DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > DEVRİM VE POLİTİKA > FELSEFE VE POLİTİKA

FELSEFE VE POLİTİKA Felsefe ve politika ilişkisi içinde sorunların ele alındığı özgür düşün platformu


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü
Cevaplar
44
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
5858
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-19-2010, 05:30 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Exclamation Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

FATMAGÜLÜN SUÇU NE TECAVÜZ TACİZ VE BURJUVA AHLAKIN PROMOSYON KÜLTÜRÜ


Geçtiğimiz günlerde Fatmagül’ün suçu ne adlı dizi Kanal D adlı TV kanalında izleyici ile buluşmuş. Bu dizinin geçmişte Hülya Avşar tarafından oynanmış bir de filmi varmış. Günlerdir TV haberleri ile gazete sayfalarını meşgul edip, tam da burjuva medyanın işlevine uygun bir biçimde yapay olarak tartışmalar yapılıyor, tecavüz kültürü övülüyor, tecavüz sahnelerindeki oyunlar kıyaslanıyor vs. Korkunç bir ahlaki kirlenme içindeki toplumsal yapı sürekli bir biçimde yeniden ve yeniden tükenişe itiliyor, uçurumlardan yuvarlanıyor.

Bir dizinin reklamı, seyirci çekmek, reyting uğruna ahlaksızca, namussuzca kadınlar aşağılanırken; tecavüz sahneleri ve oyunculukların bu sahnelerle kıyaslanarak tecavüz kültürü ve ikinci bir aşağılanma, kadın bedeni üzerinden oynanan oyunlar yaşatılıyor. Meşru kılınmaya çalışılıyor.

Burjuva düzen açısından her daim var olan Pazar ilkesi bu alanda da her bakımdan öne çıkarak, şimdiye kadar nasıl kullanıldı ise yine aynı biçimde kullanılmaya devam ediliyor. Zira burjuvazi için ahlak, değer, insani özellikler vs değildir esas ve temel olan. Onun için varsa yoksa her şeyi paraya çevirmektir. Kara döndürmektir, satmaktır. Satarken de aynı anda var olan değerleri dejenere etmek, ahlaki-sosyal-kültürel geriye çekmekte cabası olarak kazanç hanesine yazılıyor düzenin.

Beren Saat mi yoksa Hülya Avşar mı iyi oynamış tecavüz sahnesini? Burjuva basının öne çıkarıp pazarladığı, tanıtım, reklam, promosyon için öne çıkardığı bunlar. Bir kadının tecavüze uğraması, toplumsal, sosyal, kültürel sonuçları ve cinselliğin öne çıkarılmaması gibi konular tartışma dışı onlar tarafından. Zira amaç diziyi bir biçimde pazarlamak, izlenmesini, reyting yapmasını sağlamak. Bunun içinse onlar açısından her yol mubah olmaktadır.

Günlerde bu bölüm ana haber bültenleri dahil tüm gazete, TV vs her yerde tartışma konusu haline getirilmekte ve işin esası bundan rahatsızlık duyanlar oldukça azınlıkta kalmaktadırlar. Zira beyinleri uyuşturulmuş, dizi, film ve görsel medya tarafından teslim alınmış bir yapısal yabancılaştırılmış toplumsal dokuya en çokta bu açıdan istenildiği gibi vurulduğu biliniyor kapitalistler ve onların uşakları tarafından.

Fatmagüller ve tecavüzler gündelik yaşamın bir parçasıdır oysa Anadolu coğrafyasında. Kadının ikincil cins, cinsel **** olarak algılatıldığı toplumsal düzen olan kapitalizmde bunlar hiçte garipsenecek, ortadan kaldırılması gereken şeyler gibi değildir. Mesela Tekirdağ’da bir Yetiştirme Yurdunda bir aşçı çalışan tarafından tecavüze uğrayan sözde devlete emanet edilmiş bir kız çocuğu sıradan bir üçüncü sayfa haberidir ancak düzen açısından.

Fatmagül ve Fatmagüllerin bir suçu yok elbette. Suçlu varsa o da düzendir. Fatmagüllere tecavüz ettiren, erkek egemen sistemi koruyan, kadın bedenini cinsel bir nesne olarak öne çıkaran, kadın bedenini ve onun maruz kaldığı şiddeti bir pazarlama, promosyon unsuru olarak gören emperyalist kapitalist düzendir suçlu.

TVkolik, dizi kolik yapılıp ekranlara kilitlenmekten, düzenin aşağılık kültürel-sosyal empozesini reddetmeden, emekçi-proleter ve yeni insana özgü bir sosyal-kültürel-siyasal-pratik bir kimlik yaratılmadan bu düzen alaşağı edilemez ve yerine yenisi konamaz.


19.09.2010


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]





__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 8 Kisi:
A.E.Bahadır (12-23-2011), kamerduran (09-25-2010), KIZILKAYA (10-04-2010), Komunce_ (10-02-2010), Mehmet Asi Okçuoğlu (10-13-2010), melek5825 (10-01-2010), Newera WeLa_SuRI (10-04-2010), İpek Deniz CAN (12-20-2011)
Alt 09-19-2010, 05:39 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Yetiştirme yurdunda skandal

Yurdun aşçısı küçük kıza önce tecavüz etti, hamile kalınca da kürtaj yaptırdı.





Tekirdağ Zübeyde Hanım Kız Yetiştirme Yurdu’nda 7 yıldır aşçı olarak çalışan N.T, geçen yıl N.Y’ye tecavüz etti.

Olayı kimseye anlatmaması için genç kızı tehdit ettiği öne sürülen aşçı, eşini boşayıp kendisi ile evleneceğini söyledi. Kusma ve baş ağrısı şikayeti üzerine N.T. tarafından doktora götürülen kızın 3 aylık hamile olduğu tespit edildi. N.T’nin Tekirdağ Devlet Hastanesi Kadın Doğum uzmanı Dr. T.M. ile anlaştığı ve doktorun özel muayenehanesinde genç kıza kürtaj yaptırdığı öne sürüldü.

4 ay önce 18 yaşını dolduran N.Y, yurttan ayrıldı ve Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nde memur olarak işe başladı. Genç kız önceki gün evlilik vaadini yerine getirmeyen aşçıdan şikayetçi oldu. Gözaltına alınan N.T, “Kendi isteğiyle birlikte olduk. 3 aylık hamile olduğunu öğrenince kürtaj yaptırdık. Olay daha sonra kapandı. Benim bir suçum yok” dedi. Polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen N.T, ‘Cinsel saldırı’ suçlaması ile tutuklanarak Tekirdağ Kapalı Cezaevi’ne konuldu.

Kürtajı yapan doktor hakkında ise adli ve idari soruşturma açıldı. Tekirdağ Zübeyde Hanım Kız Yetiştirme Yurdu Müdürü Halit Koşar ise, aşçı N.T’nin tutuklandığını N.Y’nin 18 yaşını doldurduğu için yurttan ayrıldığını söyledi.

HABERTÜRK
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 4 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010), Newera WeLa_SuRI (10-04-2010), İpek Deniz CAN (12-20-2011)
Alt 09-19-2010, 05:39 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

YİBOLAR, YETİŞTİRME YURTLARI, TECAVÜZ, TACİZ VE SUÇA İTİLEN ÇOCUKLAR İLE GELECEKSİZLİK


KÜÇÜK YAŞTA ÇOCUKLARIN TECAVÜZ VE İNSANLIK DIŞI YAPTIKLARININ SUÇLUSU KAPİTALİZM VE İĞRENÇ FAŞİST DÜZENİDİR.


Bundan bir süre önce Siirt’te kız öğrencilere taciz ve tecavüz edilen 200 kişiden söz edilip, sözde soruşturma sürdürülürken ve içlerinden ikisi dışında tutuklu bulunmazken; bugün ise yine Siirt’te insanın insan olarak kanını donduran bir haber yayınlandı. Çocuk sayılacak yaşta çocuklar, kendi yaşıtı biz kız çocuğunun çıplak resimleri konusunda tehdit ederek; kendi öz yeğenleri 2 yaşındaki erkek, 3 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz edip; birisini öldü sanarak atıyorlar ve yaşıyor. Diğerini, kız çocuğunu ise boğarak öldürüp bir kenara atıyorlar.

Siirt Pervari’de bir Yatılı İlköğretim Bölge Okul’unda yaşanan bu vahşet; aylarca gizleniyor. Yeni haber oluyor. Bu korkunç bir insanlık dramı olmanın ötesinde; kapitalizmin yarattığı yabancılaşma, bastırılmışlık, ilkellik ile çocuklara kadar bile inen kendine düşmanlığa denk gelmektedir. YİBO’lar da ailelerinden zorunlu bir biçimde koparılmış ve yarı açık cezaevleri koşullarında ve her yaş grubunda bulunan çocukları bulundurup, gerekli önlemleri almazsanız olacağı budur.

