![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
FAŞİST DEVLET TERÖRÜ TIRMANARAK SÜRÜYOR, FAŞİST DEVLET TERÖRÜNE SON
Faşist devlet terörü, tırmanarak sürüyor.Sınıf mücadelesi büyüdükçe ve dallanıp budaklanıp kafasını ,beynini , yüreğini ve yumruğunu gösterip emperyalist kapitalist düzene doğrulttukça; karşı-devrimci saldırıda büyümeye devam etmektedir.Yargısız infazlar,ölümle sonuçlanacak düzeyde saldırganlaşan ve de işkenceyi sokaklara taşırmalar; egemen düzenin kolluk güçlerinin pervasız faşist saldırılarının sadece bir kaçı. Bir yandan açılım deyip; diğer yandan havan mermisi ile Ceylan Önkol adlı bir Kürt çocuğunu,kızını katledip; ondan sonra yapmadık diyen faşist devletin ordusu. Diğer yandan İMF ve Dünya Bankasını Türkiye’de paçavraya çeviren ve her gün büyüyen gösterilerde ve en son bugün itibarıyla bir gencin biber gazında öldüren- ki bilinçli olarak yol açılmamıştır- faşist devletin polisi.Yine aynı zamanda Avcılar’da parkta içki içtiği için komalık edercesine dövülen ve işkence edilen gencin durumu.( Ki hatırlarsanız yine aynı bölgede içki içtiği için dövülerek öldürülmüştü Feyzullah Ete adlı genç) Bu arada gerçekten içeriğini bilmesek ve hala bilgi kirletilmesinin egemen olduğu şu anda ; DİSK Genel Başkanı olan Süleyman Çelebi’ye yapılan saldırıyı da bu çerçevede ele almak lazımdır. Zira kişisel nedenlerle olma ihtimali zayıf olan bu saldırının; esasen genel olarak siyasal sınıf mücadelesine ve de özelde de İMF-DB protestosundaki büyük organizasyon öncesinde yapılması manidardır ve araştırılması lazımdır.Zira büyük miting ve gösteriler öncesi ; bu tarz kontrgerilla eylemlerinin yapılması ve kitlelerin terörize edilerek geri çekilmelerinin sağlanmaya çalışılmasına hiç te yabancı değiliz ülke olarak. Kontrgerillanın bu memlekette egemenlik eden iki kurumun temelini oluşturduğunu da bildiğimizden. Faşizm bu ülkede egemenlik etme biçimidir ya da devletin hegemonik tarzıdır. Bu bakımdan bu devleti tanımlarken faşist diktatörlük demekteyiz.Faşist diktatörlük, bu ülkede en belirgin ve açık biçimiyle kitlesel biçimde her barışçıl toplantıya karşı bütün olarak saldırıda bulunduğu gibi; tek tek eylemlerinin içeriğine de bakılırsa ve de dokunulmaz olan devlet organları irdelenirse; daha açık biçimde kavranır olacaktır. Zira egemenlerin iktidarının paralı koruyucusu olan iki kurumu olan her yerde her zaman iki temel kurumdur.Birisi Ordu ; diğeri ise Polis. İki ana organın niteliği, yaşam içinde tuttuğu yer ve pratikleri ; o devletin sistemli,düzenli olarak nerede durduğunu göstermektedir.Örneğin faşizan uygulamalardan söz edildiğinde, o ülke ya da bölgede zaman zaman görülen , sistemli,düzenli olmayan bir baskı aygıtı olan bu organların kullanılmasından söz edilir. Ama diğer yandan faşist bir devlet ya da diktatörlükten söz edildiğinde ise; bu faşizan uygulamaların ve bu kurumların kurumsal olarak düzenin yapısı içinde tuttuğu yeri tanımlamış olursunuz ki; bu kurumların ağırlığı ve uygulamaların sistematikliği ; o ülkede egemen olanın devlet ya da diktatörlük olduğu ifade edilir. Bu gerçek ifadelendirme ile bu ülkenin faşist rejiminin, azgınca saldırıda sınır tanımayan, sistematik bir faşist devlet terörünü sadece karşıt sınıflara,emekçilere değil; toplum kesimlerinin tümüne uygulamakta sınır tanımayan bir niteliksel yerde durduğu açıktır.Faşist rejimi ayakta tutan bir olguda budur. Nitekim ardını yasladığı korku hükümranlığının ve faşist devlet terörünün yarattığı psikolojik geri çekilmede katkısı olduğu açıktır. Devrimci gelişmelere önü açık bir döneme girdiğimiz açık ve kesindir. Her ne kadar ciddi eksiklik,hata ve zaaflar içerse de bütün olarak işçi sınıfı ve emekçilerin ekonomik-demokratik mücadelesi yükselmektedir.Zira ardı ardına gelen sözde örgüt operasyonları,artan devlet terörü,Kürdistan’da sürdürülen kirli-iğrenç-pis savaşın daha da şiddetlenmesi için yapıla gelen provokasyonlar, işçi sınıfı ve emekçilerin sıradan talepleri uğruna girdikleri mücadelenin terörize edilerek ve de korkulara hapis edilme çabaları, Avcılar’daki açıktan infaz girişimi ve de diğer yandan en son İMF-DB protestosunda bir insanın,bir eylemcinin biber gazıyla zehirlenmesinin ardından, faşist polisin yolu açmamasından dolayı katledilmesi vs gibi onlarca örnek ve gelişme, faşist devlet