![]() |
|
|
#21 |
|
Cudi dağı helikopterlerle bombalanıyor
Şırnak'ta Cudi dağı bölgesinde sürdürülen operasyon kapsamında helikopterler bölgeyi bugün öğlen saatlerinden itibaren bölgeyi bombalamaya başladı. Cudi dağı bölgesinde son iki gündür devam eden operasyonlar kapsamında, bugün Hisar, Çağlayan ve Dirsekli köyleri bölgeleri hem karadan, hem de havadan helikopterlerle bombalandı. Bombalamanın halen devam ettiği ve helikopterlerce zaman zaman kırsal alana füze fırlatıldığı gözlendi. ANF / 16.04.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#22 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Washington sınavının sonucu - Sami Kohen
Geçen salı günkü yazımızda, Başbakan R. T. Erdoğan’ın Washington ziyaretinin Türk-Amerikan ilişkileri ve özellikle bölgesel meseleler bağlamında Türk dış politikası için bir sınav olacağını belirtmiştik. Washington’daki görüşmelerin ışığında, bu testin sonucunu kısaca şöyle özetleyebiliriz: Türk-Amerikan ilişkileri, Ermeni soykırım tasarısı yüzünden son geçirdiği krizi atlatmış görünüyor ve eski normal seyrine dönüyor. Bölgesel meselelerde ve özellikle İran konusunda ise Türkiye ile ABD’nin görüş ayrılıkları devam ediyor ve hatta bu ayrışma giderek derinleşiyor. Başbakan’ın bu ziyaretinin olumlu sonucu, Başkan Obama ile samimi diyaloğu yeniden kurmasının yanı sıra, ikili ilişkilerin “Ermeni pürüzü”nden daha fazla etkilenmesinin önünü kesmesi ve bir nevi “hasar tamiri“ni gerçekleştirmiş olmasıdır. İlişkiler düzeldi, ama... Başbakan’ın 24 Nisan’da Başkan Obama’nın Ermeni toplumuna yönelik mesajında, “soykırım” sözcüğünü kullanmayacağına dair güvenini beyan etmesi, ABD tarafının böyle bir söz verdiğinin işaretidir. Bu da, Türk-Amerikan ilişkilerinin başına gelebilecek bir felaketin -bu yıl da - önlendiği anlamına geliyor. Aynı şekilde, yapılan bütün uyarılardan sonra, Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi’nden geçen ay çıkan kararın -en azından bu aşamada- meclis genel kuruluna gitmeyeceği anlaşılıyor ki, bu da ilişkilerin selameti açısından, önemli bir gelişmedir. Buna karşılık, Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollerin geleceği konusunda Ankara ile Washington arasındaki görüş farklılığı, görüşmeler sırasında kendini belli etti. Gerçi Amerikan tarafı, Türk hükümetinin protokollere ve normalleşme sürecine bağlılığını beyan etmesinden memnun. Ancak Ankara’nın bunun gereklerini bir an önce yerine getirmesini ısrarla istiyor. Oysa Erdoğan, Karabağ meselesinin hallinde ilerleme olmadığı sürece bu konuda adım atmayacağını açıkça belirtti. Gerçi bu açmazı aşmak için temaslar devam ediyor, ama yakında bir çıkar yol bulunması şansı pek güç görünmüyor. Bu ise, meselenin Türk-Amerikan ilişkilerinin gündeminde kalmasına yol açacaktır. Farklılıklar Washington’daki müzakerelerde “Ermeni meselesi” öne geçmiş görünmekle beraber, Türk-Amerikan ilişkileri açısından asıl pürüz ve uyuşmazlık, İran konusunda kendisini göstermiştir. Başbakan yaptığı konuşmalarda ve verdiği röportajlarda, bir süredir tekrarladığı görüşleri, bu kez net bir mesaj şeklinde ABD tarafına iletmiştir. Bunun özü de şudur: Türkiye, İran’ın nükleer programını yürütmeye hakkının bulunduğunu ve bu işe nükleer silah üretmek için girişmediğini düşünüyor; ayrıca Tahran’a karşı yeni yaptırımlar uygulanmasına kesinlikle karşı çıkıyor... Bu tutum, ABD’nin pozisyonuna tamamen terstir. Gerçi Obama Erdoğan’ı İran’ı ikna için giriştiği çabaları övdü ve gerek görüyorsa buna devam edebileceğini söyledi ama açıkçası Amerikan liderinin bu girişimlere fazla umut bağlamadığı ve dolayısıyla yaptırım talebini Güvenlik Konseyi’ne götüreceği açık... İşte bu noktada, Ankara ile Washington arasındaki görüş ayrılıkları -hele Türkiye Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada çekimser kalırsa- ciddi bir ayrışmaya yol açabilir. Evet, Başbakan’ın Washington ziyareti ile ikili ilişkiler tekrar rayına oturdu, ama bu bağları zedeleyebilecek farklılıklar ortada duruyor... Milliyet / 16.04.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#23 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
BDP’li Tuncel: Kürtler ve Türkler arasındaki duygu bağı giderek kopuyor
Kürt Enstitüsü’nün yeni binasının açılışını yapan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, İstanbul Kürt Enstitüsü'nün 18’inci yıldönümü nedeniyle yapılan etkinliğe de katıldı. Açılışın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Sebahat Tuncel, "Türkiye’de, Kürtler ve Türkler arasındaki duygu bağı da giderek kopuyor, birbirlerine ötekileştirilen iki toplum yapısı var. Bu çok tehlikeli bir şey yani Ahmet Türk’e yönelik yapılan saldırının özünde bu var. Biz umuyoruz ki devlet biran önce bu yanlıştan vazgeçer" dedi. Dili olmayan bir toplumun aslinda geleceği de yoktur Açılışta konuşan Sebahat Tuncel dilin önemine vurgu yaparak," Enstitünün Kürt’lerin kültürlerini geleceğe taşımak açısındanda görevleri var. Bizim de sorumluluklarımız var. Öncelikle Kürtçe’yi daha fazla geliştirmek ve toplumsal yaşamda kullanmak gibi. Milyonlarca Kürt genci ne yazıkki asimilasyon politikalarının sonucunda kendi dilini kullamaz duruma gelmiş durumda. Dili olmayan bir toplumun aslında geleceği de yoktur. Dili olmayan bir toplum geleceğe kültürünü, kimliğini de taşıyamaz " dedi. Sebahat Tuncel açılıştan sonra basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Sebahat Tuncel, Ahmet Türk’e Samsun’da yapılan yumruklu saldırıyı kınadığını belirterek, "Bu sadece Ahmet Türk’e yönelik yapılan bir saldırı değil aslında onun şahsında Kürtlere yönelik yapılan bir saldırıdır. Türkiye toplumunda Kürt’ler de bunu böyle ele aldı. Böyle algıladı. Bir haftadır neredeyse Türkiye’nin birçok yerinde eylem etkinlikler yapıldı" dedi. Ahmet Türk’ün sağduyulu çağrısı eylem etkinliklerinin daha demokratik çerçevede geçmesine vesile oldu" diyen Tuncel, "Türkiye’de 20 milyona yakın kürt yaşıyor. Bu kürt halkı Türkiye’de kendi kimliğiyle, yaşamak istiyor. Kürt Enstitüsü’nün açılışında bulunuyoruz. Kürtler 80 yıldır Türkiye’de yasaklı olmasına rağmen kendi kültürünü yaşattı. Bugüne kadar getirdi. Bu insanı bir talep. Devletin görevi aslında bunu yerine getirmektir. Kendi yurttaşının talebinin koşullarını hazırlamaktır. İşte Anayasa tartışmaları döneminde bunu gözeterek yapılması gerekirdi" diye konuştu. Türkiye’de Kürtler ve Türkler arasındaki duygu bağı da giderek kopuyor Tuncel hukümeti eleştirerek, şunları söyledi: "Ne yazık ki hala inkarcı asimilasyoncu politika devam ediyor. Yurtdışına çıkarken devlet yetkilileri, sayın başbakan da dahil asimilasyonun bir suç olduğunu ifade ederken, Türkiye’de asimilasyon politikaları bir devlet politikası olarak devam ettiriliyor. Bunun sonucudur aslında son dönemde yaşanan gerginliğin sonucu. Kendi toplumunda Kürtleri, Alevileri, Çerkezleri, Romanları kucaklayacak demokratik sivil bir Anayasa ile bir başlangıç yapar. Aksi taktirde bugün Türkler ve Kürtler arasında yaşanan çatışma yarın Romanlarla Türkler arasında dönüşebilir. Bu tehlike her zaman için vardır. Bunun bertaraf edilmesi ancak demokratik bir çözümle mümkündür" dedi. Milliyet / 18.04.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#24 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Türk ordusu sınırda geri püskürtüldü
Türk ordusunun Gabar'daki operasyonunda yaşanan çatışmada 3 askerin öldüğü öğrenilirken dün sabah erken saatlerde Şemdinli’de sınırı geçmeye çalışan bir askeri birlik de gerillalar tarafından geri püskürtüldü. Türk ordusunun giderek artan operasyonları sırasında çatışmalar yaşanmaya başlarken, Türk karakollarından gerillanın denetimindeki Medya Savunma Alanlarına yapılan obüs ve top atışları da sürüyor. Baharla birlikte yeniden gündeme gelen Tük ordusunun operasyon ve saldırılarına son günlerde HPG gerillalarının da karşılık verdiği görülüyor. Uzun bir süredir sınıra askeri sevkiyatlarını sürdüren Türk ordusu bir taraftan olası bir sınır harekatına hazırlanırken diğer taraftan bu askeri güçle gerillaya yönelik saldırılarını gerçekleştiriyor. GABAR’DA ÖZEL BİRLİKLE ÇATIŞMA, 3 ÖLÜ Çatışmaların yoğunlaştığı alanlardan biri olan Gabar’da özel birliklerden oluşan bir güç ile HPG gerillaları arısında çıkan çatışmada 3 askeri öldü, çok sayıda asker de yaralandı. 