DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM

GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Kriz Ve Sınıf Hareketi
Cevaplar
4
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
961
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-24-2008, 03:51 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Exclamation Kriz Ve Sınıf Hareketi

SINIF HAREKETİ VE KRİZ


Ekonomik kriz ,son bir haftadır kendini üst düzeyde hissettirmeye başladı.Emperyalist metropol ülkelerde gelen dalgalar,fırtınalar ülkede kasırgaya dönüşüyor.
Son bir hafta YTL tamı tamına %35 değer yitirmiştir.Bunun anlamı ise,develüasyon yani YTL’nin diğer paralar karşısında oldukça değer kaybetmesidir.Borsa son bir haftada yine yaklaşık olarak %15 oranında düştü.Son bir ay içerisinde işten çıkarılanların sayısı 228 bin gibi bir rakama denk düşmektedir.(Ki bu rakam güvenirliği kesinlikle tartışmalı olan TÜİK’e aittir.)Bir çok fabrika- ki bu fabrikalar genel olarak büyük,****l sektörüne ait fabrikalardır- ya üretime ara verdiler,ya işçi çıkardılar.Otomotiv ihracatı %20 azalmış durumdadır.Genel ihracat oranlarında ise yaklaşık olarak % 15 gibi bir düşüş ve talep daralması söz konusudur.
Tüm bu basit rakamlar,krizin giderek derinleşeceğini göstermektedir.Zira burjuva liberal ekonomistler bile şaşkın bir vaziyette umutlarını tükettiklerini,daha da derinleşecek bir krize önlem alınmamasını hayretle izlediklerini gizlemiyorlar.
Türkiye,zaten yapısal bir ekonomik kriz içindedir.Süreğen,kronik bir kriz.Bu son yıllarda tekrarlayan bir biçimde 7 senelik bir aralıklarla depreşmekte idi.yine 7 seneye denk gelmesine rağmen , bu krizi diğerlerinden ayıran temel fark bu krizin dünya ölçeğindeki krizinde bir parçası olarak daha da derinlikli seyredeceğidir.Zira tamamen dışa bağımlı olan ekonomik yapı,dışa bağımlı bir borsa,dışa bağımlı bir Merkez Bankası ve para politikası;sürecin ne derece etkili olacağını işaret etmesine rağmen kafalarını kuma sokanlar;sanırız ki bu aşamadan sonra ve şimdi kesinlikle proletarya ve emekçilerle alay etmektedirler.
Türkiye gelir dağılımında adaletsizlik bakımından OECD ülkeleri içerisinde sondan ikincidir.Açlık ve yoksulluk bakımından dünya standartlarının oldukça altında ve bu bağlamda Afrika ülkeleri ile kıyaslanmaktadır.Tüm dünyada Milli Gelirden elde edilen kişisel oranlar düşerken;ülkede geçtiğimiz günlerde yapılan bütçe de kişi başına gelirin 11.638 Dolar olarak açıklanması ciddi bir alay etmedir.Ciddi ekonomik daralmaya rağmen büyüme yalanları söylenmektedir.
Bu arada Sınıf cephesinde durum nedir?Sınıfın ana kolunu ve modern proletaryanın öncü kolu olan ****l sektöründe giderek artan bir kırılma yaşanmaktadır.MESS’in öteden beridir egemen burjuvazinin en örgütlü ve saldırgan tavrı bilinmesine ,diğer yandan Faşist ve gerici Türk –****l sendika ağalarına rağmen ;****l işçileri kafalarını kaldırdılar.Bir çok şeye hazırlıklı olduklarını dile getirdiler.İşten çıkarmalar dahil,ücretler,demokratik talepler noktasında kararlı olduklarını bir çok kez ifade ettiler.Bu anlamda devrimci ****l işçilerinin çalışması ile sendikalarda kolayca sınıfa sırtını dönemeyecekleri bir sözleşme dönemi geçirecekler.
Yine bir çok sınıf bölüğünde benzer gelişmeleri izlemek olanaklıdır.Bir çok iş kolunda gerek işçi çıkarmalara,gerekse sendikalaşma dolayısıyla,gerekse de ekonomik-demokratik talepli direnişler yürütülmektedir.Desa işçilerinin direnişi,Bursa’da TÜMTİS’e bağlı işçilerin direnişi vs gibi bir çok alanda grev ve direnişler sürmektedir.Ve krizin derinleşmesi ile birlikte bu direniş ve mücadelelerin giderek daha da artacağını ve keskinleşeceğini söylemek sanırız kehanet olmayacaktır.
Örgütsüz , sendikasız ve sigortasız çalışmak durumunda olan milyonlarca proleterin kriz ve krizin sonuçları ile birlikte hızla düzenden kopacakları kesin ve açıktır.Sınıf mücadelesinin giderek açık çarpışmalara gebe olduğu da aşikardır.Kriz derinleştikçe,düzenden kopma eğilimi belirginleşen geniş proleter ve emekçi yığınları örgütlemek,devrim ve sosyalizm noktasında kazanmak ,mücadeleyi keskinleştirmek bugün her zamankinden daha fazla enerji gerektirecektir.Her komünist devrimci örgüt ve militanlar,birkaç kişilik işler yapmak zorunda kalacaklardır.
Düzen bu krizi kendi lehine atlatabilirse, bunun tek güvencesi düzen açısından ,örgütsüz,sınıf bilinçsiz proleterler sayesinde olacaktır.Zaten en büyük rahatlık nedenleri de budur.Düzen,sınıf bilinçli ve örgütlü proletaryanın sosyalizm,devrim kavgasında yerini alması ile yıkılabilir ancak.Düzen ,krize giderken bu kadar rahat olmasının nedeni kesin olarak sınıf bilinçsiz ve örgütsüz proletarya ve öncü güçlerinin zayıflığıdır.
Komünist devrimci örgüt ve militanların artık mazaretleri yoktur.Bu kadar işsizlik,yoksulluk,açlık,sefalet,krizin sonuçları ile boyutlanacak sıkıntıların olduğu bir yerde;düzen dışına taşınamıyorsa yığınlar, burada artık kesin olarak mazaret kabul edilemez.
Nesnel anlamda devrimci çalışma açısından oldukça verimli bir sürece giriyoruz.Öznel bakımdan yetersizlikleri hızla aşmak zorundadır komünist devrimci örgüt.Yetersizlikleri ayak bağı değil,mücadele içerisinde aşılabilecek olgular olarak görmek zorunludur.Mücadele içinde sorunları aşmak perspektifi egemen kılınmalıdır.Yeni koşullara uyum sağlayabilecek,ajitasyon-propaganda ekipleri ile örgütçü ekiplerin çalışmasının organizasyonu da öne çıkacaktır.
Sınıf hareketi hızla büyüyecektir,derinleşecektir.Ani sıçramalar,öne doğru atılımlar yapacaktır.Buna hazırlıklı bir örgüt,kavganın nihai sonuçlarına ulaşma da kesin olarak başarılı olacaktır.
Bu arada Kürt Ulusal Mücadelesinin de giderek derinleştiği,büyüdüğü,kitlesel mücadele biçiminin öne çıktığı,daha fazla öne çıkacağı bir dönemdeyiz aynı zamanda.Bir çok makalede ifade ettiğimiz üzere,faşist sömürgecilik Türk ve Kürt proletaryasını karşı karşıya getirip savaştırmak üzerine kurulu iç savaş taktiği için şovenizmi kışkırtıyor.Şoven dalganın yayılma,Kürt proletaryasına yönelme olasılığı oldukça yüksek olasılıktır.Şoven dalganın kırılması,Kürtleri linç politikasının boşa çıkarılması da oldukça önemli,özel bir görev olarak önümüzde durmaktadır.Devrimci dayanışmanın lafızda değil,eylemli olması gereken bu özel süreci sınıf mücadelesinin büyütülmesi,örgütlenmesi süreci ile birlikte ele almak gereklidir.
Kriz,her zamankinden daha fazla devrimin olanaklarını arttıracaktır.Her ne kadar dezavantajlarımız olsa da;bunları avantaja çevirmeliyiz.Mevcut ekonomik krizin,orta ve uzun vade de siyasal yönetememe krizine dönüşme olasılığı ya da devrimci mücadele çevirtilmesi
Olanağı kesin olarak yüksektir.KOMÜNİST DEVRİMCİ ÖRGÜT VE MİLİTAN BİR ADIM ÖNE.



