![]() |
|
|||||||
| SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ Devrim mücadelesi ve sınıfın öz örgütleri arasındaki ilişki |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
TEKEL DİRENİŞİNİ BİTİREN, GERİ İTEN SENDİKAL İHANETTİR
KAHROLSUN SENDİKA AĞALARI, KAHROLSUN SENDİKAL İHANET ŞEBEKELERİ, YAŞASIN PROLETARYANIN ONURLU MÜCADELESİ Sendikal ihanet çeteleri olan sendika ağaları, sendika patronları Tekel Direnişi başladı başlayalı birçok kez sahne aldılar; sınıfın mücadelesine hainlik ettiler. Ta başından beridir sendikal ihanet şebekelerinin, sınıfın mücadelesinin önündeki en büyük engel olduğunu ifade etmiştik. Nitekim son 1 Nisan Ankara Buluşmasının sonuçsuz kalmasının nedeni de sendikal ihanetin kendisidir. Sendika ağalığı, sendika patronluğu sistemi; kapitalizm var olalı beri sınıfın içinde satın alınmış sınıf düşmanlığının kendisidir. Düzenin, patronların, kapitalist burjuva sınıfın proletarya içindeki ihanet hançeridir. Keklik soylarıdırlar. İngiliz Çartist hareketi içinde yaratılan bu ayrıcalıklı, satılmış, sözde işçi sınıfının yanında görünüp egemen burjuvazinin sınıfın mücadelesini baltalayan, sınıf mücadelesini bölmek, parçalamak, hedeflerinden ve düzenden uzaklaştırmak amaçlı bu güruh proletarya kadar eskidir. Sendikalar, herkesin bildiği üzere sınıfın öz, ilkel, ekonomik-demokratik çıkar ve hak mücadelesinin temel yapılarıdırlar. Sınıfın en geniş, yaygın, düzene ilk elden vuran kitlesel örgütleridir sendikalar. Bu bağlamda, proletaryanın komünist devrimci mücadelesi açısından ne derece önemli ise; burjuvazi açısından da o kadar önem taşımaktadır. Bu bakımdan, satın alınmış, düzene para-çıkar ilişkileri ile bağlanmış bir bürokratlar topluluğuna ihtiyaç duymaktadır burjuvazi. Sendikal bürokrasi, sendika ağa ve patronları düzen-burjuvazi için ne kadar gerekli ise; sınıfın devrimci mücadelesi ile günü birlik hak mücadelesi açısından o kadar gereksiz, fazla, ön kesici, mücadeleyi baltalayıcı bir role sahiptir. Bu bağlamda sendikal mücadelenin de, sınıfın sosyalist mücadelesinin de en büyük ayak bağlarıdırlar bu kesimler. Son Tekel Direnişi cephesinde de yaşananlar bunların kanıtlarıdırlar. Tek Gıda-İş sendikası genel başkanı Mustafa Türkel’in tüm maskeleme çabalarına karşın sendikal ihanet çetesinin, düzene uşaklıkta sınır tanımadığı bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Mustafa Türkel, hem popülizmi bir yandan elden bırakmadan, bir yandan da makamını, gelir kaynağını- aidatlar, rüşvetler, güç vs gibi- elden bırakmamak uğruna zaman zaman Türk-İş ve hükümete yükleniyormuş gibi görünse de bu tamamen zevahiri kurtarmak üzerinedir. İşin özünde işçilerin direniş ruhunu bitirmek, onların gazını almak ve sözde gelecekte başarılabilecek şeyleri olgunlaştırmak uğruna mola, zaman kazandırmak- tabiî ki egemenler lehine olarak- vardır. Türk-İş her zamanki gibi sendikal mücadelede bile ne derece hain bir yerde durduğunu ispatlamıştır bir kez daha. İşçileri oyalamak, sözde görüşmeler yaparak düzene zaman kazandırmak, esas mücadele zemininden uzak tutmak, sınıfın mücadele azmini sahipsiz bırakmak vs gibi işlevlerine uygun tüm her şeyi yapmıştır. Direniş daha önceki yazılarımızda da altını çizdiğimiz gibi çadırlar sökülüp mola dendiğinde bitirilmişti. 1 Nisan ile ardından 2 Nisan gelişmeleri sendikal ihaneti gözler önüne çıplak bir biçimde sermiştir. Bunu Tekel işçilerinin görmemesi olanaksızdır. Bu direniş, sınıfın mücadelesinde sınıf sendikaları hareketi ile sınıf sendikacılığının altını bir kez daha kalınca çizmiştir. Diğer yandan sınıf mücadelesinin yanında, önünde, ardında olan kesimler açısından oldukça olumlu bir sınav verildiği aşikârdır. Devrimci-demokratlar ile komünist devrimcilerin iki güne yayılan lokal direnişleri, sınıfla “dışarıdan” kucaklaşma ve buluşma denemeleri ile düzenle karşı karşıya gelem iradeleri ile birlikte-ortak hareket etme zeminlerini güçlendirme bakımından oldukça önemli veriler sunmuştur. Sendikal ihanete karşı Sınıf Sendikaları Hareketinin ve Sınıf Sendikacılığının artık pratik sınıf mücadelesi ile birleştirilmesi gerekiyor. Embriyo yeterince büyümüştür ve de artık “ dış “ dünya ile tanışıp onu değiştirip dönüştürme mücadelesine katılması gerekmektedir. Sınıf Sendikacılığının sınıfın gerçek lider kafa yapısı, pratik öncüsü yapılmadan sınıf mücadelesinin güncel ve nihai amaçlarına yönelip başarılı olamayacağı binlerce örnekle orta yerdedir. Sendikal ihanet çemberi kırılmadan ne Tekel Direnişi ne bir başka direniş ne de sınıf mücadelesinin nihai hedefi olan komünizm gerçek olabilir. Tüm sınıfın Sınıf Sendikaları Hareketi çevresinde örgütlenmesi, mücadelesi, kazanılan geçici bağların kalıcı bir örgütsel kimya içinde dönüştürülmesi mücadelesi önümüzdeki görevdir. Tekel Direnişi, belki geçici olarak yenilmiştir. Geri çekilmiştir. Bunun da nedeni Sınıf Sendikaları Hareketinin zayıflığı ile sendikal ihanet çemberinin kırılmamış olmasıdır. O halde hedef kendiliğinden öne çıkmaktadır. Anadolu Komünist İşçi Hareketinin yaratılmasının yolu, sınıfın Sınıf Sendikaları Hareketi çerçevesinde örgütlenmesi ve sendika ağa-patronlarının satılık yüzlerinin teşhiri, insan yüzüne çıkamaz boyuta getirilmesidir. KAHROLSUN SENDİKAL İHANET ŞEBEKELERİ TEKEL DİRENİŞİ YOL KAZASINA UĞRAMIŞTIR, 1 MAYISA KADAR TEKEL DİRENİŞİ BÜYÜMELİDİR YENİDEN 1 MAYISTA ALANLARDA HESABINI SORMAYA KAHROLSUN SENDİKA AĞALARI YAŞASIN SINIF SENDİKALARI HAREKETİ YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YAŞASIN SOSYALİZM 02.04.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
SENDİKA AĞALARI SINIF MÜCADELESİNİ BALTALAMAYA DEVAM EDİYORLAR
Oldukça hareketli geçecek ve sınıf mücadelesinin keskinleşeceği bir yıla girdik.Tüm dünya ekonomisi,emperyalist kapitalizm kökünden sarsılıyor,sarsılacak.Kriz aslı etkisini bu yıl gösterecektir.Dünya kapitalizminde daralma,durgunluk,üretimin azalması,kısılması,krizle birlikte işsizlik,açlık,yoksulluk,sefaletle yeni bir sürece girilecektir.Bu süreç her bakımdan kırılma noktaları yaratacaktır. Yine ülkemizde de durum oldukça olumsuzdur. Krizin etkileri yoğunlaştıkça, açığa çıktıkça derinleşen ve keskinleşen kırılmalar olacaktır. Bu bakımdan krizin esas sonuçlarının her şeye rağmen bu yıl içinde ortaya çıkacağı kesindir. Bir yıl içinde 500.000 civarında işçi işinden çıkarılmış ve kapıya konulmuştur. Bu rakamın , yıl içinde daha da yukarılara çıkması bekleniyor. Krizi fırsat bilen kapitalistler , daralma, küçülme bahanesi ile işçi tenkisatlarını daha da yoğunlaştıracaklardır. Beri yandan ücretler olduğu yerde saymakta, asgari ücrete 27 TL gibi komik bir artış yapılmaktadır. Toplu sözleşmelerde de sendika ağaları ve sarı sendikacıların ihaneti ve patronların tehdidi ile işçi sınıfı komik yüzdelik artışlara razı edilmiştir. Hak-İş bilindiği üzere , AKP’nin ya da yeşil- gerici sermayenin borazanlığını yapmaktan öteye gidemiyor. Geçmişte de böyle idi. Ama bu yıl içindeki tavırları ile tamamen sınıf düşmanı ve siyasal İslam savunuculuğu tavırlarını açıkça ortaya koymuşlardır. Türk-İş yılların sarı sendika ağalık sisteminin katmerlenerek sürdüğü bir ihanet şebekesi tarafından idare edilmektedir. Türk-İş başkanları ve yöneticileri trilyonluk servette , burjuva politikacıları ile yarışmaktadırlar. Bu servetlerini de Kıbrıs gibi kara para aklama cennetlerinde tutmakta ayrı becerileri. Yine sendika aidatları ile at yarışlarına servetler dökmekte; çoluk –çocuklarının lüks yaşantısını garanti altına almaktadırlar.Yine toplu sözleşmede özellikle ****l sektöründeki sözleşmede sınıfa ihanet ederek yüzde 4 gibi komik bir rakama imza atmışlardır. Yine ****l sektöründe, otomotiv ve yan sanayi ağırlıklı olmak üzere binlerce işçini işinden olmasına ses bile çıkarmamaktadırlar. Anlaşılan patronlarla bu konuda tam bir uyum içindedirler. Olasıdır ki, çıkarılacak işçilerin listesini bile birlikte hazırlamışlardır. DİSK, sözüm ona “sosyal demokrat” bir sendika olmakla övünerek, sürekli CHP , SHP, ÖDP, EP gibi partilerle dirsek temasında olarak sınıfa ihanette sınır tanımamışlardır. Türk- ****l’in imzaladığı sözleşmeye Birleşik-****l de aynen, biraz oyalayarak işçileri imza atmıştır. Sermayenin ve ihanetin renginin olmadığını bir kez daha ortaya koymuşlardır. Onlar CHP listelerinden aday gösterilecekleri günleri bekleyedursunlar; sınıf her gün krizle boğuşmaya devam etsin. Yine Kamu emekçileri, işçileri sendikaları olan Türkiye Kamu-Sen, aynen Türk-İş fonksiyonu üstleniyor.Bütçe görüşmelerinde IMF faizlerine, borçların geri ödemelerine, sermayeye ve de Diyanete, Savunmaya ayrılan paylar ülke bütçesinin 2/3 ‘ünü götürürken, emekçilere yüzdelik 4 gibi komik rakamlara boyun eğmişlerdir. Onlardan beklenen de budur zaten. Memur-Sen ise aynen Hak-İş fonksiyonundadır Kamu işçileri açısından. AKP ve dinci gericiliğin-sermayenin koltuk değnekliğinde beis görmemektedirler. Onlar için hükümete koltuk değneği olmak tek ve önemli görevdir. KESK ise, yeni sosyal demokrat olan güçlerin denetiminde sınıfa ihanet etme yolunda ve bürokratik-sarı sendika ağalığına hızla sürüklenmektedir. Epeydir emareleri olan süreç, artık açıktan yürümektedir. Koltuk pazarlıkları ile geçirilen kongreler, şimdiler de ÖDP, EP ve DTP ‘nin yan örgütü gibi