YİBO’lar, Türk sömürgeci faşist devletinin Kürdistan’da köy yakma-boşaltmaları sonrası ile birlikte devreye daha sıcak bir biçimde girdi. Ardından asimilasyonun bir parçası olarak ciddi bir işlev görmek amacına uygun bir biçimde yaygınlaştırıldı. Siyasal olarak Kürtleri asimile edip, topraklarından etmenin bir parçası olan YİBO’lar; bir nevi toplama kampları gibi işlev gördüğü gibi; ekonomik yoksunluk ve yoksulluklar da birleşince özelde Kürt Halkı açısından da kabul gördü. Nihayetinde 8 yıllık zorunlu eğitim süreci-kararının da etkisiyle bu durum daha da mazur görülmeye başlandı.

Geçtiğimiz günlerde Batıda bir ilde Umut Balık adlı çocuk baskı, dayaktan kaçarken Foseptik çukurunda bulundu. Belki de öğretmenleri ya da öğrenciler tarafından katledildi. Ki zaten olayların olduğu günden bir iki gün sonra üzerini örtmekte Türk azılı burjuva medyasının üzerine yoktur. Aynı zamanda balık hafızalı bir toplumsal hastalıktan da muzdarip olunduğunun da altınız çizmek lazımdır.

Bu yarı açık cezaevlerinde ailelerinin sevgi-ilgisine en yoğun talep olacak zamanlarında; çocukları buralara sözde eğitim amacıyla tıkarak onların yaşamlarını çalmanın adını Eğitim-Öğretim koymak asla ve kesinlikle olanaklı değildir. Sevgi-ilgi görmeden ve karşısında da dayak-şiddet, bastırılmış duygular-bastırılmış ve ayıp, günah denilerek bastırılmış cinsellik, sürekli bir biçimde baskı, askeri yaklaşımlar sonucu olan çocuklara olmaktadır. Sapık, toplumdan uzak, suça meyilli, taciz-tecavüz sanıkları, hasta ruhlu insanlar yetiştirilmektedir. ( Zira Kürdistan’da birçok YİBO, askeri kışlalar içinde ya da yakınındadır. Ne hikmet ve garabetse )

Aynı duruma Yetiştirme Yurtları ile Çocuk Yuvalarında da rastlanmaktadır yıllardır. SHÇEK’e bağlı olan bu kurumlara yoksunluk ve yoksulluk dolayısıyla bırakılan ve sözde devlet korumasına alınan bu kurumlarda; dinci-gerici-faşist-sadist-hasta ve psikopat ruhlu insanlar yetiştirilmektedir. Zaten çoğunluğu, buradan ayrılanların çoğunluğu ya mafyaya, ya sokak serseriliğinin her türünü yapan insanlara, ya sadizm-sapıklık ve insanlık dışı meslekleri icra etmektedirler. ( Mesela Özel Timler, Asker ve polis görevlerinde özellikle sadist, insana yabancı kimselerin geçmişine özellikle bakmanızı öneririz.)

Siirt’te yaşanan tamamen kapitalist düzenin ve onun sömürgeci faşist diktatörlüğünün uygulamalarının sonucudur. YİBO’ları yaratan, dayatan, orada çocukları asimile etmek, düzenin sapkınlıklarına yöneltmek, askeri kışla disiplini ve sosyal-kültürel-insani anlamda insanlığın değerlerinden uzak bir biçimde tutmak, ekonomik yoksunluk ile yoksulluğu kullanarak düzenin ihtiyaç duyduğu insanı yetiştirmek suçu elbette kapitalizm ve onun devletindedir.

Diğer yanı aylar öncesinde yaşanan bu olay ne ilktir ne de son olacaktır. Kim bilir bu açığa çıkanların arkasında gizlenmiş, sümen altı edilmiş kaç on olay vardır. Her gün sokaklarda yaşananların, YİBO vb yerlerde yaşanmaması olanaksızdır. Hele ki böyle bir düzende.

Bu insanlık dışı vahşetin nedeni emperyalist kapitalizmdir. Kaynağı bu faşist devlettir. İnsanlık düşmanı uygulamalardır. Her zamanki gibi, olayları en kısa sürede unutturmaya çalışacaklar, insanları susturacaklar, havuç-sopayı aynı anda kullanacaklar, gizleyecekler, gerçekleri çarpıtacaklar, töre-gelenek vs deyip işin içinden sıyırmaya çalışacaklardır. Bunlar yaşanacak şeylerdir. Aysbergin su üstündeki kısmı bu derece iğrençliklerle bezeli ise; altta kalan kısmında kim bilir neler neler vardır! Bu iğrenç düzenden her şeyde beklenir zaten.

Aylardır gizleyen devletin, üstünü örtmekte de çabuk hareket edeceği kesindir. Buna karşı bizlerin de sorunu gündemde tutmak, sendikal, demokratik mücadelenin bir parçası olarak mücadelenin bir ayağı yapmak zorundayız.

Diğer yandan, yaşanılan her vahşet, emperyalist kapitalizmin sonucudur. Onun insanlık dışı yapısındandır. Bu bakımdan düzen, sorunların kaynağına hiçbir alanda inmez bilinçli olarak. Sözde sonuçlarla ilgileniyormuş gibi yapar, sözde çözümler üretiyormuş gibi yapar; ama asla ve kesinlikle kaynağını, nedeni ve niçinini sorgulamaz, sorgulatmamaya çalışır. Oysa, kaynaktan, neden ve niçinden sorgulanmayan sorunlar; asla ve kesinlikle çözülemez.

Evet biz komünist devrimciler ise, sorgulayıcı, kuşkucu bilimsel bir yönteme sahip olduğumuz kadar; düzen ile onun neden-sonuç ilişkisini iyi bilenler olarak elbette kapitalizm ve onun düzeninin uygulamalarını en iyi gören ve analiz edenleriz.

Doğal olarak alternatiflerimizi de buna göre inşa ederiz. Parasız, demokratik, özerk, insani bir eğitim sisteminin temeli de ekonomik-siyasal-sosyal-kültürel vs yeterlilik gerektirdiği için; bunun da adresi sosyalizm ve komünizmde olduğu içindir ki; kurtuluşun yolu da mücadeledir diyoruz.

YİBO’lar kapatılmalıdır. Yaygın ve örgün eğitim sıradan okullarla insanın olduğu her yere ulaştırılmalıdır. İnsanların açlık-sefalet-yoksunluk ve yoksullukları kullanılarak ve buna da Kürtlerde asimilasyonu da ekleyerek YİBO’ların insanlık dışı yapısı ve içeriğine izin verilemez. Tüm emek örgütleri, insanlık hakları savunucuları, aydınlar, bilim insanları, devrimci-demokratlar, komünist devrimciler bu soruna yaklaşımda birleşmelidirler. Bu insanlık dışı vahşetin en alçakça düzeylere ulaşmasına seyirci kalanlar; aynı suçları işlemiş sayılırlar. Taraf olmamak demek; var olana taraf olmak demektir.


26.04.2010


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
A.E.Bahadır (12-23-2011), Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-19-2010, 05:51 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Fatmagül’ün suçu: Tecavüz promosyonu - Can Dündar



Dizi yeni başladı; ama Google’a “Fatmagül” ve “tecavüz” yazarsanız 300 bin sonuç geliyor. En yaygınları şunlar:

“Fatmagül’e nasıl tecavüz ettiler?”

“Hülya mı Beren mi tecavüzde daha iyiydi?”

“Beren’e Müjde’den fazla tecavüz edildi.”

“Fatmagül’e tecavüz sahnesi... İndir, izle!”

Yüzlerce site, “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisinin haftalardır merakla bekletilen tecavüz sahnesini yayınlıyor.

Yüz binlerce göz, heyecanla indirip izliyor.

Görüntüyü yani...

* * *

“Fatmagül”ün senaryosu, Vedat Türkali ustaya ait...

Tecavüzün, hem tecavüze uğrayan kadının hem de tecavüzcüsünün hayatında açtığı yaraları işleyen bir eser bu...

Fakat dizinin tanıtımında tecavüz sahnesi öyle abartıldı ki, bu kampanya, başlı başına bir yaraya dönüştü.

Haftalardır “Beren nerede tecavüze uğrayacak”, “Tecavüz heyetinde kimler yer alacak”, “Tecavüze uğrayacağı kumsalda ne önlem alındı”, “Beren nasıl hazırlandı”,
“O mu yoksa Hülya mı daha iyi tecavüze uğradı” haberleriyle o “büyük an”a hazırlandık.

Nihayet tecavüz gecesi gözümüzü ekrana dayayıp Fatmagül’ün ırzına geçilişini cümbür cemaat izledik.

Ve eserin amacının tamamen zıddına olarak elbirliğiyle bu sahneyi bir “toplu tecavüz seyirliği” haline getirdik.

* * *

Meşhur bir oyuncuyu, dört erkeğin tecavüzüne uğrarken izlemek dünyanın her yerinde ilgi çekebilir.

Fakat tecavüz olaylarında en suçsuz olanın suçlandığını anlatan bir eser, sırf tecavüz sahnesiyle pompalanıyorsa, eserin hesaplaştığı maço zihniyetin tuzağına düşmüş demektir.