24 Ekim 2008

Mahmut Halil Can (Sendiren)


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 4 Kisi:
isyan_ateşi (10-25-2008), LENKO (12-29-2008), Mehmet Asi Okçuoğlu (10-24-2008), Türkü-62 (10-24-2008)
Alt 10-24-2008, 04:44 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kriz Ve Sınıf Hareketi

KAPİTALİZMİN KRİZİ DERİNLEŞİRKEN DEVRİMCİ OLASILIKLAR GÜÇLENİYOR
2008 1 Mayıs'ına kapitalizmin derinleşen krizi, egemen sınıfların şiddetlenen kendi iç kavgaları, burjuva politikanın istikrarsızlaşması ile şiddetlenen sınıf çatışması eşliğinde giriyoruz. Geçtiğimiz yıllarda mayalanan kapitalist krizin gerçek sonuçları açığa çıkmaya başladı: Kitlelerin yaşam standartlarında dramatik düşüşler, burjuva iktidarların istikrarsızlıklara sürüklenmesi, artan hoşnutsuzluk ve işçi sınıfının artan direnişi. Sömürü sisteminin yapısı zayıflarken bu 1 Mayıs ve sonrasının önemi büyük.
8 saatlik işgünü mücadelesinde onlarca yiğit evladını kaybeden Amerikan işçi sınıfının dünya proletaryasına armağanı olan 1 Mayıs, içinden geçtiğimiz süreçte �işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü� olma niteliğine uygun bir mücadele atmosferinde kutlanmalıdır. Uluslararası kapitalizm ve krizi, her renk ve ırktan tüm dünya emekçilerini açık bir ikilemle yüz yüze bırakıyor: Ya yoksullaşma ve açlık ya da patron düzenine karşı mücadeleye katılmak.
Derinleşen kriz karşısında kapitalistler emekçilerin kazanılmış haklarına saldırarak krizin bedelini işçi sınıfı ve yoksul halka ödetme çabasındalar. Emekçiler dur demedikçe Genel Sağlık Sigortası yasası gibi yasaların ardı arkası kesilmeyecektir. Bu gibi yasaları ve bunlara karşı verilen mücadelelerin kapitalistlerle emekçi sınıfları arasındaki mevzi savaşları olduğunu unutmamız, meselenin uluslararası kapitalist sisteme ilişkin olduğu asla gözden çıkarmamız gerekmektedir. Emekçiler olarak mücadelemizi en çok baltalayan ulusalcı reformizmin dar görüşlülüğüdür. Bu nedenle işçileri bölen ulusalcı-laikçi-vatansever tantanalara karşı devrimci enternasyonalizmin bayrağını yükseltmek zorundayız.
Kriz Derinleştikçe Mücadele de Yükseliyor
Uzun zamandır kapıda olduğu tartışılan büyük bir ekonomik kriz, ABD'deki 10 trilyon dolarlık mortgage piyasasındaki çöküş tarafından tetiklendi. İnşaat, kredi ve bankacılık sektöründe yaşanan iflaslar hızla diğer sektörlere sıçrıyor. Daha şimdiden mali kriz dünya çapında gıda ve enerji krizine dönüşmüş durumda. ABD inşaat sektörü %25 küçüldü, yaklaşık 300 bin inşaat işçisi işini kaybetti. Önümüzdeki iki yılda 2 milyondan fazla aile evsiz kalacak. Her şey çorap söküğü gibi geliyor. Yaşanan krizin etkileri ABD sınırlarını aşarak tüm dünyaya yayılıyor. Burjuva iktisatçılar arasında bile söz konusu krizi 1929 kriziyle karşılaştıranlar az değil.
ABD'den başlayarak yayılan kriz dalgasına çok sayıda ülkedeki yoksul insanları açlık tehdidiyle karşı karşıya getiren gıda fiyatlarında yaşanan artış da eklenince süreç, yeni gelişmelere gebe bir duruma doğru ilerliyor. Krizin derinleşen etkileriyle artık süreç Haiti'de, Mısır'da olduğu gibi ayaklanmalarla evrilmiş durumda. 30 yıllık bir süreden sonra ilk defa emekçiler açlık tehlikesine karşı eş zamanlı eylemlere gidiyorlar. Dünya kitle gösterileri, grevler ve ayaklanmalarla sarsıldı.
En büyük kabusu �devrimler�le sarsılmak olan uluslararası sermayenin bu tehlikenin varlığı karşısında etekleri tutuşmuş durumda. �İstikrarsızlık, savaşlar, sosyal kaos� sözcükleri BM, AB gibi burjuva kurumların ağızlarından eksik olmuyor.