hareket etmektedir. Emekçilerden hızla uzaklaşan yapı, bütçe görüşmeleri ve dayatılan yüzdelik zamlara karşı eylem örgütlemeyi bir kenara bırakın artık yazılı açıklamalar bile yapmaktan aciz hale gelmiştir. Devrimci-demokrat ve komünist devrimcilerin etkinliği ise oldukça sınırlanmış olup; bu sendika da artık sarı-gerici-bürokrat sendika ağalarının insafına kalmıştır. Ne yapmalı ? Bu sarı-gerici-bürokratik sendika ağalığı sistemine topyekün savaş açmadan başarı imkansızdır. Sınıf , kriz ve sonuçları ile daha da ağır şartlara doğru giderken , bu süreçte sendikal mücadele yürütülmemesi, direnişlerin ,grevlerin örülmemesi,sokakların isyan alanlarına çevrilememesinde sorumluluk ; bu sendika ağalarının olduğu kadar sözünü ettiğimiz komünist devrimciler ile gerçek devrimci-demokratlarında sorumluluğundadır. Tüm muhalif ve devrimci güçlerin birlikte hareket etmesi kaçınılmaz olarak kendini dayatmaktadır. Bunun karşısında olmak karşı-devrimci güruha hizmet ve sınıfa ihanet etmekle eş anlamlı olarak ele alınmalıdır.Zira süreç , kesin olarak güç birliklerini dayatmaktadır. Yukarıdan oluşturulan Güç birliklerinin ortak ve birlikte hareketinin ilke ve çalışma biçimleri net olarak çizilmelidir. Hiçbir devrimci hareketin koltuk, örgütsel çıkar ve beklentileri ile kaprislerine takılmadan bu üst birlik hemen çalışmaya başlamalıdır. Bu üst birlik ,ana koordinasyon merkezi ve beyni olarak tabandan işyeri-fabrika komiteleri ve onun üzerinde sektörel bağıntılı konsey örgütlerine doğru ilerlemelidir. İşyerine dayanmayan örgüt-komite ve konseylerin başarısız olacağını peşin kabul etmeden ilerlemek olanaksızdır. Diğer yandan , sınıfın günübirlik çıkarları, krize karşı tutum, çalışmalar, mücadelenin örülmesi ile sendika ağalığının ve ağalarının ortadan kaldırılması sürecin en kritik öğelerinden birisidir. Muhalif Sınıf Sendikaları Hareketinin örülmesi, çalışmalarının merkezileştirilmesi kesin olarak zorunludur. Sınıfın devrimci politikaya kazanılması ile birlikte yürüyecek bu ekonomik-demokratik-sendikal çalışmaların ustaca birleştirilmesi ; komünist devrimciler ile devrimci-demokratların ne kadar ilkeli-duruşuna sadık-becerikli-yetenekli olduğunu da açığa çıkaracaktır. Sendika ağaları sınıf mücadelesini baltalıyorlar ve baltalamaya devam edeceklerdir. Sınıfın her alandaki devrimci mücadelesinin önünü açmak , sendika ağalarına-ağalığına ve hain şebekelere karşı mücadele edilmeden başarısızlığa mahkumdur. Sınıfın öz örgütlerinde , sınıfın egemenliğini tesis etmeden sosyalizm, özgürlük ve komünizm , proletarya diktatörlüğü olanaksızdır. Sendikalar , sınıfın sınıf mücadelesini boğmak uğraşı içindeki kesimlerce kuşatılmıştır. Bu kuşatmayı yarmak için Sınıf Sendikaları Hareketini yaratmak,başarmak elzemdir. Her devrimci, her komünist bunun için daha fazla enerji harcamak durumundadır. SINIF SENDİKALARI İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE SINIF SENDİKALARI İÇİN SINIF SENDİKALARI HAREKETİ 02.01.09 Mahmut Halil Can (Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
15 ŞUBATTA SENDİKA AĞALARINA KARŞI DA MÜCADELEYE
Emperyalist kapitalizmin Türkiye ayağında krizin sonuçları oldukça ağır bir tabloda ilerlerken, bu süreci sırtlayacak muhalefet odaklarının yetersizliği en önemli eksiklerden biridir. Mevcut odakların, sendikal,ekonomik örgütlenme örgütlerinin başında sarı-gerici-faşist sendika patronlarının ( Türk-İş için son söylemimiz ağırlıktadır) olduğunu,bu egemenliğin kırılmadan gerek sendikal anlamda ve gerekse de siyasal anlamda ileri gidemeyeceğimiz ve sosyalizm odaklı mücadelemizin başarılı olabilmesi her halükarda tartışılacaktır. Bu bakımdan her sınıfsal atılım sürecinde taktiksel olarak öne sürdüğümüz şiarlar yerli yerini,hedeflerini bulmak ve ölçüsü ile kendisini tartmak zorundadır. 15 Şubat Kadıköy mitingi ,önceki 29 Kasım mitingi gibi esasta sınıf işbirlikçi sendika ağalarının sınıfın potansiyel ve düzene olan gerçek öfkesini deşarja yönelik zoraki alınmış kararlardır. Sınıf işbirlikçi sendika ağalarının , sınıfın gerçek gündemi olan krizle,işsizlikle,yoksullukla,açlıkla,sefaletle,ha lkların kıyımı ile,her gün daha da derinleşen siyasal krizle vs ilgileri yoktur.Hatta bu anlamda, düzenin yanında durdukları açıktır. Zira onların esas misyonu, geniş proleter ve emekçi yığınların düzen dışına çıkmasını engellemek,düzen dışı mücadeleye yönelmesinin önüne geçerek,enerjilerini,hedef ve ideallerini mevcudun içinde tutmak ve bir şeyler yapıyormuş gibi görünerek sınıfa güven teyit etmektir.Sendika ağalığı sistemine biçilen esas misyon budur. Bugün sendika ağalarının serveti orta düzeyde bir burjuva serveti kadardır aşağı yukarı.Başta Türk-İş olmak üzere sınıfa ihanet etme bakımından nerede oldukları belli olan ve kontrgerillanın kucağında oturdukları kesin olan bu yapının yanına, giderek düzen içinde kendilerine yer açmış olan ,CHP ile sürekli dirsek temasında olan DİSK ile yine düzen içinde yeni sosyal demokrat hareketin temsilcisi olan KESK’te eklenmiş ve bu türden mitinglerle sınıfın devrimci mücadelesinin önünü kapamaya çalışmaktadırlar. Bu mitingler, sınıfın düzene olan öfkesini deşarj etmeye dönük olarak tabanın ve devrimcilerin zorlamasıyla yapılmaktadır.Burasının altını özellikle çizmek lazımdır. Zira mücadelenin önündeki engelleri doğru tespit etmek ve bu engelleri aşmak açısından temel önemdedir . 15 Şubat Kadıköy mitingi için sendikalar,sarı-geri sendikalar hiçbir çalışma yapmamaktadırlar.Devrimcilerin kör-topal çalışmaları dışında,cılız çağrılar yapmak dışında özel bir çalışma,hazırlık yapmayan sendika patronlarının niyeti tek başına bu çalışmamazlık ile bile aşikardır. Bu anlamda 15 Şubat her ne kadar bir eylem birliğinin sahnesi olmak bakımından önemli ise de, diğer yandan sendika patronlarının da gerçek yüzlerinin açığa çıkarıldığı,sınıf nezdinde sınıf mücadelesinin engellerinin net biçimde ortaya konduğu bir gün olmalıdır. Başta İstanbul olmak üzere, çevre il ve ilçelerde yoğun bir işçi akımının mitinge katılımının sağlanması,bu katılımın başından itibaren örgütlü hareketinin,yek vücut ortak düzlemde gidişinin sağlanması birinci taktiksel aşamadır. İkincisi, kriz ve krizin sonuçlarını deşifre eden, krize ve kapitalizme karşı devrim ve sosyalizm mücadelesini,örgütlenmeyi öne çıkaran sloganlar,ajitasyon,propaganda çalışması taktiksel çalışmanın ikinci bütünleyenidir.Sınıfsal coşkunun alana giderken ve çıktıktan sonra da canlı ve örgütlü tutulması yine temel değerdedir.Taktiksel çalışmanın üçüncü ayağı ise, kesin olarak sınıfın düşmanlarının,kapitalizm ve burjuvazinin teşhiri ve ortadan kaldırılması kadar ; yönelmesi gereken ikinci ayak kesin olarak sınıf içindeki sınıf düşmanlarıdır. Sendika ağaları,sınıf işbirlikçisi sendika patronları,sınıfa düşman politikada sınır tanımayan ,anti-demokratik,anti-sınıfsal,düzen içi sendikacılık anlayışı hedeflerden diğeri olmalıdır. Zira mevcut düzen ve durumda, sınıfın hareket potansiyelini sınırlayan ve kendi içinde enerjisini heba eden,çoğunda sınıf mücadelesi yürüten komünist devrimci işçiler ile devrimci demokratların önünde barikat-engel olan bu yapının kırılması,ortadan kaldırılması sınıf mücadelesinin önünün açılmasının temel önemde olan bir ayağıdır.15 Şubat ve sonrasının temel sınıf mücadele taktiklerinde önemlisi de bu olmalıdır. İşyeri komite ve konseyleri ile sendikalara yayılmış biçimiyle Sınıf Sendikaları Hareketinin , muhalif tüm sınıfın üyelerini kapsamasına dikkat edilerek yapılandırılması, her sınıf eyleminin bu çerçeve bakımından ele alınması zorunludur. 15 Şubatın sonucunun 29 Kasıma çevrilmemesinin güvencesi sınıf ve sınıfa liderlik edebilecek komünist devrimcilerdir. 15 Şubat Kadıköy mitingi ve sonrası bu taktiksel aşamaların ve çalışmaların değiştirip dönüştürücü etkisinin oldukça öne çıkacağı,doğru mecra ve kanallar açılırsa sonuca doğru ilerleyeceği bir yol açabilir.Bu tamamen sınıf devrimcilerine ait ve öne çıkan görevler bütünlüğüdür. Düzenin krizi ve sonuçları ortadadır.Krizin her gün neleri silip süpürdüğü ortadadır.Sınıfın buna nefret , kin ve öfke beslediği de ortadadır.Ama diğer yandan , sınıfın çıkışsızlığı ve alternatifsizliği, yani komünist devrimci sınıf hareketinin zayıflığı da bir diğer gerçektir. Her ne kadar yerel-lokal anlamda sınıfla kurulan cılız-zayıf ilişkiler ve olumlu çalışmalar olsa da, bunun nihai mücadele açısından bir damla bile sayılamayacağı açıktır. Büyük kitle mitinglerinin devrimci değiştiriciliği ve dönüştürücülüğü ise tartışılmazdır.15 Şubat ve sonrası da bu minvalde ele alınmalıdır. 15 Şubat Kadıköy mitingi, sınıfın düzen,krize,burjuvaziye,emperyalizme,faşizme vs öfkesi kadar; düzen sendikacılarına,sendika ağa ve patronları sınıfına,sınıf işbirlikçilerine karşı da bir mücadele günü haline getirilmelidir.15 Şubat mitingini bu çerçevede ele almak ve değerlendirmek , devrimci mücadele açısından değişimin motorlarını yakalama açısından bir kürsü,alan haline getirilebilir,getirilmelidir. KRİZE KARŞI DEVRİM,KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZM KAHROLSUN SENDİKA AĞALIĞI,YAŞASIN SINIF SENDİKALARI HAREKETİ 15 ŞUBATTA KADIKÖYDE DEVRİMCİ SLOGANLARLA DEVRİMİN SAFLARINA 12.02.2009 Mahmut Halil Can ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
