![]() |
|
|||||||
| SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ Devrim mücadelesi ve sınıfın öz örgütleri arasındaki ilişki |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#21 |
|
İşçi Sınıfı Hareketi ve Emeğin Korunması Mücadelesi
18 Mart 2010 Yorum yok [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Asıl gözümüzü dikmemiz gereken işçi sınıfı hareketenin gelişim seyridir. Telekom grevi, birkaç saatlik işbırakmaların 30 bin kişilik mitinglerin, kitlesel yürüyüş ve yol kesmelerin olduğu SSGS yasasına karşı direniş hareketi, Kesk grevi, Tekel, Tariş, Marmaray direnişleri. Sağlık ve eğitim emekçilerinin direnişleri. Novamed, Tersane, İBM, E-Kart, Ambarlı ve Mersin liman, ATV, ****l sektörü, belediye, itfaiye gibi sınıfın çok çeşitli kesimlerinin mücadelelerinde kısmi canlanma ve artan direşkenlik eğilimi. Yalnızca son dönemdeki öne çıkan bu direnişlerin sıralanması bile (ki devrimci basının, devrimcilerin ucundan kıyısından gündemine giren veya girmeyen yüzlercesi vardır) devrimcilerde hakim olan sınıf hareketinin ağır bir eziklik ve atalet içinde olduğu yönündeki düşünce tarzının ve ruh halinin doğru olmadığını göstermeye yeter. Sınıf hareketinde birbirini izleyen öz savunma direniş ve eylemleriyle, kesintilerle birlikte alt düzeyden de olsa bir süreklilik oluşmaya başlamıştır. Yer yer daha canlı, kitlesel, soluklu, Türkiye çapında gündemleşen direniş ve hareketler de ortaya çıkmaktadır. Ancak bu tür canlı, soluklu eylemler olduğunda, sınıf hareketinin bütünsel gelişim seyri, iç zayıflık ve kırılganlıklarına dair bir kavrayış yoksunluğuyla, aşırı abartılı beklentilere girilip, hayal kırıklığıyla boşluğa düşmeler de bir olmaktadır. Büyük heyecanlardan büyük hayal kırıklıklarına, anlık hamlelerden ağır ataletlere düşmek sınıf devrimciliğinin değil, küçük burjuva kendiliğindenci ve istikrarsız ruh halinin ifadesidir. Kriz dinamiklerinin devrimci yönden değerlendirilmesi, işçi sınıfının, kitlelerin içinde bulunduğu koşullarla, bilinç ve örgütlenme düzeyiyle birleşik değerlendirilmediğinden, krizin çözücü etkisi ve toplumsal tahribatı görülmediği ya da dışardan analizlerle geçildiğinden sadece fırsat yönü görülür ve taktik müdahaleler, aslında o bile değil, anlık ve kesitsel yüklenişlerle sınıf hareketinin ayağa kaldırılacağı, durumun hemen değiştirileceği düşünülür. Kendiliğindenci, yüzeysel analizlerden başlayan tek yanlılık, stratejik bir çalışmanın olmadığı taktiksel, anlık yüklenmelerle sonuç alınabileceğine ilişkin abartılı beklentilerle birleşir. Taktiksel yüklenmeler de stratejik çalışmaya geçiş için değerlendirilemediğinden -sınıfın, alanların içinde istikrarlı, soluklu, kökleşen çalışmaların; temel kurumsallaşma eksikliğinden- bu kez aynı şeyleri tekrar edip duruyoruz düşünce ve duygusuyla birleşerek kırılmalara yol açmaktadır. Sınıf hareketinin gelişme potansiyellerini görmeyen karamsar ve umutsuz bakışı kırmaya çalışırken nihayetinde sayısız gelgeç yönelim denemesinden sonra bunu daha da derinleştiren kendiliğindenci, olgucu bakış ve çalışma tarzı değiştirilmelidir. Sınıf içinde güç toplamakta stratejik ve güçlü bir iç örgüye sahip çalışmanın başlatılması, yerleşiklik kazanması ve kurumsallaşmasıyla hızlı taktiksel yönelimi birleştirebilmek- bunları gerçekleştirebilecek bir örgütsel ve kadrosal formasyon- yol alabilmenin koşuludur. İşçi sınıfının saldırıya uğrayan ve uğrayacak bölüklerinin çok sayıda işten atma, sosyal hak ve ücret, statü kaybına yol açan bu saldırılar karşısında doğal, diğer deyişle kendiliğinden tepkisi direnmektir. Burjuvazinin stratejik bir kapsama sahip, fakat her kriz devresi ve sonrasında vites büyüten saldırıları karşısında, belli bir ön birikim zemininden gelen, hak kayıpları ve dayanılmaz hale gelen çalışma koşullarına karşı direnişlerin sayısında bir artış olması da kaçınılmazdır. Fakat sadece direnişlerin olacağını ve artacağını öngörerek ve sınıfa bu sınırlarda genel ve anlık yönelimlerle güç toplanamaz. Özellikle burjuvazinin büyük çaplı bir özelleştirme, tasfiye, güvencesizleştirme dalgasının daha düğmesine bastığı günümüzde, 1995 (Türk-İş’in 150 bin kişinin katıldığı Ankara mitingi) sonrasında ortaya çıkan ve süregelen direnişler, çözülme, geri düzeyde uzlaşma ve yenilgiler, sürekli hak ve mevzi kayıpları biçiminde gelişen süreçten geleceğe dönük temel devrimci sonuçları çıkarmak ve bunları örgütlenme ve çalışma tarzında da köklü bir dönüşümle, ısrarla pratikleştirmek zorunludur. Özelleştirmeye karşı direnişlerde işçilerin başlangıçtaki tutumları direngenliği ile sonraki tutumları, sendikaların kendilerinin de varlık yokluk koşulu haline gelmesiyle daha sahiplenir olarak başladıkları direnişin zayıflması ve işçilerin direnç kaybı ortaya çıkmaya başladığında ise direnişi etkisiz kılıp uzlaşma kulvarına nasıl çektiklerini, bunun geri düzeylerde gerçekleştiğini ezberlemiş durumdayız. “Bu kadar kitleselliği, direngenliği, desteği olan Tekel direnişi bile sonuç almadıysa…” ruh hali, yalnızca geniş işçi kitlelerinin değil, devrimcilerin de ruh halini belirlemektedir. Aslında, işçi sınıfının geleneksel ve geniş yeni kesimlerinde azımsanmayacak bir özsavunma çabası ve artan direniş eğilimine karşın, bir çoğunun gelişim seyri ve sonuçlarının birbirinin benzeri olması; durağanlık ve hiçbir şey değişmiyor düşünüş ve psikolojisini işçi sınıfı ve devrimcilerde oluşturan da budur. Gerçekleşen güdük, ölgün genel grevin eleştirisi dahil kendiliğindenci gelişimin zayıflıklarının belirlenmesi, stratejik bir kavrayış içinden işçi hareketinin sendika bürokrasisinin hakimiyetinden çıkartılmasını hedefleyen ve mücadelenin iç örgüsünü değiştirecek taktik ve örgütlenme biçimlerini pratikleştiren politikalarla gidildiğinde güç toplanabilir. Tekel direnişi ve Genel Grev üzerine Tekel direnişi, krizin etkisi, birleşik güçlerin eylem süreçleriyle de -yatay bir seyir de izlese- birleşik eylemselliğe bir süreklilik kazandırması, hem Ankara’nın göbeğinde odaklanması hem de bir çok kente yayılı oluşuyla direngenlik ve etkisinin görece güçlülüğüyle ileriye doğru bir farklılık oluşturuyor. Fakat temel soruyu ve sorunu ortadan kaldırmıyor. Genel grev genel direniş, üretimi durduran, daha geniş sınıf kesimlerine yayılan ve sokağa taşan, sokaklara hakim olan, blokajlarla kavşakları kilitleyen sınıf militanlığı.. işçilerden yana çözümü zorlayacak temel eylem biçimi, biçimleri bunlardır. Eylem ve her türlü çalışmanın fiili inisiyatifinin sendika bürokrasisinin dışına doğru çıkartılmaya başlandığı grev, eylem, destek, enformasyon vb. komitelerin fiilen oluşturulması ve yürütülmesi. Farklı bölgelerdeki tekel işçilerini temsil eden, çekirdeğinde öncü işçilerin olduğu bir temsilciler/ delegeler meclisi… Direnişle ilgili temel kararları alacak ve son sözü söyleyecek olan bir işçi meclisi. Ve her tekelin bulunduğu bölgede grev direniş komiteleri. Ve toplumsal bağlantıların destek komitelerinin, aileleri örgütleyen kadın komitelerinin oluşturulması. Birleşik güçlerle de sendika dolayımıyla değil doğrudan bağlantılar kurulması. Fiilen ve olabilirse karara da dönüştürerek sendikanın bu işçi meclisinin belirleyip onaylamadığı hiçbir anlaşmayı yapamayacağı bir durumu ortaya çıkartmak. Gerçekleştirilmesi güç olsa bile bunların ısrarla somut politika olarak önerilmesi, gündemde tutulması, her direnişte çalışmasının yürütülmesi… Bu tür direniş ve grevlerin