DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > SINIF HAREKETİ VE KADIN SORUNU

SINIF HAREKETİ VE KADIN SORUNU Bütün olarak kadın sorunu ve sınıf mücadelesi içindeki yeri,kadın mücadelesi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur
Cevaplar
355
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
15179
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 11-24-2009, 05:01 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Exclamation Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE AYRIMCILIK ANCAK SOSYALİZMDE SON BULUR

25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılığa Karşı Mücadele günü yaklaştıkça; gerek günlük yaşamda ve gerekse de onun yansımaları olan yazılı ve görsel basında kadına yönelik değişen hiçbir şeyin olmadığı açık ve net bir biçimde ortaya çıkıyor. Zira her gün, her dakika ikincil cins olarak kadın baskı, şiddet, taciz, tecavüz, katliama maruz kalmaya devam etmektedir. Dünya kadınlarının maruz kaldığı bu duruma, proleter ve emekçi kadınlar da bir ikinci baskı ekleniyor. Emekçi olmaktan kaynaklı baskı, şiddet.
Töre cinayetlerinden koca ya da babası- abisi, kardeşinden sürekli dayak yiyen kadın, işyerinde patronun cinsel tacizine maruz kalmaktan sokakta sokak serserilerinin taciz ve tecavüzüne maruz kalmaya kadar bir sürü sorunun kaynağı elbette kadınlıktan kaynaklı değildir. Bu durumun esas nedeni sınıflı toplumlardır.
Tarihin ilk sınıfsız toplumu olan anaerkil toplumda, kadın her şeyin merkezinde ve odağındaydı. Üretici- dağıtıcı-anaç- paylaştıran ve çekip çeviren idi. Ne zamanki, toprak egemenliği ve avcılık ile birlikte erkek öne çıkmaya başladı, sınıfsal mücadele tarihinde sömürü, baskı, egemenlik mücadelesi, şiddete yeni bir halka eklendi sınıflar dışında. O da hala süren kadının ikincil cins olarak ta sömürü, baskı ve zulme maruz kalması.
Sırasıyla köleci-feodal-kapitalist toplumda hem emeğiyle ve hem de kadınlığıyla sömürülen, zumla maruz kalan kadınların kapitalizmde daha vahşice sömürüldükleri açıktır. Bir cinsel **** olarak kadın bedeninin kullanılmasından, kadının namusu ve onurunu bacak arasında gören dinsel-sınıfsal bakış açısının egemenliği; kadının bu çifte sömürü ve baskısını kat be kat arttırmaktadır. Kapitalizm, o modern görüntünün altında cilalanmış yüzüyle feodal toplumdan bile daha da gerilerdedir esasen.
Her gün onlarca sözde namus cinayetine kurban gitmektedir kadın. Daha birkaç gün önce 15 yıl önce imam nikahıyla evlenmiş halasını gözünü kırpmadan öldüren gencin sözleri hala kulaklarda: “Namusumuzu temizledim”. Erkekler evlenince, erkekler aldatınca vs namussuz olmuyor da; iş kadına gelince namussuz oluyor. Çarpık kapitalist- feodal kültür karışımı bu kafa yapısını besleyen erkek egemen kültür ile dinci-gerici kültürsüzlüktür.
Atölyelerde, işyerlerinde en ağır koşullarda çalışan kadına patron ya da ustabaşı ile mesai arkadaşlarının cinsel tacizleri her gün değişik olaylar biçiminde gelişse de özünde değişen bir şey yok. Kadın emeğiyle sömürüldüğü gibi, cinsel bir obje olmaya devam ediyor sistemde.
Her gün çarşaf çarşaf magazin gazetelerinde ya da TV’lerde magazin proğramlarında kadın bedeni bir mal gibi pazarlanıyor. Her gün milyonlarca insanın gözünde kadın ve kadınlık aşağılanıyor. Onun cinsel yönü öne çıkarılarak paraya çevrilebiliyor.
Kadına yönelik şiddeti, sınıf mücadelesinden ve düzenden ayrı tutmak olanaksızdır. Zira kadının ikincil cinsliğinin kaynağı, ataerkil toplumsal-sınıfsal yapılardır. Emperyalist kapitalizmdir şimdilerde. Düzene ve sınıflı topluma karşı yönelmeyen bir kadın mücadelesinin başarısız olacağı başından bellidir. Bu anlamda feminen bir örgütlenme ve bakış açısının çözüm olmadığını söylemek ve altını çizmek lazımdır.
Kadının özgürleşmesi, şiddet ve ikincil cins olmaktan kurtulmasının yolu, insanlık düzeni olan komünizmdedir. Komünizm, insanın kendine, emeğine, topluma yabancılaşmasının tamamen ortadan kalktığı, her türden ayrımın yerine tek ve gerçek insanın konulduğu, herkesten yeteneğine göre alınıp herkese ihtiyacına göre verildiği bir toplumsal düzen olarak merkezinde ayrımsız insanın olduğu gerçek bir anaerkil düzenin de adıdır.
Sosyalizm yoluyla komünizm uğruna mücadele etmeden kadın her yerde ve her zaman ezilecektir. Sınıf mücadelesinin bir parçası olarak özgürlük-devrim ve sosyalizm uğruna mücadele de en ön saflarda mücadele etmesi gereklidir kadınların, proleter ve emekçi kadınların.
Evde, işyerinde, okulda, sokakta sömürü, baskı, zulüm, şiddetin tek ve gerçek karşıtı örgütlü devrimci mücadeledir kadınların. Düzene karşı yönelmeyen bir kadın hareketinin özgürlük elde etmesi ve kendisine negatif olarak dönen olguların ortadan kaldırılması olanaksızdır. Kadın ile erkeklerin ayrımsız sınıf mücadelesinin, pozitif bir biçimde kadınlar lehine ele alınıp büyütülmesi, kadının özgül sorunları nezdinde özel mücadele yollarının da devreye girmesinin de altı çizilmelidir.
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü olarak 25 Kasım’da hem proleter Kamu emekçilerinin grevlerinin içinde emekçi kadınlar olarak ortak mücadele sloganlarını haykırmalı; diğer yandan kadına yönelik ikincil tüm baskıların ortadan kaldırılması şiarlarını haykırmalıdır. Kadınlar, 25 Kasım günü bu tesadüf grevinde en önde olmalı ve kendi talepleriyle ortak mücadele taleplerini birleştirmelidirler. KADINLAR ÖZGÜRLEŞMEDEN İNSANLIK ÖZGÜRLEŞEMEZ. KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ SOSYALİZM İLE KOMÜNİZMDEDİR.

19.11.2009

Mahmut Halil CAN ( Sendiren)



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 7 Kisi:
Adil Can (12-23-2011), Civakparez (11-20-2011), kuzeyberdan (11-26-2009), Ozan abbas (11-15-2010), senol (11-24-2009), WeLa_SuRI (05-27-2010), İpek Deniz CAN (01-02-2012)
Alt 11-24-2009, 05:04 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

Kadına şiddet yüzde bin 400 oranında arttı - İsmail Yıldız



Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ olarak kabul edilen 25 Kasım bu yıl dünya genelinde kadınlara karşı korkunç derecede artan şiddetle karşılanıyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde kadına yönelik şiddet tavan yaparken, Türkiye’de ise durum neredeyse vahşet derecesinde. 2002’den beri kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 oranında artarken, 2009 yılının ilk 7 ayında öldürülen kadın sayısı ise tam 953 oldu.

Türkiye’de özellikle 30 yıllık çatışmalı dönem boyunca Kürt illerinde kadın en çok mağdur edilen kesim olurken, koruculuk, gözaltı uygulamaları ve askeri rejimin hüküm sürmesi nedeniyle her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor ya da şiddete maruz kalıyor. Töre ve namus cinayetleri adı altında da bir o kadar kadın katledilirken, Türkiye genelinde taciz ve tecavüz vakalarının zirve yapması da durumun vahametini ortaya koyuyor.