Tecavüz haberlerinde bizim de sıkça düştüğümüz bir tuzaktır bu: Bazen haber yazılırken olay o kadar ayrıntılı anlatılır ki, okuyanı özendiren bir tecavüz güzellemesi çıkar ortaya...

Bazen istenerek, bazen de bilinçsiz olarak...

* * *
Çünkü erkek dünyasında tecavüz, kadından farklı çağrışımlar yapar.
Erkek, “Kadınların çoğu tecavüz fantezisi kuruyor” anketlerine inanma eğilimindedir. Çoğu porno, bu inancı besler.
Türk filmlerindeki tecavüzcülerin dilinden düşmeyen “Debelenme sen de zevk alacaksın” lafı, bunun ifadesidir. Kadını “en büyük kışkırtıcı” sayan maço, “Dişi köpek kuyruk sallamasa, itlerin harekete geçmeyeceğine” inanır.
Böylece suç, baştan Fatmagül’e yıkılır.
Bu zihniyete hukuk da katılır. Tecavüze uğrayan kadın fahişeyse, tecavüzcüsü ceza indiriminden yararlanır. “Tahrik”, tecavüze bahane sayılır.
Kadın, şikâyetçi olmaya çekinir. Tecavüzcü erken salınır. Kurban, “kirli” damgasını yer; teşhir edilir, dışlanır.
* * *
Daha feci gerçek şu:

Türkiye’de her 3 tecavüzcüden 2’si, kadının tanıdığı adam: Ya sevgilisi ya kocası; eniştesi veya babası...
Bizim hararetle beklediğimiz görüntüleri, evde tecavüzcüsüyle birlikte izleyen Fatmagül’ler var bu ülkede...
“Erkek bulmaya Türkiye’ye geldiler” masallarına inanıp turist kadınları tecavüzde öldüren magandalar var.
Uğradığı tecavüzü kim bilir kaçıncı kez anlatmak üzere Adli Tıp kapısında sıra bekleyen kız çocukları var.
Yazana, oynayana, çekene sözüm yok; ama dizi bahanesiyle medyada, internette “Irzına nasıl geçtiler, yakından bakalım” kampanyası açarak fazlaca tecavüz reklamı yapmış olmuyor muyuz?
Hiç olmazsa reklam gelirinin bir kısmını Pippa Bacca’nın ailesine yollasak iyi olmaz mı?
Radikal / 19.09.10
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-19-2010, 10:19 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Tecavüz Kültü' mü/ Sibel ÖZBUDUN Erkeklerin kadınların kurtuluşuna
karşı çıkışının tarihi,
belki de kadınların kurtuluşunun
öyküsünden daha ilginçtir.”[2]

Öncelikle, panel için kullandığınız başlığın beni acı acı düşündürdüğünü vurgulamama izin verin.

Son yıllarda, doğrudan siyasal ya da iktisadî koşulların sonuçları olmadığını düşündüğümüz, konjonktürel, arızî, gelip geçici olmadığı konusunda bir kanıya vardığımız, yani kolay savuşturulamayacağına kani olduğumuz “belalar” için “kültür” terimini kullanmaya başladık, bilmem farkında mısınız?

“Linç kültürü”, “şiddet kültürü”, “tecavüz kültürü”… bu minvalden kavramlar.

Somut bir örnek vermeme izin verin.

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz 2009 yılında, bir tecavüz olayı, Türkiye’yi ayağa kaldırmıştı. İtalyan kavramsal sanatçı Pipa Bacca, Filistin’de barış talebine dikkat çekmek için, İtalya’dan gelinlikle yola çıktı. Niyeti otostopla Filistin’e dek uzanmaktı. Pipa Bacca hedefine varamadı. Çünkü Türkiye sınırlarına girdikten sonra, yanılmıyorsam Gebze yakınlarında, bir kamyoncunun tecavüzüne uğradı, ardından da öldürüldü.

Olay herkesi irkiltti. Oysa, lanet olsun, öylesine beklenilen, öylesine ürkütücü şekilde vaka-i adiyedendi ki… Coğrafyamızda çocukluk yaşlarını geride bırakmış her kadın ve erkek, bu ülkede tek başına otostop yapan bir kadının yüksek tecavüz riski altında olduğunu bilir. Sanırım ülkeyi tanıtan turizm rehberlerinde de kayıtlıdır bu risk. Bu nedenle de Türk ya da turist, kadınlar, Türkiye’de şehirlerarası yollarda yanlarında bir erkek olmadan pek otostop yapmazlar.

Aslına bakılırsa, Türkiye’de risk altında olan kadınlar, yalnızca otostop yapanlar değil… Hatta yalnızca kadınlar da değil. Kız-erkek çocuklar, yaşını doldurmamış bebeler… Bu nedenledir ki Türkiye’de kadınlar hava karardıktan sonra sokaklarda pek tek başlarına dolaşmazlar… Yalnız yaşamaktan mümkün olduğunca kaçınırlar… Çocuklara yabancılardan uzak durmaları, sıkı sıkıya tembihlenir. Mümkünse sokağa yalnız salınmazlar… Yani tehlikelere karşı önlem alınır…

Bu coğrafyada yaşayan her kadın ve erkeğin bir bakıma ortak bilgisinin, yani yalnız bir kadının (ya da çocuğun) tecavüze uğrama olasılığının, adeta “kültürel” bir bilgi olduğu söylenebilir…

Acaba öyle mi? Yani gerçekten de bir “tecavüz kültürü”nden söz etmek, mümkün mü?

Laf aramızda bir “bela”yı “kültür” olarak nitelemeye başladığımız andan itibaren, farkında olmadan iki şey yapıyoruz, demektir:
Onu “kültür” adını verdiğimiz, bir halkın bilincinin derinliklerine kök salmış duyuş-düşünüş ve davranışlar arasına yerleştirip, deyim yerindeyse “faili meçhulleştiriyoruz”.

Öyle ya, bir toplumda tecavüz, linç, vb. nahoş hadiseler sık sık olup duruyorsa, onlarla yüzleşmemenin, onları sorgulamamanın en kestirme yolu “bu zaten kültürlerinde var,” deyip geçmektir. Böylece zaten yüzleşilip çözümlenmesi çetrefilli bir sorun olan tecavüz, sorgulanması, cezalandırılması, sağaltımı vb. gerekli ve olanaklı bir fiil olmaktan çıkarak sıradanlaşır, taşınması neredeyse zorunlu bir damgaya dönüşür.

Bununla bağlantılı ikinci bir nokta ise, “tecavüz kültürü” teriminin değişim umuduna kapalılığıdır.

Bir şey, iktisadî nedenlerden kaynaklanıyorsa, diyelim ki bir ülkede işsizlik yaygınlaşıyor ise kriz koşullarından çıkılması, hükümetin krizi doğru yönetmesi ya da emekçilerin, ezilenlerin ülke yönetimine ağırlıklarını koymasıyla bu durumun düzeleceği varsayılır.

Benzer tarzda siyasal sonuçlar da müdahaleyle değiş(tiril)ebilir, hatta toplumsal sonuçlar da öyle - ne bileyim, bir dahaki seçimlerde farklı oy kullanarak iktidarı değiştirirsiniz, güçlü bir “sivil toplum” aracılığıyla iktidarı etkilersiniz; yasaları değiştirirsiniz, eğitim sistemiyle oynarsınız… siyasal ve toplumsal görüngüleri değişikliğe uğratabilirsiniz.

Ama ya “kültürel” olan… Genellikle kültürlerin içselleştirilmiş, bilinçaltının derinliklerinden güdülenen eğilimlerden oluştuğu için, insanın en zor değiş(tiril)en yönleri olduğu kabul edilir.
Bu iki önkabulü, yani tecavüzün “kültürel” dolayısıyla da “olağan” ve değiştiril(e)mez olduğu varsayımını reddediyorum.

Tecavüz, yani rızası olmayan bir bireye yönelik cinsel saldırı, bir suçtur… Suç olduğu için cezalandırılmalıdır, ancak bu yetmez, toplum, kadın ve çocukların güvenliği (çünkü tecavüzün mağduru büyük oranda onlardır) sağlayabilmek için, tecavüzü olanaklı kılan koşulların kökten ortadan kaldırılmasının yollarını araştırmakla yükümlüdür.

Şu hâlde, galiba “tecavüz”den önce, onu olanaklı kılan koşulları konuşmakta fayda var.

Bu konuya girdiğimizde ise, “tecavüz kültürü”nden olmasa da, bu coğrafyada, hatta genel olarak içinde yer aldığımız bölgede yaşayan halkların yaşam tarzları ve dünya görüşlerinin derinliklerine kök salmış bir “kültürel” görüngüden, ataerkinden söz etmek gerekiyor.

Bu söyleşide, bir “tecavüz kültürü”nden değil ama, tecavüzü toplumsal olarak kabul edilebilir, meşru ya da en azından “az rahatsız edici” bir görüngü” olarak algılanılmasına yol açan “ataerki kültürü”nden söz edilebileceğini öne süreceğim.