başarısı düzen sendikalarının kontrol ve belirleyiciliğinin dışına çıkan işçilerin direniş sürecinde oluşturdukları direnişin gücünü de yansıtan seçili temsilcileri ve delegelerinden oluşan işçi komite ve meclislerinin oluşturulmasına bağlıdır. İşçi temsilcilerinden oluşan bu meclisler, direnişin sürdürülmesi ve bitirilmesi, bazı hakların kabulu ya da vaz geçilmesi ve temel eylem kararlarını işçi demokrasisi uygulayarak, tüm işçilerin katılacağı oylamalarla karara bağlamalıdır. Öncü işçi kurulları, işyeri komite ve meclisleri, direniş komiteleri, sınıf dayanışması komiteleri ve platformları, bugünkü koşullarda hem direnişlerin başarısının koşuludur hem de sınıf hareketini tek biçimlilikten kurtarmanın, kendi özgüç ve dinamiklerini de harekete geçirerek -ki direnişler bu yönde bir dinamik de yaratıyor- daha güvenli ve kararlı olmalarını, işçi hareketinin kitle temelinin de genişlemesi ve güç kazanmasını sağlayacaktır. Direnişlerin kendiliğindenci karakterinin aşılması ve makus talihlerinin yenilmesinin birinci koşulu budur. Onlara yeni bir örgütlenme bakışı kazandırmalıyız. Sendika bürokratları engellemeye çalışsa ve işçilerdeki sendikaya bağlı hareket etme düşünce ve duygusu karşı bir etken olarak işlese de direnişlerin gelişimi bu yönde bir ortam da yaratıyor ve bunun gerçekleştirilmesini başarının koşulu haline getiriyor. Kendiliğinden direnişleri kendiliğindenlikten çıkartmanın ikinci koşulu, bu direnişlerin gerçekte salt ekonomik mücadeleler değil siyasal mücadeleler olduğu, saldırının sadece neoliberal ekonomik saldırı olarak değil burjuvazinin hükümette cisimleşmiş olarak tüm siyasal ve toplumsal gücünü-polis, yasalar, medyasını, işçi sınıfı içindeki parçalılık ve rekabeti – harekete geçirerek bu saldırıları örgütlediğini eğer öncü işçiler ve işçi hareketinin bunları etkisizleştirecek bir direniş örgütlemezlerse, direnişin ilk başlangıç aşamasından sonra burjuvazinin iktidarını zora sokacak, korku oluşturacak bir kararlılık ve direniş düzeyine sıçramazlarsa direngenliğini artıran hükümetin (sermayenin tüm gücünü arkasına almış ) artan direnci ve saldırıları karşısında etkisizleşecekleri ve onun koşullarına boyun eğecekleri açıkça söylenmelidir. İşçi direnişinin direngenliği, işçilerin mücadele ve özverisi bunların belirtilmesi çok önemlidir, işçilerin kendilerine olan güvenlerini artırır, işçi sınıfının diğer bölüklerine örnek ve esin oluşturur. Bununla birlikte salt burada takılınıp kalınırsa kendiliğindenliğe övgünün ötesine pek geçilemez. Direniş ilk aşamasından sonra ya sıçrayacak ya kırılmaya yüz tutacaktır. Direnişinin bu koşullarda başarılı olabilmesi ancak burjuvazinin ve hükümetin kazanacaklarına göre kaybedeceğinin daha fazla olacağını görmesi, eylemin sonuçlarının onlar cephesinden en azından kestirilemez hale gelmesiyle mümkündür. Direnişin ehliliştirilmesini de önleyecek biçimde sıçratılmasıyla bu gerçekleştirilebilinir. Olağan bir genel grev bu açıdan yeterli bir mücadele biçimi değildir. İşçilerin sürekli her gün her saat gerçekleştirecekleri çok çeşitlilikte ve burjuvaziyi, hükümeti, devleti taciz eden darbeleyen eylemlerinin yanısıra sokakları, ana caddeleri, kavşakları, körprüleri, limanları, sermayenin beyin ve kalp atışlarının olduğu mekanları ele geçiren, blokajlar yapan, sokağa taşan, sınıf militanlığının konuşturulduğu bir genel grev ve genel direnişin örgütlenmesi. Bu genel grev genel direniş şu gün şu saat sınırlılığını ve bu şekilde kontrollü başlayıp kontrollü bitirilmesi biçiminde düşünülmemelidir. Reformist işçi syasetinin genel grev biçimidir bu. Genel grev genel direniş küçüklü büyüklü sürekli eylemler dizgesi içinden sıçramalarla ve dalgasal bir şekilde gerçekleşen bir yığın eylemidir. Burjuvazinin ve sendikaların kontrolüne bağlı olarak gelişen ve gerçekleşen bir eylem değil burjuvazinin ve sendikaların kontrolünün dışına çıktığı ve onlarca oluşturulan barikatları yıkıp aştığı ölçüde başarıya ulaşabilecek olan bir eylemdir. Bundan dolayı genel grev ve genel direnişin nasıl olması-gelişimi ve hangi mücadele biçimlerini içermesi- gerektiği ve örgütsel temelini neyin oluştuacağı -işyeri komite ve meclisleri, genel grev genel direniş komiteleri, düzen sendikacılığı icazetinin kırılması- birlikte düşünülüp ortaya konulmalıdır. Emeğin korunması mücadelesinde ayırdedici çizgiler Üçüncüsü, korunamayan, büyük hak ve mevzi kayıplarına uğrayan emeğin bugünkü durumu emeğin korunması mücadelesi perspektifi içerisinden ele alınmalıdır. Ortaya çıkan durum sınıf içindeki parçalanma, rekabet, örgütsüzleşme, bireyselleşme, bilisizleşme ve düşkünleşmeyi artırdı ve örgütlenme, birleşik mücadele eğilimlerini de çok aşağılara düşürdü. Krizle birlikte sermayenin işsizleştirme, özelleştirme, örgütsüzleştirme, sağlıksızlaştırma, eğitimsizleştirme, güvencesizleştirme, esnekleştirme, iş katliamları saldırıları da kapsam ve derinliği artan yeni bir dalgasal karakter kazanmaktadır. Buna karşılık, son dönemdeki Tersane, Tekel, Tariş, İtfaiye, Marmaray, Atanması Yapılmamış Öğretmenler gibi direnişlerin, nisbi bir artışın olduğu sendikal örgütlenme girişimlerinin, yanısıra üst üst patlayan iş katliamlarına karşı tepkilerin, henüz zayıf da olsa emeğin birleşik ve militan korunması mücadelesine doğru bir ön birikim ve zemini de ortaya çıkarmaya başlamıştır. Tekel direnişi çevresinde, gerekse eşzamanlı yaşanan direnişler arasında etkileşim, yer yer birleşik eylemler, sendikal platformlar biçiminde henüz cılız ve kırılgan da olsa bir dinamik de vardır. Olağanüstü yakıcılaşan emeğin korunması mücadelesinde en büyük sorunlardan biri, gerek sendikal harekette gerekse devrimci harekette, yılların süregiden hak kayıpların içinden görecileşen, geriye doğru bir bakışla hak kayıplarının önlenme çabası ile sınırlı görülmesidir. Bu küçük burjuva devrimci ve sol harekette, kapitalizmin ücretlik kölelilik düzeni ve terörü olarak en fazla çıplaklaştığı bir süreçte, bulanıklaşan sosyalizm vurgularının en fazla soyut ve sloganik bir dilek olarak kaldığı, ufkunun sistem dışına çıkamayan kendiliğindenci, ezilenci dar demokratik ve dar sendikalist bir muhalefetle sınırlanmış olmasıyla da perçinlenmektedir. Salt hak kayıplarının önlenmesi ile sınırlı, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının gelişim dinamiklerinden geleceğe dönük bir bakışla değil, arka planda geçmişe dönük bir nostalji ve açık veya örtük bir “sosyal devlet”, “düzeltilmiş kapitalizm” hayali ve buna yama gibi duran, bulanık “sosyalizm” slogan ve temennileri ile bir emeğin korunması mücadelesi yürütülemez. Var olan durum, gel geç bir sınıf çalışması ile değiştirilemez. Sınıf içinde ve temel sınıf mücadelesi alanlarında stratejik bir konumlanma ile, genişleyen ve derinleşen, yılmak bilmez bir karınca emeği ile bugün için geri düzeyden de olsa gelişen emeğin korunması mücadelesi dinamiklerini sıçratıcı bir kilitlenmeyi birleştirmek zorunludur. Sistemin sınırlarını aşan stratejik bir ufku güncel sınıf mücadelesi dinamikleriyle birleştiren, hak kazanmayı içeren bir mücadelenin örgütlenmesi zorunludur. Sınıf militanlığını da geliştirecek emeğin yumruğunu da bu örgütlenme ve eylemin bir bileşeni haline getirmek zorunludur. Emeğin korunması mücadelesini yalnızca dar ekonomik-siyasal taleplerin ajitasyon propagandası ile değil, siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel örgütlenme ve mücadeleler bütünlüğünde yürütülmesi zorunludur. İşçilerin tekil özsavunma mücadelelerini, ileriye doğru genişleyen ve kitleselleşen sınıfa karşı sınıf talepleri, gereksinmeleri, özlemleri doğrultusunda geliştirilmesi; sınıfın çok çeşitli mücadele talep ve dinamiklerinin bir mücadele programı ve örgütlülükleri çerçevesinde birleşik bir iç örgüye sahip kılınması; öncü işçi kurulları… Emeğin korunması mücadelesinde bizi reformist, sendikalist, kendiliğindenci, stratejik kavrayış ve süreklilik kazandırılmış iç örüntü yoksunu küçük burjuva yaklaşımlardan ayırdedecek başlıca çizgiler bunlardır.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#22 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL DİRENİŞİ VE İŞÇİLERİ SENDİKA AĞALARINI SALLAMAYA BAŞLADI
