![]() |
|
|
#21 |
|
İzletilen senin hikâyendir
05 Ekim 2010 - Fatmagül’ün Suçu Ne dizisinin ekrana gelmesi beraberinde dizinin ana konusu olan tecavüzü de gündeme getirdi. Kadına dönük en ağır şiddet biçimi olan tecavüz, medyanın şehvetli çığırtkanlığıyla milyonlara pazarlandı. Bu vaka hakkında feminist gazeteci Ayşe Düzkan’la görüştük. Tecavüz ve medyada cinsiyetçilikle başlayan sohbetimiz kadına yönelik şiddet sorunundan ekranda muhafazakarlaşmaya kadar farklı konulara uzandı. Sohbetimizde Düzkan derin bir toplumsal sorun tecavüz olgusu ve onun kadar sorunlu olan muhafazakarların bu konuya bakış açısına dikkat çekti. ‘Fatmagül’ün suçu ne?’ adlı TV dizisinin gösterime girmesinin ardından, bilimum web sitesi, televizyon ve gazetede tecavüz sahnesini pazarlayan, onu okura, izleyiciye sunan çağrılar yer aldı. Söz konusu sahne “Nasıl tecavüze uğradı?”, “İzlenme rekorları kıran o sahne” gibi başlıklarla sunuldu. Peki, tecavüz ne zaman seyirlik bir şey haline geldi? Medyanın bu konudaki tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Tecavüz aslında hep seyirlik bir şey. Çünkü cinsellikle bağlantılı bir şiddet edimi ve cinsellikle bağlantılı her şey gibi ilgi çekiyor. Jodie Foster'ın ünlü bir filmi vardır bu konuda, onlarca erkek bir barda bir kadına tecavüz edilmesini izler, bir kısmı da katılır. Müdahale de etmezler. Zaten tecavüzcü dediğin genellikle bildiğin erkeklerden biri. Bir araştırma vardı ABD'de yapılmış. Erkeklere doğrudan 'tecavüz eder misiniz?' deniyor. Hepsi hayır diyor. Ama daha sonra adını koymadan sorduklarında mesela 'Evinize kahve içmeye gelmiş bir kadının sizinle ilişki kurmaya hazır olduğuna inanır mısınız? İtiraz ettiğinde bunun nazlanmak olduğunu düşünür müsünüz?' diye. Ezici bir çoğunluğu ‘evet’ diyor, çünkü bunun tecavüz olduğunun farkında değiller. Yani uzun lafın kısası, tecavüz, pek çok insanın gözünde herhangi bir cinsel ilişkiden farklı değil. Yani, bakması ilginç ve tahrik edici. Evet ama bu durumu ekranda görmek, izlemek ya da izletmek, bunun normalleştirilmesine, olağanlaştırılmasına, yaygınlaştırılmasına hizmet etmiyor mu? Yani sizin az önce söz ettiğiniz ‘farkında olmama durumu’ pekişmiyor mu? Burada tecavüzün nasıl aktarıldığı çok önemli. Çünkü aslında yaşayan için bu bir cinsel ilişki değil, bir şiddet saldırısı. Fatmagül örneğinde olduğu gibi, tecavüzcülerin gözünden, çırpınan seksi bir kadın mı görüyoruz yoksa kadının gözünden vahşi, zalim erkekler mi? Aynı olayı farklı farklı yansıtmak mümkün. Bir de berbat bir espri vardır, “tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak” diye. Bunun anlamı tecavüzle cinsel ilişkinin birbirine benzer iki edim olması. Burada mesele şu. Bir kadın tecavüze neden itiraz eder? Tecavüz bir teklif değil, bir saldırıdır. Bir kere burası muğlak. İkinci çok önemli nokta şu. Muhafazakar bakış bir kadının namusunu korumak için tecavüze itiraz ettiğini düşünüyor. Aynı sebeple, arzuladığı bir cinsel ilişkiye de itiraz edebilir. Yani mesele deyim yerindeyse bedenin kullanım hakkıyla ilgili onlara göre. Oysa tecavüz bir teklif değil, bir saldırı. Aradaki fark çok önemli. Dolayısıyla şöyle oluyor, bir kadın aslında arzuladığı bir şeye, namusu bozulmasın diye itiraz ediyor. Bu bakışla çekersen tecavüz sahnesini, o zaman arzuladığı halde itiraz eden bir kadın gösterirsin. İstiyor ama namusunu korumak da istiyor. Öte yandan muhafazakar bakış bir kadının arzuları olabileceğini, arzuları, duyguları olan bir varlık olduğunu hesaba katmıyor. Bu hatırlatma tecavüz sahnesi nedeniyle galeyana gelen muhafazakarların ve onların yayınlarının itirazlarının gerekçesini de açıklıyor. SAVUNULAN İKİYÜZLÜ BİR AHLAK ANLAYIŞI Onların itirazında bir başka şey de var. Hani RTÜK’ün de kriterleri arasındaki “Türk aile yapısını aşındırmak” meselesi. Bu Türk aile yapısı dediğimiz şey, hem kavramın kendisi hem de toplumsal olarak varlık biçimi, aslında kadınlar açısından başka bir sorun alanı değil mi? Tabii ki sorunlu. Tecavüz nasıl ki kadının bedensel bütünlüğüne yönelik bir saldırı, o da aslında kadının ruh bütünlüğüne bir saldırı. Onu çocuklarının ve erkeğinin hizmetkârı olarak tanımlayan bir anlayış. Kaldı ki aile içi tecavüz çok yaygın Türkiye'de. Bu iki farklı dehşete işaret ediyor. Birincisi çocukların tacizine ve onlara tecavüz edilmesine. İkincisi ise şu: Bir kadın bir erkekle evlendiğinde vermeyi taahhüt ettiği bazı hizmetler var. Bunların arasında cinsellik de yer alıyor. Yani koca ne zaman istese kadın cinsel ilişkiye girmeli. Eğer kadın itiraz ederse erkek tecavüz edebiliyor. Yine aynı anlayış, kocan bu, onunla cinsel ilişkiye girersen namusuna halel gelmez, e daha ne? Yani tecavüzü sadece televizyon ekranında izlediğimizde irite oluyoruz. Oysa gündelik yaşamda oldukça yaygın bir sorun. O zaman burada bir ikiyüzlülük yok mu? Diziyi yayınlayan açısından da itiraz eden açısından da ikiyüzlü bir ahlak anlayışı... Var tabii. Bütün tecavüzler illa ki üstünü başını parçalayarak olmuyor tabii. Ama şu da var. Cinsel ahlak ikiyüzlülük üzerine kurulu genellikle. Şunu unutmamak gerek. İnsanın cinsel arzularını bilinçdışı yönlendiriyor. Bu, fikirlerini değiştirmekle, ne bileyim kitap okumakla değişecek bir alan değil. Cinsellikle ilgili görüntüler, imgeler bu alanda çok etkili. Tecavüzün nasıl gösterildiği, özellikle erkek bilincini çok etkileyebiliyor. Erkekler bunu tahrik edici bulabiliyor. Tecavüz etmeyi yani. Şöyle bir örnek verelim. İç çamaşırı bikiniden daha tahrik edici olabilir. Bedenin aynı parçalarını gösterse bile. Çünkü yatak odasını, sevişilen alanı akla getirir. Biz yıllarca filmlerde falan gördük bunu çünkü. Bir kadın yatak odasında sevişmeden önce soyunur ve çamaşırla kalır. Bikini gördük mü kamu alanı, denize girilecek falan. Sanatın vb. önemi burada başlıyor. Bilinçdışımızı etkiler. Dolayısıyla tahrik edici bir tecavüz sahnesi pek çok insanın bilinçdışına bunu destekleyen imgeler yerleştirir. 