DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > DEVRİM VE POLİTİKA > KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM

KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM KÜRT SORUNU, KOMÜNİST DEVRİMCİ SINIF MÜCADELESİ VE ENTERNASYONAL DEVRİMCİ MÜCADELE


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Karanlık eylemlerin karanlık adı tak
Cevaplar
17
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
753
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-27-2011, 05:18 AM   #11
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Exclamation Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

ABDULLAH ÖCALAN, İLİŞKİ AĞLARI, DÜZENLE FLÖRTLERİ YENİ Mİ?



Böyle bir başlık yeni midir acaba? Elbette değil. Faşist sömürgeci devletin bilgi ve belgeleri açıklanmıyor ki, kim nerde, nasıl, kimlerle vs ne türden bir ilişki içerisindedir bilinsin. Burjuva demokrasisinin egemen olduğu kimi ülkelerde belirlenen zaman aşımı süresi sonunda bilgi ve belgeler kamuoyu ile paylaşılıyor. Ama bu ülkede ise tam tersine sürekli gizleniyor. Kimi gazeteciler, yazarlar, araştırmacılar bir biçimde bir yerlere ulaşmış ise belki.

İşte Cengiz Kapmaz adlı yazarın yirmi bin belgeyi inceleyerek, analiz ederek yazdıklarına bakılırsa Abdullah Öcalan ile faşist sömürgeci devlet arasındaki ilişki eskilere dayanıyor. Kenya’da uluslar arası bir operasyon ile yakalanarak Türkiye’ye getirilen Öcalan’ın İmralı ve öncesi sürecini kapsayan ilişki ağını ele alan Cengiz Kapmaz; Öcalan’ın İmralı Günleri adlı bir kitapta topladığı bilgilere bakılınca “derin ilişkiler” hep olmuş ve de Türk egemenleri ile mektupla ya da başka biçimlerde ilişki süreğen olmuştur. Zaten Öcalan’da birçok Avukat mülakatında zaman zaman ilişkilerin koparıldığından şikâyetçi bile olmuştu!

Öcalan için öncesinde söylediklerimizi doğrulayan bu gelişmeler Öcalan ve devlet ilişkisinin sürekli olduğunu kanıtlayan olgularla doludur. Öcalan’a Çiller’in öldürülmesi teklifi bile yapılmış bu kitaba göre. Birçok insana göre bu ilişkiler olağan olabilir. Ama bir kurtuluş mücadelesi lideri açısından ve Kürt Halkı açısından olağan değildir, karşılanmamalıdır. Zira siyasal mücadelede omurgasızlık, her yol mubah anlayışı burjuvaziye, burjuva politik zeminine aittir.

Abdullah Öcalan ve KUKM’nin ulusal mücadele verdikleri, burjuva karakterli olduğu ve bu türden olguları bunların açıklayacağı sanılabilir. Bir bakıma doğrudur. Diğer yandan ise mücadele verdiğiniz düzen ve onun uşakları ile ilişkide bulunmanız ve de karşılıklı çıkar ilişkileri içerisinde bulunmanız ve kimi teklifler bile yapılır düzeyde olunmasının bu zeminde bile açıklaması yoktur ve olmamalıdır. Fazla söze gerek yok. İşte size söz konusu haber ve ayrıntıları:



Cengiz Kapmaz'ın 20 bin belgeyi inceleyerek yazdığı "Öcalan'ın İmralı Günleri" adlı kitapta Abdullah Öcalan'ın ağzından bu şok iddia da yer aldı.

.... Abdullah Öcalan 16 Şubat 1999 tarihinde Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirildi. Aradan tam 12 yıl geçti. Öcalan, 12 yıl içinde yaşadıklarını avukatlarına anlattı, anlattıkları tutanak haline getirildi. Sonunda yaklaşık 20 bin belgeyi inceleyen Cengiz Kapmaz "Öcalan'ın İmralı Günleri' adlı kitabı yazdı. 8 bölümden ve 500 sayfadan oluşan kitapta şok iddialar da bulunuyor.