Tekel işçileri ve direnişi, sendika ağalarını sallamaya başladı. Süreç içinde sürekli direnişi kırma, baltalama, geri çekme, günü savma anlayışı ile hareket eden Sendika ağalarının ve onların popülist kimi söylemcilerinin makamları ile koltuklarını sallamaya başladı. Zira Türk-İş ve Tek-Gıda İş yöneticilerinin - tabiki diğer konfederasyonların- 22 Şubat tarihli toplantılarından tam fiyasko sonuçlar çıkmıştır. Sınıf açıkça satılmış, süreç geçiştirilmeye çalışılmış, basit-kanıksanmış eylemlerle Tekel Direnişi ve Tekel işçileri krudun sofrasına yalnız atılmaya çalışılmıştır. Ama Tekel işçileri ve direnişçileri, anında tepkilerini ifade etmişler ve sendika ağalarını kendilerine sahip çıkmamakla ve direnili satmakla haklı olarak suçlamışlardır. Tekel işçilerinin baskısı karşılığında Tek-Gıda İş genel Başkanı ve Türk-İş genel sekreteri de olan Mustafa Türkel, bu baskıya dayanamayarak, biraz da popülizmin ve sürecin baskısı, altındaki toprağın kaymasının vermiş olduğu zorlama ile Türk-İş genel sekreterliğinden istifa etmiştir. Bu Tekel işçilerinin bu türden baskı ile bilinçli sınıf tepkisinin Anadolu topraklarında ilki yaşatmışlıklarından sayılmalıdır. Ve de öyledir de. Sendika ağalarına karşı bu kadar ciddi bir sınıf tepkisi ve sonuç alıcı baskı ilktir. Ve de Tekel işçileri sonunda sınıf mücadelesine bir katkı ve ön açıcı bir buzu kırmışlardır. Zira düzene karşı verilen mücadelenin ilkten en büyük engelleri, düzenden beslenen, onun çeşmesinden su içen satılmış sendika ağalarıdırlar. Sınıfın içinden çıkmış ve düzen tarafından satın alınmış bu sınıf mücadelesi düşmanları tasfiye edilmeden, sınıfın önündeki barikatları aşılmadan sınıfın mücadelesinin başarılı olamayacağı tarihsel bir çok örnekle sabittir. Tekel işçileri, Anadolu coğrafyasında mücadelenin genelinde yeni bir döneme imza attıkları gibi, sendikal ihanet şebekelerine karşı da mücadelede bir çığır açmışlardır ve işçi sınıfı geneline mesajlar vermişlerdir. Düzenin bu uşaklarının ancak mücadele keskinleştikçe gerçek yüzlerinin açığa çıkarıldığı, mücadele içinde tasfiye edileceği gerçeğinin altını kalınca çizmişlerdir. Mustafa Türkel'in istifası, istifaya zorlanmış olması sınıf açısından büyük bir başarıdır.Tekel işçileri şimdiden tarih sahnesine direnişlerinin kararlılığı, inatçılığı, uzun süren yılmaz dirençleri, destek ve dayanışma vs ile nelerin başarılabildiğinin yanında Sendika ağalığına vurdukları darbe ile de kazınmışlardır. MustafaTürkel ve diğer ağaların zoraki sürece ortaklaşmaları, göstermelik çekilmeleri, direncin manipülasyonu ve tavsatılmasıdır aynı zamanda. Tekel işçileri düzenin "şefkatli kollarına" terk edilmiştir 22 Şubat kararlarıyla. Ve bunun farkında olan direnişçi işçiler de, tepkilerini sendika patronlarına göstermişlerdir. ve bu baskı istifa getirmiştir. Yetmez. Yetmeyecektir. Düzen saldıracaktır kesin olarak. Asıl direniş ve kazanımlar, hak mücadelesi şimdi başlıyor asıl olarak. Tüm gücü ile sınıfın bu mücadelenin bayrağını yere düşürmemesi lazımdır. Komünsit devrimciler, devrimci demokratlar,aydınlar, ilericiler ve sınıfın tümü asıl şimdi görev başına geçmelidir. HAYDİ GÖREVE.... 23.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#23 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
DİRENİŞ ÇADIRLARI KALDIRILMAMALI, DİRENİŞ SÜRMELİDİR
Birkaç günden beridir bizatihi RTE tarafından açıkça tehdit ediliyor Tekel İşçileri. Buna karşın ise Ankara Valisi ise, birkaç güne kadar olumlu gelişmeler olabilir demiş idi. Bugün ise RTE açıktan saldırı mesajı verdi. Ve de diğer yandan Ankara Polisi, direniş çadırlarının çevresinde hareketlenmeye başladı. Görünen o ki, Vali uyanıklığı tavsatmak ve işçiler arasında ikilem ve iyimserlik yaratmak amacı gütmüş idi. Zira sendika ağası Mustafa Türkel’ de çadırların kaldırılabileceğini, 1 Mart’tan itibaren farklı biçimlerde yürümesi gereğine işaret etmişti. Sarı-gerici Türk-İş yönetiminin bugüne kadar zoraki sözde dayanışmasını derin bir sessizlik almıştır. Direnişin devamlılığından kendilerinin de rahatsız oldukları zaten başından beri belli idi. Her an satış olabilecek gibi hareket ettiler; ama direnişçi işçilerin kararlılığı her defasında onları geriletti. Şimdiki durumda ise, geçtiğimiz günlerde aldıkları eylemsizlik kararlarının üstüne yatmaktadırlar. Saldırı karşısında kıllarını kesinlikle kıpırdatmayacakları açıktır. Danıştay’ın 4/C’ye geçme süresini uzatmış olması, direnişin kırılması ve de bunun bir kazanım gibi sunulması ile birlikte çadırların kaldırılması, kaldırılmazsa saldırılıp sökülmesi ve ardından da işçilerin geldikleri illere dağıtılması sürecini getirecektir. Bu bakımdan kritik eşik ve dayanak-direniş noktasının çadırların söktürülmemesi ile direnişin sürdürülmesindeki kararlılık olacağı açıktır. Bu çerçeve dışında verilecek her taviz ve atılacak her geri adım, direnişin tamamen bitirilmesi ve kazanımlar elde edilmeden bedeller ödenmesi anlamını taşımaktadır. Öncü işçiler ile bütün olarak direnişçi işçilerin her bakımdan süreç ve getirdiklerine karşılık uyanık tutulması, direnişin geleceği konusunda aydınlatılması lazımdır. Direniş çadırlarının söktürülmesi ile direnişin bitmesinin aynı anlama geleceği açıklanmalıdır. Bunca zamandır süren ve belli bir düzeye erişen mücadele mevzisinden geri çekilmenin mevcudu kabullenmek olduğu açıklanmalıdır ve bilinmelidir. Danıştay ya da herhangi bir faşist devlet kurumunun Tekel işçileri ve direnişin mevzisini güçlendirecek bir karar almadığı açıktır. Sadece düzene zaman kazandırmak, direnişçi işçiler arasında yılgınlık yaratıp bitirme noktasına çekmek açısından düzene manevra yarattığı açıktır. Tekel direnişi, şimdiye kadar meşru bir mücadele hattından yürüdü ve düzenin yasalarını paçavraya çevirerek buralara kadar geldi. Tüm sınıfın ve mücadeleci kesimlerinde desteğini, sempatisini haklı olmaları yanında bu meşru mücadele çizgilerinden dolayı kazandılar. Zira haklar başka türlüde kazanılamazdı. Gerek sendika ağaları ve gerekse de düzenin kolluk güçleri, direnişi bitirmenin ilk etabının çadırların söktürülmesi olduğunu gayet iyi biliyorlar. Çadırların sökülmesi, direnişten geri adımın başlangıcı olacaktır. Direniş içinde ikilemler, geri çekilmeler olduğunun işareti olacaktır. Faşist düzenin saldırısı ile sökülmeden değil, kendilerinin sökmesidir asıl önemli olan, taviz olarak görülecek olan. Direniş çadırları sökülmemeli ve direniş tüm kararlılığı ile sonuna kadar sürdürülmelidir. Zira kesin-net kazanımlar elde edilmeden geri çekilme halinde bölükler halinde 4-C’ye teslim olunmak zorunda kalınacaktır. Direnişin tam da kazanım elde eder hale gelmiş