Özellikle 2002 yılında AKP’nin iktidarı ele geçirmesiyle birlikte bugüne kadar kadına yönelik şiddetin artışı ve yıllara göre öldürülen kadın sayısı da oldukça dikkat çekici. Zira AKP’nin iktidara geldiği günden beri kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 oranında artış gösterdi. Yine 2002’de öldürülen kadın sayısı 66 olurken, 2009 yılının ilk 7 ayında tam 953 kadın eşleri yakınları veya bir başka erkek tarafından katledildi.

DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e, “2002’den bu yana aile içi şiddetle ilgili kaç dava görülmüştür? Yargılamalar sonucunda kaç kişiye hangi cezalar verilmiştir? 2002’den bu yana yıllar itibarıyla cinayete kurban giden kadın sayısı kaçtır?” şeklinde sorular yöneltti.

Adalet Bakanı Ergin, soru önergesine verdiği cevap metninde konunun geldiği boyutu ortaya koydu. 2002’den Temmuz 2009’a kadar kadınlara yönelik şiddet, töre ve namus cinayetleri dahil olmak üzere 2002’de 66 kadın cinayetinin işlendiğini ve sadece 2009’un ilk 7 ayında kadın cinayeti sayısının ise 953 olduğunu belirtti. Böylece rakamlar, son 7 yılda kadın cinayeti oranının yüzde 1400 arttığını ortaya koydu.

Ergin, yıllar itibarıyla kadın cinayetleri sayılarını şöyle açıkladı: 2003’te 83, 2005’te 164, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011 ve 2008’de 806. Ergin’in cevabında, kadınlara yönelik şiddet ve cinayetlere ilişkin yargılama istatistikleri ise şu şekilde: 2002’den Temmuz 2009’a kadar; kadına yönelik şiddet ve cinayetler nedeniyle toplam 12 bin 678 dava açıldı. Bu davalarda 15 bin 564 kişi yargılanırken, bunlardan 5 bin 736’sı mahkum oldu. Bu davalarda bin 859 kişi için beraat, 794 kişi için de denetimli serbestlik kararı verildi.

Açılan davalardaki dosyalardan 11 bin 216 dosya karara bağlanırken, 6 bin 74 dosyanın yargılamasına devam ediliyor. Karara bağlanan dosyalardan 5 bin 483’ünün Yargıtay aşaması da tamamlanırken, mahkemelerin karara bağladığı 4 bin 592 dosya Yargıtay’da onay bekliyor.

CİNSEL ŞİDDET EN ÇOK GÖZALTI UYGULANIYOR

Rakamlara göre, Türkiye’de kadınların yüzde 79'u fiziksel şiddete, yüzde 52 si sözel şiddete,yüzde 29 duygusal şiddete, yüzde 18'i ekonomik şiddete maruz kalıyor. Bugün, en yaygın şiddet biçimi olarak aile içi şiddet yaşanıyor. Evli kadınların yüzde 75’i eşlerinden en az bir kez dayak yiyor, yüzde 35’i hakarete, yüzde 4’ü ise cinsel baskıya maruz kalıyor. “Namus cinayeti” adı altında onlarca kadın işkenceye uğruyor, katlediliyor. Cinayet sonucu ölen kadınların yüzde 40-70 eşi tarafından öldürülüyor. Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor. Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor. 5-10 yaş arası çocukların yüzde 55'i ensest mağduru. Cinsel saldırganların yüzde 75'i tanıdık biridir. Ensest olaylarında faillerin yüzde 50'si öz baba ve sırasıyla amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır. Acil yardım hattını arayan kadınlardan yüzde 57'si fiziksel şiddete, yüzde 46,9'u cinsel şiddete, yüzde 14,6'sı enseste ve yüzde 8,6'sı tecavüze maruz kalmıştır.

Kadına yönelik cinsel şiddetin en önemli ayağını ise, devletin uyguladığı şiddet oluşturuyor. Gözaltında cinsel taciz ve tecavüze karşı hukuki yardım projesi tarafından hazırlanan rapora göre, 1997-2006 yılları arasında 236 başvuru yapılmış. Bunların 166’sını cinsel taciz, 70’ini ise tecavüz oluşturuyor.

Ankara'daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yapılan bir araştırma, kadınların yüzde 97'sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koyuyor.

Orta ve yüksek gelir gruplarında yer alan ailelerle yapılan bir araştırmada, soruların başlangıcında kadınların yüzde 23'ü eşlerinin kendilerine karşı şiddet kullandığını belirtiyor, fakat belirli şiddet tipleriyle ilgili sorular sorulduğunda bu oran yüzde 71'e yükselmiştir.

Başka bir araştırma, kadınların yüzde 58'inin yalnızca eşlerinden, nişanlılarından, erkek arkadaşlarından ve erkek kardeşlerinden değil, kadın akrabalar da dahil olmak üzere eşlerinin ailesinden de aile içi şiddete maruz kaldığını tahmin etmektedir.

Bir grup orta ve üst sınıf kadının yüzde 63,5’nin cinsel tacizin bir türüne maruz kaldığı bulgusuna ulaşılıyor. Bir başka araştırmaya göre, şiddet sonucu ölen 40 kadından 34'ü evde ölmüş, 20'si asılmış ya da zehirlenmiş, 20'sinde öldürüldüklerine dair kesin belirtiler görülmüş ve 10'u da ölmeden önce aile içi şiddete maruz kalmıştır.

Türkiye'nin kuzeybatısında yer alan Bursa’da halk sağlığı merkezlerinde yapılan bir araştırma, kadınların yüzde 59'unun şiddet kurbanı olduğunu ortaya koydu.

Ankara'da yapılan başka bir kadın araştırmasına göre, kadınların yüzde 64'ü eşlerinden, yüzde 12'si ayrıldıkları eşlerinden, yüzde 8'i birlikte yaşadığı erkeklerden ve yüzde 2'si de eşlerinin ailesinden şiddet görmektedir. Yüzde 60'ı, eşlerinin kendilerine tecavüz ettiğini söylemiştir.

UNİCEF: KADINLARIN YARISI ŞİDDET MAĞDURU

UNİCEF’in çocuk haklarının kabulünün 20’nci yılı dolayısıyla yayımladığı raporda Türkiye’de kadınların yarısının eşlerinin şiddetine maruz kaldığı belirtilmişti. Rapora göre çocuk yaşta evliliklerde ise Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri arasında ikinci sırada yer alıyor. UNİCEF, hazırladığı raporda Türkiye’de kadınların maruz kaldığı şiddete dikkat çekerek, kadınların yarısının çeşitli bahanelerle (örneğin yemek yakma, izinsiz dışarı çıkma, cinsel ilişki istemini reddetme) şiddet gördüğü belirtildi. 15-49 yaş arası kadınların, eşlerinin kendilerini belirli bir sebeple en az bir kez “haklı” nedenle dövdüğünü kabul eden kadınların oranı yüzde 49 olarak açıklandı.

TÜRKİYE AİHM’DE MAHKUM OLAN İLK ÜLKE

Türkiye’nin kadına yönelik şiddet konusundaki kırık notlarla dolu karnesi bununla da sınırlı değil. Erkek şiddetinden kadını koruyamadığından AİHM’de mahkum olan ilk ülke de Türkiye. AİHM, Türkiye’nin şiddet gören bir kadını, savcılığa başvurduğu halde, eşinden koruyamayarak ayrımcılık yaptığına hükmederek, davacı olan Nahide Opuz’a 36 bin 500 Euro ödemesine karar vermişti.