SENDİKAL İHANET ÇEMBERİNİ KIRMADAN SINIF MÜCADELESİ KENDİ KANALINDAN AKAMAYACAKTIR
Sendikal ihanet çemberi, sınıf mücadelesini her yandan boğmaya, sıkmaya devam ediyor. Sınıf sendikacılığı ile sınıfın komünist devrimci mücadelesinin en önemli engeli düzenden önce kesinlikle sarı-gerici-işbirlikçi sendikal ihanet çeteleri, sendika ağaları ve bürokratlarıdır. Bundan önceden de, aşılmadıktan ve temizlenmedikçe yine sınıf mücadelesini baltalamaya, geriye çekmeye, satmaya devam edeceklerdir. En son İzmir Karşıyaka Belediyesine bağlı Kent A.Ş işçilerinin mücadelesinin satıldığını gördük. Aylardır mücadelelerini büyük bir kararlılıkla sürdüren işçiler, büyük İzmir-Ankara yürüyüşünü başarı ile gerçekleştirip Ankara sokaklarını da ısıtmaya başlamışlardı ki; tam da bu noktada DİSK Genel-İş sendika ağalarının kavgayı, direnişi Ankara’da sonlandırma kararı çıktı ortaya. Genel-İş sendika ağaları, patronları olan CHP Genel Başkanı ile görüşemeyince ve de muhtemeldir ki, yedikleri fırça sonrası apar-topar direnişin tam da genelleşme eğilimine girdikleri zamanda direniş sonlandırdılar. DİSK’in tipik düzen içi sosyal demokrat bile olmayan CHP’ye yakınlıkları bilinmeyen bir şey değildir. Zaten CHP Genel Başkanına kendine bağlı bir Belediye Başkanını şikayet etmek dışında bir şeyler yapacakları da yoktu. Ama patronları buna bile izin vermedi. Sendika ağalarının eylem ve direniş baskısıyla bu direnişi buralara taşıdıkları açıktır. İşçilerin kararlı, inatçı, inançlı, ısrarlı tutumudur ki; Ankara’ya taşındı direniş. Yoksa sendikal bürokrasinin Ankara’yı zorlamak bir yana, aklının ucundan geçirmesi bile olanaksızdı. Ama diğer yandan işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin sendikal ihanet çetelerini aşacak düzeyde olmamasından kaynaklı da dönüş kararına karşı direnilememiştir. Sınıf bilinçsiz proletaryanın en büyük düşmanıdır sendikal bürokrasi, ağalık sistemi. Zira istedikleri gibi kullanabilmektedirler işçi sınıfını. Eylemlerde ve direnişlerde asla inisiyatifi sınıf bilinçli işçiler ile komünistlere bırakmadıkları gibi, aynen ağa babaları patronlar gibi, yeri geldiğinde tehditler-şantajlardan da geri durmuyorlar. Kent A. Ş. İşçilerinin direnişi de ve ileri doğru atılımla, kendinden sonra gelecek sınıfın diğer kesimlerine bir direniş geleneği bıraktırmadan ve de elde edilmiş somut bir kazanım olmadan bitirilmesi sendikal ihanetin en somut örneklerinden birisi olarak hafızalara kazınmış oldu. Bu anlamda çeşitli sonuçlar ve dersler çıkarılması lazım gelen bu süreç oldu aynı zamanda. Her ne kadar sınıf tarihinde ne ilk ve ne de son olacak bu süreçten yine bazı başlıklarla sonuçlar, dersler çıkarmak gereklidir. Birincisi, sendika ağalığı,bürokrasisi, ihanet çeteleri sınıfın önünden temizlenmek zorundadır. Bu şebekeler, patronların sınıf içindeki ajanlarıdırlar. Sınıf bilinci ve mücadelesinin en büyük düşmanlarındandırlar. İkincisi, sözde sosyal demokratlar mevcut emperyalist kapitalizmin sınıfı düzen içinde tutmak için yedek lastikleri ya da stepneleridirler. Sosyal demokrasinin tarihsel misyonu ve gereği de budur zaten. Sınıftan yana gibi gözüken bu sınıf düşmanı, sınıfın düzen içinde tutulmasının sac ayaklarıdırlar. Bu açık ve net bir biçimde bu süreçte ortaya çıkan bir gerçektir. Üçüncüsü, sınıf bilinçli işçi sınıfımız yoktur ve sınıfın bu bilinci kazanmasının kaldıracı olacak komünist devrimci sınıf liderlerinin sınıfla ilişkisi kesinlikle istenilenin ötesinde olmamasının yanında yoktur. Sonradan müdahale ve içeriye taşma girişimleri ise çoğunda başarı kazanacağı zaman ya direniş bitiriliyor ya da etkili bir müdahale yapılamadan uzak kalınıyor. Dördüncüsü, sınıf mücadelesine stratejik mücadele araçları yoktur komünist devrimci öncülerin. Bu anlamda merkezi düzeyde ve yerel düzeyde süreci, devrimci bir sınıf mücadelesine dönüştürecek araçlar yaratılmalıdır. Devrimci Sendikal Muhalefet örgütlenmek ve sar-gerici-faşist sendikal anlayışı ile ağalık-bürokrasi aşılmalıdır. Aşağıdan yukarıya örgütlenen , işyerlerinden başlayarak ilerleyecek bu muhalefet örgütünün başarılması olanaklı ve gereklidir. Beşincisi Devrimci Sendikal Muhalefetin amacı kesinlikle Sınıf Sendikal Hareketini yaratmak olmalıdır. Sınıf sendikal anlayışının temel alındığı muhalefet hareketi kendi içinde sınıf bilincini oluşturmak, geliştirmek, sınıf içindeki çalışmayı sendikaların olması gereken yere çekilmesi yanında; devrimci sınıf mücadelesinin ve sosyalizmin temel unsuru haline getirmeyi amaçlamalıdır. Devrimci Sendikal Muhalefet hareketi, tüm devrimci güçleri kapsamalı ve ortak hareket etme anlayışının ötesinde bir Cephe mücadele alanı olarak işlevlendirilmelidir. Bu olanaksız gibi görünen birlik zemini başarılması aslında çokta zor olmayacak bir süreçtir. Gurupçu zihniyetlerin mahkum edilmesiyle başlanacak bir atılım süreci, sürecin önünü açabilir. Samimiyet birincil basamak ise, ortak düşmana karşı birlikte mücadele de ikinci basamaktır. Sınıfın kendi öz örgütlerinin kendi eline geçirilmesi sürecinde herkes olmalıdır. Sınıf mücadelesi verdiğini söyleyen herkes. Devrimci sınıf mücadelesinin önündeki en büyük engel , kesinlikle Sendikal ihanet çeteleridirler. Sarı-gerici-faşist sendika ağaları ve sendikal bürokratlardır. İşçilerin aidatlarıyla palazlanıp, düzene yine işçisini pazarlayanlardır. Bu kamburu sırtından atacak sınıf bilinci mücadelesinin temelleri sınıfın kendisinde zaten vardır. Sınıfın öncüleri ile kendisi birleştikçe, bu süreç ve kambur atılacaktır. Kent A.Ş. direnişinin bu biçimde satılması, geri çekilmesi ne ilk ne de son olacaktır. KURTULUŞ DEVRİMDE VE SOSYALİZMDEDİR. 10.11.2009 Mahmut Halil CAN ( Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL İŞÇİLERİ MÜCADELENİN YOLUNU GÖSTERİYOR YOLLARI DÖŞÜYOR SENDİKA AĞALARINI ZORLAMAYA DEVAM EDİYORLAR
Tekel işçileriyle Dayanışma Mitingi Ankara’da yapıldı. Onbinlerce işçinin, dayanışma destek için birçok ilden gelenlerinde katıldığı miting coşkulu geçtiği gibi, sonuçları ve hedefledikleri ile ilgili önemli dersler de sunmaya ve de sınıf mücadelesi açısından aşılması gereken engelleri göstermesi bakımından da mücadelenin yolunu göstermeye aday olmuştur. Zira mitingi bir şölen havasına sokmak ve alanda bitirmek isteyen sendika ağalarına karşı da tepkilerin ilk kez bu kadar seslice kürsü işgaline varması; ardından da Genel Grev kararının Türk-İş sendika patronları tarafından alınmamasına karşı binanın işgaline dönüşmüştür. Bu yazı kaleme alındığında bu işgal sürmekte idi. Bu sınıf mücadelesi açısından yeni bir aşama ve yol döşemedir. Zira düzenin ve sistemin işçi sınıfı içindeki ajanları olan sarı-gerici ve faşist sendika ağalığına, patronluğuna karşı mücadele edilmeden ve onların sınıfın mücadelesini köreltme, geriletme, geri çekme, düzen içinde tutma hedefleri parçalanmadan düzene karşı mücadelenin kazanılmasının imkânsız olduğu gerçeğinin kavranmasıdır bu. Düzene karşı mücadelenin özel ve önemli bir parçasıdır sendika ağalığına karşı mücadele. Sınıfın devrimci mücadelensin önündeki en büyük engeldir, barikattır ağaların sendikal örgütlenme tarzı. Doğal olarak bunları aşan bir mücadele perspektifi olmadan, sınıfın ekonomik-demokratik ya da politik mücadelesinin başarılma şansı yoktur. Tekel işçileri bu anlamda ikili cephede yürüttükleri kararlı-inatçı-inançlı mücadelelerinde ileri doğru bir gelenek oluşturdukları gibi, amaçlar ile yola çıkan engellerin nasıl temizlenmesi açısından önemli deneyimler sunmaktadırlar. Başından beridir sınıf mücadelesi açısından attıkları her adımda mücadele açısından deneyimler sunan, sınıfa yol gösteren Tekel işçileri hak kazanımının yolunun sonuna kadar mücadele iradesi olduğunun bir kez daha altını çizmişlerdir. Sarı-gerici- faşist sendika ağalığının özel örneklerinden olan Türk-İş yönetiminin bundan önceki eylemleri bitirme, yavaş yavaş söndürme girişimlerine karşı demokratik kanaldan yaptıkları referandum dahil sendikal ihanete olasılık vermediklerini birkaç kez daha göstermişlerdir. Bugünkü kürsü işgali ile bina işgali de yine sınıfın mücadelesine nasıl yaklaşmak gereği üzerine derslerle doludur. Tekel direnişinin doruk noktası sarı sendika ağalığının sıkıştırılması ve nihayetinde tüm sınıfın devrimci dayanışmasının ve birliğinin üst noktası olan GENEL Grev’dedir. GENEL DİRENİŞ’tedir. Genel Grev ve Genel Direniş olmadan, Tekel işçileri ya da işçi sınıfının tüm bölüklerinin sınıfsal mücadelesi ileri taşınamayacaktır. Bu mücadele pasif biçimleriyle değil, aktif biçimleriyle yürütülmek zorundadır. Aktif bir Genel Grev ve Genel Direnişin sınıfsal mücadeleyi daha bir öne çıkaracağı, sıçratacağı ve de somut kazanımlar elde edeceği açıktır. Hele ki düzenin emek cephesinden birçok kesime savaş açtığı, çeşitli sınıf bölüklerinin de iş bırakma- Eczacılar, Doktorlar, Sağlık Çalışanları vs gibi- gibi mücadele yöntemleri ile de birleşince düzene karşı daha büyük bir tokat olacağı açıktır, nettir. Komünist devrimciler ile devrimci demokratların sınıfın mücadelesi içindeki yerinin de gittikçe önem kazandığı açıktır. Daha öncesinden daha da önemli bir biçimde rol almaları gereken bir döneme girmiştir Tekel işçileri direnişi ve genel mücadele seyri. Şimdiki süreçten sonra