ABD'Lİ DOKTORLAR MUAYENE ETTİ
Kitapta 10 Eylül 2003 tarihli görüşmeden bahsediliyor. Öcalan'ı muayne etmeye 2 ABD'li doktor da gelmişti. Öcalan'ı ilk olarak Türk değil Amerikalı doktorlar muayene etti: "İmralı'ya geldiğim günlerde beni ilk muayene den Doktor İngilizce konuşuyordu. Muhtemelen ABD'liydi. Yanında biri vardı, İsrailli olabilir. İlk sağlık kontrolünü yaparak âdete 'Biz size sağ salim teslim ettik' mesajını verdi."
ÖZEL EKİP SORGULUYOR
Kitapta Öcalan, İmralı'ya getirildikten sonra özel bir ekip tarafından sorgulandığı aktarılıyor. Bu sorgu ise 10 gün sürüyor. Bu süreçte bodrum katında bir hücreye yerleştiriliyor, 9 metrekare genişliğinde bol ışıkla aydınlatılmış içinde oturağı olmayan bir tuvalet ve bir yatak olan hücrede tutuluyor. Bu süreçte Öcalan'ı Genelkurmay, MİT, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'den üst düzey yöneticiler ve dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun özel temsilcisi Albay Atilla Uğur sorguluyor.
TANSU ÇİLLER BOMBALATTI
10 Ekim 2001 tarihli görüşmede Öcalan, ilk sorgusunun yapıldığı 10 günlük süreçte kendisini sorgulayan özel komisyon ile arasında geçen bir olayı anlatıyor. Bu olayın kahramanı ise Tansu Çiller: "Atilla Uğur 'Bu sorunu ABD ve AB'ye havale etmeden kendi aramızda biz çözelim' dedi. Bunun üzerine Öcalan 1996 yılı Mayıs ayında Şam'da kendisine karşı patlayıcı yüklü arabayla düzenlenen suikast girişimini hatırlattı. 'Sorguda, o bizim işimiz değildir' dediler. 'Biz isteseydik bir füze ile sizin evi vurabilirdik' diyorlardı. Bu sırada bir yarbay söz aldı ve Suriye'deki bombalı suikast eyleminin dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in kendi özel çabası olduğunu ima etti. 'Füze indirebilirdik, niyetimiz bu değildi' dediler sorguda. 'Bin kilo bomba, 500 milyon ödenek ayrılmış. Buna da onun (Çiller) marifeti' dediler. 'Bir kliğin işidir' dediler."
AF GELECEKTİ
Kitapta 33 erin şehit olduğu Bingöl olayından da bahsediliyor. Bu olay ise şöyle aktarılıyor: "Öcalan 33 askerin yaşamını yitirdiği 1993 Bingöl eylemine konuyu getirdi. Bir kez daha eylemini tasvip etmediğini vurgulama gereğini duydu. Tam o sırada bir görevli 'Bu eylem olmasaydı 25 Mayıs'ta af ilan etmeye hazırlanıyorduk' dedi. Görevli bu bilgiyi verdikten sonra Öcalan'a 'Neden Barzani veya Talabani'nin yanına gitmedin' diye sordu. Ben de 'Oraya gitseydim beni yeniden satarlardı' dedim. Görevli de 'Doğrudar Talabani, Barzani'nin her şeylerini satın alabiliriz' demişti." (22 Eylül 2004 tarihli görüşme)
İDAM TARTIŞMASI
10 günlük sorgunun son günü idam tartışıldı. Bu olay kitapta şöyle anlatılıyor: "Genelkurmay temsilcisi Albay Atilla Uğur, Öcalan'ı anladığını ifade eden yumuşak bir ses tonuyla 'İmha edilmezsiniz, imha edilseydiniz getirilmez, Kenya'da imha edilirdiniz' dedi. Ancak idamın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin Öcalan'ın tutumuna bağlı olacağını ifade etti. "Sorgu sırasında idam tartışmaları varken bana İdamına sen kendin karar vereceksin deniyordu. Jandarma, Emniyet, MİT ve Genelkurmay'dan oluşan 4'lü grup bana bunu söylüyordu. İstersen öldürücü davranacaksın, istersen aksini yapacaksın. Sen belirleyeceksin."
HERKESE MEKTUP YAZIYOR
Kitapta Abdullah Öcalan'ın dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Meclis Başkanı Bülent Arınç ve dönemin Başbakanı Abdullah Gül'e ve Başbakan Erdoğan'a mektuplar yazdığı aktarılıyor. Sezer'e 8 sayfalık, Arınç'a 11 sayfalık, Gül'e 16 sayfalık mektup yazıyor. Erdoğan'a ise 3 mektup yazdığı belirtiliyor.
MİT'TEN 13 SORU
Abdullah Öcalan, Temmuz 1999 tarihinde militanları sınır dışına çekme kararını açıkladığında, dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Emre Taner kendisine 13 soru yöneltti:
1. Kürtlerle ilgili kültürel haklardan ne kast ediliyor? 2. Kültürel hakları örgüte kabul ettirebilir misiniz? 3. Barış ve kardeşlik nasıl pratikleşir? 4. Demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyetten ne kast ediliyor? 5. Bu önerilerin ciddiyetini nasıl kabul edebiliriz? 6. Örgütle olan bağlantınız, uygulama gücünüz? Örgüt dinler mi? 7. Halen örgüte ait bilgi sakladığınıza dair kuşkular var? 8. Dağdakileri indirme planınız var mı? 9. Örgütle somut teması nasıl düşünüyorsunuz? 10. Ekonomik, sosyal gelişme planınız? 11. İrtibat biçimleri, kimlerle hangi biçimde? 12. Uluslararası gözlemcilerden ne kast ediyorsunuz? 13. Kemal Burkay, Hizbulkürt sizden sonra ne yapabilir?
27 ŞUBAT BİZE KARŞI
Öcalan 4 Nisan 2007'de avukatlarına ateşkesin ciddiye alınmaması halinde meydana gelecek olası gelişmeleri değerlendirdi. Bölgeye 250 bin asker sevkiyatını savaş ısrarı olarak nitelendiriyor, savaşta ısrarın yaratacağı tehlikelere dikkat çekiyordu. Bu konuşmasından sonra Öcalan 20 günlük hücre cezası aldı. Öcalan, Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne 125 sayfalık itiraz başvurusunda bulundu. Savunma devlet katında öfkeye neden olmuştu: "Ben savunma yaptıktan bin iki gün sonra askeri bir heyet geldi, incelemelerde bulundu. Çok öfkeliydiler, benimle konuşmadılar. Ama ben savunmamla ilgili olduğunu anladım. Cezaevi müdürünün tavırlarından da bu belliydi. O da anlamadı, şaşırmıştı. Bir iki gün sonra da 27 Nisan muhtırası yayınlandı. Savunmamın kendilerine ulaştığı sabahın akşamında muhtıra yayınlandı. Muhtıra esas olarak bize karşı yapılmıştır, hedefi de biziz. Bizim savunmadaki düşüncelerimiz muhtıraya sebebiyet vermiştir."
ÇİLLER'İ ÖLDÜR TEKLİFİ
Öcalan İmralı'da kendisiyle temasa geçen kişileri 125 sayfalık savunma ile deşifre etmişti: "Daha önce söyleyip söylemediğimi hatırlamıyorum ama 1996'da devletten bir kesim Çiller'i öldürme konusunda bize teklifte bulundular. 'Biz gereken şartları sağlayacağız, siz halledersiniz' dediler. Ancak ben kabul etmedim, bu tür komplo girişimlerine başından beri karşıyız." (27 Haziran 2007)
Öcalan'ın, Türkiye'ye getirildiği 16 Şubat 1999'dan sonra İmralı'ya götürüldü. Adaya gelişinde yaşadığı bir olayı Öcalan 10 Haziran 1999 tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede şöyle aktarıyor: "Öcalan kendisine adaya götürmekte olan askeri görevlililere 'Faili meçhul mü yapacaksınız' diye sormuştu. İlk ve son sert tavrı o an gördü: Kapat ağzını yoksa bantlarız."
Kaynak: 25 Ocak 011-Vatan”



Haberin kendisi ve yukarıdakiler aslında her şeyi apaçık ortaya koymaktadır. Herkes vicdanı, aklı, doğruları ile soruna yaklaşmak zorundadır. Bu ülkede artık at izinin, it izine karışmasına meydan vermemelidir. Herkes ve her şey yerli yerinde olmalıdır. Düzen ile ilişkide olanlar bir biçimde düzenin içindedirler. Düzenden beslenmektedirler.