Mücadele isteği ve öfkesi bilenmiş, sınıf bilinci ve özgüveni artmış olan işçi sınıfı, kapitalizmin krizlerinin bedelini ödememek için mücadele bayrağını daha da yükseltmelidir.
Türkiye'de de Hem Kriz Hem Mücadele İvmeleniyor! Sendikal Bürokrasiyle İpleri Koparalım
Türkiye'de de krizin açık göstergeleriyle karşı karşıyayız. Gıda fiyatları son bir yılda yüzde yüze yakın bir artış içinde. Büyük oranda küçültülen resmi rakamlara göre bile işsizlik oranları giderek tırmanıyor. Bu rakamlara göre Türkiye'de toplam 2,5 milyonun üzerinde işsiz var ve çalışabilen genç nüfus içindeki işsizlik oranı yüzde 21'e çıkmış durumda.
Türkiye'de sadece uluslararası alandaki krizin etkileri hissedilmiyor, dünyadakine benzer şekilde sınıf hareketi de bir ivmelenme içinde. Türk Telekom grevi, Tekel, Novamed, Arçelik, Tega, SCT, Tuzla, Yörsan ve birçok işyeri ve fabrikada direnişler yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. İstanbul Üniversitesi'nde 600 temizlik işçisi sendikalaşmak için mücadeleye başladı, Tariş'e grev kararı asıldı� Son bir yılda Türkiye'de toplumsal eylemler ve grevde geçen gün sayısında muazzam artışlar yaşandı. Üstelik tüm bu eylemlilikler toplumun politikleşmesiyle el ele gidiyor. Bu da sınıf mücadelesinin politik bir karakter kazanmasının ortamını hazırlıyor.
Öte yandan, sınıf mücadelesinin önünde aşması gereken ideolojik ve fiziki engeller bulunmaktadır. SSGSS yasasına karşı mücadelede bir kez daha görüldüğü gibi sendikal bürokrasi işçi mücadelelerinin önünde bir dalgakırandır. İşçiler, tekelci sermayenin en büyük işbirlikçisi durumunda olan �sendika patronlarının� güdümünde kaldıkları sürece kaybetmek durumundadırlar. Bu yüzden sendika bürokrasisine karşı mücadele vermek en önemli görevlerden birisidir.
Krizler Devrimci Fırsatlar Demektir, Bu Fırsatlar Ancak İşçi Sınıfı ve Gençliğin Bolşevik Öncüsü ile Değerlendirilebilir
Kriz derinleştikçe etkileri giderek artacak. Yaşamın normal işleyişinin dışında akmaya başladığı zamanlar, yani kapitalistlerin olaylar üzerindeki hakimiyetlerini kaybettiği zamanlar olanaklarla doludur. Krizler devrimlerin kapılarını aralar. Kapitalistlerin gündelik yaşam üzerindeki hegemonyasını kaybettiği kriz anlarında kitlelerin tepkileri de olağanın dışına çıkar. Krizin yarattığı yıkımın yükünü taşımak istemeyen işçi sınıfı büyük mücadelelere omuz verebilir.
Kapitalizmin uluslararası ölçekte girdiği krizin doğrudan yansımaları olan, bu yüzden de birbirine son derece bağlı olan bu saldırılara karşı, bütünlüklü bir karşılık vermek her zamankinden daha önemlidir. 1 Mayıs'ta proletarya enternasyonalizmi çerçevesinde, sosyalist dünya devrimi mücadelesinin kızıl bayrağını mümkün olduğunca güçlü dalgalandırmak çok acil bir görevdir. Ayrıca, Kürt halkıyla dayanışmayı örgütlemek ve devlet baskısına, şovenizme ve faşist teröre karşı mücadeleyi yükseltmek için 1 Mayıs önemli bir fırsattır. 1 Mayıs uluslararası sınıf mücadelesiyle enternasyonalist birlik ve mücadelenin güçlendirilmesi için önemli bir araçtır. Tıkanan, bu yüzden de savaşlarla ayakta kalmaya çalışan kapitalizmin mezar kazıcısı olmak istiyorsak, işçi sınıfının devrimci Marksist öncüsünü inşa etmeli, 1 Mayıs'ta ve sonraki mücadelelerde devrimci Marksist saflardaki yerimizi almalıyız.







[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
isyan_ateşi (10-25-2008), OZYY (01-15-2009), Türkü-62 (10-24-2008)
Alt 10-24-2008, 04:48 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kriz Ve Sınıf Hareketi

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Haramiler cephesinde büyüyen korkular!


