![]() |
|
|
#1 |
|
İlk komünistler
Mustafa Suphi ve ondört yoldaşı, 28-29 Ocak 1921'de Kemalist burjuvazi tarafından alçakça katledildiler ![]() KALBİM Göğsümde onbeş yara var!… Saplandı göğsüme onbeş kara saplı bıçak!.. Kalbim yine çarpıyor, Kalbim yine çarpacak!… Göğsümde onbeş yara var Sarıldı onbeş yarama Kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!. Karadeniz boğmak istiyor beni, Boğmak istiyor beni Kanlı karanlık sular!!! Saplandı göğsüme onbeş kara saplı bıçak Kalbim yine çarpıyor Kalbim yine çarpacak! Göğsümde onbeş yara var! Deldiler göğsümü onbeş yerinden, Sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden. Kalbim yine çarpıyor, Kalbim yine çarpacak! Yandı onbeş yaramdan on beş alev, Kırıldı göğsümde onbeş kara saplı bıçak… Kalbim, Kanlı kızıl bir bayrak gibi çarpıyor, Çar-pa-cak!.. Nazım Hikmet / 1925 Türkiye proletaryasının ilk komünist önderlerinden Mustafa Suphi ve ondört yoldaşı, 28-29 Ocak 1921'de Kemalist burjuvazi tarafından alçakça ketledildiler. Türkiyeli onbeş Bolşevik, Kemalizmin ajanlarıyla boğuşa boğuşa Karadeniz'e gömüldüler. Fransa'da eğitim gören Mustafa Suphi'nin siyasal yaşamı, döneminin burjuva akımlarının etkisinde, hatta antisosyalist bir Osmanlı aydını kimliğiyle başladı. Bir süre sonra, emperyalizme bağımlılığa ve gerici istibdat yönetimine karşı 1905 Rus Devrimi'nin estirdiği özgürlük rüzgarlarının verdiği esinin etkisiyle kurulan partilerden birine, Osmanlı Sosyalist Fırkası'na üye oldu. Ancak II. Enternasyonal yanlısı partinin İttihat ve Terakki'yle yönelttiği eleştiriler nedeniyle sürüldüğü Sinop'tan 1914'te kaçtı. Esir düştüğü Rusya'da, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ne katıldı; Rusya'da Bolşevik oldu. Esir düşen Türk askerleri arasında sosyalist propaganda yaptı. M. Suphi'nin örgütlediği Türk esirleri (Kızıl Alay) Türkiye'ye dönerek Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katıldılar, askerler arasında sosyalist fikirleri yaymaya giriştiler. M. Suphi, Ekim Devrimi ve idealleriyle kısa sürede ve hızlı bir bütünleşme sağladı, propagandacı ve örgütçü özellikleriyle öne çıktı. 3. Enternasyonal'in Müslüman halklara yönelik yayınlarının yöneticisi oldu. Bunlardan Türkçe yayınlanan “Yeni Dünya”nın Türkiye'ye gizlice sokulup dağıtılmasını sağladı. 3. Enternasyonal'de Türkiyeli komünistlerin temsilcisi oldu. 10 Eylül 1920'de Bakü'de yapılan kongreyle Anadolu ve yurtdışındaki Türkiyeli komünistler TKP çatısı altında birleştiler. Türkiye'nin emperyalist işgalden kurtarılmasını acil görev olarak belirleyen TKP Kongresi, bu mücadelede Kemalist burjuvazinin yedeğine düşmemek, sınıf mücadelesine ara vermeksizin işçi sınıfı önderliğinde sosyalizme doğru yürümek, emperyalizmin işbirlikçisi sınıflara karşı işçi-köylü ittifakının kurulması, feodalizmin tasfiyesi, şovenizm ve ulusal zulme karşı mücadele, gençlik ve kadın kollarının kurulması gibi kararlar aldı. Kongre, M. Suphi'yi TKP Genel Başkanlığı'na, Ethem Nejat'ı da Genel Sekreterliğe getirdi. Kemalist burjuvazi, Türkiyeli komünistlerin gelişip güçlenmeye aday etkinliğinden ürküntüye kapıldı. Türkiye işçi sınıfı o dönemde henüz son derece cılızdı. Bununla birlikte, Sosyalist Ekim Devrimi'nin etkisini ve bunun hızlandırdığı ilk komünist işçi, aydın çevrelerinin doğuşunu gözlemleyen Kemalist burjuvazi, ulusal savaş içerisinde komünistlerin etkinlik kazanması, emekçi köylülüğün toprak talebini yükseltmesi, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı kapitalistlere ve toprak ağalarına karşı mücadeleye dönüştürme tehlikesiyle karşı karşıya gelmek istemiyordu. O, bir yandan iç savaşı sürdürmesine ve içinde bulunduğu yıkıma rağmen Türkiye Ulusal kurtuluş Savaşı'na silah yardımı yapan Sovyetler Birliği'yle iyi geçinmeye çalışıyordu. Hatta hem kitleleri aldatmak, hem de Sovyetler'i “dostluğuna” ikna etmek için sahte bir “komünist partisi”ni kendi kadrolarına kurdurdu, üstüne üstlük bu partiye 3. Enternasyonal'e üyelik başvurusu bile yaptırdı! Öte yandan burjuva sınıf karakterine uygun olarak bizzat savaşın içinde emperyalistlerle el altından kurduğu, geleceğe dönük ilişkilerde, Türkiye'nin bağımsızlığını kazandığında Sovyetler gibi emperyalist zinciri kırmayacağının garantisini veriyordu. Planın ilk adımı, M. Kemal'in TKP'ye mektup yazarak TBMM'ye bir heyet göndermesi çağrısıyla başladı. M. Suphi ve yoldaşları, pekçok zorluğu aşarak Türkiye'ye geldiler. Sınırı geçtikleri andan itibaren çeşitli yerleşim merkezlerinde, M. Kemal'in emriyle Kazım Karabekir'in tertiplediği sözde halk gösterileri ve saldırılarla karşılandılar. Böylece, Erzurum yoluyla Ankara'ya gitmek yerine Trabzon üzerinden Batum'a doğru yönlendirildiler. Burada Kemalizmin ajanları tarafından bir motora bindirildiler. Ve onbeş Türkiyeli komünist (M. Suphi, E. Neat, Hilmioğlu Hakkı, Nazmi, İsmail, Çitoğlu ve ötekiler) Karadeniz'de katledildiler. M. Suphi ve yoldaşlarının ölümü, Türkiye proletaryasının devrimci tarihinde bir dönemi kapatır. Böylelikle yeni doğmuş öncü müfreze, aldığı ağır darbe sonucu yokedildi. TKP, bundan sonra sağa saptı, Kemalist burjuvazinin kuyruğuna takıldı. Kitlelerden kopuk, bürokratik revizyonist bir partiye dönüşen TKP, Kemalizme sosyalizmin yolunu açma misyonunu yüklendi, onun Kürt ulusuna yönelttiği katliamlara alkış tuttu. TKP, Kruşçevci revizyonistlerin iktidarı gaspetmesiyle kendisine siyasal kimliğine uygun, yörüngesine girebileceği bir “büyük parti” buldu. Adı en rezil tasfiyecilik, mültecilik, Sovyet sosyal emperyalizmine uşaklık ve onun tarafından beslenme, Sovyet revizyonizminin hınk deyiciliğiyle anılan TKP, revizyonizmin çöküşüyle birlikte Türkiye egemen sınıflarının çıkarlarıyla her yönden bütünleşmiş bir düzen partisine dönüştü. Ülkemizde M. Suphilerin ölümünden sonra revizyonizmin onyıllar süren egemenliği, Türkiye proletaryasının örgütlenme ve mücadele tarihinde giderilemeyecek ve tahribatı günümüze dek uzanan bir kayıptır. Revizyonizm ve oportünizmin her türüne karşı uzlaşmaz bir mücadele yürüten komünistler, Suphi ve yoldaşlarının TKP'sinin devrimci mirasını sahiplenir ve savunur. ALINTERİ
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Ozan abbas (01-30-2012) |
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Mustafa Suphi ve yoldaşları 87 yıl önce katledildi
28 Ocak 2008, Pazartesi Mustafa Suphi ve yoldaşları, Anadolu'da sosyalizmin anahtarını emperyalizme karşı mücadelede görüyorlardı. soL Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) önderi Mustafa Suphi ve yoldaşları 87 yıl önce 28-29 Ocak 1921 gecesi katledildi. Onbeşler Katliamı olarak da anılan olayda, Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Anadolu’da emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltmek üzere Bakü’den yola çıkmışlar, ancak Karadeniz’de öldürülmüşlerdi.87 yıl önce katledilen Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Kâzım Ali, Bahaeddin, Emin Şefik, Cemil Nazmi, Kâzım Hulusi, Halitoğlu Mehmet, İsmail Hakkı (Topçu), Hayreddin, Mehmet Ali, Dr. İsmail Hakkı, Maksut, Mustafaoğlu Mehmet ve Çitoğlu Nazmi İsmail, TKP’nin lider kadrosunu oluşturuyordu. Mustafa Suphi’nin önderlik ettiği mücadele yaşıyor Mustafa Suphi Giresun'da doğdu. Öğrenimini Kudüs, Şam ve Erzurum'dan sonra Galatasaray Lisesi'nde sürdürdü. Siyaset bilimi okuduğu Paris'te Tanin gazetesinin muhabirliğini yaptı. Türkiye'ye döndüğünde hukuk ve iktisat dersleri verdi, gazeteciliğe yayın yönetmenliğini üstlendiği İfham gazetesinde devam etti. Hükümetin Mahmut Şevket Paşa suikastını bahane ederek muhalefete karşı giriştiği kampanyadan Suphi'nin payına 15 yıllık mahkumiyet düşecekti. Mustafa Suphi, Sinop'tan Rusya'ya geçti; savaş esiri sayılarak sürgüne yollandı. 1915'te Urallar'da sürgünde Bolşevik Parti'ye katıldı. 1918'de Moskova'da bir Türk sosyalistleri kongresinin toplanmasında görev aldı, Müslüman Halklar Komiserliği'nde çalıştı, Doğu Propaganda Dairesi Türk Seksiyonu'nun başkanlığını yürüttü, Komintern kongresine Türkiye delegesi olarak katıldı. Parti kuruluş çalışmaları 10 Eylül 1920'de Türkiye Komünist Fırkası'nın Birinci Kongresi ile meyvesini verdi. Genel başkanlığa seçilen Suphi'nin temel perspektifi örgütlenmeyi Anadolu'ya taşımak, komünist hareketin Kurtuluş Savaşı'nda aktif biçimde yerini almasını sağlamaktı. Önderlik ettiği bu devrimci ve yurtsever girişim 28-29 Ocak 1921 gecesi, Trabzon açıklarında kanlı bir katliamda parti yöneticisi yoldaşlarıyla birlikte hayatını vermesiyle son buldu. “Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki partizan müfrezeleri arasında bağlar kurmak için cephe gerisi sağlamak ve bu hareketi güçlendirmek için Askeri-Devrim Komitesi kurmak gerekir. Bu teşkilat bağımsız olacak, ama bizim örgütlerin güdümünde bulunacak. Türkiye Askeri-Devrim Komitesi'nin bütün işi, gerek Sovyet Rusya'da ve gerekse tüm dünyada sosyal devrim hareketinin devamı ve muhafazası doğrultusunda yoğunlaşacak. O, İngiliz - Fransız işgalcilerine karşı Anadolu hareketine, bu hareketin Kafkaslara yayılmasına, o yerlerde Sovyet erki örgütlenmesine geniş yardım gösterecek. Türkiye Askeri-Devrim Komitesi doğacak ilk olanaktan yararlanıp Anadolu'daki bütün işleri kendi eline alarak Sosyalist Türkiye'yi kuracak ve sınırdaş Sovyet Rusya ile el ele verme amacına yönelecek.” (M. Suphi; Moskova, 28 Ekim 1919) Oldukça erken bir tarihte, 1919 yılında işgale ve emperyalizme karşı mücadelenin örgütlenmesi için yüzünü Anadolu'ya çevirmiş olan Suphi, emperyalizme karşı mücadelenin ve yurtseverliğin sosyalist iktidarın anahtarı olduğuna inanıyordu. Onbeşler İçin Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz Dövüşenler ölenlerin tutmaz yasını Yine fakat bir yıldırım zulmeti yırtsa Sağır göğün koynundaki çanı haykırtsa Anıyoruz göğsünüzün son sayhasını Eski cihan yeni cihan önünde eğil! Aramızdan birkaç yoldaş ayırmak değil, Her ne yapsan varacağız emelimize! Karadeniz bunu duysun derinliklerin: O ateşli göğüsleri delen hançerin Kabzasını alacağız biz elimize! Nazım Hikmet - VaNu (Batum, 1922)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | Civakparez (01-30-2012), Ozan abbas (01-30-2012) |