Daha önce de pek çok vesileyle vurgulamıştım, ataerki, toplumsal ilişkilerde yetişkin, egemen erkeği toplumun geri kalanı üzerinde baskın olmasını sağlayan bir iktidar biçimidir.

Ve etnografik verilerden anlaşıldığı kadarıyla “güçlü”, “yetke sahibi”, “tecrübeli” vb. erkeğin diğerleri (güçsüzler, bağımlılar, güdülmesi gereken sürü…) üzerindeki yaptırımcı gücü, diğer tüm iktidar ve tahakküm tiplerinin ilkörneğini teşkil eden, tarihin en eski iktidar biçimidir.

Bu hâliyle de, siyasîdir, ya da daha doğru bir deyişle, siyasal iktidarın ilk örneğidir.

Toplumların içerisinde kaynakların dağıtımı ve kaynak dağıtımına ilişkin kararların alınması konusundaki eşitsizlikler yaygınlaştıkça, “güçlü” erkeğin (dikkat, her erkeğin değil) elinde yoğunlaşan iktidar kurumsallaşarak bildiğimiz, yaşayageldiğimiz sınıflı, eşitsizlikçi toplumların biçimlenmesinde etken olacaktır.

Bu nedenledir ki, daha önce de pek çok vesileyle vurguladığım üzere, sınıflı toplumlar ile ataerki arasında ayrılmaz, kopartılamaz, soyutlanamaz bir ilişki olduğunu söylüyorum.

Bu, şu demek: Eğer bir toplumda bir iktidar varsa, bu, erildir… Yani erkeklere özgü bir ayrıcalık olarak kavramsallaşmıştır. Bir başka deyişle, iktidar cinsiyetsiz bir görüngü değildir; o, ortaya ilk çıktığı andan itibaren erkektir. Para, silah, şöhret, statü… neyle tahkim edilirse edilsin, ya da iktidarın kaynağı bunlardan hangisi/hangileri olursa olsun, bu değerlerin erkeğin (tüm erkeklerin değil, egemen kesim/sınıf mensubu erkeğin) elinde yoğunlaşacağı varsayılır.

Eril bir iktidar biçimi olarak ataerki, bir kısım erkeğin tüm güçsüzler (kadınlar, çocuklar, savaşçı-olmayan erkekler, giderek savaş tutsakları, köleler, yoksullar vb.) üzerindeki buyuruculuğu olarak tesis ettiği ölçüde, tüm eril cinsiyeti kimi ayrıcalıklarla donatmaktadır. Eril iktidara mahsus yetileri tahkim eden güç, otorite, kuvvet, karar alma inisiyatifi vb.

özelliklerin “erkeklere özgü” olarak nitelenmesi, erkek çocukların bebekliklerinden itibaren bu özellikleri besleyecek tarzda yetiştirilirken, kız çocukların sosyalleşme süreçlerinde benzer özelliklerin önünün başından itibaren kesilmesinin nedeni, budur.

Şurası ilginçtir; özellikle ataerkil geleneklerin yoğun olduğu coğrafyalarda -ki coğrafyamız bunlardan biridir- değer sistemleri adeta birbirlerinden ayrıştırılarak kutuplaştırılmış zıt değer çiftlerinden oluşmakta, bunlar münhasıran eril ve dişil cinsiyetlere yakıştırılmaktadır. Erkek çocuklar ileride ataerkil iktidardan paylarına düşecek olanın hakkını verebilmeleri için, saldırgan, vurucu-kırıcı, gözükara, hovarda, dediğim-dedikçi bir tarzda sosyalleştirilirler.

Mertlik, sözüne güvenilirlik, dürüstlük, kararlılık, sözünü sakınmama, adaletli olma, duygularını kontrol edebilme, acıya dayanabilme… “erkeklere özgü” olumlu değerlerden sayılır. Kız çocukların payına ise sessiz, uysal, evcimen, utangaç, çalışkan ve özgüven yoksunu olmak düşer.

Kadınları olumlayıcı sıfatlar ise iffetli, sadakatli, hamarat, marifetli, idareli, uzlaşmacı, yumuşak başlı, “vur ensesine, al lokmasını”, duygusal, sevecen vb.dir. Yani bu coğrafyada, ataerkinin dilinde kadınlarla erkeklerin sıfatları ayrışmıştır, erkeğe uygun olan kadın için yakışıksız sayılır; kadına uygun görülen ise “erkeği bozar”!

“Ilımlı” bir ilahiyatçı, Prof. Dr. Alaaddin Başar’ın şu sözleri, bu“kültürel dikotomi”nin yetkin bir örneğini oluşturuyor:

“... Soruyu bir de psikolojik yönden ele alabilir ve şöyle sorabiliriz:

Kadınla erkek arasında psikolojik yönden farklılık var mıdır? Bu soruya hiç tereddüt etmeden elbette diye cevap veririz. Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır.

Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir.

Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır. Kabiliyet yönünden de iki cins arasında bariz bir fark var.

Erkek, terkip ve tahlilde, kadın ise taklit ve ezberde daha ileri. Bir misal ile anlatmak gerekirse; erkek bir mimari eseri ortaya koymakta, onun bütün bölümlerini güzelce yerleştirmekte, kadından daha ileri. Kadın ise, o eserin herhangi bir bölmesini ince nakışlarla süslemekte erkekten çok daha hassas. Erkek dış aleme daha açık. Şefkatte kadından geri, ama teşebbüs kabiliyetinde ileri. Kadın ise erkeğe nispeten daha içe dönük. Bunun en büyük faydası, yavrusuna ve yuvasına göstereceği ihtimam.

Bu iki cinsin zafiyetleri de farklılık gösteriyor: Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı. Kadının en bariz bir özelliği de hassasiyetidir. Buna ‘teessürilik’ deniliyor. Kadın, çevreden etkilenmekte erkekten daha hassas.

Dolayısıyla, telkine kapılmaya, aldatılmaya ondan daha müsait. Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli. Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta, yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibarıyla ve güç ile kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri.

Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor. Ama bazılarında bu ihtiyaç, aşağılık kompleksine dönüşüyor; bu da erkeklik kompleksi olarak kendini gösteriyor. Kadın, hayat arkadaşına (ona nispetle) daha çok bağlı. Ondan daha vefalı. Dünya sevgisinde erkekten çok ileri. Kadını bu psikolojisi içinde değerlendirmek ve onun erkekleşmesine değil, ideal bir kadın olmasına çalışmak gerekir. Etrafımıza şöyle bir göz atalım.

Bütün canlılarda bedenler ve ruhlar arasında mükemmel bir uygunluk var. Ceylan ruhunu, aslan bedenine sokmak ve onu aslanca davranmaya zorlamak, en başta o sevimli ruha zarar verir. Her kükreyişte ruhundaki letafetten birazını kaybeder; her hamlede kendi öz güzelliğinden bir parçayı harap eder. Kadın ve erkek eşitliği diyerek kadını erkekçe davranışlara itmek de en başta kadına zarar verir.

Aslında, bu vadide gösterilen kasıtlı ve yoğun faaliyetler, bir bakıma hiçbir şeyi değiştirememiştir. “Hüküm çoğunluğa göre verilir” kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz: Kadınlar yine fabrikatör olmaktan çok işçi, hâkim olmaktan çok kâtip, amir olmaktan çok sekreter, pilot olmaktan çok hostes, patron olmaktan çok tezgâhtardırlar. Zira, yaratılışı değiştirmek mümkün değildir.

Maalesef, kadına lâyık olduğu yeri bir türlü veremedik. Ya onun rızkı bize bağlıymışçasına, kendisine aşırı derecede hükmetmeye kalktık, ona haksız muamelelerde bulunduk, yahut, kendisine çok fazla fırsat verdik, onu erkekliğe heveslendirdik ve mahvettik.”[3]

Öte yandan kadın ve erkek bedenlerine dayandırılan bir dizi ****for, bu “kadınlık” ve “erkeklik” sosyal rollerini “doğallaştırmaktadır”.

Gerçekte sadece bir üreme ve idrar boşaltma aracı olan erkeklik organı, biyolojiyle hiçbir ilişkisi olmayan bir dizi ****forla [****forlar, gerçekliği yansıtması hiç de zorunlu olmayan, dilsel olaylardır. Hatta denilebilir ki, gerçekliği yansıtmak bir yana, onu kurgulayarak toplumsal ilişkileri payandalamada kullanılabilirler.

Örneğin pek çok kuş türünde yuva yapımına hem erkek hem de dişiler katılmasına karşın, “yuvayı dişi kuş yapar” hükmü, cinsiyetler arasındaki hiyerarşiyi doğrulamak üzere başvurulan, ve kadınlığa özgü toplumsal rolü onaylayan bir ****fordur. Tıpkı, insanlar arasındaki eşitsizlikleri meşrulaştırmak üzere müracaat ettiğimiz “Beş parmağın beşi bir mi?” ****foru gibi.

Öyle ya, elin parmakları farklı boyutlarda ve farklı yetilere sahiptir ama bu nedenle hiçbiri özel bir ayrıcalığa, diğerleri üzerinde tahakküm yetkisine filan sahip değildir…] kendisiyle doğrudan hiçbir ilişkisi olmayan pek çok kudretle donatılır.

