DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > TÜRKİYE KOMÜNİST VE DEVRİMCİ HAREKETİ

TÜRKİYE KOMÜNİST VE DEVRİMCİ HAREKETİ Türkiye'de Komünist devrimci hareketin durumu ve tarihi ile ilgili aktarımların paylaşılacağı alan


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işlevlerin
Cevaplar
18
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1115
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 01-02-2011, 08:14 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Exclamation F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işlevlerin

F TİPİ CEZAEVLERİ KURULUŞ AMACINA HİZMET ETMEYE DEVAM EDİYOR, TABUTLUKLAR İŞLEVLERİNİ YERİNE GETİRİYOR



F tipi cezaevlerinin inşa amacı Devrimci Hareketi ve onun cezaevlerindeki mücadele organizasyonu kırmak ve devrimcileri adım adım ya da yavaş yavaş öldürmek idi. F tipi cezaevlerinde bugünlerde hastalık ve işkence haberleri ayyuka çıktı yeniden. Yüzlerce insanın, devrimcinin tedavileri yapılmıyor, engelleniyor, zamanında müdahale edilmiyor, tüm insani hakları engelleniyor ve üstüne üstlük işkence ediliyor. Tekirdağ cezaevinden ve birçok cezaevinden yükselen çığlıklar bunun kanıtı olarak orta yerde duruyor.

Güler Zere gibi timsal tutsak devrimciler ile gündeme sürekli biçimde gelen F tiplerinin amaca yürüyen yolda egemenlere korkunç düzeyde “iyi” bir biçimde hizmet ettiği bilinen gerçeğine rağmen; F tiplerine karşı mücadelenin “iyi” bir yerde olduğunu söylemek olanaksızdır. Zaman zaman kimi sıcak gündemlerle, sorunlarla, ölümcül düzeye gelen sorunlarla üste çıksa da çarçabuk egemenler tarafından geriye doğru öteleniyor. Israrlı bir mücadele düzeyi de yakalanamadığından F tiplerinde ölümler, işkenceler, insanlık dışı tecrit politikası, yavaş yavaş öldürmeler vs sürüp gidiyor.

Günbegün F tiplerinde çığlıklar yükselirken, bunların dışarıda yeterince yankı bulduğunu söylemek abes olur. Bu genel olarak bugün devrimci mücadele ile sınıf mücadelesinin de nerede olduğunun da işaretlerini de veren bir göstergedir. Zira F tiplerinde ya da Mahpushanede TDH unsurlarının bir bir ölüme yollanması, tecritle insanlık dışı muamelelere maruz kalmalarına bütünsel tepkiler ortaya koyamamak ciddi bir zafiyete karşılık gelmektedir. Gücün, sınıf içindeki konumun, yığınsal mücadelenin gerisinde kalındığının ve düzene karşı kapsamlı mücadele yürütebilecek düzeyde olamamanın görüntüsüdür.

Ama kabul edilmelidir ki, Mahpushane mücadeleleri bu ülkede çoğu zaman dışarıdaki mücadeleyi ateşleyen bir konuma sahip olmuştur. Dışarıdaki mücadelenin itki gücü olmuştur. Seksenli yıllarda dışarıda çoğunda yaprak kımıldamazken; içerdeki mücadele dışarıyı etkilediği gibi yönlendirmiştir. Zaten bunu gören ve bilen sömürgeci faşist diktatörlük F tiplerini kendisi açısından stratejik düzlemde gördü, her şeye rağmen yaşama geçirdi.( F tipleri öncesi mücadelenin eksiklerini daha önce ele aldığımızdan ve yazımız konusu olmadığından yeniden açmayacağız doğal olarak)

F tiplerine karşı mücadele şimdilerde yeniden güncelleştirilmelidir. F tiplerine karşı mücadele gündemleştirilmelidir. İçerden dışarıya, dışarıdan içeriye bir mücadele halkası yaratılmalıdır. F tipi cezaevleri ilk gündeme alındığı gibi Tabutluk işlevi görmektedir. Bu durum mutlaka bir biçimde değiştirilmelidir. Tüm devrimci demokrat, Yurtsever, Komünist devrimcilerin içinde yer alacağı yapıların oluşturulması, koordineli bir biçimde bu stratejik saldırı örgütüne, F tipine karşı ortak karşı saldırı örgütü oluşturarak kavga büyütülmelidir.

F tipi cezaevleri ya da Tabutluklar TDH’ ye, Sınıf mücadelesine stratejik bir saldırı düzeneğidir. Yine ona karşı verilecek mücadele de stratejik düzlemde, sonuç alıcı, nihai düzeyde ele alınmak zorundadır. Aksi durumda başarı şansı asla olmayacaktır.

F tiplerine karşı yeni bir mücadele dalgası, kaybolmakta olan birlikte-ortak mücadele kültürünü kışkırtacağı, gereklerini yerine getirici bir misyon yükleneceği gibi; aynı zamanda Cezaevleri Direnişinin o sıcak kültürünü dışarının dinamizmi ile birleştirip, zaman içinde dışarıdaki korku duvarları ile yabancılaşmanın sınırlarını parçalayıp ayrı bir kanal açabilecektir.

F tiplerine karşı mücadelede içerinin zaaflarından, olumsuz koşullarından, imkânsızlıklarından söz edilebilir. Haksız da değildir elbette sözü edilecek olanlar. Zira koğuş sistemi avantajları ile F tipi hücre-tecrit koşulları kıyas kabul etmez bile. Ama HİÇ BİR ŞEY İMKÂNSIZ DEĞİLDİR bir devrimci için.

Bizim yani bir komünist devrimci ile devrimci demokratın işidir İMKÂNSIZI İSTEMEK. Biz de yine bu hakkımızı kullanarak GERÇEKÇİ OLUP İMKÂNSIZI İSTEMELİYİZ. Başarabiliriz. Yeter ki isteyelim ve emek verelim, yaratıcı devrimciliğimizi kullanalım. Yoksa her geçtiğimiz gün kan-revan içinde yoldaşlarımızı çaresizce canlı tabutluklardan cansız tabutluklara-mezarlara götürmek durumunda olacağız. YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR. HAYDİ MÜCADELEYE.



02.01.2011



Mahmut Halil CAN ( Sendiren )


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Partizan Stare (01-02-2011)
Alt 01-02-2011, 08:16 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

F TİPİ TABUTLUKLARDA DEVRİMCİ TUTSAKLAR YAVAŞ YAVAŞ ÖLDÜRÜLÜYOR

Faşist sömürgeci diktatörlük, F tipi tabutluklarda devrimci tutsakları yavaş ve ağırdan katletmeye devam ediyor. Ya da ölüme terk ederek, tedavilerini yaptırmayarak bu süreci hızlandırıyor. Ergenekon tutuklularını en iyi hastanelerde tedavi ederken düzen; devrimci tutsakları öldürmeye devam ediyor.