berrak, açık ve net bir liderlikle; sınıf mücadelesinin önündeki engellerin temizlenmesi, düzene yönelmesi ve sınıf mücadelesinin kendisi için sınıf mücadelesine sıçratılmasının pratik mücadele içinde değer kazandığı bir döneme girilmiştir. Zaten sınıfın en önemli eksiği de siyasal liderliktir. Tekel işçileri kendi deneyimleri ile ve kısmi siyasal etkilenme ile zaten oldukça kat ettiler mesafeleri. Ve “ölümse nerden gelirse gelsin, bıçak kemiğe dayanmıştır. Ölmek var dönmek yok” noktasındadırlar. Kararlılıkları ile inançlarını siyasal mücadele amaçları ile birleştirmek, köklü mücadele araçlarını yaşama geçirmek, sınıfın diğer bölükleri ile bu mücadeleyi birleştirmek ve harekete geçirmek görevi en somut görevlerdendir. Sınıf ile sarı-gerici-faşist sendika ağaları arasına örülmüş duvarları kalınlaştırıp bu mücadele önündeki engeli de aşmak noktasında ileri doğru yüründüğü açıktır. Bunu bilinçli bir kalıba dökmek bir diğer görevdir. Tekel işçilerinin direnişi, Anadolu İşçi Sınıfı ile dünya işçi sınıfının tam ve yerinde desteğini alıp, liderleri ile tam bir birleşme yaşadıktan sonra; deneyimleri ile birlikte Genel Grev Genel Direnişle ileri doğru yürünecek bir yol döşeyeceklerdir. Tekel Direnişi sınıfın ya mücadele ve başarı ya da ölüm noktasında sundukları kararlı bir yoldur. Her şeyiyle ciddi bir mücadele tecrübesi bırakmanın ötesinde kazanım olmadan yürütülen bir mücadele deneyi olarak kalmamalıdır tarihsel sınıfsal sayfalarda. Kalmayacaktır da. Tekel işçileri ve sınıf GENEL GREV GENEL DİRENİŞ istiyor. Bunun için Türk-İş sendika patronlarını ve düzen ajanlarını da sıkıştırmaya, aşmaya çabalıyor. Tekel işçileri her bakımdan mücadeleye ışık ve yol oluyorlar. Sendika ağaları aşılmadan mücadelenin başarılı olamayacağını gösteriyorlar deneyimlerle. Devrimci sınıf mücadelesinin önüne de sınıfın kendi alternatiflerinin neler olduğunun da örneğini sunmaktan da geri durmadan tabiî ki. Komünist devrimci sınıf liderlerinin süreci değiştirip dönüştürmek görevini Tekel İşçileri bizatihi liderleri olacaklara hatırlatıyorlar. GENEL GREV GENEL DİRENİŞ İÇİN İLERİ KAHROLSUN SENDİKA AĞALIĞI YAŞASIN TEKEL İŞÇİLERİNİN ONURLU MÜCADELESİ YAŞASIN PROLETARYANIN DEVRİMCİ BİRLİĞİ VE MÜCADELESİ KAHROLSUN EMPERYALİST KAPİTALİZM YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YAŞASIN SOSYALİZM YAŞASIN PROLETARYANIN ENTERNASYONAL YEGÂNE AMACI KOMÜNİZM 17.01.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
SENDİKAL İHANET ŞEBEKESİ İŞ BAŞINDA, TEKEL DİRENİŞİNDE SON GELİŞMELER
Sendikal ihanet şebekesi iş başında yine. Tekel Direnişini soğutmaya, tavsatmaya ve geri çekmeye çalışıyorlar. 22 Şubat’taki toplantıda sendika ağalarının aldıkları kararlar, Tekel Direnişini başarıya ulaştırmak, sınıf dayanışması ve mücadelesini yükselterek kazanıma dönüştürmek amaçlı değildir. Kokart takma, oturma eylemleri, basın açıklamaları gibi rutinde bile kesinlikle kitlesel olarak artık kabul görmeyen eylem biçimleri kararları alınmıştır. Bakınız aynen açıklamadan aktarıyoruz: “Konfederasyonlar Tekel işçilerinin eylemine destek amacıyla; - Tüm işyerlerinde “Tekel işçisinin mücadelesi, mücadelemizdir”, “4/C kaldırılsın” yazılı mesajlar kokart ve pankart uygulamasına devam edilmesine; -25 Şubat 2010 tarihinde tüm il ve ilçe merkezlerinde meşaleli yürüyüşler ve kitlesel basın açıklamaları yapılmasına; - 27 Şubat 2010, saat 12.00’de tüm il merkezlerinde 2 saatlik oturma eylemi ve kitlesel basın açıklamalarının yapılmasına; Karar vermiştir.” Açıklamadan. Bu açıklamada dikkat edilmesi gereken noktalar var ve onları açmaya çalışacağız. Bu arada sendika ağalarının gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılması amacıyla. Zira Tekel Direnişi ile ilgili yazdığımız her yazı kanıttır ki; biz başından beridir bu direnişin önündeki en büyük engellerden birisinin sendika ağaları olduğunu, düzenin uşakları olarak bu kesimlerin direnişi tavsatacakları, satacaklarına sürekli dikkat çektik. Gereken direniş önlemlerinin alınması gereğini, her adımda bu direniş kırıcıları ile düzen uşaklarının maskelerinin indirilmesinin gereğini altını çizdik kalınca. Sevinmiyoruz ama dediklerimizin kanıtıdır bu açıklama. Bir kez kendilerini Tekel Direnişine destekçi olarak görüyorlar. Sorunu kendi sorunları gibi kavramıyorlar. Zira açıklamada da belirgin bir biçimde destek amaçlı eylem ibaresi vardır. Tekel işçilerinin 4/C ye karşı mücadelelerinin aşağıda ifade ettikleri gibi-PTT, şeker fabrikaları, enerji işyerleri ve benzer kamu işyerlerinde çalışan emekçileri- genel bir sorun olduğunu söyleseler de; eylemleri ve kararları Tekel İşçilerine destek amaçlı olduğunu söyleyerek sorunun kendilerine ait olmadığını açıkça ifade ederek kimin yanında durduklarını belli ediyorlar. İkinci olarak, hükümet ve düzenin açık tavrına karşın hala direnişi bir üst boyuta sıçratmak, Genel Grev ve Genel Direnişi örgütlemek ve sonuç alıcı kararlar alıp uygulamak yerine, düzenden beklentiler içinde olmak ve de aynı zamanda hükümeti kınamak dışına çıkmayan söylemlere devam etmektedirler. Bu da onların işlevleri açısından oldukça açık ve anlamlı bir bakış sunmaktadır. Üçüncü olarak, seçtikleri eylem biçimleri ile tarihleri de oldukça sınıfla alay etme anlamı taşımaktadır. Bundan önceki süreçlerde olduğu gibi, büyük mitingler sonrası eylemleri tavsatma ve direnişi geri çekme olayı yaşanmaktadır. Basın açıklamaları, oturma eylemleri, kokart takmalarla kazanım elde edilemeyeceği gibi kitlesel eylemlerin ardından bu geçiştirme ve satış sürecinin tescilidir esasen her daim. Tekel direnişi satılmaktadır. Dördüncü olarak, açıklamanın devamında olan şeylerin tespiti ve talepler vardır. Ve sanki şimdilerde bu yokmuş gibi, Tekel işçilerinin de sorunu bu değilmiş gibi buna ilişkin talep ve eylem biçimlerini Mayıs aylarının sonuna atmaları sürece nasıl yaklaştıklarını ve Tekel Direnişini saldırılara karşı korumayacaklarını ifade etmişlerdir açıkçası. Zira diğer yandan açıklamanın başında da bu direnişin aslında kendilerinin değil; Tekel işçilerinin direnişi oldukları ve inisiyatifinde olduğu söylenerek faşist rejime, düzene, hükümete mesaj da vermişlerdir. Olacaklardan biz sorumlu değiliz misali. Bu kararlar ve açıklamanın içeriği kesinlikle, Tekel direnişinin bitirilmesine dönük sinyalleri içermektedir. Sendika ağalarının açıkça tavırlarının belirginleşmesidir. Tekel işçileri ve sınıfın diğer kesimlerinden gelen basınç ve mücadele istemi ile zorlana zorlana sendikal ihanet şebekesi buraya kadar getirilmiştir. Şimdi ise artık işin içinde yokuz diyerek çekildiklerini ve Tekel İşçileri ile düzeni karşı karşıya bıraktıklarını açıkça söylemektedirler. Şöyle ya da böyle bu beklenmeyen bir durum değildi. Bundan böyle görev yine sınıfa, Tekel Direnişçilerine ve sınıfın lider devrimci komünist güçlerine düşmektedir başından beri olduğu gibi. Sendikal ihanet şebekesi açıkça topu taca attığı gibi, “bizim bu işle ilgimiz yok, dilediğiniz gibi saldırabilirsiniz” demeye getirerek faşist düzene mesaj iletmeyi de ihmal etmiyor. Görev ve sorumluluk başından beridir olması gereken yerdedir yeniden. Sendika ağalarının darbeleme, tavsatma ve saldırıya davetiye çıkarmalarına karşılık; direniş ateşi büyütülmelidir. Marmaray işçilerinin Tekel çadırlarının yanına çadırlar açmaya devam ederek; direniş ateşi ülkeyi yakacak hale getirilmelidir. Örgütlü olunan her yerde direnişler, grevler, destek ve dayanışma eylemleri yapılmalıdır. Konu gündemden düşürülmesine meydan vermeden başta tutulmalıdır. Tekel direnişine saldırıya karşı direniş çadırları ve direniş daha da büyütülmelidir. Geri adım atmamalıdır. Tekel Direniş çadırlarının dağıtılması ve geldikleri yerlere döndürülmelerine izin verilmemelidir. Tekel işçileri ve direnişçilerinin gerçek dost ve düşmanlarını tanımaları için eğitsel ve mücadele çalışmaları yapılmalıdır. Düzen ve onun uşakları olan sendika ağalarını Tekel işçilerinin yaktığı ateşte yakmanın zamanıdır. Daha fazla zamanımız yok. Bundan daha başka çıkar yol yok. Ya bitecek, ya devam edip devrimci sınıf mücadelesinin ateşi düzeni yakacak. Ya Tek El olunacak ya da uzun süre yok olunacak. Direnmekten ve mücadeleden başka yol yok. 22.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL ÇADIRLARI SÖKÜLDÜ, DİRENİŞ ERTELENDİ, MOLA DEĞİL SENDİKAL İHANET