'Ahlak' anlayışımızın sorunlu olduğuna değinmiştiniz. Biraz daha açar mısınız? Ahlakta iki sorun var. Birincisi ikiyüzlü, ikincisi egemenlik ilişkilerini yansıtıyor. İki farklı egemenlik ilişkisini yansıtıyor ahlak. Biri, daha az önemli olanı kapitalizm. Para her şeyi, çok şeyi aklar. Bunu halletmek kolay, en azından aramızda. Ama biz dediğimiz şey kadınlar ve erkeklerden oluşuyor. Erkek egemenliğini aramızda nasıl halledeceğiz? Bizim erkekler de hem bilinçleri hem bilinçdışıları diğer erkeklerle aynı kaynaklardan beslenmiş insanlar. Biz de öyleyiz kadınlar olarak. Ama ezilen olduğumuz için bu belirleyici değil. O bilinç 'temizliği' kolay değil. İşin içinden cinsiyetçi, erkek egemen medya diyerek çıkmak da vardı ama sorunun patriarkal kapitalizmle ilişkisine geliyoruz bu noktada. Öyleyse medya sadece bunu yansıtan bir unsur, yani salt medya eleştirisi de çok anlamlı değil… Ama medya eleştirisi çok önemli. Çünkü medya milyonları etkiliyor. Bir sürü kadın o sahneye bakıp “Allahım ne şanslıyım, benim başıma gelmedi” diyor. Medya eleştirisi önemli ama yetersiz tabii ki. Aslında bana sorarsanız şiddetle mücadele yetersiz ve son yıllarda çok sıkışıldı bu alana. Kadına yönelik şiddetteki artış bir gösterge. Tarihte şiddet çatışkı anlarında yükselir. Başını kaldıranın başı ezilir. Ve kadınlar özgürleşirken şiddet artar. Aynı zamanda görünürlüğü de artar. Bunun iki etkisi olur. Hem farkındalık ve müdahale artar hem de gözdağı. Ekonomik krizlerde hep artıyor şiddet, buna tecavüz de dahil. Güçsüzleşen emekçi erkek, hırsını egemenliğini kullanarak çıkartır. Kim onun egemen oldukları? Kürtler? Kadınlar? Türlü benzerlik kuruluyor. Biraz hoş giyinmiş kadınlar burjuvaziyle özdeşleştiriliyor. Halbuki tekstilde çalışan bir genç kadın da pekala güzel giyinebiliyor. Ve o kadınlar tacize, tecavüze layık görülebiliyor. Bir duvar üstüne oturmuş işsiz, öfkeli gençler düşün. Önlerinden geçen ve annesine benzemeyen her kadına sebepsiz bir öfke duyabiliyor. Bir başka sahne. Adam işsiz, kadın evlere temizliğe gidiyor, evin işini de kadın yapıyor ve şiddet görüyor. İnsanlar yoksullaştıkça, maddi sıkıntı çektikçe hoyratlaşır. Buna stres deniyor şimdilerde. Ve şiddet artar. Kimse de kolay kolay kendinden güçlü olana yöneltmiyor şiddeti. Nerede o delikanlılık, herkes zayıf gördüğüne yükleniyor. Bunları sadece şiddetle mücadele ederek de halledemeyiz, sadece krizle mücadele ederek de. O egemenlik ilişkilerinin ortadan kalkması gerek. Sevdiği kadın özgür olan adam, patronuna da daha rahat başkaldırır. Tecavüzün ya da kadına yönelik şiddetin ezilen cins sorunuyla sınıf sorununun iç içe geçtiği bir alan olduğunu gözden kaçırabiliyoruz. Demek ki bu kadar parçalamamak lazım... Bir yandan da parçalamak gerek. Çünkü işin özünde bir şiddet edimi olarak tecavüz ve onun neden oluştuğu var. Krizler sadece arttırıyor bunu, vesile sağlıyor. Ama o orada durdukça en ferah zamanda bile sürmeye devam eder. SUÇU ÖNCE BİHTER OLMAK O zaman bu sorunu ele alırken sadece tek bir ezme ezilme ilişkisi bağlamında almamak ve de tek bir göstergeden yola çıkmamak lazım. Bir TV dizisinden rahatsızlık duyarken özünde onun bir toplumsal sorun alanına da denk düştüğünü görmek gerekiyor. TV’ler bunu en ağız sulandırıcı biçimlerde yaptıkları için rahatsız edici bulunuyor belki de. Onlarınki bir izlenme ve pazarlama kaygısını barındırıyor… Onlarınki tamamıyla buna dayanıyor. Reyting, para, internette nasıl da tık almış. “Fatmagül’ün suçu önceki hayatında Bihter olması” esprisini duymuşsunuzdur... İşin içine Bihter girince yine başka bir şey olmuyor mu ama? Zengin femme fatal kadın imajından intikam mı alınıyor? O zaman evet dediysen bunu hak ediyorsun. Birine evet dediysen herkesle yapabilirsin. Yani zaten namussuzsun, öteki çocukların suçu ne? Bir de muhafazakarlaşma ile cinselliğin bu biçimde kışkırtılmasının kol kola ilerlediğini görüyoruz. Birbirini engellemenin ötesinde, destekler gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Muhafazakarlar bedenden et diye söz ediyor genellikle. “Et görmek istemiyoruz” falan... İslami muhafazakarları kastediyorum. Bu öylesine bir söz gibi görünüyor ama değil. Et yemekte tükettiğimiz bir şey. Bizim çıplak bir bedende gördüğümüz şey ten. Duyuları olan ve duyguları olan birine ait. Bu fark boşuna değil. Bir de şu var, bu topraklar şimdilerde çok özledikleri Osmanlı döneminde şeriatla yönetilmiş. Ve içki de hep içilmiş, fuhuş da varmış. Ama açıktan yapılmazmış. İslam'da malum, bir günahın konuşulması işlenmesi kadar kötü. (şuyuu vukuundan beter derler) Yani 'edepsiz' günahkâr kadın da olacak. O da lazım. Ama yerini bilecek. Yaptığını savunmayacak. Örnek olmayacak. Şimdiki paradigma bu. Bugünün muhafazakarları da kadınlar bu biçimde bölünsün istiyor. Her grup farklı bir alanda erkeklere hizmet etsin. Evde, ailede mazbut kadınlar, sokakta ise iffetsizler. Bu iki grup da birbirinden nefret etsin, evdekiler fahişe olmadığına şükretsin. Bu ikilemde kendi hayatı, bilinci, tercihleri ve arzulayan ve itiraz eden bir bedeni olan kadına yer yok. Şunun da altını çizmek gerek, bugünün muhafazakarlığı çok fazla ABD’nin yeni muhafazakarlığına benziyor, oradan besleniyor. Kürtaj karşıtlığından bekaret yüceltmelerine kadar büyük bir uyum var arada. Ve bu anlayışa göre namusunu korumak kadının kendi vazifesi, tecavüze uğrayan kadın hemen sorgulanır. Acaba ne yaptı da başına bu geldi? Şu noktanın da altını çizmek gerek. Lgbtt politikalar ve bu bireylere bakış açısı çok önemli bir kriter. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu topraklarda da her zaman lezbiyenler, eşcinseller, karşı cinsin giysilerini giymeyi tercih edenler olmuştur. Mesele bunların varlığını tanımak da değildir, mesele onların onurlu insanlar olarak varlıklarını sürdürmelerini desteklemek. Eski tip muhafazakarlığın görmezden geldiği, yok saydığı lgbtt bireyler bugünün muhafazakarlığının hedefleri arasında. Hasta ya da günahkâr vb. yaklaşımları çokça okuduk, duyduk Ve bu arada ekran da acayip muhafazakarlaştı. On küsur sene önce İkinci Bahar'da yaşlı insanlar aşık oluyor, evlenmeden çocuk doğuruluyordu. Beş altı sene önce Bir İstanbul Masalı’nda makul bir eşcinsel figürü vardı. Şimdi ise Kurtlar Vadisi var ve kızlar habire nişanlılarından tokat yiyor ekranda. 1990'ların başında Orhan Atasoy'un gemiler şarkısının klibinde bir travesti vardı. Şimdi öyle bir klip çekilmez. Geçenlerde bir travestinin olduğu bir klip yasaklandı. Kadınları korkutan, erkekleri tahrik eden tecavüz sahnesi ve bunun bir şaka olarak ele alınması bütün bu sürecin bir parçası.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#22 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Poyrazoğlu programında tecavüzle 'fark' attı