Erol Zavar ve Güler Zere kampanyaları ile yakalanan halka devam ettirilemedi ve gündem belirlenemedi, o zamandan bu yana. Bu açıdan da, Vernicke Korsakof’tan kanser vakalarına kadar bir ton kronik hastalığa yakalanmış devrimciler ölüme bırakılıyor. Kronik hastalıkların mutlak biçimde zamanında tedavisi olmazsa, kaçınılmaz sona doğru yüründüğü açıktır. Zaten Güler Zere’de de aynısı yapıldı. Son sınıra kadar beklendi ve ölüme yatırıldı Güler. Öylesine ciddi bir toplumsal muhalefet ve gündem oluşmasa idi; Güler’de ölüme bırakılacaktı. Burası açıktır.

Düzenin istediği de budur zaten. Yüzlerce Devrimci tutsağın ağır ağır tabutluklarda öldürülmesi. Komünistleri ve azılı düzen düşmanlarını savaşın aktif olarak içinde olmadan ve tamamen kendi ellerinde iken öldürmek. İnsana ve devrime düşman düzenden başka bir harekât tarzı beklemekte olanaksızdır.

Zira şimdilerde sayıları binleri aşan devrimci hasta tutsak ya da tutuklu ölüme doğru itilmektedir tedavileri zamanında yaptırılmayarak. Her gün Devrimci Basından bu konu ile ilgili yazılar ya da haberler çıkmakla birlikte, kapsamlı bir eylem planı ile kampanya örgütlenmesinin gereği kendini zorunluluk ve kesinlikle dayatmaktadır.

Bir devrimci kolay kolay yetişmemektedir bu düzende. Elbette bu devrimciler, düzene karşı her türden mücadele içinde olacaklardır. Tutsaklıkta bunun içindedir. Ama tutsak ve düzen elinde iken, direnişin olanakları sınırlı olduğu kadar hele ki F tipi tabutluklar da bu daha da zorlaşmaktadır. Diğer yandan da kişisel sağlık sorunları ve olumsuz koşullarının bu sağlık sorunlarını ağırlaştırdığı da açıktır. Bu bakımdan, düzen sağlık dahil her şeyi kendi lehine ve devrimci tutsaklar aleyhine kullanmaktadır.

Devrimcilerin, devrimci tutsakların gözlerimizin önünde sessiz sedasız öldürülmesine, ağır ağır yok edilmesine sessiz kalamayız, kalmamalıyız. Kampanyavari çalışmalarla bu konuyu gündeme taşımak ve tavır alıp çalışmalar organize etmek komünist devrimci mücadelenin bir parçası ve gereğidir.

Devrimcilerin bu tabutlarda diri diri öldürülmelerine, orada alıkonulmalarına ve düzenin insanlık dışı işkencelerinden birisine maruz bırakılmalarına izin verilmemelidir. Tüm İnsan Hakları Örgütleri ve mücadele birimlerinin bu noktaya dikkatinin yeniden çekilmesi ve de Enternasyonal duyarlılığında yaratılmasına çalışılmalıdır. Çalışma gruplarının oluşturulup, bu konu üzerinde kapsamlı mücadele birimlerinin oluşturulup kampanyanın Anadolu coğrafyası ile dünya üzerinde örgütlenmesinin yolu açılmalıdır.

Göz göre göre kolay yetişmeyen devrimci kuşakların ve de devrimcilerin ölümüne göz yumulamaz. Tüm devrimci demokrat, komünist devrimci, ilerici, aydın, insan olan herkesin bu kampanyanın çalışanı haline getirilebilmesi lazımdır. Tekel Direnişi ve mücadele ateşinin bu alanda da yakıcı olması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Yeter ki isteyip, gerekli taktik adımları doğru atmış olalım. Bizler imkânsızı imkâna döndürenlerdeniz. Bizler komünistiz zira.

22.02.2010

Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:16 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:17 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

F TİPİ ÖLÜMLERİN ARDI ARKASI KESİLMİYOR

F TİPLERİNE KARŞI BİRLEŞİK DEVRİMCİ MÜCADELE YE


F tipi cezaevleri ülkede pratik bir gerçek halini aldı alalı, her dakika, her saniye ve her gün yeni bir gizli- açık ölüm vakası ile gündemden düşmemektedir. Daha açılmadan direnişlerle gündeme gelip, 19 Aralık katliamının nedeni olan F tipi cezaevleri kesinlikle kendine has F tipi ölümler yaratmaktadır.

Tek tip hücre ve tabutluklara tıkılmak yanı sıra, tedavileri zamanında yapılmayıp ölüme terk edilenler, işkenceli seansların varlığı ve son olarak ta Buca Kırıklar F tipinde Mehmet Kılınç’ın başından yaralanması sonucu kaldırıldığı hastanede Kafa travması sonucu öldüğünün açıklanması ile F tipi ölüm gerçeğinin altı da kalınca çizilmektedir.

Hapishane idaresinin başkasına ait intihar notuna karşın tüm kanıtlar, teşhislerin darp, işkence sonucu kafa travmasından ölümün olduğu açıktır. Gardiyanların işkencesine maruz kaldığı açıktır.

Askerliğini yapmak için askere gidenler, herhangi basit bir nedenden polis merkezlerine gidenler ve de F tiplerine düşenlerin öldürülmelerinin ortak gerekçeleri ne benzerlikse hemen hemen aynıdır. Düştü, intihar etti, kendini vurdu, eğitimde mermi dokundu vs gibi klasik gerekçeler her üç kurumda da yapılır.

Ama biliniyor ki, ya yargısız infaz var, ya intihar süsü verilmiş işkence ve katliam var ya da düzenin azgın ve sorgusuz eğitim zayiatı adı altında katliamı var. Her halükarda öldürülen, katledilen, yok edilen emekçi-yoksul-proleter ve ezilen halkların çocuklarıdır.

İster yavaş ölüme terk edilmiş olsun F tiplerinde, isterse sokaklarda yargısız infazlarda, ya da askerde “eğitim zayiatı “ denilerek katledilen- hatırlayınız, el bombasının pimi çekilmiş bir halde askerlere veren subayı- isterse de Terörle mücadele ya da birimlerde “pencereden atlayanlar”, intihar edenler ve yine son örnekte olduğu gibi gardiyanlarca öldürülecek derecede dövülme sonrası kafa travmasından ölen Mehmet Kılınç’ın katili devlettir, düzendir.

F tipi hücre, tabutluk kadar F tipi ölümde literatürümüze girmiş bulunuyor. Katiller, darbeciler, taciz-tecavüzcülerin kaldığı hapishanelerle F tiplerini, siyasal hükümlü-tutukluların kaldıkları yerleri kıyaslamak mümkün değildir. F tipi tabutlukların da amacı bu idi, başardılar düzen açısından önemli oranda.