Direniş başladı başlayalı yazdığımız her yazıda sendikal ihanetin Tekel İşçilerinin en büyük düşmanı olacağına işaret ettik. Nitekim her adımda bu sendikal ihanet şebekesi iş başında oldu ve en uygun fırsatı kolladı direnişi bitirmek, tavsatmak ve yok etmek için. Ve en sonunda zafer gibi sunulan Danıştay kararı açıklandı. 8 ay daha ödenekli maaş alacaklar ve ardından da yine 4/C kâbusu ya da işsizlik heyulası ile karşı karşıya kalacaklar. Ağızlarına bir parmak çalınarak sendikal ihanet şebekesinin eli güçlendirilmiş oldu düzenin sahte adalet organı olan Danıştay tarafından. Danıştay kararının bir danışıklı dövüş olduğunu düşünmekte oldukça haklıyız. Zira sanki bunu biliyormuş gibi Ankara Valisinin birkaç gün önce yaptığı açıklama hatırlara getirildiğinde bunu düşünmemek elde değildir. Zaten aynen de öyledir. Zira Ankara Valisi Kemal Önal birkaç gün önce “ herkesi memnun edecek bir gelişme olacak birkaç gün içinde” demişti ve gelişme dediği de budur. Danıştay kararının zamanlaması, o kadar yoğunluk içerisinde bu kadar çabuk karar alabilmesi ilginç değil esasen. Zira düzen açısından Tekel Direnişi bir çıbanbaşı idi ve TÜSİAD’ın Ankara ziyaretinin de en önemli nedenlerindendi. Tekel direnişinin yaktığı ateş, TARİŞ, Marmaray, Çemen Tekstil ve adını sayamadığımız birçok direnişi de ateşlemiş ve onların önünü de açmış idi. Doğal olarak sermaye sahipleri ve onun düzeninin eteklerinin tutuşmuş olması oldukça doğaldır. Bütün olarak içten, dıştan tehditler, şantajlar ve de saldırılar planladılar sürekli Tekel için. Ama işçi sınıfının desteği, dayanışmasının da yardımıyla bugünlere gelinen süreçte, Danıştay kararı ile yaratılan ikilem ve de mücadele yorgunluğu daha ağır basmıştır. Tekel İşçilerinin başından beridir sınıf bilincine sahip olmadığını, mücadele içinde birçok şeyi aştığını ve fakat kendisi için sınıf olma bilincine kavuşmamasının direnişin en büyük riski olduğuna işaret ettik. Nitekim bugün çok cılız bir tepkiye karşılık direnişin sessiz sedasız bitirilmesi de bunun göstergesidir. Çadırların sökülmesine itiraz edilmemesi sendikal ihanetin aşılamadığını, görülemediğini, mücadele yorgunluğunun etkisini, kendisi için sınıf bilincine sahip olamayıştan kaynaklarını almıştır. Diğer yandan sınıf ile komünist devrimci liderlik arasında hala oldukça büyük bir uçurumun olduğunun da kanıtıdır bu durum. Aylardır uyarılarımız, yazdıklarımız ve çalışmanın odak noktasına oturtulması gereken bir gerçek var idi. Komünist devrimci liderlik, kadroları, sempatizanları destek-dayanışmacı değil; Tekel Direnişinin öncüleri olmalıdır dedik sürekli. İşin odağına kendilerini koymaları gereğine işaret ettik. Ama destekçi-dayanışmacılıktan, liderliğe ulaşılamadığını da görmüş olduk böylece. Sınıfın lider güçlerinin her adımda öğrenmesi gereken şeyler çıkıyor öğrenmesini bilene. Kim ne derse desin Direniş mevzi kazanmadan, amaçlanan 4/C ‘yi orta yerde bırakarak bitmiştir, sendikal ihanet şebekesi ve düzen tarafından bitirilmiştir. Tekel İşçilerinin cılız tepkisi-kısmen devrimci öncülerin müdahalesi ile tabiî ki- bu süreci değiştirmemiştir. Kazanım elde edilmeden Tekel işçileri geldikleri yerlere gönderilecekler, direniş sabotajı tamamlanmış olacaktır. Sendika ağalarının “bu bir moladır” demeleri sınıfı aldatma, oyalama, direnişi kırmanın maskesidir. Tekel Direnişinin geldiği boyuttan geri adım atılması direniş mevzisinin yitirilmesi, bir daha aynı enerji-kararlılık ve inançla sürece asılanamayacağının kabulüdür. Tekel direnişi, bu arada birebir baskılarla, 4/C’ye geçiş baskıları ile yerelde sessizlikle karşılanış vs ile boğulmaya bırakılmıştır. Uykuya bırakılmıştır. Sendikal ihanet şebekesi ile faşist düzen Tekel Direnişini zirvesinden geriye atmıştırlar el birlikleriyle. Elbette gerekli dersler çıkarılacaktır. Ve sendikal ihanet, mahkûm edilecektir. Aynı zamanda kazanımlar uğruna geri adımlar terk edilerek yeniden ileri doğru adımlar atılmasının önünü de taban inisiyatifleri ile yaratmak olanaklıdır. Yakalanan tüm ilişkiler alternatif komite ve konseyler aracılığıyla direnişin sıcaklığı, Tekel işçilerinin yaşadıkları tüm kentleri ısıtır hale gelmelidir. Zira yeni bir Ankara çıkarması ve başarısı önemlidir. Eğer ciddiyetle çalışılırsa ve mücadele edilirse bu geri çekilme, toparlanma, morallenme ve daha da ileri doğru yürümeye çevrilebilir. Tekel direnişinin gündemden düşürülmemesi ve sınıfa dönük açık saldırının bir parçası olan 4/C ile esnek çalışma, özel istihdam büroları vs gibi olay ve olgulara dönük kapsamlı bir mücadele içine çekilmesi gereklidir. Sözde Nisan ayında yapılacak toplantıya kadar yerel çalışmalar bu başlıklar ve direnişin yerel ayaklarının susmaması için ne gerekiyorsa yapılmalı ve her şeyden önemlisi sürecin açıklanması, sendikal ihanet gerçeği ile düzene karşı mücadelenin yolları üzerine sürekli bir eğitsel çalışma yapılması da gereklidir. Tekel Direnişini, dileriz kaldığı yerden daha da ileri taşıma olanaklarını yakalamış oluruz ve bu geri çekilmeye savaş alanında güç kazanma gözüyle bakabiliriz. Ama bu bir geri çekilme, güç kazanma, toparlanma değildir ama açıkçası. Sendikal ihanettir. Sınıfın satışıdır. Buna karşı da komünist devrimciler, devrimci demokratlar, ilerici- aydınların vs ne kadar zayıf oldukları, sınıfla bağlarının yetersizliğini de bir kez daha hatırlattılar. Ama iyimserliğimizi korumak, umut var olmak durumundayız aynı zamanda. Zira Tekel işçilerinin bayrağını, düşürdükleri bayrağı daha yere düşmeden TARİŞ İşçilerinin aldığını, düşmeden kaldırdığını ve sürekli eylem kararı aldıklarını görüyoruz. Direnişler ve sınıfın mücadelesi birçok kentte kararlı-ısrarlı-inatçı bir biçimde büyümekte, sınıfın varlığı-mücadelesi kendini en net biçimde hissettirmektedir. TARİŞ, Marmaray, Çemen Tekstil, Entes vs sayamadığımız bir ton direniş, mücadele sürmektedir. Sınıf artık eskisi gibi kendine dayatılanı olduğu gibi kabul etmemektedir. Kölece çalışmaya, karın bile doyurmayan çalışma-iş ve yaşam koşullarına karşı mücadele de öne çıkmaktadır. Direnişin ve sınıf mücadelesinin Kızıl Bayrağını düşürmeden elden ele nihai kurtuluşa kadar taşımak için durmak, nefeslenmek için zaman yok. Haydi, mücadelenin, sınıfın olduğu her alanda yaygın direniş, mücadele çağrılarını yaymaya. Henüz yolun başında, oldukça deneyim eksikleri ile sınıfla bütünleşme sorunlarına sahibiz. Ama unutulmamalı ki, mücadele en iyi öğretmendir. Hem sınıf, hem de sınıfın komünist devrimci militanları için. 02.03.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
SENDİKALAR,SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Sendikalar,proletaryanın sınıf mücadelesinin önemli kaldıraçlarından olup,sınıfın kapitalizme ve burjuvaziye karşı ekonomik-demokratik, sosyal ve politik mücadelesinin yığınsal ve kitlesel örgütleridir.Proletaryanın, günlük hayatın iyileştirilmesinden politik kimi taleplere kadar kendisini ifade ettiği,birliğini ve mücadelesini sağladığı kitle örgütleridir sendikalar. Sendikalar, proletaryanın kapitalizme karşı verdiği mücadelede toplumsal ideallerine ulaşmada kullandığı temel araçlardan biridir.Emeğin öz ve temel bir örgütüdür. Komünist toplumun üst aşamasına varana dek işçi sınıfın kendi öz çıkarlarını koruduğu,geliştirdiği ve birliğini sağladığı bu örgütler sınıfın vazgeçilmez bir silahıdır.Kapitalizme karşı mücadelede ileri bir karakoldur.Tarihsel olarak kapitalizmle yaşıt olan sendikalar ,sınıfın birlik olmadan başarılı olamayacağı anlaşıla beri var olageldi.Çartist hareket ve İngiliz işçi sınıfının öncülüğünde dünya çapında sınıfın en temel örgütlerinden biri oldu. Sendikalar, sınıfın en reel, en birleştirici örgütü olmasından kaynaklı olarak,sosyalizmin inşası ve geçişin tamamlanmasına kadar gerek ekonomik-demokratik-sosyal ve gerekse de politik yaşamın temel unsurlarından biri olmak zorundadır.Aynı zamanda partinin ve öncülerin sonuna kadar etkisine açık olmakla beraber özerkliğinden taviz vermemelidir.Öncünün ast örgütü haline getirilip özerkliği yok edilirse,öncüdeki her olumsuz hareket ve yozlaşma ile birlikte bu kitle örgütü de aynı yola kolayca girecektir.Sınıfın bilinç ve örgütlülük düzeyi ile sınıfın çıkarsal reflekslerine azami değer vermek zorunludur.Aksi halde geriye dönüşler sorunu,sınıftaki yozlaşma ve gericileşmeyi daha da derin ve yıkıcı hale getirecektir. Bu konu pratik sonuçları ve gelecek açısından hakkettiği şekilde ve objektif olarak değerlendirilip tartışılmalıdır. Sendikaların iki temel özelliği vardır. Birincisi, sınıfın önemli bir bölümünü kucaklayan din,dil,ırk,mezhep vs. ayrımı olmaksızın birlik,bütünlük ve kitleselliğinin sağlandığı temel bir örgüt olmalarıdır. İkincisi, sınıfın kendiliğinden taleplerinin ifade edildiği ve kapitalizme karşı verilen düzen dışı mücadelenin boyutlarına ve sınıftaki yansımalarına göre giderek politikleştiği bir eğitim ve savaş okuludur.Ve, kesinlikle en önemli özelliği demokratik olmak zorunluluğudur.Gerek eyleminin içeriği, gerekse de işleyiş ve yaşam biçimi olarak demokrasi vazgeçilmez olmak zorundadır. Kısacası, sendikalar demokratik ve kitlesel proletarya örgütleridirler. Ülkemizde Durum Ülkemizde sendikaların ömrü kapitalizmin gelişme ve ilerlemesiyle yaşıt olmakla beraber aşağı yukarı 100 yıllık sayılabilir.Reji ve demiryolu işçilerinin bu sürecin öncü kolu olduklarını söylemeden geçmek haksızlık olur. Kapitalizm gelişip serpildikçe proletaryanın bu örgütü ve mücadelesi de doğal olarak gelişip ilerlemiştir.Yer yer politik hedefli grev ve direnişler bile örgütlemiş olan sendikalar, politik önderlik gelişimiyle birlikte,kapitalist devletin faşizan saldırılarının boy hedefi haline de gelmiştir.Ciddi ve düzen dışına evirilme eğilimi belirginleşen sınıf hareketini düzen içinde boğup eritmede ustalaşmış olan devlet, bu duruma meydan vermemek için 1952’de sarı sendikalar konfederasyonu Türk-İş'i kendi eliyle kurmuştur.Türk-İş,kapitalist devletin sınıf içindeki ajanı ve ehlileştirici aracı görevini hakkını fazlasıyla vererek yapmıştır ve hala da yapmaktadır. İthal ikameci sanayileşme modeli ve 5 yıllık kalkınma planlarıyla palazlanmaya başlayan burjuvazi gerek ekonomik alt yapıda ve gerekse de üst yapıda egemen hale gelmiştir.Bu palazlanma ve büyümede kolektif kapitalist olan devlet ile 1940’lı yılların sonundan itibaren, uluslararası emperyalist tekellerin katkısını teslim etmekte yarar var.Sanayiinin yoğunlaştığı kentlerde,sınıf ve mücadelesi artık sosyalizm mücadelesinin can ve kan bulmasını da sağlamıştır. Burjuvazi ve proletarya arasındaki mücadelenin en üst seviyesine ulaştığı 60’lı yılların sonunda ve 70’li yıllarda, gerek ekonomik-demokratik, gerekse de politik kimi kazanımların elde edilmesinde sendikalar önemli rol oynamıştır.