16 Nisan günü saat 1.30 sıralarında Gabar’a bağlı Fındık’e alanında bulunan “Şehid Akif” tepesinde operasyon gücüyle çıkan çatışmada ölü ve yaralıların Skorskylerle çatışma alanından uzaklaştığı öğrenildi. Çatışma ardından alanın yoğun obüs ve top atışlarını tutulduğu da alınan bilgiler arasında. YİNE SINIRI GEÇME GİRİŞİMİ 17 Nisan günü saat 6.30 sıralarından ise Hakkari’ye bağlı Şemdinli’nin (Şemzinan) Zeve ve Govende alanlarından Türk ordusuna bir birliğin köy korucuları eşliğinde sınırı geçme girişiminde bulunduğu bildirildi. Asker ve korucular sınırı geçmeye çalışırken gerillaların karşılık vermesi sonucu çatışmalar yaşandı. Çıkan çatışmada Türk ordusuna ait çok sayıda ölü ve yaralının olduğu öğrenilirken çatışma alanı tank ve top atışlarıyla uzun süre bombalandı. Türk ordusu baharın gelişiyle birlikte bir çok kez sınırı geçme girişiminde bulunmuş ancak bu girişimler HPG gerillalarının karşılık vermesi sonucu geri tepmişti. Türk ordusu yaşanan kayıpların ardından geri çekilmişti. TOP SALDIRILARI Öte yandan özellikle Mart ayından itibaren yoğunlaşan Medya Savunma Alanlarına yönelik obüs ve top atışları da sürüyor. Haftanin’e bağlı Gre Ere ve Kani Ere, Mergere alanları ile Hakkari’ye bağlı Çukurca’nın Ertuş ve “Şehit Cihat” tepelerine dün obüs ve havan saldırıları yapıldı. Türk ordusunun uzun bir süredir sınıra sevkiyatı ile gündeme gelen askeri operasyonlar baharla birlikte yoğunlaşması üzerine HPG Türk ordusunu uyarmıştı. Bu operasyonlar karşısında Meşru savunma pozisyonlarını koruyacaklarını bildiren HPG, saldırı durumunda kendilerini savunacaklarını belirterek yaşanacakların sorumlusu olarak Türk ordusunu göstermişti. ANF / 18.04.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#25 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Devletin zulmü arttı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 19 Nisan 2010 -
İHD Amed Şubesi, bölgede son üç ay içinde 433 kişinin ya çatışmalarda ya da korucu ve polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdiğini, 6 bin 734 hak ihlali yaşandığını, bin 549 kişinin gözaltına alındığını, 503 kişinin de tutuklandığını açıkladı. İHD Amed Şubesi 2010 yılının ilk üç ayında 13 Kürt ilinde yaşanan hak ihlallerinden oluşan raporunu açıkladı. İHD Şube binasında dün yapılan basın toplantısında açıklanan rapor, Kuzey Kürdistan’ın 13 ilini kapsıyor. Yaşanan hak ihlallerindeki artışın kendilerini kaygılandırdığını dile getiren İHD Yöneticisi Av. Rahşan Bataray, 2009 yılını da yoğun hak ihlalleri ile kapattıklarını hatırlattı. Bataray, “14 Nisan’da Kürt siyasetçilere ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yönelik başlayan tutuklama furyası, yıl boyunca devam etmiş, yılın son günlerine sarkan bu gözaltı ve tutuklama furyası, 2010 yılının Ocak ve Şubat aylarında da devam etmiştir. Ayrıca tüm bu hukuksuzluğa rağmen, bir yılı aşan bir süredir cezaevinde bulunan bu şahsiyetlere yönelik iddianamenin dahi halen hazırlanmamış olması, dosyadaki gizlilik kararının devam ediyor olması adil yargılanma hakkının ciddi anlamda ihlal edildiğini ortaya koymaktadır” diye konuştu. Çatışmalar kaygı verici Baharın gelmesi ile yoğunlaşan çatışmaların kaygılarını arttırdığını dile getiren Bataray, şöyle konuştu: “Mart ayıyla birlikte yoğunlaşan bu çatışmalardaki ölüm oranları da her geçen gün artmaktadır. Nitekim daha dün ve önceki gün yeniden gençlerimizin ölüm haberleriyle uyandık. Son bir aylık süreçte başta sınır bölgeleri olmak üzere, bölgenin bir çok alanına yapılan askeri sevkıyatlar ve kırsal alanlara yönelik yapılan operasyonlar, çatışmaların da artmasını tetiklemiştir. Bu ölümler halklar arasındaki ayrışmayı büyük oranda artırmaktadır. Nitekim Kürtlerin yasal temsilcisi olan sayın Ahmet Türk’ün Samsun’da ırkçı-şoven bir saldırıya maruz kalması, bu ayrışmanın geldiği boyutu gözler önüne sermektedir. Yaşanan bu linç girişimleri ve ayrışmalar toplum içerisinde daha büyük ayrışmalar ve çatışmalara neden olabilecektir. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınmaması kaygılarımızı arttırmaktadır.” Adalet inancı sarsıldı Bataray, çoğunluğu gözaltında olmak üzere 200 işkence vakasının derneklerine yansıdığına dikkat çekerek, işkencenin sistematik bir biçimde devam ettiğinin altını çizdi. Hakkari’de Hatip Kurt’un (14) polisler tarafından yerlerde sürüklenmesinin insanların vicdanında derin yaralar açılmasına neden olduğunu belirten Bataray, Aydın Erdem ile Mahsun Karaoğlan ve Mustafa Dağ’ın ölüme sebebiyet veren devlet güçleri hakkında etkin bir soruşturma yürütülmemesinin kamuoyunun adalete olan inancını sarstığını söyledi. Polis 6 kişiyi öldürdü Bataray, yılın ilk üç ayında toplumsal olaylarda devlet güçlerinin orantısız güç kullanımı, yargısız infaz ve silah yetkisini aşması sonucu 6 kişinin öldüğünü 11 kişinin de yaralandığını belirterek, “30 Mart günü Van’ın Çaldıran İlçesi’ne bağlı Hangedik Köyü’nde 14 yaşındaki Mehmet Nuri Tamçoban’ın öldürülmesi olayı, güvenlik güçlerinin çocuklara bile ateş edebilecek bir pervasızlık düzeyi yakaladığını göstermektedir” dedi. Cezaevlerinde hak ihlalleri sürüyor Hak ihlallerinin cezaevlerinde de devam ettiğini kaydeden Bataray, girişimlerine devletin yetkili organlarınca yanıt verilmediğini belirtti. Cezaevlerinde çok sayıda tutuklunun ölüm sınırında olduğunu söyleyen Bataray, Kürt siyasetçilere yönelik operasyonda tutuklanan Abdullah Demirbaş’ın doktor raporlarında “Hayati tehlikesi var” denilmesine rağmen tutukluluğunun devam ettiğini hatırlattı. Bataray, Demirbaş’ın tutukluluk süresi içerisinde yaşayacağı her tür sorundan yetkili Savcılığın ve Adalet Bakanlığı’nın sorumlu olduğunu söyledi. Kadının yaşam hakkına yönelik yaşanan hak ihlallerinin çarpıcı olduğunu ifade eden Bataray, yasal düzenlemeler ve özellikle yasaların uygulanması alandaki eksiklikler, kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddeti büyük oranda arttırdığını belirtti. Neden çözümsüzlük politikası Bölgede hak ihlallerinde bir azalma olmadığı gibi aksine artıyor olmasına vurgu yapan Bataray, ihlallerin devamı ve artışının nedeni olarak da Kürt sorununun çözümü için politika geliştirilmemesi olarak açıkladı. Bataray, çözümün askeri operasyon ve hükümetin yürüttüğü çözümsüzlük politikalarında değil, adil, barışçıl, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerini esas alan, toplumun tüm kesimlerini kapsayacak demokratik ve sivil bir Anayasa’nın hazırlanması ile sağlanabileceğini söyledi. 433 kişi hayatını yitirdi Bataray’ın açıklamasından sonra hak ihlalleri raporunu açıklayan İHD Yöneticisi Burhan Zorooğlu, Bölge’de yaşanan çatışmalarda 11 kişinin öldürülmesi, 11 kişinin yaralanması, faili meçhul cinayetler ile asker, polis ve korucu kurşunu ile 8 kişinin ölmesi, 30 kişinin yaralanması, resmi hata ve ihmal sonucu 8 kişinin ölümü, 1 kişinin yaralanması ile toplam 433 yaşam hakkı ihlali yaşandığını söyledi. Üç aylık süre içinde toplamda 6 bin 734 hak ihlalinin yaşanırken, bazı oranlar şöyle: Bin 549 gözaltı, 503 tutuklama, 198 işkence ve kötü muamele, 41 toplumsal olaya müdahale, 40 darp ve yaralama, 929 soruşturma. Kaynak: Yeni Özgür Politika
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#26 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Duran Kalkan:Siyasi Diyalogla Çözüm Bulma Dönemi Bitdi ! BEHDİNAN - KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, "Şimdiye kadar siyasi, askeri, ideolojik her alandaki mücadelemizin tek hedefi, ‘siyasi diyalogla çözüm bulma’ doğrultusundaydı. Şimdi bunu söylemeyeceğiz. Hedefimiz değişiyor. Biz kendimiz kendi demokrasimizi inşa ederek, demokratik toplum örgütlülüğünü geliştirerek kendi çözümümüzü kendi özgücümüzle sağlayacağız” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kürt özgürlük hareketinde üçüncü dönemin bittiğini ilan etmesi ardından başlayan yeni dönemdeki stratejilerini açıkladı. Kalkan, üçlü koordinasyon toplantısından çıkan “üçlü eylem” planına da dikkat çekerek “Plan ABD planıdır. Hedefi de, PKK’yi imha ve tasfiye etmektir” vurgusunu yaptı. Kalkan sınır hattındaki operasyonlar, kurulan yeni karakollar, bölgeye konuşlandırılan paralı askerler ve bu yığınağın amaçları konusunda da önemli bilgiler verdi. Sınırda iki ay öncesine kadar asker sayısının iki katına çıktığını dile getiren Kalkan, “Türkiye-Irak sınırı boydan boya bir çit gibi karakollarla örülmüş durumda. Hepsinde özel kuvvetler var. Özel paralı astsubay ordusu yer alıyor. İlker Başbuğ’un altı tugay olarak örgütlediği paralı ordunun hepsi bu alana taşınmış, buralara yerleştirilmiş durumda” dedi. İşte Kalkan’ın ANF’nin sorularına verdiği yanıtlar: DÖRDÜNCÜ DÖNEMİN KARAKTERİ *ANF: Sayın Öcalan özgürlük mücadelesi tarihinde üçüncü dönemin bittiğini ve yeni bir dönemin başladığını ilan etti. Bu yeni dönemin karakteri nedir? Yeni dönemde ne değişecek, talepler ne olacak ve nasıl bir mücadele yürütülecek? DURAN KALKAN: Önder Apo özgürlük mücadelesi tarihimizin üç stratejik döneme ayrıldığını ifade etti. Zaten geçen on beş yıllık mücadele sürecini biz hep üçüncü stratejik dönem olarak tanımlıyorduk. On yılı aşkın süredir stratejik değişim ve yeniden yapılanma çalışmalarını daha ciddi yürütüyorduk. Şimdi bu dönemin de bittiği konusu gündeme geliyor. PKK'nin birinci dönemi, 