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
ta ata aa ta ta ha ta tta ta/ tarih/ 1921/ Kânunisani 28/ karadeniz/ burjuvazi/ biz/ onbeş kasap çengelinde sallanan/ onbeş kesik baş/ onbeş arkadaş/ yoldaş/ bunların sen isimlerini aklında tutma fakat/ 28 Kânunisânîyi unutma/... (Nâzım Hikmet, Moskova 1923)
3. Enternasyonalin 21 Temmuz-6 Ağustos 1920?de toplanan ikinci kongresinde kabul edilen Lenin?in Sömürgeler ve Geri Kalmış Ülkelerle İlgili Tezlerinden 11. tezin beşinci fıkrasıyla 12. teze göre Mustafa Kemalin başkanlık ettiği kurtuluş hareketi, bir burjuva demokrat hareketi olduğundan, ona komünist rengi verilmesine çalışılmamalı, ama Batılı devletlerle savaşında yardım edilmeliydi. Bunun karşılığında tek şart, Komintern yoluyla Moskovaya bağlı bir komünist parti kurulmasına izin verilmesiydi. Temmuz 1920den itibaren Balıkesir ve Bursa Yunanlıların eline geçtiğinden Mustafa Kemalin bu teklifi kabul etmekten başka çaresi yoktu. Ağustos ayında Bolşeviklerin altın yardımı gelmeye başladı. 1-7 Eylül 1920 tarihlerinde Bakûde toplanan Doğu Halklarının Birinci Kurultayının hemen ardından Türkiye Komünist Fırkası resmen kuruldu. 28 Ekim 1920de Mustafa Kemal Resmî Türkiye Komünist Fırkası?nı kurdu. 10 Ocak 1921de Birinci İnönü Muharebesi?nin kazanılmasıyla Kemalist hükümetin Sovyet politikaları değişmeye başladı. Büyük Devletler Ankara hükümetinin temsilcisini Londra?da yapılacak toplantıya çağırınca Kemalistler Moskova altınlarının diyeti olan TKP konusundaki sözlerinden dönmekte beis görmediler. Bu haftanın konusu, modern Türkiye tarihinin ilk siyasi cinayetlerinden biri olan Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesi. Yazıyı yazarken Emrah Cilasun?un Mustafa Suphi?yle Yoldaşlarını Kim Öldürdü (Agora Kitaplığı, 2008) adlı kitabını esas aldım. Modern tarihimizin son siyasi cinayeti olmasını dilediğim Hrant Dink suikastıyla Mustafa Suphilerin hunharca katledilmesi arasındaki benzerlikleri ve farkları bulmayı okuyuculara bırakıyorum. İTTİHATÇILIKTAN KOMÜNİSTLİĞE Mustafa Suphi, Osmanlı bürokrat sınıfına mensup bir ailenin evladı olarak 1882de Giresunda dünyaya geldi. Babası, çeşitli devlet kademelerinde yer almış ve sonunda vali olmuştu. İdadiyi (liseyi) Erzurumda okudu, İstanbulda hukuk tahsil etti. Pariste LÉcole Libre des Sciences Politiquesde Ziraat Bankası ve tarım kredileri üzerine teziyle lisansüstü eğitimini tamamladı. 1908te II. Meşrutiyetin ilanıyla ülkeye döndü ve Galatasaray Mekteb-i Sultanisinde muallimlik yaptı, Yüksek Ticaret ve Tarih Mektebinde siyasi iktisat dersleri verdi. Tanin, Servet-i Fünun ve Hak gazetelerindeki makalelerinde kâh özel teşebbüsçülüğü kâh devletçiliği öneren Mustafa Suphi, 1911?de Selanikte İttihat ve Terakki?nin 4. Kongresi?ne katıldı. Kongrede İktisat Vekili olmak isteği yerine getirilmeyince İttihatçılara küstü ve Ferit (Tek) ve Yusuf (Akçura) Beyler ile Milli Meşrutiyet Fırkasını kurdu. İttihatçılığa göre daha sağ bir çizgiyi temsil eden fırkanın yayın organı İfhamın editörlüğünü yaptı. BAHR-I CEDİD SÜRGÜNLERİ Mustafa Suphi, 23 Ocak 1913te Babıâli Baskını ile iktidara el koyan İttihatçıların başa geçirdiği Mahmut Şevket Paşanın 11 Haziranda öldürülmesi üzerine muhalifler ve İstanbul?daki serseri ve işsiz takımından oluşan 322 kişilik grupla Bahr-i Cedid vapuruna bindirilerek Sinopa sürüldü. 1914te Mustafa Suphinin gayretiyle Ahmet Bedevi (Kuran) ve birkaç kişi daha Sinoptan deniz yoluyla Kırımda Sivastopole kaçtılar. Kaçakların tümü Mısıra ve Batı ülkelerine giderken, sadece Mustafa Suphi Kafkasyaya geçti. O sırada patlayan savaş aleyhine yazıları yüzünden Ruslar tarafından Urallara sürüldü. Sosyalizm ve komünizm fikirleriyle burada tanıştı. Şubat 1918den itibaren Moskovada Tatar Başkut devrimcileriyle Yeni Dünya adlı bir gazete çıkardı. 20 Temmuz 1918de, Asyanın Müslüman halklarını komünizm düşüncesine çekmeyi hedefleyen Stalinin girişimiyle Türkiye Komünist Fırkasının (daha sonra TKP) ilk toplantısını yaptı. LENİN'İN TEZLERİNİN HAYATA GEÇİRİLMESİ ?Cevat Yoldaş! Bizim meslek dervişlik! Gideceğiz!? demişti yola çıkmadan önce. ?Baş düşman? olarak İttihat ve Terakki?yi gören Mustafa Suphi ve arkadaşları, hemen hepsi İttihat ve Terakki?den gelen Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla ittifak yapmak üzere, Ankara?ya gitmeye karar vermişlerdi. Bakû?den peyderpey yola çıkan TKP kafilesinin beş kişilik ilk grubu, Sovyet Rusya?nın Ankara?ya sefir olarak atadığı Budi Mdivani?nin heyeti ile birlikte, 28 Aralık 1920?de Kars?a ulaştı. Sovyet diplomatları ile birlikte gelen TKP?liler törenle karşılandılar. Kâzım Karabekir, Mustafa Suphi?ye, Ankara?ya bir telgraf yollamasını ve gelişini haber vermesini tavsiye etti. Ancak 29 Aralık 1920?de Mustafa Kemal?in, Kâzım Karabekir?e yolladığı telgraf hiç iç açıcı değildi. Telgrafta ?Ankara?da komünist cereyanları arzu hilafınadır. Bakû Türk Komünist Fırkası Reisi Mustafa Suphi?nin bu cereyanları körüklemesi sakıncası akla gelmektedir. Bir defa kendisini gördükten sonra devletlilerinin görüşlerinin bildirilmesini rica ederim? yazmaktadır. Bu ricanın karşılığı bugüne dek yayınlanmadı. Ancak telgrafın ikinci satırı TKP?yi Meclis çatısı altında eritme yanlısı olan Karebekir?e bu eğiliminden vazgeçmesi için Ankara tarafından tanınmış bir fırsat gibi görünmekteydi. "ZEKİ, BİLGİLİ, FAZLA KURNAZ... Gruba birkaç gün içinde başkaları da katıldı. O günlerde Kars?ta olan Ankara Hükümeti?nin Moskova?ya elçi tayin ettiği Ali Fuat (Cebesoy) Bey, 2 Ocak?ta Mustafa Suphi ile görüştü. Bu görüşmeyi değerlendiren uzun raporunda ?[Mustafa Suphi] zeki, bilgili, fazla kurnaz, konuşmalarında ihtiyatlı ve acelesiz. Rus Sefiri ile memleket içine girmek ve Ankara Hükümeti prensiplerine inanmış gibi görünmek istediğine bakılırsa bu kişinin yumuşak düşünce ve prensiplerle Anadolu hareketini yönetenlerin güvenini kazanmak ve böylece bir mevki yaptıktan sonra, Rus komünizminin gizli başı olmak suretiyle memlekete [bu düşüncesini] duyurmak ve uygulamak düşüncesinde olduğunu zannediyorum? diye yazmıştı. Bu görüşme Ankara ile TKP yönetimi ile siyasi konuların ele alındığı üst düzeydeki son görüşmeydi. Meclis?in 3 Ocak tarihli oturumunda, Mustafa Kemal, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni?ye (Ulaş) hitaben şöyle diyordu: ?Komünizm yayılması meselesine gelince; kendileri buyurdular ki, istense de istenmese de bu bir mikroptur, girer. O halde çaresi yok demektir. Mademki maddi tedbirle önüne geçmek imkânı olmayan bir yayılmadır, bu mutlaka bulaşıcı olacaktır. Zannediyorum ki, buna karşı tedbir düşünmek meselesiyle söz konusu olan siyasi meseleleri birbirinden ayırmak ve seçmek daha uygun olur...? YILDIRMA HAREKÂTI Bu konuşmadaki bazı vurgular, TKP?yi beklemekte olan akıbetin ipuçlarını veriyordu. Nitekim, Kâzım Karabekir aynı gün Erzurum Valisi?ne (günümüz Türkçesiyle) şöyle yazmıştı: ?Adı geçenin ve arkadaşlarının Erzurum?a varışları gününden başlayarak gerek gazete yayınları ve gerekse halkın uygun göreceği gösteriler ve baskılarla daha içeri yolculuğun ve memlekette kalmanın ve çalışmanın mümkün olmayacağı hakkında kendilerinde gereken izlenimler yaratılır...? Karabekir, Trabzon?da özellikle Bolşeviklerin gözleri önünde aynı tezahüratın yapılmasını fakat tepkilerin Bolşevikliğe değil söz konusu kişilere olduğunun gösterilmesini istiyordu. Benzer bir telgraf Gümüşhane Valisi?ne de göndermişti. Mustafa Suphi, İsmail Hakkı yoldaşına gönderdiği 5 Ocak tarihli mektupta Kâzım Karabekir tarafından, Rusya?ya atanan Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Rıza Nur?un Kars?a gelişini bekleme bahanesiyle alıkonduklarını, bu zorunlu bekleme sırasında Tuapse?den Abid adlı bir yoldaşın Kars?a gelmesi üzerine, Karabekir?in ?ihtilalci? niyetleri konusunda iyice şüphelendiğini yazıyordu. HALK GALEYANA GETİRİLİYOR Mustafa Suphi ve beraberindeki 17 kişi (?) 18 Ocak?ta Erzurum?a gitmek üzere Kars?tan trenle yola çıktı. Heyet dört günlük bir tren yolculuğunun ardından 22 Ocak?ta Erzurum?a vardığında kendilerini Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti?nin örgütlediği eylemler bekliyordu. Modern Türkiye?nin ilk ?Komünizmle Mücadele Derneği? olan Cemiyet?in 18 Ocak?ta yayınladığı beyannamede ?Rusya?dan gelmiş, anası babası belirsiz, mazileri karanlık, cani iblislerin, Allah, Peygamber, Halife ve şeriat yok dediği, kadınlardan başlayarak na-mahremliği ortadan kaldıracağı, kadınların kamuya açık yerlere erkeklerle karışık girip çıkması, erkeklerle çalışması ve erkeklere hizmet etmesinin mecbur kılınacağı, üç yaşından büyük çocukların umumi depolarda toplanacağı, cinayet ve diğer suçlara ait kanunları kaldıracağı, çalışmayanın ekmek yiyemeyeceği, Başkırdistan, Taşkent ve Buhara?daki milyonlarca Müslümanın bütün servetlerinin, ırz ve namuslarının ellerinden alınacağı? yazıyordu. Bu iddialarla galeyana gelmiş göstericileri yönlendirenler arasında polis teşkilatından kişiler de vardı. Heyet Erzurum?a sokulmadı ve dekovil hattıyla Karabıyık?a (Aşkale yakınlarında köy) yollandı. Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti?nin olayları anlatan telgrafı Meclis?te okunduğunda, Mustafa Kemal, devletin her şeyden haberdar olduğunu gösteren ve Erzurumlularla hemfikir olduğunu beyan eden bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal aynı oturumda yaptığı diğer konuşmada Kâzım Karabekir tarafından Mustafa Suphi ve arkadaşları için yapılan plandan övgüyle bahsetti. Ardından Erzurum Valisi ?Deli? Hamit?e acele bir telgraf yolladı. Telgrafta ?Mustafa Suphi Efendi?nin refakatinde kaç kişi olduğunun ve onların da kendisiyle birlikte gönderilip gönderilmediğinin bildirilmesini rica ederim? deniyordu. İMHA PLANI YÜRÜRLÜĞE KONUYOR Bayburt?tan kızaklarla aç biilaç yola çıkan TKP kafilesi hiçbir yerde doğru dürüst konaklama fırsatı bulamayarak 27 Ocak?ta Maçka?ya vardı. Caminin yanındaki Yorgaki Otel?de bir gece kaldılar. Heyettekilerden Baytar Abdülkadir Maçka Kaymakam Vekili Murat Efendi?nin yardımıyla kurtarılmıştı. Mahmut Goloğlu?na göre, Abdülkadir, Kars?tan Trabzon?daki kardeşi Mehmet Efendi?ye gelişlerini müjdelemiş, Mehmet Efendi vekilliğini yaptığı Kayıkçılar Kâhyası Yahya?ya haberi verdiğinde, Yahya kendisine Mustafa Suphi ve arkadaşları konusunda Ankara?dan emir aldığını, eğer kardeşini kurtarmak istiyorsa şehre girmesini engellemesini tavsiye etmişti. Abdülkadir?in hayatını bu uyarı kurtarmıştı. Böylece geride Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı kalmıştı. 