(Elbette DİSK’in bu sürece damgasını vurduğunu söylemek gerekir.)Tüm bu dönem boyunca gerek sendikalı-örgütlü işçi sayısının ulaştığı düzey, gerekse de grev, direniş, işgal vs. eylemlerden hareketle sınıf mücadelesinin keskinleştiği ve bir kırılma noktasına geldiğini vurgulamakta yarar vardır.Zira,bu süreçte uluslararası politik akımların, bu arada sosyalizmin, gelişme ve ilerlemesinin ülkemizde de etkisini gösterdiği, buna karşılık kapitalist-emperyalist kampın bu süreci tespitiyle birlikte iki karşı saldırıya geçtiğini ,71 ve 80 faşist darbelerinin sınıf hareketini ve sınıfın yığınsal devrimci mücadelesini boğmak-tüketmek-yok etmek amacıyla yapıldıklarını vurgulamalıyız.71 faşist darbesi,bir kurumsallık sağlamasa ve 80 darbesi kadar geniş kapsamlı olmasa da ,sınıf mücadelesinde kapitalistlerden gelen karşı saldırılarının ne derece ve hangi boyutlarda olacağının habercisi olmuştur. 71 sonrası sınıf kavgası,bir iç savaş ve iktidarın zaptı mücadelesine evirildi evirilecek derken 12 Eylül 1980 darbesi sınıfa karşı çok köklü bir saldırı dalgasını bir gerçeklik haline getirmiştir.80 Eylülü kapitalizmin ülkede yeniden örgütlenmesi anlamını taşımaktadır ve her alanda köklü dönüşümler yaratan bir milattır.. Bu yeniden örgütlenmenin ekonomik ayağını 24 ocak 1980 kararları ve İMF-Dünya Bankasının yeniden yapılandırma programları ile birlikte İhracata Dönük Sanayileşme modeli oluşturmuştur.Politik ayağı ise,faşizmin kurumsallaşması ve kolektif kapitalist devletin 82 Anayasasıyla, küçük bir azınlık dışında, toplumun hemen her kesiminin günlük yaşamda faşist saldırı dalgasından nasibini almasıdır.Toplumsal muhalefet,kimi öncü kesimlerin tasfiye edilmelerinin yanında, bir bütün olarak korku-baskı-yıldırma ve yok etmeyle hemen hemen tamamen susturulmuştur.Bunda sınıfın ve öncü geçinenlerin sınıf ile gerçek bağlar üretememelerinin ve direniş odakları yaratamamalarının,politik hareketlerin hemen hepsinin özce küçük burjuva akımlardan oluşmasının önemi büyüktür. Bu köklü ekonomik yeniden yapılandırma ve faşist terör, 80 Eylülü öncesi hemen hemen 3 ile 3.5 milyonu bulan sendikalı işçi sayısının giderek 1.5 milyonu bulan bir rakama inmesi sonucunu üretmiştir.Özelleştirme,taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma sacayaklı bu saldırı hedefine ulaşmış görünüyor.Günümüzde tahkim,esnek çalışma yasası vs. yasalarla kuşatılan sınıfın öz örgütlerinin ne bir politikası var, ne de ciddi bir mücadelesi. Tabandan gelen kimi dalgalar (89 bahar eylemlilikleri gibi) saman alevi gibi söndürülmüş ve bastırılmış olup,sınıfsal mevzilerde ileriye doğru kazanımlar elde edilemediği gibi, gerilemenin-yozlaşmanın ve yabancılaşmanın bugünkü boyutlara ulaşmasının önüne geçilememiştir.Zira,80 faşist darbesiyle kurulan politik rejim, psikolojik savaşı 80 sonrası gelişen Kürt ulusal hareketi ile olan savaştan öğrendiklerini de kullanarak, sınıf üzerinde bilfiil uygulamıştır.Bu durumdan diğer bir sorumlu da, politik hareketlerin küçük burjuva niteliği ve marjinalliği ile birlikte, sınıfla bırakınız kalıcı ilişkiler kurmayı geçici bağlar bile kuramamalıdır. Tekil kimi direnişlerde bağlar kurulsa bile, çalışma,eylem ve politika biçimlerinin yanlışlığı nedeniyle zamanla bu bağlar da tüketilmiştir. Bu süreçte, bağımsız gelişen ve sınıfın diğer katmanlarına göre nispeten daha hareketli ve militan bir hareketten bahsetmek gerekiyor.O da,657’ye tabi memur sayılan işçi kesiminin örgütlenme ve mücadelesidir.Çok ciddi eylemliliklerden geçen ve aşağı yukarı 15 yıllık bir maziye sahip 657’lik işçiler ve sendikaları da düzen içinde boğulup hapsedilmiş olup, sahte sendika yasasıyla cendereye alınan hareket hızla bürokratik-sarı sendikacılığın tuzağına düşmüş durumdadır. Devrimci ko...lerin etkinliğinin olmaması nedeniyle bu süreci tersine çevirmek şimdilik uzak görünmektedir. Günümüz Türkiye’sinde ciddi bir işçi hareketi,ulusal hareket veya genel bir halk hareketinden bahsetmek zor,hemen hemen imkansızdır.Cılız ve hemen hemen halktan tamamen kopuk olgulardan bahsetmiyoruz doğal olarak.Ulusal hareket de,uluslararası operasyonla, düzen içinde diğer toplumsal hareketlilikler gibi boğulmuştur ve de boğulacaktır. Bugünkü durum tam da yukarıdaki gibidir. Proletaryanın sendikal örgütlenme derecesi düşüktür. Sendikalı işçi sayısı, üç büyük işçi konfederasyonunun varlığına karşın, bunlarda örgütlü işçi sayısına 657’ye tabi olanları da dahil edersek, 2.5 milyonu bile bulmamaktadır. Sınıfın öz örgütleri olan sendikalarda örgütlü işçi sayısı,toplam işçi sayısının %25’ine bile denk düşmemektedir.İşsizleri ve gizli işsizleri de hesaba katarsak, örgütsüzlüğün ne boyutlara vardığı anlaşılır sanırız. Kısacası, mevcut durumda sendikalar sınıfın öz örgütleri,refleks,dayanışma,hak-çıkar,eğitim-savaş okulları olmaktan çıkmış ya da çıkarılmışlardır.Sendikaların ezici çoğunluğu tabela örgütünden ibaret olup, kongreden kongreye sandalye-makam-koltuk kavgasına arenalık eden,zaman zaman yığınların enerji birikimini çeşitli içi boşaltılmış eylemlerle deşarj eden göstermelik derneklere dönüşmüştür.Sendikalar, tam anlamıyla, bürokratik-sınıf işbirlikçisi sarı sendikacılık anlayış ve ilkelerinin egemen kılındığı marjinal örgütlere çevrilmiştir.Bu arada, çeşitli sendikal anlayışlara da vurgu yapmadan geçmek, tarihsel anlamda bu olumsuz gidişatın eksik tespit edilmesini beraberinde getirecektir. Anarko-sendikalist anlayış bir yanda sendikaların hiçbir biçimde politikayla uğraşmaması gerektiğini öne sürerken, öte yandan da bu yığınsal örgütlerin anarşist tarzda hareket etmesini ileri sürmektedir.Sendikalizmin temelini sendikaları politik örgüt olarak görmek,sınıfın nihai hedeflerini klasik reformcu taleplerle sınırlamak oluşturur.Yığınların kendiliğinden bilincini aşamayan ve ko...-devrimci sendikacılığın temeli olan,sınıfa politik bilinç kazandırıp bilinç sıçraması yapmayı yok sayan,kendiliğinden mücadeleye tapınmayı tek kutsal yöneliş sayan bu anlayış, çağımızın klasik sendikacılığının ve adına çağdaş sendikacılık dedikleri bulamacın reel görünümüdür.Sınıf, politikayla ve düzenle uğraşmamalı,mevcut kapitalist boyunduruğa boyun eğmeli,sınıf üretim ve tüketimde egemen sınıfla işbirliğini esas almalıdır.Öncü politik güçler,sınıfın bilincini politik bilince çevirmeyi ve sıçratmayı bırakmalı,yığınların seviyesine inip o düzeyde düşünmeli ve yaşamalıdır. Sınıf, mevcut olanları korumaktan bile acze düşmüşken onlara önerebilecekleri bir tek politikaları bile yoktur.Bu tarz bir sendikal anlayışın ne eylemsel içeriğinin, ne de işleyişsel sürecinin demokratik olmadığını söylemeye gerek bile yok.Tamamen antidemokratik merkeziyetçi ve bürokratik bir sendikal anlayıştır. Öte yandan, 657’ye tabi işçilerin sendikası olan KESK’te ise benzer süreçler yaşanmakta olup,yozlaşma ve gericileşme tavana vurmuş bulunmaktadır.Örnek model olarak diğer işçi sendikaları alınmakla birlikte,bir tek farkı vardır ki, o da kimi politik akımların KESK’i birer arka bahçe,birer ast örgüt haline getirmeye çalışmalarıdır.Son bir kaç yıllık gelişmeler bu tespitin ne kadar doğru olduğunu ve gidişatın bu yönde evirilip önemli mesafeler alındığını göstermektedir. Sendikalar, günümüz Türkiye’sinde sınıfın genel çıkarlarını hedef alan bir çalışma,plan ve programdan ziyade ve azade olmak üzere, günübirlik pratik çalışmalar içine girmekte, eylemci unsurların enerjileri bunlarla boşaltılmakta ve işçi sınıfının gözü boyanmaktadır.Klasik çalışma ve eylem biçimlerini faydalı kılıp onları aşan yeni ve üretken bir anlayıştan tamamen uzaktırlar. Yeri gelmişken, son yirmi yılın popüler sendikacılık anlayışlarından biri olan ve esasında sınıf sendikacılığının içini boşaltmak için ortaya atılan sözde sınıf ve kitle sendikacılığından bahsetmeden geçmek olmaz.Sınıf, zaten, bilindiği üzere, bir toplumsal kitleye denk gelmektedir. Ama sınıfın kendisi,proletarya kapitalizmin karşısında homojen bir kitleye denir. Sınıf ve kitle sendikacılığı tanımı bu anlamıyla heterojen bir kitle varmış gibi sınıfsal kategorisi olmayan bir yığınsal kitleye denk düşürülmektedir. Bu kelime oyunu esasta sınıfsal program ve politikaların içeriğini boşaltma amaçlıdır. Öte yandan, bu tür tanım ve kavramlar sınıfın eyleminin içeriğini ve programsal görüşlerini etkilediğinden, onların iyi niyetle yapılmış olduklarını düşünmek saflık olur. Kavram ve tanımlar politika ve programların en yalın ve kısa ifade biçimleridir.Bu saçmalık sınıftan uzak tutulmalı ve buna karşı ideolojik ve teorik savaşım verilmelidir. Demokratik Merkeziyetçilik Bir kitle örgütü olarak sendikalar,hem eyleminin içeriği ve hem de işleyiş itibarıyla demokrasiyi vazgeçilmezi yapmak zorundadırlar.Demokrasiyi işleyiş esası olarak ele alırsak şu başlıkları öne çıkarmak zorunludur.Eylemde birlik ve ajitasyon-propagandada özgürlük temel şiarından hareketle, sendika-içi demokrasi, herkesin kendini özgürce ifade edebildiği,azınlığın çoğunluğa dönüşme hakkının güvence altına alındığı, kararların aşağıdan yukarıya doğru alınıp yukarıdan aşağıya doğru uygulandığı,söz, karar ve yetki hakkının gerçekten tabanda olduğu, seçilmiş yöneticilerin istendiği anda geri çağrılabildiği vs. temel demokratik özgürlükleri içermelidir.Kendi içinde demokrasiyi yaşatmayan bir örgüt ya da kişi nasıl demokrasi ve özgürlük mücadelesi verebilir?Böylesi bir iç yaşama sahip olmayan bir örgüt bürokratik merkeziyetçidir.Burada, seçim sisteminin de model olarak demokrasiyi etkilediğini vurgulamakta yarar var. Şu ana kadar uygulanmayan ve bürokratik merkeziyetçi sendikal anlayışların bulaşıcı bir hastalıktan kaçar gibi kaçtıkları ve seçimlerde demokratik temsil olanağı sağlayan nispi temsil sisteminin, mevcut sistemlerden çok ileri olduğu gerçeğinin altını çizmekte yarar görüyoruz. Merkeziyetçilikte ise esas olan,eylemde birliği sağlamaktır.