İMZA VAR UYGULAMA YOK

Avrupa ve Akdeniz ülkelerinden kadın ve hak örgütleri İstanbul’da buluşarak, Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) Türkiye’de de etkin uygulanması için, 2006’da hükümetlere sundukları eylem planın ne ölçüde hayata geçtiğini tartıştı. Kadınlar, hükümetin eylem planının uygulanması konusunda verdiği sözleri tutmadığını ve talepleri yerine getirmediğini kaydetti. Toplantıda konuşan insan hakları savunucusu Reyhan Yalçındağ, Türkiye’nin kadın haklarının hükümetin gündeminde ön sıralara çıkmadığını dile getirdi. Yalçındağ, kadının statüsünün ilerlemesinde 2006’dan bu yana Türkiye’nin bir arpa boyu kadar yol almadığını, kadına yönelik şiddetle mücadelede bazı düzenlemelerin yapıldığını ancak eril zihniyetin bu düzenlemelerin yaşama geçirilmesinde engel teşkil ettiğini kaydetti.

Türkiye’de söz konusu alanla ilgili anayasal düzenlemeler ve toplumsal normların kadına yönelik şiddeti adeta teşvik ediyor olması her geçen gün bir kadının daha ölümüne neden oluyor. Türkiye’de sadece ekim ayında 18 kadın eşleri ya da yakınları tarafından katledildi.

Türkiye’nin kamuoyuna mal olmuş ve toplumsal tepki toplayarak, ürpertici oluşuyla unutulmayan kadın ölümleri ise şu şekilde:

* Birgül Işık (Elazığ - 2005): TV programında şiddet gördüğünü söyleyince oğlu tarafından öldürüldü.

* Çiğdem İnce (İzmir - 2003): Evlilik dışı hamile kaldığı için ağabeyince öldürüldü.

* Evrim Sarıçiçekler (İstanbul - 2005): Ailesinin karşı çıktığı kişiyle evlendiği için ailesinin görevlendirdiği bir kişi tarafından öldürüldü.

* Güldünya Tören (İstanbul - 2004): Evlilik dışı ilişkisinden anne olan Tören silahla yaralandı, 25 Şubat 2004’te hastanede öldürüldü.

* Kadriye Demirel (Diyarbakır - 2003): Tecavüze uğrayıp hamile kaldıktan sonra ağabeyi tarafından öldürüldü.

* Pınar Kaçmaz (Diyarbakır - 2002): Evden kaçıp mankenlik ajansına başvurduğu için babası ve ağabeyi tarafından öldürüldü.

* Şemse Allak (Mardin - 2002): Evlilik dışı ilişkiye girdiği gerekçesiyle taşlanarak öldürüldü.

* Zehra Karagöz (Şanlıurfa - 2003): Başka erkeklerle beraber olduğu söylentileri üzerine kocası tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü.

KADINLARIN BAŞVURABİLECEĞİ KURUM VE KURULUŞLAR

Türkiye’de kadınlar her türlü şiddete uğradıklarında başvurabileceği bir takım kurum ve kuruluşlar da var. Ancak bunlardan bazıları başvuru yapan kadınların ne derece korunabileceğini ortaya koyuyor. İl Sosyal Hizmet Müdürlükleri Alo 183 Hattı, Sağlık Kuruluşları, Polis Merkezleri, Jandarma Karakolları, Cumhuriyet Savcılığı, Belediyelerin Kadın Dayanışma Merkezleri, Baroların Kadın Dayanışma Merkezleri ve Adli Yardım Kurulları, Kadın Sivil Toplum Kuruluşları, kadınların başvurması durumunda kendilerine yardımcı olması gereken kurumlar. Ancak jandarma, polis merkezleri kadınlar için adeta kabus haline gelirken, birçok kadın başvurucusu da başvurduğu savcılar tarafından ya azarlanıyor ya da, nasihata tabi tutuluyor.
ANF / 24.11.09
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Alt 11-24-2009, 05:04 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Susmayalım, şiddet üreten sömürü düzeninden hesap soralım!


25 Kasım, emperyalist-kapitalist sistemin şiddetine uğrayan kadınların tepkilerini dile getirdikleri, öfkelerini eyleme döktükleri bir gündür.
25 Kasım 1960, Latin Amerika’da Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesi veren Patria, Minerva ve Maria adlı Mirabel kardeşlerin egemenlerce tecavüz edilerek katledildiği tarihtir. “Kelebekler” olarak anılan ve özgürlük mücadelesinin simgesi olan Mirabel kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi, Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda alınan bir kararla “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir.
Emekçi kadınlar!
İnsanın insan tarafından sömürüsü üzerine kurulu bu düzende egemen güçler, ancak şiddetle ayakta durmaktadır. Dünyanın her yerinde işçiler, emekçiler ve tüm ezilenler bu şekilde sindirilmek, susturulmak istenmektedir. Şiddetten en fazla emekçi kadınlar etkilenmekte, fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik şiddet biçimlerine maruz kalmaktadırlar.
Bu düzende şiddet her yerdedir…

Şiddet, belki yolda yürürken, belki de en güvenilir sandığın evinde gelip seni bulur. Tacizdir, tecavüzdür, dayaktır, başlık parasına satılmaktır, töre adı altında katledilmektir şiddet.
Şiddet, bir sabah işe giderken gelip seni bulur. Servis niyetine bir yük aracına tıkıştırılarak sel sularında boğulan 8 Pameks tekstil işçisi kadın gibi… Ya da bir gece mesaisinde Bursa’da tekstil fabrikasında yanarak can veren 5 tekstil işçisi kadın gibi… Daha fazla kâr için servisi bile çok gören ya da kapıları işçilerin üzerinden kilitleyerek zorla gece mesaiye bırakan patronlardır şiddetin görünen yüzü…
Şiddet, birileri lüks içinde yaşasın diye krizin faturasını ödemektir. Düşük ücrete emeğinin karşılığını alamadan çalışmaktır, işsizliktir, yoksulluktur, açlıktır. Hastane kapılarında sürünmek, paran olmadığı için tedavi olamamaktır.
Şiddet, bu düzende, sömürüsüz, özgür ve eşit bir dünya istemenin, hak-hukuk aramanın karşılığıdır… Gözaltıdır, işkencedir, hapishanedir, tecrittir, hasta tutsakların tedavilerinin engellenmesidir. Alevi kimliğinden dolayı baskıya uğramak, yok sayılmaktır. Kürt kimliğinden dolayı ezilmek, inkar ve imha edilmektir. 14 yaşındaki Ceylan, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz gibi daha çocukken katledilmektir.
Şiddet, emperyalistlerin, siyonistlerin işgal ve talanları sonucu Irak’ta, Afganistan’da Filistin’de olduğu gibi bombadır, katliamlardır, işgalci askerlerin tecavüzüdür, ilaçlara, besin maddelerine uygulanan ambargodur, açlık ve yoksulluktur.
Şiddetin kaynağı kapitalizme karşı mücadele edelim!

Dünyanın neresinde olursa olsun şiddeti yaratan ve uygulayan emperyalist-kapitalist sistemin kendisidir. İnsanın insan tarafından sömürüsü üzerine kurulu bu barbarlık düzeni son bulmadıkça şiddeti yok etmek de mümkün değildir. Ancak örgütlü mücadele ile şiddetten ve onu üreten bu sömürü düzeninden kurtulabiliriz. Kapitalist sistemin, sermaye devletinin ve patronların şiddetine her gün ve her yerde tıpkı kadın işçiler gibi uğrayan erkek işçi ve emekçi kardeşlerimizle birlikte aynı saflarda örgütlenelim. Mücadelenin en ön safında omuz omuza şiddetin kaynağı kapitalist sisteme karşı başkaldıralım!
Emekçi kadınlar!
Örgütlenerek güçlenelim! 25 Kasım’da mücadele alanlarında olalım. Susmayalım, tepkimizi ve öfkemizi eyleme dökelim. Şiddet üreten bu sistemden hesap soralım!
Emekçi Kadın Komisyonları
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Alt 11-24-2009, 05:08 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

Stuttgart'ta 25 Kasım...



