok edilmesine dönük şimdilerde açıkça kabul edilen bir provokasyon haber üzerine başlatılan linç,yağma,talan hareketinin örgütçüsü kontrgerilla daha yeni emeklemeye başlamış bebeğin ilk büyük eylemi olarak tarihe geçti. Ve film bu büyük eylemi yapan gücün sorgulanmadığı ve onun doğurduğu lerden olan Ergenekonun tartışıldığı günlere denk geldi. Ama hala tartışılan Kontrgerilla Cumhuriyeti değil; onun lerinden biri olan Ergenekon. Ve de iktidar çatışmasının konusu olan güç.
Filmi teknik,sanatsal açıdan tartışmak bizim işimiz değil elbette. Bu iş sanatçıların,devrimci sanatçıların işidir. Biz siyasal olarak kimi gerçeklerin altını çizmeliyiz ki; her ne kadar tarihsel kesitleri olduğu gibi vermeye çalışsa da film, hala aşk üzerinden gitse de aşkı Rum fahişesi ve ilginci büyük annesi tarafından fuhuşa zorlanan Rum kızı ile temiz-saf vs Türk genci arasında işleyen bir yapıda vermesi ; hala şovenist baskıdan kurtulunamadığını göstermektedir. Tabiî ki daha derine inmeyeceğiz.Ama Türk şoven ırkçılığının ve Kontrgerillasının nelere kadir olduğunu, neleri hedeflediğinde sürüyü harekete geçirip elde ettiğini başarılı bir biçimde ortaya koymuştur. Bu arada en yakın dostunu ihbar eden , keklikleri de aralarda göstermesi de ilginç ve olumlu.
Ama Türk şovenist ırkçılığının ,aç gözlülük,yağmacı,yıkıcı ve demokrasiden nasibini almamış yapısını oldukça iyi bir tarzda ortaya koymuş gibi. Ardından da birkaç sahnede de “iyi adamları”da eklemeyi ihmal etmeden.
Türk faşist diktatörlüğünün iyiden iyiye her bakımdan köşeye sıkıştığı, kontrgerilla ve karanlık geçmişle hesaplaşmadan ilerlenemeyeceğini, her adımda geçmişte yapılanların önüne çıktığı bu süreçte; emekçi ve proleterlerin ciddi ciddi bu geçmişle yüzleşmeleri gerekli,zorunludur. Tarihiyle yüzleşmek, demokratik bir bilince erişmenin ve halkların kardeşliği-birliği açısından kesin olarak bir mihenk taşıdır.
Bu ülke proletaryası geçmişte yapılan katliam,soykırımdan ,göç ettirmeden vs sorumlu mudur ? Değil midir ? Elbette dolaylı olarak sorumludur. Zira şovenizmin kirli,iğrenç,pis,bulaşıcı hastalık seyri ve kronikliği tarihsel ardışıklıktadır. İster istemez bugüne dolaylı-dolaysız aktarılıyor ve demokrasi bilinci de olmayınca aynen , hedefler farklı olsa da süreklilik arz diyor. Bu kısır döngünün kırılması ancak ve ancak , tarihsel olarak proleter ve emekçilerin tarihle yüzleşmesi,hesaplaşması,hesap sorması,hesap vermesi gerekiyor.
Devrim, tarihte yeni bir sayfa,temiz bir ileri sayfa açmak demektir. Devrimin,özgürlüğün,sosyalizmin lideri olan sınıf proletarya bu bağlam da kendi üzerine düşen tarihsel misyonu yerine getirmek zorundadır. Halklar arasına örülmüş sınırları,örülmüş duvarları,güvensizlikleri ancak ve sadece Halkların Kardeşliği ve Emeğin Enternasyonal niteliği gereği bilimsel ,devrimci,komünist bir tarzda işleyerek,üstüne düşen hesaplaşmayı yaparak , gereklerini yerine getirerek başarabilir. Bunun tek yolu da , Enternasyonal özgürlük,devrim ve sosyalizm kavgasının başarılmasıdır. Enternasyonal kurtuluşun lideri proletarya, liderliğini her alanda layıkıyla yerine getirmelidir.
Tarihleriyle,geçmişleriyle hesaplaşıp yüzleşmeyenlerin başarma,kendilerini aşıp geleceği kazanma gibi bir şansları yoktur. Eleştiri ve konumuz itibarıyla özeleştiri , gelişme,ilerleme ve geleceğe yürümenin temel ana noktasıdır. HERKES GÖREVE…


25.01.2009


Mahmut Halil Can ( Sendiren)”


06.09.2009

Mahmut Halil CAN ( Sendiren)

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Komunce_ (05-20-2010)
Alt 04-23-2010, 09:35 PM   #10
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ermeni soykırımının 95. Yılında hala soykırım devam ediyor