terörünün artarak süreceğine ve de genel olarak sert bir sınıf savaşına işaret etmektedir. Zira çoğu kez ifade edildiği üzere; devrim davası, mücadelesi karşı-devrimi de diyalektik olarak büyütür. Savaşın ve doğanın genel yasalarından birisidir bu durum. Sınıf mücadelesi ve savaşı giderek sertleşme, keskin kırılmalar yaşama aşamasına gelmiştir. Bu aşamada ; faşist devletin iğrenç faşist yüzünü daha da açığa ve öne çıkarması kaçınılmazdır.Yaşananlar aslında budur ve de ötesi daha da keskin çatışmalara gebe olan bir süreçtir. İşsizlik,açlık,sefalet,baskı,zulüm,işkence vs nin hükmünü nihai olarak sürdürmesi olanaklı değildir. İşçi sınıfı ve emekçilerin kendiliğinden sınıf mücadelesinin; politik sınıf mücadelesine yükselmesi ; sınıf devrimcileri ile birleşmesine bağlıdır açıkçası.En basit sendikal , ekonomik,demokratik talebin en sert faşist tedbirlerle karşılanmasına karşılık ; emekçiler ile işçi sınıfının da mücadelesinin de sertleşmesi, keskin iktidar mücadelesine yönelmesi kaçınılmazdır. İşte zaten düzenin de en büyük korkusu ve heyulası bu olduğundan saldırı da sınır tanımaması da bu yüzdendir. İMF-DB protestoları, nitel olarak 1 Mayısa yaklaşan dinamik ayakları ; düzeni ve onların paralı uşaklarını oldukça korkutmaktadır.Entes elektronik,Kent AŞ vs gibi bir çok alanda süren lokal direnişler ve mücadele örneklerini ; genele çevirdiğinde ve egemen kıldığında proletarya ile politik iktidar mücadelesi şaha kalkacak; düzenin hiçbir faşist gücü önünde duramayacaktır. Katliamlar,operasyonlar,gözaltılar,işkenceler,soka kta infazlar,işçi lideri bile sayılamayacak olan Süleyman Çelebiler üzerinden estirilen faşist devlet terörünü ve yaratmaya çalıştıklarını; ancak kitlesel proleter devrimci mücadele ve devrimci sınıf şiddeti aşabilir.Aşacaktır. Proletarya ve onun devrimci komünist liderinin daha büyük sınavlara hazırlanması gereken bir sürece girilmiş bulunuyoruz.Bir yandan politik sınıf örgütünün inşası çalışmasında aşamaları aşmamız gerekirken, diyalektik olarak sınıf mücadelesine de müdahale etmemiz gereken bir kritik aşamada bulunuyoruz. Düzenin korkularını gerçeğe çevirmek bizlerin işidir. İşkencehanelerde politik haykırışı ile düşmana korku salan ve onları kendi inlerinde teslim alan mücadele geleneklerine; artık bir iktidar hediye etmemiz lazımdır. Komünist devrimci mücadelenin esası ; proletarya diktatörlüğüdür. Komünist devrimciler , düzen içi potansiyel ve kronik muhalif örgütler değildirler. Tam tersine ; düzenin ortadan kaldırılması ve yerine komünizme giden yolun döşenmesi uğruna sosyalizmin inşasını koyan bilimsel devrimci yapılardır. Faşist rejimin yıkılmasını ve de yerine sosyalizmin inşasını koymayan hiçbir hareket ya da kimse; asla devrimci değildir. Bırakınız komünist devrimci olmayı. Devrim,özgürlük ve sosyalizm yolunda düşenleri anmanın en iyi yolu; onların amaçlarını yaşama geçirmektedir. Yoksa klasik devrim şehitleri edebiyatıyla değildir anmaların ekseni.Faşizmi döktüğü kanda boğmanın yolu, komünist devrimci mücadelenin büyütülmesidir. Büyüyen ve de artan faşist devlet terörünü bitiren , gerileten ve de yok eden kesinlikle özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin boyutudur.FAŞİZME KARŞI TEK YUMRUK TEK BARİKAT.KAHROLSUN FAŞİST DİKTATÖRLÜK.YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YAŞASIN SOSYALİZM.FAŞİZMİ DÖKTÜĞÜ KANDA BOĞMAK İÇİN HAYDİ MÜCADELEYE. HAYDİ SAFLARA… 06.10.2009 Mahmut Halil CAN ( Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 5 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Mehmet Asi Okçuoğlu (10-07-2009), Proleter Devrimci (10-07-2009), senol (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#2 |
|
Üye
Üye No: 8184
Üyelik Tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 1
Tesekkür: 723 47 Mesajina 86 Tesekkür Aldi |
06 Ekim 2009