(24.11.09) - 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü Almanya'nın Stuttgart kentinde gerçekleştirilecek eylemle gündemleştirilecek.
25 Kasım akşamı saat 19.00'da Marien Platz'da (Stuttgart) gerçekleştirilecek açıklamanın yanısıra 28 Kasım saat 13.00'te, emperyalist savaş ve işgalleri protesto için Lautenschlager str'de (HBF-karşısı) eylem düzenlenecek.

TKİP militanı A. Karadağ gerçekleştirilecek eylemlerde anılacak.
Kızıl Bayrak / Stuttgart
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Civakparez (11-29-2011)
Alt 11-24-2009, 05:09 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

Kadınlar artık susmayacak hesap soracak

İSTANBUL (24.11.2009)- Kartal Kadın Platformu, kadına yönelik şiddete karşı dün akşam eylemdeydi. Kadınlar, erkek egemenliğine, tacize, tecavüze, şiddete, savaşa ve ekonomik krize karşı meşalelerle yürüdü. “25 Kasım biz kadınlar için mücadelenin başkaldırının isyanın günüdür” dedi.
Kartal Kadın Platformu, gündüz saatlerinde Kartal Meydanı'na şiddet konulu fotoğraf sergisi açtı. Akşam saatlerinde ise Eğitim-Sen şubesi önünde buluştu, “Kadına yönelik şiddete son” pankartı açarak sloganlarla Kartal Meydanı'na yürüdü.
Platform adına açıklama yapan EKD'li Fahriye Ilgaz, 25 Kasım'ın kadınlara yönelik bir insanlık ayıbı ve utancın yıldönümü olduğunu söyledi. Kadınların erkek egemenliğine karşı duruşu ve kadın dayanışmasının adı olduğunu ifade etti. Ilgaz, “Kadına yönelik şiddet, kadının yaşam hakkının, güvenliğinin, onurunun özgürlüğünün ve bedensel bütünlük hakkının sırf kadın olduğu için ihlalidir” dedi.
Şiddet kabahat değil, insanlık suçudur
Kapitalizm koşullarında kadınların haklarından mahrum bırakıldığını söyleyen Ilgaz, savaş ve militarizmin kadına yönelik şiddeti her gün yeniden üretiğini vurguladı. Ilgaz şunları söyledi: “Yaşanan savaşlarda en çok acıyı çeken, göçe zorlanan, taciz ve tecavüzlere uğrayan, savaş ganimeti sayılan biz kadınlar oluyoruz. Kirli savaş dünyada olduğu gibi bu topraklarda da devam diliyor. Ölüm sebebini bile açıklayamadıkları Ceylan, yıllardır beslenen kirli savaş politikalarının en can yakıcı örneği değil midir?”
Kadınların dünyanın her yerinde erkek şiddete maruz kaldığını belirten Ilgaz, “Kadına ve çocuğa yönelik şiddet 'kabahat' değil, insanlık suçudur” dedi. Türkiye'de yüzlerce tecavüzcü polis, asker, özel harekatçının yargılanmayarak aklandığını hatırlattı. EKD'li Ilgaz “25 Kasım'da biz kadınlar, kadına yönelik şiddete karşı yine alanlardayız. Biz sustukça, sessiz kaldıkça, kız kardeşlerimiz erkek egemen vahşetin elinde, namus adına, töre adına can vermeye devam edecek. Şiddetin kader olmadığını biliyoruz. Kadına yönelik şiddete karşı en güçlü silahımız örgütlülüğümüzdür. Kadınlar artık susmayacak hesap soracak. 'Edi Bese. Artık yeter' diyoruz.” diye konuştu.
Kadınlar açıklamanın ardından Eğitim-Sen salonunda etkinlik düzenledi. Dünyanın dört bir yanında şiddete ve açlığa mahkum edilen kadınların yaşamlarını anlatan sinevizyon gösterimi gerçekleştirdi.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Alt 11-24-2009, 05:10 PM   #6
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

"Kadınlar Artık Şiddeti Biliyor ve Reddediyor"

KA-MER başkanı Akkoç, kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen noktada iyimser: Kadınlar şiddetin farkında ve şikayet ediyor, erkekler de çalışmalara destek oluyor. Kurum içi eğitimler işe yarıyor, polisten "Erkektir vurur" sözleri pek duyulmuyor. Başbakanlık şiddet genelgesi faydalı ancak ihmali de yaptırıma bağlanmalı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
yoncac@bianet.org