28 Ocak?ta Trabzon?da olağanüstü bir hareketlilik vardı. Tellallar, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı ve eski Teşkilat-ı Mahsusa?cı Barutçuzade Ahmet Bey?in oğlu Faik Bey?in gazetesi İstikbâl?in kışkırtıcı yayınlarıyla galeyana getirilen halkı cuma günü öğleden sonra ?Rusya?daki esir kardeşlerimizi kurşuna dizdiren dinsiz vatan hainlerinden intikam almak üzere? mağaza, dükkân ve kahvehaneleri kapatarak Değirmendere?ye çağırmıştı. Şehirdeki Sovyet Konsolosluğu?nun elemanlarına da sokağa çıkmamaları tembih edilmişti. Cuma günü, bütün esnaf dükkânlarını kapatarak, kapatmayanlar ise polis ve inzibat memurları tarafından cebren kapattırılarak Değirmendere?ye doğru sevk edildiler. TKP heyeti, 28 Ocak akşamı saat 17.20 civarında Trabzon?a vardı. Kayıkçılar Kâhyası Yahya ve adamları heyetin yolunu Değirmendere mevkiinde keserek Çömlekçi Mahallesi?nin alt yolundan doğruca iskeleye (Buhti?ye) çevirdi. Burada Mustafa Suphi ve arkadaşları tükürükler, küfürler ve tekmeler eşliğinde bir motora doğru sevk edildiler. Hemen arkalarından Kâhya?nın silahlı adamlarını taşıyan bir motor daha kalktı. Motorlar sabaha karşı 4-5 sıralarında boş olarak geri döndü, ama kimsenin iskeleye yanaşmasına izin verilmiyordu. Birkaç gün sonra tayfalardan birisi, motordakilerin birkaç mil açıkta, elleri ve ayakları bağlanarak denize atıldıklarını söyledi. MERYEM YOLDAŞIN ACI SONU İddialara göre Sürmeneli Kınalıoğlu Ahmet Yakup motora bindirilmeyip Yahya Kâhya?nın evinde alıkonmuş, Tayyareci Tevfik ile Mustafa Suphi?nin Rus (bazı kaynaklara göre Türk, bazılarına göre Rus Yahudisi) asıllı eşi motordan geri getirilmişti. Adı çeşitli kaynaklara göre Meryem, Maria ya da Semiramis olan bu hanım, önce Yahya Kâhya?nın evine götürülmüş, kadıncağız tutulduğu yeri Rus Konsolosluğu?na bildirmeye çalışmış, notu götüren adam Kâhya?nın adamı çıkınca, ceza olsun diye Nemlizade Ragıp Bey?in evine verilmişti. Bir süre, Kâhya tarafından Rizelilere verilen kadıncağız bir oturak âlemi sırasında öldürülmüştü. Katliamın ardından Trabzon?daki Rusya Sovyet Hükümeti Konsolosu Ali Oruç Bagirov Trabzon Valisi?ne Mustafa Suphi ve arkadaşlarının akıbetini soran bir mektup yazdı. Trabzon Vali Vekili İsmail Sabri cevabi mektubunda, halkın tepkisi karşısında Trabzon?da kalamayacaklarını anlayan ekibin, bir motor kiralanarak sağ salim Rusya sahillerine yollandığını belirtti. Aynı gün İstikbâl gazetesinde, ?Bakû Seyyahları Geldiler ve Gittiler? başlığı altında çıkan haberde olay daha ağır ifadelerle anlatılıyordu. Mustafa Kemal?in 31 Ocak 1921?de Erzurum?daki Muhafaza-i Mukaddesat ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığına yazdığı telgrafta ?Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası efradından bazılarının vatana hıyanet suçundan dolayı haklarında takibat ve soruşturma icra edilmektedir. Adı geçen fırka, hükümetçe itibar ve itimada değer değildir, Efendim.? denmekteydi. Yani, Ankara Mustafa Suphi ve arkadaşlarının akıbetinden habersiz görünüyordu. 14 Şubat?ta Trabzon?daki Sovyet Rusya Konsolosu Bagirov, Trabzon Vali Vekiline Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Batum?a ve hiçbir Sovyet sahiline gelmediğini, dolayısıyla nerede olduğunu merak ettiklerini yazdı. Vali cevabında ?Üçüncü Enternasyonal Heyeti?nden hiç kimse buraya gelmedi ve hiç kimse de buradan gitmedi. Bu konuda bizde hiçbir bilgi yoktur? dedi. Dışişleri Komiseri Çiçerin, radyogramla Ankara?dan Mustafa Suphilerin akıbetine dair bilgi talep etti. Ankara Hükümeti ise, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının bir deniz kazasında öldüklerine ilişkin açıklamasında ısrarlıydı. KAÇ KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ? TKP?nin belgelerine göre, Anadolu?ya hareket edenlerin toplamı Merkez Komite üyeleri ile birlikte 30?dur. Merkez Komite üyesi Mehmet Zeki ile üst düzey parti kadrosundan Süleyman Sami hasta oldukları bahanesiyle Erzurum?da veya Maçka?da alıkonulup, Ankara Hükümeti?nin himayesine mazhar olmuşlardı. TKP Harici Bürosu, haberin alınması ardından, ?Doğu Halkları Propaganda ve Faaliyet Kurulu Başkanlığı?na gönderdiği mektupta, isim belirtmeksizin 16 kişinin öldürüldüğünü yazmıştı. Aynı organ adına Ahmet Cevat?ın (Emre) 2 Nisan 1921 tarihli mektubunda ise, ?M. Suphi, dört Merkez Komite üyesi ve on iki diğer yoldaşlarımız? denmektedir ki, burada verilen rakamlarla öldürülenlerin toplam sayısı 17?ye ulaşmaktadır. Mete Tunçay?a göre motorda öldürülenlerin sayısı, Mustafa Suphi ile birlikte 14?dür. Tunçay, listeye ayrıca Meryem?i eklemektedir. Emrah Cilasun başka kaynaklarda geçen isimleri de dikkate alarak öldürülen komünistlerin sayısının daha çok olabileceğini söyler. SONRA NE OLDU? 16 Mart 1921de TBMM Hükümetiyle Rusya Şûraları Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti arasında bir dostluk anlaşması imzalandı. Mustafa Kemal aynı gün Yahya Kâhyaya vatanperverâne hissiyat ve temennilerinize teşekkür ederim şeklinde kısa bir telgraf yolladı. Bu telgraftan iki ay sonra kanlı bir tasfiye hareketi başladı. Çünkü Trabzondaki yerel güçlerin Enver Paşa ile flört etmesi, Ankarayı rahatsız etmişti. 300 kişilik çetesiyle Yahya Kâhya, Enver Paşanın amcası Halil (Kut) Paşa?nın en has adamıydı. Dahiliye Vekili Ali Fethi (Okyar) Bey, durumu Trabzon?daki İskele Hükümeti diye nitelemişti. Tasfiye harekâtı 26 Ağustos 1921de Ebubekir Hazım (Tepeyran) Beyin Trabzon Valiliğine getirilmesiyle başladı. 7 Kasım 1921de Miralay Sami Sabit (Karaman) Trabzondaki 13. Fırka Kumandanlığı?na atandıktan sonra Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyet adına toplanan paraları zimmetine geçirme suçuyla Yahya Kâhya hakkında soruşturma başladı. Kâhya uzun bir direnişten sonra 12 Ocak 1922de Sivas Bidayet Mahkemesinde yargılanmak üzere tutuklanarak Sivasa gönderildi. Ancak mahkeme heyetine yapılan baskılar sonucu beraat ederek Trabzon?a geri döndü. KÂHYA'NIN TASFİYESİ Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey konuyu Meclis gündemine getirdi ve Mustafa Kemal ile arasında sert tartışmalar yaşandı. Yahya Kâhyanın sonunu, Suphilerin öldürülmeleri meselesini de ima ederek etrafa sanki bütün bu işlerde ben tek başıma mıydım; her şeyi olduğu gibi ortaya dökeceğim diye tehditler savurması getirdi. 3 Temmuz 1922de Kâhya ve dört kişiyi taşıyan otomobil, Kâhyanın Soğuksudaki yazlık konağına giderken saldırıya uğradı. Kâhya ve iki kişi öldürüldü. Arkadan ve önden atılan 40 kadar mermiye rağmen olaydan karanlıkta kaçarak kurtulan Kâhyanın Mustafa adlı silahlı uşağı, olaydan sonra nedense yoldaki askerî kışlaya ve şehirde önünden geçtiği hükümet, polis ve jandarmaya olayı haber vermemiş, bütün gece ortadan kaybolmuştu. Halk arasında olayı Sami Sabit Beyin tezgâhladığı inancı yaygındı. Durumu soruşturan heyet, 13 Eylül 1922 günlü raporunda Kâhya öldükten sonra askerî kışlaya doğru kaçtıkları görülen katiller hakkında zamanında gereken araştırma yapılmamış olduğundan bulunmaları imkânsız hale gelmiştir? diyerek soruşturmayı kapattı. AZMETTİREN KİM? O günden beri Mustafa Kemalin olaydaki rolü aydınlanmadı. Yıllar sonra Mustafa Kemal ile yolları ayrılacak olan Kâzım Karabekir uzun bir süre yasaklı kalan anılarında, bu olayla ilgili olarak, ?hayatımla ve namusumla oynadılar? diyecekti. Yine yıllar sonra Mustafa Kemalin Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı (Tekçe) Bey, Yahya Kâhyayı, 27 Mart 1923te Mustafa Kemalin yeminli muhalifi Ali Şükrü Beyi öldürecek olan Giresunlu Topal Osmanın iki adamıyla birlikte kendisinin öldürdüğünü açıkladı. Bu konuda bir makale yazan Yalçın Yusufoğluna göre, Yahya Kâhya?nın oğlu, Mete Tunçaya gönderdiği mektupta, babasının ?o zamanki koşullara göre vatani vazifesini yaptığını ve asıl katilin bugün tapınılan bir kişi olduğunun bir gün mutlaka anlaşılacağına? inandığını yazmıştı. Halil Berktayın dedesi Halil N. Berktay da olayın Ankaradan gelen şifreli bir telgrafla emredildiğini ve şifreyi çözmüş subayla sonraları tesadüfen tanıştığını söylemişti. Olayın dünya solculuğu açısından ne anlama geldiğini ise Mete Tunçay şöyle özetlemişti ki buna ben de katılıyorum: Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katli karşısında Sovyetlerin ve Kominternin takındığı tavır dünya solculuğunun gelişme süreci bakımından bir dönüm noktasıydı. Bu olayda sosyalist anavatanın dış politika çıkarlarıyla bir kardeş partinin varlık sorunu çatışmış ve komünistler, daha sonra Troçkistler tarafından Staline atfedilen bir fırsatçılık kalıbının ilk örneğini vermişlerdi. Halbuki bunlar olurken, Lenin resmen ve fiilen Sovyet devletinin başında bulunuyordu. EK KAYNAKÇA: Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1982; Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Merk Yayıncılık, İstanbul, 1988; Hikmet Bayur, Mustafa Suphi ve Milli Mücadeleye El Koymaya Çalışan Başı Dışarda Akımlar?, Belleten, sayı: 140, Ankara, 1971, s. 567-654; Cumhur Odabaşıoğlu, Trabzon, Top-Kar Matbaacılık, Trabzon, 1990; TKP MK 1920-1921 Dönüş Belgeleri-2, Çev. Yücel Demirel, Tüstav, 2004; Yalçın Yusufoğlu, Kanunisaniyi unutma?, 30.1.2008, [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ] Mete Tunçay, Türkiyede Sol Akımlar, 1908-1925, Sevinç Matbaası, 1967; Alpay Kabacalı, Türkiyede Siyasal Cinayetler, Gürer Yayınları, 2007.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Ozan abbas (01-30-2012) |
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
28 Ocak 1921: Bunların sen isimlerini aklında tutma / fakat 28 Kanunusani'yi unutma! Siyasi tarihimizin Ocak ayı suikastlerinden ilki ve en büyüğü Trabzon'da, en yenisi ise geçen yıl İstanbul'da işlenmişti. Aşağıda yazılanlar bilinse de, olayın güncelliği nedeniyle anımsatmak istiyorum: 10 Eylül 1920'de Bakû'da Türkiye Komünist Fırkası kurulur.