Antiemperyalist öfke sokakta! Antiemperyalist öfke sokaklara taştı, yaklaşık 6 saat boyunca İstiklal Caddesi'nden Cihangir'e, Tarlabaşı'ndan Pangaltı'ya eylemler yapıldı, polis barikatları her yerde zorlandı, kongre geç başlamak zorunda kaldı. IMF ve Dünya Bankası görüşmeleri kongre vadisinde yerin yedi kat altında sürerken, antiemperyalist öfke sokaklara taştı, Beşiktaş'tan Cihangir'e, Gümüşsuyu'ndan Tarlabaşı'na sokaklar emperyalizm ve faşizme karşı öfkeyle tutuştu. Emperyalist haydutlar da otellerinden bir süre çıkamadı ve toplantıları geç başladı. Kongrenin resmen başladığı bu sabah 10:00'dan beri Taksim Meydan 'da toplanmaya başlayan devrimci- demokratik güçler, siyasi partiler ve sendikalar yaklaşık 1 saat meydanda sloganlarla beklediler. En başından beri yürümeye ve emperyalist haydutların kongrelerini yaptırmama konusunda kararlı olan IMF ve Dünya Bankası Karşıtı Birlik üyeleri kurulan polis barikatına yüklenerek ilk adımı attılar. Burada çıkan ilk çatışmada eylemciler Taksim Meydanı'nın erafında çeşitli yerlerde barikatlar kurdular. Taksim'in etrafında, Tarlabaşı'nda, Cihangir, Sıraselviler ve Pangaltı'da barikatlar kuruldu, kurulan polis barikatları zorlandı. Pek çok yerde polis havaya ateş açtı, 100'e yakın eylemci gözaltına alınırken pek çoğu da polisin elinden alınarak gözaltına alınmaları engellendi. İstiklal Caddesi'nde ise atılan gaz bombaları yüzünden iki kişi kalp krizi geçirdi, bunlardan İshak Kalvo yoğun gaz bombasıyla katledildi. Yine İstiklal Caddesi'nde eylemcilerin eline geçen bir polis dövüldü ve hastaneye kaldırıldı. İstiklal Caddesi'nde her sokak eylem yerine döndürüldü, polisler ise ne tarafa saldıracaklarını bilemediler, her yerden faşizme karşı öfke yükseldi. IMF ve DB'ye karşı eylemlerin bugünkü ayağında, 1 Mayıs Taksim çatışmalarına benzer görüntüler yaşandı. Pek çok yerde bankaların, ATM'lerin camları indirildi, polis panzerleri taşlandı, eylemciler gaz bombalarına karşı molotof kokteylleri, sapan ve taşlarla karşılık verdiler. alınteri |
|
|
|
| kuzeyberdan Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Mahmut Halil CAN (10-06-2009) |
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Beytüşşebap'ta evlere baskın: 15 gözaltı
Bu sabah erken saatlerde Beytüşşebap'a gelen poolis ekipleri, daha önce belirlenen bazı evlere baskın düzenledi. Baskınlar sonucunda çoğu çocuk 15 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen 15 kişinin Şırnak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğü bildirildi. CNNTürk / 06.10.09
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
DTP kongresine soruşturma
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, DTP'nin 3. Olağanüstü Büyük Kongresi ile ilgili soruşturma başlattı. Terör ve organize suçlara bakmakla görevli ve yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nce başlatılan soruşturma, "terör örgütü üyesi olmak" ve "terör örgütünün propagandasını yapmak" suçları çerçevesinde yürütülecek. Soruşturma kapsamında, ilgili güvenlik birimlerinden, kongreye ilişkin ses ve görüntü kayıtları istenecek. Hafta sonu düzenlenen DTP 3. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde, yüzleri kapalı bazı kişilerce, delegelerin bulunduğu bölümdeAbdullah Öcalan posterleri ve terör örgütünün renklerinin bulunduğu bez parçaları açılmıştı. Salondakiler ise bu sırada terör örgütü elebaşı lehine Kürtçe slogan atmıştı. DTP KONGRESİ 4 Ekim'de gerçekleştirilen DTP'nin 3. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde tek aday olan Ahmet Türk, 651 oyla yeniden genel başkan seçilmişti.Kongrede konuşan Ahmet Türk, "Kürt sorununu, Kürtlerin iradesini, siyasal temsilcilerini muhatap almadan çözme arayış ve hesapları" olduğunu iddia etmiş ve Abdullah öcalan için "Sayın" ifadesini kullanmıştı. DTP Genel Başkanı Türk, "Çözüm denkleminde önemli bir yeri bulunan Kürt dinamiği bu sürecin dışında tutulmaya çalışıyor. Sayın Öcalan aylardır 'Akan kanı durdurmak istiyorum. Önümü açın' diyor. Kürt sorununun gelmiş olduğu boyutlar düşünüldüğünde ve sorunun ne kadar karmaşık bir hal aldığı dikkate alındığında, Sayın Öcalan'ın sorunun çözümü konusunda ne derecede etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Tüm kamuoyunun bildiği üzere, sorunun çözümü için bir yol haritası hazırlayıp 20 Ağustos'ta yetkililere sundu. Devlet ve hükümet yol haritasını aldı, inceledi, üzerinde çalışıyor. Bu yol haritasını bilmek ve öğrenmek halkımızın ve demokratik kamuoyunun da hakkıdır. Hükümet bu beklentileri yok sayarak, neden açıklamamakta ısrar ediyor? Yol haritasının kamuoyuna yansımasını istiyoruz" demişti. Ayna: "Militarist bir anayasa..." Türk'ün ardından kürsüye çıkan DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna da, Türkiye'nin antidemokratik yasalar ve