25.01.2011


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-27-2011, 05:19 AM   #12
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Exclamation Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

ABDULLAH ÖCALAN VE BURJUVA KALEMŞÖRLER ARASINDAKİ FLÖRT


27.06.2011
Mahmut Halil CAN ( Sendiren )


Son görüşmede avukatları aracılığıyla Abdullah Öcalan, burjuvazinin uşağı yeminli dört gazeteciye selam yollamıştır. Son günlerin deyimiyle ve güncel sözü ile ve Sol sitesinin de başlığıyla “Helalleşmiş”. Bayram değil, seyran değil; bu enişte niye bu gazetecileri “öpüyor” ve de özel olarak Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Yasemin Çongar ve Ahmet Altan’a selam yolluyor! Taraf gazetesine de aynı zamanda.

Ahmet Altan’ı özgürlükçü ilan ediyor! Diğer gazetecilerin ne derece olumlu durduklarını, çokça iyi yazdıklarını ve kendisinin de bunların takipçisi olduğunu söylüyor. Halbuki Taraf gazetesi Sol internetin de söylediği üzere Ergenekon ile PKK’yi özdeş kılan ve anlatan bir yerde durdu genel olarak. Diğer yandan liberal görüntünün altında klikler çatışmasında mevcut düzen, ABD emperyalizmi ve AKP’li kliğin tarafında yer aldı. Ergenekonla ilgili bilgi ve belgeler Taraf gazetesinden sözde gazetecilere yollandı, yayınlanması sağlandı.

Taraf gazetesinin hala mali kaynakları sorgulanmaktadır. Nerden geliyor değirmenin suyu bilinmiyor hala? Ve haber ve bilgileri nerden, nasıl elde ediyorlar karanlık gibi duruyor- bizlerce bilinse de, geniş yığınlarca karanlık duruyor-. Taraf gazetesine bu denli övgü doğrusu Öcalan’ın açıklamasına muhtaçtır ve açıklanmalıdır.

Diğer yandan Yasemin Çongar’ın Uluslar arası ilişkileri her daim tartışılan bir yerde duruyorken; yine kendisine övgü ile yaklaşan Öcalan bununla neyi amaçlamıştır acaba? Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’ın iplerinin de Yasemin Çongar ve Ahmet Altan’da olduğu gibi patronlarının ellerinde olduğu açık ve net iken; sermaye sözcülüğünde önde olanlardan olduğu biliniyorken; Abdullah Öcalan’ın bu şahısları öne çıkarmasının nedeni nedir acaba?

Bu şahıslar tutarlı liberallerden bile değildirler bilindiği üzere. Rüzgarın estiği yere doğru eğilenlerden olan bu şahıslar ile sözde demokrat-ilerici ve geçmişinde sözde sosyalist olmuş Öcalan’ı buluşturan acaba nedir? Yoksa ortak bir operasyonun, ortak Kürt sorunu çözümünün parçaları mıdırlar?

Öcalan, kemiksiz bir ideolojik-teorik-politik bir çerçevede oldu her daim. Pragmatizmin, Makyevelizmin doruklarında yaşadı her zaman. Rizgar ne taraftan eserse o tarafa doğru eğildi. Siyaseti burjuva anlamda iyi okuyan ve bu anlamda da rolünü oldukça iyi oynayan birisi oldu. ML ile başladığı yürüyüşünde onlarca yıl öncesinden bıraktı bu yolu. Aynen övdüğü gazeteciler gibi dönmekten hiçbir zaman çekinmedi.

Kürt Sorunu ve onun özgürlük, eşitlik, adalet ve gerçek kurtuluşunun yolu olan sosyalizmden koparılması operasyonu onlarca yıldır açıktan, üstü örtülü vs bir biçimde yürütülüyor. Bu açıdan bu türden kişilere her daim ihtiyaç vardır ve görünen de budur. İhtiyaç hasıl olduğunda bu kişiler devreye girmektedirler. Hasan Cemal’in Kürtler kitabından tutun da Cengiz Çandar’ın şu günlerde hazırlayıp sunduğu Kürt Sorunu raporu da tam da ihtiyaçların ürünüdür ve hem de burjuva düzenin ihtiyaçları noktasının.

Öcalan’da tam da bu nedenle devrededir. Birlikte bir projeyi yaşama geçirmektedirler burjuva rejim açısından. Zaten bugün gazetelerden, internet sitelerinden düşen habere göre Öcalan 20 yıldır devletle bizatihi görüşüyor imiş. Bu kesin olarak Öcalan’ın da reddettiği bir olgu olmadı hiçbir zaman. Tam aksine “benimle görüşmeye gelmediler” diye sitemleri oldu bilindiği üzere.

Bu birbirine benzerler bir araya geldi ise; bilinsin ki ortada ciddi bir organizasyon süreci vardır. Yeniden ve başka yöntemlerle bir yeni biçimlendirme süreci olacaktır. Bu hayra işaret değildir özellikle de Kürtler açısından.

Öcalan ve PKK eleştirilerimizin özünün ne derece doğru, yerinde, ML düzlemde olduğu bu ve benzeri birçok olguda daha da netlik, kesinlik ve doğruluk olduğunun kanıtlarıdır yukarıda söylenenler, yaşananlar. Silahların reformlar için kullanılabileceği, PKK’nin silahlı reformist küçük burjuva bir örgüt olduğu; iddiasının aksine sınıfsal anlamda ilerde olmadığı, sadece nesnel olarak mücadelenin kendisinin ilerici niteliği, egemenlere karşı geriletici bir nitelik taşıdığı gibi vs değerlendirmelerin doğruluğu onaylanıyor zaman içinde.

PKK ve onun lideri Öcalan, pragmatizmin doruklarında kendisi ve konumu da dahil her şeyi Kürt Halkının çıkarları ile örtüşüp örtüşmemesine bakmadan her olguyu kendi mihrabında göreceği, gün ve onun getirdikleri doğrultusunda her yana yatabileceğini bir kez daha netçe göstermektedir yeniden. Meşrebinde sınıflar değil; gündelik- düzen içi çözümler olanın düşüp düşeceği yerde ancak burasıdır.

ML, sınıfsal mücadelenin ideolojisi, teorisi ve pratiğidir. PKK ve Öcalan ise tarihinden bu yana ML’e düşmanlığıyla ve onu sadece gündelik çıkarları uğruna kullanabileceği bir araç olarak gören bir yerde olmasıyla öne çıktı. Nitekim Dersim’de dört TDKP’li gerillayı katleden PKK, dün seçimlerde EMEP ile seçim ortaklığı yaptı hiçbir biçimde eleştiri-özeleştiri süreci yaşamadan.