Partinin önde gelen ismi (1883 Giresun doğumlu) Mustafa Suphi İdadi'yi (liseyi) Erzurum'da okumuş, İstanbul'daki hukuk öğreniminden sonra Sorbonne Siyasal Bilimler Fakültesi'nden Ziraat Bankası üzerine yazdığı başarılı bir tezle lisans üstü diploması almış, bu arada Fransız sosyalist partisinin ünlü ismi (emperyalist savaşa karşı çıktığı için öldürülecek olan) Jaurès'le tanışmıştır. Yurda dönünce gazetecilik, Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nde muallimlik yapar, Yüksek Ticaret ve Tarih Mektebi'nde Siyasi İktisat dersleri verir. Önceleri İttihatçı ve milliyetçidir, sonra İttihatçıların aleyhine döner. 1912'de Bahr-i Cedid vapuruyla Sinop'a gönderilir, bir ara İstanbula gelmesine izin verilirse de, tekrar Sinop Kalesine "nefyedilir." 1914'te kaçarak deniz yoluyla Sivastopol'a geçer. Osmanlı Rusya'yla savaşa girince, Türk olduğu için Urallar'a Kazan Türkleri arasına gönderilir, Bolşevikleri tanır. 1917'den sonra Müslüman Türkler arasında siyasi faaliyetlerde bulunur ve 10 Eylül 1920 günü anavatandan gelmiş değişik gruplarla ve Rusya topraklarındaki Türkiyeli solcularla Baku'da toplanan Kongre'de Türkiye Komünist Fırkası'nı kurarlar. Komintern'in uyarılarına rağmen hareketin önde gelen diğer kişisi Ethem Nejat'la ve arkadaşlarıyla birlikte Anadolu'ya gitmek ister. Heyet 28 Aralık'ta Kars'a gelir. Teşkilat-ı Mahsusa (MAH) her uğradıkları şehirde İslamı kullanarak kışkırtmalarla karşı gösteriler düzenler. (Bu metot daha sonraki zamanlarda sola karşı hep uygulanmış, nice insan o şekilde öldürülmüştür.) Heyet sonuçta Erzurum'a ulaşır, burada daha geniş çaplı olaylar organize edilir, grup --taraftarlarının daha fazla bulunduğu-- Trabzon'a gitmek ister. 16 kişi olarak Trabzon'a gelirler, ama kente sokulmadan doğruca limana götürülürler, "Batum'a gönderilecekleri" söylenir. GASPÇI, SOYGUNCU, IRZ DÜŞMANI, AMA VATANPERVER Bu işi yapmakla görevli olanlar kayıkçılar kahyası Yahya ve çetesidir. Yahya heyettekilerin silahlarını, para, saat ve diğer kıymetli eşyalarını alır, Mustafa Suphi'nin eşini alıkoyar, 15 kişiyi bir tekneye bindirirler. Karadenizli Suphi teknenin ahşap aksamlı olduğunu (uzun yol teknesi olmadığını) görünce başlarına gelecekleri anlar, karşı koymaya kalkarlarsa da, Yahya'nın zorbaları baskın gelir. Tekne denize açılır, katiller arkadan başka bir tekneyle yetişerek hepsini kurşunlayıp, süngüleyip denize atarlar. Hadise 1921 yılı Ocak (Kânunisani) ayı 28'i 29' bağlayan gece vukubulmuştur. Ankara ölümleri deniz kazası diye açıklar. Olayla ilgili hep toplu cinayet üzerinde durulur, ama Mustafa Suphi'nin eşi hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Bazı kaynaklarda Meryem (Maria) bazılarında ise Semiramis adıyla anılan talihsiz kadın önce kahyanın zorla 'kapatması' yapılır, sonra kentin eşrafından bir erkeğe devredilir, oradan da kabadayılara verilir, oturak alemlerine zorlanır, bir âlem sırasında ölür. Kadına reva görülen aşağılık muamele siyasi suikasti yaptıranların ne gibi süfli adamları kullandıkları, maço toplumun, maço şeflerinin maço katillerinin tıynetlerini ortaya koymaktadır. Adamların karakteri siyasi caniliğin yanısıra, gaspçılık, çapulculuk ve ırza geçmekle yüklüdür. Bunun da adı vatan-millet-devlet menfaatidir. TOPAL OSMAN'IN YÜKSELİŞİ Trabzon çetesi olan Yahya Kahya'ya bu cürmü Ankara'yla yakın irtibatlı Giresunlu MAH'çı Topal Osman'a sipariş etmiştir. Topal Osman gözü kanlı, eli kanlı bir katildir. İlk ününü Balkan Harbi'nde Rum köylerini basarak, kadın erkek, çocuk, yaşlı öldürerek ve Rumları bölgeden kaçırtarak elde etmiştir. 1915-16'da Tehcir'de aynı gücünü Ermenilere, 1920'de ise Koçgiri'de Kürtlere karşı kullanmıştır. Ermeni Tehciri'ndeki suçlarından dolayı hakkında arama emri çıkartılmışsa da, Kazım Karabekir tarafından asker kaçaklarını yakalamak için görevlendirilmiş, tecziye edileceğine taltif edilmiştir. Zira Osman yakaladıklarını çetesine katarak zorbalık gücünü hayli arttıracaktır. Nitekim Kemal Paşa bu gücü kendisine resmi muhafız gücü yapar. Çete Ankara'ya gelmeden bölgede o kadar soygun, gasp, haydutluk yapmıştı ki, haydutluklarından bizar olan halk ve eşraf Kemal Paşa'ya sık sık Osman'ı şikayet etmişlerdir. Yahya Kahya'nın oğlu "Türkiye'de Sol Akımlar" kitabını yazan (ve genel kanaatin aksine, Mustafa Kemal'in Onbeşler cinayetinde dahli olmadığını zanettiğini söyleyen) Mete Tunçay'a gönderdiği mektupta babasının "o zamanki koşullara göre vatani vazifesini yaptığını ve asıl katilin bugün tapınılan bir kişi olduğunun bir gün mutlaka anlaşılacağına" inandığını yazar. Tuncay kitabın sonraki baskısında bu mektuptan söz eder. Böyle olayların belgesi olmaz. Sadece hadise hakkında akıl yürütmeyle bulgulara varılır. Ama tarihçi Halil Berktay'ın dedesi (Solun tanıdığı Erdoğan, İlhan ve Alpaslan Berktay'ın babaları) Halil N. Berktay olayın Ankara'dan gelen şifreli bir telgrafla emredildiğini ve şifreyi çözmüş subayla sonraları tesadüfen tanıştığını söyler. Ayrıca, Kahya 1922 tarihinde bazı yolsuzluklar nedeniyle Sivas'ta yargılanır. Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi Reisi Hasan Fehmi Bey, akrabası E. H. Tepeyran'a (Oktay Akbal'ın dedesidir) yazdığı mektupta suçluluğuna inandığı Yahya'yı birtakım "nüfuzlu" kişilerin himaye etmesi nedeniyle serbest bırakmak zorunda kaldığını teessürle belirtir. Esasen bu gibi hayati bir kararı Karabekir'in tek başına verebileceğini sanmak Ankara—Erzurum arasındaki hiyerarşik ilişkiyi bilmemek olur. Yahya Kaptan yanında bir kaç avenesiyle 3 Temmuz 1922 akşamı öldürülür. Öldürenler Topal Osman'ın adamlarıdır. Olaydan karanlıkta kaçarak kurtulan Aslan Efe adlı kişinin çok sonradan yanına gelip giderek olayı soran Trabzonlu sosyalistlere anlattığına göre, ateş edenlerin ayaklarında ordu malı potinler vardır. Bu sözler, cinayeti işleyen adamların Ankara'dan Muhafız Taburu'ndan geldiği kanısını güçlendirmektedir. Ama Ankara'dan da gelseler, Giresun'dan da, adamlar Osman vasıtasıyla devletin emrindeydiler. Katiller katilleri temizlemişlerdir. Yahya'nın 15'ler cinayeti konusunda atıp tuttuğu, "kafamı kızdırmasınlar, yoksa konuşurum" gibi sözler ettiği için öldürüldüğü söylenir. Bir başka iddia da kayıkçılar reisinin Enver'le ve Kemal karşıtı İttihatçılarla ilişkiye girdiğidir. ALİ ŞÜKRÜ CİNAYETİ Derken, Topal Osman 26 Mart 1923 akşamı Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey'i evine yemeğe davet eder ve orada öldürtür. Ali Şükrü Meclis'te 2. Grup diye adlandırılan muhalif grubun lideridir. O sırada Meclis başkanı olan Ali Fuat Paşa'nın (Cebesoy'un) anılarında anlattığına göre, o günlerde yapılan bir gizli oturumda Ali Sükrü kürsünün önüne gelerek Gazi Paşa ile laf atışmasına girer, Gazi "bu memlekete kötülük yapıyorsun" diyerek eli cebinde kürsüden inerek muhalifinin üzerine yürür, her ikisinin de eli cebindedir (silaha davranmaya hazırdırlar.) Sadece onlar değil, iki grubun mensupları birbirlerine girmek üzeredirler, Ali Fuat Paşa elindeki çanı iki grubun arasına atarak kavgayı önler. Ali Şükrü'nün ortadan kaybolması üzerine muhalifler Meclis'te olayın üzerine giderler, bir kaç gün sonra cesedi tarlada bulunur. Osman'ın bağ evi kuşatılır. İddiaya göre önce Çankaya'yı basacağın söyler, sonra teslim olur, ama ateş edilir, ertesi gün ölür. Böylece 15'leri Yahya Kahya, Yahya'yı Topal Osman, Osman'ı da jandarma öldürünce 15'ler cinayeti de faili meçhul!! kalır. Osman Ağa'nın kabri bir süre sonra memleketine naklonur. Anıt mezarla anısı ebedileştirilir. Adnan Menderes başvekilken gidip haydudun kabrini tavaf eden ilk yüksek devlet yöneticisi olacaktır. MAH'a bağlı ve Ankara'nın gözdesi kanlı katil, gaspçı, soyguncu bir haydut olan Topal Osman'ın öyküsü ve fedailik hizmetleri İttahat ve Terakki Cemiyeti'yle başlayan ama sonra da devam eden yöntemlerin kamusal niteliğini ortaya koymaktadır. Konunun günümüzle ne ilgisi mi var? Ergenekon çetesi zanlılarından ünlü tutuklu Veli Küçük paşa Topal Osman'ın heykelini yaptırıp Giresun'a hediye eden kişidir. Ama iki olay arasındaki asıl ortak yön onların çete olmaları değil, her ikisinin vatan için adam öldürdükleri de değil... Onbeşler suikastiyle Hrant Dink cinayeti arasındaki ortak noktanın her iki olayda da tetikçilerin Trabzon'lu olmaları da değil. Asıl müşterek yanları her iki çetenin de hikmetinin kendilerinden menkul olmadığı, yüksek yüksek mercilerden sadır olduğudur. Nazım Hikmet Onbeşler için şöyle demişti: "1921 / Kanunisani 28 / Karadeniz / Burjuvazi / Biz / Onbeş kasap çengelinde sallanan / Onbeş kesik baş / Onbeş arkadaş / Yoldaş / Bunların sen isimlerini aklında tutma / fakat / 28 Kanunisaniyi unutma..." Nasıl unutalım ki, aradan doksan yıl geçti, cürümler aynı, mücrimler aynı. Adları değişiyor, makamları değişiyor, tıynetlerı değişmiyor. Ne fiiller tarih oluyor, ne failler... Yalçın Yusufoğlu, 30 Ocak 2008, Sesonline.net
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Türkiye Komünist Partisi ilk merkez komite üyesi ve başkanı Mustafa Suphi'nin katledilmesinin doksanıncı yılında, Mustafa Suphi'ye dair kısa bir biyografi.
1883 Yılında Giresun'da doğan Mustafa Suphi, İstanbul'da hukuk eğitimi aldıktan sonra, öğrenimini Paris'te sürdürdü. 1910 yılında ülkesine döndü. 1913'de Mahmut Şevki Paş'nın öldürülmesinin ardından, arkadaşlarıyla birlikte bir balıkçı teknesiyle Karadenize açılarak Rusya'ya geçti. Bolşeviklerle, savaş esiri olduğu 1914 - 1917 yılları arasında tanıştı. Devrim sırasında bolşeveiklerin yanında yerini aldı. Mustafa Suphi, büyük Ekim Devrimi sonrasında, devrimin zaferini savunmaya fiilen katıldı. Bütün hayatını işçi sınıfının ve Doğu'nun ezilen halklarının kurtuluşuna adayan Suphi, 1917'nin hemen sonrasında Odessa ve Kırım'da Türkçe olarak "Yeni Dünya" gazetesini çıkardı. Rusya'nın bir çok kentinde komünist Türk örgütlerini kurdu. Mustafa Suphi'nini önderliği ve çalışması sonucunda, 25 Temmuz 1918'de Moskova'da, "Türk Sol Sosyalistleri 1. Kongre'si" toplandı. "Doğu Halkları Komünist Örgütleri Merkez Bürosu"nda yoğun bir çalışma yürüttü. Komünist Enternasyonal'in birinci kongresine katıldı ve 1919 yılında Komintern'in güney bürosunda görev aldı. Bu arada Marksizmin - Leninizmin temel eserlerinin çevrilmesini örgütledi. Kırım'da Türk, Romen, Bulgar devrimcileri ve yerli halktan oluşan "Doğu Enternasyonal Birliği" adlı sillahlı kuvveti örgütledi. Rus gericileri ve emperyalist müdahalecilere karşı verilen savaşta, 12. Ordu saflarına bağlı birlik içinde savaştı. Mustafa Suphi, 1 Eylül'de Bakü'de toplanan Birinci Doğu Halkları Kurultayı'na faal olarak katıldı. 10 Eylül 1920'de Türkiye Komünist Partisi'nin birinci kongresini topladı. Önce kongre başkanlığına, sonrada oy birliğiyle genel başkanlığa seçildi. Aralık 1921'de Ankara, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Ankara'ya davet etti. Bunun üzerine Türkiye'li komünistlerden oluşan gönüllüler alayının başında Suphi, 14 yoldaşıyla birlikte yola çıktı. 28 Ocak 1921 akşamı Trabzon'a varıldı. Devletin militarist kuvvetleri 15 komünistin sillahlarını aldı. Mustafa Suphi ve yoldaşları, önceden hazırlanmış olan bir tekneyle yola çıktılar. Karadeniz'e açıldıklarında, Ankara hükümetini bilgisi dahilinde düzenlene bir koplo sonucu katledildiler.... (Kaynak ? )
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Onbeşler kemalist burjuvazi tarafından katledildi...
