DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM

GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Ne Yapmalı
Cevaplar
2
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
533
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-26-2009, 01:57 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Exclamation Ne Yapmalı

SALVO ATIŞLARLA KLİK ÇATIŞMALARI SÜRÜYOR


Egemenlik ve iktidar mücadelesi veren klikler,gerilla taktikleriyle ,en zayıf noktalara salvo atışlar yapmaktalar.Bu savaş,ister istemez kendi aralarındaki çatışmanın sonuçlarının daha da ağırlaşacağı bir sürece doğru evrilmektedir.En sonuçta bu savaş,her iki tarafında savaştan mağlup çıkacağı bir yola girmektedir.Bunun tek bir garantisi ya da güvencesi var ki;o da sınıf mücadelesi ve komünist devrimci hareketin sınıfla bütünleşmesidir.
Yaklaşık olarak üç yıldır açık biçimde süregelen klik çatışması ;iktidar odaklı sürüp gitmekteydi.Hala da aynı mecrada sürmektedir.Birbirleri açısından belden aşağı vurma taktiği ve tüm kirli çamaşırlarını ortaya koyma mantığıyla sürüp giden çatışmalar;hala birinin diğerine üstünlüğünü açığa çıkarmış değildir.Siyasal olarak hükümet eden AKP ve onun ardındaki sermaye,AB ve ABD ile; onun karşısında gerçek iktidar CHP,Ergenekon diye tabir edilen gerçekte Kontrgerilla ile yine dışarıdan bağlantılı –AB ve ABD’li güçler- karşılıklı olarak savaşmaktadır.(Burada çelişki gibi görünen bir şeye işaret etmekte yarar görüyoruz ki;ABD ve AB emperyalist güçleri her iki iktidar odağına da aşağıdan destek vermektedir.Bu çatışma kesinlikle ,her iki emperyalist odak açısından olumlu olarak karşılanmaktadır.Bu çatışma ve istikrarsızlık emperyalist metropollerin çıkarları açısından kesinlikle daha iyi bir zemin sunmaktadır.Zira kavga ve kaosun,iktidar eksenli bir mücadelenin olduğu yerde ,emperyalist metropoller daha bir rahatça at oynatmaktadırlar.Beri yandan zaten ciddi bir ekonomik kriz yaşamakta olan emperyalist metropoller,bu sömürge ülkede yaşanan krizi derinleştirmekten daha bir yarar sağlamaktadırlar.)
İşin enteresan tarafı,ciddi ekonomik kriz sanki hiç yokmuşcasına hareket eden Egemen burjuvazinin tutumudur.Ülke dalga dalga ekonomik krizin ön ve sona yaklaşan çöküşün belirtileri ile çalkalanırken; egemen burjuvazi ve onun sözcüleri ortalık süt limanmış gibi hareket etmektedirler.Bunun elbette ki iki temel nedeni vardır:Birincisi;ekonomik krize eşlik eden ciddi bir siyasal krizin depreşmesinden ürküyorlar.(Sanki şu anda bu klik çatışması,siyasal iktidar kapışması değilmiş gibi)İkincisi;mevcut sürecin daha da derinleşmesi ve proleter ve emekçilerin siyasal iktidar mücadelesine girişmemesi açısından ;var olan durumun üzerini örtmektir.Gerçek gündem ile var olan –kendileri açısından klik çatışması-gündem arasındaki açıda yığınları kendilerine göre pozisyonlama amacı gütmeleridir.Bu anlamda ,gerçek gündem olan kapitalizmin yolsuzluk,hırsızlık,rüşvet,yığınların her türden duygularının sömürülerek elde edilen çıkarlar,açlık,sefalet,yoksulluk vs dir.Gizlenmek istenen bu gerçek gündem,her halükarda öne çıkmaktadır.Kendi aralarındaki klik çatışmaları da bu süreci derinleştirmektedir.