İstanbul - BİA Haber Merkezi
24 Kasım 2009, Salı



25 Kasım, Birleşmiş Milletler tarafından 1999 yılında Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü olarak kabul edildi. Türkiye'de bu mücadeleye daha erken başlayan, kadın hakları aktivizminin öncü kuruluşlarından biri de KA-MER Vakfı. Vakıf Başkanı Nebahat Akkoç, KAMER'i Diyarbakır'da kurduklarında, ildeki kutuplaşmanın bir parçası olmadan, yalnız kadın hakları için çalışmayı amaçladıklarını anlatıyor; bugüne gelirken yaşanan siyasi ve hukuki değişiklikleri önemsiyor. Akkoç, şu anda 23 farklı ilde şubesi bulunan KAMER'in 12 yıllık tarihine sığdırdığı çalışmaları ve kadına yönelik mücadelenin bugününde kadınlar, erkekler ve kurumlarla ilişkilerini bianet'e anlattı:
İlk KAMER'in açıldığı günden bu yana, kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadelede nereden nereye gelindi? Son yılın kayda değer gelişmeleri neler?
KAMER'i 1997 yılında kurduk. Kurulmadan önceki hazırlık sürecini de sayarsak 1994'te çıkmış bir fikir. O dönemde, herkesin taraf olmaya zorlandığı, her şeyin siyah beyaz olarak görüldüğü bir yerde, orta yerde duran, bağımsız örgütlenen ama kadının insan haklarından yana bir kadın kuruluşu olarak son derece zorlandık ve çok acı çektik. Ama bugün baktığımız zaman bu bölgede pek çok kadın kuruluşu var. Bunların pek çoğunun KAMER'e karşı bir söylemleri olsa da, bizim çabalarımız sonucu ortaya çıktıkları için onların varlığından çok memnunuz.
Kadının insan hakları meselesi öncelikli bir mesele olarak görülmüyordu. Önce özgür bir ülkemiz olsun, sonra biz özgürleşiriz gibi bir slogan vardı. Şimdi bu slogan değişti, herkes anladı ki bireyler özgürleşmeyince ülkeler, toplumlar özgürleşmeyecek. Yaklaşık 50 bin kadınla toplumsal cinsiyet konusunda farkındalık çalışması yürütüldü. Birbirimizi yargılamadan, savunmaya geçmeden anlamaya yönelik bir iletişim dili geliştirdik ve bu dil giderek yaygınlaşıyor.
Kadınların yaşadıkları şiddeti algılayışları değişiyor mu?
Biz KAMER'i açmadan önce yapılan bir çalışmada, 10 kadından 9'u "Kadın olmak şiddet yaşamayı beraberinde getirir" diyordu. 2008 ve 2009'da yapılan iki araştırma ise 10 kadından 9'unun "haklı şiddet olmadığını" söylediğini gösteriyor; şiddeti hak etmediklerini ve buna karşı mücadele edeceklerini söylediklerini gösteriyor. Bu çok önemli bir zihniyet değişikliğine işaret ediyor. Bu tespitin kendisi, başlarken işimizin ne kadar zor olduğunu da gösteriyor. Sorun sahibi, kendisi sorunu üstlenmiyorsa, ona karşı bir şey yapmak çok zordur.
Kadınların bu sorunu fark etmeleri, toplumsal cinsiyet konusunda farkındalık yaşamaları çok önemlidir bence. Adalet Bakanı'nın açıklamasında olduğu gibi, bütün veriler şiddetin arttığını gösteriyor. Ben bunun kadınlardaki bir zihniyet değişimiyle çok paralellik gösterdiğine inanıyorum. Şiddet arttı gibi görünüyor çünkü kadınlar şiddeti fark ettiler ve artık şiddet kaydedilebiliyor, izlenebiliyor. Örneğin eskiden sadece fiziksel şiddet başvuruları gelirdi. Fiziksel şiddetin zaten içinde birçok şiddet türünü barındırdığını biliyoruz ancak şu anda sadece psikolojik şiddet yaşadığı için başvuranlar var. Şiddetin türleri de anlaşılmaya başlandı.
Özellikle son yılda gözlemim, kadınların yaptıkları çalışmalar sadece "kadınlar ve şiddet" meselesine indirgenmeye çalışılıyor. Bu önemli bir mesele tabii ama biz kadınlar özellikle demokratik açılım sürecinde ciddi varlık gösterdik ve feministlerin aslında ülkenin her türlü sorun ve politikalarının içinde olduğu görüldü. Toplumsal cinsiyet meselesinin sadece kadınlık rolleriyle ilgili olmadığı, aslında erkeklik rollerinin de sorgulanması ve değişmesi gerektiği kavranmaya başlandı. Dolayısıyla erkekler de bu çalışmanın kendilerine karşı değil, erkeklik rollerine karşı bir çalışma olduğunu anladılar ve destek oluyorlar.
KAMER bu sürede hızla büyüdü, bugün 23 ayrı ilde çalışıyor. Değişen yasalar, kurum içi eğitimler ve basının konuyu sorunsallaştırması ile birlikte kadınların size ulaşabilirliği, verebildiğiniz yardımların boyutu nasıl değişti?
Biz tabii ki ilk zamanlarda yaptığımız işi anlatmak, kendimizi tanıtmak için çok yoğun bir çaba harcadık. Şimdi tam kapasite çalıştığımız halde bazen her şeye yetişemiyoruz. Ancak bu yine de bütün kadınların bize rahatça ulaşabildiğini göstermiyor. Geçen yıl yaptığımız bir değerlendirme, kentin varoşlarında yaşayan, göçle oluşmuş mahallelerdeki Türkçe bilmediği için iletişimsizlik yaşayan, kentin en dezavantajlı kesimini oluşturan kadınların, ölüm tehlikesi veya çok ciddi fiziksel şiddet olmadıkça bize veya başka bir yere başvurmadıklarını gösteriyordu. Bu sene bu yüzden bir çalışma planladık. Her ilde son yıllarda oluşmuş iki mahalle tespit ettik, hane ziyaretleri yapıyoruz. 23 ilde ortalama her ilden 3000 kadına ulaşacağız. Bir yılın sonunda 69 bin yeni kadınla çalışmış olacağız.
Şiddete uğrayan kadınlara daha kolay ulaşabilmek için ne gibi stratejiler izliyorsunuz?
Bazı yerlerde, kadınların bize gidip geldiği görünsün istemiyoruz. Çarşı içi yerine apartman dairelerinde yer tutuyoruz. Kadınların uğrak yerlerine broşürler bırakıyoruz. Kasım ayından itibaren Şeş TV'de her pazartesi Kürtçe programa başladık. Toplumsal cinsiyet konusunda farkındalık yaratmaya çalışacağız.

2009 Kasım ayında bakanlıklar arası imzalanan protokolle polis şiddet gören kadını eve gönderirse sorumlu olacak. Bu protokolün polise yüklediği sorumlulukla ilgili olumlu veya olumsuz örneklerle karşılaştınız mı?
Çok şey değişti. Aslında sadece polisle ilgili de değil. 2006'da yayımlanan Başbakanlık genelgesinde kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve namus cinayetleri ile ilgili bütün kurum ve kuruluşların sorumlulukları tarif edilmiş bulunuyor ve sevinerek görüyoruz ki bu genelge hazırlanırken kadın kuruluşları raporlarından oldukça yararlanılmış. Namus cinayetleri üzerine tek başınıza hiçbir şey yapamazsınız. Jandarma, polis, vilayet işin içindedir. Genelgenin uygulandığı yerlerde, hep birlikte çalışıldığında başarılı oluyor. Ancak eksik kalan şey, uygulamamanın yaptırımı tarif edilmedi. Emniyet ve jandarmada emir komuta üzerinden gittiğinde genelde onları bağlayabiliyor ama devlet dairesinde bunu ciddiye almayanlar olabiliyor onun için her zaman çantamızda genelgeyi taşıyoruz. Son yıllarda bir kadının polise gittiğinde "Kocandır, döver de" denildiğini anlattığına rastlamıyoruz.

23 ilde barolarla çalışmalarınız nasıl yürüyor?
Barolar olmasa işin yasal kısmını nasıl çözeriz bilmiyorum. Baroların kadın komisyonları ve çalışmalara destek olan kadın avukatlar aracılığı ile kadınların yasal işlemlerini takip etmeyi beceriyoruz. Onların desteği olmasa olmaz. Acil bir durum, çok zor durumda bir kadın olduğunda iletişim kuruyoruz.

Kadınların sığınma evlerine gönderilen kadınlardan nasıl geri dönüşler oluyor?
Sığınma süresi olan üç ay uzatılabiliyor ama eskiden bize geri dönen ve yeniden yardım isteyenlerin sayısı daha çoktu. Sığınma evlerinin iç koşullarını bilemiyorum ancak bize dönenlerin sayı giderek azalıyor gibi görünüyor.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Alt 11-24-2009, 05:11 PM   #7
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

UNIFEM Hükümetleri Erkek Şiddetiyle Mücadeleye Çağırıyor

UNIFEM yöneticisi Alberdi, kadınların mücadelesinin 10 yılda sorunu insan hakları meselesi haline getirdiğini söyledi. Şimdi hükümetlerin sorumluluk alıp kağıt üzerindeki gelişmeyi hayata geçirmesi gerekli.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
24 Kasım 2009, Salı



"Kadın hakları savunucularının ısrarlı çabalarıyla, geçtiğimiz 10 yılda kadına yönelik şiddet salt bir kadın sorunu olmaktan çıktı ve bir insan hakları sorunu, barış ve güvenlik konusu, erkekler ve kadınlar için acil bir mesele haline geldi."
Birleşmiş Milletler Kadınlar İçin Kalkınma Fonu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] yöneticisi Ines Alberdi, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yöenlik Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, bu gelişmeye rağmen sorunun yakıcılığını koruduğunu vurguladı.
"Elimizdeki veriler, kadınların yüzde 70'inin yaşamları boyunca en az bir kere erkeklerin fiziksel veya cinsel şiddetine maruz kaldığını gösteriyor. Erkek şiddeti her yerde -evde ve işte, sokakta ve okulda, savaşta ve barışta var."
Verilen sözlerle hayatın gerçekleri arasındaki uçurumu vurgulayan Alberdi, "Kadın sünnetinden namus gerekçesiyle işlenen cinayetlere, savaş zamanında toplu tecavüzlerden aile içi şiddete, hala nüfusun yarısının güvenliğinin sağlanamadığı bir dünyada yaşıyoruz" diye ekledi.
Hükümetlere çağrı

