![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#51 |
|
İMF, Dünya Bankası İstanbul’da - Korkut Boratav
IMF, Dünya Bankası İstanbul’da… DİSK, KESK, TMMOB ve TTB yöneticileri, bu iki kuruluşun başkanlarına hitap eden bir açık mektubu kamuoyuna duyurdular ve “hoş gelmediniz” dediler. Dört demokratik kitle örgütünün kaleme aldıkları metin mükemmeldir. Tümünü, bir bölümünü okumuş olabilisiniz. Ama yine de genişçe birkaç alıntı yapmak istiyorum: “Dünyanın bir çok yerindeki diğer ezilen halklar gibi, sizin ne olduğunuzu çok iyi biliyoruz. Siz Yirminci Yüzyıl‘da inşa edilmiş küresel zorbalarsınız. Siz sadece sermayenin ve iktidarın sesisiniz;…iki küresel sermaye örgütüsünüz.” Doğru söylüyorlar. Bazı olgu ve süreçleri anlamanın en iyi yolu, açık-seçik adlandırmadan geçiyor. Bazen zorunlu olarak kullandığımız “neoliberal politikalar” teriminin, aslında sermayenin sınırsız tahakkümünü egemen kılmak isteyen bir program anlamına geldiğini sık sık hatırlatmak gerekiyor. “Bu ülkenin halkları temsil ettiğiniz ideolojiyi hiç bitmeyen istikrar programlarınızla, yıllarca emekçilerin alın teriyle üretilmiş kamusal varlıkları talan eden özelleştirmelerinizle, reform olarak… budadığınız sosyal haklarla çok iyi bilmektedirler.” Emek ve halk karşıtı programların “reform olarak” diretildiğinin vurgulanması ne kadar haklıdır… Zira, geçmişte emek yanlı dönüşümleri adlandırmış olan “reform” sözcüğü, artık, sermayenin halk karşıtı programına “masumiyet” görüntüsü vermek için kullanılmaktadır. Sermayenin üst örgütleri ideolojik beyin yıkamaya olağanüstü özen gösterirler. “Siz Sayın IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn: Hâlâ sıkılmadan dışa açılmanın, esnekleşmenin, güçlendirilmiş bir finansal sistemin yaşadığımız krizi aşmada birincil öneme sahip olduğunu söylüyorsunuz. Tüm dünya ekonomisi 1980‘li yıllardan bu yana bugün yeniden formüle ettiğiniz söz konusu politikaları aralıksız uygulamadı mı? ABD‘de batan finans şirketleri yeterince esnek değiller miydi? Dünya halkları için utanmadan tekrarladığınız ‘istikrar’ çağrısını aynı şekilde ABD için tekrarlayabilecek misiniz? Yoksa yıllardır dünyanın tüm coğrafyalarında yaratılan değeri kendi topraklarında tüketime çeviren, devasa açıklar veren ABD için ‘ne yapalım, oyunun kuralı bu’ demeyi mi tercih edeceksiniz?” Demokratik kitle örgütlerinin yöneticilerini tebrik edelim: IMF’nin dünyaya bakışındaki iki yüzlülüğü ve ABD’nin uluslar arası krize katkısını beş cümlede teşhir ediyorlar. Fazlasına gerek yok. “Sayın Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick: Mevcut krizin dünyanın her yerinde milyonlarca insanı işsiz ve yoksul bıraktığını büyük bir fütursuzlukla açıklıyorsunuz. Peki ama çeyrek yüzyıldır dünyanın her yerinde aralıksız uyguladığınız …devletleri küçültmek için amansızca desteklediğiniz özelleştirme politikalarının; eğitim ve sağlık hizmetlerini piyasalaştırmanın; çalışma yaşamı ve onun örgütlü kurumları üzerine sürdürdüğünüz amansız saldırıların; tüm dünyada sosyal güvenlik kurumlarını talan eden politikalarınızın, bu süreçte hiç mi etkisi yok? Sizin yapısal uyum olarak adlandırdığınız şey, bizlerin çok iyi bildiği gibi, genel olarak bir sermayeleştirme sürecidir. Yufka yürekli yoksulluk politikalarınız olsa olsa trajiktir. Sizin yardımseverliğiniz çağımızın ‘yoksullar yasası’dır. Utanç vericidir. Biz sizin ulufenizi değil, … yüzyıllar süren emek mücadelesinde kazandıklarımızı ve sizin bizlerden çeyrek yüzyılda… kopararak aldıklarınızı geri istiyoruz.” Burada da, Dünya Bankası’nın bizlere taşıdığı insafız reçetenin özlü eleştirisi var. “Yapısal uyum politikaları…” Emek-karşıtı saldırının kurumsal boyutuna masumiyet kazandırmak için terminolojik beyin yıkama örneklerinden biri daha… Demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri, Dünya Bankası’nın bizlere uygulatmaya çalıştığı “yoksullukla mücadele programları”nın yaklaşımı ile, vahşi kapitalizmin karanlık dönemlerinde Britanya’da uygulanan “yoksullar yasası” uygulamaları arasındaki benzerliğe dikkat çekiyorlar. Tam isabet” kaydederek haklı taleplerini dile getiriyorlar: “Sizin yarattığınız yoksulluğun sonuçlarının iane dağıtarak hafifletilmesini değil, yitirdiklerimizin geri verilmesini istiyoruz…” “Sayın IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn ve Sayın Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick: Bugün yaşanan bunalım, … artık tarihsel misyonunu tamamlamış bir …toplumsal sistemin yani kapitalizmin bütüncül bir krizidir ve yakın bir gelecekte derinleşmiş toplumsal krizlerle daha büyük yıkım ve acılara yol açması muhtemeldir. Bu nedenle sürdürmekte ısrar ettiğiniz sermaye yanlısı politikalar bugün olduğu kadar gelecekte de birer uygarlık suçu oluşturacaklardır.” Türkiye’de kol ve kafa emekçilerinin dört büyük örgütünün yöneticileri, IMF ve Dünya Bankası başkanlarına hitaben kalem aldıkları bu açık mektubu, temsil ettikleri insanlar adına, "bizden aldıklarınızı geri verin ve geldiğiniz yere geri gidin" çağrısıyla noktalıyorlar. İleride, Türkiye’nin toplumsal mücadeleleri tarihinin onurlu bir belgesi olarak anılacak olan bu açık mektubu kaleme alıp imzalayanlara “ellerine sağlık” diyorum. Sol.org.tr / 04.10.09
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Toprak (10-06-2009) |
|
|
#52 |
|
Üye
Üye No: 1907
Üyelik Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 4,294,966,634
Tesekkür: 1939 191 Mesajina 286 Tesekkür Aldi |
Emperyalist haydutlar toplantılarını bitirdiler!