Taraf, onun üyeleri ve Hasan Cemal ile Cengiz Çandar’a yollanan mesajlar, selamlar ve iyi gösteri niyetleri kesinlikle düzene yollanan mesajlardır. Açılımların açılımlarına gönderilen mesajlardır. Ortak paydanın başka dillerden anlatımıdır. Kürt Ulusunun gerçek kurtuluşuna karşın, düzen içinde boğulmasının andıdır. Öcalan uçsa ve yere düşse kesinlikle Hasan Cemal’lerin, Perinçekçi Cengiz Çandar’ın, ne idüğü belirsiz Ahmet Altan’ın ve ABD ajanı olduğu tartışılan Yasemin Çongar’ın yanına düşecek göründüğü kadarıyla.

Kürt Halkı ve proleterleri bu gerçekleri doğru okumalıdırlar. Ortada psikolojik bir savaş var, gerilla mücadelesi ve yok edim savaşının yanında. Anlaşılan odur ki; psikolojik savaşın tarafları kendilerini oldukça net bir biçimde ortaya koyuyorlar. Kürt Halkı gerçekleri kavramak ve proletaryanın gerçek kurtuluşu sosyalizm uğruna mücadelede komünistlerle bütünleşmek zorundadır. Başkaca kurtuluş yoktur. Aksi durumda düzene 28. İsyanda teslim olacaktır.


27.06.2011


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-27-2011, 05:19 AM   #13
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

KÜRTLERE KARŞI TOPYEKÜN SAVAŞ İLANI, SAVAŞ BARONLARININ ÇAĞRISIDIR

22.08.2011
Mahmut Halil CAN ( Sendiren )


Türk sömürgeci faşist rejiminin savaştan başka çıkar yolu olmadığını, açılım söyleminin basit bir kandırmaca olduğunu, amacın Kürt Halkını sindirmek, asimile etmek, BOP yörüngesinde bitirmek, mücadele amaçlarını belirsizleştirmek vs olduğunu defalarca yazdık, çizdik. Dediklerimiz her geçtiğimiz gün bir bir açığa çıkmaktadır.

Türk sömürgeci faşist rejiminin BOP’çu egemen kliği AKP hükümetinin de bir savaş hükümeti olduğunu, savaş baronlarının eteklerinde yol aldığını ve asla neoliberal bir çerçeve içinde ele alınamayacağını defalarca ifade ettik. Kürt Halkının ve onun idarecilerinin de bu yalancı ve vahşi düzenin temsilcilerine kanmaması gereğine işaret ettik. Nitekim savaş baronları, savaş tamtamlarını asla gizlemediler ve şimdilerde de bu açıkça savaş ilanına denk gelen Yeşil Baron saldırıları ile çalmaya başladılar davulları.

Kürt Halkının en basit-sıradan taleplerine karşı azami saldırganlıkta sınır tanımayan bu faşist kudurganlığın RTE nezdinde açıkça ilan edildiği günlerde yaşıyoruz. Ramazan dolayısıyla sözde saldırganlığı sınırlayan, bu dinsel kisveye bürünen faşist saldırganlık artık Kürt Halkı ve Anadolu emekçileri açısından açıkça görülmektedir.

Barış Annelerinin Leçek atmalarına tahammül etmeyen düzenin Kürt Halkına karşı kıyımda sınır tanımadığı, tanımayacağı defalarca ortaya çıkmıştır. Düzene yedeklenmeye çalışan, reform kırıntılarına tamah göstermeye çalışan düzen uşaklarına karşı Kürt Halkının uyanık olması gereği orta yerdedir. Faşist düzenin hükümetinin ağzından salyalı saldırı dalgası ve linç harekatı yeni bir boyut kazanarak sürüyor.

Sömürgeci faşist rejim sınır ötesi harekatla Kürt Halkını ve onun öncülerini bitireceğini sanarak saldırganlığını çeşitlendirirken; şovenist saldırganlıkta ağzı salyalı itler hava operasyonunun yanında kara harekatını da önermektedirler. Zaten kısmen yapılan kara harekatını boyutlandırmanın gerekçelerini yaratmaya da çalışmaktadırlar.

Kürt Halkının tüm barış çağrılarına bugüne kadar olduğu gibi topyekün boyun eğme, yok etme, bitirme taktiği ile yaklaşan düzenin bu duruşunu bilmeyen sağır sultan kalmadı bile. Kürt sorunu ve Kürt Halkının özgürlük mücadelesi BOP’un karşısında ve onu tırmalayan bir yerdedir. Her ne kadar işbirlikçi Keklik takımları devreye konulup teslim alınmaya çalışılsa da onlarca yıldır akıtılan kanın karşılığında kemik kırıntılarına teslim olacak bir halk yok orta yerde.

Bir yandan Keklik Kemal Burkaylar, bir yandan Keklik Öcalanlar, bir yandan da kısmen Kandil keklikleri Kürt Halkının bu son isyanını düzen içinde boğmaya çabalasalar bile güçlerinin yetmediği ortadadır. Savaş yılgınlığına oynayan reformizm ve onun uşakları kazanımın kesinlikle savaş yoluyla ve devrimle olacağının üzerini örtmeye çalışıyorlar.

Keklik soylarının hiç birisi Kürt Halkının onurlu, haklı ve meşru özgürlük mücadelesinin önünü kapatamayacaktır. Sorun Anadolu Halkları ile karşı karşıya getirme çalışmasına karşın; Halkların Kardeşliği temelinde mücadeleyi ortaklaştırarak büyütmektir. Şovenist saldırganlığa karşı siper yoldaşlığı ve kardeşliğini geliştirmektir. Şimdilerde buna daha çok ihtiyaç olduğu açık ve nettir. Tüm insanlık düzeni mücadelecilerinin bu görev bilinci ile hareket etmesi temel zorunluluktur.