Özgürlük ve demokrasiyi dışlamadan..... Bir kez demokratik bir karar alındı mı onun uygulanması esas alınmalıdır.Tartışılacak her şey eylem sonuna bırakılmalıdır.Aksi halde anarşizm kaçınılmaz olur. Örgüt, elbette ki tüm üyelerince yönetilecektir; ama onların demokratik süreçte seçtikleri yöneticiler aracılığıyla ve seçilmiş yöneticilerin istendiği anda geri çağrılabilmeleri kaydıyla. Bu iki temel ilkenin doğru harmanlanıp bütünleştirilmesi yaşamsaldır.Zira, iki ucu keskin bıçak olarak hassas bir dengede tutulmazsa bir tarafta bürokratik sendikalizm, öte tarafta anarşi ve kaos kaçınılmaz olacaktır. Çalışma ya da eylem biçimlerinin eskidiğini söylemek olanaklı değildir.Belki üretken çabalarla çeşitlendirilip etkinliği arttırılabilir.Ama, çalışma ve eylem biçimlerindeki esas sorun, içeriklerinin boşaltılması,sıradanlaştırılıp günü kurtarmaya yönelik olmaları;öte yandan politikasız-programsız olunduğundan sınıfın enerjisinin hedefe kilitlenmeden deşarj edilmesidir. Diğer yandan, bir çok eylemci,bürokratik sendikal anlayıştan ve bu programsız-politikasız çalışma biçimlerinden yılmış ve köşeye çekilmiştir.Umutsuzluk,karamsarlık ana eğilim olmuştur.Bu sınıfın kendisi için de aynıdır.Artık o kadar kanıksanmıştır ki, bir çok şey artık kendini bile yeniden üretememektedir.Güvensizlik,gerek sınıfın kendisinde ve gerekse eylemcilerde diz boyudur.Bu sorun aşılmadıkça gerçekten ne sendikalarda, ne de genel politikada bir aşama kaydetmek olanaklı olur. Sonuç Genel olarak gidişatın olumlu olduğunu söylemek olanaklı değildir.Bürokratik merkeziyetçi, hatta yer yer faşizan uygulamaları esas alan sendikal anlayışların etkinliği kırılmadan,sınıf sendikacılığını tesis etmek ve sınıfın önündeki engelleri kaldırıp devrim ve sonuçta ko... düzene geçmek olanaksızdır.Bu yüzdendir ki,mevcut anlayışları gerek ideolojik-teorik platformda ve gerekse de eylemsel-pratik platformda hem tanımak, hem de sınıfın gözünde deşifre etmek zorunludur.Bununla da kalmayıp alternatif ve olması gereken anlayışı her açıdan ortaya koyup sınıfı seçeneksizlikten seçeneğe (kendi seçeneğine) sıçratmak gerekmektedir.Bu uzun soluklu mücadele , ko.. toplumsal ideallerin gerçekleşmesinde temel öneme sahiptir.Zira, sınıf için bir okul,savaş ve eğitim alanı olan sendikalar, gerçek sınıf örgütleri haline ancak bu temel anlayışla gelebilirler.Bu süreci doğru kavrayıp doğru hamleler yapmak ve ayrıca hızlı davranmak gereklidir.Demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak algılayamamış ve yaşamamış bir toplum ve onun temel kaldıracı olan proletarya,nerede,ne zaman ve nasıl patlar kestirmek zordur.Bizim gibi ülkelerde süreç ani sıçrama ve düşüşlerle karakterize edilir.Ani sıçramalara hazırlık her alanda olduğu gibi ,sınıfsal temel çalışma alanı olarak sendikalarda daha da öne çıkarılmalı ve bilince kazınmalıdır... Aktivistlerin bu alandaki politik-ideolojik-pratik eğitimi önem kazanmaktadır.Süreç ani sıçrama,volkanik patlamalara hızla evirilmektedir.Görev zorlu ve ağırdır.Ama gelişmeler bizlerin lehinedir.Yeter ki görmesini bilelim ve hazırlığımızı çok yönlü olarak yapalım. MahmutHalilCan(Sendiren) Not:Bu yazı,2002 yılında kaleme alınmıştır ve güncelliğini korumaktadır.Zira dün bugünün işaretlerini vermektedir.Ve de ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.Reformist revizyonist sendikal anlayışın iflasının belgeleridir ayrıca bu yazılar...
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
KLASİKLEŞEN SATIŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI
SENDİKA AĞALIĞI YIKILMADAN PROLETARYA SOSYALİZMİ KAZANAMAZ Türk-İş satış sözleşmesini bir iki restten sonra imzaladı yine ve yeniden. İlk altı ay için %3 ve ikinci altı ay içinde %5.5 ile satış sözleşmesi imza altına alındı. Anadolu işçi sınıfı bir kez daha tescilli satışa geldi.Ne yazık ki işçi sınıfının örgütsüz,sınıf bilinçsiz durumundan kaynaklı olarak yapacağı hiçbir şey yoktur. Ve fakat sürece müdahil olması gereken komünist devrimci işçiler ile sınıf devrimcilerinin , bu sendika ağalarının , gerici- faşist-düzen uşaklarının gerçek yüzünü açığa çıkarma faaliyetinin en üst düzeye çıkması gereken bir dönemdir bu dönem. Bu mevcut gelişme beklenmeyen bir gelişme olmadığı gibi; tamı tamına beklenen bir durumdur. Kamu sektöründeki memur sıfatıyla çalışan emekçiler ile işçiler konusunda bu yıl hemen hiçbir eylem yapmayan KESK’in durumunu da bunlara eklemek lazımdır. KESK’te bu yıl kendisine egemen olan ÖDP geleneğinin ikiye bölünmesinden kaynaklı ve etkilenmiş olarak zamların açıklanması öncesinde de sonrasında da bir şey yapmayarak , daha önceki değerlendirmelerimize ; yani düzen içine endeksli , sendika ağalığına doğru gidişi doğrulamış oldu. Artık KESK’in de kesin ve net olarak sarı-gerici sendika ağalığı sistemine dahil olduğunu söyleyebiliriz. Sınıf mücadelesi ve hareketinin sendika ağalığını aşmadan, devrim,özgürlük ve sosyalizme doğru yürümesi olanaksızdır. Sendika ağalığı ve sınıf ihaneti üzerinden yürütülen bu çirkin sınıf savaşını inkar ve içini boşaltma harekatının gerçek içeriği ortaya konup mahkum edilmeden asla ve nihayet , devrim bir ham hayaldir. İşçi sınıfının kölelik zincirlerinin en büyük tutucuları kesin ve net olarak burjuvazi kadar; belki de ondan öne çıkan biçimiyle sendika ağalığı ile sınıf hainleridir. Sınıf sendikacılığı hareketi yaratılmadan bu kölelik zincirlerinin parçalanması olanaksızdır. İşçi sınıfı gerçek kurtuluş yolu olan devrime doğru yürürken kendisini satan, kendisine ihanet eden unsur ve güçleri tasfiye etmek zorundadır. Tarih tekrardan ibaret değildir.Ama maalesef, yeniden ve yeniden işçi sınıfı ile emekçilerin maruz kaldığı durum elbette birebir aynı olmamakla birlikte oldukça benzerdir. Dünya ekonomik krizinin göbeğinde bu satış sözleşmesini imzalayan ve bunu onaylayanların işçi sınıfının dostları olduğunu söylemek olanaksızdır. Birebir tüm alanlarda krizin sorumlusu olmayan işçi sınıfı ve emekçilerden krizin faturası bir bir çıkarılmaktadır, çıkarılacaktır. Son çıkarılan yasalar,vergi artırımları, işsizlik, işçi kıyımı, sefalet-açlık ücretlerinin açıklanması vs bunların başlıcalarıdır. Emeklilere aylık 11 milyon lira zam yapılmıştır. Bu düpedüz alay etmektir emekli ve çalışanlar ile ülke insanına. Ama işin başı dediğimiz üzere düzen,onun yardakçıları ile aveneerine karşı mücadele edilmeyişidir. Sınıfın sınıf bilinçsiz ve sınıf örgütsüz olmasıdır. Bu da ister istemez , bu gerici-faşist-sarı sendikacıların ve sistemlerinin devamı anlamına geliyor olup , sınıf her halükarda olması gereken yerde olmadığı gibi günbe gün hakları traşlanıyor ve buna karşı çıkmayı bir kenara bırakın sınıf haini sendika ağaları , sınıfın gazını almak görevini yerine getiriyorlar. Sendikalar ve ağaları sınıfa yine ihanet etmektedirler,ediyorlar. Bu anlamda düzenle iç içe olan sarı-gerici-faşist sendikacılık anlayışı ile bunun uygulayıcılarını aşan bir mücadele kesin ve net olarak düzene karşı mücadele ile özdeştir. Sendika ağalığı sistemine karşı verilen mücadele düzene karşı verilen mücadeledir. PROLETARYA SARI-GERİCİ-FAŞİST SENDİKA AĞALIĞINA,AĞALARINA KARŞI VERDİĞİ MÜCADELEYİ EMPERYALİST KAPİTALİZME KARŞI MÜCADELESİ İLE BİRLEŞTİRMEK ZORUNDADIR. KURTULUŞUN YOLU BURADAN GEÇMEKTEDİR. 07.07.2009 Mahmut Halil Can ( Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kuzeyberdan (04-02-2010) |
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
KUŞATILMIŞ SENDİKALAR VE SINIF SENDİKALARI HAREKETİ