Belgeler havada uçuşmaktadır.Ülkenin her yanından ihalelerde,iş alımlarında,bağış adı altında para toplamalarla,sahte belgelerle,yolsuzluk ve rüşvetlerle ilgili tonlarca bilgi ve belge ortalığa saçılmaktadır.Her taraf lağım gibi pis kokmaktadır.Kapitalizmin tüm çirkefliği,pisliği,anti-insanlığı süreç içinde açığa çıkmaktadır.Çıkarları için hiçbir şeyden çekinmeyen bir düzen olan kapitalizmin,her türden bitmişliği,tükenmişliği,insanlık dışılığı her bakımdan belgelenmiştir bu süreçlere.
Sorunun özü şudur:Emperyalist kapitalizm metropollerden başlayarak çevreye yayılan ekonomik kriz ile debelenirken,bu sürecin ağır sonuçları yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamışken ve diğer yandan Türkiye gibi bir yumuşak karında hem ekonomik kriz ,buna eşlik eden siyasal kriz varken;bu kriz başlı başına iktidar merkezli bir tekrarlayan klik çatışmaları ile derinleşirken NE YAPMALI?
NE YAPMALI ? sorusunun ne t yanıtı elbette kesindir.Bu süreci Devrim lehine çevirmek dışında bir ideal ve amaçları olmayanların, devrimci proleter hareketi güçlendirmek ve devrimi uzak bir geleceğin bilinmezlerinden çıkarıp gerçek kılmaları gereklidir.Bugün her zamankinden daha fazla tükenmiş,gücünün son sınırına varmış,yorulmuş bir ekonomik-siyasal yapı vardır karşımızda.Kaldı ki,her gün bizlerin ek bir çabasına gerek duymadan her yerden kendi kendisini teşhir eden ve yığınlardan uzaklaştıran bir siyasal ortam varken.Her gün bir klik ,diğer klik ile ilgili bir çok belgeyi ortalığa savurup dururken.Giderek yığınlardan uzaklaşan ve yığınların en zayıf duyguları olan dinsel duygularının sömürülmesine kadar varan düzeyde yabancılaşmış bir düzen vardır karşımızda.Her şeyin açıkça sergilendiği,bizim özel çabalarımızı gerektirmeyen bir ajitasyon ve propagandaya ihtiyaç duyulmayan bir süreç.
Sorun,ileri doğru atılıp süreci örgütlemek ve proleter ve emekçileri özgürlük ve sosyalizm kavgasına katmaktır.Düzenin tüm pisliklerinden tek ve nihai kurtuluşun yolunun devrim,özgürlük ve sosyalizmde olduğunun altını çizmektir.Yaşadığımız ve bulunduğumuz her yaşam alanında;sürecin aktif unsuru olarak öne çıkan yapılarda proletaryayı örgütlemek,harekete geçirmektir.Emperyalist kapitalizm , her açıdan bir çıkmaza girmiştir.Gerek uluslar arası emperyalist ekonomik kriz ve ona eşlik edecek olan siyasal krizler ve gerekse de ülkemiz koşulları bu çalışma için en uygun elverişli zemini kendiliğinden sunmaktadır.
TDH açısından artık hiçbir mazerete meydan bırakmayacak nesnel koşullar vardır.Öznel koşulları da kendi içinde ve mücadelenin seyri içinde yaratmak,geliştirmek,ilerletmek ise TDH’nin becerilerine kalmıştır.Artık kaçacak hiçbir yer yoktur.Devrimci süreç kapıya gelip dayanmıştır.Onlarca dezavantaja rağmen,avantaj sayılabilecek yüzlerde şey vardır.Sorun,bunu ele alıp işlemektedir.Devrimci de zaten bu iş için yaşamaktadır.NE yapmalı ve nasıl
yapmalının yanıtları aslında ,yukarıda içerikte açık ve nettir.HERKES GÖREV BAŞINA demeliyiz.