Mehmet Kılınç, ne ilkti, ne de son olacaktır. F tipi ölüme karşı birleşik devrimci mücadele büyütülmek zorundadır. Düzen her yerde ve her alanda öldürmeye, katletmeye devam ediyor kana susamış haliyle. Düzene karşı, F tipi ölümler ve tabutlukları gündemde tutmak, deşifre etmek, orta-uzun vadede kapatılması mücadelesine girişmek her dürüst, namuslu, onurlu, insan olanın görevi olduğu gibi devrimci-demokratlar ile komünist devrimcilerin en önemli gündem maddelerindendir.

Mehmet Kılınç’ın katili faşist devlettir. F Tipi Ölümlere Karşı Haydi Mücadeleye.


11.04.2010


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:19 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:22 PM   #6
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

GÜLER ZERE’YE ÖZGÜRLÜK VE YAŞAM HAKKI


GÜLER ZERE ÖLÜME TERKEDİLİYOR FAŞİST REJİMİN DEVRİMCİ DÜŞMANLIĞINA KARŞI İSYANA

Güler Zere 37 yaşında bir devrimci tutsak. Bundan bir süre önce kanser illetine yakalanmış bir devrimci. 14 yıldır düzenin tutsağı olarak hapishanelerde. Tecrit ve F tipinin mağdurlarından kendisi. Olmadı , şimdi de yakalandığı hastalıktan dolayı ölüme terk edilmiş bir devrimci.
Faşist sömürgeci Türk devleti , öldürmeye devam ediyor. Bundan önceki süreçte 306 devrimci kanı içmiş düzen hala doymamıştır. Tecrit ve F tipi tabutluklarda bir ölüm daha istiyor yukarıdaki kan emiciler, içiciler. Güler Zere’yi 307. yapmak istiyorlar. Buna karşı onlarca gündür direnen , konuyu gündemde tutanlara da saldırmayı ve onları susturmayı ihmal etmeyen düzene inat ; gerek siyasal olarak yoldaşları , gerekse de siper yoldaşları ve gerekse de insan hakları örgütleri ile kimi aydınlar ; konuyu gündemde tutmak ve de tahliyesinin gerçekleşmesini sağlamaya çalışıyorlar.
Güler Zere’nin hastalığı geç teşhis edildiği gibi , aylarca tedavisi fiilen engellenmiştir. Zira “ mahkum koğuşunda yer yok” ,” tedavi sırası gelmedi “ gibi nedenlerle ölüme bırakılmış ya da yatırılmıştır Güler yoldaş. Tüm mücadele ve çağrılara rağmen hala aynı nakaratlar ile düzen , tek tek devrimcileri öldürmeye, katletmeye devam ediyor. Bu aşağılık düzen ortadan kaldırılmadığı sürece , bu durum sürgit devam edecektir.
Güler Zere 34 yıl mahkumiyet almıştır, öldürülme kararı değil. Faşist düzenin bekçileri sudan gerekçelerle hastanelerde beslenir ve yatırılırken sözüm ona tutuklu iken ; sıra devrimcilere gelince bilerek ve isteyerek ölüme terk edilmektedirler. Düzen faşist rejimin uşaklarını bir gün dahi tabutluklara koymaz ve özel hapishanelerde bile tutmaz; hastanelerde yatırırken; iş devrimcilere gelince her daim aşağılık – iğrenç yüzü ile saldırmakta, ölüme bırakmaktadır.
Faşist rejim Erbakan gibi “yetim hakkını” gaspedenleri sağlık gerekçesi ile ya da Ergenekon davası dolayısıyla tutuklananları sağlık sorunları nedeniyle tahliye ederken; devrimciler göz göre göre ölüme terk ediliyor. Bu sorundan dolayıdır ki, onlarca- yüzlerce devrimci bu biçimde katledildi faşist düzen tarafından.
Kendi yasalarını bile hiçe sayan , faşist bir düzenle karşı karşıya olduğumuz gerçeği orta yerde durmaktadır. Liberal burjuva düzen “ demokratlarına “ bir darbe de bu açıdan kendi sahiplerinden gelmektedir. Hala yasal, anayasal yolla hak alınabilirliğini savunan bu martavalcı kesim açısından da bu örnek bile başlı başına yetmelidir.
Faşist diktatörlük açısından önemli olan sermaye ve onun çıkarlarıdır. Sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda her türlü yasa, anayasayı çiğnerken; iş düzen dışından devrimciler ya da emekçiler – proleterler söz konusu olunca kendi yaptığı yasaları çiğnemekten bile asla çekinmemektedir.
““Hükmedilen sürede özgürlükten yoksun bırakılmaktan ibaret” olan “cezaya içkin olan elem ve kederin etkisinin arttırılması açık bir kötü muamele olarak kabul edilmelidir. Keza kötü muamele için, bir tutukluya zarar vermek niyeti taşımak gerekmez; hizmet sunumunda “tümden yetersizlik ya da bir dizi bireysel olay” sonucu kayıtsızlık da aynı sonuca yol açabilir. Tedavi olanaklarının sağlanmasındaki başarısızlık/kayıtsızlık bu kapsamda değerlendirilmelidir. Nitekim tedavi süresi boyunca infaz idaresi tarafından sergilenen kayıtsızlık, sağlık tablosu açısından geri dönülemez bir noktaya gelinmesine neden olmuştur. Bu durumda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ nin 2. maddesi ile güvence altına alınan “yaşama hakkı” , 3. maddesi ile güvence altına alınan “işkence ve fena muamele yasağı”nın açık şekilde ihlal edildiği anlaşılmaktadır.
5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 16. maddesi uyarınca cezanın amacı dışında etki yaratabileceği anlaşılan hallerde infazın geri bırakılacağı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrası uyarınca tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıklar halinde cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazında hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bırakılacaktır. Güler ZERE’nin tutulduğu hastalığın türü, tedavi sürecinde yaşanılan olumsuzluklar birlikte değerlendirildiğinde durumun bu kapsamda değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu zorunluluğa karşın, bugüne kadar bu yönde yapılan başvurulardan herhangi bir sonuç elde edilememiştir.” [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İş bu kadar basittir düzen açısından . Bir devrimciden kurtulmuş olacaktır öyle ya da böyle. “Yasadan bana ne. “ Düzen açısından kendi çıkarları her şeyin üstündedir. Zaten şimdi ya da sonra, ya da daha önceden de yaptığı, uyguladığı bu idi. Şimdiden sonra da böyle olacaktır.
Ama sorunun devrimciler, komünistler ve proleterler, kendine insanım diyenler açısından başak bir boyutu vardır. O da günden güne yitirilen insanlık değerleri ile devrimci değerlere, devrimcilere, sınıfın , insanın kurtuluşunu hedef alan bu insanlık düşmanı düzene karşı mücadeledir sorunun özü. Düzenin yıkılması ve insani- özgür bir dünyanın kurtuluşu uğruna canını bile vermeye her an hazır olan komünistlerin , devrimcilerin göz göre göre ölüme terk edilmesine göz yummak insani olmadığı gibi; en aşağılık insanlık dışı bir davranıştır.
Tüm komünist devrimciler ile devrimci-demokratların sorunu gündemde tutmaları, sorun konusunda duyarlılığı arttırmaları ; sadece Güler Zere yoldaş değil tüm siyasi tutsakların mevcut durumlarını öne çıkarıp , düzene karşı koyuşu örgütlemeleri gerekmektedir.
Yok edilmeye çalışılan , öldürülmek istenen değerlerimizdir. İnsanlığımızdır.Güler Zere üstünden tüm geleceğimizdir. Devrim, özgürlük ve sosyalizm kavgamızdır yok edilmek istenen. Güler Zere nezdinde bitirilmek , tüketilmek istenen sımsıkı yumruklarımız ile güneşimiz ile umudumuzdur.
Güler Zere nezdinde özgürlük , sosyalizm ve devrim mücadelemize sahip çıkarak ilerlemeliyiz. Güler Zere’nin yaşam hakkına sahip çıkmak, devrime , özgürlüğe ve sosyalizme sahip çıkmaktır. Güler Zere’ye Özgürlük demek ve mücadelesini vermek , insani-özgür ve komünist bir geleceğe dönük mücadele etmek demektir. Güler Zere’yi yaşatmak demek, devrimci değerlerimize sahip çıkmak ve ölesiye yaşatmak demektir.