BM düzeyinde kadına yönelik cinsel şiddetle ilgili geçen yıl ve bu yıl alınan kararların (1820, 1888 ve 1889) önemine dikkat çeken Alberdi, UNIFEM olarak [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kampanyasını da yeniden başlattıklarını açıkladı.
Hükümetleri sorumluluklarını yerine getirmeye çağıran UNIFEM, ulusal düzeyde veri toplanması, gerekli politika ve eylem planlarının çıkartılması ve bu planların hayata geçmesi için gerekli kaynağın ayrılmasını istedi.
25 Kasım

BM Genel Kurulu, 1999'da aldığı kararla 25 Kasım'ı kadına yönelik şiddetle mücadele günü ilan etti. Kadın hakları örgütleri, 1981'den bu yana 25 Kasım'ı eylem günü olarak belirlemişti.
Bu günün tarihi, Dominik'te diktatörlüğe başkaldırınca öldürülen Mirabal kardeşlere dayanıyor.
Burjuva bir aileden gelen María Argentina Minerva Mirabal, Antonia María Teresa Mirabal ve Patria Mercedes Mirabal aile varlıklarını kaybedince [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] diktatörlüğüne karşı hareket katıldı. Gözaltına alınan, işkence gören Miraballlar, 25 Kasım 1960'da öldürüldü.
Onların öldürülmesi, halkın diktatörlüğe karşı ayaklanmasının önünü açtı ve Trujillo da altı ay sonra öldürüldü.(EÜ)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Alt 11-24-2009, 05:13 PM   #8
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-24-2009, 05:14 PM   #9
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

KADINA YÖNELİK ŞİDDET
ve
AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN


Av. Nazan Moroğlu
İstanbul Barosu
Kadın Hakları Komisyonu Başkanı

Kadına yönelik şiddet ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadının fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik açıdan zarar görmesine ve acı çekmesine yol açan, kadının temel hak ve özgürlüklerini ve onurunu zedeleyen bir eylemdir.
Kadına yönelik şiddet olaylarına işyerinde, sokakta, okulda, gözaltında, savaşta rastlanmaktadır. Ama ne yazık ki kadınlar, en korunduğu yer diye düşünülen “aile içinde” de, hatta daha yaygın bir şekilde şiddete uğramaktadırlar.
Hakaret, tehdit, dayak, aşağılama, cinsel taciz, tecavüz, yaralama hatta öldürme biçimindeki bu gibi eylemler, genellikle erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik sağlaması amacıyla uyguladıkları güç gösterisidir.
Aslında kadına yönelik şiddet yeni bir olgu olmamasına rağmen, bir sorun olarak nitelenmesi ile şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması ve şiddet uygulayanın cezalandırılması için yapılan çalışmalar ancak 1970’li yıllardan sonra gündeme gelebilmiştir.
Uluslar arası hukuk alanında kadına yönelik şiddetin
önlenmesi amacıyla yapılan çalışmalar :

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için Birleşmiş Milletler tarafından
hazırlanan ve üye ülkelerin onayına sunulan Uluslar arası Sözleşmeler, başta Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ve Ek İhtiyari Protokol olmak üzere ve daha sonra özellikle “kadına yönelik şiddet” konusunda kabul edilen BM Bildirgesi, devletlerin iç hukuklarında da bu yolda düzenlemeler yapılması açısından yol gösterici olmuştur. Bölgesel Sözleşmeler de bu açıdan önem taşımaktadır.
Uluslar arası hukuk açısından kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin ilk önemli belge, 20 Aralık 1993 tarihinde BM Genel Kurulunda kabul edilen “Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge”dir.
Bütün dünya ülkeleri bu Bildirge’nin kabul edilmesi için, “Kadın Haklarını Çiğnemek İnsan Haklarını Çiğnemektir” sloganıyla yürütülen bir imza kampanyasına destek vermişlerdir. Dünyanın her yerinde kadınlara karşı uygulanan şiddet konusunda acilen önlem alınması talebiyle açılan bu imza kampanyasında Türkiye koordinasyonunu İ.Ü. Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi üstlenmiş ve NGO’larla işbirliği içinde imzaların toplanmasına destek vermiştir. Kampanyaya katılan ülkeler arasında Türkiye 30.000’den fazla imza toplayarak birinci sırayı almıştır.
“Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge”de, şiddetin önlenmesi, failin cezalandırılması ve şiddete uğrayanın korunması konusunda Devletlere düşen sorumluluklar ve görevler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bildirge’de, Devletlerin iç hukuklarında ceza, medeni, idare ve iş hukuku ile ilgili kanunlarında “şiddet uygulayanın cezalandırılması ve kadınların sahip oldukları haklar konusunda bilgilendirilmeleri ve bu konuda NGO’larla işbirliği yapılması” öngörülmüştür. Ayrıca, özellikle şiddete uğrayanların güvenliği ve fiziksel ve psikolojik rehabilitasyonu için Hükümet bütçesinde yeterli ödenek ayrılması hususu da önemle vurgulanmıştır. Birleşmiş Milletler uzman kuruluşlarının rolüne de değinilen Bildirge’de kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda bilginin yaygınlaştırılmasına ayrıntılı olarak yer verilmiştir.
Bildirge, hukuki bağlayıcılığa sahip olmadığı halde, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi açısından içerdiği ilke ve kurallar, tüm devletlerce dikkate alınmakta ve yapılan iç hukuk düzenlemelerine dayanak oluşturmaktadır.
Bölgesel bir Sözleşme niteliğinde olan “Kadınlara Karşı Şiddeti Önleme, Cezalandırma ve Ortadan Kaldırmaya İlişkin İnter Amerikan Sözleşme”sinde ise şiddet fiziksel, ruhsal ve cinsel şiddet biçiminde ve üç ayrı kategoride ele alınmıştır.
–Aile içi şiddet: dayak, hakaret, cinsel istismar, evlilik içi tecavüz vb.
–Toplum tarafından uygulanan şiddet: işyerinde, eğitim kurumlarında, sokakta, cinsel taciz, sindirme, kadın ticareti, fahişeliğe zorlama vb.
–Devlet kaynaklı/ devletin işlediği ya da göz yumduğu şiddet: işkence, göz altında ve silahlı çatışmalarda tecavüz vb.

Hem BM Bildirgesinde hem de İnter Amerikan Sözleşmesinde, özel
ya da kamusal alanda uygulanan kadına yönelik şiddeti önleme, soruşturma ve cezalandırmada, Devletlerin etkin ve kararlı bir politika izlemeleri ve bu yolda gereken özeni göstermeleri konusundaki yükümlülükleri önemle vurgulanmıştır. Bunun yanında “Devletin veri toplama ve istatistiklere dayalı araştırma yapma görevi” olduğu da belirtilmiştir.