1973-83 yılları arasındaki dönem oluyor. Bu partileşme dönemidir. Bu, ideolojik siyasi çizginin doğuşu, parti çekirdeğinin oluşu, halkla ilişkiler, direnişin gelişmesi, partinin zindan direnişiyle, yurt dışı direnişiyle kendini kanıtlaması ve her bakımdan halka öncülük edecek bir hareket haline geldiğini kanıtlamasının gerçekleşmesi dönemi oluyor. İkinci dönem, 1984-1993 dönemi oluyor. Bu da ulusal direnişte partileşme dönemidir. Gerilla direnişi dönemi, ulusal kurtuluş mücadelesi dönemi, gerillalaşma dönemi oluyor. Birinci dönemde nasıl partileşme gerçekleştiyse, ikinci dönemde de gerillalaşma ve halk direnişi ortaya çıkıyor. Bu dönem iki temel değeri yaratmıştır. Birincisi, halkın öz savunma gücü olarak gerillanın yaratılması; ikincisi, ulusal diriliş devrimi temelinde serhıldana kalkan yeni bir halkın ortaya çıkartılmış olmasıdır. Üçüncü dönem, 1993’ten 2003’e ve uzatmalı olarak günümüze kadar süren dönem oluyor. Aslında bu dönem 2003’te Türkiye'de AKP’nin iktidara gelişi ve ABD’nin Saddam Hüseyin yönetimini yıkma temelinde Irak’a müdahalesiyle sonuçlanmıştı. Fakat ABD’nin Irak müdahalesi bütün Ortadoğu'ya dönük bir müdahaleydi. Bu, hareketimize dönük bir müdahale de oldu. AKP oyunları da gelişti. Dolayısıyla bu süreç günümüze kadar uzadı. Bu dönemin temel karakteri de, tasfiye ve çözüm dönemi olmasıdır. Devlet ya da inkar ve imha sistemi, Özgürlük Hareketimizi imha ve tasfiye edebilmek için 93’ten 98’e kadar topyekun savaş konsepti temelinde, 98’den sonra da uluslararası komplo temelinde saldırı yürüttü. Bu imha ve tasfiye amaçlı saldırıydı. Biz bu saldırılara karşı Önderlik, gerilla, halk olarak direndik ve imha ve tasfiyeyi esas olarak boşa çıkardık. Diğer yandan, bu süreçte demokratik siyasi mücadeleyi öne çıkartarak, Kürt sorununa siyasi diyalog temelinde bir çözümü dayattık. Bunun için stratejik değişim, yeniden yapılanmayı gerçekleştirdik. Gerillayı pasif savunma konumuna çektik. Gerilla 1 Eylül 1998’den 1 Haziran 2004’e kadar çok uzun bir süre böyle bir konumda kaldı. Fakat bütün çabalarımıza rağmen, 1 Haziran 2004 atılımı temelinde siyasi diyalogu daha aktif bir mücadeleyle zorlamamıza rağmen, inkar ve imha sistemini temsil eden güçler siyasi diyalog temelindeki çözüme yanaşmadılar. ÜÇÜNCÜ STRATEJİK DÖNEM TAMAMLANDI Bu süreçte de önemli gelişmeler sağladık. Paradigma değişimi temelinde ideolojik yenilenme yaşadık, stratejik değişim ve örgütsel yeniden yapılanma yarattık, 1 Haziran atılımı temelinde önemli bir örgütsel toparlanma, yeni açılım, demokratik halk örgütlülüğünü geliştirmeyi sağladık. Fakat Kürt sorununa siyasi çözümü gerçekleştiremedik. Bütün çabalarımıza rağmen ilgili güçler böyle bir çözüme yanaşmadılar. Bu süreçte biz belli taktik kazanımlar sağlamış olsak da, Kürt sorununun siyasi çözümü temelinde stratejik bir başarıya ulaşamadık. Şimdi bu süreç de sona eriyor. Yani Kürt sorununa siyasi diyalog temelinde çözüm arama stratejisi aşılıyor artık. Şimdiye kadar bütün çalışmamızın, mücadelemizin tek hedefi, siyasi diyalogun önünü açmak ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü gerçekleştirmekti. Şimdi ilgili güçler, Kürt sorunuyla ilişkisi olan çevreler böyle bir çözüme yanaşmayınca artık yalnız başımıza yapacağımız bir şey kalmamıştır. Bu temelde üçüncü stratejik dönem de artık tamamlanmış bulunuyor. Hareket olarak dördüncü stratejik döneme giriyoruz. VARLIĞINI KORUMA VE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KAZANMA DÖNEMİ *Bu dönemin temel karakteri nedir? -Varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma dönemidir. Yine ikili bir karakteri var. Varlığını koruma gündemdedir. Neden? Çünkü öz itibariyle inkar ve imha sisteminde değişiklik olmamıştır. İnkar ve imha sistemi kaba ret ve inkar politikalarını yürütemez duruma düşmüştür. Bu politikalar hareketimizin geliştirdiği direnişle boşa çıkartılmış, yenilgiye uğratılmıştır. Artık o yöntemlerle hareketimizin ezilmesi, tasfiye edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla inkar ve imha sistemi, kaba ret ve inkar politikasını aşan, sözde Kürt’ün var olduğunu söyleyen ama gerçekteyse onu bir halk olarak kabul etmeyen ve herhangi bir hak vermeyen, tanımayan bir temelde inkar ve imha sistemini yeniden inşa etmek istemektedir. Bu temelde aslında öz itibariyle inkar ve imha sürüyor. Sözde bir değişiklik var; fakat bu da yanıltmayı, aldatmayı hedefliyor. Kürt halkını ve uluslararası kamuoyunu aldatmayı hedefliyor. Yumuşak görünüp baskı ve saldırılarla Kürt halkını soykırımdan geçirmeyi ifade ediyor. Bu bakımdan inkar ve imha sisteminin özünde bir değişiklik yoktur. İdeolojik, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, askeri her düzeyde imha amaçlı saldırı sürüyor. Kürdistan'da askeri işgal, ekonomik ve siyasi sömürgecilik ve de kültürel soykırım devam ediyor. Göz göre göre yasal siyaset yürüten güçler hiçbir hukuki suçlamaya dayanmadan tutuklanıp cezaevine konmuş ve siyaset yapamaz duruma düşürülmüş bulunuyor. Bu temelde saldırılar sürüyor. Askeri operasyonlar, yine polis operasyonu devam ediyor. AKP BİR VAHŞET YÜRÜTÜYOR AKP bir vahşet yürütüyor. Kürt var diyor, siz kendinize birey olarak Kürt de diyebilirsiniz diyor, fakat diğer yandan da açılım yapıyorum, Kürt’ün varlığını kabul ediyorum diyerek herkesi aldatıp Kürt’ü yok etme siyaseti yürütüyor. Bunu şimdi askeri-siyasi operasyonlar ve psikolojik savaş temelinde sürdürüyor. Özel savaşı çok yönlü uyguluyor. Yarın topyekun imha temelinde de sürdürebilir. Nitekim Tayyip Erdoğan Hakkari’de “beğenmeyen çekip gitsin” dedi. Bir Kürt tehcirini, geçmişte Ermenilere ve Rumlara yapılana benzer bir biçimde yapabilirler. Bu yönlü planları var. Bu inkar ve imhanın sürdüğünün, soykırım tehlikesinin Kürt halkı üzerinde devam ettiğini gösteriyor. Bu bakımdan bu soykırıma karşı varlığını koruma mücadelesini Kürt halkının çok yönlü vermesi gerekiyor. Halkın sömürgeciliğin her türüne karşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi vermesi lazım. Beynini özgürleştirmesi gerekiyor. Düşüncesini bağımsızlaştırması gerekiyor. Kültürel soykırıma karşı çok yönlü bir mücadele sürdürmesi lazım. Dilini, kültürünü, kimliğini özgürce yaşar, kullanır hale kendini getirmesi gerekiyor. Ekonomik-siyasi sömürgeciliğe karşı direnmesi, askeri işgale karşı mücadele etmesi gerekli. Kısaca, sömürgeciliğe ve soykırıma karşı varlığını korumak için direnmesi gerekiyor. Çünkü imha ve soykırım tehdidi ve tehlikesi geçmişten az değildir. Yeniden bir inkar ve imha sistemi yaratmak sadece Türkiye yönetiminin işi olmuyor; tam tersine, ABD-İngiltere-İsrail ittifakı bu siyaseti yürütüyor. Dolayısıyla da Kürt halkı bunu ciddiye almak, buna karşı bir varlık mücadelesini çok yönlü olarak yürütmek zorunda. KENDİ GÜCÜMÜZLE ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLAMAYI ESAS ALACAĞIZ Diğer yandan, özgürlüğünü sağlama, Kürt sorununa çözüm bulma on yedi yıldır siyasi uzlaşma temelinde yapılmak istendi. Önderliğimiz ve hareketimiz bu konuda her türlü fedakarlığı gösterdi, çabayı harcadı. Fakat görülüyor ki, bu tek yanlı olmuyor. Önder Apo bu stratejiyi devam ettiriyor. Yine de siyasi diyalog temelinde çözüm arayışındadır. Zaten başka bir mücadele yürütmesi de mümkün değil. Fakat biz gördük ki, yalnız başına bu yaklaşım Kürt sorununu çözmüyor, toplumsal özgürlüğü sağlamıyor, Kürt demokrasisini inşa etmiyor. O zaman özgürlüğü kazanmayı kendi öz mücadelemizle, özgücümüze dayalı olarak, kendi öz savunmamızı geliştirme temelinde sağlamak durumundayız. Buna göre, bir yandan Önder Apo’nun yürüttüğü siyasi uzlaşma temelindeki demokratik çözüme destek verdiğimiz, hazır olduğumuz gibi, diğer yandan bunu illa beklemek durumunda da değiliz. İki yönlü bir özgürlüğü kazanma mücadelesi yürüteceğiz. Bir, kendi gücümüzle bu özgürlüğü sağlamayı esas alacağız. İki, eğer biz bu mücadeleyi geliştirdikçe ilgili taraflar siyasi diyaloga açık olurlarsa biz de her zaman ona hazır olacağız ve dolayısıyla böyle bir çözümün gerçekleşmesi için çalışacağız. Ama artık bunu beklemiyoruz. Kimseden böyle bir şey de yalnız başına istemiyoruz. Kendi örgütlenmemizi, halk örgütlenmemizi geliştirerek, halk savunmamızı güçlendirerek, demokratik örgütlülüğü geliştirerek, direnişi yükselterek kendi özgürlüğümüzü adım adım kazanacağız. Özgürlük mücadelemizi geliştirerek demokrasimizi inşa edeceğiz. Buna göre de her şey değişecek. SİYASİ DİYALOGLA ÇÖZÜM BULMA DÖNEMİ BİTTİ Şimdiye kadar siyasi, askeri, ideolojik her alandaki mücadelemizin tek hedefi, “siyasi diyalogla çözüm bulma” doğrultusundaydı. Şimdi bunu söylemeyeceğiz. Biz kendimiz kendi demokrasimizi inşa ederek, demokratik toplum örgütlülüğünü geliştirerek kendi çözümümüzü kendi özgücümüzle sağlayacağız. Propagandamız buna dönük olacak, örgütlenmemiz