GÜLER ZERE YAŞAMALIDIR.GÜLER ZERE’YE ÖZGÜRLÜK. FAŞİST REJİMİN DEVRİMCİLİĞE, DEVRİMCİLERE SALDIRISINA KARŞI SİPER YOLDAŞLIĞINI GÜÇLENDİRMELİYİZ. ALANLARI, SOKAKLARI ÇIĞLIKLARIMIZLA İNLETMELİYİZ. YAŞAM HAKKI SADECE VE SADECE SOSYALİZMDE KUTSALDIR VE DE OLACAKTIR. KAPİTALİST FAŞİST DÜZENDE YAŞAM HAKKINA KARŞI MÜCADELE DÜZENE KARŞI MÜCADELE İLE EŞDEĞERDEDİR.

GÜLER ZERE’YE ÖZGÜRLÜK


17.07.2009

Mahmut Halil Can ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:22 PM   #7
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:23 PM   #8
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

19 ARALIK KATLİAMI F TİPLERİNE KARŞI MÜCADELE SÜRÜYOR SÜRECEK

19 Aralık 2000’de faşist diktatörlüğün F tiplerine devrimcileri tıkma ve ağır ağır katletme saldırısının fiili başlangıç tarihidir. 20’yakın cezaevinde aynı anda başlayan faşist devlet kıyımında onlarca devrimci katledildi, yüzlercesi yaralandı, sakat bırakıldı, kalıcı özürler oluşturuldu. Adına “hayata dönüş operasyonu” dedikleri bu katliam, kıyım, yok edim sonunda F tipi tabutluklar fiilen Türkiye gündemine girdi. F tipi tabutluklar, hala insanlık dışı tüm uygulama ve vahşetin bir numaralı üslerinden birisi olmaya devam etmektedir.

Adını tüm toplum kesimleriyle alay etmek anlamında” hayata dönüş operasyonu” koyan faşist devlet; mermilerle dağladığı bedenleri, attığı gazlarla yaktığı insan derilerini, insanı, katlettikleri onlarca devrimciyi, yaraladıkları yüzlercesini, sakat ve özürlü bıraktıkları binlercesini nasıl hayata döndürmüştür ya da bugün F tipi tabutluklarla hala aynı işlevini sürdürmekte midir? Yanıtı açık ve net olan bir sorudur. En son Güler Zere olayında olduğu gibi, sınıfa ve sınıf mücadelesi içinde yer alan devrimcilere düşmanlıkta sınır tanımayan, gördüğü her yerde sokakta infaz yapan- En son Alaattin Karadağ örneğinde olduğu gibi-,tamamen insan dışılık ve düzen sadakati üstünden yürüyen bir anlayışın; kendi karşıtında olan insanları hayata döndürmesi söz konusu olabilir mi?

19 Aralık katliamı, sınıf ve sınıf devrimcilerinin unutmaması gereken, hafızalarda çıplak ve net halini sürekli koruması gereken bir kara tarihtir. Zira büyüyen ve ya büyüme eğilimi gösteren devrimci sınıf mücadelesine denk gelen zamanlarda kitlesel devrimci kıyımları ve toplu gözaltı ve tutuklamalar olagelmiştir. Nitekim 19 Aralık katliamının büyük bir ekonomik kriz ve onun getirdiği sonuçlarla mücadele de devrimci sınıf hareketinin büyüme olasılığının dönemine denk gelmesi tesadüf değildir. Nitekim bir bakanın ağzından aynen itiraf edilmişti bu süreç: “ Cezaevleri sorununun çözmeden İMF programının uygulanması mümkün değildir”. Bu itiraf, devrimci mücadele ile kitlesel katliamların ilişkisini de açıklamaktadır. Aynı zamanda ekonomik krizler ve onun siyasal mücadeleye doğrudan etkisinin kaçınılmazlığı. 19 Aralık katliamının bu çerçevede ele alınması zorunludur. Zira her bakımdan sessiz sedasız tepkisiz bir toplumdur istediği böylesine ağır programların uygulanması açısından zemin. Aksi durumda sınıfsal bağlar, ilişkiler ve mücadele perspektifleri doğru noktada olamaz.

19 Aralık katliamının yıl dönümü olan bugünlerde Anadolu’da benzer bir süreç yaşanmaktadır. Bu seferki kriz, yapısal ekonomik krizin üstüne binişen küresel krizdir. Ağır sonuçları daha da yıkıcı olan. Yine sınıf mücadelesi keskinleşmekte ve direnişler yayılmaktadır. Kürt halkına karşı girişilen son kapsamlı saldırı dalgası da cabası. Diğer yandan da, düzenin iç savaş taktikleri ve oyunları ile baş başa giden. Düzen her bakımdan sıkışmıştır. Mücadelenin giderek büyüyen olanakları vardır. Kürt Halkı ile dayanışmanın en üst düzeyde olması gereken bir dönemdir.

19 Aralık katliamın yıl dönümünde yitirdiğimiz devrimcileri anmanın en net ve geçerli yolu, onların amaç ve idealleri uğruna mücadeleyi büyütmektir. Onları anmak, onların yaşam amaçlarını yaşatmak ve bugün her zamankinden daha da mümkün olan, gün geçtikçe devrimcileşen, sertleşen mücadeleyi geliştirip nihayetine erdirmeye çalışmaktır. 19 Aralık katliamı ancak bu yolla unutulmaz, unutturulmaz. Yitenlerin anıları ancak böyle yaşatılır. Katliamın sahibi sömürgeci faşist devletten ancak böyle hesap sorulur.