düzeyden geri çekilmemesi gereklidir. Enternasyonal ve yerel anlamda bu kadar destek-dayanışma gören bir direnişin bitirilmesinin acısı-sancısı ağır olacaktır. Tüm ilerici-öncü-lider işçilerin hemen harekete geçmesi, direnişin aktif bir biçimde sürdürülmesi yönünde çalışmalarını güçlendirmeleri gerekmektedir. Beri yandan Ankaralı emekçiler, işçiler, kamu emekçileri, komünist devrimciler, devrimci demokratlar, ilerici-aydın tüm kesimlerinin şu günlerde direniş çadırlarına desteği, dayanışması ve çadırların savunulmasında rolü daha da belirginleşmektedir. Direniş, kritik dönemeçtedir. Tekel direnişinde Tek el, tek yürek, tek vücut olmanın asıl şimdi zamanıdır. Faşist düzen ha saldırdı, ha saldıracaktır. Şimdi faşizme karşı tek yumruk tek barikat olmanın zamanıdır. Tekel Direnişi ya şimdi sahiplenilir ya da hiçbir zaman. Düzenin korkusu, tehditleri, şantajları ile yığınakları ile tüm yüklenmelerinin nedeni de Tekel direnişinin sınıf açısından ne derece önemli olduğunun kanıtıdır. Tekel Direnişinde çadırlar mevzisini savunmak, direnişin ve kazanımın temelidir. Haydi Mücadeleye. Haydi, saldırılara karşı direniş mevzisini ileri taşımaya. KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ… 01.03.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#24 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
1 NİSAN’DA KALDIĞI YERDEN TEKEL DİRENİŞİ İÇİN ANKARA’YA
Tekel İşçilerinin onurlu direnişi 1 Nisan itibarıyla yeni bir seyir defteri yazmaya devam edecektir. Sendika ağalarının Ankara direnişini satması, sahiplenmemesi ve işçilerin de yılgınlığının etkisiyle yarım kalan Ankara Direnişi 1 Nisan’da yeni bir defter, beyaz bir sayfa açarak kızıllaşmaya doğru ilerleyecektir yeniden. Yine yine yeniden diyebilmek için; Tekel Direnişinin kaldığı yerden devamı için Ankara yolları yine mücadelenin ara sıcaklarından olacaktır. Ankara Direnişinin sonlandırılması sonrası bulundukları tüm alanlarda mücadeleyi bir biçimiyle sürdüren Tekel İşçilerinin kazanım elde etmeden, geçici olarak ağızlarına bir parmak bal çalınması, kazanım gibi sunulan Danıştay kararı ile nefeslenen mücadelenin yeni bir boyut, çığır açacağı kesindir. Dört bir yandan Ankara’ya akacak kanal kanal işçi sınıfının bu kez daha sert bir biçimde karşılanması hiçte olasılık dışı değildir. Zira Ankara’ya ayak bastırıldıkları ilk mücadele deneyiminden işçi sınıfı, komünistler dersler çıkardıkları gibi; düzenin efendileri ve onların kolluk güçleri de çıkarttılar. Bu kez, Ankara’ya hiç almamak, doğrudan geri döndürmek ya da basit bir mitingle geçiştirme sonrası uyutmak taktiği izleyebileceğini öngörmek lazımdır. Diğer yandan Anadolu işçi sınıfının değişik bölüklerinin de ciddi direniş, mücadeleleri sürerken ve her birisine ilham kaynağı olan Tekel direnişinin çizgisinden ilerlemeleri ve geleneksel bir mücadele hattı oluşturulmasına düzenin izin vermeyeceğinin, ellerinden geldikçe bunu kırmaya çalışacaklarının bilinmesi ve ona göre hazırlanılması zorunluluktur. Zira Anadolu’da, dünya da işçi sınıfının mücadele hattı, mücadele çizgisi gittikçe daha da sert, keskin ve mücadeleci bir raya oturmaktadır. Bu anlamda her yeni direniş ya da sınıf atılımının düzen cephesinde aynı keskinlik, sertlikte karşılık bulması olanaklıdır. Tekel işçileri ve direnişçi çevreler ile komünist devrimciler, devrimci demokratlar, ilerici-aydın çevrelerin bu gerçeği bilmeleri gereklidir. Bu anlamda destek, dayanışma ile direnişi büyütme ile yönetmenin oldukça kritik safhasına erildiğinin bilince çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. 1 Nisan’da tüm sınıf güçlerinin Tekel İşçilerinin güvencesiz, sigortasız, sendikasız, örgütsüz yaşam ile insanlık dışı koşullarda çalışmaya karşı başlatmış oldukları yaklaşık olarak 6 aylık mücadelenin bütün olarak düzenin yasa, yönetmelik ve insanlık dışı pratiğine karşı mücadele olduğu bilinciyle hareket edilmesi zorunludur. Tekel işçilerinin direniş ve mücadelesinin sadece kendilerini ilgilendirmediği, sınıfın önüne konulan 4/C ya da benzeri kölelik, esnek çalışma ve kapitalizmin tüm kirli çarklarına karşı bir mücadele olduğunun kavranılması ve 12 Eylül ile 24 Ocak Kararlarına isyan içeriği taşıdığı bilinmeli ve ona göre davranılmalıdır. 1 Nisan’da sınıfın tüm bölüklerinin Tekel İşçilerinin Ankara’daki yeni bir kızıl sayfa açması ile ilgili yeni bir ekole imza atmasını sağlamak lazımdır. Tekel Direnişinin Ankara ayağının kaldığı yerden devamı ve kalıcı hak kazanımlarının mücadelecisi, bekçisi ve geliştiricisi olması gereği açıktır. 1 Nisan’da sadece yürekleriyle değil, fiilen de Ankara’da Tekel Direnişinin yanında olmalıdır işçi sınıfı, devrimciler, komünistler. Düzenin Ankara’ya sokmama olasılığına karşı da gerekli tüm önlemler, direniş ve mücadele çizgileri belirlenerek 1 Nisan Tekel direnişinin yeni bir kızıl sayfası haline getirilmelidir. 1 Nisan Tekel buluşması ile 1 Mayıs Enternasyonal devrimci işçi sınıfının buluşmasının kızıl kanalları açılmalıdır. Tekel Direnişinin nasıl Enternasyonal bir dayanışmayı sağladığı ve ülke genelinde birçok mücadeleye ışık tuttuğu düşünüldüğünde yukarıda ifade edilenler ışığında gerekli mücadele deneyimlerinin de yardımıyla mücadele hattının çizilmesi gereği açıktır. 1 Nisan, 1 Mayısın başlangıcı ve kızıl bir yeni sayfa olmalıdır. Bunun ilk ve tek güvencesi başından beridir mücadelenin içinde yer alan, destek ve dayanışma sınırlarını aşan komünist devrimciler, devrimci demokratlar ve ilericilerdir. 1 Nisan’da Ankara sokaklarının yeni rengi olacak kızıla doğru mücadele etmelidir. Melih Gökçek faşistinin ulaşım vs gibi birçok konuda faşizan saldırılarının da paçavraya çevrileceği kızıl 1 Nisanlardan 1 Mayıslara. Düzenin her türden saldırılarına karşı Tek-El, Tek yumruk ve de tek barikat olmanın zamanıdır. 1 Nisan’da işçi sınıfının düzene, burjuvaziye, sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı kızıl şakasının yapılmasının zamanıdır. 22.03.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#25 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
DÜZEN VE ONUN UŞAKLARINA KARŞI TEKEL DİRENİŞİNİ BÜYÜTMEYE
Daha önceki yazılarımızda da ele aldık. Bütün olarak düzen Tekel direnişini gündemden düşürüp en zayıf anında saldırıya geçecektir. Bu anlamda oyalama, gündemden düşürme ve sendikal ihanet şebekesi aracılığıyla uyutma, görüşmelerle savsaklama, habire toplantı yapmakla birlikte sonuç alıcı eylemlere girişememeyi birlikte yapıyor, yapacaktır. Türk-İş ya da diğer düzen uşağı sendikalar ile sendika ağalarının düzenin ekmeğiyle beslendikleri ve sınıfın sınıf içindeki düşmanları olduğu zaten açıktır. Ve gün geçtikçe bu süreç daha fazla açığa çıkacaktır. Şimdilik sınıfın yanında görünüyor gibi olmalarının tek nedeni, mevcut durumları gereği zorunlu bırakıldıkları ve sınıfın daha ileri tepki ve eylemlerine karşılık düzenin istediği noktalarda tutmaya çalışmalarıdır. Faşist sömürgeci düzen tehditler, bilgi kirlenmesi, demagojilerle ve saldırının değişik biçimleriyle sınıfın bu yiğit kesimine yönelmesinin yanı sıra, sendikacı kimliğiyle sendika ağalarının ince ince sınıfın direncini kırmaya çalışmasına şahitlik ediyor şimdilerde tarihin yazıcı sayfaları. Türk-İş Başbakanın kapısına kul-köle olarak, esas duruşta giriyor; nutukları, tehdit-şantajları dinleyip geliyor. Aşağıda sınıfın baskısı, yukarıda faşist sömürgeci düzenin baskısı. Vah sendika ağalarının işine. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. En çokta onların işi zor. Bir 12 Şubat, bir 20 Şubat deyip toplantı yapmak dışında bir işleri yok. Ve de direnişi tavsatıp soğutmak amaçları günden güne daha bir açığa çıkmaktadır. Tabii ki gerçek durumu biraz karikatürize etsek de, tam durum budur. Sendika ağaları tavsatacak, soğutacak ve düzenin kolluk güçleri de en zayıf anında Tekel Direnişine saldırıp yok etmeye çalışacak. Senaryo aynen böyledir. Zaman içinde hedefledikleri ve çizdikleri yolun tek bir kırıcısı var; o da sınıfın kendisi ve direnişini her boyutta sürdürme iradesi. Sadece beklemek değil, mevcut saldırılara karşı koymak pozisyonunda savunmacı değil; saldırıcı pozisyona gelmek. Savaş sanatının incelikleriyle hareket etmek dışında başka bir çıkar yol Tekel Direnişi ve sınıf mücadelesinin kendisi açısından. Tekel Direnişi, birçok bakımdan sınıfın üzerindeki ölü toprağını atmıştır. Sınıfa direniş ve mücadeleci geleneğinin anımsatıcısı olmuştur. Direnişin nelere muktedir olduğunu, birçok sınıf bölüğünün yolunun nasıl açılacağının, sınıfın destek-dayanışma ile neleri başarabileceğinin, direnmeden ve mücadele etmeden dünyanın insanileştirilemeyeceğinin resmi olmuştur Tekel Direnişi. Tekel Direnişini sadece dar çerçevede sınıfın bir bölüğünün direnişi olduğunu iddia edip, bu meydan muharebesini küçümsemenin sınıfa ihanet olacağı zaman içinde görülecektir. Zira Tekel Direnişi düzenin temellerine yönelen bir niteliğe, siyasal bir öze sahiptir. Kendiliğinden, düzen sınırlarını şimdilik aşamasa da içeriği siyasaldır. Düzenin yasaları, fiili duruşuna karşı isyandır Tekel Direnişi. Bu bakımdan Tekel Direnişinin kaybedilmesi sınıf açısından salt bir mevzi kaybedimi olmayacaktır. Sınıf moral kaybedecektir, meydan savaşı yitirecektir. Sınıfın mücadelesi, başlangıcından geriye savrulacaktır. Her bakımdan bu savaşın nispi düzlemde de olsa kazanımlarla taçlandırılması oldukça yaşamsaldır. Tüm komünist devrimciler, devrimci demokratlar, düzene karşıt tüm güçlerin sürece böyle bakmaları ve yüklenmeleri lazımdır. Düzen saldıracak burası açık bir gerçek. Sendika ağaları satışa getirecek, burası da kesin. Direnişin soğutulmaya, tavsatılmaya çalışıldığı da kesin. Tekel Direnişinin birçok direnişin önünü açtığı, onlara ışık olduğu, yol gösterdiği de kesindir. Bu bakımdan Tekelin kırılması, düzen açısından oldukça yaşamsaldır. Bizler açısından da Tekel Direnişinin büyütülmesi, kazanca dönüştürülmesi, ileriye devrime sosyalizme doğru yürüyüşte bir basamak haline getirilmesi de. Tekel Direnişi ölü toprağını üzerinden atmasıdır sınıfın. Haykırışın, varlığın kendini ortaya koymasıdır. Düzen ve onun uşaklarının direnişi kırmasına, direnişi bitirmek iradesine karşı; sınıfın devrimci iradesi ile direnişi büyütmeye, Tekel direnişinin ateşinde düzeni yakmaya yönelmeliyiz. Tekel işçilerine destek değil; liderlik etmek zamanıdır. Düzen ve onun sendika ağası uşaklarının sınıfın safından külliyen ve tamamen atmanın zamanıdır şimdi. 20 ŞUBATTA ANKARAYA. TEKEL DİRENİŞİNİ BÜYÜTMEYE. HAYDİ GÖREVE. 12.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#26 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL DİRENİŞİNİ GÜNDEMDEN DÜŞÜREREK SALDIRIYA ZEMİN HAZIRLAMAYA ÇALIŞIYORLAR
YAPAY GÜNDEMLERE KARŞI SINIFIN GERÇEK GÜNDEMİNİ YUKARIDA TUTMA MÜCADELESİYLE HAYDİ GÖREVE Tekel direnişi 4 Şubat grevine kadar birinci sayfalardan veriliyorken; faşist devlet ve onun memurlarının tehditlerinden sonra, gündemden düşürülmeye başlandı. Baş sayfalarda yer alırken Tekel direnişi, arka sayfalara itildi. Ana haber bültenlerinde ilk haber konumundan arka sıralara gönderildi. Bunun için burjuva düzen oldukça çaba sarf ediyor direnişi gündemden düşürmek için. Zira gündemde kaldıkça direnişin ateşinin ülke sınırlarını da aşarak ateşi yakacağının farkındadır. Bu bağlamda yapay gündem manevralarına da başvuruluyor doğal olarak. Bir yandan egemenlik mücadelesinin klik çatışması öne çıkarken; diğer yandan fırsat bu fırsat deyip hükümeti- muhalefeti gündemi yapay bir biçimde Tekel direnişinden uzak tutuyor, mahalle kavgaları misali meclis ahırında kör dövüşü yapıyor; gündemden çoktan düşmüş olan Türban sorunu ısıtılıyor, asker-sivil çekişmesi varmış gibi sorunun kendisinde duygu sömürüsü yapılıyor. Ne kadar gündemin dışına itilmiş, sınıfın ve emekçilerin gerçek gündemi dışında ne kadar kalmış olan sorun varsa ısıtılıyor; yetmedi mi iki yapay kavga da çıkarırsın, bir iki atışırsın alın size gündem işte. Zaten gazete patronları ile egemen burjuvazi iç içeler. Bu anlamda bağımsız, sınıfın yanında iletişim araçları sınırlı ya da oldukça geri durumda. Bu anlamda TV ile radyo ile yazılı basın ile istediğin gibi biçimlendir süreci. Ya da çıkarlarına göre anlat. Tekel işçileri hakları için ölüme yatmış, her gün yine Sakarya ve Ankara caddelerini eylemleriyle titretiyorlarmış ya da iki aya yakın süredir kar-kış-soğuk demeden işçiler sokaklarda yatıyorlarmış. Ne gam. Önemli olan kendi yarattıkları yapay gündemi aşılamak yığınlara. İşin enteresan tarafı burjuva basın yayın organları son yıllarda ve özellikle son bir yılda “politik magazin” yaratmış bulunuyor. Politik magazin ile kitleleri politika adına uyutmak işlevini de oldukça iyi yürütüyorlar. Yaşamın her alanını magazine çevirip, istedikleri gibi biçimlendirmektedirler egemenler. Burjuvazinin yönetme konusunda, çekip çevirme ve ellerindeki araçları kullanmada ne derece ustalaştıklarının kanıtıdır bu durumda. Egemenler ve onların uşaklarının amaçları Tekel direnişini soğutmaya çalışmaktır. Gözlerden uzak tutmak ve unutturmaya çalışmaktır. Ne kadar gözlerden ırak tutulursa ona saldırmak daha da kolaylaşacaktır. Egemenlerin tehdit-şantaj ve yöneliminin temel yönü budur. Tekel direnişi, sınıf açısından da onlar açısından da kapitalizmin bugünkü temel dinamiklerine yönelmiş bir silah olduğu için mevzi savaşı verilmektedir. Bu mevzi savaşlarından şimdilik kazanan olmadığı gibi, bir meydan savaşına evirileceği kesindir. Bu meydan savaşıdır ya da olacaktır. Zira yukarıda da daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız üzere; Tekel işçilerinin mücadele ettiği olgular 12 Eylül ve 24 Ocak kararları ile kurulan emperyalist kapitalizmin temel dinamiklerine karşıdır. Bu bağlamda da mevcut düzenin bulunduğu konumdan geri adım atması çorap söküğü misali birçok alanda çözülmesini hızlandıracaktır. Aynı zamanda da proletaryanın devrimci mücadelesinin önünü ardına kadar açacaktır. Tekel direnişinin ateşinin geniş yığınlara ulaştırılmak istenmemesinin ana nedenleri de budur esasen. Bunda ne kadar uğraş verse ya da korksa da burjuvazi haklıdır. Zira komünizmin hayaleti Ankara’da, Ankara’nın göbeğinde elini kolunu sallaya sallaya büyümeye devam etmektedir. Bu da burjuvaziyi korkuttuğu içindir ki, tehditler savuruyor; hak mücadelesini baltalamak ve destekçilerinden yalıtıp bitirmek için çamur atmaya çabalıyor. Öte yandan politik magazinel yapay gündemlerle geniş yığınları kendi gerçek ve öz gündeminden uzak tutmaya çalışıyor. Burjuvazinin yaptığının tam tersini komünist devrimciler, devrimci demokratlar, aydınlar, ilericiler, işçi sınıfı ve emekçiler yapmalıdırlar. Tam tersine sürekli gündemin birinci maddesi haline gelmek için mücadele araçlarını çeşitlendirip öne çıkmalıdırlar. Belki ellerimizde devasa olanaklar yok evet. Ama bizim en büyük gücümüz haklılığımız, mücadele irademiz ve geniş yığınları ikna edip örgütlemek ve birlikte azınlık düzenine baş kaldıracak temel dinamikliğimizdir. Geniş proleter yığınları kendi ile yüzleştirip mücadeleye kattıkça burjuvazinin bu pervasız- aşağılık düzeni yıkılacaktır. Tekel direnişi bir milattır, bir milat haline getirilmelidir. Burjuva faşist devletin onu geriye itmesine, gündemden düşürüp zayıflatmasına, tehdit-şantaj ve en sonunda saldırı ile bitirmesine izin verilmemelidir. Düzenin krizi derinleşip düzen içi çatışma ve çelişkiler de artıkça, sınıfın yürüyüşü ve mücadelesinin kazanımlarla taçlandırılması olanaklı olacaktır. Tekel işçi sınıfı açısından şu anda sadece basit bir direniş değildir ve öyle algılanamaz. Bunu aşan bir başkaldırı, isyan, mevcuda karşı bir alternatif yaratma, kapitalizmin ve faşist devletin uygulamalarına karşı bir direniş bayrağıdır. Bu minval üzerine soruna yaklaşmak yaşamsaldır. 10.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#27 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