Avrupa düzeyinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri
Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesinde (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde) ve Avrupa Konseyi çerçevesindeki diğer insan hakları belgelerinde “kadının şiddete karşı korunması” bakımından özel bir düzenleme mevcut değildir.
Ancak, kadına karşı şiddeti önlemeye yönelik özel bir
düzenleme olmamakla beraber, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan “işkence yasağı, insanlık dışı ve kötü muamele yasağı ve zorla çalıştırma yasağı” gibi kurallardan hareketle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “BM Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine İlişkin Bildirge”deki ilkelerle ve kurallarla örtüşen kararları olduğunu görüyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları yanında,
ayrıca Avrupa Birliği’nde işyerinde cinsel tacizin önlenmesine ilişkin Avrupa Komisyonu Tavsiye kararları ve Daphne programının kurulması kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda atılmış somut adımlardır. Başlangıçta Ekonomik Topluluk kurmak amacıyla oluşan günümüzdeki adıyla Avrupa Birliğinde; Avrupa Komisyonu Tavsiye Kararlarında görüldüğü gibi, kadına yönelik şiddet konusu iş yerinde cinsel tacizin önlenmesi çerçevesinde, diğer bir ifadeyle çalışma yaşamı çerçevesinde ele alınmaktadır.
Avrupa Komisyonu’nun “İşyerinde Kadın ve Erkeklerin
Onurunun Korunması Hakkında 27.11.1991 tarihli Tavsiye Kararı”nda: ‘İşyerinde cinsel nitelikli istenmeyen davranışın üstün veya astın yapmış olması, cinsel tacizin varlığı bakımından bir farklılık yaratmaz’ denilerek cinsel tacizin önlenmesi ve mağdurun korunmasında izlenmesi gereken ilke ve yöntemlere yer verilmiştir. Ayrıca cinsel tacizin fiziksel veya sözlü ya da sözsüz şekilde gerçekleşebileceğine de dikkat çekilmiştir.
Avrupa Parlamentosu 1997 yılında aldığı “Avrupa Çapında
Kadınlara Karşı Şiddete Sıfır Hoşgörü” başlıklı kararıyla “1999 yılının Avrupa Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Yılı” ilan edilmesini ve bu çerçevede bir kampanyanın başlatılmasını önermiştir. Bu kararda, üye devletlerin iç hukuklarında özel düzenlemeler yapılması, böylece cinsiyete dayalı şiddete uğramış kişilerin korunması ve cinsel tacizin önlenmesi öngörülmüştür. Avrupa Parlamentosunun önerisi doğrultusunda yapılan izleme toplantıları sonunda hazırlanan Rapor’da; Avusturya’da aile içi şiddete ilişkin federal bir yasanın çıkarıldığı, İspanya ve Finlandiya’da Ceza Kanunlarına şiddeti cezalandıran kurallar konulduğu, diğer üye ülkelerde de bu yolda çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir.
Ayrıca, 1999 yılında kurulan Avrupa Birliği Kadın Hukukçuları
Derneği (EWLA) üyeleri ve Avrupa Kadın Lobisi (EWL), Avrupa Antlaşmalarında herhangi bir yasal dayanağı bulunmayan “kadına yönelik şiddet” konusuna, hazırlanmakta olan Avrupa Konvansiyonunda (Convention for the Future of Europa) yer verilmesi için etkinliklerini sürdürüyorlar.

24.1.2000 tarihinde Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından Daphne Programının kabulü, Avrupa düzeyinde kadına yönelik şiddeti önleme konusunda atılmış olan somut bir adımdır. Daphne Programı kapsamında “şiddet” en geniş anlamıyla yorumlanmıştır. Buna göre; cinsel taciz, tecavüz, aile içi şiddet, ticari sömürü, kadın ticareti, işyerinde, eğitim kurumlarında tehdit ve sindirme amaçlı konuşmalar, baskılar ve bu gibi davranışlar “cinsiyete dayalı şiddet” olarak kabul edilmiştir. Avrupa Komisyonunun önerisi üzerine dört yıllık bir Topluluk Programı haline dönüştürülen (1.1.2000 – 31.12.2003) Daphne programına ayrılan bütçe 20 Milyon Euro’dur. Daphne aday ülkelerin projelerine de açılmıştır. Ancak, Türkiye henüz katılım payını yatırmadığı için bu programdan yararlanamamaktadır. Ama diğer AB ülkelerinin projelerine partner olarak katılabilmesi mümkündür.

Avrupa Birliği’nde çıkarılan son Yönerge’de, Avrupa Birliği Hukuku çerçevesinde ilk kez “cinsel taciz” kavramına yer verildiği görülmektedir. Üye ülkeleri bağlayıcı nitelikte olan Yönerge, 23 Eylül 2002 tarihinde kabul edilerek 5 Ekim 2002’de AB Resmi Gazetesinde yayınlanmıştır. Söz konusu Yönergede:
İşyerinde cinsel tacizin ‘erkek ve kadına eşit davranma ilkesine’ aykırı düştüğü ve bu nedenle önlenmesi gerektiği ve bu gibi ayrımcılığın engellenmesi için özellikle işe alınma ve hizmet içi eğitim aşamalarında özen gösterilmesi gerektiği” kabul edilmiştir. Yeni Yönerge’de yer alan kuralların üye ülkelerce en geç 5 Ekim 2005 tarihine kadar iç hukuklarına yansıtılması, bu yolda düzenleme yapılması gerekmektedir. Ayrıca, ülkelerin bu konuda idari önlemleri de alması gerektiği belirtilmiştir. (Official Journal L 269, 5/10/2002; No.73; P. 0015-0020).

AB’ye uyum açısından İş Kanunu’nda yapılan değişiklikle, 20 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilen İş K. 24. maddesinde “iş yerinde cinsel tacizin” işçinin iş sözleşmesini derhal fesih edebilmesi için haklı neden oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu maddeye göre:
İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı
MADDE 24.- Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:
II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa.
d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa.

İç Hukukumuzda
Şiddete Uğrayanı Koruyan özel bir yasa:
“4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun”


Kadına yönelik şiddet konusu ülkemizde 1980’lerde gündeme girmiştir. Toplumun bu konuda duyarlılığının geliştirilmesi için konferanslar, paneller düzenlenmiş ve yapılan çalışmalar sonucu “kadına yönelik şiddet” görünür kılınmıştır. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de aile içi şiddetten en çok kadınlar etkilenmektedirler. Toplumun yarısını oluşturan kadınların büyük bir bölümünün şiddete uğraması, Anayasamızda toplumun temeli olduğu kabul edilen ailenin dolayısıyla giderek toplum yapısının bozulmasına neden olmaktadır. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun yaptırdığı bir araştırma sonucuna göre ailelerin % 34’ünde fiziksel şiddet, % 53’ünde sözlü şiddetin uygulandığı ve ev içi şiddetin yoğun olarak yaşandığı açıklanmıştır.
Uluslar arası hukuk alanda yaşanan gelişmeler ve ailenin korunmasını güvence altına alan Anayasa’nın 41. maddesi de göz önünde tutularak, bu tür olumsuzlukların önüne geçebilmek için iç hukukumuz açısından çok önem taşıyan özel bir yasanın çıkarılması sağlanmıştır.
14 Ocak 1998 tarihinde “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun” kabul edilerek bu önemli adım atılmıştır.
Yasanın adı her ne kadar “Ailenin Korunması” ise de içeriğinde esas itibariyle kadının şiddetten korunması amaçlanmış olduğu görülmektedir. Bu nedenle de hakimin hükmedeceği tedbirler sayılırken Kanunda görüldüğü gibi, bu tedbirler “kusurlu eş” açısından düzenlenmiştir.

Yasanın getirdiklerine kısaca değinecek olursak;
Aile içi şiddete maruz kalan eşin veya aile bireylerinden birinin ya da olaya tanık olan 3. bir kişinin başvurusu veya Cumhuriyet Savcılığının bildirmesi üzerine, Aile Mahkemesi Hakimi resen (kendiliğinden) olayın niteliklerini göz önünde bulundurarak Kanunda yazılı tedbirlerin birine, birkaçına veya hepsine birden hükmeder. Bu tedbirler:
Kusurlu eşin;
a)şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,
b)müşterek evden uzaklaştırılması, evin (aile konutunun) şiddete uğrayan eşe ve çocuklarına tahsis edilmesi, şiddet uygulayan eşin eve yaklaşmaması,
c)ev eşyalarına zarar vermemesi,
d)aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
e)varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,
f)alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanmış olarak ortak konuta gelmemesi,
Hakim bu tedbirlere en çok 6 ay süre için hükmedebilir.
Kusurlu eşe, kararda hükmolunan tedbirlere uymazsa tutuklanacağı ve tedbir süresinin hapis cezasına dönüşeceği ihtar edilir.
Hakim, şiddete uğrayanın yaşam düzeyine uygun bir tedbir nafakasına da hükmeder.
Başvurular harca tabi değildir.
Koruma kararının bir örneği Aile Mahkemesince Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Savcılık kararın uygulanmasını zabıta (ve gerektiğinde psikolog, sosyal çalışmacı gibi uzman kişiler) aracılığıyla izler. Kusurlu eşin karara uymaması halinde, zabıta mağdurun şikayetine gerek kalmaksızın evrakı resen Savcılığa iletir.
Savcı da karara uymayan kusurlu eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açar.