08.12.2009

Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2011, 08:24 PM   #9
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2011, 03:43 PM   #10
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: F tipi cezaevleri kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor, tabutluklar işle

"Hapishanenin Olduğu Yerde Eşitsizlik Ve Adaletsizlik Var"

Ulucanlar "Utanç Müzesi"ne ilişkin haberi izlediğimde hatırladım "Tanıkların Ulucanlar'ı: Sözlü Tarih" kitabını. Kitabı bulup oturdum koltuğuma; elimde kalem, önümde defter...
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
dosadoster@gmail.com

Ankara - BİA Haber Merkezi
03 Ocak 2011, Pazartesi



"Çocuklar benim kaldığım dönemde buralar bu kadar kötü değildi valla... Şimdi çok kötü olmuş" diyen sesi duyunca arkama dönmüştüm; sesin sahibi kim merakıyla.
Kırklı yaşlarda, orta boylu, üzerinde eprimiş tişörtlü bir adamdı. Sağ ve sol yanına aldığı yaşları 12-14 dolaylarındaki biri kız biri erkek çocuğuna söylüyordu bu lafları.
Gülümsememden aldığı güçle "Yattım burada. Kader mahkûmuydum. Çıktım, evlendim. Çocuklarım oldu. Oto tamirhanesinde çalışıyorum. Patrondan yarım gün izin aldım; yevmiyemden kesilmek kaydıyla. İstedim ki; çocuklarım hayatımın 12 yılını geçirdiğim burayı görsün. Saklım, gizlim yok onlardan. Valla bacım; o zamanlar burası bu kadar kötü değildi."
O iki çocuğun yüzündeki donuk ifade sohbeti uzatmamı engelledi. "Babanızla gurur duymalısınız; bu paylaşımı yaşama cesareti nedeniyle" deyip saçlarını okşadım vedalaşırken. Onları arkamda bırakıp, hızlı adımlarla yürümüştüm film gösteriminin yapılacağı salona doğru.
* * * * *
1979'da Kadınlar koğuşunda yatan bir arkadaşıma giysi götürmek için gitmiştim ilk kez Ankara Merkez (Ulucanlar) Kapalı Ceza ve Tevkifevi'ne.
Bir de yüreğim gitmişti oraya; 26 Eylül 1999'da. "40 kişilik koğuşlarda 100 kişinin kalması sağlıklı değil" diyerek cezaevi yönetiminden koğuş isteyen mahkûmların talebi dikkate alınmayıp da mahkumlar boş olan bir koğuşa kendi iradeleriyle geçince yönetim 'Tünel kazıyorlar' gerekçesiyle operasyon başlattığında...
Coplar, kancalı demirler, dipçikler... Namluları alevli silahlar, gaz bombaları, mermi yağmuru... İtfaiye araçlarından sıkılan su ve köpük... Tarumar edilen koğuşlar... Ölenler, yaralananlar... Televizyondan izlerken o haberleri; yüreğim oradaydı o günlerde.
İkinci gidişim ise; Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin düzenlediği "Mimarlığın Sosyal Forumuna Doğru Mimarlık Şenliği" (18-30 Haziran 2007) kapsamında düzenlenen etkinliklere katılmak içindi. Karmakarışık duygularla izlemiştim "Beynelmilel" filmini ve avluda düzenlenen söyleşiyi. Yutkunmakta güçlük çekerek gezmiştim sergileri, ziyarete açık olan cezaevi koğuşlarını, tecrit odalarını.
* * * * *
İlkin askeri depo (1920), ardından cezaevine (1925) dönüştürülen ve yaklaşık 80 yıllık kurumsal tarihi boyunca orada yaşananlarla ve orada kalanlarla ülke tarihine zifiri kara notlar düşürten, konuk ettiği binlerce insanın kişisel tarihinde önemli yer tutan, filmlere, şiirlere, öykülere, romanlara konu olan Ulucanlar Cezaevi'nin Altındağ Belediye Başkanlığınca, kültür merkezine dönüştürülmesine ilişkin restorasyon çalışmalarının sürdüğünü biliyordum.
* * * * *
Dün akşam televizyonda Ulucanlar Cezaevi Müze ve Kültür Sanat Merkezi'ne ilişkin haberi izledim.
Alan şimdilik: 20 bin metrekare. İleride açık cezaevi de eklendiğinde toplam alan 30 bin metrekare olacakmış. 22 balmumu heykel yaptırılmış Çin'de. Koğuş ve tecrit odalarındaki yerleştirilmiş heykeller. Bazı ünlü kişilerin heykellerinin yaptırılması da planlanıyormuş.
Bazı mahkûmların isim-resimleri asılmış bir dilek ağacına. Koğuşlardaki ranza başlarına orada kalanların biyografileri ve resimleri konmuş. Her türlü detay düşünülürken tecrit odasındaki fareler bile unutulmamış.
Işıklandırma ve seslendirilme de yapılmış. Çığlıklar, türküler yayımlanıyormuş merkezi ses yayım sistemi aracılığıyla. Duvar-dolap resimleri ve duvar yazıları korunmuş. Gelecekte isteyen ziyaretçilerin tecrit odasında 3-4 saatliğine kalmaları da sağlanacakmış; gerçek bir mahkum gibi.
* * * * *
Ulucanlar "utanç müzesi"ne ilişkin izlediğim haber aklıma getirdi; bahçesinde gördüğüm iki çocuklu eski mahkûmu ve Tuncay (Çelen) hediye ettiğinde, göz gezdirip kitaplığıma kaldırdığım "Tanıkların Ulucanlar'ı: Sözlü Tarih" kitabını.
* * * * *
Kitabı bulup oturdum koltuğuma; elimde kalem, önümde defter.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kitabı "Mimarlık Şenliği 2007" çalışmalarının yayınlarından (***)biri.
Ulucanlar Cezaevi'nde 2. ve 7. koğuşlarda kalan ve "Sözlü Tarih Atölyesi"ne katılarak bilgi ve anılarını paylaşan Muzaffer İlhan Erdost, Vahap Erdoğdu, Aptullah Nefes, Tuncay Çelen, Oktay Etiman, Ahmet Sönmez, Ayten Canatan Gümüşel, Halil Çelimli, Hüseyin Sünger, Ahmet Karagücük, Kemal Çeliker, Hazeli Akgöl, Bülent Tanık, Hüseyin Esentürk, Teoman Ata, Hasan Barutçu, Ali Artun'un anlattıklarına, Avukat Halit Çelenk'le cezaevi infaz avlusunda yapılan söyleşiye, Yılmaz Güney'in "Soba, pencere camı ve ekmek istiyoruz" kitabından alınan "Ulucanlar Cezaevi Ankara Kapalı Cezaevi Raporu"na ve 'Ulucanlar Albümü'ne yer verilmiş kitapta.