Ali Poyrazoğlu'nun "ekranlarda fark yaratan" sloganıyla Haber Türk kanalında dün akşam yayına başlayan Gölgede Muhabbet programı ilk günden "fark" yarattı. "Fatmagül'ün suçu ne?" filmindeki tecavüz sahnesi programda bol argolu ve pornografik öğelerle süslenmiş bir parodiye malzeme yapıldı. İki erkeğin oynadığı parodiye, kadın izleyiciler dâhil herkes alkışlayarak gülerken, oyun sonrasında Ali Poyrazoğlu, oyunculara teşekkür etti. Haber Fotoları: 1 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Etkin Haber Ajansı / 18 Ekim 2010 Pazartesi, 13:41 İZMİR- Vedat Türkali'nin Umutsuz Şafaklar filminden üçüncü kez sahneye taşınan "Fatmagül'ün Suçu Ne" filmi, filmin ana temasını da oluşturan tecavüz sahnesiyle tartışıldı. Ancak, "Beren mi daha iyi tecavüze uğruyor, Hülya mı?" şeklinde sorular eşliğinde yürütülen tecavüzü magazinleştirmeyle, film, kadına yönelik cinsel şiddetin yeniden üretildiği bir araca dönüştürüldü. Bu tartışmalar kadın örgütleri tarafından tepkiyle karşılanırken, şimdi de Haber Türk'te yayınlanan bir programda tecavüz sahnesi, pornografik öğelerle süslenmiş parodi konusu oldu. Ali Poyrazoğlu'nun sunumu ve "ekranlarda fark yaratır" çıngılıyla Haber Türk'te dün akşam yayınlanan Gölgede Muhabbet adlı programda iki erkek, tecavüzle dalga geçen bir paradi sundu. İki erkek, oyun sırasında sık sık pornografik öğeler ile bol argolu bir dil kullandı. Program sırasında dikkat çeken bir başka nokta ise izleyicilerin bu paradoyi alkışlayarak kahkahalar atması oldu. İzleyiciler arasında kadınlar da vardı. Oyunun ardından mikrofona gelen Ali Poyrazoğlu, önce oyunculara teşekkür etti, ardından da "Tam istediğimiz çizgide değilsiniz ama haftaya çalışarak bir daha gelin" dedi. Program konuğu Nilgün Belgün de oyuncuları performanslarından dolayı takdir etti.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#23 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
'Fatmagül'ün Suçu Ne?' sonrası insanlık dışı tecavüz iştahı bitmiyor, bitemiyor!
Öyle durumlar oluyor ki, o gazete kupürünü, televizyon haberini, her neyse yanınıza alıp herhangi bir ülkenin konsolosluğuna başvursanız, size sorgusuz sualsiz iltica hakkı verirler, bu ülkede yaşanamayacağına tereddütsüz onlar da ikna olur. ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’ adlı televizyon dizisinin peşinden gelen tecavüz temalı müstehcenliğin sonu gelmiyor, gelemiyor. Dizinin ilgili bölümü sonrası ‘Hangi tecavüz daha iyiydi?’ karşılaştırmalarını duymak yeterince midemizi kaldırmamış gibi, aradan geçen haftalara rağmen bu insanlık dışı iştah kesilmiyor. Önce Habertürk gazetesi Fatmagül’ün ‘donunun çıktığı haberine yer verdi. Başına bir örtü bağlanmış Playboy tavşanı, bir erkek külodunun tam önüne basılarak altına ‘Fatmagül’ün suçu ne?’ diye yazılmıştı. Sonra Habertürk kanalında yayınlanan ‘Gölgede Muhabbet’ isimli ‘parodi’ programında bir grup gencin ustaları Ali Poyrazoğlu’na yeteneklerini sahneleyiş biçimine tanık olduk. Gençler Fatmagül’e tecavüz sahnesinin tek kelimeyle aşağılık bir komedisini yaparken seyirciler gerçekten gülmekten katılıyordu. Ne Poyrazoğlu “Bir dakika, ne oluyor burada?” dedi, ne konuk Nilgün Belgün. Rezaletin şahikası dünkü Şok gazetesi haberi oldu. Bir şişme kadın ve Beren Saat fotoğrafına eşlik eden haber, Fatmagül’ün şişme bebeğini yapmak için harekete geçen girişimcilerden söz ediyordu. Hiçbir girişimci ismi verilmeyen haberde Şok editörleri ‘İster tecavüz et, ister koynuna al yat’ tavsiyesinde bulunmuştu! Ve şöyle bitiyordu haber: “Patentini almak için başvuruda bulunan girişimciler, Fatmagül’e benzeyen şişme bebekler üretip piyasaya sürecekler. Böylece isteyen Fatmagül’e tecavüz bile edebilecek!” Gerçekten yuh… Ötesini diyemiyor insan. Pınar ÖĞÜNÇ Kaynak: Radikal
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#24 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
MEDİZ'den Medyaya Çağrı: Tecavüze Ortak Olmayın
MEDİZ, "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin yapımcı - yayıncıları ile Gölgede Muhabbetler Programını hazırlayan ve yayınlayanlara soruyor: Gerçekten, elde edilen reytingin, tecavüz mağduru bu kadar kadının hayatına değdiği kanısında mısınız? İstanbul - BİA Haber Merkezi 20 Ekim 2010, Çarşamba
Kadınların Medya İzleme Grubu (MEDİZ), ilk bölümü 17 Ekim'de Habertürk televizyonunda yayımlanan ve tecavüzü komedi malzemesine dönüştüren "Gölgede Muhabbetler" programını hazırlayanlara tepki gösterdi. "Suç işliyorsunuz!" MEDİZ, tüm medya kuruluşlarına gönderdiği basın açıklamasıyla hem "Gölgede Muhabbetler" programının yanı sıra "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin yapımcı ve yayıncılarına da "Kadınlara yönelik suçlara, tacize ve tecavüze ortak olmayın" çağrısında bulundu: "Kadınlara yönelik tecavüz gibi cinsel suçların medyada hala pornografik reyting - tiraj malzemesine dönüştürüldüğü, suçun işlenişine dair her türlü detaya yer verilen, hatta mağdur kadınların fotoğraflarla ****laştırılarak haklarındaki tüm bilgilerin ifşa edildiği haberleri, bizler, dehşetle izliyoruz!Tecavüz görüntülerinin dolaşımını durdurmak kimin sorumluluğu? Tecavüze uğradıktan sonra tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda bırakılan bir genç kadının hikâyesini anlatan "Fatmagül'ün Suçu Ne?" adlı televizyon dizisi, henüz ilk bölümü yayımlanmadan tecavüz sahneleriyle gündeme gelmişti. Tecavüz sahneleri, internette tıklanma rekorları kırmış, hakkında günlerce konuşulmuştu. Bu sahneler, Habertürk televizyonunda "Erkanlarda fark yaratan" sloganıyla yayımlanan "Gölgede Muhabbetler" programında da parodi konusu olarak kullanıldı. Programın ilk bölümünde, iki erkek oyuncu tecavüzü bir spor aktivitesi gibi kurgulayarak komedi unsuruna dönüştüren bir parodi sahneledi. Parodi, "Gençler dört, Fatmagül sıfır" sözleriyle sona erdi. "Elde edilen reyting, kadınların hayatından daha mı önemli?" MEDİZ, yaptığı yazılı açıklamada dizinin yapımcı ve yayıncıları ile Ali Poyrazoğlu'na ve Habertürk yönetimine şu soruları yöneltti: "Diziye dair görüntülerin internette nasıl yayıldığına, dizinin yapımcı ve yayıncılarının bununla ilgisi olup olmadığına dair merakımız bir yana, bu görüntülerin dolaşımını durdurmak yapımcı ve yayımcıların sorumluluğu değil midir?