“Başına buyruk”, “gemlenemez”, “güçlü”, “korkutucu”, “isteklerine anında ram olunması gereken”, “kaprisli” vb. bir “hükümdar” olarak tahayyül edilmesi, bir başka deyişle, eril cinsiyete atfedilen narsistik özelliklerle donanmış olarak kurgulanması, onu fizyolojinin bir parçası olmaktan çıkartarak bir tahakküm aracına, müstakil, ataerkil bir silaha dönüştürmektedir.

İnsan (kadın ve erkek) biyolojisinin bu tarzda sosyalleştirilmesi, sosyal ilişkilerin de “doğalmış” gibi görülüp kabullenildiği bir zihniyetin önünü açar.

Böylesine biçimlenmiş bir dişilik ve erillik dünyasında kadın-erkek ilişkileri, erkeklerin amansız, acımasız ve usta avcılar, kadınların ise her daim zalim avcının önünden kaçmak zorundaki av hayvanları olarak tahayyül edildiği bir cangılı verir bizlere.

Her isteği olabildiğince hızlı ve eksiksiz karşılanarak yetiştirilmiş, bütün bir yetişme sürecinde anasının (“Benim paşa oğlum”; “Koş ağabeyine su getir, kızım”; “Oğlum, bırak ben yaparım”) ve babasının (“Hadi oğlum, çek rakıdan bir fırt”; “Göster oğlum pipini amcalara”; “Komşu kızını zapteyle, bizim oğlan aşıktır”) tam desteğini arkasında hissetmiş ve eril egosu alabildiğine şişirilmiş erkek birey, dilediğini dilediği zaman elde etmeyi kendisine hak bilecektir, bundan böyle.

Hak bilecektir, çünkü toplumsal “rol”ü onu riski alan, hayatın ağırlığını doğrudan üstlenecek olan, toplumsal sorumlulukların birincil muhatabı, karar alıcı, yüklenici, gerçekleştirici olan, karısının ve çocuklarının ekmek sağlayıcısı, koruyucusu, kollayıcısı kılmıştır.

Bu “tamamlayıcılık” (Başbakan “kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum, kadın ile erkek birbirinin tamamlayıcısıdır,” derken tam da bunu kastetmektedir) doğası gereği, eşitsiz, hiyerarşik bir tamamlayıcıdır; toplumsal/siyasal iktidarın aile içerisindeki temsilcisi erkek, bu yükümlülüklerinden kaynaklanan “hak”larının münhasır sahibi olarak görür kendini.

“Tecavüz” böylesi bir zihniyet içerisinde “kültürel bir kod”a dönüşür. Erkeğin toplumsal yetkelerini destekleyecek aşırı bir ödül, savaşta yenik tarafı terbiye edecek bir silah,[4] ama aynı zamanda erkeklik ve kadınlık rolleri arasındaki toplumsal sınırları çizmeye yarayan bir tehdit…
Bu son söylediklerim üzerinde biraz durmama izin verin.

Kadın ve çocuk, birer “kişi” değil, “aile kurumu”nun vesayeti/himayesi altındaki varlıklardır, Türk(iye) insanının gayrıresmî zihniyetinde - yakın zaman öncesine dek “resmî”sinde de: cinsel suçları “aileye karşı suçlar” başlığı altında ele alan TCK değiştirileli daha ne kadar oldu ki? Aile, kolun içinde kırılacağı “yen”dir, kadın ve çocuğu, ama özellikle kadını bir kutsallık, bir dokunulmazlık hâlesiyle donatır… Aile kadını “sahipli”dir; erkekler dünyasındaki dile getirilmemiş uzlaşıya göre, sahipli kadına sahibinden başkası “dokunamaz”.

“Bacı”, “ana”, “yenge” ya da “bayan” olarak sonsuz bir erişilmezlik içerisinde masun ve erdemli kalabilir o. Tabii bu “kavli” bozacak “hafifliklerden” kaçınması, “sahipli” olduğunu hiçbir zaman aklından çıkartmaması ve karşısındakine de her zaman hissettirmeyi bilmesi koşuluyla… Bu koşullar altında, kamusal alana çıkmak zorunda kaldığı sınırlı anlarda bile, lokantalardaki “aileye mahsus” kısımların, otobüs koltuklarındaki “bayan yanları”nın, trenlerdeki “kadın kompartmanları”nın koruyuculuğu altında, rahat bırakılacaktır.

Ama kadın ailenin “koruyucu hâlesi”nin dışına çıkmayı, iki ayağı üzerine tek başına dikilmeyi seçtiğinde, işin çehresi apansız değişir. Bir kadın “aile kadını” değilse, “hiç kimse”nin kadınıdır - yani üzerinde bir “kavil” yoktur; herkesin (buradaki “herkes” erkeklerdir tabii ki) erişimine açıktır; o, “mubah”tır…

Daha da çarpıcısı; kimsenin “aile”si olmayan bir kadına yönelik cinsel şiddet, herhangi birinin “namus”una hâlel getirmediğine (çünkü “namus”, kadın için bireysel bir erdem değildir; ancak “aile” bağlamı içinde -yani babaya, erkek kardeşe ya da kocaya ilişkin olarak- bir anlam kazanır; tek başına olan, yani “aile” olmayan bir kadın için “namus”, ilişkinsiz bir kavramdır…) yani erkekler-arası zımnî “kavil”i bozmadığına göre, suç da sayılamaz - ceza yasaları ne derse desin… Olsa olsa, her canı çektiğini koparıp almaya alışkın, şişirilmiş eril ego için bir meydan okuma, bir yarış, bir ödüldür.

Şu hâlde tecavüz, ataerki dünyasında kadınlara yerlerini belletmeye yönelik bir düzenleyici, bir yaptırımdır aynı zamanda. “Tecavüze uğrama” korkumuz sayesinde hizada durur, geceleri pek sokağa çıkmaz, gündüz yolda yürürken sağa sola bakmadan gözlerimizi önümüze diker, suratlarımızı asarız. Tecavüze uğrama korkumuz tek başına yolculuk yapmamızı engeller, tanımadığımız erkeklerle konuşmamayı belletir, tek başına bir eve çıkmaktan alıkoyar bizleri. Tecavüze uğrama korkusu nedeniyle alabildiğine kahkaha atamaz, ne bileyim, sokaklarda sigara içemez, şakalaşmaktan, sesimizin yüksek çıkmasından dahi korkarız. Özetle, “tecavüz tehdidi” bizi terbiye eder: ataerkil sistemle uyumlu kılar kadınları.

Öte yandan, işin paradoksal yanı, “tehdit”in yalnızca “yabancılar”dan kaynaklanmadığıdır. Türkiye’de kadın ve çocuklara yönelik taciz/tecavüz olaylarının yabana atılamayacak bir bölümü, “tanış”, “yakın” erkeklerden, hatta “aile efradı”ndan gelmekte… Hâl böyle olunca da, “yabancı”lara karşı alınan bütün o tedbirler, yabancılarla konuşmaktan kaçınmalar, hava karardıktan sonra sokağa çıkmamalar, tek başına yaşamamalar, çocukları tembihlemeler… etkisiz kalmakta… Dahası, “aile” patentli cinsel şiddet iç bulandırıcı bir suskunlukla karşılanmaktadır; akrabalar, mahalleli, -intikal ettiğinde- karakol ve mahkeme tarafından…

* *
Gazetelerin üçüncü sayfalarından üzerimize saldıran haberlere bakacak olursak, toplumsal/kültürel patolojimizin git gide derinleşiyor… İşsizlik, pahalılıkla, geçim derdiyle, köşeye kıstırılmışlık, yetersizlik duygusuyla karşı karşıya kalan “kışkırtılmış erillik”, “kültürel mubahları” üzerinde boşaltıyor hıncını. “Aile-dışı” kadınlar olduğu kadar, kendi “mahremi”, yani “ailesi” olan kadınlar ve çocuklar üzerinde de… Yani “elinin altındakiler” üzerinde…

Sosyal/kültürel rolünü yerine getir(e)meyen, muktedir olamayan, yani evinin ekmeğini kazanamayan, kadınların, çocukların karnını doyuramayan, tüketim toplumunun zincirlerinden boşandırdığı “ihtiyaçlar” seli karşısında zavallılaşan, işten atılmış işçi, iflas etmiş esnaf, kredi kartı borcunu ödeyemeyen memur, ürünü tarlada para etmeyen çiftçi…

“Yukarısı” karşısında çaresizleştikçe, “aşağısı” karşısında saldırganlaşıyor… El kadar bebeler tecavüze uğruyor, vücutlarında sigara yanıklarıyla sokağa terk ediliyor; buluğa ermemiş kız ve erkek çocukların organları parçalanıyor; ve her gece evlerden kadın çığlıkları yükseliyor… Biyolojiden kaynaklandığı varsayılan “kültürel hak” yanılsaması, aslına rücu ediyor: “iktisadî-toplumsal patolojiye”…
*
* *
“Peki ya ne yapmalı?” dediğinizi duyar gibiyim… Ceza yasalarının değiştirilmesi, cezaların ağırlaştırılmasının kendi başına bir deva olmadığı/olamayacağı açık - kadın hukukçular bu konuda ısrar etseler de.