* * * * *
"(...) Kavak ağacı duruyor; ben ona bakarım, o bana bakar, ikimiz ağlamaklı oluruz' diye bir yazı yazmıştım. Burası gerçekten tarihi bir yer. (...) Ben, 1960'dan bu tarafa olan tarihini biliyorum; yaklaşık 50 yıl, yarım yüzyıldır bu cezaevine geldim, gittim. Türkiye'nin en önde gelen yazarları, sanatçıları, karikatüristleri, Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncuları mahkemelerde yargılandılar ve burada yattılar, biz onlarla görüştük. Bu duvarlar bütün bunlara tanık oldu, o insanlara tanık oldu, yatanlara tanık oldu, işkencelere tanık oldu, infazlara tanık oldu. Yani bu cezaevi bütün bu olayların tanığıdır. Yani burası, adeta Ankara'daki ceza adaletinin serüvenine tanık olmuştur" diyor Avukat Halit Çelenk son derece etkileyici şeyler anlattığı (s:9-25) söyleşisinde.
* * * * *
"(...) Cezaevinin giriş kapısıyla ikinci kapısı arasına kapıaltı denir. Burada cezaevi zimmetine geçesiniz. Kapıaltını geçince küçük, dört yanı duvarlarla çevrili bir bahçeye çıkarsınız. İdam mahkumlarının infazı bu küçük bahçede yapılır. O uzun ve ince kavak, (en son) Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idamına tanık olmuştur. İlk girenlerin araması burada yapılır. Cepleriniz boşaltılır kemeriniz alınır ve her yanınız didik edilir, ayakkabınıza bakılır. Sakıncalı bulunan eşyalarınız varsa onlara el konulur. Yüz, iki yüz liranın üstünde paranız varsa alınır. (...) Üçüncü kapıdan geçince saçınızı sıfır numarayla keserler. Ya merdivene oturursunuz tıraş sırasında, ya da ayakta... saçlarınız önünüze dökülür.
Tecrit, tutukluların genellikle üç gün kalmak zorunda oldukları, üç metre eninde, yedi metre boyunda, üç-üç buçuk metre yüksekliğinde, köhne, pis bir koğuştur. Yan yana, birbirine ekli sekiz ranzası vardır. Bu ranzalar altlı üstlü oldukları için tecrit on altı kişiliktir. İşte bu on altı kişilik yere yetmiş seksen kişi sıkıştırılır, üç günlük yasal bekleyiş içinde. Pislik ve bakımsızlık örneği bir helayı paylaşırlar. Su, temizlik, hava gibi en doğal ihtiyaçlardan yoksun bulunan tecrit koğuşu; bit, pire, hamamböceği, tahtakurusu ve başka her türlü haşeratın, her türlü bulaşıcı hastalığın kaynağı olan bir yerdir.
(...)Sık sık bit araması yapılır, bitlilerin bir kısmı azarlanır, dayak yerler. Her yerin bit pire istilasına uğradığı yerde bitli olmak yasaktır. Fakat bu kurala uymak elde değildir. Bitlerimiz ve pirelerimizle dostça yaşarız. Fare kardeşlerimizle ekmeklerimizi, yiyeceklerimizi bölüşürüz.
(...) Yarım metrekarelik, camlı ve tel örgülü kabinlerde, yüksek sesle görüşmek zorundasınız. Yavaş konuşursanız, karşınızdaki camlardan ve daracık tel örgülerden sesiniz duyulmaz. Görüş on beş dakikadır. (...)Yenmeyecek kadar kötü olan karavanaları yemek zorunda olan garibanlar vardır. Karavanaları yiyemeyenler ve dışarıdan yemeği gelmeyenler ihtiyaçlarını tabldot ya da kantinden karşılarlar. Çayımız ucuzdur yalnız.(...) "diye yazmış Yılmaz Güney'; "Soba, Pencere Camı Ve Ekmek İstiyoruz" kitabında yer alan "Ulucanlar Cezaevi Ankara Kapalı Cezaevi Raporu"nda (s:27-36) söyleşisinde.
* * * * *
Vahap Erdoğdu anlatıyor: "(...)Bir komün hayatı yaşıyorduk. Hergün bütün gazeteleri alıyorduk; o gazeteleri bir arkadaş okuyordu. Akşam olunca o arkadaş o günün siyasi olaylarını, o gazeteleri özetleyerek bir oturum yapıyorduk ve tartışıyorduk. (...) Komünde gerçekten çok mütevazi yaşıyoruz. Şunun için mütevazi yaşıyoruz? Mesela Samsun sigarası falan hediye geldiği zaman her yemekten sonra arkadaşlara birer tane dağıtıyoruz.(...) "
'Rakıya kement atan adam', Abdullah Nefes anlatıyor: (...) Koğuş üstündeki kulede nöbet tutan askeri tavladık. Haftada bir bize rakı getiriyordu. İple aşağı sallandırıyor, biz de pencereden alıyorduk. Bir şişe ona çalışıyor, bir şişe bize çalışıyordu. Biz iki şişe parası veriyorduk. Fukara, Tokat'lı bir çocuktu, unutmuyorum da. Bir akşam tam alacağız, iyi bağlamamış, küt düştü rakı şişesi betonun üzerine ama kırılmadı. Rakının düştüğü yer öyle garip bir yer ki, saat başı gardiyan geliyor, saat kuruyor. Tam onun gelip ayağına dokunacağı yerde, öyle kötü bir yerde duruyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Hela sık sık tıkanırdı, onu açmak için kullandığımız şöyle bir uzun sopa var, kimi 'O sopayla itelim rakıyı karşıya, görünmeyecek bir yere' , kimi 'Oraya çamaşır asıyorduk, oraya çamaşır atalım ' gibi öneriler yapıyordu. Olacak gibi değildi. Şaşkındık.
Ben o aralar boncuk işi yapıyorum. Boncuk örüyorum. (...) Tamam, kement yapacağım ve onu kementle alacağım, ancak ip tutmuyor ki; boşalıyor. O ilmiği atıyorsunuz, boşalıyor. Naylon iplik olduğu için sigarayla çok hafif yakıp tutturdum onu. Oturttuk, gardiyanın gelmesine üç dakika kala şişe içerideydi. Yukarıdan sevinç çığlıkları geliyordu, tabiî ki, asıl bizden çok yukarısı önemli, yukarıdan nasıl alkışlar falan geliyor anlatamam. Adettir rakı geldiği zaman hemen boşaltılır şişe kırılır, toz halne getirilir, tuvalete atılır. Çünkü şişe en önemli kanıttır o suça. O arada Süleyman Ege söyledi galiba, ' Tamam adını bulduk senin, rakıya kement atan adam' Ertesi hafta artık utandık, ısmarlayamadık. Ama yukarıdan bir yetmişlik rakı indi bize. Cebinden almış asker(...)"