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] “Yoldaş, 28 Kânunisani’yi unutma!” Kazıdık Onbeşler’in ismini, kanlı kızıl bir mermere!... Bir çelik aynadır gözlerimiz, Onbeşlerin resmini görmek isteyenlere… Karadeniz on beş kere açtı göğsünü, on beş kere örtüldü. Onbeşlerin hepsi bir komünist gibi öldü. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının 28 Ocak 1921’de katledilmeleri Türk devletinin kanlı tarihinin ilk kilometre taşlarından biridir. Bu cinayet kurulan burjuva diktatörlüğünün karakterini ortaya koymuştur. Mustafa Suphi 1883’te Giresun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini babasının görevi dolayısıyla Kudüs ve Şam’da tamamladı. İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra öğrenimini Paris’te Siyasal Bilimler Okulu’nda sürdürdü. 1910’da Osmanlı Ziraat Bankası üzerine verdiği teziyle mezun oldu. Bu dönemde iktisat üzerine söz söyleyebilen sayılı Osmanlı aydınlarından biriydi. Tanin, İfham gibi gazetelerde yazarlık ve yöneticilik yapan Mustafa Suphi, bu dönemlerde siyaset ile de ilgilendi. 1912’de İttihat ve Terraki’den uzaklaştırıldı. Mustafa Suphi’nin hayatında 1913 yılı dönüm noktası oldu. 1913 yılında Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi üstüne estirilen terör rüzgarından dönemin muhalifleri nasiplerini aldılar. Suphi de tutuklanarak Sinop’a sürgün edildi. 1914 yılında arkadaşları ile birlikte Sinop’tan buldukları bir kayık ile Rusya’ya kaçtılar. Rusya’da sürmekte olan I. Dünya Savaşı sebebiyle sivil savaş esiri olarak tutuklandılar. Önce Kaluga’ya, sonra da Ural bölgesine sürüldüler. Mustafa Suphi, savaş esirleri içinde örgütlenme çalışması yürüten Bolşeviklerle tanıştı. Savaş esirleri içinden Bela Kun, Tito gibi sosyalist liderler yetiştiren Ekim Devrimi, Mustafa Suphi’yi de okulunda eğitti. 1915 yılında, Suphi, RSDİP’e üye oldu ve savaş esirlerinin örgütlenmesi çalışması yürüttü. Mustafa Suphi Ekim Devrimi’nin okulundan geçti. Tarihte açılan yeni bir döneme tanıklık etmekle kalmadı, onun içinde yer aldı, ondan öğrendi. Mustafa Suphi’nin 1917 sonrası hayatı, komünist bir önderin devrime adanmış hayatıdır. Devrim sonrası Moskova’ya gelen Mustafa Suphi özellikle Türk savaş esirleri arasında propaganda ve örgütleme çalışmasına başladı. Yeni Dünya gazetesini çıkardı. Aynı amaçla 25 Temmuz 1918’de Türk Sol Sosyalistleri I. Kongresi toplandı. Mustafa Suphi 1918’de Avrupa Rusya’sından Orta Asya içlerine, Kafkasya’ya kadar ülkenin dört bir yanında çalışmalarını sürdürdü. Aynı yılın Kasım’ında Moskova Komünistler Kongresi’ne katıldı ve Milliyetler İşleri Halk Komiserliği’ne bağlı Tüm Rusya Müslüman İşçileri Merkez Komitesi’ne seçildi. Aralık 1918’de Uluslararsı Devrimciler Toplantısı’na ve Mart 1919’da III. Enternasyonal I. Kongresi’ne Türkiye temsilcisi olarak katıldı. Burada Mustafa Suphi, Türk komünistlerinin, yeryüzünü anavatanları, insanlığı da ulusları olarak ilan ettiklerini v dünya sosyalist devriminde Türkiye proletaryasının şerefli bir yer tutacağını ilan etti. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da sol hareket Mütareke sonrası kurulan ilk sol, hatta sosyalizm iddiası taşıyan parti, 1918’de kurulan Sosyal Demokrat Fırka’dır. Sonrasında farklı isimler sayılabilir. Ancak bunlar eski Osmanlı bürokratlarından oluşan, II. Enternasyonal çizgisinde, İstanbul sınırlarını aşamayan, İstanbul içinde de işçiler ile bağlar kuramayan partilerdi. Bu konuda Hüseyin Hilmi’nin kurduğu Türkiye Sosyalist Fırkası önemli bir yerde durmaktadır. TSF İstanbul’da geniş işçi kesimlerini ve bir takım grevleri örgütleyebilmiştir. Ne var ki TSF’nin çalışmaları ‘sendikacılık’ düzeyini aşamayan bir perspektifte yürümüştür. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’nun farklı yerellerinde ve hatta TBMM’de Bolşevizm’in belli bir sempati kazandığı görülür. “… hatta BMM’de ‘Daha ne bekliyoruz? Neden komünizmi ilan edip de halkımıza yeni bir ruh, yeni bir heyecan aşılamıyoruz?’ diyenlerin sayısı küçümsenmeyecek kadardı. Kızıl renk ve ‘yoldaş’ hitabı adeta moda haline gelmişti.” (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi) Bu dönemin önemli yanlarından birisi de, Avrupa’da devrimci çalkantılar içerisinde bulunmuş aydınlar, öğrenciler, ustalık eğitimi almaya giden işçiler ülkeye geri dönüyorlardı. Şefik Hüsnü (Fransa), Ethem Nejat (Almanya) gibi... Anadolu’nun farklı yerlerinde birbirlerinden bağımsız küçük örgütler, Çerkez Ethem’in ‘Yeşil Ordusu’ gibi örgütler görülür. Mustafa Suphi çizgisinin de Anadolu’da bir karşılığı vardı. Komünist Kürt Süleyman, Geyveli Komünist Tahsin, Rizeli Osman Kaptan, Ardeşenli komünist Laz Abdullah, İstanbullu komünist tornacı Şaban gibi örgütleyici kişiler bulunmaktaydı. Bunların örgütledikleri kuvvetler Aznavur ayaklanmaları ve savaşın farklı döneminde önemli işler yapmışlardı. 1920 başlarında Topçu İsmail Hakkı, Kütahya’da, 600’er kişiden oluşan 4 taburluk bir alay oluşturmuştur. TKP’nin kuruluşu III. Enternasyonal’in II. Kongresi Şark Milletleri Kurultayı’nın toplanmasını kararlaştırdı. Kurultay’dan hemen sonra Bakü’de 10 Eylül 1920’de TKP kuruldu. TKP başkanlığına Mustafa Suphi, genel sekreterliğine Ethem Nejat seçildiler. Kongrede “Türkiye komünist teşkilatlarının birleştirilmesi’, ‘milli mücadele hareketinin derinleşmesine yardımcı olmak bununla birlikte işçi sınıfının gerçek ve son amacı olan emekçilerin egemenliğini kurmak için çalışmak” kararları alındı. Bunlarla birlikte TKP’nin Anadolu’ya taşınması, Suphiler’in Anadolu’ya geçmesi öncelik verilen karardı. Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşa’ya çektiği şifreli telgrafında şunu açıkça bildirir: Bu cereyanların etkisini kırabilmek için BMM çatısı altında bir ‘komünist’ örgüt kurulmalıdır. Mustafa Kemal bununla hem yaşanan toplumsal çalkantıyı kontrol altına almayı, hem de yardım ve desteklerine ihtiyaç duyduğu SSCB ile ters düşmemeyi amaçlamıştı. Ankara’nın ‘TKP’si 1920 Ekim’inden kuruldu. Bu tarihten itibaren gelişen örgütlülükler üzerinde baskı ve saldırı dönemi başladı. 1920-21’de Çerkez Ethem’in ayaklanması da bahane edilerek tüm örgütlülükler dağıtıldı. Mustafa Kemal’in kurdurduğu TKP de bu baskılardan nasibini aldı. Onbeşlerin katledilmesi trabzon’da bir motör açılıyor sahilde kalabalık motörü taşlıyorlar son perdeye başlıyorlar burjuva kemalin omzuna binmiş kemal kumandanın kordonuna kumandan kahyanın cebine inmiş kahya adamlarının donuna uluyorlar: hav... hav... hak tu! ... Kuruluş Kongresi’nden 4 ay sonra Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Mustafa Kemal’den aldıkları davet ile Anadolu’ya geçme kararı aldılar. Kars üzerinden Türkiye’ye geldiler. Erzurum’da kışkırtılmış halk tarafından şehre sokulmadılar. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yla yaptıkları görüşmede geri dönmeleri tavsiye edildi. Batum üzerinden Bakü’ye geri yollanmak üzere Trabzon’a gönderildiler. Yol boyunca düzmece gösteriler sürdü. Trabzon yakınlarında da balıkçılar kahyası Yahya Kaptan’ın adamlarının saldırısına uğradılar. Şehre girmelerine izin verilmedi ve bir iskeleden bindirildikleri takayla denize açıldılar. Arkalarından yetişen Yahya Kaptan’ın adamları 28 Ocak’ı 29’una bağlayan gece, silahları alınmış olan Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını süngü ve kurşunlarla katlettiler. Mustafa Suphi ve yoldaşları bu topraklarda bir geleneğin başlatıcılarıydılar. Onbeşler bir bayrağın taşıyıcısıydılar. O bayrak, 1917 Ekim Devrimi’nden devralınan sosyalizmin kızıl bayrağıdır. O gelenek Türkiye proletaryasının şerefli bir yer tutacağı dünya sosyalist devrimine olan inançla tutuşulan kavgamızdır. Bugün bu topraklarda bu bayrağın taşıyıcısı, bu kavganın yürütücüsü Partimiz’dir. Onbeşlerin bayrağı elimizdedir, anıları mücadelemizde yaşamaktadır. Yeni Ekimler’in Partisi’nin saflarında, Yeni Ekimler için, birleşelim, savaşalım! (Ekim Gençliği / Sayı: 68 - Ocak 2004)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Ozan abbas (01-30-2012) |
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Suphiler kemalistleri desteklemeye mi gelmişlerdi?
30.01.2011 - 14:25 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] soL yazarı Asaf Güven Aksel, Mustafa Suphiler'in öldürülüşlerinin yıldönümü vesilesiyle yazdığı yazısına gelen okur eleştirisine yanıt verdi. Asaf Güven Aksel, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Bakü'de Türkiye Komünist Partisi'ni kurduktan sonra Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere geldikleri Anadolu'da öldürülmelerinin 90'ıncı yılında, Suphi ve yoldaşlarının devrime adanmışlıklarını ele alan bir yazı yazmıştı. Aksel, yazısına gelen okur eleştirisini yanıtladı. Eleştiri ve yazarın yanıtını okumak için: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Unutmadık, unutmayacağız!