Sorun polisin, yargıcın eğitilmesi, “kadın sorunları”na duyarlı hâle getirilmesiyle de hâlledilebilecek kertede kolay değil… Kadın sığınma evleri vb. projeler de, kısmî ve geçici çözüm denemeleri olmanın ötesine geçemediği anlaşılıyor.

Kanımca çözüm, çok daha derinlemesine, çok daha geniş kapsamlı, köklü ve üç ana veçhesi olan bir “dönüştürme” edimini içeriyor…

Veçhelerden birincisi, kadın(lar)ın “aile-içi ya da dışı”, cinsel ya da değil, her türlü eril şiddet ya da şiddet tehdidi karşısında, iki ayakları üzerinde durabilecekleri maddî-manevî donanımının, özgüveninin sağlanması:
Yani ataerkinin geleneksel ya da modern tüm versiyonlarıyla mücadele etmelerine olanak veren, kişiliklerini güçlendirecek bir donanım sağlayan bir eğitim;

İnsan onuruna uygun, bağımsız bir geçimi olanaklı kılacak bir gelir getiren bir iş;

Genelde insanlar, özellikle de kadınlar arası dayanışmacı toplumsal ilişkilerin, yaşam koşullarında köklü dönüşümleri harekete geçirecek ve denetleyecek örgütlülüklerin desteklenmesi;

Kadınların tüm karar alma mekanizmalarına eşit katılımının, kamusal yaşamın tüm alanlarındaki mevcudiyetlerinin teşviki…

Başka bir deyişle, “Kadınların Kurtuluşu” perspektifinin içerdiği her şey…
İkinci veçhe ise, zihniyetlerin dönüştürülmesi ve tüm bir toplumun rehabilitasyonu ile ilgili:

Yani erillik ile dişillik arasındaki kültürel mesafenin azaltılmasına, her iki cinsiyetin birbirlerini tamamlayıcı ve denk olarak algılamalarına, özellikle erkeklerin cinselliği sonunda zafer kazanılacak bir savaş/fetih olarak değil de, rızaya dayalı, özgürce paylaşılacak bir insan sıcaklığı; kadınlarıysa “aile” kategorisi içinde değil, kendileriyle eşit haklara sahip “kişi”ler olarak görmelerine yönelik formel ve informel eğitim süreçlerinin devreye sokulması;

Kadın bedeninin bir teşhir nesnesi, üzerinden kazanç sağlanabilecek pornografik bir **** ya da örtülerek denetim altında tutulabilecek bir “has bahçe” olmadığı bilincinin yaygınlaştırılması;

Cinselliğin “yasak”lar, “ayıp”lar, “günah”lardan soyularak “insanîleşmesi”;

Yani toplumsal cinsiyete ilişkin algı ve rollerin eşitlikçi bir tarzda dönüştürülmesi ya da, geleneksel ya da modern ataerkilliğin zihinlerde yarattığı deformasyonların giderilmesi yönünde ısrarlı, inatçı bir “kültürel savaşım”…

“Ya üçüncü veçhe” mi? Tabii ki, tüm bu dönüşümleri olanaklı kılacak, toplumdaki her türlü sömürü ve tahakküm ilişkisini ortadan kaldırmaya yönelik, eşitlikçi-özgürlükçü bir devrimci atılım…

Bizim kuşak devrimin siyasal, iktisadi yönleri üzerine çokça düşünmekle birlikte, onun insanlar arasındaki ilişkileri nasıl dönüştüreceği konusunda fazla kafa yormadı.

Yeni devrimci atılım, sınıf gerçeğini hiç atlamadan, her türlü sömürü ve tahakküm ilişkisini, birbirleriyle olan bağlantıları içerisinde ele alarak sorgulamak ve dönüştürmek yükümlülüğüyle karşı karşıya.

Gündelik yaşamın devrimcileştirilmesi, bu anlama geliyor. Kişinin kendisini egemen kılan tüm konum ve ayrıcalıklardan vaz geçerbilmesi yeteneği.
Türkün Türk, erkeğin eril olmaktan kaynaklanan iktidarından vaz geçebilmesi.

Hem de “devrimden sonra” değil, hemen bugün!

Bu ise, “sosyalizm gelince”ye dek ertelenen bir edilginliği değil, ezilen cinsin ve ezilen ulusun, hayatın her alanına sinen ve gündelik mücadelesini gerektiriyor.

Yani erkeğe erilliğinden kaynaklanan iktidardan, Türk’e Türk olmanın tanıdığı ayrıcalıklardan feragat etmesini belletecek olan, kadınların, Kürtlerin (ya da diğer tahakküm altındaki kimliklerin) bugün, burada yürütecekleri mücadeledir…

Başka türlüsü de, emin olun, mümkün değil…

27 Temmuz 2010

N O T L A R

[1] 30 Temmuz 2010 tarihinde Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde (Dersim) “Biz Kadınlar Tecavüz Kültürünü Deşifre Ediyoruz” başlığıyla düzenlenen panelde yapılan konuşma… Demokratik Kadın Hareketi Bülteni, No:10, Eylül 2010…

[2] Virgina Woolf.
[3] Aktaran: Ahmet İnsel, “Muhafazakâr Demokratın Sınırı: Eşitlik”, Radikal İki, 25 Temmuz 2010, ss.1-4.

[4] Gerçekten de, “iktidar” o denli erildir ve askerî, siyasal, toplumsal veçheleri öylesine cinselliğe belenmiştir ki, savaşta ya da iç savaşta yenikler, tutsak düşenler o “yüce onur”dan, yani eril hassalardan “tard” edilirler derhal. Bunun aracı da, buradaki Kürt kardeşlerimin de çok yakından bildikleri üzere, “tecavüz”dür. Mağlupları aşağılamanın en kestirme, en etkili yolu, kadınlarına toplu tecavüzdür. Böylelikle erkeklik organı top, tüfek, el bombası, makineli gibi bir silaha dönüşmektedir askerin elinde… Irak savaşına katılan ABD’li kadın askerlere, erkek meslektaşlarının tutsak Iraklı kadınlara (hatta erkeklere) tecavüzlerini kahkahalarla izletip filme aldıracak kadar irkiltici ama etkili bir silah!





Sibel ÖZBUDUN
sibel@devrimcidemokrat.com
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-20-2010, 01:00 PM   #6
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Dikkat tecavüz geliyor! - Müge İplikçi



Konumuz “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı dizide reyting rekoru kıran tecavüz sahnesi.

İlk etapta tecavüzü tartışabileceğimiz hususları düşünelim.
Tecavüz başlığı altında kadınlara uygulanan şiddet ve tecavüzü mü ele almalıyız, kısaca konuyu kadınlar üzerinde mi odaklandırmalıyız, yoksa tecavüz eden erkeklerin yetişme ve onu uygulama kurgularında mı, kısaca erkekler üzerinde mi?

Tecavüz üzerine araştırmalar yapan Diana Scully adlı bir akademisyen var. Dediğine göre tecavüz vakalarında dikkati kurban kadınlar üzerinde yoğunlaştırmak buradaki erkek cinsel şiddetini görmezden gelmek anlamına gelebilir. Neden derseniz konunun kadınlar üzerinde yoğunlaşması “kimbilir kadın neler yapmıştır?” sorusunu sordurabilecek noktaya vardırabilir; ki bunun yakın bir örneğini direkt bir tecavüz vakası olmasa da Münevver Karabulut cinayetinde yarı resmi beyanlara tercüman olan o feci üslupta görmüştük. “Kızını dövmeyen dizini döver” tarzında bir açıklama gelmişti bir ara, bir karambolde!

Özetle, erkek şiddeti ve bu şiddetin istismarı birinci elden sahneye koyulmadığı, ifşa edilmediği müddetçe tecavüz ya da zina, kadınların bir kez daha kurban edilişleri anlamına gelebilirdi! Dahası, tecavüzün erkeklerin sorunu olmaktan çok kadınların sorunu olduğu izlenimi yaratılabilirdi! Ki tecavüzün yüzde doksan dokuzunun kadınların sorunu olmadığını biliyoruz.

Bakın Scully ne diyor: “Kadınlar cinsel şiddet kullanan erkeklerle aynı gerçeği paylaşmadıkları için kendilerine tecavüz eden erkeklerin dürtülerini ve gerekçelerini açıklayamazlar. Böyle bir içgörü ancak tecavüz eden erkeklerin toplumsal kurgularına müdahale etmekle ve bu kurguyu eleştirel gözle incelemekle elde edilebilir.” Elbette bunu “kızını dövmeyen dizini döver” yaklaşımında bulunanlar için de formüle etmek iyi olurdu.