Antiemperyalistlerin öfkesi ensenizde! [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (07.10.09) - Yerin yedi kat altında özel olarak inşa edilen bir toplantı salonunda ve büyük bir polis ordusu korumasında günlerdir süren oturumların ardından bugün öğlen saatlerinde İMF-DB Zirvesi son erdi. Krize çareler ve mekanizmalar üretmek iddiasıyla toplanan haydutlar, krizden bir çıkış yolu bulamadılar elbette, fakat krizin faturasını emekçilere kesmek konusunda fikir birliğine vardılar. Öyle ki, haydutların şefleri yaptıkları açıklamalarda, geleceğe ilişkin felaket tabloları çizdiler. Böylelikle zirvenin emekçiler payına nasıl sonuçlar ürettiği de anlaşılmış oldu. Ancak bu haydut takımı yerin yedi kat altında bile rahat edemedi. Toplantıların yapıldığı Kongre Vadisi'nin çevresi militan protestolara sahne oldu. İşçiler ve emekçiler, polis terörüne rağmen alanlara çıkarak haydutlar vadisine yürüme kararlılığını gösterdi. Böylelikle emperyalist haydutlara bundan sonra işlerinin öyle kolay olmayacağı gösterilmiş oldu. Şu sıralar, antiemperyalistlerin öfkelerini ensesinde hisseden haydutlar İstanbul'u terk etmeye hazırlanıyorlar. Ancak bu sadece bir başlangıç, antiemperyalist-antikapitalist mücadele büyüyecek. Günlerdir sokakları dolduran antiemperyalistler bu kararlılığı yarın yapacakları eylemle bir kez daha haykıracaklar. Hilton Oteli önünde yapılacak eylem saat 13.00'da başlayacak. |
|
|
|
| Toprak Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Mahmut Halil CAN (10-08-2009) |
|
|
#53 |
|
Üye
Üye No: 1907
Üyelik Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 4,294,966,634
Tesekkür: 1939 191 Mesajina 286 Tesekkür Aldi |
Antiemperyalist öfke karşısında haydutlar günah çıkarıyor....
Yarattığınız batakta kendiniz boğulacaksınız! [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (07.10.09) - İstanbul'da toplantı halinde olan emperyalist haydutlar, dışarıda militan protestoların sürdüğü sırada günah çıkarmaya çalışıyorlardı. Fakat suçlarını itiraf ederken emekçi halkları tehdit etmeyi de ihmal etmediler. Haydutlar buluşmasının ana oturumunda konuşan Dünya Bankası Başkanı, kriz nedeniyle insanların işsiz kaldığını, hayatların mahvolduğunu, kız çocuklarının okula gidemediğini, çocukların kötü beslendiğini söyledi. Dünya ölçeğinde işçilerin ve emekçi halkların yaşamakta olduğu felaket tablosunu böylelikle kıyısından kabul eden DB başkanı, geleceğe dönük de felaketin alacağı boyutlara dair şunları söyledi: 59 milyon işsiz kalacak, 90 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde yaşayacak, 30 bin bebek ölecek! Bu son ifadeler tüm bu suçların birinci dereceden sorumluluğunu taşıyan bir örgütün tepesinde oturan birinden geliyor. Hem de krizin faturasını daha ağır faturalar halinde emekçilere kesmek için yapılan toplantılar sırasında ifade ediliyor. O nedenle bunlar hazırlanan planların içeriği konusunda da fikir veriyor. Demek ki, bu haydutlar şimdiden onbinlerce bebeğin öleceğini karara bağlamışlar, milyonlarca insanın işten atılacak olmasının önünü açmışlardır. Eski düzenin artık bittiğini de belirten bu haydut, bununla birlikte “insanlık geri dönüşü olmayan şekilde geriye gidiyor” diyerek temsilcisi olduğu kapitalizmin insanlığı nasıl bir batağa sapladığı itiraf etmiş oldu. Onun kaldığı yerden ise IMF Başkanı şöyle devam etti: “2010 yılı boyunca pek çok ülkede işsizliğin artmaya devam edeceğini görüyoruz. Dünya Bankası rakamlarına göre krizden sonra 90 milyon insan ağır yoksullukla karşı karşıya kalacak. Bu sadece işsizliğin artması, insanların satın alma gücünün azalması değil. Düşük gelirli ülkelerde bu, bir ölüm kalım meselesi. Bu ülkelerde toplumsal huzursuzluklar, siyasi istikrarsızlıklar ve hatta savaş görülebilir.” Bu haydutların dışarıdaki protestoların basıncı altında döktürdüğü bu itiraflar, kayıt altına alınmayı hak ediyor. Çünkü dünyayı ve insanlığı yıkımın eşiğine getiren emperyalist-kapitalist düzen adına yapılıyor bu itiraflar. Bu haydut takımı, emekçileri bekleyen yıkımın tablosunu arsızca çiziyorlar. Ancak yeni saldırı kararları alırken diğer taraftan günah çıkarma ayini yapmaya kalkan bu haydut takımının suçlarının hesabının sorulacağını belirtmek gerekir. İşçiler ve emekçiler size ve düzeninize mahkum değil. Acımasızca kestiğiniz ve sonra da utanmadan arsızca ilan ettiğiniz faturaları kuzu kuzu ödemeyecek. Hazırladığınız batağa saplanıp kalmayacak. Bugün İstanbul sokaklarında gördüğünüz öfke büyüyecek ve sizinle beraber düzenini yerle bir edecek. |