Yasanın Uygulanması:
Kanun yürürlüğe girdikten sonra, şiddete uğrayan bir kadının İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu’na başvurması üzerine, kendisine yardımcı olunmuş ve bir üyemiz aracılığıyla bu Kanun çerçevesinde ilk davayı açılmıştır. Yasanın uygulanmasında karşılaşılan ilk zorluk, hakimin tedbir kararını derhal vermesini sağlamak konusunda olmuştur. “Tedbir Kararının Derhal Verilmesi” gerekir, bu husus Yasanın Gerekçesinde de önemle vurgulanmıştır: “Aile Mahkemesi, mağdurun tekrar şiddete uğrama ihtimalini göz önüne alarak, başvurunun hemen ardından tanık ya da karşı tarafın dinlenmesine gerek olmadan bu kararı verebilecektir” denilmiştir.
Uygulamada tedbir başvurusu üzerine mahkemenin acilen karar vermemesi, duruşma günü vererek tedbir kararını bir süre sonra vermesi gibi aksaklıklar söz konusu olmaktadır, ancak bu durum Yasanın gerekçesine ve amacına aykırıdır. Zira şiddete uğrayanın mahkemeye başvurusu da yeni bir şiddet sebebi olabilecektir.
Uygulamadaki bu gibi yanlışlardan dönülerek, usulüne uygun başvurusu ve özellikle doktor raporu bulunan olaylarda hakim derhal tedbiri vermelidir.
Ayrıca, uygulamada en çok şikayet edilen diğer bir konu, şiddete uğrayan kadınların başvuru sırasında karşılaştıkları zorluklardır. İlk başvurusunu genellikle karakola yapan kadın, polisin göstereceği olumsuz ve ters davranış karşısında, adeta ikinci kez şiddete uğramış olacaktır. Bu nedenle, özellikle semt karakollarındaki polislerin yasa konusunda bilgilendirilmesi ve bu konuda hizmet içi eğitim verilmesi önem taşımaktadır.
Almanya’da şiddetin önlenmesi konusunda çıkarılmış olan benzer bir yasanın etkili bir şekilde uygulanabilmesi için; ilkin pilot bölgeler oluşturulmuş ve “şiddet türleri” ve “fiziksel şiddetin kişileri ruhsal açıdan ağır biçimde zedelediği ve giderek bu durumun toplumsal açıdan da olumsuz etkisi olacağı ” konularında polis merkezlerinde çalışanlar bilgilendirilmiştir. “Bize Güvenin – Şiddete Son Verelim” projesiyle polislerin şiddete uğrayanlara duyarlı davranmalarının sağlanmasına çalışılan bu bölgelerde (Polizeipraesidium Niederbayern) beş yıl sonra yapılan araştırmada aile içi şiddet olaylarının %30 oranında azalmış olduğu görülmüştür.

Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un, ilk başvuru yeri olan polis karakolunda ve daha sonra mahkemede Yasanın çıkarılış amacına uygun şekilde uygulanması, zaman içinde kuşkusuz kadına yönelik şiddet eylemlerini önleyici, caydırıcı rol oynayacaktır.
Kanunun çıkarılmasının birinci yılında (1.10.1999 – 1.12.1999) iki ay içinde Türkiye genelinde 1727 dava açılmış olması dikkate değerdir. Bu davaların 564’ü Ege Bölgesinde, bunun 476’sı İzmir’de açılmıştır. İstanbul’da 256, Eskişehir’de 149, Elazığ’da 31, Diyarbakır’da ise 28 dava açılmıştır.

İstanbul mahkemelerinde yapılan bir araştırmada 4320 sayılı Kanuna dayanarak açılan davaların % 92’sinde DERHAL tedbir kararı verildiği görülmüştür. 9 Ocak 2003 tarihinde Aile Mahkemelerinin kurulması ile birlikte, 4320 kapsamındaki olayların Aile Mahkemesinde görülecek olması “şiddetin önlenmesi açısından” olumlu bir katkı sağlayacaktır.

Aslında aile içi şiddet, rakamlara yansıyanlardan çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Şiddete uğrayanların ancak yaklaşık % 20’si resmi makamlara başvurmaktadır. % 88 olayda şiddet erkek tarafından uygulanmıştır.
Şiddete maruz kalan kadının neden başvuruda bulunmadığına bakıldığında, ekonomik bakımdan güçsüz olması, bir işte çalışmaması dolayısıyla cesareti olmaması veya iddiasının ciddiye alınmayacağı korkusunu taşıması ya da saldırganın cezalandırılmayacağı ve şiddetin tekrarlanacağı endişesi içinde olduğu görülmektedir.

Şiddete uğrayan sessizlik çemberini kırıp, Kanunen kendisine tanınan hakkını kullanmak istediğinde, karakoldan başlayarak mahkemede ve tedbirlerin uygulanması safhasında 4320 sayılı Kanunun getiriliş amacı her zaman göz önünde tutulmalı ve amaca uygun şekilde uygulanmalıdır.
Bazı eksikliklerine rağmen bu Yasanın çıkarılmış olması büyük kazançtır.

Kadına yönelik şiddetin tam anlamıyla önlenebilmesi için, önlemlerin hukuk alanıyla sınırlı kalması, yasal düzenlemelerin yapılması tabii ki yeterli değildir. Kanun konusunda bilgilendirme toplantıları yapmada Barolara, bu bilgilerin yaygınlaştırılmasında görsel ve yazılı medyaya, kanunun uygulanmasında adli tıptan, sosyal hizmetlere; polis teşkilatından yargı mekanizmasına kadar herkese görev düşmektedir.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Alt 11-24-2009, 05:15 PM   #10
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,996
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ancak sosyalizmde son bulur

Ankara Kadın Platformu, 25 Kasım Çarşamba günü ''Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'' dolayısıyla eylem yapacak.

Platform üyesi çeşitli sivil toplum örgütü, siyasi parti ve sendika temsilcilerinin katılımıyla Kadın Dayanışma Vakfı'nda basın toplantısı düzenlendi.
Toplantıda konuşan platform sözcüsü Nurşen Ayaz, ''Kadınların, Türkiye'de yaşamın her alanında ikincileştirildiklerini'' ileri sürerek, Türkiye'de yıl başından temmuz ayına kadar 953 kadının öldürüldüğünü belirtti.
Kabahatler Kanunu'na dayanılarak, farklı cinsel kimliği seçenlerin suçlu durumuna düşürüldüğünü, birçok kadının yüzüne kezzap atıldığını, tecavüze uğradığını ve pek çok kadının da işkence görerek yaşama hakkından yoksun bırakıldığını savunan Ayaz, bu nedenlerle 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nde ''Kadına Yönelik Şiddeti Birleşerek Durduralım!'' sloganıyla eylem yapacaklarını bildirdi.
Ayaz, 25 Kasımda Güvenpark'ta toplanarak Yüksel Caddesi'ne yürüyeceklerini kaydetti.
AA
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Civakparez (11-29-2011), Ozan abbas (11-15-2010)
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
ancak, ayrimcilik, ayrımcılık, bulur, kadina, kadına, son, sosyalizmde, yönelik, şiddet


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +3. Şuan Saat: 03:57 PM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,