22.08.2011

Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Not: Zorunlu nedenlerden dolayı yaklaşık yirmi gündür uzak kalmış olduk. Dilerim ki bundan böyle bu ayrılıklar, zorunluluklar daha uzun süreli olmaz. Selam sevgi ve saygılarımla. Sendiren….
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-27-2011, 06:37 AM   #14
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

'TAK'ın bizimle alakası yok'

Bölücü örgüt lideri Karayılan PKK içinden doğan TAK için ''Bizimle alakası olan bir örgüt değil'' dedi



KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Ankara’daki saldırıyı üstlenen TAK’la ilgili, “Eylemi doğru görmüyoruz. TAK meselesiyle çok uğraştık. Bizimle ilişkisi olan bir örgüt değildir” dedi. PKK’nın Siirt’te 4 kadını öldürmesine “acı verici” diyen Karayılan, “Kürt olsun olmasın, sivilleri hedeflemeyiz” dedi. Karayılan, BDP’nin Meclis’e gitmesi konusunda “negatif yaklaşmadıklarını”, kararı BDP’nin vereceğini belirtti.

Karayılan şunları söyledi;

VAZGEÇMELİLER: Biz TAK örgütünün Ankara’da yapmış olduğu eylemi doğru görmüyoruz. Bu tür eylemlerin halkımızın meşru taleplerine, meşru mücadelesine hizmet etmediğini düşünmekteyiz. Özellikle TAK eylemi üstlenme bildirisinde bu tür eylemlerin devam edeceğini ifade eden cümleler kullanmıştır. Biz bunu tehlikeli görüyoruz. Bu tür eylemlerden vazgeçilmesi gerekir. Eğer TAK örgütü gerçekten Kürt halkının özgürlük mücadelesine hizmet etmek istiyorsa ve yine Önderlik üzerindeki işkence sistemine karşı durmak istiyorsa bu tür eylem biçimlerinden vazgeçmeli, daha meşru, daha doğru mücadele yöntemlerini esas almalıdır.

İLİŞKİMİZ YOK: Türk devleti ve basın, TAK’ı PKK’nın bir alt örgütü gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu doğru değildir. Bizim TAK ile bir ilişkimiz yoktur. Bu ülkenin değişik düşünen onlarca grubu vardır. Biz TAK meselesiyle çok uğraştık. Hatta geçen yıl karşı karşıya geldik. Belli bir düzeyde aslında frenlenmişti ama AKP’nin uygulamaları, her türlü kontrol mekanizmalarını etkisiz kılan uygulamalardır. Özellikle AKP hükümetinin Öcalan’a bu denli hukuksuz ve etik dışı yaklaşması, seçilmiş Kürt temsilcilerini rencide eden uygulamalarla yüz yüze bırakması, çoğunu alıp ‘KCK üyesisiniz’ diyerek tutuklaması, kısaca Kürt halkının onurunu rencide eden uygulamaları karşısında savaşta kontrol sağlamak çok zordur. Evet, TAK’ın bu eylemlerini durduralım ama doğru yaklaşarak durduralım. Ne kadar tahrik edici, kışkırtıcı uygulamalar olsa da bu tür sivillerin yaşamını yitirdiği eylemlerin Kürt halkına hizmet etmekten çok AKP’nin politikalarına hizmet ettiğini görerek, kimse böyle eylem biçimlerine yönelmemelidir.

SİİRT YÜREĞİMİZİ ACITTI: Siirt’te yaşanan olay, gerçekten hepimizin yüreğini acıtan bir olaydır. Dört genç Kürt kızının yanlışlıkla yaşamını yitirmesi ve iki genç kızın da yaralanmış olması acı vericidir. HPG bu konuda açıklama yaptı, özür diledi. Ben burada yaşamını yitiren bu genç insanlarımızın ailelerine bir kez daha başsağlığı diliyor, acılarını paylaştığımızı ifade etmek istiyorum. Bu konuda ciddi bir yetersizliğin yaşandığı açıktır. Bu konuda yanlış davranan, gereken hassasiyeti gösteremeyen kim olursa olsun gereken ne ise, hakkındaki uygulama ne ise yapılacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bu olayda özellikle bir yönlendirmenin ve farklı durumların olup olmadığını açığa çıkarmak önemlidir.

MİT-PKK GÖRÜŞMESİ: PKK ile devlet görüşmeleri doğrudur. Bu görüşmelerin gizli tutulması gerekli ve önemliydi. Zaten bu tür görüşmeler yolun yarısındayken değil, yolun sonuna gelindiği vakit kamuoyuna açıklanır. Biz, PKK tarafı olarak buna harfiyen uyduk. Bizim tarafımızdan asla herhangi bir yansıtma durumu söz konusu olmamıştır. Kimin sızdırmış olabileceği hususu ise karşı tarafın yani Türk devletinin cevaplaması gereken bir husustur. Zaten kendileri de bir araştırmayı başlattıklarını basına yansıttılar. Belli ki bunu yansıtanlar sürecin bozulması, savaşın da daha fazla derinleşmesi, ortamın gerginleşmesini istemektedirler. Bu görüşme sürecinin detaylarını daha fazla açıklamayacağız. Ama Türk devlet tarafının daha fazla açıklama yapması gerekirdi. Bu konuyla ilgili, PKK olarak şimdilik bu belirttiğimiz çerçeveyle sınırlı kalacağız.Vatan..........
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-28-2011, 03:32 AM   #15
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

Elçi Ve Siyasetin Görünmeyen Yüzü

27 Sep, 2011 07:30:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu

‘Siz, MİT-Öcalan ve Kandil arasındaki müzakereler sonucunda hazırlanan bu protokolü gördünüz mü?’ sorusuna Şerafettin Elçi’nin verdiği cevap, seçim sürecinde yaşanan ittifakın nedenleri konusunda çok önemli bir bilgi içeriyor ve o dönem yaşananlara ayna tutuyor. Elçi, “BDP milletvekillerinin hepsi değil ama üst düzeyde birkaç kişi biz bu protokolü gördük. Seçimin hemen arifesindeydi. Bize, “Böyle bir protokol hazırlanmış, bunun onayı bekleniyor dendi.” Diyerek seçimde sağlanan “birlikte” kimin hangi rolü oynadığını gösteriyor.