bu temelde gelişecek, serhıldanı buna göre geliştireceğiz, meşru savunma savaşını bu temelde yürüteceğiz. Bu anlamda her şey değişecek. Bu bir stratejik değişim oluyor, dolayısıyla hedefimiz değişiyor. Geçmişte siyasi diyalog için tüm mücadeleyi yürütüyorduk, şimdi kendi özgürlüğümüzü kendi özgücümüzle kazanmak üzere mücadele yürüteceğiz. Fakat siyasi diyalogu da dışlamayacağız. Ama esas bizim mücadele hedefimiz, kendi özgücümüzle özgürlüğümüzü kazanmak, halk demokrasimizi inşa etmek olacak. Buna göre bir propaganda yürüteceğiz, örgütleme yapacağız, eylem geliştireceğiz. Üslubumuz, tarzımız, hedeflerimiz değişecek. Kısaca, her şeyi değiştireceğiz. NASIL MÜCADELE EDECEĞİMİZİ HERKES GÖRECEK Elbette bu doğrultuda da etkili bir mücadele yürüteceğiz. Nasıl mücadele yürüteceğimizi Kürt halkının direnişi zaten gösteriyor. Her yerde artan saldırılar karşısındaki halkın direnişi mücadelenin nasıl olacağını ortaya koyuyor. Kuzey Kürdistan'ın bütün şehirlerinde, Türkiye'de, Avrupa’da, Irak’ta artan saldırılara karşı, provokasyonlara karşı halkın dört parçada ve yurtdışında birlik halinde geliştirdiği demokratik direniş nasıl mücadele yürüteceğimizin aynası oluyor, bunun ip uçlarını veriyor. Bunu önümüzdeki süreçte daha da geliştireceğiz ve tabi ideolojik, askeri boyutlarını da ortaya koyacağız. Nasıl mücadele yürüteceğimizi, neler yapacağımızı gün geçtikçe, süreç ilerledikçe herkes görecek. Şimdilik sadece bunu söyleyebiliriz. PLAN ABD PLANIDIR, HEDEFİ DE PKK’Yİ TASFİYE ETMEK *Geçtiğimiz hafta İstanbul’da Irak-Türkiye ve ABD arasında oluşturulan ‘Üçlü Komite’ toplantısı yapıldı. Toplantı sonrası Ankara’daki ABD elçiliğinden PKK’ye karşı ‘üçlü eylem planı’nda görüş birliğine ulaşıldığı açıklandı. Toplantının ayrıntıları fazlaca yansıtılmadı. Ancak Türk basınına sızan kısmi bilgilerde bu toplantıda ulaşılan sonuçların ‘PKK’yle mücadelede en kapsamlı plan’ olduğu belirtildi. Sizce nasıl bir plan var? Nedir bu planın ayrıntıları? -Üçlü mekanizma adı altında PKK hareketine dönük imha ve tasfiye amaçlı planlı ortak saldırı hareketi devam ediyor. Esas itibariyle ABD- İngiltere- İsrail ittifakının Ortadoğu'ya dönük saldırısı sürüyor. Bu saldırı Büyük Ortadoğu Projesi temelinde yürütülen bir saldırı olduğu için, Kürdistan'a dönük de bir çerçevesi vardır. Dolayısıyla ABD öncülüğünün Kürdistan'a dayattığı bir plan var. Üçlü ittifak, hatta dörtlü ittifak adı altında bu siyasete Türkiye'yi, Irak’ı, Güney Kürdistan yönetimini de katmaya çalışıyorlar. İşin özü, esası budur. Plan ABD planıdır. Hedefi de, PKK’yi imha ve tasfiye etmektir. Aslında Türkiye yönetiminin, MHP ve CHP’nin, ya da AKP gibi güçlerin PKK’yi imha ve tasfiye etmek gibi bir iradeleri yok. Geçmişte CHP, MHP de ABD ve İngiltere’den sağladıkları destekle PKK'yi imha ve tasfiye operasyonunu yürütüyorlardı. Kürt inkar ve imha siyasetini sürdürüyorlardı. Bugün de AKP yine İngiltere ve ABD’den aldığı destekle bu işi yürütüyor. Bunu herkes net olarak görüyor. Yoksa AKP’nin ne gücü vardı ki? Türkiye'de bile iktidarın kuyruğundan tutabilmişti. Hükümet olmuş ama iktidar olamamıştı. Oysa şimdi iktidar olma yönünde ilerliyor. Nereden alıyor bu gücü? İngiltere ve ABD’den alıyor. Onlar yürü ya kulum dediler, Tayyip Erdoğan ve çevresi de yürüyor işte. PROVOKASYONLAR PKK'yi imha ve tasfiye planı bir ABD-İngiltere planıdır. Bunu Türkiye'ye, Irak’a, Güney Kürdistan yönetimine yaptırmak istiyorlar. Bu temelde Türkiye- ABD- Irak ittifakı yaratılarak Büyük Ortadoğu Projesi’ni Ortadoğu'da tesis etmek istiyorlar. Bu üçlü ittifakı yaratabilmek için de birinci hedef PKK’nin imha ve tasfiyesi görülüyor. Bunu sağlatmak için AKP’yi Türkiye'de iktidar yapmaya çalışıyorlar. Irak’ta yeni bir iktidar oluşturmaya çalışıyorlar. Güney Kürdistan’ı buna hizmet eder hale getirmek istiyorlar. Irak’ta, Türkiye'de, Kürdistan'da rol oynaması için AKP’ye destek veriyorlar. AKP de Kürt var söylemi adı altında özel savaşı geliştirerek imha ve tasfiye amaçlı saldırı operasyonlarını askeri ve siyasi olarak sürdürüyor. Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da gerçekleşen saldırılar bu temelde gelişiyor. Hakkari’de çocuğu anasından alıp kafasını parçalayarak sokakta sürme, çocukların başına kurşun sıkacak kadar vahşileşme, Gever’de çocukların kolunu kırma, kadınları tepeleme, ezme, Adana’da gazeteciyi katletme, Uşak’ta eski DTP il başkanını zindanda katletme, Samsun’da Kürt halkının seçilmiş liderlerinden olan Ahmet Türk’e alçakça saldırma gibi olayların hepsi bu plan kapsamında gelişiyor. Bunların hepsi birbiriyle bağlantılıdır ve ABD- İngiltere- İsrail ittifakının öngördüğü PKK'yi tasfiye planının hayata geçirilmesi temelinde gelişmektedir. BDP’ye dönük operasyonlar da bu çerçevede sürmektedir. Hepsi bir planın uygulanması oluyor. Diğer yandan, İtalya’da, Fransa’da, Almanya’da, Belçika’daki operasyonlar da bunun bir parçasıydı. Brüksel operasyonu da bu temelde geliştirilmişti. ROJ TV’yi basan, Kürt siyasetçilerini tutuklayan saldırı da böyle bir planın parçasıydı. Yine Maxmur’a dönük basında ortaya çıkan provokasyonlar da böyle bir planın parçasıdır. Uzun süredir İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Maxmur’u şöyle yapacağız, böyle yapacağız diye propaganda yapıyordu. Fakat hiçbir şey yapamayınca, şimdi provokasyonlar yaparak Maxmur üzerinde oyun oynamaya çalışıyorlar. Kaldı ki Güney Kürdistan'da, Irak’ta benzer bir sürü provokasyon var. Bunlar da mevcut planın bir parçasıdır. PLANLI SALDIRILARLA PKK KUŞATILMAYA ÇALIŞILIYOR Aslında bu planlı saldırılarla adım adım PKK daraltılmaya, kuşatılmaya çalışılıyor. Bu saldırılarla Kürt halkının Avrupa’da demokratik siyasi örgütlenmesi, Kürt halkının demokratik örgütlü gücü daraltılıp, imkanları sınırlandırılmak isteniliyor. Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da tutuklamalarla, halk üzerindeki baskılarla demokratik siyasi alan tasfiye edilmek isteniliyor. Demokratik siyaset tasfiye edilmek, halk üzerindeki özel savaş baskısıyla halk sindirilmek, pasifize edilmek isteniyor. Bunun için her türlü komploya, saldırıya, vahşete başvuruluyor. Yeniden kirli savaş yöntemleri, yargısız infazlar devreye konmuş bulunuyor. Giderek bunları daha fazla da arttırabilirler. Bunların hepsi Kürt halkının direnme gücünü pasifize etmeye ve demokratik siyaseti daraltıp tasfiye ederek Kürt Özgürlük Hareketini siyaseten daraltıp halk desteğinden yoksun bırakmayı hedefliyor. Bir yandan Avrupa’daki halk mücadelesini yok etmek isterken, diğer yandan da Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki halk direnişini zayıflatmak, pasifize etmek, sindirmek, yine demokratik siyaseti tasfiye ederek Kürt Özgürlük Hareketini yurt dışında ve siyasi alanda daraltmak istiyor. Benzer uygulama Maxmur’a dönük provokasyonlar temelinde sürüyor. Maxmur kampı ortadan kaldırılarak, belli bir siyasi mücadele rolü oynayan küçük bir adacık da yok edilmek isteniyor. AKP hükümeti, özel savaş planı Maxmur’un varlığına bile tahammül edemiyor. Maxmur da dağıtılarak, tasfiye edilerek, çeşitli provokasyonlarla çatışmalar çıkartıp etkisiz kılınarak Kürt Özgürlük Hareketi böyle bir mücadele mevzisinden de yoksun kılınmak isteniyor. Güney Kürdistan’dan da bu temelde kuşatılmaya çalışılıyor. Bunların hepsi bir kuşatma hareketidir. Hareket yurt dışından, halk kitlelerinden, demokratik siyasetten soyutlanarak, daraltılarak, sadece dağda bir silahlı gerilla hareketi durumuna düşürülmek isteniliyor ve aynı zamanda kuşatılmaya çalışılıyor. Bu başarılırsa, askeri operasyonlarla da ikinci hamle yapılacak ve hareket tümden ezilecek, tasfiye edilecek. Bunun için tüm güçleriyle Avrupa’da, Türkiye'de, Kuzey Kürdistan’da, Güney Kürdistan’da halka dönük, demokratik siyasete dönük alçakça saldırı operasyonları yapıyorlar. Bunları Ahmet Türk gibi bir şahsiyete saldırıya, yargısız infazlara, provokasyonlara kadar vardırdılar. Psikolojik savaşı her türlü yalanı üretme temelinde yaygınca uyguluyorlar. Bunu başarırlarsa, halk desteğinden ve siyasi alandan mahrum bıraktıkları gerillaya da askeri saldırıyla darbe vurmayı hedefliyorlar. 