“Osmanlı’da oyun çoktur.” Karadeniz kıyıları, Osmanlı'da bu oyunun son perdesine tanıklık etti 1921 Ocak’ının 28’ini 29’una bağlayan gecede. Son nefesini tarihe bırakmaya hazırlanan o köhne devlet, kendi ardılına hileci, komplocu, kanlı geleneğini Trabzon’da devretti. “ta ata aa ta ta ha ta tta ta/ tarih/ 1921/ Kânunisani 28/ karadeniz/ burjuvazi/ biz/ on beş kasap çengelinde sallanan/ on beş kesik baş/ on beş arkadaş/ yoldaş/ bunların sen isimlerini aklında tutma fakat/ 28 Kânunisânîyi unutma/...” (Nâzım Hikmet, Moskova 1923) “Osmanlı’da oyun çoktur.” Karadeniz kıyıları, Osmanlı'da bu oyunun son perdesine tanıklık etti 1921 Ocak’ının 28’ini 29’una bağlayan gecede. Son nefesini tarihe bırakmaya hazırlanan o köhne devlet, kendi ardılına hileci, komplocu, kanlı geleneğini Trabzon’da devretti. Esir alınmış, zemheri ayazında aç-susuz yollara sürülmüş 17 komünist, Trabzon sınırları içerisine girdiğinde sahne hazırdı. Kayıkçıların başı Yahya, emre amade gazeteler, kışkırtılmış linç kıt’aları, polis-jandarma birlikleri… Sonrası Karadeniz derinlikleri, karanlık sular, süngü, ölüm… Kurtuluş mücadelesine katılmak için Anadolu topraklarına doğru adım attığında, “Cevat yoldaş! Bizim meslek dervişlik. Gideceğiz!” diyerek yola çıkan Mustafa Suphi’nin 39 yıllık yaşamının başladığı ve bittiği yerdir Trabzon. 1882’de Giresun’da doğmuştur Suphi ve Giresun o zamanlarda henüz Trabzon’a bağlıdır. Yolu son kez Mustafa Kemal önderliğindeki Ankara Hükümetinin hazırladığı komplo sonucu düşer Trabzon’a. Ortaokul yıllarını geçirdiği Erzurum’a ise yıllar sonra bir komünist önder olarak yoldaşlarıyla döndüğünde sokulmamıştır. İstanbul’da hukuk fakültesini bitirir, Paris’e giderek siyasal bilimler üzerine tez hazırlar. O yıllarda Paris dönemin Türk burjuva aydınlarının sürgün merkezidir. Jön Türkler, İttihat ve Terakki’nin kadroları Paris’tedir. Paris’te Tanin gazetesinde çalışır. Rusya’daki 1905-'07 burjuva demokratik devrimi Suphi’yi etkiler. 1908 yılında ilan edilen ve Türk burjuvazisinin padişahla iktidarı paylaştığı II. Meşrutiyet’in ilanının ertesinde İstanbul’a döner. İttihatçılarla başladığı siyaset yaşamı, Ferit Tek ve Yusuf Akçura ile birlikte kurduğu Milli Meşrutiyet Fırkası’yla devam eder. Fırkanın İfham adlı gazetesinin başına geçer. İTC’nin politikalarını eleştirilerinin odağına koyar. M. Suphi’nin yaşamının son bulduğu Karadeniz, aynı zamanda O’nun yaşamının yeni bir başlangıcına kulaç attığı yerdir de. 23 Ocak Babıali darbesi ile iktidarı alan İttihatçıların başa geçirdiği Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın bir suikast sonucu öldürülmesi, M. Suphi’nin yaşamında da yeni bir sayfa açar. İttihatçılar, bu suikasttan sonra yüzlerce kişiyi tutuklar ve sürgüne yollar. İttihatçıların sıkı bir muhalifi olan M. Suphi de Sinop Kalesi’ne sürgün edilenler arasındadır. 1914 yılında dokuz arkadaşıyla birlikte bir balıkçı teknesiyle firar ederek Karadeniz’e açılır. Kırım’a ulaşır, Çarlık Rusya’sına siyasi sığınma hakkı için başvurur. Fakat emperyalist paylaşım savaşının başlayıp da Osmanlı ve Rusya savaş tutuştuğunda, O, artık Rusya’nın ‘düşmanı’dır. Tutuklanır, yeniden sürgün yaşamı başlar. Savaş esiri olarak önce Kaluga’ya, ardından Ural’a sürgün edilir. Ural bölgesinde diğer savaş esirleri gibi M. Suphi de fabrikalarda çalıştırılır. Bu dönem, M. Suphi’nin Marksist bir devrimci olarak şekillendiği dönemdir. Tatar işçilerin yardımlarıyla Bolşeviklerle bağ kurar. M. Suphi, Marksist klasikleri, Lenin’in kimi eserlerini okuma şansı bulur. Bolşevik Parti’nin strateji ve taktiğini inceler. 1915 yılında RSDİP üyesi olur. O, artık sarsılmaz bir komünist savaşçıdır. Kimi zaman Denikin ve Kolçak karşı-devrimci ordularına karşı savaşan Kızılordu saflarında bir partizan, kimi zaman Türk savaş esirleri ve işçileri arasında faaliyet yürüten bir ajitatör, kimi zaman Anadolu’ya dönecek savaşçıları hazırlayan bir örgütçüdür. Sürgün yaşamına, 1917’deki Ekim Devrimi son noktayı koyar. 1918’de Moskova’ya giden M. Suphi, İslam Komiserliği yöneticilerinden Şerif Manatof ile tanışır. Amacı bu komiserliğin Türk şubesini açmak ve geniş yığınlara seslenecek, Türkiyeli komünistleri etrafında toplayacak bir gazete çıkarmaktır. Bunun için destek ister. Manatof ile birlikte birkaç kez Stalin ile görüşür. 27 Nisan 1918’de Yeni Dünya adlı haftalık ilk Türkçe komünist gazete Moskova’da yayın hayatına başlar. Daha sonra 1923 yılında verdiği bir mülakatta şunu söyleyecektir Manatof: “İslam Komiseri ve Stalin yoldaş yalnız Suphi’yi tanıyor ve O’na güveniyorlardı. Bu nedenle Türk Şubesi ve Yeni Dünya, hep Suphi’nin kişiliğine güvenden dolayı oluşmuş ve O’nun kişiliğiyle ayakta duruyordu.” Kırım, Taşkent ve Bakü’de yayına devam eden Yeni Dünya, toplam 67 sayı çıkar. Bütün bu dönem aynı zamanda TKP’nin kuruluşunun da mayalandığı dönemdir. M. Suphi, 1918 Haziran'ında Kazan'da Türk Savaş Tutsakları Sosyalist Örgütleri Temsilcileri Kurultayı'nı toplar. 22 Temmuz'da Moskova'da Türk Sosyalistleri Konferansı'nı örgütler. Bu konferansta birkaç sosyalist grup birleşir, Suphi başkanlığa seçilir. Bu örgütler daha sonra TKP'de kaynaşacaklardır. M. Suphi, Doğu Halkları Komünist Örgütleri Merkez Bürosu'nda aktif faaliyet yürütür, Orta Asya’da çalışır. Türkistan Cephesi Politbürosu'nda çalışmalarda bulunur. Gönüllü Kızılordu kümeleri kurar. Fransızca, Almanca ve İngilizce bilen M. Suphi, önemli politik dergileri, Marksist-Leninist klasiklerden bazılarını, Komünist Manifesto'yu Türkçe'ye çevirir. M. Suphi, Mart 1919'da 3. Enternasyonal'in ilk kongresine katılır. Kongre'de şunu söyler: “Burada, Moskova'da bütün dünyanın geleceğini değiştirecek olan 3. Enternasyonal'in büyük kongresinde konuşmak, ezilen Türk köylüsü ve işçi sınıfı adına konuşmak, kurtuluş, özgürlük ve eşitlik, kardeşlik için konuşmak, emperyalist canavarlardan çekmediği kalmayan Türkiye'nin halkı adına konuşmak, en büyük kıvanç, en büyük bir mutluluktur.” M. Suphi mayısta Bakü’ye gelerek kuruluş kongresinin hazırlıklarına başlar. 1 Eylül 1920’de Bakü’de toplanan I. Doğu Halkları Kurultayı’nda Başkanlık Kurulu’na seçilir. Sovyet topraklarında bulunduğu süreçte karşı-devrimle girişilen iç savaşta tereddütsüz bir biçimde yer alan M. Suphi, savaş esirleri olan Türk işçileri örgütler ve eğitir. Daha sonra partizan savaşı için işgal altındaki Anadolu’ya geçen bu işçiler, İstanbul ve Anadolu’daki komünist birliklerle bağlar kurar, Yeni Dünya Gazetesi’nin de dağıtımını yapar. 10 Eylül 1920’de toplanan kongreyle Türkiye Komünist Partisi (TKP) kurulur. Kongreye, 51’i Türkiye ve Kürdistan kentlerinden olmak üzere 71 delege katılır. TKP'nin kuruluşu Bakü'dedir, ancak kökleri Anadolu'dadır. Anadolu'daki ilk komünist gruplar 1918 yılında belirmeye başlar. Örneğin, 1919 yılında İstanbul'da İşçi Çiftçi Sosyalist Partisi kurulur, Ethem Nejat kurucuları arasında yer alır. Sevr Antlaşması'nın ilanından sonra İstanbul'da yapılan en büyük gösterilerden birini tertipleyenlerden biri de Ethem Nejat'tır. E. Nejat, kongrede TKP Sekreteri olacaktır. Yine, 1920'de Kütahya'da kurulan gönüllü halk alayından söz edilebilir. Alayın komutanı Topçu İsmail Hakkı’dır. Yeşilordu'nun bir kolu olan alay, Kızılordu'nun savaş yöntemi ve disiplinini uyguluyordu. İsmail Hakkı daha sonra TKP MK üyesi oldu, Karadeniz'de yoldaşlarıyla birlikte katledildi. M. Suphi önderliğindeki TKP, daha kuruluşunun ilk anından itibaren, Anadolu’da emperyalistlere karşı proletarya ve yoksul köylülük adına ulusal kurtuluş savaşımının içine dalmak, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluşla birleştirmek iddiasını taşır. Hızla dönüş hazırlıkları başlar. M. Suphi ve MK üyelerinden Ethem Nejat, Hilmioğlu Hakkı, Nazmi ve İsmail Çitoğlu'nun da aralarında bulunduğu 17 kişilik ilk grup, 28 Aralık'ta Kars'a gelir. Kars'ta Kazım Karabekir, Suphi ve yoldaşlarını törenle karşılar. Bu andan itibaren katliam planı adım adım uygulamaya sokulur. M. Kemal sürecin doğrudan örgütleyicisi ve yöneticisidir. Komünistler, 18 Ocak’ta Erzurum’a doğru yola çıkarılır. Erzurum Valisi Hamit’in organize ettiği linç grupları hazırdır. Grup, kente sokulmaz, Trabzon’a yönlendirilir. 28 Ocak Cuma günü Maçka'dan Trabzon'a doğru yola çıkarılırlar. Sovyetlerin Trabzon Konsolosu Bagirov karşılama hazırlıkları yapar. Ancak grup doğrudan iskeleye yönlendirilir. Kayıkçıların kaptanı Yahya ve ekibi tarafından Trabzon'da da linç saldırılarına maruz kalırlar. İşkence edilirler. Motora bindirilen komünistler arkalarından yola çıkan silahlı birlikler tarafından açıkta katledilerek Karadeniz’e atılır. Katledilen komünistlerin sayısı, kaynaklara göre 14 ile 17 arasında değişkenlik gösterir. Sovyet Konsolosu Bagirov, Trabzon Valisi Sabri'ye 29 Ocak tarihli bir mektup yazar ve komünistlerin akıbetini sorar. Vali Sabri’nin bir gün sonra verdiği yanıt, rejimin kontrgerilla karakterini ve komploculuğunu dışavurur. Söylenenlerin uygulama açısından bugün bile güncel olduğunu gösterir niteliktedir. Şöyle der Sabri: “Cuma günü akşamı Erzurum'dan biri kadın 16 arkadaşıyla Trabzon'a gelen Samsun sakini Mustafa Suphi, Bakü'de yaşayan Türk vatandaşı görünüyor. Onlar ne suretle, nerden, niçin geldiler? Valilik hiç bir şey bilmiyor. Yalnız o biliniyor ki, onlar Sibir'den, Türkistan'dan Bakü'ye gelip vatana dönmek isteyen Türk harp esirlerini tutukladılar, eziyet ettiler ve idam ettirdiler. Bu durum hakkında halka, vatana dönen bir esir tarafından haber verilmişti. Ve bundan dolayı infial olmuştu... Halkın bu infial ve heyecanlı vaziyetini bilen valilik katliamı önlemek için oraya asker, polis ve jandarma göndermiştir. Vaziyeti anlayan Mustafa Suphi ve arkadaşları, burada kalmak istemediler ve orada bir motor kiralanarak sağ salim Rus sahillerine gönderildiler...” M. Suphi’nin kısa komünist yaşam özeti, aynı zamanda TKP’nin kuruluş sürecinin de özetidir. Bolşeviklerle tanıştığı andan itibaren attığı her adımda komünistleri birleştirmeyi hedefleyen, güçlü bir savaş örgütünün temellerini atarak Anadolu’daki emperyalist işgale karşı partizan savaşına girmek için yanıp tutuşan M. Suphi ve yoldaşları, bütün risklere rağmen ölümle sonuçlanan bu yolculuğa çıkmakta tereddüt etmedi. O, önderi olduğu TKP’nin varlık ve önderlik hakkını emperyalizme karşı vereceği savaşta alacağını düşünüyordu. O’nun ve 14 komünistin Karadeniz’in dalgalarında yükselttiği kızıl bayrak 1994’te yoldaşlarının elinde daha fazla yükseldi. Yoldaşları, 28-29 Ocak şehitlerinin anıları ve idealleri önünde bir kez daha gururla eğiliyorlar.(SERHAD ÖZGÜR)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Ozan abbas (01-30-2012) |
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
On beşlerin öyküsü
![]() Ülkemizdeki komünist hareketin, Mustafa Suphi’nin de içinde yer aldığı kurucu kadroları, 1921 yılının 28 Ocak gecesini 29’una bağlayan saatlerinde, Karadeniz açıklarında katledildiler. Komünistler Bakü’den Anadolu’ya uzanan yolculuklarına, yurtseverlik görevlerini yerine getirmek için çıkmışlardı. Bu bir türkü: toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Mustafa Suphi’nin Gelişinden Önce Bakü’de Kurulan TKF 1920 yazında Bağımsızlık Savaşı’nın başarıya ulaşabilmesi için Bolşeviklerle ilişki kurulması ve onlardan yardım sağlanmasının gerekli olduğu düşüncesi Ankara’da yoğun olarak tartışılır olmuştu. Aslında o günlerde yardım istenebilecek Sovyetler Birliği’nden başka bir ülke de bulunmuyordu. Bu yüzden Bolşeviklerle ilişki kurulmasına önem verilmiş ve bu işle ilgilenmek üzere Kazım Karabekir görevlendirilmişti. Kazım Karabekir ilk olarak Fuat Sabit ve Ömer Lütfü’yü Bolşeviklerle ilişkiye geçmek için 1920 sonbaharında Bakü’ye gönderdi. Yine bu günlerde İstanbul’daki Karakol Cemiyeti tarafından Baha Sait Bolşeviklerle ilişki kurmak amacıyla Bakü’ye gönderilmişti. Ortak amaçları Bağımsızlık Savaşı’na yardım sağlamak için Bolşeviklerle ilişkiye geçmek olan bütün bu gruplar aralarında görüşerek birlikte çalışmaya karar vermişler ve amaçları doğrultusunda Bakü’de “Türk Komünist Fırkası”nı kurmuşlardır. Mustafa Suphi’nin Bakü’ye Gelişi ve Türk Komünist Fırkası’nın Sonu Taşkent’te Türkiye Komünist Teşkilatı’nın örgütlenme çalışmalarını sürdüren Mustafa Suphi, Azerbaycan’da Sovyetlerin kurulması üzerine çalışmalarını Anadolu’ya daha yakın bir bölgede yürütmek amacıyla 27 Mayıs 1920’de Bakü’ye geldi. Burada Bakü’de bulunan asker esirler ve bazı İttihatçılar tarafından kurulan Türk Komünist Fırkası ile bağlantı kurdu. Ancak Mustafa Suphi kısa sürede bu partinin komünist ilkeler ve amaçlarla ilgisinin bulunmadığını görmüş ve İttihatçıları tasfiye ederek partiyi Bakü’de yeniden yapılandıracağı TKT’ye katmıştır. Mustafa Suphi ile İttihatçılar arasından bundan sonra hiç bitmeyecek olan çekişme ve husumetin bu olayla başladığı özellikle belirtmek gerekir. Türkiye Komünist Teşkilatı bir yandan Ankara Hükümeti ile resmi ilişkiler kurmaya çalışırken, diğer taraftan da gizlice İstanbul ve Anadolu’ya üyelerini göndererek propaganda ve örgütlenmeye yönelik çalışmalar yürütmüştür. 