uygulamalarla yönetildiğini savunarak, Türkiye'nin çok uluslu bir ülke olduğunu ancak "Tekçi, militarist bir anayasa ve zihniyetin vesayetinde" bulunduğunu öne sürmüştü. Emine Ayna, "Öncelikle şu kabul edilebilmeli; Kürtler bir halktır ve ortak noktalarından biri de anadilleridir. Bu siyasal olarak faşizan-ırkçı, sosyal olarak da ayıp yaklaşımdan artık vazgeçilmelidir. Hiçbir halk kendi anadilini gidip kursta öğrenmez. Yabancı dil, ikinci bir dil kurslarda öğrenilir. Anadilde eğitim olur ve bu sorgulanamaz, demokrasilerde yok sayılamaz, yasaklanamaz, doğuştan sahip olunan bir haktır" demişti. Kongrede ayrıca, yüzleri kapalı bazı kişiler, delegelerin bulunduğu bölümde Abdullah Öcalan posterleri ve terör örgütünün renklerinin bulunduğu bez parçaları açmış ve Öcalan lehine Kürtçe slogan atmıştı. CNNTürk / 06.10.09
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
İMF-DB protestosunda 1 ölü
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (06.10.09) – İstanbul’daki İMF ve Dünya Bankası Zirvesi’ne karşı alanlara çıkan antiemperyalistler İMF’nin koruculuğunu yapan sermaye devletinin azgın terörüne maruz kaldı. Taksim ve civarında yaşanan çatışmalar sırasında coplu, gaz bombalı ve tazyikli suyun yanısıra plastik mermilerin hedefi olan eylemcilerden 100’ü aşkın kişi gözaltına alındı. Polis terörü manzaraları geçmiş yıllardaki 1 Mayıs gösterileri sırasında yaşanan yoğun devlet terörünü hatırlattı. Polis terörü yine can aldı! Birçok eylemci polis terörüne maruz kalırken, 55 yaşındaki kalp hastası İshak Kavlo isimli kişi de yoğun gazdan etkilenerek kalp krizi geçirdi. Kavlo yaşamını yitirdi. Saldırılar sırasında hızını alamayan polisler Taksim İlkyardım Hastanesi’ne bomba atarker birçok hasta ve hastane çalışanlarının gazdan etkilenmesine neden oldu. Hızını alamayan kolluk güçleri 2 saati aşkın süre Taksim ve civarında eylemci avına çıktı. Gözaltına alınanlar araçlarda polis terörüne maruz kalırken antiemperyalistler de kurdukları barikatlarla polis saldırısına direndi. Çatışmalar sırasında bazı polislerin silaha sarılarak havaya ateş ettiği görüldü. Diğer yandan sokak aralarında polisle yaşanan çatışmalar sırasında sivil faşistler eylemcilerin üzerine saldırdı. Yoğun devlet terörüne rağmen Taksim ve civarını eylem alanına çeviren antiemperyalistler, emperyalizmin simgesi haline gelen bankalara ve çeşitli kuruluşları tahrip ettiler. 1 Mayıslar’da sergilenen devlet terörünün baş mimarlarında olan İstanbul Valisi Muammer Güler İMF-DB Zirvesi sırasında da boş durmadı. İstanbul Valisi Muammer Güler, Taksim'de İMF-Dünya Bankası toplantılarını protesto eden kitleye polisin sert müdahalesinin ardından başlayan çatışmalarla ilgili sorulan soruya, bilgisinin olmadığını söyleyerek yanıt verdi.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
İşkenceciler korunuyor, işkenceye uğrayan çocuklar cezalandırılıyor
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (06.10.09) - Baskı ve zor burjuvazinin egemenliği koruyabilmesi için yegane araçlardan biriyken ve Türk sermaye devleti bu aracı en pervasız biçimde kullanırken neredeyse her gün farklı biçimlerde gelen işkence haberleri de basından eksik olmuyor. Mayası şiddet üzerine karılmış olan sermaye devleti de doğal olarak işkencecilerini kollayacak, onların işlerini yapabilmesi için uygun şartları koruyacaktır. Keza, Kürt halkının özgürlük mücadelesini sürdürdüğü ve emekçilere sömürünün en ağır biçimde dayıtıldığı bu coğrafyada sermaye devleti için baskı ve şiddet kaçınılmaz bir hal alıyor. Emekçilerin başından cop eksik edilmiyor, kardeş Kürt halkına yönelik sistemik imha politikası yürütülüyor. Bu kapsamda 13 yaşında Uğur Kaymaz'ın bedenine kurşun boşaltanları aklayan zihniyet, aynı biçimde bir halkın özgürlük mücadelesi için bu düzenin kolluk güçlerine taş sallayanları da en ağır biçimde "yargılıyor". Bu cüreti gösterenlerin lise öğrencileri olmaları da onlara uygulanan işkencenin dozajında bir şey farkettirmiyor. Zira, genç olanlarımızın mücadele içinde olmaları sermaye devletini daha da korkutuyor, daha da saldırganlaştırıyor. Bunun son örneği katıldığı gösteride polise taş atan iki lise öğrencisine hem "terör örgütü üyeliği" hem de "devlet malına zarar vermek"ten dava açılırken, çocuklara işkence yapan askerler hakkında soruşturma