2007-2008 yılında gerillaya darbe vurarak, gerillayı marjinal kılarak, askeri operasyonları geliştirip gerillayı etkisizleştirerek demokratik siyaseti tasfiye etmeyi planlamışlardı. Onu başaramadılar. Şimdi demokratik siyaseti etkisizleştirerek, halkı da saldırılarla pasifize ederek gerillayı kuşatıp ikinci hamlede de gerillayı tasfiye etmeyi hedefliyorlar. Plan bu. Bu noktada ABD ve İngiltere’nin somut ortak planı var. Bunu AKP eliyle Türkiye'de uygulamak istiyor. Yine AKP’yi Irak’ta ve Güney Kürdistan'da bu konuda rol oynar kılmaya çalışıyor, güçlendirmek istiyorlar. PLANIN ÖNÜNDEKİ ENGEL KÜRTLERİN DİRENİŞİ Tabi bu planın uygulanması önünde engeller ve zorluklar var. Her şeyden önce Kürt halkı direniyor. Nasıl ki 2007-2008 askeri planı Zap’ta kırıldı, saldırılar Zap direnişinden döndüyse, siyasi operasyonlar da Amed’den, Gever’den, İstanbul’dan, Maxmur’dan, Brüksel’den döndü. Her yerde halk direndi ve aslında bu operasyonu kırdı. Bir ferdi bile hareketten kopartamadılar. Ne zindana aldıklarını teslim alabildiler, ne geride kalan halkı sindirebildiler, ne de demokratik siyaseti zayıflatabildiler. Geçtiğimiz Newroz mitingleri, gösterileri, kutlamaları bunu açıkça ortaya koydu. Geçen yılı kat kat aşan bir kitlesellikte Newroz kutlandı. Demokratik siyasette beş tutukladılarsa on beş kişi onların yerini doldurdu. Bu da şunu gösteriyor ki, Kürt halkı birlik halinde. Provokasyonlara karşı, psikolojik savaşa karşı uyanık. Direniyor ve bu oyunu aslında bozdu. Yani siyasi alanı tasfiye etmeye, halkı sindirmeye dönük saldırı operasyonları büyük ölçüde kırılmış, yenilgiye uğratılmıştır. ABD-AKP ittifakı şimdi bu yenilgiden nasıl kurtulacak, bunu nasıl tersine çevirecek onun arayışı içinde. Tayyip Erdoğan ABD’ye bunun için gitti. Son görüşmeleri bu nedenle yaptılar. ABD-Türkiye-Irak üçlü koordinasyon toplantılarını bu temelde sık sık toplatıyorlar. Özellikle de Güney Kürdistan yönetimi üzerinde bu temelde baskı uyguluyorlar. Neçirvan Barzani’yi bunun için çağırdılar, bunları görüştüler. Mesut Barzani’yi Ankara’ya davet ediyorlar. Hewler’de konsolosluk açtılar. Güney Kürdistan yönetimine birçok taviz veriyorlar. Öte yandan da Güney Kürdistan yönetimine ABD üzerinden baskı yapmak istiyorlar. Bu görüşmelerin hepsi bu plan dahilindedir. Fakat bu çabalar başarısız kalmıştır. Halk direnişi temelinde bu saldırılar kırılmıştır. Halkın zindanda ve dışarıda kahramanca direnişi bu planlı imha ve tasfiye operasyonunu yenilgiye uğratmıştır. Avrupa’daki, Kuzey Kürdistan’daki halkımızın, Maxmur’daki halkın direnişi bu oyunların hepsini bozmuştur, saldırıları kırmıştır. Planı özü itibariye boşa çıkartmıştır. Öte yandan, zaten bu güçlerin yaşadıkları zorluklar var. Irak’ta ABD sistemi yürümüyor. Türkiye'de iç çatışmalar ortada. AKP istediğini yürütemiyor. Güney Kürdistan yönetimi de öyle istendiği gibi yönlendirilecek değil. Ortada Kerkük sorunu, kapılar sorunu var. Türkiye yönetimi, AKP neredeyse Güney Kürdistan’ı da yutacak, kendine bağlayacak. İşte Kerkük’te Türkmenler üzerinden hangi sonucu çıkarttıkları ortada. Dolayısıyla öyle onların aldatılmaları da çok kolay değildir. Kısaca, ABD-İngiltere ittifakının amacı bu plan doğrultusunda PKK'yi tasfiye etmektir. Önce siyasi olarak tasfiye etmek, soykırıma uğratmak, ardından askeri olarak imha ve tasfiyeyi tamamlamak oluyor. Ama dikkat edilirse bunun gerçekleştirilmesi önünde ciddi zorluklar, engeller var. Bu planı yürütmek için saldırılar her türlü yöntemle Avrupa’da, Türkiye'de, Irak’ta yürütülüyor. Fakat oyun önemli ölçüde bozulmuş, plan açığa çıkartılmış, halk direnişiyle bu imha ve tasfiye planı büyük ölçüde kırılmıştır. Geri kalanı da halkımız, hareketimiz önümüzdeki günlerde geliştireceği daha güçlü bir direnişle yerle bir edip bu planı çöplüğe atacaktır. SEVKİYAT SİVİL ARAÇLARLA YAPILIYOR *Kuzey Kürdistan’da son iki aydır yoğun bir askeri hareketlilik görülüyor? Hemen her gün asker ve mühimmat sevkıyatı var. Hatta aldığımız bilgilere göre bazı alanlara prefabrik evler bile taşınıyor… Kapsamlı bir savaş süreci mi başlıyor? Kuzeyde ve sınır hattında neler oluyor? -Türk ordusu son iki aydan bu yana, NATO’dan aldığı güçle, çok yoğun bir biçimde Kürdistan'a asker, silah ve cephane sevkıyatı yapıyor. Bunu herkes görüyor. Bu sevkıyat çalışması belli ölçüde basına da yansımış bulunuyor. Fakat her şeyin basına yansıdığı da doğru değil. Basına yansıyanın çok ötesinde bir sevkıyat var. Çünkü bu sevkıyat askeri araçlardan öteye sivil araçlarla yapılıyor. Gece yapılıyor, gündüz yapılıyor. Bir süreklilik kazanmış bulunuyor. Özellikle dikkat çekmemek için eskisi gibi toplu yapılmıyor, süreklilik kazanmış olarak parça parça sürdürülüyor. SINIRA PARALI ASKERLER KONUŞLANDIRILDI Bu temelde Kürdistan'daki asker sayısının iki ay öncesine göre en az iki kat arttırıldığını söyleyebiliriz. Bütün sınır üzerinde, Haftanin’den İran sınırına kadar bütün sınır boyunca adeta her kilometreye bir karakol inşa edilmiş bulunuyor. Hem sınır üzerinde karakollar var ve bunlar biraz daha Güney’e kaydırılıyor, bazı ön karakollar inşa ediliyor, hem de arkada destek yığınakları yapılıyor. Türkiye-Irak sınırı boydan boya bir çit gibi karakollarla örülmüş durumda. Hepsinde özel kuvvetler var. Özel paralı astsubay ordusu yer alıyor. İlker Başbuğ’un altı tugay olarak örgütlediği paralı ordunun hepsi bu alana taşınmış, buralara yerleştirilmiş durumda. Şimdiye kadar sınırda kışın boşaltıp yazın tuttukları bütün karakolları doldurdukları gibi, ek birçok karakol oluşturmuş durumdalar. Avaşin hattında bazı sınır hatlarında boşluk var. Oraları da doldurmak için Oramar, Herkî, Basya, Ertuş üzerinden yoğun bir çaba içindeler. Her gün operasyon üzerine operasyon yapıyorlar. HER ALANA TOPÇU BİRLİKLERİ YERLEŞTİRİLDİ Aynı şekilde silah aktarımı yaptılar. Her alana topçu birlikleri yerleştirmiş durumdalar. Gece-gündüz demeden Medya Savunma Alanlarına, Haftanin’i, Zap’ı, Avaşin’i, Basya’yı, Xakurke’yi Obüs toplarıyla, havan toplarıyla bombalıyorlar. Her türlü topu kullanıyorlar. Kobra saldırıları sürüyor. Sınır üzerinde uçak saldırıları da sürüyor. Bir süredir uçaklar Güney Kürdistan'ı bombalamıyorlar, ama sınır üzerinde bombardıman yapıyorlar. Sınır ve sınırın Türkiye tarafındaki hedefleri vuruyorlar. Helikopterler yer yer sınırı geçiyorlar. Sınırın Güney Kürdistan tarafına gizli operasyonlar düzenliyorlar. Hedef olarak belirledikleri noktaları vuruyorlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalar bunlardır. POLİS BİLEREK VE PLANLI ÇATIŞMALAR ÇIKARIYOR *Bu çalışmalar neyi hedefliyor? -Elbette bir yönüyle savunmayı hedefliyor. Yani devlet asker gücüyle dağı-taşı korumaya, kendini savunmaya çalışıyor. Çünkü halk desteği kalmamıştır. Çünkü başka bir gücü, iradesi yok. Toplumdan tecrit olmuş durumda. Kürt toplumunu reddeden, kabul etmeyen bir devlet gerçeği var ortada. Diğer yandan aslında Botan-Zagros hattını, yani İran ve Türkiye sınırına yakın alanları sıkı bir denetime alıyorlar. Bu alanlarda halk oldukça yurtsever. Bu halkı mevcut askeri baskıyla kuşatmaya alarak hareket edemez hale getirmeye, sıkı denetim altında tutmaya, korkutup pasifize etmeye çalışıyorlar. Asker böyle bir kuşatmaya alıyor, polis saldırıları için zemin hazırlıyor. Dikkat edilirse Gever’den başlamak üzere Hakkari’den Van’a, yine Silopi’ye kadar uzanan alanda polis her gün gençliğe, kadınlara, halka dönük saldırılar yürütüyor. Diğer alanlarda çatışmasız yapılan protestolar, mitingler, gösteriler Gever’de, Colemerg’de, Van’da hep çatışmaya dönüşüyor. Deniliyor ki, gençler olay çıkardı. Türk medyası, özel savaş basını bunu hemen Kürt gençlerinin polise saldırısı biçiminde veriyor. Bunlar yalandır. Polis bilerek ve planlı olarak bu çatışmaları çıkartıyor. Buna dayanarak halk üzerinde, gençlik üzerinde azgın, faşist bir baskı ve saldırı yürütüyor. İnsanları ezmeye, evlerini yakıp yıkmaya, işyerlerini yağmalamaya çalışıyor. Öyle ki, neredeyse Gever’i, Hakkari’yi adeta yaşanamaz, sokağa çıkılamaz alanlar haline getirmiş durumda. Bu temelde halkı zorluyor, korucuları zorluyorlar. Bu tür baskıyla halkı yıldırıp sindirmek, korucuların gözünü korkutup denetimleri altında tutmak, mümkünse gerillaya dönük operasyonlara katmak istiyorlar. SINIRÖTESİ OPERASYON HAZIRLIĞI TAMAMLANDI AMA CESARET YOK Elbette üçüncü hedef olarak da bu hazırlıklar bir operasyon hazırlığıdır. Kuzeyde mevcut operasyonları yürüttükleri gibi, Güney’e dönük, Medya Savunma Alanlarına dönük de bir askeri operasyon hazırlığı oluyor. Bu anlamda bu alanlarda operasyon yapacak kadar bir güç ve teçhizat, donanım sınıra yığılmış durumdadır. Yani ordunun operasyon için bir eksikliği yoktur. Sayı eksikliği, silah ve cephane eksikliği yoktur. Fakat operasyon yapmaya cesareti yok. Zap ta darbe yedi, başaramadı. Şimdi bir kez daha aynı biçimde ağır bir yenilgi almaktan korkuyor. Eğer şimdiye kadar böyle bir operasyon yapılamadıysa kesinlikle bu nedenledir. Ordunun savaşma gücü yok. Teknik olarak her gün, gece-gündüz zaten saldırı yapıyor, onlarla sonuç almaya çalışıyor, ama asker gücüyle operasyon yapmaya gücü yok. Ordunun komutası korkuyor, savaşçısı korkuyor. Onun için Medya Savunma Alanlarına dönük operasyonu, saldırıları teknik güce dayanarak, topla, uçakla, helikopterle yürütüyorlar. BİR TÜR TAMPON BÖLGE OLUŞTURUYORLAR Fakat eğer cesaret etseler, mevcut mevzilenmeleri ve güç yığınaklarıyla Güney Kürdistan'ın birçok alanına askeri operasyon yapacak