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#25 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
İnsanlıktan son çıkış: Fatmagül vakası
22.10.2010 - 11:28 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Son zamanların gündemden düşmeyen dizisi “Fatmagül’ün suçu ne?” ile ilgili her gün gazetelerde haberler görmeye alıştık. Ama dün Şok gazetesi tarafından yapılan bir haber var ki bundan öte ne olabilir diye düşündürtüyor. Haberin başlığı “Fatmagül’ün şişmesi geliyor.” Devamını yazmaya gerek yok... Haberin asparagas olup olmadığı, Şok gazetesinin böyle haberler yapmasının şaşırtıcı olmaması, bu ülkede ve dünyada pornografinin büyük bir sektör olduğu... bunların şu anda hiçbir önemi yok. Önemi olan bu çarpıklığın bu kadar fütursuzca ve cesurca icra edilmesi. Önemi olan, kadını aşağılayan bu çürümüş düzenin artık dibe çok yaklaştığı. Dizi ve peşi sıra yaşananlar, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] döneminde iyice ayyuka çıkan çürümenin gelebileceği noktayı gösteriyor. Çürümenin en iyi göstergesi her zaman [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] oldu. Cinselliğin toplumsal alanın görünen yüzünde ahlaksızlık olarak görüldüğü ve baskılandığı bu toplumda gerçekte ise sonuçları her daim kadına yönelik cinsel şiddetle görülen hayatlar yaşanıyor. Fatmagül vakası, bu düzende ikiyüzlü ahlak anlayışının çarpıcı bir örneği. Bu ikiyüzlülüğü ustalıkla kullanmaya çalışan [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] çürümeyi gösterip, gericiliğe razı etmeye uğraşıyor. Kadınlar ise bu süreçte hem gericiliğin hem de çürümenin kurbanı haline getirilmeye çalışılıyor. Bu ülkede Fatmagül’lerin sayısı arttıkça ya da bilinir hale geldikçe örtünmeye zorlanan kadın sayısı da artacak. Bu ülkede namus bekçileri nin sayısı arttıkça tacize, tecavüze uğrayan kadınların sayısı da artacak. Bu ülkede dört [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] arasına hapsedilmeye çalışılan kız çocuğu sayısı arttıkça, dedesi yaşında erkeklerle evlendirilen kız çocuklarının sayısı da artacak. Bu ülkede üçüncü sayfa haberleri yapılmaya devam ettikçe, üçüncü sayfaya haber olanların sayısı artacak. Bütün bunlar olurken medya başta olmak üzere hayatın her alanında [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], çürümenin panzehiri olarak sunulacak. Bütün bu sürece Fatmagül’leri yüreğimiz, midemiz kaldırmadığı için ama illa ki insan olduğumuz için ve bu ülkede hala insanlığın ölmediğine inandığımız için karşı çıkmak gerekiyor... Esin [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#26 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
'Tecavüzü meşrulaştıran kanalları izleme'
"Fatmagül'ün Suçu Ne?" adlı dizinin tecavüz sahnelerini programında karikatürize eden Ali Poyrazoğlu ve Habertürk televizyon kanalı, kadınlar tarafından protesto edildi. Haber Fotoları: 1 2 3 4 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Etkin Haber Ajansı / 23 Ekim 2010 Cumartesi, 17:00 İSTANBUL- İstanbul Feminist Kolektifi, "Fatmagül'ün Suçu Ne?" adlı dizideki tecavüz sahnesini parodileştiren Ali Poyrazoğlu ve Habertürk televizyonunu Habertürk önünde protesto etti. Kadınlar, "Medya, yargı, Adli Tıp tecavüzcülerin suç ortakları. İsyandayız" yazılı pankart ile "Cinsiyetçi kadın düşmanı başbakan", "Tecavüzcü Habertürk evimizde", "Tecavüzü meşrulaştıran kanalları izleme, izletme" dövizlerini taşıdı. Kadınlar, "Erkek medyaya, yargı şiddetine son", "İğreniyoruz, tiksiniyoruz, artık yeter diyoruz", "Sincan'da tecavüz, Habertürk'te teşvik", "Sincan'da tecavüz mahkemede tahliye" sloganlarını attı. İstanbul Feminist Kollektif adına açıklama yapan Hande Selin Nakıpoğlu, Habertürk'ün "Gölgede Muhabbet" programında olduğu gibi tecavüzü komedi haline getirerek, tecavüzlere güldüren programların tecavüzcüleri cesaretlendirdiğini söyledi. Nakıpoğlu, "Reyting kaygılarınıza malzeme yaptığınız görüntüler cinsiyetçilikten beslenenlerin ekmeğine yağ sürerken, sanki tecavüz, taciz kadına yönelik suç değilmiş gibi davranıyorsunuz" dedi. Nakıpoğlu, 2010'un ilk 9 ayında Türkiye'de kayıtlara geçen 478 kadının tecavüze, 722 kadının ise tacize uğradığını kaydetti. Mardin'de görülen N.Ç. davasının sonucunu hatırlatan Nakıpoğlu, şöyle dedi: "Erkek egemen sistem tecavüz kardeşliği yaparken, medya, Adli Tıp, yargı, polis kadın düşmanları gibi davranıyor. Tecavüzcüleri koruyor. 'Yapanın yanına kar kalır' anlayışı bir kez daha adli tıpla yargı arasında üretiliyor." Hergün onlarca kadının taciz, tecavüze uğradığına ve öldürüldüğüne dikkat çeken Nakıpoğlu, "Kadın düşmanlığınız gem'i azığa almış gidiyor. Kadınların bitirilen hayatları daha ne kadar sizin parodileriniz, komedileriniz olacak? Daha ne kadar güleceksiniz? Daha ne kadar sırıtacak dişleriniz?" diye sordu. Nakıpoğlu, kadın bedenlerinin ruhlarından koparılarak rant malzemesi yapıldığına işaret etti, "Tecavüz sahnelerinden reyting uman medya, tecavüz olayını karikatürize eden Ali Poyrazoğlu, kadına yönelik şiddete gülen herkes bu suça ortaktır. Sözünüzün kimleri mağdurlaştırdığını düşünerek konuşun. Öfkemizi sınamayın" dedi.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#27 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Habertürk Televizyonunda Tecavüz Protestosu