açılması talebinin valilik engeline takılmasıdır. Taş atan çocuklara işkence Mardin’de katıldıkları eylemde iki lise öğrencisi için polise taş attıkları iddiasıyla "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla toplam 15 yıl ceza istendi. İki lise öğrencisi 10 Haziran 2009’da davanın görüldüğü Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürülürken, cezaevinin ring aracında, "slogan attıkları", "görevli askerlere hakaret ettikleri" ve "türkü söyledikleri" gerekçesiyle askerler tarafından dövüldü. Mardin İnsan Hakları Derneği’nce hazırlanan raporda, iki lise öğrencisinin maruz kaldığı muamele çocukların ağzından şöyle anlatıldı: “Cezaevine doğru yola çıktık, ring aracında iken şarkı söyledik. Bu sırada görevli askerler kapıya vurarak ‘Siz teröristsiniz, siz Ermenisiniz’ şeklinde hakaret ettiler. Mardin Cezaevi’ne girdiğimizde bizi ring aracında 15 dakika beklettiler, diğer tutukluları indirdikten sonra ring aracının kapısı açıldı. ‘Niye rahat durmuyorsunuz?’ dedikten sonra ellerimiz kelepçeli olarak ring komutanı tarafından dövülmeye başlandık. Vücudumun çeşitli yerlerinde yaralar oldu. Cezaevinde suç duyurusunda bulunduk. Adli Tıp’a çıkarıldık. Ancak bize herhangi bir rapor verilmedi. Mağdur P. İ.’nin beyanı: Ring aracında ellerimiz kelepçeli halde dövüldük, sırtımda ciddi yaralanma oldu. Adli Tıp’a çıktık. Ancak bize rapor verilmedi.” İHD'nin hazırladığı raporda şiddete maruz kalan öğrencilerden P. İ.’nin sağ elinde yara izi, boynunda yara izi, ayak bileklerinde yara izi ve sırtında yara izi olduğu, M. Ö.’nün ise, sol bacağının alt kısmında ekimoz izi, sırt kısmında morarma izlerinin olduğu, boğazında yara izi olduğu ifade ediliyor. İşkenceciler korunuyor, işkenceye uğrayanlar cezalandırılıyor İşkenceye maruz kalan çocuklar, kendilerini döven askerler, işkenceciler hakkında soruşturma açılmasını beklerken, kendilerine, cezaevindeki ring aracının boyasını kazıdıkları gerekçesiyle 10 Temmuz 2009 tarihinde "kamu malına zarar verme" suçlamasıyla dava açıldı. Bu suçtan kaynaklı çocuklar hızlıca Mardin 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı. İşkenceci askerler hakkında yapılan suç duyurusu ise, olayın üzerinde dört ay geçmesine rağmen valiliğin karara bağlamaması nedeniyle hâlâ sonuçlanmadı. Zaman aşımına uğrayan davalar sonucu düzenin işkencecilerini, katillerini akladığı düşünüldüğünde, çocuklara alalacele açılan dava da bir sınıf tutumunu ifade ediyor.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Direnişte 145 gün
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (06.10.09) –Entes direnişçisi Gülistan Kobatan, 14 Mayıs 2009 tarihinde Ümraniye’de başladığı direnişinin 145. gününü geride bırakmış bulunuyor. Kobatan, direnişte geçirdiği 145. günü kendi kaleminden aktarıyor. 145. gün… Yanıma gelen bir işçi yoldan geçen araçları göstererek “Biz açlıktan kırılıyoruz, iş bulamıyoruz adamların altında milyarlarca liralık araba var. Bir de kriz var diyorlar” diye söyleniyordu. Bizde bunda haklı olduğunu ama bunun bu şekilde söylenerek değil mücadele ederek düzeleceğini söyledik. Allah yardımcınız olsun diyen işçiye “Hep böyle dediğimiz için kaybediyoruz, bunun için hiçbir caba sarf etmiyoruz ve etmediğimiz sürece de kaybediyoruz. Bunu da düşüncene saldırı olsun diye değil ama bir şeyleri kazanmak için mücadele etmek gerekiyor” dedik. Üniversitede okuyan bir öğrenci öğleden sonra paydosa kadar direniş yerinde bizimle birlikte nöbet tuttu. Nöbet boyunca değişik tartışmalar da bulunduk. IMF ve DB’nin amacını, bize neler getireceğini konuştuk. Gazeteden yazılar okuyup üzerine tartışmalar yürüttük. Entes ziyaretçi defterinden; “Entes direnişini selamlıyoruz! İşçi sınıfı hayatın her alanında sermaye düzeninin saldırıları ile karşı karşıya kalıyor. Ücretler gasp ediliyor, kriz bahanesi ile emekçiler işten çıkarılıyorlar. Aynı zamanda işçilerin örgütlülüğü de engellenmek isteniyor. Bizler üniversite öğrencileri olarak düzenin bu saldırılarını kendi alanlarımızdan da tanıyoruz. Üniversitelerimizde işçi ve emekçilerin mücadelesini yükseltiyoruz. Sorunlarımız ortak. Birlikte mücadeleye hazırız, kurtuluşumuz da ortak olacak. (Ekim Gençliği) Entes direnişçisi Gülistan Kobatan
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
DİSK: Saldırı açığa çıkarılsın!