bir yığınağı sınır üzerine yapmış durumdalar. Bir tür tampon bölge oluşturuyorlar. Hatta oluşturmuşlar ve güneye dönük işletiyorlar. Sınırın kuzey hattına boydan boya çit gibi karakollar örerek ve topçu birliklerini yerleştirerek, helikopter birliklerini örgütleyerek sınırın güney alanına sürekli saldırı yapıyorlar ve böylece her an ateş altında tutulan bir bölgeyi Türkiye-Irak sınırı üzerinde oluşturmuş durumdalar. Dar bir çerçevede bir tampon bölge denebilir buna. İsterlerse bunun kuzeye dönük genişletilmesi de olabilir. Zaten mevcut asker etkinliği böyle bir durumu ifade ediyor. İleriki süreçte belki daha fazla da genişletebilirler. Bu gerçeği görmek gerekli. Bu askeri durum, operasyonlar elbette ki hep çatışma etkenidir. BİR ÇOK ÇATIŞMA BASINA YANSIMIYOR Bölge sürekli çatışma halinde. Aslında birçok çatışma basına yansımıyor, kamuoyu tarafından duyulmuyor. Ancak ağır can kayıpları yaşanırsa, uzun süreli çatışmalar olursa bunlar basına yansıyacak haberler olabiliyor. Yoksa küçük çaplı olaylar her zaman vardır. Çok yoğun olarak da sürüyor. Ama bunlar basına yansıma değeri bulamıyor, basına yansıyacak olaylar olarak görülmüyor. Mevcut durum bu çerçevededir. Bu durum zaten bir savaş durumudur. Yani bu alanda çatışma ve savaş zaten bitmiş değildir. Fakat Türk ordusunun mevcut yığınağı, mevzilenmesi, saldırıları ve operasyonları gittikçe çatışmaları yayıyor, genişletiyor. Bu sürdükçe elbette ki çatışma ve savaş durumu yayılacak, tırmanacak, büyüyecektir. Bunun böyle olacağı çok net. Başka türlü olması da zaten beklenemez. ÖCALAN’A YÖNELİK TEHDİDİN TEK SORUMLUSU HÜKÜMETTİR *Bir süre önce hükümete darbe teşebbüsünden tutuklanan Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanı emekli Korgeneral Engin Alan ‘bıraksınlar İmralı’daki yarım işimi tamamlayayım’ ifadelerini kullandı. Kürt hareketine dost bazı aydın ve yazarlar, Engin Alan’ın bu sözlerini ‘’gizli örgüt talimatı’’ olarak değerlendirdiler. Alan’ın sözleri ve Öcalan’ın da ‘suikast olabilir’ ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz ? -Emekli özel kuvvetler komutanı Engin Alan’ın söz konusu açıklamasını elbette önemsemek ve ciddiye almak lazım. Bu öyle bir kişinin söylediği söz değildir. Birdenbire aklına gelmesi sonucunda söylenmiş söz de değildir. Bu bir plandır, karardır, bir örgütün işidir. Bu temelde zaten çalışmalar da vardır. Önder Apo bu yönlü çalışmaların olabileceğini ifade etti. Bu yönlü kuşkularını dile getirdi. “Beni her an burada öldürebilirler. Belki de zaten her gün adım adım öldürüyor, çürütüyorlar” diye de ifade etti. Bunlar birbiriyle örtüşüyor, birbirini destekliyor. Ciddi bir tehlikenin varlığını açıkça gösteriyor. Bu bakımdan hareket ve halk olarak elbette bu tür durumları önemsiyoruz. Fakat bu konuda biz herkesten önce mevcut hükümeti sorumlu tutuyoruz. Şunu bu vesileyle bir kere daha açıkça ifade etmek istiyorum: Önder Apo’ya dönük her türlü saldırı ve tehdidin bir tek sorumlusu vardır: Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti. Biz hareket ve halk olarak bunları sorumlu tutarız. ABD şöyle yapar, İngiltere böyle yapar, İsrail şunu yapar, Engin Alan bilmem ne yapar, MHP’si neler çevirir, bu bizi ilgilendirmez! Yönetim olan, hükümet olan AKP’dir, Tayyip Erdoğan’dır. İmralı cezaevi bu hükümetin sorumluluğu altındadır. Baskı ve tecrit uygulamalarından Tayip Erdoğan ve AKP hükümeti sorumlu olduğu gibi, İmralı’da bunu da aşan her türlü olaydan kesinlikle Tayyip Erdoğan ve AKP sorumlu olacaktır. Biz halk olarak başka hiç kimseyi sorumlu tutmayacağız. Kürt halkı bu konuda nettir, duyarlıdır. Bu duyarlılığını sürekli geliştirmektedir. Herkes bunu bilsin. Neden? Çünkü her şey göz önünde. AKP hükümettir, iktidardır. İmralı kendi yönetim sorumluluğu altında bulunuyor. Gerekli tedbirleri almak zorunda. Diğer yandan, biz biliyoruz ki bu süreci Tayyip Erdoğan başlattı. 2009 Kasım’ında barış gruplarının Türkiye'ye girişi ardından, Ekim sonu Kasım başında silbaştan yaparız diyerek bu tehdidi bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisi yaptı. Hakkari’ye gelip, beğenmeyen çekip gitsin diyerek halkı tehdit etti. Silbaştan yaparız sözü de Önder Apo’ya dönük bir tehditti. Neyin silbaştanını yapacak? İmralı sistemini silbaştan yapmakla tehdit etti. Biz bunu böyle algıladık. Bu somut bir tehditti ve bu yapılmıştır. Artık ya tümüyle düzeltilir, ya da bu olmazsa, Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti İmralı’daki her türlü baskının, işkencenin, olayın tek sorumlusudur. Başka ortakları olabilir bunun, ABD, AB’de suç ortağı olabilir, onlar da yönlendiriyor olabilirler, ama İmralı Türkiye'dedir ve AKP yönetimi altında olan bir alandır. Biz hem bu nedenle, hem de Tayyip Erdoğan’ın silbaştan sözünü 99’a geri dönmek biçimde algıladığımız için Tayyip Erdoğan ve AKP’yi bu tehditlerden sorumlu tutuyoruz. Bunu herkes bilsin, kendileri de bilsin. Başka biçimde bu durumu kamufle edebileceklerini kesinlikle sanmasınlar. Eğer böyle değilse tedbir geliştirebilirler, açıklama yapabilirler, değişiklik yapabilirler. Mevcut baskı ve işkenceyi ortadan kaldırabilirler. 17 Kasım darbesini değiştirebilir, etkilerini yok edebilirler. Önder Apo’nun mevcut statüsünü değiştirirler. Kaldı ki zaten eğer Türkiye'de bir uzlaşı, barış, demokratik siyaset işlerliği gelişecekse, bunun ancak Önder Apo’nun öncülüğünde olacağı açık. Önder Apo’nun da bunu yapabilmesi için koşullarının düzeltilmesi zorunlu. Başka türlü de bu iş yürümez. Gerillanın hazırlığı ne düzeyde? -Newroz ve 4 Nisan kutlamaları gösterdi ki, Kürt halkı Önder Apo’ya ve PKK'ye yürekten bağlıdır. Bu temelde önemli bir birlik de oluşturmuştur. Bu nedenle bir kez daha Newroz ve 4 Nisan kutlamalarına katılan herkesi selamlıyorum. Bayramlarını yine kutluyorum. Kürt halkının büyük bir ruh yüceliği içerisinde olduğu kesin. Yücelişi yaşıyor, onur kazanıyor, haysiyet kazanıyor. Kimliğini ve kültürünü özgürce yaşamanın erdemine ulaşıyor. Ruh olarak, duygu olarak, bilinç olarak, davranış olarak kendini özgürlük temelinde yeniden yaratıyor. Böyle bir halk yaratılışını selamlıyorum. Dünya halklarına özgürlüğü kazanma yönünde en büyük cesaret ve fedakarlıkla mücadele ederek örnek olan, öncülük oluşturan Kürt halkını, onun kahramanca direniş mücadelesini saygıyla selamlıyorum, kutluyorum. Gerçektende büyük bir yüceliktir. Faşist gerici güçler, AKP hükümeti saldırdıkça, baskı uyguladıkça halkın Önderliğe ve PKK'ye bağlılığını azaltmıyor, tam tersine daha da kenetlenmelerini, daha da çok bağlı hale gelmesini sağlatıyor. Yine daha geniş çevrelerin bilinçlenerek Önder Apo ve PKK'ye bağlanmasına yol açıyor. Bu tür saldırılar halkı pasifize etmiyor, tam tersine Kürt gençliği, kadınları ve halkı daha cesur ve fedakar bir direniş mücadelesi içine giriyor. Her türlü baskıyı, zorluğu gözüpekçe göğüslüyor, cesaretle mücadele ediyor. Serhıldanı gittikçe şiddetlendirebiliyor . Yemiyor içmiyor, yatmıyor uyumuyor, gerçekten de büyük bir enerjiyle çok zengin eylemler geliştirerek, mücadele tarzında dahiyane bir yaratıcılık göstererek demokratik direnişi yükseltiyor ve yayıyor. Bu elbette saygı duyulacak, kutsanacak, selamlanacak bir durumdur. Biz bunun değerini görüyoruz, anlıyoruz. Bununla birlikte, gerçekten de coşkusu güçlü, heyecanı çok. Her türlü acıyı, baskıyı özgür ve demokratik yaşamı yaratmanın coşkusu ve heyecanıyla bastırıyor. En zor direnişi Govend tutarcasına yapıyor. Adeta bayrama, düğüne çeviriyor. Bu da Kürt halkının bir direnme yöntemi ve erdemi. Bu bakımdan da halkın coşkusunu da selamlıyorum. Bu bir dinamizm kazanmadır. Çürüyen, eskiyen yanlarını, paslanan yönlerini atarak dinçleşme, gençleşme, dinamikleşme durumudur. Özgürlük direnişimiz bu temelde genç ve dinç yeni bir Kürt halkı ortaya çıkarmıştır. Bunu herkesin görmesi gerekli. Halktaki bu durumun tüm hareketimizde yaşandığı da tartışmasızdır. Bütün parti hareketimiz, KCK camiası bu ruhla doludur. Tamamen böyle bir heyecanı ve coşkuyu yaşıyor. Buna göre ölçülerini oluşturuyor. Özellikle parti 10. Kongremiz temelinde gelişen yeniden partileşme bütün militan kadro yapısında büyük bir ruh yücelmesi, coşku, heyecan ortaya çıkardı. Kendini yenileme, düzeltme ve yeniden yapılandırma durumunu geliştirdi. Yeniden katılım sağlattı. Üçüncü partileşme hamlesine bütün kadrolar kendilerini yenileyerek, gençleştirerek katıldılar. Gerilla bu hamleye öncülük ediyor. Dolayısıyla tüm hareketimizin moral ve coşku gücü gerilladadır. Son bir yılda özellikle nicel ve nitel büyüme hamlesi temelinde bu konuda önemli bir gelişme yaşandı. Yeni güçler katıldılar. Çok kapsamlı bir eğitim çalışması yürüttük. Zihniyet devrimi gerçekleştirdik. HPG’de değişim ve yeniden yapılanmayı başardık. Yeni bir HPG zihniyet olarak, tarz olarak, sistem olarak