|
|
|
| Toprak Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Mahmut Halil CAN (10-08-2009) |
|
|
#54 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
IMF'ye karşı mücadele BAĞIMSIZLIK mücadelesidir
IMF'nin 13 bin tetikçisi, İstanbul'da ezilen halkları daha da yoksullaştıracak yeni kararlar almak için tartışıyorlar. Halklara açlıktan ve zulümden başka bir şey getirmeyeceğini baştan bildiğimiz karar ve politikalarını halklara "krizden kurtuluş yolu" olarak sunacaklar. Biz devrimciler, vatanseverler ise halklara IMF'den kurtuluş yolunu sunuyoruz. Çünkü krizlerden, krizlerin getirdiği işsizlikten, sefaletten kurtulmanın yolu, IMF'den kurtulmaktan geçmektedir. Nasıl kurtulacağız IMF'den? "IMF Defol!" diyoruz. Bu bizim emperyalizm ahtapotunun sağ koluna karşı politik tavrımızdır. Ama bunu söylerken şunu da biliyoruz ki ne IMF, ne NATO ve ne de emperyalizmin diğer kurumları, "Defol" demekle defolmazlar. Onları fiilen defetmek, kovmak gerekir. Nasıl kovacağız öyleyse? IMF'ye karşı mücadele tek başına ele alınamaz IMF'nin, emperyalist bir kurum olduğu, 64 yıldır dünya halklarının kanını emdiği tartışılmaz bir gerçektir. IMF'nin ve Dünya Bankası'nın emperyalist sömürüde oynadığı rol de bilinmektedir. IMF'nin 64 yıldır girdiği her ülkede yarattığı tahribat IMF'ye karşı bir tepkiyi de doğurmuştur. IMF'nin halklara yıllardır yaşattığı acılar, oluşturduğu tahribat, halkların yoksullaşmasında oynadığı rol, bu tepkinin temelidir. Ancak burada sorun, "IMF'ye karşı mücadelenin nasıl ele alınacağı"dır. Bu tepkiyi, örgütlerken yoksul halka hangi hedefi, nasıl göstereceğiz? Açık ki "Kahrolsun IMF!" demek, "IMF defol!" demek emperyalizm ile olan ilişkisi koparıldığında, bir şey ifade etmeyecektir. IMF'ye, NATO'ya, üslere, 6. Filo'ya, Irak'ın işgaline tavır bir bütündür. Tutarlı bir anti-emperyalizm bunu gerektirir. Bu bütünlüğün birleşeceği yer de BAĞIMSIZLIK hedefidir. Nitekim, IMF'ye karşı çıkıp da örneğin NATO'ya karşı çıkmamak, tutarsızlıktır. IMF'ye karşı çıkıp, AB'ye karşı çıkmamak bir başka tutarsızlıktır. IMF politikalarının emperyalizmin politikaları olduğu bir yana bırakılarak, IMF sanki emperyalizmden bağımsız, tek başına bir güçmüş gibi değerlendirilmektedir. Bu da kaynağını anti-emperyalizmdeki tutarsızlıktan almaktadır. Avrupa emperyalizmine karşı çıkmayan, tersine onun bir parçası olmayı savunan bir anlayışın, aslında IMF'ye de köklü biçimde karşı çıkması hem mümkün, hem tutarlı değildir. Çünkü IMF, Amerikan emperyalizmi demek olduğu kadar, Avrupa emperyalizmi de demektir. Ülkemizde başta ÖDP, Kürt milliyetçiliği olmak üzere, reformizmin önemli bir bölümü, bu noktada açık bir çelişki ve tutarsızlık içindedirler. AB emperyalizmine karşı çıkmamakta ama IMF'ye karşı çıkmaktadırlar. Bu tutarsızlıktır. Politik olarak emperyalizme karşı bir tavır yoksa, IMF'ye karşı alınan tavrın altı boştur. Yani bir emperyalist kuruma karşı çıkılıyor, diğer taraftan ise başka bir emperyalist kurum savunuluyor. Ülkemizdeki demokrasi sorununu çözmesi için AB'ye, ABD'ye çağrı yapanlar, AB'nin, ABD'nin ekonomi politikalarını ülkemize dayatan IMF'ye karşı çıkamazlar. Siyasette emperyalizme yedeklenenler, onun diğer alanlardaki politika ve dayatmalarına karşı direnemezler. Karşı çıkışları, karşı gibi görünmeleri, sığ ve göstermelik olmaktan öteye geçemez. IMF, emperyalist sistem içinde tek başına bir kurum değildir. O emperyalist sistem için çalışan ve sistemin bir parçası olan bir kurumdur. IMF'ye karşı mücadele o nedenle emperyalizme karşı mücadeledir. Tutarlı bir anti-emperyalist mücadele verilecekse bu bütünlük görülmelidir. IMF emperyalist kampın ekonomik sömürüsünü düzenlerken, NATO'da bu sömürünün güvenliğini alır. Bu konudaki ikircikli politikalar, emperyalizmle çatışmayı göze alamayanların, bundan kaçanların, düzenden beslenen düşünceleridir. IMF'ye karşı mücadele ekonomik mücadele değildir IMF'ye karşı çıkışın bir başka biçimi, IMF'ye "düzen içinden karşı çıkış"tır. IMF'ye karşı