Gelelim “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı diziye ve reyting arbedesine ya da tecavüzle reyting arasında kurduğum ilişkiye. Sizce o tecavüz sahnesinin bu kadar yüksek izlenme oranının nedeni nedir? Bu noktada özneyi Beren Saat olarak mı, Fatmagül olarak mı, yoksa herhangi bir kız olarak mı alıp incelememiz gerekiyor? Ha hemen söyleyeyim: Sanatın elbette ayıbı yoktur. Sanata engel getirilemez.

Ancak dizilerin çoğunda sanatın özü değil reytingin özü temeldir. Ve bu özde de sistemin maço sesi, bu maço sesi pekiştirme esası ve sistemin erkek şiddetinden yana olan istismar mekanizmaları işlemektedir ne yazık ki!

Bu açıdan bakıldığında reyting kaygısını kendi halindeki yaşamlarımıza yönelik bir tür tecavüz girişimi olarak da algılıyorum. Ki bu ayrı bir yazının konusu.

Gelelim Fatmagül’deki başrol oyuncusuyla cisimleştirilmeye çalışılan tecavüz sahnesineÖ Bu dizide kurban edilen sadece yazar Vedat Türkali’nin Fatmagül’ü değildir. Aynı zamanda billboardlardaki tek atımlık çıtır sloganının hemen yanında karşımıza çıkan cinselliği türetilmiş bir kadındır da, kurban. Adı muhtemelen hâlâ Bihter’dir.

Burada reyting uğruna ortaya konan şiddet ve bu şiddetin istismarı ilk elden tespit edilemediği müddetçe bu oyun devam edip gidecektir. Her nasılsa alan memnundur (ki bu her nasılsa bölümü epey önemli) ve elbette satan da (ticarette her yol meşru mudur?)

Bu konudaki görüşlerinizi merakla bekliyorum. Bu reyting meselesi ciddi olarak kafamı kurcalıyor. Bakarsınız farklı bir araştırmaya önayak oluruz hep birlikte.
Vatan / 20.09.10
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-20-2010, 06:06 PM   #7
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Fatmagülün suçu: Tecavüz promosyonu- Can Dündar (Milliyet) 20 Eylül 2010 - Dizi yeni başladı; ama Google’a “Fatmagül” ve “tecavüz” yazarsanız 300 bin sonuç geliyor. En yaygınları şunlar:
“Fatmagül’e nasıl tecavüz ettiler?”
“Hülya mı Beren mi tecavüzde daha iyiydi?”
“Beren’e Müjde’den fazla tecavüz edildi.”
“Fatmagül’e tecavüz sahnesi... İndir, izle!”
Yüzlerce site, “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisinin haftalardır merakla bekletilen tecavüz sahnesini yayınlıyor.
Yüz binlerce göz, heyecanla indirip izliyor.
Görüntüyü yani...
* * *
“Fatmagül”ün senaryosu, Vedat Türkali ustaya ait...
Tecavüzün, hem tecavüze uğrayan kadının hem de tecavüzcüsünün hayatında açtığı yaraları işleyen bir eser bu...
Fakat dizinin tanıtımında tecavüz sahnesi öyle abartıldı ki, bu kampanya, başlı başına bir yaraya dönüştü.
Haftalardır “Beren nerede tecavüze uğrayacak”, “Tecavüz heyetinde kimler yer alacak”, “Tecavüze uğrayacağı kumsalda ne önlem alındı”, “Beren nasıl hazırlandı”, “O mu yoksa Hülya mı daha iyi tecavüze uğradı” haberleriyle o “büyük an”a hazırlandık.
Nihayet tecavüz gecesi gözümüzü ekrana dayayıp Fatmagül’ün ırzına geçilişini cümbür cemaat izledik.
Ve eserin amacının tamamen zıddına olarak elbirliğiyle bu sahneyi bir “toplu tecavüz seyirliği” haline getirdik.
* * *
Meşhur bir oyuncuyu, dört erkeğin tecavüzüne uğrarken izlemek dünyanın her yerinde ilgi çekebilir.
Fakat tecavüz olaylarında en suçsuz olanın suçlandığını anlatan bir eser, sırf tecavüz sahnesiyle pompalanıyorsa, eserin hesaplaştığı maço zihniyetin tuzağına düşmüş demektir.
Tecavüz haberlerinde bizim de sıkça düştüğümüz bir tuzaktır bu: Bazen haber yazılırken olay o kadar ayrıntılı anlatılır ki, okuyanı özendiren bir tecavüz güzellemesi çıkar ortaya...
Bazen istenerek, bazen de bilinçsiz olarak...
* * *
Çünkü erkek dünyasında tecavüz, kadından farklı çağrışımlar yapar.
Erkek, “Kadınların çoğu tecavüz fantezisi kuruyor” anketlerine inanma eğilimindedir. Çoğu porno, bu inancı besler.
Türk filmlerindeki tecavüzcülerin dilinden düşmeyen “Debelenme sen de zevk alacaksın” lafı, bunun ifadesidir. Kadını “en büyük kışkırtıcı” sayan maço, “Dişi köpek kuyruk sallamasa, itlerin harekete geçmeyeceğine” inanır.
Böylece suç, baştan Fatmagül’e yıkılır.
Bu zihniyete hukuk da katılır. Tecavüze uğrayan kadın fahişeyse, tecavüzcüsü ceza indiriminden yararlanır. “Tahrik”, tecavüze bahane sayılır.
Kadın, şikâyetçi olmaya çekinir. Tecavüzcü erken salınır. Kurban, “kirli” damgasını yer; teşhir edilir, dışlanır.
* * *
Daha feci gerçek şu:
Türkiye’de her 3 tecavüzcüden 2’si, kadının tanıdığı adam: Ya sevgilisi ya kocası; eniştesi veya babası...
Bizim hararetle beklediğimiz görüntüleri, evde tecavüzcüsüyle birlikte izleyen Fatmagül’ler var bu ülkede...
“Erkek bulmaya Türkiye’ye geldiler” masallarına inanıp turist kadınları tecavüzde öldüren magandalar var.
Uğradığı tecavüzü kim bilir kaçıncı kez anlatmak üzere Adli Tıp kapısında sıra bekleyen kız çocukları var.
Yazana, oynayana, çekene sözüm yok; ama dizi bahanesiyle medyada, internette “Irzına nasıl geçtiler, yakından bakalım” kampanyası açarak fazlaca tecavüz reklamı yapmış olmuyor muyuz?
Hiç olmazsa reklam gelirinin bir kısmını Pippa Bacca’nın ailesine yollasak iyi olmaz mı?
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-20-2010, 06:07 PM   #8
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Fatmagül'e tecavüz kampanyası!

İSTANBUL (20.09.2010)- Yazar Vedat Türkali'nin "Umutsuz Şafaklar senaryosu, yıllar sonra yeniden "Fatmagül'ün suçu ne?" adıyla bu kez diziye çevrildi. Dizi başlamadan medyada adeta Fatmagül'e tecavüz kampanyası başlatıldı.
Dizi başlamadan, öne çıkarılan tek şey, "Fatmagül'e kaç kişi ve hangi erkekler tecavüz edecek?" sorusu etrafında örgütlenen tecavüz kampanyası oldu. Medya bu kampanyanın reklamını yaptı. Hemde günlerce...
Google'a “Fatmagül” ve “tecavüz” yazarsanız 300 bin sonuç geliyor. En yaygınları şunlar:
“Fatmagül'e nasıl tecavüz ettiler?” “Hülya mı Beren mi tecavüzde daha iyiydi?” “Beren'e Müjde'den fazla tecavüz edildi.” “Fatmagül'e tecavüz sahnesi... İndir, izle!”
Dört adamın tecavüzüne uğrayan ve tecavüzcülerinden biriyle evlenmek zorunda bırakılan köylü kızı Fatmagül’ün hikâyesini anlatan dizinin senaryosu, yazar Vedat Türkali'nin eserinden uyarlanmış.
Eser daha önce de sinemaya çevrildi. Süreyya Duru tarafından 1986 yılında çekilen versiyonda filmin adı “Fatmagül’ün Suçu Ne?” olmuştur. O dönem filmin başrollerinde oynayan isimler, Hülya Avşar ve Aytaç Arman‘dır. Eser şimdi ise Beren Saat ve Engin Akyürek tarafından canlandırılıyor.
Yazar Türkali, eserinde, erkek egemen 'ahlak'ı, toplumun 'namus' anlayışını, tecavüze uğrayan kadının yaşadığı travmaları, dışlanmayı ve korkuları anlatıyor eserinde. Ancak Kanal D'de yayınlanmaya başlanan dizinin tanıtımında öne çıkan sadece tecavüz sahnesiydi.
Filmle birlikte örneğin şunlar tartışılmadı hiç. Daha yakın zamana kadar kadına yönelik taciz, tecavüz gibi şiddet ve saldırılar karşısında TCK'da yer alan erkek egemen hukuk maddeleri.
Bunlar neler mi?
-Tecavüze uğrayan kadının mağduriyetinin giderilmesi için kadının tecavüzcüsüyle evlendirilmesi.
-Kadının uğradığı aile içi, psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetin erkek cinsi adına meşru adı olan 'haksız tahrik' indiriminin uygulanması.
Böylece suç, baştan Fatmagül'e yıkılır. Bu zihniyete hukuk da katılır. Geçmişte bir çok dava kararına yine bakacak olursak, tecavüze uğrayan kadın yabancıysa, tecavüzcü ceza indiriminden yararlanma hakkına sahipti.
Bu yüzden tacize, tecavüze uğrayan kadınlar yıllarca şikâyetçi olmaya çekindiler, korktular ve tecavüzcüleriyle evlenmek gibi korkunç bir yaşamı bile kabullendiler.
Çünkü, kadınlar bu erkek egemen zihniyetle beslenen 'erk'ek yargıya başvurduklarında da tecavüzcüleri serbest bırakıldı, tutuklansa bile birkaç ayla kurtuldu ve yine toplumda tecavüze uğrayan olarak kadın damga yedi, teşhir edildi, suçlandı, dışlandı. İntihara sürüklendi ya da 'namus' cinayetleri ile katledildi.
İşte bunları işlemeyen medya sadece "Fatmagül'e kimler tecavüz edecek?", "Fatmagül nerede tecavüze uğrayacak?" reklamları ile meşguldü. Fatmagül'e asıl medya tecavüz etti.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-21-2010, 05:22 PM   #9
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Fatmagül'e tecavüz kampanyası!