oluştu, ortaya çıktı. Bu gelişmeler elbette büyük bir coşku ve moral durumunu ifade ediyor. Bu gelişmeler gerillayı Önderlik gerçeğine, parti çizgisine, halka ve ülkeye çok daha güçlü bir biçimde bağlamıştır. Tıpkı halktaki gibi Önderliğe bağlılık, ülkeye bağlılık, partiye bağlılık, halka bağlılık, direnişe bağlılık gerillada da kat kat artmıştır. Coşku ve heyecan da aynı düzeydedir. Moral düzeyi en zirvede seyrediyor. Öyle ki, mücadele etmenin büyük istek ve sabırsızlığını tüm gerilla yaşıyor. Edindiği bilinç, gördüğü eğitim ve genelde gelişen mücadele onda böyle bir etki yaratıyor. Her gün büyük coşku ve heyecan içinde yaşıyor. GERİLLA EN BİLİNÇLİ VE ÖRGTÜLÜ DÖNEMİNİ YAŞIYOR Hazırlık düzeyi de bu temelde en yüksek noktadadır. En büyük hazırlık eğitimdir, moraldir. Bunu da yürüttüğü çalışmalarla gerilla son yıllarda çok ileri düzeye çıkardı. Örgütsel hazırlıkları da iyidir, teknik hazırlıkları da iyidir. Hiçbir zaman ulaşamadığı teknik düzeye kendisini ulaştırmıştır. Yaratıcıdır bu konuda. Yenilikler geliştiriyor. Yapıyor, inşa ediyor, yaratıyor ve kullanıyor. Önümüzdeki süreç bunun ne demek olduğunu herkese gösterecek. Herhangi bir zorluğu, sıkıntısı şu an yoktur. Demek ki teknik hazırlık bakımından da, örgütsel yapılanma olarak da, eğitim ve moral bakımından da gerilla en ileri, en yüksek düzeye ulaşmış bulunuyor. Hatta tarihin en bilinçli, örgütlü ve hazırlıklı dönemini yaşıyor diyebiliriz. Bu gerilla halkın özgürlük mücadelesinin dördüncü stratejik döneminde de öncülük yapmaya, halk direnişini savunmaya, öncülük ederek onun başarı çizgisinde yürümesini sağlamaya muktedirdir. Bu konuda kararlılığı tam, hazırlıkları güçlüdür. Bunları nasıl pratikte gerçekleştireceğini eğer böyle bir süreç gelişirse herkes görecektir. Şimdiye kadar Önderliğimiz bu sürecin gelişmesini engelledi. Barışı yaratmanın temsilcisi oldu. Gerilla Önderlik bağlılığı nedeniyle sıkı sıkıya Önder Apo’nun yürüttüğü siyasete uydu. Eğer şimdiye kadar bu düzey pratikleşmediyse bunun nedeni tamamen budur. Eğer önümüzdeki süreçte böyle bir durum ortadan kalkarsa, Önder Apo’nun barış çabaları karşılık bulmaz ve oyunlarla karşılanırsa, elbette ki o zaman tüm hareket, halk gibi gerilla da devreye girecek ve Kürt gerillasının, kendini yenilemiş, yeniden yapılandırmış olan gerillanın neler yapmaya muktedir olduğunu herkes görecektir. Bu bakımdan halk gerillaya destek versin, inansın, güvensin. Gerilla hiçbir zaman zayıflık göstermeyecek, bu kahramanlık çizgisine kesinlikle halel getirmeyecektir. Bunu herkes bilsin, bu temelde gerillaya daha yakın olsun, daha çok destek versin, gerillayı güçlendirecek serhıldana daha fazla katılım göstersin. Gerilla ve halk serhıldanının birliği dördüncü dönemde özgürlüğü kazanmamızı sağlayacak iki temel güçtür. Bunları geliştireceğiz ve mutlaka bu temelde zaferi kazanacağız. ANF NEWS AGENCY
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#27 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TSK Şırnak'ta operasyon başlattı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 20 Nisan 2010 -
Bugün sabah saatlerinden itibaren Şırnak Tümen Komutanlığı ile Akçay, Çakırsöğüt ve İkizce Tugayları tarafından Gabar ve Çıraf dağlarına yönelik operasyon başlatıldı. Operasyona jandarma özel harekat timleri ile korucular da katılıyor. Gabar bölgesine gönderilen jandarma timlerinin kalıcı olarak bu bölgeye gönderildikleri ve Eylül-Ekim aylarına kadar burada kalacakları öğrenilirken, Uludere ilçesi kırsalına da korucu ve askerlerin de katıldığı sınır bölgesine operasyon başlatıldı. Hava destekli operasyonun Gabar dağları ile Uludere ilçesinin sını bölgesinde yoğunlaştığı bildirildi. Bu arada, sivil kamyonlarla Şırnak bölgesine gönderilen askeri mühimmat ve cephanelerin büyük bir kısmı sabah saatlerinde askeri araçlarla Silopi ilçesindeki askeri birliklere gönderildi. Kaynak: ANF
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#28 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Saldırganlık 'sınır'a dayandı
Daha bir ay öncesinde Ermeni soykırımı tasarısının kabul edilmesi üzerine fırtına koparan Başbakan Erdoğan, yine Washington'da. “Konuşacak çok şeyimiz var” diyerek 'model ortak'ına uçan Erdoğan, Obama'yla 45 dakika görüşme yaptı. Başbakan'ın ABD'ye uçtuğu saatlerde, İstanbul'da ABD-Türkiye-Irak üçlü zirvesi sürüyordu. Zirveden sızan iddialara göre taraflar, şimdiye kadarki en kapsamlı anlaşmaya vardı. Üçlü Eylem Planı'ndan çıkan sonuçlara göre Mahmur ve Kandil üzerinde anlaşmaya varıldı. Üçlü Eylem Planı, kaba hatlarıyla “Kürtlere bir takım 'jestler' yapmaya devam ederken (Kürtçe seçim propagandası gibi), diğer yandan da ABD, AB ve Irak'ın işbirliği ile PKK'nin hareket alanını daraltmak, temel kadrolarını kıskaca almak ve en rasyonel olanlarla bir şekilde silahsızlanmaya dönük olarak dolaylı temasta bulunmak” şeklinde sunuluyor. “Örgütün içindeki müstif adamlar” da birincil hedef olarak belirleniyor. AKP, hiçbir yeni önerme içermeyen ABD planını hayata geçirme konusunda tereddüt etmiyor. Başbakan'ın “Konuşacak çok şeyimiz var” dediği, planın ayrıntılarını kapsıyor. Kürt özgürlük hareketi, bir kez daha Ankara-Washington hattı üzerinden kıskaca alınmaya çalışılıyor. Üçlü zirve, Erdoğan'ın Beyaz Saray görüşmesi ile Güney Kürdistan sınırına yapılan askeri yığınak birleştirildiğinde, kıskaç planının sacayakları yerli yerine oturuyor. Sınır hattı boyunca yaşanan hareketlilikle Başbakan'ın Washington yasaklarını kaldırması da aynı tarihlere denk geliyor. Sınıra yapılan son yılların en büyük yığınağı, her yıl tekrarlanan 'bahar harekatı' değildir. Yığınak, Kürt özgürlük hareketini tasfiye planı, 'açılım'ın en önemli hamlesidir. Bir yıl önceki 'iyi şeyler'in gelip dayandığı 'sınır'ı tanımlamaktadır. BDP-DTP'lilerin tutuklanması, çocuklara hiçbir dönemde görülmediği kadar cezaların verildiği sürecin askeri ayağı örgütlenmektedir. Ki bu, PKK'nin ilan ettiği, devam ettirdiği çatışmasızlık kararının bir yılını doldurduğu günlerde yapılmaktadır. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Bir tarafta açılımın anlatılamamasının yarattığı travma, diğer tarafta açılımın gerçekleşmemesinin hayal kırıklığı var. Cenazeler gelmeye başladığı anda kim, kimin çağrısını ne kadar dinler kestiremiyorum” diyor ve ekliyor: “Çatışma bu kez dağlarla sınırlı kalmaz” Şehirlere taşan, iki tarafın öfkeli gençlerinin çatışması tehlikesinden söz ediyor, Demirtaş. Yerinde bir uyarı. Ancak, ABD planından vazgeçmeye niyetli gözükmeyen hükümetin uyarıyı dikkate aldığı söylenemez. Ankara'da AKP'yle çatışma halinde olan generaller de, Kürt sorununda ellerine tutuşturulacak her türlü silahlı 'çözümü' dört gözle beklemektedir. Sömürgeci rejimin “son terörist” nidalarıyla onlarca kez yinelediği sınır ötesi operasyonlar, 'çözüm'den ziyade kendi krizini derinleştiren bumeranga dönüştü. 2008'de, Orgeneral Büyükanıt'ın, “Bizim için artık BBG evi” diyerek çıktığı son sınır ötesi seferden, Zap yenilgisi ve büyük bir kaosla dönmesi unutulmuş değil. Ancak, “Son sınır ötesi operasyon da başarısızlığa mahkum olacak” gibi genellemeci bir yaklaşım içine girme lüksüne kimse sahip değildir. Zira, operasyon, yeni kitlesel asker ve gerilla ölümleri demek. Daha çok ocağa, daha çok ananın yüreğine ateş düşmesi demek. Askeri saldırganlığa son verilmesi çağrısı ve somut eylemlilik, akan kanın durması için zorunlu bir gereklilik. Askeri saldırganlık, tırmanan iç gerilimi çatışmalı ortama çekecek fitili de ateşleme potansiyeli taşımaktadır. Kürt halkının siyasal temsilcileri, ısrarla bu yönde bir tehlikeye işaret ediyor. Siyasal iktidar ve rejimin izlediği ırkçı-şoven politikalar sonucu kendisini Türk sayan kesim böyle bir çatışmaya sürekli hazır tutuluyor. İzmir ve Çanakkale örnekleri hala hafızalarda. Ahmet Türk'e Samsun'da yapılan faşist saldırı, “hassas” vatandaşların hazır kıta tetikte bekletildiğinin son güncel örneği. Örgütlenen ve hazırlanan ırkçı faşist provokasyon, bulduğu ilk fırsatta kendini göstermiştir. Başbakan Washington'da. Asker sınırda. “Hassas vatandaşlar” içeride. Kürt halkına bir “üçlü” kıskaç da Washington-sınır-Samsun hattında örülüyor. AKP'nin Türk ve Kürt halklarını birbirine düşürecek politikalarına dur demek, başta Türk halkı ve onun ilerici kuvvetlerinin görevidir. Başbakan, Obama'nın karşısında konuşadursun, Türk halkının da “söyleyecek çok şeyi” olmalı. Barış adına, kardeşlik adına. ATILIM