Görünen ve söylenenle yetinen insanların siyaset arenasını doğru tahlil etmesi olanaklı değildir. Çünkü siyaset esas olarak kapalı kapılar ardında, önemli konular/kararlar halka yansıtılmayacak şekilde yapılır; özellikle de demokrasinin işler olmadığı Türkiye gibi ülkelerde…
Siyasette olup bitenleri doğru kavramak için, görünenden yola çıkıp görünmeyene ulaşmak, söylenenden yola çıkıp söylen(e)meyenlerin neler olduğunu doğru okumak gerekiyor.
Siyasetin görünmeyen yanı duygulara hitap etmediği ve katı olduğu için halktan gizlenir genel olarak. Bu nedenledir ki gizli görüşmelerin notları/tutanakları devlet arşivlerinde uzun süre bekledikten sonra kamuoyuna açıklanır veya hiç açıklanmaz.
Görünen ve söylenenle yetinenler, görünmeyen ve söylenmeyen siyaseti okumaya/yorumlamaya çalışanlardan rahatsız olurlar. Çünkü peşinden sürüklendikleri partilere/liderlere yükledikleri olumlu anlamın (ki bu olumlama çoğu zaman gerçeküstü bir anlayışla süslenir) silinmesi onları huzursuz eder ve inançla bağlı oldukları şeyin bambaşka bir şey olduğunu kabul etmek istemezler. Başka bir deyişle gerçeklikle yüzleşmek istemezler. Bu nedenle gerçekliği dillendirenler her zaman birilerinin peşinden sürüklenenlerin en büyük düşmanı olurlar.
Hatırlanacağı gibi Öcalan’ın avukatları ile ilgili yaptığımız haberlerde, ‘Avukatların Kandil’e gidip geldiğini, bu gidiş-gelişleri bizzat devletin sağladığı ve yeniden savaş kararının da bu avukatlar tarafından alındığını’ söylemiştik. Geçmişte bu haberleri verdiğimizde birçok kesim tarafından “komplo teorisi üretmekle” itham edildik ve PKK’yi karalama dışında bir amacımızın olmadığı söylendi.
MİT-PKK görüşmelerinden birine ait ses kaydının sızdırılması ve bunun taraflarca doğrulanmasından sonra siyasetin görünmeyen tarafında dönen dolaplarla ilgili hemen hemen herkeste bazı soru işaretleri oluşmaya başladı.
Gelişmeler çatışan tarafların aynı anda müzakere ettiklerini de ortaya koydu ve geçmişte “komplo teorisi” denilen olayların gerçek olduğu görüldü. Başbakan Erdoğan’ın ‘hem çatışma hem müzakere’ sözü de bu durumun siyasette olağan olduğunun kanıtıdır.
Neşe Düzel’in Şerafettin Elçi ile yaptığı röportajda, yakın zamanda yaşanan olaylarla ilgili olarak, siyasetin görünmeyen kısmında dönen dolaplarla ilgili önemli açıklamalar yer alıyor.
Söz konusu röportajda Elçi, "Öcalan, ‘Protokolü Kandil’e götürün, o da görsün’ dedi. MİT, dağa kendisi götürdü ve Kandil onayladı.” Sözü, İmralı ile Kandil arasında devletin aracı olduğunun somut kanıtıdır. Yani geçmişte “komplo teorisi” olarak mahkûm edilmeye çalışılan iddiamızın net olarak doğrulanmasıdır.
Neşe Düzel’in, ‘Siz, MİT-Öcalan ve Kandil arasındaki müzakereler sonucunda hazırlanan bu protokolü gördünüz mü?’ sorusuna Şerafettin Elçi’nin verdiği cevap, seçim sürecinde yaşanan ittifakın nedenleri konusunda çok önemli bir bilgi içeriyor ve o dönem yaşananlara ayna tutuyor.
Elçi, “BDP milletvekillerinin hepsi değil ama üst düzeyde birkaç kişi biz bu protokolü gördük. Seçimin hemen arifesindeydi. Bize, “Böyle bir protokol hazırlanmış, bunun onayı bekleniyor dendi.” Diyerek seçimde sağlanan “birlikte” kimin hangi rolü oynadığını gösteriyor.
“BDP Milletvekillerinin hepsi değil ama üst düzeyde birkaç kişi biz bu protokolü gördük” diyen Elçi’ye, ‘düne kadar seni hain, ajan olarak gören bir yapı nasıl olur da sana üst düzey(!) payesi verir. Ve senin düne kadar Ergenekon bağlantılı, taşeron olarak gördüğün bir yapının üst düzeyinde nasıl yer alırsın’ sorusunu sormak gerekmiyor mu?
Ortaya çıkan tablo, “birlik” adı altında BDP’nin kuyruğuna takılanların, devlet-PKK arasında varılan anlaşma gereği hareket ettikleri, yani bir devlet projesi olarak birlik oluşturduklarını göstermiyor mu?
BDP’yi destekleyen kişi ve partilerle ilgili olarak, ‘Devlet ile anlaşan PKK’nin Kürdistan’da TC yasaları gereği iktidar olacağı ve iktidarın nimetlerinden yararlanmak için de PKK’ye yakın olmak gerekir bilincinden hareketle bu desteği sundular’ demek kimseye yapılmış bir haksızlık olmaz.
Ayrıca BDP’ye destek vermekle PKK-devlet anlaşmasını "sabote edecek" başka Kürd muhalefeti kalmadığı mesajını da veren yapılar, sadece PKK’ye yaranmakla kalmadılar aynı zamanda devlet onayıyla bu birlikte yer aldıkları için devletle de yakın oldular.
Seçim ittifakında, (Şerafettin Elçi, Altan Tan, Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Bayram Bozyel v.s.) olmadık insanların bir araya gelmesi ve “birlik” oluşturmasını devlet projesi olarak değerlendirmiştik. Bu iddia Şerafettin Elçi tarafından doğrulanmış oldu. Şimdi merak edilen konu, birlik oluşturan yapılardan hangilerinin devlet, hangilerinin PKK kontenjanında yer aldığıdır. Hatırlanacağı gibi Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel ve diğer Kemalist sol temsilcilerin devlet kontenjanında yer aldığını daha önce açıklamıştık. Yakın zamanda diğerlerinin de kimin kontenjanında yer aldıkları açıklık kazanacaktır.
Sonuç olarak; gerçek siyaset kapalı kapılar ardında, karanlıkta yapılandır; görünen siyaset ise sadece kitleleri kandırmak içindir. Bu nedenle kimin kimle çatıştığını, kimin kimle müzakere ettiğini, kimin hangi kurumun elemanı olduğunu ve kimlerin hain kimlerin - kahraman olduğunu görünen ve dillendirilen siyasetle yetinenlerden çok, siyasetin görünmeyen yanını doğru okuyanlar bilebilir.
Bu gerçeklik, şu anda ve önümüzdeki süreçte yaşanan/yaşanacak kargaşayı düz mantıkla değerlendirmenin sakıncaları ve handikaplarını göstermeye yetiyor.
Haber/Yorum
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-28-2011, 03:33 AM   #16
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

Batman'da Polis-PKK Ortak Eyleminde Hamile Kadın Ve Çocuğu Öldü!