çıkıyor görünen ama savundukları ile onu kabul eden bir anlayıştır bu. Bu anlayış, IMF'nin dayattığı koşulların yumuşatılması, sömürünün kabul edilebilir bir düzeye getirilmesi düşüncesi üstüne kurulmuştur. Yani "IMF sömürsün ama çok fazla olmasın bu sömürü"dür bu anlayışın özeti. IMF'den "daha az sömürmesini" istemek veya "eğitim ve sağlık konusunda" insaflı olmasını istemek gerçekçi değildir. Bu taleplerin yerine getirilip getirilmemesi bir yana ama bu tür talepler tartışılmaya başlanmışsa IMF'nin emperyalist niteliği görülmüyor demektir. Ülkemizdeki ilerici sendikaların IMF karşısındaki tutumları, bu tutarsızlığın tipik yansımalarından biridir. Ücretlere, emekçilerin sosyal haklarına kadar müdahale eden IMF'ye karşı tavır, daha çok hak gaspları noktasında ele alınmakta, sorun "ekonomik mücadele" olarak görülmektedir. Oysa, emekçilerin IMF'ye karşı mücadelesi de ekonomik olduğu kadar, BAĞIMSIZLIK mücadelesi olarak ele alınmak zorundadır. Zaten böyle ele alınmadığında, emekçilerin ekonomik mücadelesi de sonuca ulaşamaz. En önemlisi kendisine ilericiyim, solcuyum, demokratım diyenlerin emperyalist sömürü karşısında sorunu emperyalizme karşı bağımsızlık ekseninden koparıp, ekonomist bir kısırdöngüye hapsetmeleridir. Emperyalist sömürünün niceliğini tartışmaya başlamak, halkları yanıltmalarıdır. Oysa biz sömürünün az ya da çok olmasına, IMF'nin insaflı olup olmamasına göre değil, asıl olarak sömürünün ve sömürgeciliğin varlığı demek olan emperyalizme karşıyız. Emperyalizmin, tüm kurumlarıyla birlikte ülkemizden atılması için mücadele ediyoruz. IMF'ye karşı çıkıştaki bir diğer karşıtlık, burjuvazinin kendi iç tartışmalarına yedeklenmektir. Burjuvazinin dönemsel ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği "ithal ikameci model" veya "ihracata yönelik sanayileşme" gibi modelleri vardır. Yine ihtiyaçlarına göre, burjuva ekonomistler arasında tercihler yapar; bazen Keynesçi, bazen Friedmancı politikalar uygulanır. IMF, emperyalizmin ihtiyaçlarına göre, bu modellerden, politikalardan birini yeni-sömürge ülkeye de dayatır. İşte bu noktada, içine düşülmemesi gereken en önemli yanlış, bu politikalar, modeller arasında bir tercihte bulunmak, IMF'nin kendisini değil, bunları tartışmaktır. Reformist, düzen içi sol, ekonomist sendikalar, zaman zaman bu tuzağa düşmüşlerdir. Emekten, halktan yana bir politika savunuluyorsa eğer ne "ithal ikamecilik"le "ihracata yönelik sanayileşme" ne burjuva ekonomistler arasında bir tercihimiz olamaz. Biz IMF'nin yarattığı düzenin kendisine karşıyız ve bunu değiştirmek istiyoruz. Burjuvazinin ekonomi politikaları modelleri, IMF paketleri arasında, ayrım yapmak düzeni ve IMF'yi kabul etmektir. Sömürüye karşı çıkmak yerine "daha az sömürü"yü kabullenmektir. IMF'ye karşı olmak emperyalizme karşı olmaktır IMF ve emperyalizm gerçeğini sınıfsal olarak değerlendirmekten uzak olanlar bu konuda tutarlı bir tavır alamazlar. Ezilen halkların taleplerini sahiplenemezler. IMF'ye karşı sürdürülen mücadele tek başına IMF'ye değil, emperyalist sistemin kendisine karşı sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Tersinden şöyle de ifade edebiliriz; emperyalizme karşı mücadele aynı zamanda emperyalizmin tüm kurum ve kuruluşlarına tüm politikalarına karşı mücadeleyi de içerir. IMF'ye karşı mücadele, bağımsızlık mücadelesidir. Devrimci Hareketin siyasi arenaya çıkışından kısa süre sonra gerçekleştirdiği ve o güne kadar solda sürdürülen en kapsamlı kampanyalardan biri olan "Emperyalizme, Faşist Teröre, İşsizliğe ve Pahalılığa Karşı Mücadele Kampanyası" IMF'ye karşı mücadelenin nasıl ele alınması gerektiğine dair de son derece net bir bakış açısı sunuyordu. Bu netlik, kampanyanın temel sloganında ifade edilmişti: "IMF'NİN YÖNETTİĞİ DEĞİL, BAĞIMSIZ TÜRKİYE!" IMF yönetmeyecekse kim yönetecek? Halk! İşte bu nedenle, IMF'nin alternatifi bağımsızlıktır. 