Büyük şirketleri kurtarmak adına harcanan trilyonlarca dolara rağmen kapitalizmin küresel krizinin önü alınabilmiş değil. Etkileri dünyanın dört bir yanında hissedilen kriz, hem kapitalistleri hem de onların hizmetindeki yardakçıları kaygılandırmaktadır. Bu olgu, elbette Türk burjuvazisi için de geçerlidir. Bu çerçevede TÜSİAD kodamanlarının Koç Üniversitesi ile birlikte “Küresel kapitalizmin geleceği” başlıklı uluslararası bir toplantı düzenlemeleri, sorunun önemine dair fikir vermektedir.
Toplantıda konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, şu saptamalarda bulunuyor: “Krize finanse edilmesi gereken 45 milyar dolarlık bir cari açık ile yakalandığımızı unutmamalıyız. Reel sektör açısından en büyük ihraç pazarlarımız olan Avrupa Birliği’nde ve Rusya’da büyümenin yavaşlaması ihracatımızı olumsuz etkileyecek. Ayrıca bu iki coğrafyada yaşanacak daralmanın bireysel gelirler üzerindeki olumsuz etkisi sonucu turizm gelirlerimiz de gerileyecek. Azalan dış talep, 2007’de yavaşlamaya başlamış olan iç taleple birleştiğinde ekonomideki yavaşlama daha da belirgin hale gelecek.”
Bu arada bütün patron örgütleri de benzer kaygıları hükümet nezdinde dile getirerek, önlem almasını talep ediyorlar. Kapitalistlerden gelen ilk talep ise, işsizlik fonunda biriken 30 milyar YTL’nin kendilerine tahsis edilmesi oldu.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ile toplantı yapan en büyük patron örgütleri TÜSİAD, TOBB, TİM, TİSK, MÜSİAD, TUSKON, YASED başkanları, işçi sınıfının işsizlik fonunda biriken parasına göz diktiklerini utanmadan ortaya koydular.
Emperyalistlerle büyük patronların hizmetkârı olan AKP hükümetinin Bakanı Zafer Çağlayan toplantının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Reel sektörün içinden gelen biri olarak Türk reel sektörünün, ticaret hayatının sinyallerini dikkate almak zorundayım.” Sektör temsilcileriyle zaten varolan diyalog ortamının bundan sonra da “süratli ve sürekli bir şekilde” devam edeceğini söyleyen AKP’li bakanın sözleri, patronların talebine yeşil ışık yaktığı şeklinde yorumlanıyor.
Hal böyleyken, Amerikancı AKP hükümetinin başı Tayyip Erdoğan ile müritleri farklı telden çalmakta ısrar ediyorlar. TÜSİAD kodamanlarını “ateşe körükle gitmek”le suçlayan Tayyip Erdoğan, krizin etkisini sınırlayacak önlemleri aldıklarını iddia ediyor. Ancak bu iddia ekonomistler tarafından gülünç bulunuyor. Zira sözkonusu olan kapitalizmin ağır bir küresel krizi, Türkiye ise, kapitalist sistemin bir parçasıdır.
Aslında bu kadarının Tayyip ile müritleri tarafından da bilindiğine kuşku yoktur. Buna rağmen sahte hayaller yaymalarının bir nedeni kapitalist ekonominin çöküşe sürüklendiğini kabullenmemekse, diğer nedeni işçi sınıfı ile emekçilere yöneltecekleri saldırıların olası bir toplumsal patlamaya yol açmasının önüne geçebilme hesabıdır.
Sermayenin tetikçi kalemşör takımının bir kısmı, özellikle AKP adına mücahitlik yapanlar da, küresel krizin kapitalizmin yapısal niteliğinden kaynaklanmadığını iddia ediyor. Bu kesim, krizin kötü yönetimlerden kaynaklandığını sayıklayıp duruyor. Gerçeğin kaba bir şekilde tahrifatından başka bir şey ifade etmeyen gerekçeleri ile kapitalizmi savunmaya kalkışan bu kalemşör taifesi, Marx’ın haklı çıktığına dair yorumlardan ciddi bir rahatsızlık duymaktadırlar. Kapitalizmin sorgulanması, kokuşan bu düzenin tek alternatifi olan sosyalizmden daha çok söz edilmesi ise, haliyle böylelerinin kaygılarını arttırıyor.
Sömürü ve kölelik düzeni kapitalizme ruhlarını satarak ayrıcalıklı konumlara gelenler, elbette kaygı duymakta haklılar. Kapital’in yayınlanmasından 140 yıl sonra papazlara bile “Marx haklıydı” dedirten kapitalizmin küresel krizi, onlara sürdükleri saltanatın geçici olduğunu hatırlatmaktadır.
Marx, bazılarının söylediği gibi bir “kâhin” değildi elbet. Değiştirmek için dünyayı anlamak gerektiğini savunan bir devrimci olan Marx, kapitalizmi, diyalektik ve tarihsel materyalizmin bilimsel yöntemiyle çözümleyerek, krizlerin bu düzende kaçınılmaz olduğunu saptamıştır. Sistemin yapısal niteliğinden kaynaklanan krizlerin kapitalizmi ekonomik bakımdan çöküşe sürüklese bile, bunun kendi başına bu sistemin yıkılmasına yetmeyeceğini bilen Marx, eserini, kapitalizmin tek tutarlı devrimci sınıfı olan proletaryaya eşsiz bir silah sunmak için yetkinleştirmiştir.
Proletaryanın tarihsel yıkıcı/yapıcı rolünü oynayabilmesi, bilimsel sosyalizmle donanmış devrimci bir sınıf partisinin önderliğinde savaşmasıyla mümkün olabilir. Uzun bir dönem proletaryanın devrimci eylemine fiilen önderlik eden Marx-Engels, aynı zamanda bu sınıfın felsefesini/dünya görüşünü, yani bilimsel sosyalizm kuramını da geliştirip yetkinleştirmişlerdir.
Marx’ın haklı çıkması demek, dünya işçi ve emekçilerinin, insanlığı barbarlık içinde çöküşe sürükleyen kapitalizme mahkum olmadıklarını, bu kokuşmuş sistemin yıkılmaya mahkum olduğu, bunun tek alternatifinin sosyalizm olduğunun doğrulanması anlamına gelmektedir.
İnsanın insan tarafından sömürülüp köleleştirilmesine karşı samimiyetle mücadele edenler için Marx’ın öğretisi, her zaman izlenmesi gereken bilimsel yöntem olmuştur. Oysa son dönemde Marx’ın haklı çıktığını söyleyenlerin bir kısmı, düne kadar kapitalizmin alternatifsiz olduğunu savunuyordu. Demek oluyor ki, kapitalizm, artık kendi savunucularına bile güven vermekten uzaktır.
Buna rağmen küresel krizin kapitalist ekonomiyi çöküşe sürüklemesi, sistemin kendiliğinden yıkılacağı anlamına gelmiyor. Öncü partisi etrafında örgütlenmiş proletaryanın devrimci eylemi olmadan toplumsal-siyasal bir sistem olarak kapitalizmin yıkılması sözkonusu bile olamaz. İşçi sınıfı bilimsel sosyalizmi, yani haklı çıkan Marx’ın öğretisini rehber edinerek sömürü ve köleliğin karşısına çıktığında, kapitalizmin ölüm çanları çalacaktır.
(Kızıl Bayrak, sayı: 2008/41, 17 Ekim 2008)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
OZYY (01-15-2009), Türkü-62 (10-24-2008)
Alt 11-09-2008, 01:57 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kriz Ve Sınıf Hareketi