SENDİKAL İHANET ÇEMBERİNDE BUZ KIRILIP YOL AÇILMALIDIR
TEKEL İŞÇİLERİ OYALANIYOR, TEKEL DİRENİŞİ KIRILMAYA ÇALIŞILIYOR Sarı sendika ağalarının gölgesinde ama onlara rağmen süren direniş oldukça mesafe kat etmiş bulunmaktadır. Son olarak Başbakan ile görüşmelerinden sonra sendikal ihanetin oldukça açık bir biçimde oyalama, zamanı tavsatma, Seka vb gibi örneklere doğru ilerleneceğinin işaretleri belirginleşmiştir. Bu arada işçilerin de Türk-İşten tam olarak kopuş sağlamamış oldukları gözlemi ile birlikte hala düzenden medet ummaları, kendilerine bu durumu reva gören burjuva düzen ve onun politik temsilcilerinden umudu kesmedikleri görülüyor. Diğer yandan ekonomik mücadele içinde siyasal bilincin yeşertilmesinde de ciddi mesafe alınamadığı da açıktır. Zira bunda biz komünist devrimciler ile devrimci demokratların direniş ve mücadelenin kendisine desteği sıradanlaştırıp, direnişin gerçek bir siyasal savaşıma taşınması mücadelesinde iyi liderlik edemeyişimizin ve bu konuda ki deneyimsizliğin mevcut süreci değiştirip dönüştürmede kısır kaldığı görülecektir. Beri yandan direnişi desteklemek ile yönetmek arasındaki ince çizgiyi yakalayamama ya da desteği yönetmeye çevirmeye çalışma noktasındaki irade eksikliğinin başat olduğu görüşecektir. Pratik olarak sürece yedeklenme ve eklemlenmeden söz edilebilir ama esas görevimiz olan liderlikten ise söz edilemez. Oldukça taze ve yüksek düzeyde destek ve kadrosal aktarıma rağmen, sürecin değiştirilmesine yönelik ileride bir yerde olunamamaktadır. Tekel işçileri sınıf açısından direnişsel bir yol açmışlardır. Zonguldak Maden İşçilerinin direniş ve Ankara’ya doğru yürüyüşünden bu yana kapsamlı bir direnişe, mücadeleye sahne olmayan Anadolu’da sınıf mücadelesi açısından buzun kırıldığı ve yolların açıldığı da görülüyor açıkçası. Ama sürecim ekonomik mücadeleyi aşamadığı, sınıfın siyasal liderliğinin sınıfla kenetlenip bütünleşemediğinin de bilinerek arayışlara girilmesi kesinlikle gereklidir. Günlük değil orta ve uzun vadeli mücadele dinamikleri, süreçleri ile mücadele saha analizleri ile değişimin yaratılmasının kapsamlıca ele alınması zorunludur sınıf devrimcileri açısından. Olasıdır ki, bir ara çözümle Tekel Direnişi kırılacaktır. Sendikal ihanet şebekesi Türk-İş sınıfın şimdiye kadarki zorlamalarıyla buraya kadar gelse de, bundan sonraki süreçte sınıfa hainlik etmesi kaçınılmazdır. Hükümetin de Tekel direnişinin daha da genişlemesi, büyümesi, genelleşmesine karşı olarak, kısmi tavizlere vereceği ve fakat bunun geçici olacağı da açıktır. Sınıfa bunların anlatılması zorunludur. Sınıfla düzenin arasının açılması kadar, düzenin uşağı sendikal ihanet şebekesi ile de arayı açması sağlanmadan sınıfın ekonomik-demokratik ve nihayetinde siyasal mücadelesi başarılı olamaz. Tekel işçileri hala direnişin meyvesini toplayabilirler yukarıdaki iki şeyi aşarlarsa. Elbette devrimci liderlikle birlikte. Diğer yandan düzenin türlü kışkırtma, halkların dil-din-ırki özellikleri ile ayırma çabasına karşılık nispeten direnişle aşılmış gibi görünse de ayrımcılık; düzenin etkisinin hala sürdüğü bariz bir biçimde gözlenmektedir. Özellikle Kürt işçileri ile Anadolu’dan diğer halklardan işçiler arasındaki mesafe de gözden kaçmamaktadır. Milliyetçi ruh halinin Batı işçileri arasında olduğu gözleminin altını çizmek lazımdır. Diğer yandan örgütlülük bakımından Kürt işçilerinin ilerde olduğu ve daha bir siyasal bilince ulaştıkları da açıktır. Tekel işçileri mücadelesi açısından kritik bir dönemece giriliyor. Sendika ağalarının baskıyla buraya kadar getirdikleri direnişi masada çeşitli geçici tavizler alarak bitirmeleri hemen hemen kesindir. Oyalama ile başlayan süreç sonunda bir biçimde satışa getirilecektir. Tekel işçilerinin bu sürece karşı uyanık tutulmasına dönük çalışmaya ağırlık verilmelidir. Genel Grev ve Genel Direnişin zorlanması, eylem ve etkinliklerin çeşitlendirilmesi, Ankara’nın terk edilmemesi kesinlikle zorunludur. Ankara terk edildikten sonra geri gelinmesi ve mücadelenin merkezi, sonuç alıcı niteliği zorlanacaktır. Tekel direnişi her bakımdan deneyim olmaktadır hem sınıf ve hem de sınıfın devrimcileri açısından. (Bunları zaman zaman açmaya çalışacağız. )Tekel direnişinin açtığı yolun derinleştirilmesi, kazanımlarla taçlandırılması her zamankinden önemlidir. Zira yolların açılması, kazanımlarla taçlandırılması anlamlı, kalıcı hale gelecektir. 31.01.2010 Mahmut Halil CAN (Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#28 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL DİRENİŞİNDE GELİNEN NOKTADA ÇIKARILACAK DERSLER VE SONUÇLAR
Tekel’in ateşi düzeni yaktığı gibi, kafasını kuma gömmüş emekçileri, proletaryayı, unutulmuş değerleri-destek, dayanışma, birlikte mücadele gibi-, kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden bütün olarak toplumsal kesimleri, aydın ve sanatçı kesimleri bir ateş etrafında birleştirmiş ve iki ayı aşkın süredir bir direniş mabedi haline getirmiştir. Sendika ağalarının her türden satış girişimine karşı sınıfsal duyarlılığın ve onlara karşı da direnişin, düzenin her türden tehdit-şantajına karşı mücadelenin devamlılığının, kararlılığının sembolü olmuştur. Tekel direnişi, işçi sınıfının tüm bölüklerinin aynı bayrak altında toplanmasının önünü açmış ve ateşlemiştir. Her türden etnik kökenden, dinsel-mezhebi ayrımdan azade aynı havayı solumak ile mücadelenin birleştiriciliği de buna eklenerek katılmış, halkların kardeşliğinin de vesilesi olmuştur. “İşçi sınıfı ve proletarya bitti, direniş ve mücadele dönemi geride kaldı” burjuva liberal lafazanlığına karşı da bir tokat oldu Tekel direnişi. Zira on yıllardır sürdürülen ideolojik ve psikolojik savaşı pratikte mücadele alanlarında mahkûm etti işçi sınıfı. Zira tarihin şimdiden sonraki tek devrimci sınıfı olan proletarya tarih sahnesinde haklı yerini alma mücadelesinde özne rolünü Tekel ile birlikte merkeze alıp, liberal lafazanlara gerekli yanıtı vermiştirler. Tekel Direnişi, sınıf ile sınıfın liderliklerinin de buluşması, aynı arenada doğru ilerleyişin mihenklerini de oluşturmuştur. Dirayetli, istikrarlı, kararlı, inatçı ve inançlı sınıf mücadelesinin doğru taktiklerle birleştiğinde kazanımlara dönüşeceği, örgütlü sınıf bilinçli işçilere dönüşümün önüne de açmıştır. Tekel Direnişi sınıfın, mücadele edilmeden ileriye doğru yürünemeyeceğinin, hak mücadelesi içinde düzenle