1920 yılında Süleyman Sami TKT tarafından hem Ankara Hükümeti’yle ilişki kurmak hem de Ankara ve Eskişehir’deki komünist gruplarla görüşmek üzere Ankara’ya gönderilmiştir. Süleyman Sami Ankara’ya geldiği Ağustos ayında Anadolu’da sol muhalefetten Yeşil Ordu ve gizli TKF bulunuyordu. İşin gerçeği Süleyman Sami TKT’ya sızmış bir İttihatçıydı. Ankara ve Eskişehir’deki komünist gruplarla yaptığı görüşmeler hakkında Ankara Hükümeti’ne bilgi vermesi ve onları ihbar etmiş olması ciddi bir olasılıktır. Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar! Doğu Halkları Birinci Kongresi ve TKT Ankara Hükümeti, Doğu Halkları Birinci Kongresine kendi insiyatifiyle belirlediği kişileri gönderirken, Anadolu’daki komünist grupların temsilcilerinin Bakü’ye gitmesini engellemeye çalışmış ve Karadeniz sahiliyle sınır bölgeleri dışında bunda başarılı olmuştur. Türkiye Komünist Teşkilatı’ndan da başta Mustafa Suphi olmak üzere birçok kişi Türkiye adına kongreye katılmışlardır. Ankara Hükümeti kendi insiyatifiyle gönderdiği delegelere Kazım Karabekir aracılığıyla bazı talimatlar vermiştir. Buna göre eğer kongrede delegelere Türkiye’nin yeni siyasi ve ekonomik sistemine dair sorular sorulursa, henüz bu konuda verilmiş kesin bir kararın olmadığını söyleyeceklerdi. Bu nokta Ankara Hükümeti’nin sosyalizmi benimsemeden Sovyetler Birliği’nin askeri ve siyasi desteğini kazanmak için uyguladığı karmaşık politikayı en açık biçimde ortaya koyduğu için özellikle önemlidir. Kongre sonrası Anadolu’dan gönderilen delegelerin raporları Ankara Hükümeti’ne ulaşmaya başlar. Bu raporların Ankara Hükümeti’nin Sovyetler Birliği’ne, Bolşevizme ve Mustafa Suphiler’e karşı siyasetinin şekillenmesinde birinci derecede etkisi olacaktır. Türkiye Komünist Teşkilatı Birinci Kongresi ve TKP’nin Kuruluşu 1920 Eylül ayında Bakü’de Doğu Halkları Birinci Kongresi’nden hemen sonra ikinci bir kongre daha yapılmıştır. Bu kongre, 10-15 Eylül 1920’de yapılan Türkiye Komünist Teşkilatı Birinci Kongresi’dir. Kongrenin birincil amacı TKT’yle İstanbul ve Anadolu’daki komünist parti ve grupları bir araya getirerek, bunları Türkiye Komünist Partisi çatısı altında birleştirmekti. Kongre bileşenleri toplanma yeri olarak Türkiye’yi düşünmüşlerse de TKF Birinci Sekreteri Yakup Demir, “Kongrenin Türkiye’de yapılmasına Ankara Hükümeti izin vermemişti, kongrenin Bakü’de toplanmasının nedeni budur” demektedir. TKT Birinci Kongresi 15 Eylül 1920’de son oturumunu yaparak kapanmıştır. Bu kongreyle Anadolu ve Rusya’da bulunan komünist grupların “Türkiye Komünist Fırkası” çatısı altında birleştirilmesi karara bağlanmıştır. Kongrede TKF programı ve tüzüğü kabul edilmiş, İstanbul’dan gelen Ethem Nefat ve Hilmioğlu Hakkı gibi isimlerin katılımı ile TKF Merkez Komitesi oluşturulmuştur. Kongrede ayrıca işçi, köylü, gençler ve kadınlar arasında Türkiye’de nasıl çalışılacağı tartışılmış, Bağımsızlık Savaşı’na yardım edileceği ve Türkiye’de işçi-köylü egemenliği kurmak için çalışılacağı karar altına alınmıştır. Bunu gerçekleştirmek için de TKF’nin Anadolu’ya nakledilmesi kabul edilmiştir. Yüreğimiz topraktan aldı hızını; altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik! Türkiye Komünist Partisi’nin Anadolu’ya Nakli Mustafa Suphi ile Ankara Hükümeti arasındaki ilk haberleşmeler TKT’nin Anadolu’ya gönderdiği Talipzade Yusuf Paşa aracılığıyla olmuştur, bu kişi aslında Kazım Karabekir’in talimatları doğrultusunda hareket etmektedir. Mustafa Suphi hakkındaki ilk bilgiler onu Lenin’in güvenini kazanmış etkili bir kişi olarak göstermekte ve hem Kazım Karabekir’de hem Mustafa Kemal’de ondan Bağımsızlık Savaşı’nın başarısı için yararlanılabileceği düşüncesini yarattığı anlaşılmaktadır. Mustafa Suphi ve TKT ile Ankara Hükümeti arasındaki ilişkilerin ilk devresi, Bakü’deki kongrelerin sonuçlarının alınmasına ve Bolşeviklik, Rusya’daki Türkiyeli komünistlerin çalışmaları, Sovyetlerin Ankara Hükümeti’ne yaklaşımı gibi konularda yazılmış raporların hükümetin eline ulaşmasına kadarki dönemi kapsar. Bu rapor ve bilgiler Ankara Hükümeti’nin komünist gruplara ve Sovyetler Birliği’ne dair tutumunu tamamen değiştirmesine neden olmuştur. Ankara Hükümeti bundan sonra Sovyetler ve Azerbaycan’la ilişkilerinde Mustafa Suphileri aracı olarak görmekten vazgeçmiş, bu ilişkiyi resmi temsilcileriyle sürdürmeye karar vermiştir. Peki TKF heyeti Ankara Hükümeti tarafından Anadolu’ya davet edilmiş midir? Genel kanı Mustafa Suphi’nin Anadolu’ya gelmesine izin verildiği hatta davet edildiği yönündedir. Süleyman Nuri’ye göre Mustafa Suphi Merkez Komiteyi toplamış ve Mustafa Kemal’in kendilerini “Meclis’in sol koltuklarını doldurmaları ve Türkiye işçi ve köylülerinin haklarını savunmak için” Ankara’ya çağıran mektubunu okumuştur. TKF’nin Anadolu’ya gelmesinden önce gönderdiği propagandıcıların çalışmaları Ankara Hükümeti tarafından izleniyor ve özellikle ordu içindeki çalışmalar endişeyle karşılanıyordu. Bu aşamada Mustafa Suphi ve TKF’nin Anadolu’ya çağırılarak Ankara Hükümeti’nin denetimi altında tutulmasının daha uygun olacağının düşünülmüş olabilir. TKT Birinci Kongresi’nden partileşme ve TKF’yle asker esirlerden oluşan Türk Kızıl Alayı’nın Anadolu’ya taşınması kararının çıkmasından sonra, Mustafa Suphi 19 Eylül’de Kazım Karabekir’e bu kararı bildiren bir mektup yazmıştır. Bunun üzerine hükümet Türk Kızıl Alayı’nın Anadolu’ya gelir gelmez gerekirse güç kullanarak Mustafa Suphi’nin emrinden alınıp, Batı Cephe’sine sevkedilmesine karar vermişti. Ayrıca Mustafa Suphi ve arkadaşları Anadolu’ya geldiklerinde ancak resmi TKF içerisinde çalışabileceklerdi. Anlaşılıyor ki Mustafa Suphiler davet edildiklerinde Türkiye’de ne yapılacakları önceden planlanmıştı. Hem Suphilerin Bakü’deki örgütlenme çalışmalarının ve TKA’nın giderek ciddi bir askeri güç konumun gelmesinin önüne geçmek için Ankara’ya gelip hükümetin denetimine girmeleri istenmiş, hem de Mustafa Suphi bir kez Anadolu’ya gelirse yaratacağı etkinin ve çalışmalarının bir daha denetim altına alınamayacağından korkulmuştur, bütün bunların yanında Sovyetler’le yürütülen ince diplomasinin kırılganlığı vardır. Mustafa Suphiler Bakü’den hareket ettiklerinde Anadolu’da ve Meclis içinde sol akımlar çalışmalarını yoğunlaştırmışlardı. Hükümet bu çalışmaları denetimi altına alabilmek için resmi TKF’yi kurdurmuş; ancak istenen sonuç elde edilememişti ve Resmi TKP’ye girmeyi kabul etmeyen komünistler THİF çatısı altında örgütlenmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Hükümet’i Kazım Karabekir’in Mustafa Suphi Anadolu’ya geldiğinde onunla yapacağı görüşmeye bağlı olarak adım atmaya karar vermiş, sonrasında ise TKP heyetinin kesinlikle Ankara’ya sokulmamalarını kararlaştırarak heyetin akıbetinin ne olacağı sorununu Kazım Karabekir’in inisiyatifine bırakmıştır. Mustafa Suphi ve TKF Heyeti Anadolu’da İşte Mustafa Suphi ve arkadaşları bütün bu gelişmelerden habersiz olarak, Bakü’de üç kişilik bir Dış Büro bırakarak 19 Aralık 1920’de Ermenistan üzerinden Anadolu’ya geçmek için Bakü’den ayrılmışlardır, heyet 28 Aralık’ta Kars’a varacaktır. Bu koşullarda Kazım Karabekir’in önünde iki yol vardı; ya heyeti Anadolu’nun kolay denetim altında tutulabilecek bir yerine gönderecek, ya da sınır dışı edecekti. Karabekir bu konuyu Erzurum Valisi Hamit Bey’le görüşmüş, Hamit Bey Mustafa Suphilerin sınır dışı edilmelerinin daha uygun olacağını, işin kendilerine havale edilmesini istemiştir. Plana göre TKP heyeti Erzurum’a geldiğinde halk tarafından aleyhlerine gösteri yapılacak ve heyette ülkede kalma koşullarının olmadığı duygusu uyandırılacaktı. Halkın yatışması için Trabzon’dan sınır dışı edilmeleri gerektiği onlara uygun bir dille söylenecek ve Trabzon’a kadar yollarda halkın heyete karşı gösterileri devam ettirilecekti. TKF heyeti, kendileri aleyhine Erzurum’da estirilen hava hakkında bazı duyumlar almış olmalarına rağmen, Kazım Karabekir ve vali Hamit Bey’in verdikleri güvenceler nedeniyle Kars’tan ayrılarak 22 Ocak’ta Erzurum’a gelmişlerdir. Heyet, onlara güvenlik konusunda güvence veren vali Hamit Bey’in örgütlenmesine bizzat yardımcı olduğu gösteriler gerekçe gösterilerek Erzurum’a sokulmamış, tekrar trene bindirilerek Ilıca’ya göderilmiş ve buradan yanlarında bir müfreze askerle Trabzon’a doğru yola çıkarılmışlardır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Meclis başkanı Mustafa Kemal bütün bu gelişmelerden haberdar edilmekteydi. Mustafa Suphi ve Arkadaşlarının Öldürülmesi Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Erzurum’a sokulmayarak gözetim altında Trabzon’a doğru yola çıkarılmalarıyla, Kazım Karabekir’in TKF heyetini sınır dışı etme planının son aşamasına geçilmiştir. Aslında başından beri her adım hükümetin idari ve askeri sorumlularına yaptırıldığı halde, Ankara Hükümeti bütün olayların dışındaymış ve Mustafa Suphilerin ülkeyi terk etmelerine ve sonrasında öldürülmelerine neden olan olumsuzlukların kaynağı da kendiliğinden gelişen halk tepkisiymiş gibi gösterilmiştir. Heyete karşı Bayburt, Gümüşhane ve Torul’da aynı tutum devam ettirilmiş ve heyet bu atmosferde Maçka’ya ulaşmıştır. Burada heyet Trabzon’a hareket etmeden önce aslında hükümetin adamı olan Süleyman Sami onlardan ayrılmıştır. 28 Ocak’ta Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Maçka’dan ayrılarak Trabzon’a gelmek üzere oldukları haberi Trabzon’a ulaştığı zaman, planın son aşamasını gerçekleştirmek üzere önlemler alındığı anlaşılmaktadır. Heyet şehrin girişinde görünmüş, yolları Değirmendere’de kesilmiş ve üst yolda onları karşılamak için bekleyen içinde Sovyetler’in Trabzon konsolosu Bagirov’un da olduğu topluluğa gösterilmeden, alt yoldan iskeleye götürülmüşler, burada toplanan grubun gösterileri altında önceden hazırlanan motora bindirilip, Trabzon’dan uzaklaştırılmışlardır. Ancak bu yolculuk çok kısa sürecek ve Mustafa Suphi ve arkadaşlarının son yolculuğu olacaktır… Ölenler döğüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! Mustafa Suphilerin Öldürülmesinin Arkasında Kimler Var? Elde olan bilgilere göre olay şöyle olmuştur: Mustafa Suphi ve on üç arkadaşı 28/29 Ocak gecesi Trabzon iskelesinde bindirildikleri bir motorla Batum’a gönderilmek üzere yola çıkarılmışlar, hemen arkalarından kalkan bir başka bir motorla, Yahya Kahya’nın adamlarından Faik Reis ve arkadaşları Sürmene açıklarında Mustafa Suphileri götüren motora yetişmişler ve hepsini öldürerek Karadeniz’e atmışlardır. Yani Mustafa Suphilerin öldürülmesi bir fail-i meçhul değildir. Bu cinayetten bir süre sonra Kahya Yahya Trabzon’da karışık işler yaptığı savıyla Kazım Karabekir’in emriyle tutuklanmış ve yargılanmak üzere Sivas’a gönderilmiştir. Sivas’ta ağır ceza mahkemesindeki yargılanmasından beraat eden Yahya’nın Trabzon’a döndüğünde, “Sanki bütün işlerde ben tek başımaydım, daha üstüme gelinirse her şeyi olduğu gibi ortaya dökerim.” demesi ve daha sonra öldürülerek ortadan kaldırılması gibi olaylar Yahya’nın bu işte yalnız olmadığını göstermektedir. Mustafa Suphilerin öldürülmesiyle ilgili akla en yatkın açıklama şudur: Ankara Hükümeti, Kazım Karabekir ve yerel Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin işbirliğiyle hayata geçirilen plan, Bakü’den bu yana Mustafa Suphi’ye karşı düşmanlık besleyen İttihatçılar bakımından, hem de güçlü oldukları bir ilde, onu ortadan kaldırmak için elverişli bir ortam yaratmış ve onlar da bu fırsatı değerlendirmişlerdir. Ortada bir danışıklı dövüşün olmaması taraflardan herhangi birinin olaydaki rolünü önemsiz kılmamaktadır. Son olarak unutmamak gerekir ki hükümetin planı, İttihatçıların Anadolu’da kendi insiyatifleriyle organize edebileceklerinden çok daha karmaşık ve örgütlüydü. Yani bu plan olmasaydı büyük olasılıkla İttihatçılar da Mustafa Suphi ve arkadaşlarını ortadan kaldıracak fırsatı bulamayacaklardı. Yoldaşlarımızın katilleri bellidir. Alçakça bir plan doğrultusunda katledilmelerinin 91. yılında, komünistler “vardık, varız, var olacağız” demeye devam ediyorlar. Direngenliğimiz ve sınıf aklımız karşısında burjuvazi ve tetikçileri kaybetmeye yazgılı… Sosyalizm kazanacak! Tunca Özlen
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Ozan abbas (01-30-2012) |
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Onbeşler kemalist burjuvazi tarafından katledildi...