Kriz sermayenin krizi, işçi sınıfı çözüm olmayacak- Fuat Ercan / Özgür Müftüoğlu / Sinan Alçın



I- Kriz: Kimin krizi?
İçinden geçilen kriz sermayenin krizidir. Sermaye sahipleri işçi sınıfı üzerinden biriktirdikleri sermayeleri üretim sürecinde yeniden değerlendiremedikleri için yeni yollara başvuruyorlar. Kapitalizmin en acımasız kurallarından biri, değerlenme koşulları dışında kalan sermayelerin değersizleşmesidir. Sermayedarlar, ellerinde muazzam miktarlarda biriken sermayelerini değerlendirmek için değerli kağıtlara yöneliyorlar. Kapitalistler daha önce üretim sürecinde elde ettikleri kârları dolaşım alanında değerli kağıtlar biçiminde değerlendirme yollarına gitmeye başladılar. Kapitalizmin her şeyi ****laştırma konusundaki kendisi için rasyonel ama sermaye dışı için irrasyonel olan mekanizmalar, değerli kağıtlar içinde işlemeye başladı. Birer **** olarak değerli kağıtlar farklı biçimler alarak sürekli değer kazanmaya başladılar. Reel karşılığından hızla uzaklaşma anlamına gelen bu süreç aslında balon gibi şişen ve karşılığı olmayan değerlerin piyasada dolaşmasına neden oluyordu. Ama balonun birgün patlayacağı kesindi. Ve balon patladı. Balonun patlaması sol-muhalif analizlerde de egemen olan reel-parasal ekonomi ayrımının ne kadar sorunlu olduğunu gösterdi. Sorunlu çünkü, “finansal piyasaya aktarılan paralar üretimden çekilen paralardan gerçekleştirildi” ifadesi, yerine bu paraların üretimden elde edilen paralar olduğu belirtilmeli. İkinci olarak ise üretimden değerli kağıtlara yönelmenin bir diğer nedeni ise yine üretimde gözlemlenenen bazı problemler olmuştur. Problemlerden en önemlisi artan rekabetle birlikte verimlilik adına üretimde değer yaratan emekçilerin yerini daha çok makineler aldıkça sermayenin geri getirisi ya da artı-değer yaratma kapasitesinde önemli düşüşler yaşanmasıdır.
Değerli kağıtlardan oluşan değerlerin şişmesi aslında üretim sürecinde açığa çıkan krizi parasal değişkenlerle öteleme çabası idi. Ama ne kadar ötelenirse ötelensin balon patlayacaktı. Balonun patlaması reel olandan bağımsız gibi görünen değerlerin hızla gerçek değere ve bazen de daha da aşağılara düşmesine neden oldu. Krizin patlak verdiği an, tam da bu nedenden dolayı sermayedarların krizidir. Çünkü hayali olarak yaratılan değerler hızla buharlaşıyor.
II- Sermayenin krize karşı stratejileri
Kazanma hırsı ile üretim sürecinde gerçek karşılığı olmayan değerleri dolaşım alanında kazanan sermayedarlar, kriz ile birlikte buharlaşan bu değerleri geri istiyorlar. Sermayedarlar hayali olarak yaratılan değerleri korumak ve ya geri almak ve için iki yola başvuruyorlar;
1-İlk olarak yıllardır “tuu kaka” olarak tanımladıkları ve aslında zaman içinde bu hayali değerlerin yaratılmasında da uygun ortamı yaratan devlete/hükümete yönelerek kurtarma planlarının hızla hayata geçirilmesini istiyorlar. Neredeyse 30 yıldır kamu harcamalarının faiz dışında kısılmasını talep eden sermayedarlar ve onların organik aydınları şimdi yaratılan hayali paraları kurtarmak istiyorlar. Hükümetler ise neredeyse istisnasız bu talebi yerine getiriyor. Liberal bir köşe yazarının ifade ettiği gibi “krizin üzerine kürekle, çuvalla dolar saçılıyor.” Sağlık, eğitim, barınma gibi insanlar için en çok zorunlu olan alanlarda kısıntıya giden hükümetlerin kurtarma ve çeşitli kamu desteklerinden sonra sermaye dışı kesimlere daha az kamu hizmeti sunacaklarını söylemek çok fazla da münnecim olmayı gerektirmiyor. Türkiye gerçeğinde sermayedarlar nasıl 2001 yılında batan gemiden ilk önce sermayedarların şirketlerini kurtarmak için İstanbul Yaklaşımı olarak tanımlanan planı hayata geçirdiler ise bugünlerde de şirketlerin nakit ihtiyaçları için önleyici fon ve benzeri tedbirleri hayata geçirecekler.
Sermaye örgütleri 2001 krizinde de gözlemlendiği üzere uzun süredir çıkarmak istedikleri yasal düzenlemeleri krizle birlikte hızla hayata geçiriyorlar. Kriz gibi konjonkturel bir durumdan yararlanarak sermayenin uzun erimli çıkarları hayata geçirilmiş oluyor. Örnek olarak kıdem tazminatına yönelik talepler, işsizlik fonunu kullanma, istihdam vergilerinden kurtulma, bölgesel asgari ücret gibi istek ve beklentilerini hayata geçirecekler.
ii-) Bireysel sermayedarlar diğer yandan uçup-giden hayali sermayelerin ellerindeki reel sermayeye de sirayet etmelerinden korkarak ya da kaybedilen değerleri yerine koymak için üretim sürecine ve işçi sınıfına yönelecekler: YÖNELDİLER. Yönelme yanlış bir ifade aslında tam anlamıyla cepheden saldırıya geçecekler/geçtiler. “Kurt puslu havayı sever” deyişini haklı çıkartacak şekilde ya daha az işçi çalıştırarak daha fazla üretim yapmak istiyorlar, bu iki anlama geliyor artan işsizlik ve artan iş yoğunluğu. Diğer yandan toplu sözleşmede daha az zam ya da “sıfır zammı” dayatmak.
İşsizlik ve çalışma koşullarının kötüleşmesi sermayenin reel yani üretimden birikim yapmalarını hızlandıracaktır. Yani üretim yeniden kutsanacak. Emek-gücü verimlilik ve üretkenlik adına sermaye için daha bir uygun hale getirilecek. Sermayedarların hülyalı rüyası olan işçinin emeğini diğer ****lara benzetme süreci daha çok gerçekleşecek. Tüm yollar üretime açılacak. Ama işçilerin işsiz kaldığı, işini koruyanların da yoksullaştırıldığı bir ortam.
III- Peki işçiler ne yapmalı?
- Öncelikle daha önceki krizlerde yapılan hatalar tekrarlanmamalı. Krize karşı her türlü siyasal iktidara ve bürokrasiye akıl veren teknik çözümlerden uzak durmalı. Bu atı arabanın arkasına bağlamak anlamına gelecektir.