İstanbul Feminist Kolektif ve Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi, Habertürk televizyonu önünde, medyanın tecavüzü normalleştiren, komedi unsuruna dönüştüren ve pornografik malzeme olarak sunan yayınlarına tepki gösterdi. İstanbul - BİA Haber Merkezi 25 Ekim 2010, Pazartesi İstanbul Feminist Kolektif ve Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi (BEDİ), Habertürk televizyonunda Ali Poyrazoğlu'nun sunduğu "Gölgede Muhabbet" adlı programda tecavüz sahnelerinin komedi unsuru olarak kullanılmasını protesto etti. Kadınlar: Tecavüze ortak olmayın Habertürk televizyonu önünde Cumartesi günü bir araya gelen kadınlar, medya organlarının tecavüzü normalleştiren, komedi unsuruna dönüştüren, pornografik malzeme olarak sunan yayınlarına tepki gösterdi. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin geçtiğimiz hafta iki tecavüz sanığını Adli Tıp Kurumu'ndan gelecek rapor gecikeceği gerekçesiyle tahliye ettiğini hatırlatan kadınlar, üniversite hastanelerinin bilirkişi statüsünün kabul edilmesini istedi. Kadınlar ayrıca, Adalet Bakanlığı'nın travma tespiti için bir yıl beklemek gerektiği açıklamasının hiçbir bilimsel veriye dayanmadığını belirterek, Yargıtay'ın üniversite hastanelerinin raporlarını geçerli saymasını talep ettiler. Kadınlara yönelik taciz ve tecavüzler sürerken, medyanın yayınlarıyla tecavüzü normalleştirdiğini, yargı kararlarının da tecavüzcüleri koruduğunu belirten kadınlar, "medya, yargı, adli tıp tecavüzcülerin suç ortakları - isyandayız" yazılı pankart açtılar. Eylemde; "Sincan'da tecavüz, Habertürk'te teşvik", "tecavüze ortak olmayınız","tecavüzü meşrulaştıran kanalları izleme, izlettirme" sloganları atıldı, "Yiğit Bulut, cinsiyetçilikten vazgeç", "Tecavüzcü evimizde - Habertürk" yazılı dövizler taşındı. BEDİ: Bunda gülünecek ne var? Habertürk televizyonu önünde "Bunda gülünecek ne var?" yazılı pankart açan BEDİ üyeleri ise, Ali Poyrazoğlu'nun "Gölgede Muhabbet" adlı programında, "saha, takım, gol, kale, skor" gibi futbol kavramlarını kullanarak tecavüz olayını betimlediğini hatırlattı. İnisiyatif adına Çağatay Apaydın, "Eğlence adına yapılan şey, tecavüzü normalleştiren ve meşrulaştıran bir gösteriydi. Skeci yapanlar, yer verenler ve alkışlayanlar, cinsel şiddeti, futbol stadyumlarında kanıksamış olan bir çeşit erkek taşkınlığına eşitlemiş oldular" diye konuştu. Apaydın, ölümle, fiziki ve ruhsal ağır travmalarla sonuçlanan tecavüzü, "Biz erkeklerin doğası böyledir" diyerek hoş göremeyeceklerini ifade etti, "Bunda gülünecek ne var?" diye sordu. "Erkek egemen çarkın parçası olmayacağız" "Her gün toplumun her katmanında, coğrafyasında erkekler taciz ve tecavüz ediyor" diyen Apaydın, "Eğer erkeklik, eşitsizliği savunmak, hükmetmek, ezmek, şiddet uygulamak ve yok etmekse biz erkeklikten istifa ediyoruz. Eğer erkeklik buysa biz erkek değiliz diyoruz" dedi. "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisi, cinsel şiddet içeren sahnelerinin internette yayımlanmasının ardından medyada çeşitli haber, yazı ve programlara konu olmuştu. Bu sahneler, 17 Ekim'de Habertürk'te yayımlanan "Gölgede Muhabbet" programında parodi konusu olmuştu. 19 Ekim'de Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, iki tecavüz sanığını serbest bırakmış, Adli Tıp Kurumu tecavüze uğrayan kadınla görüşmeyi 1,5 yıl sonraya ertelemişti. (BB) * Haberimizde Yasemin Öz'ün fotoğrafını kullandık.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Berfino (10-26-2010) |
|
|
#28 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
"Fatmagül'ün Suçu Ne" İçin İmza Kampanyası ve Dava
Kadınlar Adana'da "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin yayından kaldırılması için imza kampanyası başlattı; İzmir'de "Fatmagüllü şişme kadın" ve "Fatmagül'ün donu" başlıklı haberleri için Habertürk ve Şok gazeteleriyle hazırladığı programda bir tecavüz parodisine yer veren Ali Poyrazoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Adana - İzmir - BİA Haber Merkezi 26 Ekim 2010, Salı Adana Kadın Platformu, "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin yayından kaldırılması için imza kampanyası başlattı; İzmir'de kadın örgütleri, Habertürk televizyonu, Habertürk ve Şok gazeteleri ile tiyatrocu Ali Poyrazoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Adana'da imza kampanyası Adana Kadın Platformu üyeleri, ''25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü'' etkinlikleri çerçevesinde, Çakmak Caddesi'ndeki Kültür Sokağı'nda stant açtı. ''Tecavüze sessiz kalma, bu suça ortak olma'' yazılı pankart açan kadınlar, "kadına yönelik cinsel şiddet ve aşağılamayı" meşrulaştırdığı gerekçesiyle ''Fatmagül'ün Suçu Ne?'' adlı dizinin yayından kaldırılmasını istedi. Kadınlar, tecavüzü besleyen ve meşrulaştıran bu dizinin yanı sıra tecavüzü karikatürize ederek bu suça ortak olan programların da yayından kaldırılmasını, tecavüz olaylarının önlenmesi için gerekli her türlü tedbirin alınmasını talep etti. Platform üyelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına hitaben yazdıkları dilekçeye, erkekler de imza attı. İzmir'de suç duyurusu İzmir'de ise kadın örgütleri, medyanın "Fatmagül'ün Suçu Ne?" adlı dizinin ardından kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığı yeniden ürettiğini belirterek, yargıya başvurdu. Bayraklı'daki İzmir Adliyesi'nde buluşan kadınlar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmek üzere suç duyurusu dilekçesini verdi. Kadınlar, dilekçelerinde, tecavüzle dalga geçen bir skece yer verdiği için Haber Türk televizyonu ve program yapımcısı Ali Poyrazoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Kadınlar ayrıca "Fatmagüllü şişme kadın" haberi nedeniyle Şok, "Fatmagül'ün donu" başlıklı haber için de Habertürk gazetelerinden şikayetçi oldu. Dilekçede, söz konusu basın kuruluşlarıyla program ve haberleri yapan kişilerin "halkın bir kısmını cinsiyeti nedeniyle aşağılama" ve "suça tahrik" suçlarından yargılanmaları istendi. Avukat Nazan Sakallı, "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin kadın oyuncularıyla kadın yönetmenine de "Sizin ürettiğiniz bir televizyon yapımının, reyting uğruna, topluma bu şekilde servis edilmesine, aşağılanmasına tepki göstermenizi bekliyoruz. Sizin de sesinizi sesimizin yanında duymak istiyoruz" dedi. (BB)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Berfino (10-26-2010) |
|
|
#29 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
"İnsanlık onuru"na sahip çık! -Müslüm Kabadayı