* * * * *
Tuncay Çelen anlatıyor: "(...) 5 mayıs gecesi... (...) Oranın en gaddar gardiyanı, Nafız, cellat derlerdi. 'Cellat Nafız' , görüntüsü de öyleydi. Diğer eski mahkumlara da çok çektirmiş ama bize karşı bir gaddarlığını görmedik. Baktım Nafız geldi sabah, boynuma sarıldı, hüngür hüngür ağlıyor. Tabii biz de hüzünlendik. Boynundaki kravatı çıkardı, 'bu' dedi 'Deniz'in anısı'. Giderken kravatını ona hediye etmiş.(...)
Oktay Etiman anlatıyor: "(...) O zamanlar buraya aileler, mahkum yakınları, yiyecek getirebiliyordu, karpuz, kavun filan. Bir akşam çay bardaklarında limonata dağıtıyorlar. Küçücük bir yer zaten, tek gözlü bir yerdir orası. Çay bardaklarında sarı bir su dağıtılıyor, herkese dağıtıldı, bana da verildi. Ben de limonata içeceğim zannettim, ağzıma götürdüm, şarap yapmışlar. Ağzıma götürdüğüm anda hepsi çok güldüler, çok büyük bir komplo yapmışlar, bana espri yapacaklar, çünkü o zaman benim yedinci yılımdı. Daha önce sormuşlardı bana, biliyorlardı içki içmediğimi.(...)
Ahmet Sönmez anlatıyor: "(...) Bizim günlerimiz avluda boncuk dizerek veya tespih yaparak geçerdi. Boncuk dizerek, sallama yapılırdı, tespih yapılırdı veya örme keseler, cüzdanlar... Kapının üzerine kuş gibi asarsın... Bunların hepsi önceden hesap edilmek suretiyle, kareli kağıtlara, işte şuraya üç tane mavi boncuk, arkasından beş tane kırmızı, iki tane sarı boncuk diye tasarlanır ve iple dizilirdi. Bu ipler de hemen hemen otuz metre. Volta atarken iplere çarpmayacaksın. Bilmem neredeki pencere parmaklığından, bilmem hangi ağaca gerilmiş ipler şeklinde olurdu. Orada, ha baba, de baba boncuk dizilirdi. Yani boncuklarla uğraşarak, hepimiz iyi-kötü yattık hapiste, saatlerin nasıl geçeceğini insan bilemez, kendi iç dünyasına hapis olursa, hapislik içinde bir hapislik daha olur ki, en tehlikeli ruh hali de budur. O nedenle, bu gibi uğraşlarla vakit geçirmeğe çalışırdık.(...)
Ayten Canatan Gümüşel anlatıyor: "(...) Ortalıkta dolaşan, hatta gece yattığımız yere gelip, ranzalara tırmanıp, yorganları, yatağı kemiren kocaman fareler vardı. Bize mutfak diye ayrılan bölümün üstünde, tuvaletler ve banyolar vardı. Yapı zaten böyle bir iş için yapılmadığından sağlıksız bir mekan, yaptığımız yemeğin içine lağım sularsının damladığını çok iyi biliyorum. Tencere kapağını açamazdınız, pişene kadar veya dışarı kaçırır, yemek pişti mi diye bakar, sonra geri getirir koyarsınız. (...)
* * * * *
Hüseyin Sünger anlatıyor: (...) Bizim komünler vardı, daha önceden sistem oturmuş. Dışarıdan yemekler geliyor, müthiş bir organizasyon, Bir gün Siyasal, üsteleniyor, bir gün Ziraat, bir gün ODTÜ. Dışarıda korkunç bir organizasyon var; içerdekilerin buradaki hayatlarının idamesini kolaylaştırmak amacıyla ama nefis bir organizasyon. Komünler hazır, yiyecekler geliyor. Burada idare sürekli yemek veriyor; kuru fasulye, nohut, kapuska şudur budur. O yemekleri yememiz mümkün değil. Kuru fasulye çuvaldan doğrudan doğruya tencereye dökülüp pişiriliyor. (...) Kuru fasulye çıktığı zaman, çinko çanaklar vardı, herkes hakkını alıyor. Koğuşta kaç kişiysek... Bir araya getiriliyor, yemek dökülüyor süzgeçlerden, fasulyesi ayıklanıyor, haşlanmış fasulye haline getiriliyor, ondan sonra tekrar yağı, soğanı, salçası konularak tekrar pişiriliyor ve temiz bir kuru fasulye yiyoruz.(...)"
(...) Dışarıda yatacak yeri olmayan, yiyecek bulamayan, buraya gelip, bu yemeklerden ve bu yatacak yerden yararlanmak için, kışını burada geçirmek için kendileri bir şekilde tutuklattıran insanlar gördüm. Cezaevinin anlamı ıslah olarak tanımlanıyor, fakat buraya gelen bu tür insanlar da var.(...)"
Ali Artun anlatıyor: (...) Bir daha hiç karşılaşmayacağım tipler tanıdım. Örneğin bir kalpazanı hiç unutamıyorum. Son derece beyefendi, Cumhuriyet gazetesi okuru bir sanatkardı. Aslında suçu son derece yetenekli bir baskı ustası olmasıydı. Her akşam bir müebbetliğe misafir oldum, kant içerek ve meyve yiyerek onların dramlarını dinledim. Bol bol safiyane propoganda yaptım: 'her şeytanlığın başı Amerikan emperyalizmi' gibisinden. İkramlarını ve ısrarlarını reddedemeyerek ucundan bir kez esrar bile çektim. Sallama çevirmenin, volta atmanın inceliklerine ve derinliklerine vardım.(...) "
Hasan Barutçu anlatıyor: "(...) Cezaevlerinde bazı temel kurallar vardır. Sabah koğuş kapıları açıldıktan sonra yatakta kalamazsın. Yatağını düzenler, yorganını dürüp yatağın başucuna koyar, giyinir ve avluya çıkarsın. Söyle 'bir sat daha kestireyim' yoktur.(...) Geceleri de ışıklar sabaha kadar yanar ve ikişer kişilik nöbetlerle koğuş içinde düzen sağlanır, ahlaksızlık önlenir. Bu nöbetçilerin bir görevi de fazla horlayanları dürtüp uyandırmaktır. Ben de çok uyandırılanlardan biriydim. Arada bir de bit kontrolü yapılır. Koğuş kıdemlilerinden iki kişi sırayla herkesin fanilasını çıkarttırır ve fanilanın altına gelen yerinde bit aranır. Bit çıkarsa hamama gönderilirsin, sonra da ceza nöbeti yersin. İlk zamanlarda bizlerde fazlaca çıkmağa başladı. Şaşırdık. Çünkü temizliğimize dikkat ediyoruz. Sonra mesele anlaşıldı. Yenilere hep yapılan bir şakaymış. Kıdemli tırnağının arasına sakladığı bit senden çıkmış gibi yaparmış, sen de ceza nöbeti yermişsin. Böyle gırgırlar olurdu.(...)"