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (05.10.09) - Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, 5 Ekim günü saat 14.30’da İstanbul Şişli'deki Genel Merkez binasında silahlı saldırıya uğradı. DİSK Genel Merkezi'ne Çelebi'den randevu alarak gelen Rıza Tunçbilek isimli kişi randevu saatini bekledikten sonra odasına girdiği Çelebi'ye silahlı saldırıda bulundu. Silahını çekerek 4 el ateş eden Tunçbilek, Çelebi'yi ayağından vurdu. Kurşunlardan 3'ü DİSK Başkanı'nın sol bacağına isabet etti. Saldırının ardından Çelebi'nin odasına girerek Tunçbilek'i engellemeye çalışan DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ve Genel Merkez çalışanları Rıza Tunçbilek'i etkisiz hale getirdi. Florance Nightingale Hastanesi'ne kaldırılan Çelebi yapılan ilk müdahalenin ardından saat 19.00’da ameliyata alındı. Çelebi’nin ameliyata alındığı sırada DİSK Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, DİSK'e bağlı sendikaların yöneticileri, İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, KESK Genel Başkanı Sami Evren, TTB Merkez Konseyi Başkanı Gençay Gürsoy ile çok sayıda sendika üyesinin katılımıyla Çağlayan’da bulunan Florance Nightingale Hastanesi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. DİSK: Saldırının gerçek nedenleri açığa çıkarılsın DİSK adına açıklama yapan genel sekreter Tayfun Görgün, saldırının para yüzünden yapıldığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti. Görgün, DİSK'e her gün yüzlerce kişinin geldiğini, içeri girmenin bir prosedür gerektirmediğini söyledi. DİSK Genel Sekreteri, ''Saldırgan bir katil mi, yoksa bunun bir tertip mi olup olmadığını bilmiyoruz. Saldırının alacak verecek meselesi ya da şahsi olma ihtimali yok. Şahsi bir mesele olduğunu düşünmüyorum. Arkadaşlık diye bir şey yok. Sadece mahalleden eski arkadaş oldukları söyleniyor'' diye konuştu. Saldırı nedeninin ortaya çıkartılmasını istediklerini belirten Görgün, DİSK’in ve Süleyman Çelebi’nin hiçbir konuda hiç kimseyle alıp veremediği hiçbir şey olamayacağını söyledi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: ''Biz DİSK olarak, kamuoyunun bütün açıklığıyla her şeyi öğrenmesinden yanayız, ama öte yandan da Türkiye'de alışıla gelmiş bir biçimde olayların magazinsel yanının öne çıkarılmasını doğru bulmayan bir örgütüz. Olayın gerçek nedeni de o zaman açığa çıkmıyor. Diğer teferruatlar orada önemli. Önemli olan şudur; amacının ne olduğunu bilemediğimiz bir saldırıyla karşı karşıya kalmıştır DİSK Genel Başkanı. Bu saldırı çok vahimdir. Saldırgan yakalanmıştır ve sorgusu sürmektedir. Bizler olayın takipçisiyiz. Olayın arkasında başka sebep var mı? Ne oldu, kimler tarafından tezgahlandı? Bu konunun da açığa kavuşmasını istiyoruz.'' Açıklamanın ardından DİSK’liler tarafından "Başkana uzanan eller kırılsın", "DİSK'e uzanan eller kırılsın" sloganları atıldı. Çelebi'nin bacağına platin takıldı Diğer yandan saat 19.00’da ameliyata alınan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin sol bacağına, 2 saat süren ameliyatta platin takıldı. Çelebi'nin iki ayağındaki mermi çekirdekleri çıkarılırken DİSK Başkanı’nın yoğun bakıma alındığı sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
'Faili meçhul' cinayetin failleri korucular
Korucular katletmeye devam ediyor. Şırnak'ta işkence edilerek katledilen iki DTP'linin katilleri korucu çıktı 25 Temmuz’da, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesi Günyüzü köyü yakınlarında DTP’li Necman Ölmez ve Ferhat Erdiş’in işkence edilerek öldürülmesine ilişkin Beytüşşebap Cumhuriyet Savcılığı’nca sürdürülen soruşturma kapsamında, İstanbul'da askerliğini yapan Zeki Akdoğan gözaltına alındı. Önceki gece geç saatlere kadar savcılıkta ifadesi alındıktan sonra tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen Akdoğan’ın cinayeti işlediğini itiraf ettiği öne sürüldü. Cinayeti işlediğini itiraf eden Zeki Akdoğan’ın verdiği ifadeler doğrultusunda, aralarında korucu başı ve korucuların da olduğu yedi kişi gözaltına alındı. Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç Köyü’ne yapılan baskın sonucu korucu başı İhsan Acer ve Zedan Acer ile Camii köyünden Reber Akdoğan, Yunus Akdoğan, Cafer Akdoğan, Nasır Akdoğan, Günyüzü Köyü’nden de korucu başı Cemil Oğurlu gözaltına alınarak Beytüşşebap İlçe Jandarma Komutanlığı’na getirildi. Korucu başı İhsan Acer’in Beşağaç köyündeki evinde biri uzun namlulu olmak üzere iki silahın ele geçirildiği bildirildi. Zedan Acer ile Yunus Akdoğan evlerinde de kan izli kıyafetlerin bulunduğu iddia edildi.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Ah çoban kızı!