27 Ekim 2010 - İnsan, canlılığını sürdürme çabasının ötesinde niçin yaşar? Organizma olarak milyonlarca, zihinsel gelişim doğrultusunda binlerce yıldır evrimleşen insanın, doğa ve toplum bilimlerini hızla geliştirdiği yüzlerce yıllık mücadelesinde onu yücelten en önemli değerin soyutlama yeteneğidir. Aşk, sevgi, dostluk duygularını, ahlak, eşitlik ve özgürlük bilinciyle yükselten insanı, sömürü mekanizması tarihin her döneminde küçültmüştür. Bu sömürü denen mekanizma, emek, duygu ve cinsellik başta olmak üzere hayatın her alanında toplumları da içinden çürütmüştür. Savaşlar, kıskançlık kaynaklı yıkımlar, toplumsal değerlerin çürümesi bunun en çok bilinen sonuçlarıdır. Bugün emeğin ürettiği tüm değerlere yönelik sömürünün, Bildelberg denilen, dünyanın patronlarının belirlediği piyasa mekanizmalarıyla dünyanın en ücra noktasına kadar gerçekleştirildiği biliniyor. “Küreselleşme” denilen emperyalizmin dünyaya hükmettiği günümüzde, sömürünün, insanı çürüten en çirkin yüzüyle karşı karşıyayız. Daha açık deyişle insanlığın ensesinde paranın saltanatıyla boza pişirmek üzere tarihsel olarak ortaya çıkmış etnik ve dinsel, biyolojik olarak erkek ve kadın ayrımlarını en çirkin biçimde kullanan kapitalizm, kadını sermaye olarak kullanmayı çok daha fütursuzca gündeme sokmuştur. TV kanallarında, basın organlarında, internet sitelerinde kadını sermaye olarak kullanan sayısız porno, reklam vb. materyalden kaçınmanız mümkün değildir. Cinsel sapıklık olarak adlandırılan olaylar, ilköğretim okullarına, öğretmen topluluğuna kadar yaygınlaşmışsa, kapitalizmin toplumu çürüterek yönetme stratejisinde ne denli “başarılı” olduğu aşikardır. Bu açıdan sömürünün insan onurunun ne denli büyük düşmanı olduğunu, özellikle cinsel sömürünün kişiliğin darbelenmesine, toplumsal paylaşımın ayaklar altına alınmasına yönelik sonuçlarından görmemek için bakar kör olmak gerekir. Ahlaklı toplumun tecavüz hakkı Ülkemiz genelinde yaşanan hırsızlık, yolsuzluk ve cinsel sömürü çarkından birkaç nemli olaya dikkat çektikten sonra, bir zamanlar halkının huzurlu ve siyaseten aydın, gelişmiş olmakla öne çıkan Antakya’mızda meydana gelen ciddi bir tehlikeye işaret etmek istiyorum. İnsanı alçaltan cinsel sömürünün bugün Türkiye’de en yaygınlaşmış biçim tecavüz olaylarıdır. Artık, ülkenin her tarafında mahkemeler bu olaylarla çalkalanmaktadır. Mahkemeler yansımayanların ise haddi hesabı yoktur. İşin en kötü tarafıysa, toplumsal çürümeyi nerdeyse teşvik eden kararlar, bazı mahkemelerce verilmektedir. Kanıt olarak, uzun bir alıntıyı okuyun önce: “Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencisi İ.G. (25), 18 Mart akşamı bir öğrencisine özel ders verdikten sonra evine dönerken T.D. ve A.Y. tarafından zorla bir kamyonete bindirilerek Ayaş Yolu'na götürüldü. İki şüpheli burada İ.G.'ye tecavüz etti ve parasını da gasp etti. Saldırganların elinden kurtulmayı başaran İ.G. karakola başvurdu; savcılığa ve Ankara Adli Tıp Şube Başkanlığı'na sevk edildi. Adli Tıp İ.G.'de darp ve cebir izlerini tespit etti. Numune Hastanesi ruhsal sağlığı bozulmuştur raporu verdi. Vajinal muayenede erkeklerden birine ait sperm örneği bulundu. Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlıkları İ.G.'nin ruhsal durumunun bozulduğuna dair raporlar verdi. Olaydan bir gün sonra yakalanan şüpheliler tutuklanırken hakkında Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Mahkeme, 10 Ağustos'taki ilk duruşmada, üniversite hastanelerinin raporlarını kabul etmeyerek İ.G.'nin İstanbul Adli Tıp Kurumu'na sevkine karar verdi. İ.G.'nin avukatları ise yoğunluk nedeniyle İstanbul Adli Tıp Kurumu'na giden bir dosyanın iki yıldan önce gelmeyeceğini belirtti; Devlet Denetleme Kurulu'nun bir raporu ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Dairesi'nin üniversite hastanelerinden rapor alınabileceği yönünde genelgesi bulunduğunu hatırlatarak karara itiraz etti. Avukatlar, üniversite hastanelerinden alınmış raporların geçerli sayılmasını, mecbur kalınırsa İ.G.'nin Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü'ne gönderilmesini talep etti. Ancak mahkeme başkanı, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmazsa Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin kararı bozacağını belirterek bu talebi reddetti. İkinci duruşmada dosya İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Üçüncü duruşmada ise mahkeme heyeti, İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan rapor gelmesinin uzun süreceği gerekçesi ve ‘masumiyet karinesi’ gereğince sanıkları tahliye etti”. Mahkemenin, “tecavüz hakkını” kullanan bu iki erkeği korumak için ne kadar titizlikle çalıştığı ortada. Türk hukukunun, bir erkek hukuku olduğu konusunda herhalde bir kuşkumuz kalmamıştır artık. Nihayetinde bu hukuk, bir sapık tarafından görüp görülebilecek en korkunç biçimde, yani başı kesilerek öldürülen Münevver Karabulut’un ailesini, “kızlarına sahip çıksalardı” diye suçlayan bir emniyet müdürünün “hukuku”dur. Mahkemenin bu kararı, var olduğu söylenen şu meşhur “kamu vicdanı”na da gayet uygundur. Çünkü, başörtüsü mağduru genç kızlara verilen desteğin çeyreği bile, tecavüz kurbanı kadınlara verilmemektedir. Bu da “ahlaklı, dindar” toplumumuzun çürümüşlüğünün açık göstergesidir. Tecavüz konusundaki, herkesi memnun ettiği anlaşılan “sessizlik”, kurbanın da tecavüzü hak etmiş olabileceği inancından kaynaklanmaktadır çünkü. ”Günah kadının” “Kuyruk sallamasa dişi köpeğe kimse gitmez” anlayışı, bu toplumun çürüme zihniyetinin ana ilkesidir. Gelinliğiyle çıktığı dünya turunda, sadece Türkiye’de tecavüze uğrayıp öldürülen İtalyan sanatçı Pippa Bacca ile gelinliği, kendisine sallanan “kuyruk” sanarak bu masum kadını öldüren manyağı hatırlatırım. “Ya benim olacaksın ya toprağın” dan, “seni ellerin olasın diye mi sevdim”e kadar gayet şairane bir ruhu da vardır tecavüzcü erkeğin, ki şu zırvalamalarındaki iç yakan “haklılığı” içten içe desteklemeyen çok az erkek vardır bizim memlekette. Başkalarının kızı, kızkardeşi, eşi olması koşuluyla tecavüz edilmeyecek hiçbir kadın yoktur ülkemizde. Yeğenlerine, yengelerine, hatta kızkardeşlerine tecavüz edenlerin olduğunu da