* * * * *
Hazeli Akgöl anlatıyor: "(...) Tutuklu olarak gelmeden önce buraya devamlı ziyaretçi olarak geliyordum.(...) Beni Ulucanlar Cezaevine getirdiler. Sabahın erken saatinde geldik, kapıaltı denilen yerden içeri gireceğimize, Topal Sadık denilen başgardiyan kapıyı açtı, beni kapıaltı yerine içeri aldılar. Orası sürekli dayak yenilen, ilk gelene hoş geldin denilen bir alan. Ben oraya geldim, bu Sadık koşarak geldi: 'Çık dışarı, ne giriyorsun?' falan beni itekliyor. Yanımda sivil bir polis vardı, o da diyor ki: 'Ne oluyor beyefendi, bir dakika ben de görevli falan filan' 'Buraya kadar girmeyeceğini yıllardır kaç kere söyledim, anlamadın' diyor beni dışarı atıyor. Ben de 'tamam, çıkayım' falan diyorum ortada kaldım. Dediler ki' Yaaa, biz tutuklu getirdik.' Bu inanamadı 'Tutuklu mu geldin, iyi gel o zaman' dedi.
Beni içeri aldılar, içeri geçtim. Belgeleri filan aldılar. 'Yaa, bizim kız buraya tutuklu olarak geleceğine hiç inanamıyorum. Niye seni Mamak'a götürmediler? Yoksa başka bir suçtan mı geldin, bak o zaman döverim seni' dedi. Böyle tuhaf hareketler, neyse içeri girdik. 'Benim moralim senden çok bozuk. Siz beni çok kötü bilirsiniz' dedi. Ben 'neden' diye sordum. Morali bozuk olacak kişi biziz, biz tutuklanmış geliyoruz. 'Yaa, bir kaç gün önce burada bir idam oldu. Çocuğu çok tanıyorduk, çok üzüldük. ' Hemen aklıma Necdet geldi. Çünkü 8 Kasım'da Necdet Adalı burada idam edilmişti. Necdet'in de uzun yıllar ziyaretine gelmiştim.(...) Öyle deyince birden kendimden çok utandım. Ben tutuklandım, karşımdaki sağ görüşlü bir gardiyan olmasına rağmen o idamın üzüntülerini yaşıyor.
Neyse geçtik. Sadece giderken ' Nerede olduğunu bana gösterebilir misin?' dedim. 'Tabii' dedi, beni aldı, geçerken o idam edilen yeri de gösterdi: ' İşte burasıydı' dedi. Daha kenarda böyle şeyler falan da duruyordu, kaldırmamışlar, kuruları, şeyleri kenar tarafa yığmışlar.(...) "
Bülent Tanık anlatıyor: "(...) Ben çocuklarıma o günleri fazla anlatmadım. İki tane oğlum var, küçük oğlum daha politize kimliği olan birisi. Cezaevinin ilk ziyarete açıldığı dönemde onu da aldım, cezaevini gezdirdim. Şok oldu, yani onun için olağanüstü, çarpıcı bir şeydi. Bunlara kendimizi öğrencilik döneminde de siyasete bulaşma döneminde de hazırlamıştık. Yani böyle bir mekanın var olabileceği ve bu mekanda insanların adalet deyimiyle terbiye edilip, topluma yeniden kazandırılması gibi amaçlarla tutulacağı, haklarının kısıtlanacağı gibi şeylerin böyle bir yerde nasıl olabileceği konusunda daha uyanık, daha doğrusu daha politize olmasın rağmen ufak oğlumun çok büyük bir şok yaşadığını gözledim.(...)"
* * * * *
"Tanıkların Ulucanlar'ı kitabından alıntılanacak çok şey var ama yerimiz dar.
Ulucanlar'ın tanığı o kadar çok ki; anlatacakları yazacakları o kadar çok şey var(dır) ki...
* * * * *
O günlerin anısı olan fotoğraflar eklenmiş kitaba.
Teoman Ata'nın orada yaptığı desenler eklenmiş kitaba.
Duvar resimleri eklenmiş kitaba.
78'liler Derneği sergisinden resimler eklenmiş kitaba.
Ulucanlar albümünden fotoğraflar klenmiş kitaba.
Duvar yazıları eklenmiş kitaba.
"Hürriyetini kaybettin, onurunu kaybetme"
"Taş taşı, laf taşıma"
"iyiler affeder. Sen affet"
"Tek yol devirim"
"Umutlarım yarına kaldı, kardaşım"
"Kendimize değil bu isyan, sizler için" İmza : Kader Mahkumları
"Ne savcı, ne hakim Allah'ın dediği olur"
"Adalet yok, adalet gezmeğe gitmiş"
* * * * *
Televizyonda izlediğim 'Utanç Müzesi' haberi sonrası hatırladıklarım, Ulucanlar'ın tanıklarının anlatılarını okumak, dönemin görsellerine bakmak ve tüm bunların çağrışımlarının bende yarattığı ağırlıklı duygu ile "utanmak" oldu.
Sonra yazmak istedim; eski kader mahkumu yeni oto tamircisi ve iki çocuk babası o geçmişinin onurunu taşıyan o güzel yürekli adam için ve geçmişte inançları ve değerleri için Ulucanlar'a konuk olan güzel insanlar için. (ŞD/BB)
*Şadiye Dönümcü.
**Başlık: Aristoteles'in 'Suçun Olduğu Yerde Adaletsizlik var' özdeyişinden esinlenen Oktay Etiman'a ait.
*** Tanıkların Ulucanları - Sözlü Tarih, derleyen: Çetin Ünalın, Mimarlar Odası Ankara Şubesi yayını, Ankara, Ocak 2010, 238 sayfa
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
amacina, amacına, cezaevleri, devam, ediyor, etmeye, hizmet, işlevlerin, kuruluş, tabutluklar, tipi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sermaye uşağı sendikacılığın zirvesi disk geçmişine ihanet etmeye devam ediyor Mahmut Halil CAN SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ 21 02-23-2012 08:33 PM
öcalan incilerine devam ediyor! Ml ustalara saldırıya devam Mahmut Halil CAN KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM 0 06-25-2009 07:41 PM
EMEP Toplumsal-Der'e Saldırarak kime Hizmet ediyor Mahmut Halil CAN TÜRKİYE KOMÜNİST VE DEVRİMCİ HAREKETİ 0 08-29-2007 01:38 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 03:00 PM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,