İSTANBUL (20.09.2010)- Yazar Vedat Türkali'nin "Umutsuz Şafaklar senaryosu, yıllar sonra yeniden "Fatmagül'ün suçu ne?" adıyla bu kez diziye çevrildi. Dizi başlamadan medyada adeta Fatmagül'e tecavüz kampanyası başlatıldı.
Dizi başlamadan, öne çıkarılan tek şey, "Fatmagül'e kaç kişi ve hangi erkekler tecavüz edecek?" sorusu etrafında örgütlenen tecavüz kampanyası oldu. Medya bu kampanyanın reklamını yaptı. Hemde günlerce...
Google'a “Fatmagül” ve “tecavüz” yazarsanız 300 bin sonuç geliyor. En yaygınları şunlar:
“Fatmagül'e nasıl tecavüz ettiler?” “Hülya mı Beren mi tecavüzde daha iyiydi?” “Beren'e Müjde'den fazla tecavüz edildi.” “Fatmagül'e tecavüz sahnesi... İndir, izle!”
Dört adamın tecavüzüne uğrayan ve tecavüzcülerinden biriyle evlenmek zorunda bırakılan köylü kızı Fatmagül’ün hikâyesini anlatan dizinin senaryosu, yazar Vedat Türkali'nin eserinden uyarlanmış.
Eser daha önce de sinemaya çevrildi. Süreyya Duru tarafından 1986 yılında çekilen versiyonda filmin adı “Fatmagül’ün Suçu Ne?” olmuştur. O dönem filmin başrollerinde oynayan isimler, Hülya Avşar ve Aytaç Arman‘dır. Eser şimdi ise Beren Saat ve Engin Akyürek tarafından canlandırılıyor.
Yazar Türkali, eserinde, erkek egemen 'ahlak'ı, toplumun 'namus' anlayışını, tecavüze uğrayan kadının yaşadığı travmaları, dışlanmayı ve korkuları anlatıyor eserinde. Ancak Kanal D'de yayınlanmaya başlanan dizinin tanıtımında öne çıkan sadece tecavüz sahnesiydi.
Filmle birlikte örneğin şunlar tartışılmadı hiç. Daha yakın zamana kadar kadına yönelik taciz, tecavüz gibi şiddet ve saldırılar karşısında TCK'da yer alan erkek egemen hukuk maddeleri.
Bunlar neler mi?
-Tecavüze uğrayan kadının mağduriyetinin giderilmesi için kadının tecavüzcüsüyle evlendirilmesi.
-Kadının uğradığı aile içi, psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetin erkek cinsi adına meşru adı olan 'haksız tahrik' indiriminin uygulanması.
Böylece suç, baştan Fatmagül'e yıkılır. Bu zihniyete hukuk da katılır. Geçmişte bir çok dava kararına yine bakacak olursak, tecavüze uğrayan kadın yabancıysa, tecavüzcü ceza indiriminden yararlanma hakkına sahipti.
Bu yüzden tacize, tecavüze uğrayan kadınlar yıllarca şikâyetçi olmaya çekindiler, korktular ve tecavüzcüleriyle evlenmek gibi korkunç bir yaşamı bile kabullendiler.
Çünkü, kadınlar bu erkek egemen zihniyetle beslenen 'erk'ek yargıya başvurduklarında da tecavüzcüleri serbest bırakıldı, tutuklansa bile birkaç ayla kurtuldu ve yine toplumda tecavüze uğrayan olarak kadın damga yedi, teşhir edildi, suçlandı, dışlandı. İntihara sürüklendi ya da 'namus' cinayetleri ile katledildi.
İşte bunları işlemeyen medya sadece "Fatmagül'e kimler tecavüz edecek?", "Fatmagül nerede tecavüze uğrayacak?" reklamları ile meşguldü. Fatmagül'e asıl medya tecavüz etti.



ATILIM
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Alt 09-23-2010, 05:14 PM   #10
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Fatmagülün suçu ne tecavüz taciz ve burjuva ahlakın promosyon kültürü

Doç. Tanrıöver'den "Fatmagül'ün Suçu Ne?" Senaristlerine Çağrı

Doç. Tanrıöver, "En temel sorunlarından biri cinselliğin 'tecavüz' olarak yaşanması ve yaşatılması olan bu topraklarda kadınların özgürce var olabilmesi için daha yapacak çok şey var" dedi. "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin senaristlerine çağrıda bulundu.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
22 Eylül 2010, Çarşamba


"Türkiye'de halkın büyük çoğunluğunun temel eğlencesi olan dizilerde, pek de görünür olmayan toplumsal sorunlara değinmek aslında doğru bir şey olabilir ancak bu dizi aracılığıyla ortaya çıkan yalnızca dizinin bir sahnesinin pornografi malzemesine dönüşmesidir."
Kanal D'de yayımlanan "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin sezona "reyting rekoru" kırarak giriş yapmasını, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, bianet'e böyle değerlendirdi.
Dizinin dört dakika süren tecavüz sahneleri, internette tıklanma rekorları kırmış, haftalar öncesinden konuşulmaya başlanmıştı. Öte yandan "Beren Saat'in tecavüze uğraması" üzerine polemik sürerken kimse tecavüze uğrayan, tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda bırakılan ya da ensest mağduru kadınların durumunu konuşmamıştı.
Tanrıöver, bu durumu bianet'e değerlendirdi:
- Çocuk suçlular, yakın tarihte yaşanan siyasal sorunlar, berdel, namus cinayetleri ya da aşiret yasaları gibi konular, kimi zaman diziler aracılığıyla gündeme geliyor ve en azından tartışılmaları sağlanıyor.
- Ancak "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisi, "tecavüz" konusunun vehametinin konuşulmasına değil, Türkiye'nin sapık ruhlu erkeklerinin -belki benzer davranış biçimi sergileyen bazı kadınlar da vardır- dizinin bir sahnesini "pornografi malzemesi"ne dönüştürmesine aracılık etti.
- Bir parti başkanına ait gizli kamera çekimlerinden oluşan mahrem görüntüleri tıklama rekoru kıranlar bu kez aynı şeyi "tecavüz sahnesi"ni izlemek için yapmışlar.
- En temel sorunlarından biri cinselliğin bir "tecavüz" olarak yaşanması ve yaşatılması olan bu topraklarda kadınların özgürce var olabilmesi için daha yapacak çok ama çok şey var. Okullara tarih, matematik, din bilgisi kadar önemli olan cinsellik konusunda zorunlu eğitim getirmekle başlanabilir örneğin...
- Dizi senaristlerine de çağrıda bulunabiliriz: Lütfen toplumun bu durumunun bilincinde olarak yapın üretimlerinizi. Buradan da totaliter rejimlerdeki gibi "mesaj" içeren film ve diziler istediğimiz şeklinde çarpıtılmış bir sonuç çıkarılmasın. Kimse "süt için süt içirin" tarzı diyaloglar istemez; ama temel sorunlara ilişkin doğru bilgileri güzel öyküler aracılığıyla aktarabilmenin de mümkün olduğunu en iyi sizler gösterebilirsiniz. (BB/EÖ)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Komunce_ (10-02-2010), melek5825 (10-01-2010)
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
ahlakin, ahlakın, burjuva, fatmagülün, kültürü, promosyon, suçu, taciz, tecavüz


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yibolar, yetiştirme yurtları, tecavüz, taciz ve suça itilen çocuklar ile geleceksizli Mahmut Halil CAN ANADOLU DEVRİMİ VE SORUNLARI 152 05-18-2012 08:30 PM
Çalışma Yaşamında Psikolojik Taciz ve İş Kanunu Mahmut Halil CAN TARTIŞMA PALTFORMU 2 11-23-2009 07:27 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:17 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,