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] “Yoldaş, 28 Kânunisani’yi unutma!” Kazıdık Onbeşler’in ismini, kanlı kızıl bir mermere!... Bir çelik aynadır gözlerimiz, Onbeşlerin resmini görmek isteyenlere… Karadeniz on beş kere açtı göğsünü, on beş kere örtüldü. Onbeşlerin hepsi bir komünist gibi öldü. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının 28 Ocak 1921’de katledilmeleri Türk devletinin kanlı tarihinin ilk kilometre taşlarından biridir. Bu cinayet kurulan burjuva diktatörlüğünün karakterini ortaya koymuştur. Mustafa Suphi 1883’te Giresun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini babasının görevi dolayısıyla Kudüs ve Şam’da tamamladı. İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra öğrenimini Paris’te Siyasal Bilimler Okulu’nda sürdürdü. 1910’da Osmanlı Ziraat Bankası üzerine verdiği teziyle mezun oldu. Bu dönemde iktisat üzerine söz söyleyebilen sayılı Osmanlı aydınlarından biriydi. Tanin, İfham gibi gazetelerde yazarlık ve yöneticilik yapan Mustafa Suphi, bu dönemlerde siyaset ile de ilgilendi. 1912’de İttihat ve Terraki’den uzaklaştırıldı. Mustafa Suphi’nin hayatında 1913 yılı dönüm noktası oldu. 1913 yılında Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi üstüne estirilen terör rüzgarından dönemin muhalifleri nasiplerini aldılar. Suphi de tutuklanarak Sinop’a sürgün edildi. 1914 yılında arkadaşları ile birlikte Sinop’tan buldukları bir kayık ile Rusya’ya kaçtılar. Rusya’da sürmekte olan I. Dünya Savaşı sebebiyle sivil savaş esiri olarak tutuklandılar. Önce Kaluga’ya, sonra da Ural bölgesine sürüldüler. Mustafa Suphi, savaş esirleri içinde örgütlenme çalışması yürüten Bolşeviklerle tanıştı. Savaş esirleri içinden Bela Kun, Tito gibi sosyalist liderler yetiştiren Ekim Devrimi, Mustafa Suphi’yi de okulunda eğitti. 1915 yılında, Suphi, RSDİP’e üye oldu ve savaş esirlerinin örgütlenmesi çalışması yürüttü. Mustafa Suphi Ekim Devrimi’nin okulundan geçti. Tarihte açılan yeni bir döneme tanıklık etmekle kalmadı, onun içinde yer aldı, ondan öğrendi. Mustafa Suphi’nin 1917 sonrası hayatı, komünist bir önderin devrime adanmış hayatıdır. Devrim sonrası Moskova’ya gelen Mustafa Suphi özellikle Türk savaş esirleri arasında propaganda ve örgütleme çalışmasına başladı. Yeni Dünya gazetesini çıkardı. Aynı amaçla 25 Temmuz 1918’de Türk Sol Sosyalistleri I. Kongresi toplandı. Mustafa Suphi 1918’de Avrupa Rusya’sından Orta Asya içlerine, Kafkasya’ya kadar ülkenin dört bir yanında çalışmalarını sürdürdü. Aynı yılın Kasım’ında Moskova Komünistler Kongresi’ne katıldı ve Milliyetler İşleri Halk Komiserliği’ne bağlı Tüm Rusya Müslüman İşçileri Merkez Komitesi’ne seçildi. Aralık 1918’de Uluslararsı Devrimciler Toplantısı’na ve Mart 1919’da III. Enternasyonal I. Kongresi’ne Türkiye temsilcisi olarak katıldı. Burada Mustafa Suphi, Türk komünistlerinin, yeryüzünü anavatanları, insanlığı da ulusları olarak ilan ettiklerini v dünya sosyalist devriminde Türkiye proletaryasının şerefli bir yer tutacağını ilan etti. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da sol hareket Mütareke sonrası kurulan ilk sol, hatta sosyalizm iddiası taşıyan parti, 1918’de kurulan Sosyal Demokrat Fırka’dır. Sonrasında farklı isimler sayılabilir. Ancak bunlar eski Osmanlı bürokratlarından oluşan, II. Enternasyonal çizgisinde, İstanbul sınırlarını aşamayan, İstanbul içinde de işçiler ile bağlar kuramayan partilerdi. Bu konuda Hüseyin Hilmi’nin kurduğu Türkiye Sosyalist Fırkası önemli bir yerde durmaktadır. TSF İstanbul’da geniş işçi kesimlerini ve bir takım grevleri örgütleyebilmiştir. Ne var ki TSF’nin çalışmaları ‘sendikacılık’ düzeyini aşamayan bir perspektifte yürümüştür. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’nun farklı yerellerinde ve hatta TBMM’de Bolşevizm’in belli bir sempati kazandığı görülür. “… hatta BMM’de ‘Daha ne bekliyoruz? Neden komünizmi ilan edip de halkımıza yeni bir ruh, yeni bir heyecan aşılamıyoruz?’ diyenlerin sayısı küçümsenmeyecek kadardı. Kızıl renk ve ‘yoldaş’ hitabı adeta moda haline gelmişti.” (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi) Bu dönemin önemli yanlarından birisi de, Avrupa’da devrimci çalkantılar içerisinde bulunmuş aydınlar, öğrenciler, ustalık eğitimi almaya giden işçiler ülkeye geri dönüyorlardı. Şefik Hüsnü (Fransa), Ethem Nejat (Almanya) gibi... Anadolu’nun farklı yerlerinde birbirlerinden bağımsız küçük örgütler, Çerkez Ethem’in ‘Yeşil Ordusu’ gibi örgütler görülür. Mustafa Suphi çizgisinin de Anadolu’da bir karşılığı vardı. Komünist Kürt Süleyman, Geyveli Komünist Tahsin, Rizeli Osman Kaptan, Ardeşenli komünist Laz Abdullah, İstanbullu komünist tornacı Şaban gibi örgütleyici kişiler bulunmaktaydı. Bunların örgütledikleri kuvvetler Aznavur ayaklanmaları ve savaşın farklı döneminde önemli işler yapmışlardı. 1920 başlarında Topçu İsmail Hakkı, Kütahya’da, 600’er kişiden oluşan 4 taburluk bir alay oluşturmuştur. TKP’nin kuruluşu III. Enternasyonal’in II. Kongresi Şark Milletleri Kurultayı’nın toplanmasını kararlaştırdı. Kurultay’dan hemen sonra Bakü’de 10 Eylül 1920’de TKP kuruldu. TKP başkanlığına Mustafa Suphi, genel sekreterliğine Ethem Nejat seçildiler. Kongrede “Türkiye komünist teşkilatlarının birleştirilmesi’, ‘milli mücadele hareketinin derinleşmesine yardımcı olmak bununla birlikte işçi sınıfının gerçek ve son amacı olan emekçilerin egemenliğini kurmak için çalışmak” kararları alındı. Bunlarla birlikte TKP’nin Anadolu’ya taşınması, Suphiler’in Anadolu’ya geçmesi öncelik verilen karardı. Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşa’ya çektiği şifreli telgrafında şunu açıkça bildirir: Bu cereyanların etkisini kırabilmek için BMM çatısı altında bir ‘komünist’ örgüt kurulmalıdır. Mustafa Kemal bununla hem yaşanan toplumsal çalkantıyı kontrol altına almayı, hem de yardım ve desteklerine ihtiyaç duyduğu SSCB ile ters düşmemeyi amaçlamıştı. Ankara’nın ‘TKP’si 1920 Ekim’inden kuruldu. Bu tarihten itibaren gelişen örgütlülükler üzerinde baskı ve saldırı dönemi başladı. 1920-21’de Çerkez Ethem’in ayaklanması da bahane edilerek tüm örgütlülükler dağıtıldı. Mustafa Kemal’in kurdurduğu TKP de bu baskılardan nasibini aldı. Onbeşlerin katledilmesi trabzon’da bir motör açılıyor sahilde kalabalık motörü taşlıyorlar son perdeye başlıyorlar burjuva kemalin omzuna binmiş kemal kumandanın kordonuna kumandan kahyanın cebine inmiş kahya adamlarının donuna uluyorlar: hav... hav... hak tu! ... Kuruluş Kongresi’nden 4 ay sonra Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Mustafa Kemal’den aldıkları davet ile Anadolu’ya geçme kararı aldılar. Kars üzerinden Türkiye’ye geldiler. Erzurum’da kışkırtılmış halk tarafından şehre sokulmadılar. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yla yaptıkları görüşmede geri dönmeleri tavsiye edildi. Batum üzerinden Bakü’ye geri yollanmak üzere Trabzon’a gönderildiler. Yol boyunca düzmece gösteriler sürdü. Trabzon yakınlarında da balıkçılar kahyası Yahya Kaptan’ın adamlarının saldırısına uğradılar. Şehre girmelerine izin verilmedi ve bir iskeleden bindirildikleri takayla denize açıldılar. Arkalarından yetişen Yahya Kaptan’ın adamları 28 Ocak’ı 29’una bağlayan gece, silahları alınmış olan Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını süngü ve kurşunlarla katlettiler. Mustafa Suphi ve yoldaşları bu topraklarda bir geleneğin başlatıcılarıydılar. Onbeşler bir bayrağın taşıyıcısıydılar. O bayrak, 1917 Ekim Devrimi’nden devralınan sosyalizmin kızıl bayrağıdır. O gelenek Türkiye proletaryasının şerefli bir yer tutacağı dünya sosyalist devrimine olan inançla tutuşulan kavgamızdır. Bugün bu topraklarda bu bayrağın taşıyıcısı, bu kavganın yürütücüsü Partimiz’dir. Onbeşlerin bayrağı elimizdedir, anıları mücadelemizde yaşamaktadır. Yeni Ekimler’in Partisi’nin saflarında, Yeni Ekimler için, birleşelim, savaşalım!
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: 28 kanunisani, baku, enternasyonal, ethem nejat, ilk, komunistler, mustafa suphi, tkp, topal osman |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ilk, komünistler, İlk |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği | Mahmut Halil CAN | POLİTİK HAREKETLER,PROĞRAMLARI VE TAKTİKLERİ | 0 | 08-19-2007 01:53 PM |