1979 yılının Temmuz-Ağustos ayları içinde, IMF programları ile dayatılan pahalılığı, zamları, zulmü, işsizliği, emperyalizmle daha sıkı ilişkiler içine girilmesini protesto etmek amacıyla başlatılan bu kampanya, anti-emperyalist mücadele bayrağının yükseltildiği, esas olarak da kitlelere zamların, işsizliğin ASIL KAYNAĞINI gösteren bir kampanya olmuştu. Bağımlılığın simgesi olan IMF gerçeği teşhir edildi. "DEVRİMCİ SOL; yüzbinlerce bildiri, el ilanı, pul ve afişlerle IMF'nin gerçek niteliğini, onun bir yardım kuruluşu değil, emperyalizmin yeni-sömürge ülke ekonomilerini denetleyen bir finans kuruluşu olduğunu halka anlattı..." Kampanyada emperyalist ve işbirlikçi tekelleri hedef alan devrimci şiddet eylemleri de bu politik muhtevayı tamamlıyordu. IMF'ye karşı tutarlı olmak, emperyalizme karşı tutarlı olmaktır. Anti-emperyalist, anti-oligarşik muhtevada bir mücadele anlayışına sahip olmayanlar, doğal olarak, bu güçlerle kâh mücadele, kâh uzlaşma içinde olacaklardır. "IMF'NİN YÖNETTİĞİ DEĞİL, BAĞIMSIZ TÜRKİYE" sloganı, tarihsel bir slogandır. Aynı zamanda eskimeyen bir slogandır. Çünkü IMF'ye bağımlılık sürmektedir ve onun tek alternatifi bağımsız Türkiye'dir. Devrimciler, bağımsız özgür bir ülke için, bağımsız demokratik bir Türkiye için mücadele etmektedirler. Bağımsızlığı ağzına bile alamayanların, emperyalizme karşı mücadele etmeleri zordur. Yürüyüş, sayı: 15, 04.10.09
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Toprak (10-09-2009) |
|
|
#55 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Emperyalist haydutlara duyulan öfkeyi hiçbir şey dindiremeyecektir! / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] İMF ve Dünya Bankası’nın 1-7 Ekim tarihleri arasında yaptığı toplantı vesilesiyle İstanbul’dan da haydutlar geçmiş oldu. Bu gibi toplantıların yapıldığı her yerde yaşananların benzerleri bu kez İstanbul sokaklarına taşındı. Milyarlarca insanın yaşadığı sömürüden ve açlıktan birinci derecede sorumlu olanlar, kendilerine yerin yedi kat altını sığınak olarak seçseler de emekçilerin ve devrimcilerin öfkesinden kurtulamadılar. Bu toplantıların, dünyada İMF’ye en borçlu ülke olan Türkiye’de düzenleniyor olması ise açığa çıkan öfkenin bir başka nedenidir. Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn’a Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşması sırasında fırlatılan ayakkabı eyleminden sonra, bu haydutlara karşı yapılan eylemlere düzen cephesinden ideolojik ve politik saldırganlık kampanyası başlatılmıştı. “İMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” diyen Tayyip’ten liberal kalemlere kadar birçok kişi İMF protestolarını karalamaya çaba gösterdi. Devamında ise eylemler polis zoruyla ve kaba şiddetle engellenmek istendi. Sermaye sınıfı, medyası ve siyasetçileri aracılığıyla emperyalizme ve kapitalizme yönelen öfkenin meşruiyetini, banka camlarının kırıkları içinde yok etmek istedi. Burjuvalar, atılan taşların hedefinin haksız kazançları olduğunu çok iyi bildiğinden eylemleri gayrı meşru göstermeye çalıştılar. Oysa gerçekte meşru olmayan kapitalizmin ta kendisidir. Afrika’da Çocukların Durumu 2008 Raporu’nu açıklayan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNICEF) göre, dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon çocuk beş yaşına gelmeden hayatını kaybetmekteyse… Dünyada, doğumundan bir gün sonra ölen bebek sayısı yılda 2 milyon, beş yaşını göremeden ölen çocuk sayısı ise 9 milyonsa… Dünya genelinde açlık çekenlerin 300 milyonunu çocuklar oluşturmaktaysa... Dünyada her yıl 11 milyon insan, açlık ve yetersiz beslenme yüzünden ölmekteyse… Dünyanın en zengin iki kişisinin toplam serveti az gelişmiş ülkelerin servetinden çoksa... Dünyanın en varlıklı 200 kişisinin serveti dünya nüfusunun % 41’inin toplam gelirinden daha fazlaysa... Afrika’da 20 milyon insan açlıktan ölmek üzereyse ve her gün 5 bin 500 çocuk ölüyorsa... (Oysa sadece sinek ağları, aşılama ve A vitamini desteğiyle bile birçok çocuğun kurtarılabileceği uzmanlar tarafından dile getiriliyor.) 1. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 14’ü, 2. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 70’i, 1990’lardan sonraki savaşlarda ölen her 100 kişiden 90’ı sivilse…1 milyardan fazla çocuk, güvenli ve sağlıklı bir çocukluk için gerekli ortamdan yoksunsa… 1 milyon insanın hayatını kaybettiği, 3 milyon insanın yurdundan olduğu Irak’ta çocukların beşte biri yetim kalmışsa… Dünyada her yıl 500 binden fazla kadın hamilelik ve doğum sırasında ölmekteyse… 2008 yılı Dünya Açlık Raporu’na göre, yeryüzünde yaklaşık bir milyar kişi açlık çekiyorsa... Ve bu rakam sürekli yükseliyorsa... Kapitalizmin krizi 100 milyon insanı daha aç bırakmışsa… Hal böyleyken öfkelenmemek mümkün müdür? Öte yandan bilinmektedir ki dünyada çocuk ölümlerini azaltmanın maliyeti yılda 40 milyar dolardır. Bu miktar genel tahminlerden on kat daha azdır. Çocuk ölümlerinin azaltılması için dünya çapında bir kampanya başlatan “Save The Children” (Çocukları Kurtarın) örgütü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 40 milyar dolarlık bir tutar, doğduktan 24 saat sonra yaklaşık 400 bin bebeğin öldüğü Hindistan gibi ülkeler başta olmak üzere, en yoksul ülkelerdeki ölüm oranının azalmasını sağlamaya yetecektir. Yine BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2015’e kadar dünyada açlık çeken kişi sayısını yarıya indirmek için 24 milyar dolara ihtiyaç olduğunu belirtmektedir. Bu parayı ABD’nin 2001’den beri Irak ve Afganistan işgali için yaptığı harcama tutarı olan 685,7 milyar dolar ile bir karşılaştırın. Bir de buna emperyalist AB ülkelerinin ekonomik kriz süresince bankaları kurtarmak için harcadığı 5,3 trilyon doları ekleyin. Ve şimdi yeniden düşünün, dünyada ve ülkemizde emperyalist-kapitalist sisteme, onun kurumlarına bu şiddetli öfkenin nedenini. Bankaların camlarının neden böyle kolay kırıldığına bir de bu pencereden bakın. Forbes dergisinin şu araştırması kimde bir öfke yaratmaz ki. Dergiye göre en zengin 400 Amerikalı asalak, yat, jet, şato ve ada dışında bazı ülkeleri de satın alabilecek bir zenginliğe sahiptir. Forbes’in listesindeki 400 Amerikalı’nın sahip olduğu servetin toplamı 1,27 trilyon dolardır. Listenin birincisinin 50 milyar, sonuncusunun 950 milyon doları var. Bu gibi hesaplamalar sadece Amerikalı asalaklar üzerine yapılmıyor. Türkiye’de de en zengin 500 asalağın sırtımızdan elde ettiği servetin miktarı belli zamanlarda sürekli açıklanmaktadır. Örneğin geçen yıl diğer ülkelerin ardından Türkiye’de de düzenlenen Milyonerler Fuarı’nı bizler unutmadık. Bu fuarda Jacop and Co markasının Quenttin model saati 400-500 bin dolardan alıcı buldu. Kriz ortamında bazı lüks kedi-köpek tasmaları 1,8 milyon dolardan satılmaktadır. Pırlanta taşlarla süslü kravatlar 220 bin dolarlık fiyatlarla alıcı bulmaktadır. 100 bin dolarla 1 milyon dolar arasındaki lüks konutlarında tanrının huzuruna gönül rahatlığıyla çıkanlarla ilgili röportajları da unutmuş değiliz. Aktüel dergisinin, “İslami burjuva” diye tanımladığı kesimin evlerini tasarlayan bir mimarla geçen yıl yaptığı röportajda, mimar şunları söylüyordu; “400-500 metrekarelik evlerden bahsediyoruz, namaza durulacak odalarının en ufağı 50 metrekare. Müşterilerimizden gelen en ilginç isteklerin başında, yatak odasına koyduğumuz üç metrelik palmiyeler, sedir yerine tavandan sarkan salıncaklar, sinema odalarında kullandığımız ve Suudi Arabistan’dan getirttiğimiz klimaya bağlanan otomatik gül suyu kokusu pompalayan havalandırma sistemi geliyor. Boğaz’da yaptığım evlerde genellikle odalardaki ve salondaki tüm ekranlara, çatıya koyduğumuz 360 derece dönebilen kameraları bağlıyoruz. Bu sayede evin herhangi bir odasından Boğazı canlı izleyebiliyorlar. Bu sistemin bir benzerini Pelican Hill’de tasarımına başladığımız bir villaya yapacağız. Buradakinin tek farkı, Boğaz’ı internet üzerinden webcam sağlayıcıları ile alırken, Kâbe ve etrafını da uydudan canlı olarak 24 saat izleyebilecekler.” Burjuvalar, en çok da köpeklerinin, kedilerinin milyon dolarlık tasmaları ile ilgilenmeye devam ederken, şatafatlı saraylarından seyreyledikleri dünya emekçilerin öfkesinin kaynamasına sahne oluyor. Eski Yugoslavya’da savaşı yaşamış bir çocuk olan Dunja’nın o sessiz çığlığı, Filistinli ve Kürt çocukları başta olmak üzere dünyanın tüm yoksul çocuklarının haykırışına karışıyor: “Artık havalar iyice soğudu. Kuş sesleri duyulmaz oldu. Şimdi yalnızca, anasını ya da babasını, kardeşini yitiren çocukların ağlamaları duyulabiliyor. Bizler, bir ülkesi ve umudu olmayan çocuklarız.” Kırılan banka camlarına acıyan “duyarlılar”, emperyalistlere, işbirlikçilerine yönelen taşlara sinmiş öfkeyi yadırgayan “insan sevgisi”, dünyada kaç saniyeye, kaç çocuk ölümünün sığdığını hesaplamış mıdır? Bu çok yufka yürekliler hiç düşünmüş müdür, göz kapaklarını son kez kapatıp bir daha hiç