27 Sep, 2011 04:54:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu
Kadın Ve Çocuklara Kıymayın Efendiler (NASNAME)
Dün Batman’da polis ile PKK’nin kovboyculuk oynadığı sırada Mizgin Doğrul adlı hamile kadın ve 3-4 yaşlarındaki kızı katledildi. Mizgin Doğrul’un eşi ve 7-8 yaşlarındaki diğer kızı ise yaralandı. PKK, “POLİS kurşunuyla vuruldular” diyor, devlet ise, “PKK kurşunu” diyor. Kimin kurşunu olursa olsun yürütülen savaş tarzı ve insan yaşamının zerre kadar önemsenmemesi sonucu bu ve benzer olaylar oluyor. Ve her iki taraf ta yaşananlardan rahatsız olmadığı gibi, halkı sindirme ve kendi politikalarını dayatma noktasında işe yaradığı için bu eylemleri bilerek seçiyorlar.




Devletin, özgürlük talebinde bulunan Kürdleri sindirmek için her türlü insanlık dışı yönteme başvurduğunu ve bundan sonra da başvurmakta tereddüt etmeyeceğini biliyoruz. Bu konuda kabarık bir sabıka dosyasına sahip olan TC, kadın-çocuk ayırımı yapmadan insanları nasıl topluca katledebileceğini Zilan’da, Munzur’da ve daha birçok yerde gösterdi bu güne kadar.
Devlet tarafından biçimlendirilip yönlendirilen PKK de, kadın-çocuk öldürmede devletin gözüne girecek kadar marifetli(!) olduğunu yeteri kadar gösterdi bu güne kadar.
İki güç de sivilleri öldürürken ya “yanlışlıkla oldu” derler, ya suçu birbirine atarlar ya da olayı muğlak bırakarak soğuturlar.
Dün Batman’da polis ile PKK’nin kovboyculuk oynadığı sırada Mizgin Doğrul adlı hamile kadın ve 3-4 yaşlarındaki kızı katledildi. Mizgin Doğrul’un eşi ve 7-8 yaşlarındaki diğer kızı ise yaralandı.
PKK, “POLİS kurşunuyla vuruldular” diyor, devlet ise, “PKK kurşunu” diyor.
Kimin kurşunu olursa olsun yürütülen savaş tarzı ve insan yaşamının zerre kadar önemsenmemesi sonucu bu ve benzer olaylar oluyor. Ve her iki taraf ta yaşananlardan rahatsız olmadığı gibi, halkı sindirme ve kendi politikalarını dayatma noktasında işe yaradığı için bu eylemleri bilerek seçiyorlar.
Sivillere karşı yapılan tüm saldırılarda olduğu gibi, Batman’daki saldırıyı da kınıyor ve sorumlularını lanetliyoruz.
“Kim yaparsa yapsın” gibi suya sabuna dokunmayan beyanlarla değil, sorumluların ismini anarak lanetliyoruz. Sorumlu hem devlet hem de PKK’dir.

Haber/Yorum
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-28-2011, 03:59 AM   #17
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ahmet Hikmet Köse
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]AKP “iktidar”ının 12 Eylül 2010 anayasa referandumunun ardından TSK, Yargı, Eğitimin çeşitli alanlarındaki “hızlı ve keskin” uygulamaları, Troçkist görünüm vermeyen bazı “sol – sosyalist” çevrelerde bile, en hafif tanımlamasıyla adeta “ordunun siyasetteki ağırlığının azaltılması, darbe heveslilerinin geriletilmesi” olarak tanımlanabilirken Başbakan Erdoğan kısa bir zaman süreci içinde, Somali`nin ardından, İsrail, Filistin – Gazze, Mısır, Tunus ve Libya konularında, yüksek bir “performans”la (!) ortaya atıldı; tam da İran (ve Rusya) füzelerinin İsrail ve (AB ülkelerine) yönelik olası saldırılarına karşı tasarlanan “NATO Füze Kalkanı Radar Sistemi” nin Türkiye toprakları üzerinde kurulması ile ilgili anlaşmanın imzalanması sürecinde – ne hikmetse (!) bu NATO projesi için ABD ile anlaşma imzalanmıştır.