- Kriz karşısında sermayeler üretime yani gerçek anlamda daha çok zenginlik yaratmaya yüzlerini çevirirler. Muhalif yapılanmalar tam da bu zamanlarda ısrarla “üretim daha çok üretim” talepleri ile gündemlerini, sermayenin gündemleri ile birleştirmemeli. Evet üretim ama tek bir işçi arkadaşın bile işten olmama halinde üretim istiyoruz. Üretim ücret ve yaşam koşullarında en küçük bir gerileme olmadan talep edilmeli. Üretim çalışmanın yoğunlaşarak artmasına yol açmadan istenmeli. Bu istekleri sadece talepleri sıralayarak değil, sorunla karşılaşan işçilerin/insanların yanı başında olarak gerçekleştirilmeli. 2001 krizi deneyimi bize sorunun siyasi iktidar ya da bürokratlara havale etmenin, sorunu görmemek ile eşanlama geldiğini göstermiştir.
- Krize ilişkin en sorunlu alanlardan biri ise krizin dışarıda dayatılan, dışarıdan gelen bir olgu olarak açıklamasıdır. Türkiye’nin sermaye birikim sürecinde niçin sürekli sıcak sermayeye ihtiyaç duyduğu yeniden ama Türkiye’deki sermayelerin özellikleri göz önüne alınarak açıklanması gerekiyor. Türkiye ve Türkiye gibi geç kapitalistleşen ülkelerin sermaye grupları üretime devam etmeleri için döviz biçiminde sermayeye ihtiyaç duyarlar. Yani daha fazla emek üzerinden değer yaratmak için, emeği daha verimli ve etkin kullanacak nitelikli girdileri sağlamak için döviz biçiminde sermayeye ihtiyaç duyarlar. TOBB Başkanı’nın tepki dolu sözlerine yansıyan “biz bu paraları kumarda kaybetmedik” ifadesi gerçekliği geleneksel-sol analizlere göre daha iyi açıklamaktadır. Sermayedarların hükümete yönelik tepki dolu sözlerine baktığımızda en önemli sorunlarının döviz biçiminde sermaye ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Son olarak sermayedarlarla hükümet arasındaki görüşmeler ürününü verdi ve sermaye-hükümet işbirliği ile ilk eylem programı belirlendi. 2009 Eylem Planı’nda ilk vurgu reel sektörün kredi olanakları, Eximbank kaynaklarının arttırılması ve yurt içinde döviz kredisi kullandırılabilmesinin önü açılacak ibareler kullanılıyor. Aynı şekilde MUSİAD’ın ısrarla işaret ettiği Körfez ülkelerinden kaynak akışının sağlanması için önlemler alınacağı belirtiliyor.
Son yıllarda uygulanan yüksek faiz oranları ve değerli YTL bu zorunluluğun sınıfsal sonucudur. Bu anlamda mali piyasalar ve ya finansal yapılarda gözlemlenen muazzam artışların nedeni bizzat üretim-dolaşım alanındaki bu yapısal bağlarda aranmalı. Yoksa oldukça önemli olmalarına rağmen süreci sadece IMF, Dünya Bankası ve AB üzerinden açıklamak yetersiz olacaktır.
- Türkiye’de sermayedar artık tek başına sermayedar değil hemen hemen hepsi belirli bir çatı altında örgütlenmiş durumda, kendilerinin çıkarlarını temsil eden örgütleri var. Türkiye’de sermaye gücünü artık gücünü sadece Türkiye’den almıyor, dünya düzeyinde etkin bir şekilde işleyen şebekelere dahil olmuş durumda gücünün önemli bir kısmını da bu küresel dayanışma ağlarından alıyor. Kriz dönemleri sınıfsal çelişkilerin arttığı zamanlardır. Bu zamanlarda Türkiye’de kapitalizmi ve sermayedarları emperyalizmin basit taşıyıcıları (işbirlikçi-komprador, parazit) olarak görülmemeleri gerekiyor. Kapitalistlerimizin gücünü görmemek mücadelenin önemli hatalarından biri olacaktır.
- Krize karşı yapılacak en önemli hata siyasal iktidarı emekçilerin seslerine kulak vermelerini önermek olacaktır. Siyasal iktidar veya tüm krizlerde gözlemlendiği üzere iktidarlar var olan tüm cephaneyi sermaye için harcamakta, var olan tüm cephaneyi emeğe karşı harcamakta.
Bu yüzden siyasi iktidara yönelerek bazı taleplerde bulunmak tabii ki gerekli ve hatta zorunludur. Ama esas sorun sendikaların ve emekten yana olan tüm yapıların enerjilerini sermayeye karşı bir araya gelecek şekilde örgütlenmeye ayırması gereğidir. Siyasal iktidarı ve sermayenin krize karşı yukarıda işaret edilecek önlemleri almalarının önündeki temel engel örgütlenmek, krizin tokadını yiyeceklerin sesi soluğu olmaktır. Onlara tokatın gerçek sahiplerinin kimler olduğunu göstermek gerekiyor. Gerçeği ne kadar iyi analiz edersek edelim, doğruya istediğimiz kadar yaklaşalım, elimizde yaşamı dönüştürecek onlarca program/proje olsun. Sorunun sahiplerinin destek vermediği hiç bir doğru hayatta karşılık bulamaz, hiçbir proje hayata geçirilemez. Ama kriz sürecinde sermayenin siyasi iktidarla birlikte yaşama geçireceği stratejilerinden sonra, sendikalar ve diğer muhalif politik yapılar sahici olamaz.
- Krize karşı durmak, örgütlü karşı durmak için ilk uğrak kriz temelli örgütlenen bir platformun sağlanması gerekiyor. Platformda kriz sorunun sahipleri, sorunu sahiplenenler arasında kriz sorunu temelinde bir araya gelinmeli. Sorun bir araya gelen tekil yapıların kendisini bir bütün olarak öne çıkarması değil, esas sorun kriz konusunda etkinliği sağlayacak bir dizi iç içe geçen şebekeler inşa edilmelidir. Her yapı (sendika, dernek, parti vs.) kendine ait organize olmuş düşüncelerini koruyarak ama kriz konusunda asgari müşterekle platform içinde hareket etmesi gerekiyor.
- Kriz daha çok enformel ve daha kötü işlerde çalışanları vuracak. Bunun anlamı krizin erişilemez olanlara daha çok erişeceğidir. Kadınlar, ama daha çok Kürt kadınlar, enformel işçiler ama daha çok Kürt göçmen işçiler krizin etkisini daha çok hissedecekler. O zaman erişilmez olanlara erişmek temel amaç olmalı.
- Bugün yaşanan kriz, daha önceki krizlere göre daha evrensel, daha küresel bir karakter taşıyor. Kriz bu anlamda işçilere ilk defa uluslararası dayanışma fırsat ve olanağını vermekte. Üretimcilik adına uluslararası sermayeler arası rekabette iş kapma yerine uluslararası sermayeye karşı dünyanın dört bir yanında işte olma hali öne çıkarılmalı. Yerel ölçekte, sektörel ölçekte uluslararası bağlar hızla kurulmalı. Sermayenin üretim alanında kap kaçcı mantığına karşı, kaçacağı her yerde işçilerin olduğu gösterilmeli.
(Birleşik ****l-İş Sendikası'nın düzenlediği atölye çalışması için hazırlanan çerçeve sunum metnidir)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-09-2008, 01:57 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Kriz Ve Sınıf Hareketi