hatırlatarak belirtiyorum, genelde namusu ya da ahlakı sadece “sülalesi” için koruyucu kalkan olarak gören, ama önüne gelen başka kadınlara saldıran bir toplum bireyiyle karşı karşıyayız. Kapitalist hukuk, işte bu bireyi korumaktadır. Çünkü, cinsinden ötürü hem günahkar hem de günaha davetiye çıkaran bir “mahluk” olarak kadınlar karşısında, mutlaka “anlayış” gösterilmesi gereken bir erkek tapınması var. Bir tecavüz davasında kadınlar için “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” diyen hakimi de bir hatırlayın bakalım. Hukuk tekniği açısından belki davanın böyle sonuçlanması gerektiği düşünülebilir. Ancak haberde dikkat çeken şey, tecavüze uğrayan talihsiz genç kızda, saldırgan alçakların spermlerinin bulunduğudur. Bunu bile yeterli görmeyen bir hukukumuz var, ne yazık. Tecavüze uğrayanın ruh sağlığının bozulmadığını onca kanıta rağmen iddia eden, kararını bu iddiaya dayanarak veren bu vicdansız hukuk ülkemizin kadınlarına hayatı yaşanmaz hale getirmiştir. İlk de değildir bu. Hukuk, Türkiye’de varlığını, toplumun geri kalmış yanlarını okşayarak (ya da bu davada görüldüğü gibi tek bir cinse, erkeğe, toplumun genelinin baktığı gibi bakarak) koruyor. Bu artık anlaşılmış olmalıdır. “Masumiyet Karinesi” gibi yararlı bir kuralı, tecavüzcü oldukları ailelerince de, “bir hata yapmışlar” cümleleriyle kabul edilmiş bu sapıkların lehine kullanan garip bir hukuktur bu. Hukukun, sapıkların işine yarayacak teknik ayrıntılarına vakıf, ama kadınlık bilincinden yoksun o kadın avukatı kendi cinsinin düşmanı haline getiren erkek egemen toplumun hukuku olsa olsa böyle olur haliyle. Avukatlığında sınıfı geçmiş, kadınlığında sınıfta kalmış o kadın(!) avukatın, tecavüzcülerin serbest bırakılmasından duyduğu zevk daha çok kahretmiştir tecavüz kurbanı o genç kızı, kuşkusuz. Asla başına gelmesin ama, aynı “hukuk tekniği”nin, kendisi de tecavüze uğradığında bu kadın avukat için uygulanmayacağının garantisi yoktur ülkemizde. Hiç mi bilemez bunu? “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” diyen hukukçuyu tek kişi sananlar varsa, bunların tekil falan değil, kadın düşmanı kocaman bir güruh olduğunu anlamışlardır herhalde. Bunlar sürü halinde yaşıyorlar işte, görmüyor musunuz? Tecavüzcülerin serbest kalmasından duyduğu mutluluğu, bakışlarıyla tecavüze uğrayan kurbana gösteren kadın avukat, çoğu erkek meslektaşınca sırtından sopa eksik edilmemesi gereken kadınlardan biri olduğunu fark edemeyecek kadar kendini yitirmiş değil midir? Bu ne büyük yozlaşmadır, bir bakar mısınız? Kararı protesto eden avukatlar, cübbelerini çıkarıp duruşma salonunu terk etmişler. Protesto gerekçelerinin tutanaklara geçirilmesini isteyen avukatlar, kararın hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) hem de Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne (CEDAW) aykırı olduğunu belirtiyorlar; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile (AİHM) CEDAW Komitesi'ne başvurmaya hazırlanıyorlarmış. Onları tüm içtenliğimizle destekliyoruz. “Fatmagül’ün suçu ne?” Bugün “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı diziden topluma empoze edilen tecavüz sahnesi, ne yazık ki tıklanma rekorları kırıyorsa, Şok adlı gazete bunu ahlaksızca haber yapıyorsa, toplumun ahlakını çürüten bu sistem bunu teşvik ediyor demektir. Bugün okullarda haremlik selamlık uygulamasını başlatan gerici kadrolar, kızlarımıza baş örtüsünü dayatanlar, neden kadını, dolayısıyla insanı aşağılayan bu olaylar karşısında kılını kıpırdatmıyorlar? Neden toplumun çürüme ve yozlaşmasının, din sömürüsü yapanların yönetimde olduğu dönemde arttığını sorgulamıyorlar? Sorgulayamazlar; çünkü Hüseyin Üzmez zihniyetiyle maluldürler. Doğrusu, bu zihniyetin özü, kadını **** olarak, yani “sermaye” gören sömürücülüktür. Ne yazık ki bu zihniyetin giderek egemen olduğu ülkemizin, kadını bu denli alçaltacak duruma düşürülmesinden utanmayanlara, bizzat devletin istatistiki verilerini hatırlatmak gerekir. “Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de kadınların %35.6′sı bazen, %16.3′ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor. Son yedi yılda töre ve namus cinayetlerinde %1400 artış görüldü. 2002’de fuhuş yapan kadın sayısı 25 bin iken 2010’da bu sayı 100 bini buldu. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın 2008 yılında hazırladığı “Töre ve Namus Cinayetleri” raporu, töre ve namus cinayetlerine kurban gidenlerin sayısının son beş yılda patlama yaparak 1100’ü aştığını ve en çok namus cinayetinin İstanbul'da işlendiğini ortaya koyuyor. Raporda, İstanbul'da 2007'deki cinayet sayısının bir önceki yıla oranla iki katına yükseldiği de belirtiliyor.” ([Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], 23.10.2010) Gelelim sorunun Antakya boyutuna. Son yıllarda ülkemizde kapitalizmin azgın sömürü çarkının yol açtığı yıkımdan en çok etkilendiği bariz olan kentlerden biri de Antakya’mızdır. Tarihsel olarak birçok güzelliğiyle övündüğümüz Antakya’mızın çevre beldelerle birlikte yoğun göç aldığı, her türlü rantiyenin kentin dokusunu sardığı, buna paralel kaçakçılık, hırsızlık ve tecavüz olaylarının da yoğunlaştığı bilinmektedir. Son zamanlarda bunlardan en çarpıcı olanını, bir eğitimci duyarlılığıyla gündeme getiren Musa Artar, Atayurt gazetesinde gündeme getirmiştir. İşin ilginç yanı, vali, belediye başkanı, emniyet müdürü başta olmak üzere konunun doğrudan muhatabı olan yerel yöneticilere seslenen bir akıma u “açık mektup”a, bildiğim kadarıyla yanıt verilmemiştir. Şimdi soruyorum: Hırsızlığın, yolsuzluğun, hatta tecavüzün bu denli yaygınlaştığı bir yığının, toplum olması mümkün mü? Din sömürüsünün bu denli arttığı bir dönemde, bu çürümenin yoğunlaşmasını nasıl izah edeceksiniz? “Vicdan” dediğimiz insanlık onuru terazisini, paranın saltanatına mı satıyorsunuz? Demek oluyor ki, vicdanı olan her insan, onurunu korumak istiyorsa, her şeyi “sermaye” olarak gören paranın saltanatına karşı durmalı, insanlık onuruna sahip çıkmalıdır!