karşı karşıya gelmeden mücadelenin başarılı olamayacağının altını çizmişlerdir. Tekel Direnişi, yukarıda fillerin tepişmesinin ve onun gündem manipülasyonlarına karşı sınıfın bağımsız gündeminin yaratılması, ısrarla bu gündemin başa çekilmesinin nasıl olması gerektiğini de göstermişlerdir. Fillerin tepişmesine alet olmadıkları gibi, onları mücadele içinde mahkûm etmişlerdir. Tekel Direnişi, kadınların mücadele içindeki rollerinin ne derece önemli olduğunun, sınıfın bu birkaç baskı altında olan kesiminin mücadeledeki kararlılık, inanç, iradeye ne derece katkı yaptığının da göstermiştir. Zira kadınları kazanmayan bir sınıf hareketinin başarısızlığa uğrayacağı kesin değerlendirmesinin önemi daha iyi kavranmıştır. Tekel direnişi sınıfın üzerindeki ölü toprağının atılmasının ötesinde, sınıfın tüm bölüklerinin bir ve tek bir mücadele etrafında birleşmesinin en güzel örneklerini sunmuştur. Sınıf ile sınıfın dostları ile sınıf düşmanları arasındaki ayrımı da netleştirmiştir bu mücadele. Bu direniş, sınıfın lider güçleri açısından oldukça değerli deneyimler sunmuştur. Sınıfın şimdiki kadroları ile gelecek zaman içindeki kadrolarının eğitimi, sürece yaklaşımı, iletişim teknikleri, taktik yaklaşımları vs gibi birçok noktada ciddi deneyim ve dersler vermiştir. Şimdi ne olacak? Diğer yandan sınıf her an satılabilir. Ve de düzen acımasızca saldırabilir gelişmelere bakılırsa. Zira bağıra bağıra sürecin ne getirdiği biliniyor. Tekel Direnişi, daha önceleri de yazmıştık. Düzen açısından da, sınıf açısından ölüm-kalım savaşının özel bir mevzisidir. Düzene bütün olarak siyasal içerikli de müdahale eden, bütün olarak 12 Eylül yasalarını ve 24 Ocak kararlarını sorgulayan yapısıyla. Bu açıdan düzen geri adım atmamakta direnecek ve saldırmaktan çekinmeyecektir. Ya da sınıf içindeki ajanları olan sendika ağaları aracılığıyla göz boyayacak kırıntılarla satılabilir. 20 Şubat dayanışma eylemi sınıfın ve diğer bölüklerin süreci nasıl sahiplendiklerinin bir kanıtı daha olmuştur. Bu anlamda Tekel Direnişinin hangi biçimde olursa olsun bitirilmesine karşı uyanık olunmalıdır. Gerekli önlemler alınmalıdır. Özellikle sınıf devrimcilerinin direnişin başından beridir gayretlerine, direnişin bitirilmesine karşı uyanıklığı arttırmak kadar, direnişin devamının sağlanması ve saldırılara karşı direnişin sürdürülmesine dönük çabalarını daha da ileri taşımaları gereği açıktır. Diğer yandan direnişin ve mücadelenin içinde pişen, gelişen ilişkilerin sürekliliğinin sağlanması kesinlikle önemlidir. Bu anlamda kurulan bağ ve ilişkilerin örgütlü bir biçeme kavuşturulması zorunludur. Sendika ağalarının oyalama ve enerji deşarjına dönük içerikte eylemlerine karşılık GENEL GREV VE GENEL DİRENİŞ sloganının gerçeğe dönüştürülmesi, 4 Şubatı aşan bir içerik ve pratikte olması mücadelesine girişilmelidir. Tekel Direnişi açısından daha öncede yazmış idik. Buzları kırıp yolu açmıştır Tekel Direnişi. Sınıfın varlık ve mücadele zemininin gereklerini ortaya koymuşlardır. Tekel Direnişi ile sınıf kazanıp ya da kaybedecektir. Bu bakımdan Tekel Direnişi mevzisel bir çarpışmanın ötesinde bir cephe savaşıdır. Bu bilinç ve bakış açısıyla sürece yaklaşmak sınıf ve sınıf devrimcileri açısından temel zorunluluktur. Zira her iki savaşın kazanım ile kaybedimleri ile içerikleri ile sonuçları farklıdır. HAYDİ, MİLİTAN DEVRİMCİ SINIF MÜCADELESİNE… 21.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#29 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL DİRENİŞİYLE BİRLİKTE İŞÇİ SINIFI YARDAKÇILIĞINDA VE POPÜLİZMİNDE ARTIŞ VAR
Olağan koşullarda sınıfla, emekçi kesimlerle çokta içli dışlı olmayanlar dahil olmak üzere birçok kesimden insan üzerinde, yazar, çizer ve hareketlerden sınıf yardakçılığı, sınıf üstüne değerlendirmeler, sözde yakınlıklar, yazma çizmeler artmış durumdadır. Bu elbette en pespaye tarafından yardakçılık, yaranmacılık, popülizmdir. Bunu başka türlü anlamlandırmak sınıfsal anlamıyla gerçekten ciddi bir yanılsamayı birlikte getirmektedir. Burjuva liberallerinden tutun da, Kontrgerilla devletinin bastonu İşçi Partisine; sarı-yeni faşist CHP’lilerden tutun da ahı ile vahı olmayan Rahşan Ecevit’ine; sınıfsal olarak kır ile kent küçük burjuvazisinin temsilcisi olan hareketlerden giderek dümeni sağa ve düzene kıran sözde komünistlere kadar bu durum oldukça açık ve net olarak orta yerde yanıtlanmayı beklemektedir. Oldukça değişik toplumsal kesimlerdeki işçi sınıfı hayranlığının! altında oldukça pespaye bir yamanma ve kendini bir biçimde ifade etme yanında, tükenmişliğin karşısında duran ve yabancılaşmanın karşısına dimdik sınıfsal kimliğiyle çıkan Tekel İşçilerinin nezdinde kendi yapamadıklarını, yaşayamadıklarının da bir payı olsa gerektir. Nostaljik bir yamanma yanı sıra, geleceğe ilişkin gerçeklerin, sistemin tıkanmasının ve çıkış yolunun nerede olduğunu gösteren ışığa yönelimin de olabileceğini ifade etmeliyiz. Elbette bu son yazdıklarımız en iyimser, en optimist biçimiyle soruna yaklaşım ya da yorumlama biçimidir. Olanlara iyimser bakmaktır. Oysa bu iyimser yorumumuza layık oldukça az bir kesim mevcuttur. Aydınlardan liberallerine, küçük burjuva demokratlarından düzen içi sağcı sözde solcular ya da komünist geçinenler açısından söylediğimiz bu iyimser yorum kesinlikle elbise olamaz onların üstlerine. Zira bu kesimler, kesinlikle sınıfın anlık yanında gibi duruyorsa da; asla ve kesinlikle sınıfın içindeki burjuva düzen ajanlarıdırlar. Aynen satılık, sarı-gerici-faşist sendika ağaları gibi. Proletaryanın sahte dostları ortalıkta oldukça çoğunluktadır. Siyasal-sosyal- kültürel anlamda sınıfı kullanma, sınıfın politik ve pratik enerjisini ve kendini ortaya gerçek bir biçimde koyma iradesinden sonuna kadar yararlanma pragmatizmi içinde olacakların çoğalması normaldir. Bu durum tarihin her döneminde olan olağan bir durumdur. Sorunun özü buna karşı sınıfın gerçek dostlarının ya da liderlerinin ve sınıfın kendisinin uyanık olması, bu sahte dostlarına sırtını dönmemesi ve onların gerçek niyetlerin farkında olmasıdır. Zaten sınıf bilinçli proleterler bunun farkındadırlar; ama henüz bu bilinçte olmayan Anadolu işçi sınıfı ve Tekel işçileri değildir. İşte burada sınıfın komünist devrimci lider güçlerinin sınıfa sınıf bilinci, kendisi için sınıf bilincini ideolojik olarak dostlar ile düşmanlar kara cephesi yanı sıra dolaylı düşman ve dostlar sarı cephesinin de verilmesi gereği açığa çıkmaktadır. Bu elbette sınıfa dışarıdan taşınan bilincin içinde olsa da; sınıfın içgüdüsel yaklaşımları itibarıyla yakaladıkları içerisinde de yer alabilir. Tüm gündem oynamalarına rağmen, Tekel işçilerinin sınıfın mücadele çizgisine, yapılması gerekenlere ilişkin tonlarca birikim, gelenek yaratması ya da yarattığı açık bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Sonunda istenilen sonuçlar elde edilemese bile Ankara, faşizmin merkez beyni ile sınıf arasındaki bu kaçınılmaz savaşın kendi içinde öğrettikleri gelecek açısından önemli tecrübeler olarak ortada olacaktır. Sahte sınıf dostlarının pespaye popülist söylemler ile sınıfa yaklaşan ara sınıfların, ara sınıfın lider güçlerinin yaklaşımını da ayırt etmek lazımdır. Zira proleter komünist devrimci bir sınıf, düzene karşı olan tüm güçleri liderliği altında birleştirmeyi becerdiği anda devrimci değişim sürecidir kaçınılmaz olan. Ama diğer yandan sahte sınıf dostlarının teşhir edilmesi, ayrıştırılması, sınıfın geri yanları üzerine oynayan, sınıfı düzen ve sisteme yamamaya çalışan düzenin sarı güçlerinin tanımasını da sağlamak mücadelenin en önemli görevlerindendir. İşçi Partisinden Rahşan analara!, sarı sendika ağalarından burjuva liberal aydınlara, küçük burjuva demokratlarından sınıfa pragmatist yaklaşan sözde komünist geçinenlere karşı Tekel İşçileri başta olmak üzere tüm proletaryaya sahte dostlar ile gerçeklerinin ayırt edilmesi bilinci mücadele içinde aktarılmalıdır. İhanetlere karşı uyanık olması sağlanmalıdır. Popülist, yardakçı tüm eğilimlere karşı ideolojik-teorik-politik ve pratik mücadele verilmeden sınıfın mücadelesinin tam başarısı sağlanamaz. 22.01.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#30 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