Gerçekte olup biten nedir? AKP`yi adeta şahsında temsil eden Başbakan Erdoğan`ın bu girişimlerini nasıl değerlendirmek gerekir? Bu konudaki en doğru yaklaşım, AKP ile sonuçlanan süreci ve elbette ki AKP`yi doğru tanımlamaktan geçer. Tekelci kapitalizmin, kaldığı kadarıyla bile tahammül edemediği “sosyalist sistemi”, mümkün olan en az zayiatla ortadan kaldırmaya yönelik programının bir parçası olarak planlanan ve TSK tarafından “hayata geçirilen” 12 Eylül darbesi, çeşitli aşamalardan geçerek AKP iktidarı ile sonuçlandırılmıştır. AKP ve Erdoğan yalnızca 12 Eylül darbesinin bir sonucu değil onun eksiksiz bir uzantısıdır.
Hal böyle iken, tekelci kapitalizmin gereksinimleri doğrultusunda TSK`deki “düzenlemeleri” kim, nasıl “darbe heveslilerinin geriletilmesi” olarak tanımlayabilir; hem de, M. Kemal, DP iktidarı, 27 Mayıs ve Turgut Özal döneminde TSK`de gerçekleştirilen / gerçekleşen tasfiye ve istifaları, bilmediğinden değil, görmezden gelip “ilk kez” nidalarıyla ortalığa atılarak. Üstelik emperyalizmin kaldırıp bir kenara attığı Menderesler, Marcoslar, Somozalar, Hüsnü Mübarekler ve daha niceleri gözlerinin içine girerken.
Sözü uzatıp dolandırmadan söylemek gerekirse, rakipsizliğin fütursuzluğuyla gemi azıya almış olan tekelci kapitalizmin, Tunus`ta başlayan, nispi olarak komünistlerin de müdahil olduğu halk hareketlerini, “şimdilik” kendi gereksinimlerine uygun biçimde yönlendirerek, Libya örneğinde olduğu gibi, doğrudan açık işgallerle de Kuzey Afrika – Yakın Doğu coğrafyasını yeniden biçimlendirme girişiminde AKP ve “iktidarı”, çok yönlü olarak, kendisinin en büyük işbirlikçisidir. Tekelci kapitalizmin Orta Doğu`nun kaygan zemininde, son derece değişken ittifaklarla sürdürdüğü politikaları, AKP`nin iç ve dış politikalarına, keskin zigzaglar olarak yansımaktadır: Kürt “açılımı”, Ermenistan, Yunanistan, Kıbrıs, Suriye yaklaşımları, İsrail ile yoğun ilişkiler / Kürt ve Kıbrıs konularında son derece şoven yaklaşımlar, “Mavi Marmara” üzerinden yaratılan Gazze provokasyonu sonucunda İsrail “hükümetine” yönelik keskin söylemler; Suriye`ye, ambargoya varan açık müdahaleler, vb.
Tüm eleştirilebilecek yönlerine karşın Orta Doğu gerçeğini iyi kavrayarak pragmatist bir tutumla varlığını niceliksel olarak arttıran Kürt burjuva milliyetçi hareketi anlamındaki PKK, Proletaryanın Devrimci Partisi`nin yokluğunun kaçınılmaz bir sonucu olarak, yalnızca dağınık değil, kafası hayli “karışık” olan coğrafyamız sol – sosyalist kesiminin bu zafiyetinden de yararlanarak, sol – sosyalist kesim üzerinde adeta bir hegemonya kurmak peşindedir. Üstelik bilimsel sosyalizm ile bağlarını kopardığını çok önceleri açıklamış olmasına rağmen.
Birkaç gün önce Siirt ve Ankara`da meydana gelen ve çok sayıda “sivil” yurttaşın ölümüne yol açan, gerek askeri ve gerekse siyasi açıdan hiçbir şekilde savunulamayacak saldırılar, PKK tarafından sahiplenilmemesine ve BDP tarafından eleştirilmesine karşın, daha önceki benzer saldırılarda olduğu gibi, PKK ile bağlantıları artık sağır sultan tarafından da duyulan TAK tarafından üstlenildi. Bu tür provokatif saldırıların, halklar ve çeşitli milliyet ve inançlardan çalışan sınıflar arasında düşmanlık tohumları ekerek doğrudan tekelci kapitalizmin coğrafyamızdaki politikalarına hizmet edeceği tartışılmaz bir gerçektir. Tam da AKP üzerinden savaş çığlıkları atılırken.
Coğrafyamızda bilimsel sosyalizmi savunan tüm kişi ve yapılanmalar, tasarlayanın ve uygulayanın karanlık yüzünü açığa çıkaran bu tür saldırılara ve elbette ki onun kaynağına, açık ve net bir biçimde karşı çıkmalıdırlar.
Aynıların aynı, ayrıların ayrı yerde toplanmasının gerekliliği her gün kendisini keskin bir şekilde göstermektedir.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-30-2011, 03:56 AM   #18
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Karanlık eylemlerin karanlık adı tak

Batman'da Polis-PKK Ortak Eyleminde Hamile Kadın Ve Çocuğu Öldü!

27 Sep, 2011 04:54:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu
Kadın Ve Çocuklara Kıymayın Efendiler (NASNAME)
Dün Batman’da polis ile PKK’nin kovboyculuk oynadığı sırada Mizgin Doğrul adlı hamile kadın ve 3-4 yaşlarındaki kızı katledildi. Mizgin Doğrul’un eşi ve 7-8 yaşlarındaki diğer kızı ise yaralandı. PKK, “POLİS kurşunuyla vuruldular” diyor, devlet ise, “PKK kurşunu” diyor. Kimin kurşunu olursa olsun yürütülen savaş tarzı ve insan yaşamının zerre kadar önemsenmemesi sonucu bu ve benzer olaylar oluyor. Ve her iki taraf ta yaşananlardan rahatsız olmadığı gibi, halkı sindirme ve kendi politikalarını dayatma noktasında işe yaradığı için bu eylemleri bilerek seçiyorlar.
Devletin, özgürlük talebinde bulunan Kürdleri sindirmek için her türlü insanlık dışı yönteme başvurduğunu ve bundan sonra da başvurmakta tereddüt etmeyeceğini biliyoruz. Bu konuda kabarık bir sabıka dosyasına sahip olan TC, kadın-çocuk ayırımı yapmadan insanları nasıl topluca katledebileceğini Zilan’da, Munzur’da ve daha birçok yerde gösterdi bu güne kadar.
Devlet tarafından biçimlendirilip yönlendirilen PKK de, kadın-çocuk öldürmede devletin gözüne girecek kadar marifetli(!) olduğunu yeteri kadar gösterdi bu güne kadar.
İki güç de sivilleri öldürürken ya “yanlışlıkla oldu” derler, ya suçu birbirine atarlar ya da olayı muğlak bırakarak soğuturlar.
Dün Batman’da polis ile PKK’nin kovboyculuk oynadığı sırada Mizgin Doğrul adlı hamile kadın ve 3-4 yaşlarındaki kızı katledildi. Mizgin Doğrul’un eşi ve 7-8 yaşlarındaki diğer kızı ise yaralandı.
PKK, “POLİS kurşunuyla vuruldular” diyor, devlet ise, “PKK kurşunu” diyor.
Kimin kurşunu olursa olsun yürütülen savaş tarzı ve insan yaşamının zerre kadar önemsenmemesi sonucu bu ve benzer olaylar oluyor. Ve her iki taraf ta yaşananlardan rahatsız olmadığı gibi, halkı sindirme ve kendi politikalarını dayatma noktasında işe yaradığı için bu eylemleri bilerek seçiyorlar.
Sivillere karşı yapılan tüm saldırılarda olduğu gibi, Batman’daki saldırıyı da kınıyor ve sorumlularını lanetliyoruz.
“Kim yaparsa yapsın” gibi suya sabuna dokunmayan beyanlarla değil, sorumluların ismini anarak lanetliyoruz. Sorumlu hem devlet hem de PKK’dir.
Haber/Yorum
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
adı, eylemlerin, karanlık, tak


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karanlık maddenin ipuçları Mahmut Halil CAN BİLİM VE İNSAN 0 09-10-2011 03:41 AM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:19 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,