“KASIMPAŞA’DA DOĞDU, İTTİHATÇI OLDU”
ABD’de buffalo yetiştiricilerinin, çimento kartellerinin lobilerine göre oyları bir o yana bir bu yana kayan milletvekillerinden oluşan alt komisyon kimselerin haberinin olmadığı bir karar alıyor.
Biz kendi meclisimizde kımıl zararlılarla ilgili alt komisyonlarda görüşmeleri TRT’de büyük bir heyecanla izliyormuşuz ve kararlarını çok merak ediyormuşuz gibi.
Bir alt komisyon kararıyla yatıp kalkıyoruz.
Bu alt komisyon kararına göre büyükelçimizi çağırıyoruz.
Üzerine buffalo yetiştiricilerinin çıkarlarını savunan parlamenterlere kızıp “gerekirse Türkiye’de kaçak çalışan Ermeni işçilerin ülkelerine geri gönderebileceğinizi” ifade ediyoruz, ironik bir şekilde “tehcir ettik, yine ederiz” diyoruz “devlet ciddiyetiyle” başbakanın ağzından.
O zamanlar sormazlar mı “2010’da kıytırık bir alt komisyon kararına tepki olarak bunu yapan bir devlet 1915’te ne yapmaz ?”
“Devlet refleksi” dedikleri bu olsa gerek, 95 yıldır aynı refleks...
Kaç Dahiliye Nazırı, kaç Harbiye Nazırı geldi geçti, Talat Paşa’lardan Kasımpaşalı Tayyip Paşa’lara nice sadrazam geçti.
Madem “Dersimgibiyapmalı”cı Onur Öymen’den, Canan Arıtman’la aynı noktaya gelecektiniz, niye o kadar uğraştınız, parti kurdunuz, üstelik Canan Hanım’a göre Ermeni asıllı birini cumhurbaşkanı seçtiniz ?

Ne uluslar arası hukukta, ne de insan vicdanında bir yeri olmayan, sadece bizde bazı emekli diplomatlarda olduğu anlaşılan ve 1964 başta olmak üzere çeşitli defalar başvurulmuş bu “mütekabiliyet esası”nı büyük devlet adamlığı mı sandınız ? Kayıtsız olarak en zor şartlarda üç kuruşun peşinde ekmek paralarını çıkarmaya çalışanlara mı gürlüyorsunuz ? Siz değil miydiniz ben simit sattım diyen, dar gelirlinin halinden anlarım diyen ?
Geleceğiniz yer Onur Öymen’in yanıydıysa niye bu kadar zahmet ettiniz ?


Osmanlı mirasını sahipleneceğim diye niye Talat Paşa’ların, Enver Paşa’ların avukatlığına soyunuyorsunuz ? Sarıkamış’ta bu kadar Müslüman eri bile bile telef eden bir kafanın Ermenilere güllerle gittiği kandırmacasına nasıl inanabiliyorsunuz ? Biz Enver’lerin, Talat’ların, Doğu vilayetlerine Ermeni tehciri ve katliamlarını sevk ve idare etmek için gelen Teşkilat-ı Mahsusacıların, Ermeni kafilelerine yollarda saldıranların değil, Ermenileri evlerinde saklayan, onları koruyanların torunlarıyız, olmak istiyoruz.
Bırakınız da şu an vatanlarından binlerce kilometre uzakta, Uruguay’da, Kanada’da, dedelerinin hayatlarında duymadıkları ve bilmedikleri yerde yaşamak durumunda kalanlar için bir “one minute” diyelim, dedeleri için bir damla göz yaşı dökelim, “yanınızda olamadık”, “rahatsızdık” diyemedik diye üzülelim.
Gözyaşlarımız bitti mi sandın ?
Eylemin Medyadaki Yansımaları
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]






__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Komunce_ (05-20-2010)
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
devam, ediyor, ermeni, hala, soykirim, soykiriminin, soykırım, soykırımının, yilinda, yılında


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Susurluk hala devam ediyor kontrgerilla her daim iş başında Mahmut Halil CAN MÜCADELEDE ÖZEL VE ÖNEMLİ GÜNLER 26 12-02-2009 08:07 PM
Ermeni soykırımının ardından geçen yıllar ve yüzleşme Mahmut Halil CAN Çeşitli Milliyetler ve Ulusal Sorun 2 10-22-2009 05:21 PM
öcalan incilerine devam ediyor! Ml ustalara saldırıya devam Mahmut Halil CAN KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM 0 06-25-2009 07:41 PM
Ermeni soykırımının yeni kanıtları... - Robert Fisk Mahmut Halil CAN Çeşitli Milliyetler ve Ulusal Sorun 0 08-29-2007 01:01 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 02:57 PM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,