Türkiye’de sendikal hareket,sorunları ve çözüm üzerine daha önceden de bir makale yazmıştık anımsanırsa.(Sendikalar,Sorunları ve Çözüm Önerileri-Mahmut Halil Can (Sendiren))Bu makale de sendikal hareketin durumu,genel olarak sorunları ,sınıfın mevcut durumu ve çözüm konusunda çeşitli önerilerimizi sunmuştuk.Bu makalede daha çok güncel durumu ele alacağız. Türkiye’de her konuda ciddi bir tıkanma ve kriz mevcuttur.Bir yandan uluslar arası ekonomik krize eşlik eden yapısal kronik ekonomik kriz,öte yandan buna eşlik eden tekrarlayan klik ve egemenlik savaşlarının çözümsüzlüğe ve giderek siyasal bir yönetememe krize doğru evrilmesine tanıklık etmekteyiz.Aynı zamanda başta KUKM olmak üzere,sisteme yönelik cepheden savaşın kızıştığı ortamda proletarya ve emekçi sınıflar da hareketlenmeye,ekonomik-demokratik temelli kendiliğinden hareketin yükselmeye,sertleşmeye başladığı gün gibi açıktır.Ki yığınlar artık var olan durum itibarıyla eskisi gibi yönetilmek istememektedir.Devrimci durum tespitinde eksik olan tek yöne siyasal öncü ile bütünleşmiş bir sınıf bilinçli bir proleter devrimci hareketin eksikliğidir.Ki bu eksiklik önümüzdeki günlerde çok daha net biçimde kendini hissettirecektir. Türkiye’deki bir çok kriz iç içe geçip,üst üste binişip çığ gibi büyümektedir.Enternasyonal ekonomik kriz yapısal ekonomik krizi tetikleyip büyütürken;yineleyen klik çatışmaları ekonomik krizi gölgede bırakacak düzeyde siyasal yönetememe krizini açığa çıkartıp yapısallaştirmaya doğru uzanmaktadır.Yukarda filler egemenlik ve iktidar uğruna tepinip dururken,aşağıdaki ezilen çimenler,artık eskisi gibi yaşamak istememektedirler.Son yıllarda görünmeyen biçimde sınıfsal,ekonomik-demokratik hak ve çıkarlar uğruna mücadele boyutları çeşitlenip yükseliyor.Eylemlere katılım ve militanlaşma eğilimi giderek belirgin bir biçim alıyor. Sınıf,ciddi biçimde arayış ve mevcuttan kopma eğilimine girmiştir.Buradan kolay kolay geriye düşmeyecektir.Hatta yer yer sendika ağaları ve bürokrasisini zorlayan,onları eylemsel aktivite içine zoraki iten gelişmeleri gözlemekteyiz.Doğal olarak bu süreç kendi doğal liderlerini yaratacağı gibi,öte yandan mevcut bürokratik yapıyı değişim ve dönüşüme zorlayan bir gidişatı da koşullayabilecektir. Türkiye’de siyasal bir öncü boşluğu yakıcı bir biçimde kendini hissettirirken,aynı boşluk bire bir kendini sınıfın kendiliğinden bilincinin ürünü olan ekonomik-demokratik düzen içi ve giderek düzen dışı taleplerinin de kürsüsü olması gereken sınıfın öz örgütleri olan sendikalar da da varlığını göstermektedir.Sınıfın siyasal öncü inşası dışında kesinlikle komünist devrimci bir sendikal anlayışa ve onun mevcut sınıf örgütlerine hegemon olmasına acil ihtiyacı vardır. Sınıf mücadelesi,giderek keskinleşme,militanlaşma ve düzen dışına taşma eğilimini belirgin bir biçimde göstermektedir.Zira,artık sınıf varlık ve yokluk savaşı vermektedir.Yeni hak kazanımlarını bir yana bırakalım;mevcut hakların tırpanlanması ve yok edimini hedefleyen İMF ve Dünya Bankası patentli yasa ve uygulamalar sonucu sınıf artık nefes alamaz hale gelmiştir.Bugüne kadar çeşitli biçimlerde önüne atılanla yetinmek zorunda bırakılan ve sarı-gerici-faşist sendikalarca gazı alınan sınıf,artık kendisi için sınıf olma bilincine erişmek için sınıfsal iç güdüleri doğrultusunda ciddi atılım içine girmiştir ve daha çok ta girecektir.Bunun en son örneklerini Tekel direnişi,tersane işçilerinin direnişi,son 14 mart eylemlilikleriyle görmek olanaklı oldu. Son SSGSS tasarısı yasalaşırken,sınıfın çeşitli bölüklerini kendi içinde toplayan sendikaların bugüne kadar ki sendikal ihanetçi tavırlarını açığa çıkarmaları aslında bir bakıma sınıfın ideolojik-pratik olarak devrimci sendikal anlayışa yaklaşması sürecini hızlandırmaktadır.Sorun gerçekleri tutarlı,bilimsel,kararlı,inatçı bir biçimde yığınlara anlatmak ve bunun sonucu örgütlemektir.Devlet eliyle kurdurulan ve başlangıçtan bu yana sendikal-sınıfsal ihanet odağı olan sendikalar,sarı-gerici-faşist ve yeşilci çizgileriyle zaten orta yerde durmaktadırlar.En son ihanet çemberini oluşturulan Emek Platformu eksenli eylemlere katılmamakla gösterdiler(1 Nisan iş bırakma süreci)Mevcut egemen kliklerden olan Yeşil elbiseli hükümet sendikaların genel kurullarına müdahale ederek kendisine yakın unsurları koltuklara oturmalarını da sağlamış olması bu süreci daha bir yakıcı hale getiriyor.Zaten Türk-İş,Hak-İş,Kamu-Sen,Memur-Sen gibi sendikalar mevcut durumda sitemin koltuk değnekleri olmaya devam ediyorlar ve açık ihanet etmekten çekinmeden.Bunların teşhiri ve sınıf nezdinde mahkum edilmesi bu bakımdan hiç te zor değildir.Yeter ki,sistemli,düzenli,kararlı,inatçı,salt muhalefet değil aynı zamanda sendikaları ele geçirme anlayışı ile hareket edilen bir çizgi birliği oluşturulabilsin. Diğer yandan sol cenahta varsayılan ya da kendisini sol cenahta gösteren DİSK,KESK gibi reformist-revizyonist ve sistemin stepneleri durumundaki sendikalar da, her ne kadar yer yer taban baskısına karşı çeşitli eylemlilikler süreci içinde olsalar da DİSK 70’li yıllardaki DİSK;KESK’te 90’lı yıllardaki KESK değildir.Hemen hemen içindeki devrimci muhalefet hareketini temizlemiş her iki sendika,çoktan sistemin sendikal çarkına uyum sağlamış olup;sarı-sınıf işbirlikçisi bir çizgiye gelmişlerdir.Sistem açısından ,sınıf hareketinin düzen içinde tutulması için her durumda yedekte tutulan bu sendikalar ve benzerlerinin giderek bürokratik-koltuk pazarlığı ve kavgalarının unsurlarından olmasının sorumlu kesimlerinden elbetteki devrimciler de vardır.Devrimci hareketler,mevcut sürecin doğru tespit edilmesine rağmen,birlikte-ortak hareket ile mevcut anlayışı alt etme mücadelesi verememişlerdir.Herkes bu bağlamda mevcut sürece yedeklenmek,mevcut durumunu korumak ve günlük mücadelenin içinde boğula kalmıştır.Böylelikle her iki sendika tamamen sınıfsal mevziden uzaklaşmıştır. Bu bağlamda,sendikal anlamda mücadelenin temeli her sendika açısından aynılaşmıştır.Tüm sendikalar ve sınıf örgütleri karşı devrimin unsurları tarafından kuşatılmıştır.Sınıf ihanetçi çizgi artık açık ve belirgindir.Devrimci sınıf mücadelesi,her bir sendikada sınıf sendikal hareketini başlatmak,tutarlıca ilerletmek,mevcut yapıları teşhir ederek iktidar mücadelesi çerçevesi içinde ele geçirme perspektifiyle çerçevesini geniş tutmak ve buna uygun hareket etmek zorundadır.Sınıf sendikaları hareketinin hem anlayışsal ve hem de pratik bakımdan canlandırılması , ülkedeki kriz ve devrimci iktidar mücadelesinin kilit sorunu olmuştur. Türkiye’de sendikal harekette ciddi bir kriz içindedir.(Ayrıca milyonlarca insanın sendikasız ve sigortasız çalıştırıldığını ve kölece çalışma-yaşam koşullarına mahkum edildiğini de söylemeden geçmemeliyiz)Sınıf mücadelesinin keskinleşip ciddi kırılmalar yaşayabileceği bir dönemde sendikal hareketi sırtlayabilecek,geliştirip sınıf mücadelesinin önünü açabilecek ne sendikal bir liderlikten;ne de öncü siyasal bir hareketten söz edemiyoruz.Sıkıntınız özü,esasında siyasal öncü sorunu ve bu siyasal öncünün sınıfın bölükleri ile iç içe olamaması sorunudur. Kriz,giderek büyüyecektir.bu durum siyasal öncünün biran önce siyasal-örgütsel-ideolojik-teorik-kültürel-sosyal bağlamda yerli yerine oturmasının kesinkes zorunlu kılmaktadır.Bu durumda ,sendikal hareketin rolü büyük olacaktır.Bir yandan siyasal-ekonomik-demokratik bir mücadele verilirken;bir yandan da karşı devrimin sınıf içindeki ajanlarının tasfiye edilmesi süreci ve mücadelesi verilmelidir.Kaos,kriz,belirsizlikler,sistemle olan bağların yitirilmesi süreci hızlandıkça;sınıf mücadelesi daha bir yerli yerine oturacak,safralar atılacak ve bağırsaklar temizlenip yol daha bir belirginleşecektir.Sorun,bu noktada,sınıf bilinçli ve iktidar hedefli doğru bir rotaya sahip olunmasıdır,ana eksen olmasıdır.Bu da,ancak ve ancak komünist devrimciler örgütünün işidir. Sendikal ihanet çemberinin kırılması,sınıfın sınıf sendikacılığı ekseninde örgütlenmesi ve mücadelesi siyasal iktidar mücadelesinin temel öznelerinden,öğelerinden biridir.Artık,sendikalar ve yönetimleri arasındaki farklar nüans farklarıdır,renk farkıdır.Her bakımdan ülke topraklarındaki komünist devrimci mücadelenin en önemli eksiği olan,iktidar perspektifli mücadele mücadelenin temel odak noktasıdır.Komünist devrimci hareket,alelade bir muhalefet hareketi değildir.Onun muhalefetin temelinde komünizmin egemen kılınması anlayışı yatar,yatmak zorundadır.Sadece muhalefet eden bir hareket,asla iktidar olamaz. SARI-FAŞİST-GERİCİ-SENDİKA AĞALIĞINA KARŞI,SINIF SENDİKACILIĞI HAREKETİ BAYRAĞI YÜKSELTİLMELİDİR.Süreç hızla militanlaşmakta,keskinleşmekte ve devrimin koşulları bu kadar olgunlaşmakta iken,iktidar perspektifli mücadelenin mevcut sendikal yapının parçalanıp,komünist devrimci sendikal anlayışın egemen hale getirilmesini zorunlu kıldığı gün gibi açıktır.KOLAY GELSİN… Mahmut Halil Can (Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ağalari, ağaları, ihanet, kahrolsun, proletary, sendika, sendikal, yaŞasin, yaşasın, şebekeleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sendika ağaları sınıf mücadelesini baltalamaya devam ediyorlar | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 13 | 02-13-2011 05:26 PM |
| Sendikal ihanet çemberini kırmadan sınıf mücadelesi kendi kanalından akamayacaktır | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 10 | 05-30-2010 01:21 PM |
| Tekel çadırları söküldü, direniş ertelendi, mola değil sendikal ihanet | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 91 | 03-29-2010 07:29 PM |
| Sendikal ihanet şebekesi iş başında, tekel direnişinde son gelişmeler | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 30 | 02-27-2010 03:52 PM |
| Sendikal ihanet çemberinde buz kırılıp yol açılmalıdır | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 70 | 02-07-2010 06:06 PM |