İŞÇİ SINIFI , TOPLUMSAL MÜCADELEYE KURTULUŞUN YOLUNU GÖSTERİYOR
Ekonomik dünya bunalımı öncesinde de , krizle birlikte de işçi sınıfı giderek direncini, mücadelesini arttıran, bu mücadele içinde de giderek militanlaşan bir işçi hareketine doğru evrildi. Bir çok şehirde , özellikle de işçi kentlerinde yürütülen bu direniş, grev ve mücadele kör-sağır-dilsiz bir maymunu oynayan burjuva medya ve kurumları tarafından görmezden gelindiğinden çoğundan işçi sınıfının ve emekçilerin haberi dahi olmayabiliyor. Zira devrimci hareketin gücünün de sınırlarını hesaba katarsak bu durum şaşırtıcı bir sonuç değildir. Sınıf artık eskisi gibi yaşamak istemediğinin sinyallerini vermiş bulunuyor. Kriz ve sonuçlarının tüm faturasının kendisine kesildiğinin, düzenin tüm ekonomik yükünün sırtına yüklendiğini kavrıyor. Örgütsüz , tek tek bireylerin hareketlerinin sonuçsuz kalacağını yavaş ta olsa deneyimleriyle öğreniyor. Kafasına vurulup sopa ile ekmeğinin alınmasına karşı , cılız da olsa, yerelde de kalsa kafasını kaldırıp tepki vermeye başlıyor. Kapitalizmin en iğrenç yüzleriyle baş başa ve karşı karşıya geldikçe , düzenle hesaplaşmadan sorunların çözülemeyeceğini içgüdüsel olarak kavramaya başlıyor. Direnmeden, mücadele etmeden başak bir seçenek olmadığını kavradıkça sınıf dostlarıyla daha fazla kaynaşma başlıyor. Anadolu topraklarının bir çok alanında bir çok direniş yaşanıyor şu anda. Asemat otomotiv,Asil Çelik,ATV-Sabah ,Entes vs gibi uzatılabilecek bir çok çalışma alanında direnişler,grevler ve mücadeleler sürüyor. İşçi sınıfı el yordamıyla kendi geleceğine sahip çıkma mücadelesi veriyor. Sınıfın geneline ışık tutmaya ve de komünist sınıf devrimcilerine umut vermeye devam ediyor. Sınıfla organik ya da inorganik tüm bağlarını yitirmişler için bu direniş ve mücadelelerin “anlamı” yok gibi. Zira onlar kendi kanallarını bulmuş, hızla düzenin değirmenlerine su taşımaya devam ediyorlar. Sınıfa güvensizlik temelinde, sınıf çalışmasından uzak kalmış olan bu “yaşlı ihtiyarlar” ekibi ya da küçük burjuva devrimciliği her defasında sınıftan daha büyük bir tokat yemeye devam ediyor. Sınıfsal mücadelenin “ bittiğini” , bundan sonraki mücadele sürecin etnik-dinsel-çeşitli farklılıkların vs mücadelesi süreci olduğunu iddia edenlere de tokat yine kendisine inanılmayan sınıftan geliyor. Modern proletaryanın ve sınıf mücadelesinin “tarihe karışacağını” iddia eden , modern revizyonistler ve sınıf düşmanlarının sürece kuş bakışı baksalar dahi, nerde , neler olduğunu görmek zahmetine katlansalar ; devrimci sınıf mücadelesinin dünyanın bir çok bölgesinde olduğu gibi Anadolu topraklarında da artık kendi kanallarını yarattıklarını göreceklerdir. İşçi sınıfı düşmanlarının “robotlardan işçi olduğunda “ , teknoloji geliştikçe sınıfsal mücadelenin artık sonlanacağını ve diğer yandan da “kapitalizmin sonsuzluğunun “ vaaz edilmesine karşın dünya işçi sınıfı korkunç bir tokat indiriyor mücadelesiyle. İşçi sınıfı kaçkınlarının bu mesnetsiz ve bilimsel olmayan iddialarının aksine sınıf direnişi ve mücadelesi dört bir yandan kendini yaşamın içinde var ediyor, edecektir. Emperyalist kapitalist dünyanın hegemonyasının bir parçası olan yabancılaşmanın da bir sac ayağı olduğu düşünülürse; mücadele ile parçalanan bir süreçtir bu. İşçinin emeğine, topluma ve kendine yabancılaşması ile at başı giden bu sürecin giderek daha fazla parçalandığını, sınıfın bu kapitalist zinciri kırmakta daha bir kararlı, inatçı, dirençli vs olduğu gözlenecektir. Kendiliğinden sınıf bilincinin ürünü olan bir çok örgütsel, sınıfsal mücadele alanlarına yabancı olan sınıfın , giderek bu noktada daha bir öne çıkan mücadele içine girebildiğini görmekteyiz. Sınıf haini , sarı-gerici- faşist sendikalara rağmen ve onların mücadele önündeki tüm barikatlarına karşın mücadele büyümekte ve kendi su yollarını açmaya çalışmaktadır. Sorunun esası ise , sınıf devrimcilerinin sınıfla kurduğu bağların ve ilişkilerin yokluğu,geriliği,istikrarsızlığı ve devamlılık konusunda ki tutarsızlığıdır. Israrlı , kararlı ,inatçı ve sürekli bir biçimde tutarlı bir ilişki ağının yakalanmayışı sınıf mücadelesinin örgütsüzlüğünün temelidir. Sınıfın şimdilerde örgütlenmesinin önünün oldukça önü açılmışken, mazeretlere takılınıp kalınması devrimci bir tutum değildir. İnkarcı, süreci değerlendirmekten uzak, küçük burjuvaca “sihirli değnek vurulduğunda” örgütlenilecek ya da değişecek bir sınıf bekleyenlerin zaten sınıf mücadelesine katkıları olamayacağı gibi, umutsuzluk,karamsarlık vs gibi hastalıkları da taşıyacakları açıktır. Dünya işçi sınıfında olduğu gibi,Türkiye işçi sınıfı da bir çok bakımdan geri noktalarda dursa bile, öne çıkan kesimleri ve yolun çizilen hatları itibarıyla toplumsal kurtuluşun gerçek adresini göstermekte ve tarihin altın yaldızlı kitaplarına yazmaktadır. Sınıfın devrimci mücadelesinin taçlandığı sosyalizm ile çok ta uzak bir aktarması yoktur. Buz kırılmış ve yol açılmışsa; geriye tüm bir sınıfın özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin birliğini, iradesini, kararlılığını vs bir noktada kilitlemek konusu kalmıştır. Bu da ancak ve kesinlikle Komünist devrimci bir sınıf partisini gerekli, zorunlu kılmaktadır. Sınıfın en eksik kaldığı yer burasıdır. Sınıf kendiliğinden mücadelesinin bir çok boyutuyla, kurtuluşun gerçek yolunu gösteriyor. Sorun , sınıfla onun komünizme giden yolda biricik sahibi ya da yol göstericisi olan partisiyle yolunu keşiştirmektir. Tüm işçi sınıfı düşmanlarına, sınıf haini kesimlere ; işçi sınıfı mücadelesiyle kurtuluş yolunu gösteriyor, göstermeye de devam edecektir. 21.08.2009 Mahmut Halil Can ( Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ağalari, ağaları, ihanet, kahrolsun, proletary, sendika, sendikal, yaŞasin, yaşasın, şebekeleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sendika ağaları sınıf mücadelesini baltalamaya devam ediyorlar | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 13 | 02-13-2011 05:26 PM |
| Sendikal ihanet çemberini kırmadan sınıf mücadelesi kendi kanalından akamayacaktır | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 10 | 05-30-2010 01:21 PM |
| Tekel çadırları söküldü, direniş ertelendi, mola değil sendikal ihanet | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 91 | 03-29-2010 07:29 PM |
| Sendikal ihanet şebekesi iş başında, tekel direnişinde son gelişmeler | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 30 | 02-27-2010 03:52 PM |
| Sendikal ihanet çemberinde buz kırılıp yol açılmalıdır | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 70 | 02-07-2010 06:06 PM |