O çocukların yaşını kimse tam olarak bilemez. O çocuklar çoğunluk kayda düşmeden yaşar, ölümleri de kayıt tutmaz. ![]() Çocuğunun parçalanmış organlarını eteğinde taşıyan Kürt annenin ağıdı Kaynak: Radikal Yıldırım Türker O çocukların yaşını kimse tam olarak bilemez. O çocuklar çoğunluk kayda düşmeden yaşar, ölümleri de kayıt tutmaz. Çoban kızı Ceylan Önkol için kimileri 12, kimileri 14 yaşındaydı diyor. Ne fark eder? Onun vurulduğu dağların zamanı bizimkiyle ölçülemez nasılsa. 6. sınıf öğrencisiymiş. Diyarbakır’ın Lice ilçesini on yıllardır uğursuz bir fısıltı gibi işitmez miydik zaten? Ceylan’ın ölümüyle bir kez daha hatırladık Lice’yi. Ceylan, geçen gün koyun otlatırken havaya uçuruldu. Karnından vurulmuş. Kolları bacakları sağlammış. Dolayısıyla onu parçalayanın, birçok çoban çocuğunun katili mayınlardan biri olmadığını biliyoruz. Varlığına her gün şükretmek zorunda kaldığımız Taraf gazetesi olmasaydı, yine sessiz sedasız geçiştirilecek, hayatlarını zulmün kaydını tutmaya adamışların gündemi dışında yer bulamayacaktı hayatlarımızda. İHD Diyarbakır Şubesi, bir basın toplantısında Ceylan’ın parçalanmış giysisini ve şarapnel parçasını göstermiş. Şapkasını gördünüz mü? Havaya uçmuş besbelli, hiç zarar görmemiş. Uzun siperlikli beysbol şapkalarından. Belli babası pazardan almış. Üstünde bir kurukafa resmi var. Bir de İngilizce yazı: ‘Bad to the bone.’ İliklerine kadar kötü anlamında. Sevsinler. Anasına, ‘makarna pişir, dönünce yiycem’ demiş evden çıkarken. Ama önce koyunların karnını doyurmalı. Biraz sonra ailesi bir patlama sesi duyup o yana koşturmuş. Çoban kızın kolları ve bacaklarını bulmuşlar. Bedeninin kimi parçaları ağaç dallarına fırlamış. Aile, Ceylan’ın parçalarını toplayıp ağıda durmuş. Güvenlik kuvvetlerinin, savcının gelmesini beklemişler. altı saat boyunca. Savcı, doktor ve kolluk güçleri, can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle olay yerine uğramıyorlar. Hukuk devletimiz, köy imamını gönderip elindeki kamerayla olay yerini çekmesini sağlıyor. Ceylan’ının parçalarını eteklerine toplayan anası, karakola gidiyor. Karakol nizamiyesinde şıpınişi bir otopsi yapılıyor. Olay yerini incelemeye Cumhuriyet Savcısı ancak üç gün sonra teşrif ediyor. Ceylan, bu dağlarda avlanmış. Ama gezmesin de ne yapsın, koyunları otlatmak gerek. Bize ondan kalan vesikalık bir fotografı. Orada yaşayanların çoğu hayatlarında bir kez dururlar kameranın karşısında. Onların evlerinde yoksul bir nikâh fotoğrafı, belki bir de askerlik fotoğrafı dışında sabitlenmiş bir suret yoktur. Bir de devlete bakarken; kafa kâğıdına vesikalık. Ceylan, kameraya nasıl bakacağını bilememiş. Belli, fotografı çeken, gözlerini aç, demiş ona. Evet, Ceylan da, ‘Bir teneffüs daha yaşasaydı tabiattan derse kalkacak, devlet dersinde öldürülmüş’ çocuklardan biri. Uğur Kaymaz gibi. Bir karışını vermem deyip ölüme adanmış topraklarda mayınlarla patlayan çobancıklar gibi. Taş attılar diye üzerlerine kurşun sıkılan, ölümleri sıkanın yanına kâr kalan çocuklar gibi. Oraların, Kürt ellerinin kavruk, mutsuz bütün çocukları gibi. Hayatları gözümüzde beş para etmeyen küçük ölü çocuklar. Bu memleketin vatandaşları. Siyasileri. Gazetecileri. Hukuk insanları. Ceylan’ın ölümü karşısında işte anlı şanlı ordumuz sessiz sedasız kırıtıyor yine. Araştırmışlar da havan atılmadığını saptamışlar. Pekiyi ne? Ceylan’ın o topraklarda yaşıyor olması, o dağlarda geziyor olması ölümü için yeterli bir gerekçe, öyle değil mi? Hesap vermenize hiç gerek yok elbet. Kendi hukukunuz, kendi savcılarınız nasılsa göğüslerini siper edip koruyorlar dokunulmazlığınızı. Seferberlik halidir, bir hatadır olmuş, öyle değil mi? Hatta bu konuyu deşmek, Ceylan’ın ölümü üstüne suskunluğa gömülmeyi reddetmek de, Allah bilir, vatan hainliğidir. Askeri bir karakoldan atılan, henüz bilmediğimiz bir silahla katledilmiş olduğu ortada olan Ceylan’ın ölümünü de örtbas edivereceğinize inancınız tam, değil mi? Uğur Kaymaz’ın katilleri haklı bulundu, biliyorsunuz. Onun öldürüldüğünde yazmıştık. Tekrarlayalım: Bu memlekette, en hassas koruma altına alınmış olan; güvenlik güçleridir. Emniyet ve askeri güçlerin moralinin bozulmaması