açamayan çocukların ölüm nedenini? Kaç yüz milyon insan ve çocuğun uykuya aç daldığını bilmekte midir bu sessiz kalabalıklar? Önlenebilir hastalıkların, yoksulluğun aramızdan aldığı milyonlarca insana üzülmeyenlerin duyacağı hangi üzüntü samimi olabilir? Mazlum halkların başına düşen bombaların yıkıcılığını görmezden gelenlerin, patlayan molotofların alevleriyle dehşete kapılması hangi haklı kaygıyı anlatabilir? Dünyayı harabeye çeviren sökülen kaldırım taşları mıdır yoksa emperyalist barbarlık mıdır? Kapitalistlerin savaşlarda ve kendi zevki sefa içindeki saltanatlarını sürdürmek için harcadıkları paranın ne kadarının, dünyadan açlığı ve yoksulluğu sileceğini hesaplamayanların, sokağa yansıyan öfkeyi anlayabilmesi ne yazık ki imkânsızdır. Barikatın bir tarafında emperyalist-kapitalist barbarlık, diğer tarafında da dünyanın mazlum halkları, işçi sınıfı ve emekçileri bulunmaktadır. Görülmesi gereken tek gerçek budur. Evet, barikatın yoksuldan yana olan tarafında elde taş ve yürekte isyan vardır. Barikatın bu tarafının bir savaşa girer gibi hazırlandığı, kırılan cam ve çerçevenin pek de umurlarında olmadığı da doğrudur. Ama barikatın bu yanının amaçsız ve hedefsiz olduğunu söylemek hiç de doğru değildir. İnsanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük soygunculardan, en barbar sisteminden insanlığı kurtarmak gibi soylu bir amaç var barikatın bizden yana dövüşen tarafında. Öte tarafta, barikatın karşısındaysa emperyalistler ve işbirlikçileri kapitalist sistemin ömrünü uzatmanın telaşı içerisindeler. İMF ve DB karşıtı eylemler vesilesiyle bir kez daha açığa çıkan bu öfkenin gerçek nedenini hiç kimse görmezden gelemez. Emeğimizi, yerküremizin tüm zenginliklerini, hayatımızı çalan haydutlara duyulan bu öfkeyi hiçbir şey dindiremeyecektir. Kapitalizmin aşırılıklarını törpüleyelim safsatalarına da kanılmayacaktır. Bu öfke denizi gittikçe büyümektedir. Emperyalistler de, işbirlikçileri de hak ettikleri sondan kurtulamayacaklardır. 1-7 Ekim de İstanbul’daki direnişi onurlu sayfalarına, tıpkı 6. Filo’yu yazdığı gibi yazan tarih, gerçek eşkıyanın dünyaya hükümdar olmayacağı günleri de yazacaktır. (Sosyalizm için Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/39, 9 Ekim 2009)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Toprak (10-11-2009) |
|
|
#56 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
IMF-Dünya Bankası’nın İstanbul kararları: Tehdit, soygun, şantaj ve yeni imaj – Volkan Yaraşır
Dünya Bankası ve IMF’nin yıllık genel kurul toplantısı İstanbul’da yapıldı. Toplantı sonucunda alınan kararlar uluslararası sermayenin yeni yol haritasını ortaya koydu. Aslında İstanbul Kararları, G-20 zirvesinde alınan kararların bir teyidi niteliği taşıdı. G-20’nin hedefleriyle uyumlu ekonomik politikalar belirlendi. G-20 zirvesinin gündemi “küresel krizden çıkış, küresel ekonomik sürecin iyi yönetilmesi, ekonomide canlanma belirtilerinin desteklenmesi ve olası yeni krizlerin önlenmesi için ekonominin dengeli bir yapıya bürünmesi” gibi maddelerden oluşmuştu. IMF-Dünya Bankası’nın İstanbul toplantısı en başta bir imaj yenileme “operasyonu” oldu. Kapitalist krizi öngöremeyen, yıkıcı sonuçları karşısında, aciz kalan ve önlem alamayan IMF ve Dünya Bankası, uluslararası alanda teşhir olmuş ve ciddi itibar kaybına uğramıştı. Bu toplantıda bir nevi iade-i itibar elde edilmeye çalışıldı ve herşeye rağmen vazgeçilmezlik vurgusu yapılarak, imaj tazelendi. Uluslararası medya konsantre bir dezenformasyon işlevi görüp, IMF’nin “değişen yüzünü” ve “reformcu yönünü” göstermeye çalıştı. Daha toplantının başında IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn 2010 yılında 90 milyon insanın yoğun bir yoksulluk yaşayacağını, işsizliğin artacağını, eğer krizde viraj alınmazsa, 3. dünya ülkelerinde savaşların kaçınılmazlığından bahsetmesi IMF’nin tırnak içindeki gerçekçiliğinin ifadesi oldu. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick’in 2010 yılında 59 milyon kişinin işsiz kalacağı açıklaması, Dominique Strauss-Kahn’ın sözlerini tamamlayıcı içerikteydi. Bu iki emperyalist örgüt çıplak durumu ortaya koyuyor. Yapılması gerekenlerin altını çiziyor ve bir toparlanma sürecine girildiğine vurgu yapıyordu. Ama öte yandan küresel bankacılık sisteminde kayıpların 4.5 trilyon dolara ulaşmasına ve başta ABD olmak üzere metropollerdeki işsizliğin hızla artmasına ve kronik bir hal almasına, üretimde ve ticarette görülen hızlı deformasyonlara somut çözümler getiremiyordu. Toplantı sonucunda alınan kararlarda, küresel krizden çıkış işaretlerinin doğmasına rağmen, risklerin halen varlığını koruduğu vurgulandı. Krizden çıkış için en başta ülkeler arası işbirliği ve uyumun gerekliliğinin altı çizildi. Gelişmekte olan ülkelerin, ekonominin toparlanmasının lokomotifi olacağı vurgulandı. Hükümetlerin ekonomiyi canlandırıcı paketlerini vaktinden önce geri çekmemeleri ve küresel talep eksikliğine karşı devlet harcamalarının gerekliliği belirtildi. Ayrıca finans sisteminin etkin denetiminin zarureti üzerinde duruldu. Bir reform ve değişim şeklinde deklare edilen bu kararlar özünde uluslararası sermayenin yeni saldırı politikalarını içermektedir. Teknik bir tanımla küresel talep eksikliğini aşmak için devlet harcamalarının yapılması kararı, özünde krizin yükünün emekçileri üzerinden çıkarılmasından başka anlam taşımamaktadır. Bugüne kadar aynı örgütlerin ekonomide devletin rolüne ve devlet harcamalarına yönelik kullandığı lanetleyici ifadeleri terk etmesi ilginçtir. 2008’de başlayan krizle birlikte sermaye, devleti aktif göreve çağırmıştır. Bu durum devletin sermayenin hem dostu, hem de uşağı olduğunun somut göstergesidir. Ayrıca IMF ve Dünya Bankası vereceği kredinin koşullarını, sermayenin hareketini engelleyen her türlü gelişmenin önlenmesi üzerine kurmuştur. Bunun anlamı sınıfın her düzeydeki örgütlülüğünün dağıtılması, işten atılmaların kolaylaştırılması ve güvencesizliğin sistemleştirilmesidir. Geçen hafta yine İstanbul’da yapılan değişik dünya sendikal örgütlerinin katıldığı, güvencesizlik ve düzensiz çalışmaya karşı uluslararası çapta yürütülen kampanyanın Türkiye ayağı toplantısında, IMF ve Dünya Bankası politikalarının işçileri tehdit ettiği, güvencesizliği bir kural haline getirdiği ve bu yönde hükümetleri, yeni baskı yasalarının çıkartılması için yönlendirdiği açıklandı. En çarpıcı örnek olarak da Ruanda gösterildi. Sınıfı sosyal bir enkaz haline getiren ve para-militer güçlerin saldırısını doğallaştıran IMF ve Dünya Bankası’nın değişen yüzüydü. Türkiye’de özellikle Hak-İş’in IMF ve Dünya Bankası’nın reformculuğunu “keşfetmesi” ve toplantılarına katılması son derece trajik bir gelişme oldu. Türkiye’deki sendikal yapıların korparatist ve bürokratik karakterinin açıkça dışavurumuydu. Salazar faşizminin korparatist devlet modelindeki gibi sermaye/ devlet ve sendika arasındaki organik ilişkinin somut bir göstergesiydi. Ayrıca İstanbul Kararlarında finansal sistemin sıkı denetimine vurgu yapılsa da, bu kararın kendisi de kapitalist kriz gerçekçiliğinin nedenlerini ve sonuçlarını anlamaktan uzaktır. Kapitalizmin temel çelişkisinden kaynaklanan, değişim değeri alanının özerklik kazanması ve kendi kendine hareket eden, bir spekülatif sermaye heyulasına dönüşmesi öyle bir aşamaya ulaşmıştır ki, bu sürecin ulusal sınırlamalara tahammülü olamaz. Kısaca kapitalizmde kriz ontolojiktir ve onun doğasındadır. Özetleyecek olursak İstanbul Kararları, bir yandan IMF ve Dünya Bankası’nın oluşturmaya çalıştığı yeni imaja hizmet etmiştir. Bu imaj, her şeye rağmen kapitalizmsiz olmaz imajıdır. Öte yandan yine bu kararlar dünya halklarına yönelik bir soygun reçetesidir. İşçi sınıfı ve emekçilere düşen görev ise kapitalizme karşı, her sokağı, her fabrikayı isyan odağına dönüştürmektir.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Toprak (10-13-2009) |
![]() |
| Anahtar Kelimeler: abd emperyalizmi, bagimlilik, dunya bankasi, ekonomik ilhak, emperyalist kapitalizmin, ilhal, imf, siyasal, somurgecilik, sosyal, truva atlaridir |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| atlaridir, atlarıdır, bankasi, bankası, dünya, emperyalist, imf, kapitalizmin, truva |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Emperyalist kapitalizmin göbeğinde ırkçı-faşist-kapitalist şov | Mahmut Halil CAN | ANA KITA SINIF HAREKETLERİ VE MÜCADELE | 6 | 10-02-2009 06:02 PM |
| Kapitalizmin söndürdüğü hayatlar | Mahmut Halil CAN | SOSYAL VE KÜLTÜREL SORUNLAR | 0 | 08-26-2007 01:26 PM |