Dünyada depresyonun IMF’ce ilanı… - Mustafa Sönmez



IMF, 2008 ve 2009 için büyüme tahminlerini bu yıl tam 4 kez revize etti ve daha 8 Ekim’de, 2009 için dünya ekonomisi büyüme tahminini yüzde öngörmüşken, 6 Kasım’da bunu yüzde 2,2’ye çekti. Daha da önemlisi bütün Merkez ülkeleri için sıfırın altı, negatif büyüme öngörüsünde bulundu. Bu, dünyada resesyon değil, depresyonun tasdiki, ilanıdır..
IMF, 2008 ve 2009 için büyüme tahminlerini bu yıl tam 4 kez revize etti ve daha 8 Ekim’de, 2009 için dünya ekonomisi büyüme tahminini yüzde 3 olarak öngörmüşken, 6 Kasım’da bunu yüzde 2,2’ye çekti. Daha da önemlisi bütün Merkez ülkeleri için sıfırın altı, negatif büyüme öngörüsünde bulundu. Bu, dünyada resesyon değil, depresyonun tasdiki, ilanıdır..
Son öngörülere göre, gelişmiş ülkeler, yani nüfusun yüzde 15’inin yaşadığı ama dünya gelirinin yüzde 56’sının yaratıldığı Merkez ülkeler, 2008’de yüzde 1,4’lük büyümeden 2009’da yüzde -0,3 küçülmeye gidecek.


ABD’de küçülme yüzde 0,7, Avro alanında yüzde 0,5, Japonya’da yüzde 0,2 olacak. Bu, merkez ülkelerde , 1929 krizinden bu yana ilk kez yaşanacak..

Çevre ülkelere gelince, dünya nüfusunun yüzde 85’inin yaşadığı ama gelirden yüzde 44 pay alan 141 ülkeli bu coğrafyada büyüme yüzde 5,5’e düşecek.
Çevre ülkelerinde Asya’da özellikle Çin’de ekonomik büyüme eski temposundan kaybetmekle beraber hareketli olmayı sürdürüken Türkiye’nin yer aldığı Çevre Avrupasında 2009’da büyüme yüzde 2,5 olacak. IMF, 8 Ekim’deki raporunda 2009’da Türkiye için büyümeyi yüzde 3, yani dünya ortalaması oranında öngörmüştü. 6 Kasım dünya öngörüsü yüzde 2,2 olduğuna göre,. Türkiye için öngörünün de o seviyelere indirildiği söylenebilir.
Tayyip Erdoğan’ın “ümük sıktırmam” afra tafrasına rağmen, IMF, dünyanın kriz karşısında ister istemez ümüklerin sıkılacağını, Türkiye’nin de bundan kendini kurtaramayacağını ilan etmiş durumda.