için kendilerine sonsuz bir özgürlük alanı tanınmıştır. Güvenlik güçlerinin incinmemesi her şeyin önünde gelir. Devlet diktesinin de gücüyle ÖZGÜR basın, bu konudaki dikkatiyle vatandaşına göz yaşartıcı fedakârlıkta bir rehberlik görevi üstlenmiştir. Elinde silahı olan ve güvenliğimizi sağlamakla yükümlü emniyet güçlerinin isabetine yönelik en ufak bir kuşkuyu dile getirmek, sizi bir çırpıda ‘marjinal’ yapacaktır. Avrupalı olma yolunda atmakta olduğumuz hiçbir adım, bu gerçeği değiştirebilecek kudrette değildir. İşkenceci polisler hâlâ ve mümkünse hiçbir zaman cezalandırılamaz. Gözaltında ölümüne sebebiyet verdikleri kurbanlarının hesabı da kendilerinden sorulamaz. Zaman aşımı onların yanındadır. İşkence yuvaları kurmuş cuntacı generalleri bile rahmetle anmak zorundayız. 33 Kürdü kurşuna dizip idam cezası alan Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın adı, daha geçtiğimiz Mayıs ayında bir Jandarma Sınır Taburu’na verilmedi mi? Meselenin adını koyuverelim. Bu topraklarda polisin ve askerin morali her zaman bir çocuğun canından önce gelir. Onları eleştirmek, bu kurumların ıslahının gerektiğinden söz etmek son derece tehlikelidir. Güvenlik paranoyasının topyekûn ülke sathına yayılması, sık sık düşman listelerinin çıkarılıp kendi fikir tartımızla dünyaya bakabilmemizin engellenmesi şarttır. Hepimize tek yol olarak gösterilen, kimi sertlikleri, münferit zalimlikleri olmakla birlikte bu kurumların en ufak bir eleştiri esintisinden uzak tutulmaları gerektiğidir. Bu, güvenliğimizin bedelidir. Onların da burnundan kıl aldırmayan bu ruh hali içinde düşman bellediklerinin yaşama hakkına yönelik en büyük tehdit oluşturuyor olması doğal. Şimdi bir kez daha kendimize sormak zorundayız. Çocuk ölüleri karşısında ne hissediyorsunuz? Karanlıkta koca adam gibi durduğu için, başını sokabileceği bir evi olmadığı için, aç kaldığı, tedavi görmediği için, savcının bile adım atmaya korktuğu topraklarda koyun otlattığı için ve daha birçok nedenle katledilen çocukların ölüleri nasıl oluyor da infial yaratmıyor bu toplumun bağrında? Asılabilsin diye yaşı yükseltilen çocukların cellatları nasıl hâlâ saygın kimliklerine bürünmüş, sıcak evlerinde ecel bekliyor? Bu toplum, bu koca nüfus, vatan sevmekten çocuk sevmeye vakit bulamamış savaşçılar ve kasaba tüccarlarından mı oluşuyor? Çocuk dünyasına yakın durmayan, hayatında bir tek çocukla hazmedilmiş bir tevazu içinde birlikte vakit geçirmemiş, bir tek çocuğun dilini asal kabul edip onun karşısında saygıyla titrememiş bir yetişkin için çocuk, elbette kolay unutulacak bir insan küçüğüdür. Çocuk dilini, çocuk gözünü hiç merak etmeyen; onları bir an evvel eğip büküp güruha katmaya çalışan bu toplum, daracık dünyasında nefes darlığı içinde yaşayıp gidecek. Bir çocuğun saçının bir tek telinin bu toplumun emniyetine feda edilemeyeceğini, edildiği takdirde emniyet duygumuzu sonsuza dek yitireceğimizi haykırmak gerek. Sessizlikle geçiştirmeye çalıştığımız bir çocuğun katledilişidir. Bu memlekette bir ana, havaya uçurulmuş çocuğunun parçalarını bir bir eteğine topluyor. Bu anın bilgisiyle, artık unutuluşa gömemeyeceğimiz bu görüntüyle nasıl yaşamaya devam edeceğiz? Ceylan’ı o dağlarda vurdular. Vuranlar hiç utanır gibi durmuyor. Pekiyi siz utanmıyor musunuz?
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | kuzeyberdan (10-06-2009), Toprak (10-07-2009) |
![]() |
| Anahtar Kelimeler: avcilar, ceylan onkol, demokratik, disk, dunya bankasi, ekonomik, entes elektronik, fasist devlet teroru, feyzullah ete, imf, kent as, mucadele, sendiren, suleyman celebi |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| devlet, faşist, son, sürüyor, teroru, terörüne, tirmanarak, tırmanarak |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Faşist devlet terörüne karşı tek yumruk tek barikat | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 4 | 08-19-2009 07:53 PM |
| Faşist Devlet Terörü Artarak Sürecek | Mahmut Halil CAN | EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM | 3 | 08-08-2009 03:28 PM |
| Faşist devlet terörüne karşı kürtlerle dayanışmaya | Mahmut Halil CAN | YÖNETİMDEN DUYURULAR | 0 | 06-25-2009 05:39 PM |