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#29 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Kürt halkına yönelik abluka birleşik devrimci bir mücadeleyle dağıtılabilir! / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Kürt hareketine yönelik kapsamlı saldırılar “açılım” safsataları eşliğinde devam ediyor. Bir aldatmaca olduğu defalarca teyit edilmiş olan “açılım” süreci çerçevesinde 17 Nisan günü yazar ve edebiyatçılarla toplantı yapan düzen sözcüleri, bir kez daha ikiyüzlü mesajlar vermeyi sürdürdüler. Öte yandan ise, Kürt hareketine dönük 14 Nisan 2009’da devreye sokulan kapsamlı tasfiye operasyonu ile Ahmet Türk’e yönelik faşist saldırıyı protesto eden Kürt emekçilerine azgınca saldırılar gerçekleştirildi. Kürdistan’a ve sınır bölgelerine yönelik askeri yığınak ve sevkiyat ise artarak sürüyor. Sözkonusu askeri yığınak “rutin” denebilecek düzeyin oldukça üzerinde. Nisan ayı başından bu yana Haftanin bölgesi 13 kez topçu saldırısına uğradı. Gerilla ile sıcak çatışmalar da tekrar başladı. KCK ve BDP sözcülerinin bir süredir dikkat çektikleri “TC baharda kapsamlı operasyona hazırlanıyor” sözleri somut karşılığını buluyor. Kürt hareketini çok yönlü kuşatma girişimlerine uluslararası bir boyut katmaya çalışan sermaye devleti, bu çerçevede yoğun bir diplomatik çaba içine de girdi. Şubat ve Mart aylarında ABD-AB emperyalistlerinin işbirliği ile bunda belli bir mesafe aldı. Belçika, İtalya ve Fransa başta olmak üzere Kürt hareketine yönelik Avrupa merkezli saldırılar gerçekleştirildi. Tayyip Erdoğan’ın 6 Nisan günü gerçekleştirdiği Fransa ziyaretinde de Kürt hareketine yönelik saldırı ve tasfiye planları masaya yatırıldı. Fransa Dışişleri Bakanlığı bu ziyaret öncesi yaptığı açıklamalarda, Fransa’da Kürtler’e karşı yapılan operasyonların hükümetin bir kararı olduğunu ima etti. Tüm bu olup bitenler, Kürt sorununu çözmek adına dayatılan “açılım” politikasının uluslararası boyutunu gösteriyor. Avrupa’da Kürt halkına yönelik yoğunlaşan operasyonlar, ABD eşgüdümünde AB marifetiyle, Türk sömürgeci sermaye devletinin tasfiye politikasına sunulan desteğin somut bir örneği. İki hafta önce KDP Başkan Yardımcısı Neçirvan Barzani Ankara’yı ziyaret ederek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. Görüşmenin en önemli gündem maddelerinden birini PKK’nin Güney Kürdistan’daki faaliyetleri oluşturdu. Güney Kürdistan yönetimi ile Türk sömürgeci sermaye devleti arasındaki diplomatik trafiğin yoğunlaştığı bir sırada, İstanbul’da Türkiye, ABD ve Irak arasındaki “Üçlü Güvenlik Komitesi” toplantılarının beşincisi yapıldı. Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, toplantıya Türkiye’den İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Amerika’dan Tümgeneral Joseph Anderson ve Irak’tan Ulusal Güvenlik’ten sorumlu Devlet Bakanı Şirvan El Waili’nin katıldığı bildirildi. PKK’ye karşı görüş birliğine ulaşıldığı kaydedilen açıklamada şunlar söylendi: “Katılımcılar Üçlü Güvenlik Komitesi çalışmaları hakkında yararlı görüş alışverişinde bulundular ve PKK’ye karşı mücadele konusunda bağlılıklarını yinelediler. Bu konuda 11 Nisan 2010 tarihli üçlü eylem planı üzerinde görüş birliğine vardılar. Üçlü Eylem Planı, Komitenin gelecekteki çalışmaları ile ilgili yol gösterip PKK’ye karşı ortak çabaların uygulanması için yapılması gereken eylemleri kapsamaktadır. Katılımcılar üçlü eylem planının uygulanabilmesi için süratle çalışacakları teminatı verdiler.” PKK’ye karşı “Üçlü eylem planı”nın ayrıntıları bilinmese de, son iki ayda yapılan yoğun askeri sevkiyat, kapsamlı bir saldırı üzerine anlaşıldığını göstermektedir. BDP’lilerin onlarca kurumunu ve evini basarak, eylemlere saldırarak sayısı bine varan gözaltı ve tutuklamalar gerçekleştiren sermaye devleti, ABD-AB emperyalistlerinin de desteğiyle Kürt hareketini tasfiye etmeyi amaçlıyor. Kürt hareketine yönelik terörün uluslararası bir boyuta da taşındığı bir dönemde, ablukayı daha da daraltmak için askeri operasyonları devreye sokmak istiyor. Son yaşananlar, “açılım” politikasının, ABD’nin Irak’tan çekilme süreci ve Türk sermaye devletine yeni dönemde biçilen role bağlı olarak şekillendirilmeye çalışıldığını gösteriyor. ABD Irak’tan çekilme sürecinde, hem Türkiye ve Güney Kürdistan’ı kendi planları çerçevesinde yakınlaştırmayı hedefliyor, hem de bölgede kendi planları bakımından istikrarsızlık etkeni olabilecek bir güç istemiyor. Öyle anlaşılıyor ki, sermaye devleti önümüzdeki dönemde Kürt hareketinin tasfiyesine yönelik saldırılarına hız verecektir. Kendini bu operasyonla da sınırlı tutmayacak, Kürt hareketini etkisizleştirme çabalarında her türlü yöntemi devreye koyacaktır. Askeri, siyasi ve psikolojik savaşı daha da derinleştirmeye çalışacak, Irak ve Güney Kürdistan ile girdiği ittifakı daha da güçlendirecek, tüm imkânlarını bu tasfiye amaçlı kuşatmanın başarıya ulaşması için kullanacaktır. Eğer bu saldırılara karşı gereken tutum gösterilemezse, daha da saldırganlaşacaktır. “Açılım” eşliğinde yaşanan bütün bir süreç ve gelinen nokta, sermaye devletinin Kürt halkının talep ve beklentilerini karşılamak gibi bir sorunu olmadığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Kürt sorunu tüm ağırlığıyla orta yerde durmaktadır. Bu sorunun bazı kültürel kırıntıların verilmesi, bireysel düzeyde etnik kimliğin kabul edilmesiyle çözüme kavuşturulamayacak kadar köklü bir sorun olduğu, dolayısıyla mevcut düzen koşullarında gerçek bir çözüme ulaşılamayacağı bu vesileyle de bir kez daha görülmüştür. Kürt sorunu ancak siyasal temelde, yani ezilen Kürt ulusunun ulusal eşitlik ve özgürlük istemlerinin karşılanmasıyla çözülebilir ki, bunu da ancak bir toplumsal devrim sağlayabilir. Öte yandan yaşanan süreç, Kürt sorununun çözümünün ve halkların kardeşliğinin yolunun sadece bölgedeki gerici rejimlerle değil, aynı zamanda bunların arkasındaki emperyalist güçlerle de hesaplaşmaktan geçtiğini göstermektedir. ABD ve işbirlikçilerinin uğursuz planları karşısında Kürt halkı ile işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin ortaya koyacağı birlik, mücadele ve dayanışma gelişmelerin seyrinde belirleyici olacaktır. Emperyalizm ve bölge gericiliğinin Kürt hareketini tasfiyeye ve halkları düşmanlaştırmaya odaklı politikalarının püskürtülebilmesi ancak Kürt halkının, işçi ve emekçi kitlelerin, ilerici ve devrimci güçlerin birleşik devrimci mücadeleyi yükseltmesiyle mümkündür. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/16, 16 Nisan 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#30 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Kürdistan’da Türk ordusunun operasyonları yoğunlaşıyor
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (29.04.10) - Sömürgeci Türk devleti, resmi imha ve inkar çizgisi gereği Kürt hareketine yönelik yürüttüğü çok yönlü saldırılarına hız kesmeden devam ediyor. Bu çerçevede, Kürdistan’a yönelik özellikle son birkaç aydır arttırılan askeri yığınak ve sevkiyat, Türk ordusunun fiili operasyonlarına dönüşmüş durumda. Operasyonlarla birlikte Türk ordusuyla HPG (Hêzên Parastina Gel - Halk Savunma Güçleri) gerillaları arasındaki sıcak temaslar da oldukça artış gösterdi. HPG: Saldırı ve operasyonlar devam ediyor Bu çerçevede, bölgede yaşanan son gelişmelere ilişkin HPG Basın İrtibat Merkezi, 29 Nisan günü yazılı bir açıklama yaptı. “TC Ordusunun saldırı ve operasyonları devam ediyor” denilen açıklamada, 27 Nisan ve 28 Nisan günü yaşanan gelişmelere ilişkin somut bilgiler şu şekilde aktarıldı: “1. 27 Nisan günü Hakkari’nin (Colemerg) Çukurca’ya (Çelê) bağlı Küçük Garê ve Şîva Hespa alanlarına yönelik olarak TC ordusu tarafından bir operasyon başlatılıyor. 28 Nisan günü kısmen geri çekilen operasyon gücüne bağlı gizli birlikler alanda keşif ve pusulama faaliyetleri yürütmektedir. 2. 28 Nisan günü sabah erken saatlerden akşam saatlerine kadar Medya Savunma Alanlarına bağlı Zap’ın Şehit Cîhat, Şehit Zekî, Şehît Çeko ve Ertuş Tepeleri, Erbiş Köyü ile Şifreza alanlarına yönelik olarak TC ordusu tarafından havan ve obüs saldırısı yapılmıştır.” Güney Kürdistan’a yönelik de saldırılar söz konusu Bu gelişmelere ek olarak, Güney Kürdistan’a yönelik de saldırıların gerçekleştirildiği Kürt basını tarafından dile getiriliyor. Son birkaç gün içerisinde, bölgedeki gerilla alanlarına ve köylere yoğun obüs ve top saldırılarının düzenlendiği ifade ediliyor.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: 1 mayis, abd, ankara, bagdat, devrede, halklarin kardesligi, irak, kurdistan, kurt halki, obama, pkk, sendiren, turkiye, uclu eylem plani, uclu kiskacta, washington |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| devrede, eylem, kiskaçta, kürdistan, kıskaçta, plani, planı, üçlü |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Emperyalist kıskaçta kürt halkının mücadelesi özgürlüğe akacaktır | Mahmut Halil CAN | KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM | 42 | 03-14-2010 06:01 PM |
| Kürt halkına karşı üçlü kıskaça karşı 2009 newrozunun anlamı | Mahmut Halil CAN | KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM | 0 | 06-25-2009 07:21 PM |