Çevreden Merkeze Kaynak Kayması

IMF, çevre ülkelere kaynak akışının 2009’da 528 milyar dolardan 2009’da 286 milyar dolara kadar gerileyeceğini belirtiyor. Bu kaynak kanamasını , makas değişimini TC Merkez Bankası da son enflasyon raporunda kabul ediyor ve şöyle diyor;

“ Küresel durgunluk olasılığının bir önceki döneme göre artması ve Euro bölgesi ile ABD hükümetlerinin finansal kuruluşların likit olmayan varlıklarını satın alması sonucu tahvil arzının artacağı beklentisiyle, yatırımcıların güvenli araçlara ilgisi artmıştır.”

Bunun tefsiri şöyledir; kriz patlayıncaya kadar, aralarında Türkiye’nin de olduğu düşük kur-yüksek faiz politikası uygulayan çevre ülkelere yönelen sıcak para ve diğer kısa vadeli krediler, şimdi bu ülkelerden çıkmaktadır.Peki nereye gitmektedir ? ABD ve AB’de, devlet tahvillerine..Yani , “çevre”den “merkez”e bir kaynak akışında makas değişikliği.. Bu, aralarında Türkiye’nin de olduğu birçok ülke için, durduk yerde krize girmek demek. Nitekim, 50 milyar dolar cari açığı, 284 milyar dolar (üçte ikisi özel sektöre ait) dış borç yükü olan Türkiye, bütün mali yapının sağlam olduğu iddiasına rağmen hızla krize sürüklenmektedir.
Özellikle Rusya’nın dahil olduğu BDT’ye kaynak akışı çok azalmış durumda. Türkiye’nin yer aldığı Orta ve Doğu Avrupa’ya akışın iyi-kötü süreceği öngörülse de bu akışın Türkiye’den çok, Çek C., Polonya gibi ülkelere yönelmesi daha muhtemel.
Kaynak, IMF, World Economic Outlook’daki tablolardan hesaplandı (8 Ekim 2008) Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ını yaptığı AB’nin depresyona girerek 80 yıldır ilk kez negatif büyümeyle tanışması, tabi ki Türkiye’yi derin etkileyecek. AB’nin doğrudan yabancı sermayesini, sıcak parasını, dış kredilerini kullanarak büyüyen Türkiye kapitalizmi, başta sıcak paranın çekilmesi, doğrudan yabancı sermaye girişinin durması ve dış kredide akışın azalması ile, büyümenin rüzgarını da kaybetmiş oldu. Şimdi 50 milyar dolara ulaşan döviz açığının(cari açık) nasıl çevrileceği sorunu var.
Haliyle, ihracat azaldıkça, ihracata dönük üretim ve kapasite kullanımı da düşüyor. Daha şimdiden küçük ve orta işletmelerden başlamak üzere yaprak dökümü hızlandı ve hızla büyük firmalara doğru sonbahar, etkisini hissettiriyor. Borçlu büyük sanayi ve hizmet firmalarının, döviz girdilerinin azalmasıyla da borç taksitlerini çevirememeleri, dış borçların bir kısmını veren Türk banka sistemini de zorda bırakacak.

IMF ile anlaşma

IMF’nin iç karartan son öngörülerinin ardından, Hükümete IMF ile anlaşma baskılarının artacağı açık. IMF de, özellikle alacaklıların basıncıyla Türkiye’yi anlaşmaya daha çok zorlayacak. IMF’nin derdi, hastalanan Merkez ayağa kalkıncaya kadar çevre ülkelerini eteklerde, sistemde dağılmadan tutmak, alacakları , devlet garantileri alarak tahsil etmek, yeni bir retorik oluşturuncaya kadar merkezkaç hadiselerin önüne geçmek, çevre ülkelerine, bütçe disiplinleri ile daralmaları, soğumaları yaşatıp sistemi yeni bir finansal mimari inşasına kadar ayakta tutmak, oyalamak...
Çevre ve tabi ki Türkiye burjuvazisinin derdi ise azalmış da olsa dış kaynak girişini yeniden sağlamak, bununla kırık dökük de olsa büyümeye çalışmak, borç yükünü çevirmek, ayakta kalmak, bu arada, borç yükünü devlet garantisine aldırarak borçluların bunaltıcı tehditinden soluk almak.

Dünyadaki iklimin değiştiğini, yaşananların bir yol kazası, bir film kopuşu gibi algılayanlara hayat hergün yeni bir tokat aşkediyor.
Hala, dış kaynak girer onunla büyümemizi sürdürürüz diyenlerin yazık ki bir B planları yok. Bir B planı yapmaya ne cesaretleri, ne güçleri, ne birikimleri var.
Ezberler bozulduğu halde aynı ezberle hergün biraz daha gülünç duruma düşüp tokatı yedikçe de bunalıma giriyorlar.
Oysa, birileri onlara demeli ki, inandığınız ve süreceğini sandığınız paradigma iflas etti. En azından uzun bir süre küreselleşme rüzgarının yerine ekonomik milliyetçilik arzı endam edecek, ulus-devlete sarılmalar, iç pazara yönelişlerle bir yeniden yapılanma arayışı gündeme gelecek ve bu süreç çok ağrılı,çok sancılı , çok hırgürlü olacak.

“Sınıflar, sınıf mücadelesi kalmadı, yok” mu diyordunuz çocuklar ?
Dünya buhranı, sınıflara kimliklerini ve sınıf mücadelesini yeniden hatırlatıyor, ama biraz acı çektirerek..
Emek Dünyası / 08.11.08
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
ateş hırsızı, harekati, hareketi, kriz, mahmut halil can, sendiren, sinif, sınıf, tkip


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sınıf bilinci, sınıf içi bölünme ve sendikal hareket tartışmasına bir katkı-S.Murat Ç Mahmut Halil CAN GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM 0 09-03-2007 06:50 PM
Bu kriz 'O kriz' mi? (II) – Ergin Yıldızoğlu Mahmut Halil CAN EMPERYALİST KAPİTALİZM VE DEVRİM 0 08-29-2007 01:02 PM
Dikkatler sınıf hareketine, güç ve enerji sınıf çalışmasına! / KB Mahmut Halil CAN GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM 0 08-26-2007 09:32 AM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:27 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,