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#30 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Bir “bebek” ve bir “çanta”
6 Kasım 2010 Yorum yok [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Vedat Türkali’nin senaryosuna dayanan “Fatmagül’ün Suçu Ne?” 1986′da filme çekildiğinde hangi toplumsal etkiyi yaratmıştı bilmek zor. O yıllara damgasını vuran, Ümit Efekan’ın yönettiği “Madde 438”di. TCK’nın 438. maddesinde, “fuhuşu kendine meslek edinen bir kadın”a tecavüz edildiğinde, suçluya verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir deniyordu. 1990′da bir tecavüz olayında verilen cezanın kurbanın fahişe olduğu gerekçesiyle indirilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne yasanın iptali için yapılan başvuru reddedildi. Olayın yarattığı tepkilerle birlikte yasa yürürlükten kaldırıldı. Tecavüzcünün kurbanıyla evlenerek cezadan kurtulması ise, ta 2005′e kadar yasalardaki yerini korudu. Ancak dizinin kadın sorununun çok daha gün yüzünde olduğu 2010 yılındaki etkisi, bu yükün sistemin yüzüne tokat gibi çarpılması olmadı. Onun yerine, her 29 saniyede bir -saatinize bakın!- bir kadının -çevrenize bakın!- tecavüze uğradığı, en gelişmiş kapitalist ülkelerde “bile” tecavüz olaylarının ancak yüzde 20’sinin rapor edildiği bir dünyada -kapitalist topluma bakın!- “Fatmagül’ün Suçu Ne?”, gündeme hangi oyuncuya daha iyi tecavüz edildiği ile oturdu. Medyanın ve “sosyal medya”nın derhal devreye soktuğu foto galeriler, videolar, en sert tecavüz sahnelerinin bulunduğu filmlerden/sahnelerden yayılan toplumsal çürüme kokusuna, bulvar tiyatrocusu Ali Poyrazoğlu’nun tecavüzle ilgili aşağılık “muhabbeti”, bu “muhabbet”e kadınlar dahil gülüşülüp alkışlanması eklendi. Cinsel taciz ve saldırganlığın emekçiler, gençler arasında da yaygın dili, kendisine yeni bir fantezi daha edindi! “Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi”… Sıra, kapitalizmin ayrımsız her şeyi “ürüne” dönüştürme, kadını aşağıladıkça kendisi de düşkünleşen bir yığına çevirdiği erkeği “ürüne yönlendirme” kuralına uygun olarak “Fatmagül donu” ve “şişme Fatmagül’e” gelmiş. İnsanın en doğal ve en insani edimlerinden birini, içinde bırakalım aşkı, artık insanın bile olmadığı tiksinti verici bir kullanım ilişkisine çeviren kapitalizmin “erotik ürün sanayii”, kimbilir hangi merdiven altında, kadınıyla erkeğiyle kimbilir kaç işçiye bu püsürü ürettirmiş. Bu rezaleti bugün “herkes” yadırgadı, “ahlak ve edep dışı” bulup kınadı. Ne gam! Ve ne ikiyüzlülük! Aynı “herkes”, kadını hiç değilse “seyirlik bir nesne” olarak görmeye devam etmiyor mu? O halde burada “kınanan”, aşağılık da olsa bir “aşırılık” olmuyor mu? En gelişmiş, kadının en “özgür” olduğu söylenen, parlamentolarında yüzde 50 temsil oranına ulaştığı kapitalist ülkelerdeki “piyasa”nın ülkemizde geleneklerimizden, aile yapımızdan dolayı tutunamayacağını mı düşünüyoruz yoksa? Aynı geleneklerin, aynı aile yapısının içinde neleri saklı tuttuğunu ve şimdi çözüldükçe kustuğunu unutarak? Pornografinin internet ortamında en fazla aranan konu olduğunu gözardı ederek? Kadınların ezilmişliğini, cinsel saldırı nesnesi olmalarını sadece “empati yaparak” ortadan kaldıramayız. Nerede oturuyorsanız oradan düşünürsünüz ve kökleri binlerce yıla dayanan bu kire bir şekilde ortak olursunuz. Kapitalizm sırf bu nedenle bile bir gün fazla yaşamamalıdır. Ama… aynı zamanda bizzat kapitalist sistemin çocuğu olan bu sanayii yerle bir etmenin, onu plastikleriyle boğmanın sırası gelmedi mi? *** Gençlerin diline düşen Mavi reklamındaki “Vay vay vay çantaya bak…” mı? Sokağın en “alışılageldik” taciz formatıyla o, kimsenin ilgisini çekmiyor!! - Geriye dönük yapılan bir araştırmaya göre, ABD’de 17,7 milyon kadın ve 2,8 milyon erkek yaşamının bir kesitinde tecavüze uğradı. Araştırmanın ertesi yılı, 300 bin kadın, 92 bin erkek tecavüze maruz kaldı. ABD nüfusu 300 milyon. ABD’de her 4 kız ve 6 erkek çocuktan biri cinsel tacize uğruyor ve ancak 20 tacizciden biri ağır cezaya çarptırılıyor.(İşçi Meclisi’nin 3. sayısında yayınlanmıştır.)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: beren saat, burjuva ahlakin, can dundar, cinsel meta, dizi, fatmagul, fatmagulun sucu ne, hulya avsar, kadin, kanal d, kulturu, mujde, promosyon, reyting, taciz, tecavuz |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ahlakin, ahlakın, burjuva, fatmagülün, kültürü, promosyon, suçu, taciz, tecavüz |
| Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yibolar, yetiştirme yurtları, tecavüz, taciz ve suça itilen çocuklar ile geleceksizli | Mahmut Halil CAN | ANADOLU DEVRİMİ VE SORUNLARI | 152 | 05-18-2012 08:30 PM |
| Çalışma Yaşamında Psikolojik Taciz ve İş Kanunu | Mahmut Halil CAN | TARTIŞMA PALTFORMU | 2 | 11-23-2009 07:27 PM |