Mahmut Halil Can (Sendiren)

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (07-08-2010)
Alt 11-08-2009, 10:15 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ne Yapmalı

Büyük devrimin aynasında parti davası - H. Fırat



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
(İlk olarak Kasım 1997’de Ekim Devrimi’nin 80. yıldönümü
vesilesiyle yayınlanmıştır...)

-I-
Ekim Devrimi ve devrimin partisi


Yüzyılımıza damgasını vuran en büyük tarihsel olay olan Sosyalist Ekim Devrimi’nin 80. yıldönümünü yaşıyoruz. Ekim Devrimi, tüm insanlığı sarsan, yeni bir çağ açan, ezilenlerin ve sömürülenlerin kurtuluş umutlarını görülmemiş ölçüde büyütmekle kalmayan, bunu bizzat açtığı çığır içinde somutlayan, bir gerçeklik haline getiren muazzam önemde ve kapsamda bir tarihsel olaydır. Biz komünistler için, dünyanın ve Türkiye’nin tüm gerçek devrimcileri için, böyle bir devrimin yıldönümünü kutlamak, herşeyden önce, ondan daha dikkatli bir biçimde öğrenmenin, onun derslerini, elde ettiği muazzam tarihsel başarının temel etkenlerini daha derinlemesine incelemenin ve özümlemenin bir vesilesi olabilmelidir.
Hareketimiz, tam on yıl önce, Ekim Devrimi’nin 70. yıldönümünde, onun maddi kazanımlarının tümden tahrip edileceği, fikir ve ideallerinin dünya ölçüsünde görülmemiş bir çok yönlü gerici saldırı kampanyasının hedefi haline getirileceği gelişmelerin hemen öncesinde mücadele sahnesine çıktı. Kendisi için EKİM ismini benimsedi ve daha en baştan “Yeni Ekimler İçin!” şiarını yükseltti. O kendine özgü evrede bu tercih ve tutumun bizim için rastlantı ya da sıradan bir davranış olmadığını, duygusal nedenlere ise hiç dayanmadığını aradan geçen on yıllık süre yeterli açıklıkta gösterdi. Bu on yıllık süre içinde biz tutum ve tercihlerimize ideolojik bir içerik ve maddi bir gerçeklik kazandırmaya çalıştık. Bunu yaparken Ekim Devrimi’nden, onu hazırlayan ön süreçlerden ve onu dünya ölçüsünde izleyen sonraki süreçlerden en iyi biçimde öğrenmeye çalıştık. Bu nedenledir ki Ekim Devrimi’ni önceleyen ve Ekim Devrimi’ni izleyen süreçlerin teorik ve pratik mirası, muazzam önemdeki dersleri, bizim kimliğimizin şekillenmesinde temelli bir rol oynamıştır.
20. yüzyıl çok sayıda devrime sahne oldu; denilebilir ki yüzyılımız bir devrimler yüzyılı oldu. Onyıllar boyunca halk devrimleri ve milli kurtuluş devrimleri birbirini izledi. Fakat Ekim Devrimi bu devrimler zincirinden herhangi biri olmadığı gibi, onlardan herhangi biriyle de kıyaslanamaz bir özel konuma ve niteliğe sahip bir devrimdir. Ekim Devrimi yalnızca tüm öteki devrimlerin önünü açmakla kalmayan, onların tümünü kapsayan ve aşan bir anlama, öneme ve kapsama sahip olmak yönünden de çağımızda apayrı bir yere sahiptir. O teorik ve pratik yönden hala da aşılamayan muazzam bir evrensel tarih olayıdır. O yalnızca proleter devrimler çağını açmakla kalmadı, bugün önümüzde hala da tarihin kaydettiği en ileri proleter devrim örneği olarak durmaya devam etmektedir. Yüzyılın ilk muzaffer devrimi olduğu halde, sonradan onu peş peşe bir dizi başka halk devrimi izlemiş olduğu halde, bugün gücü ve etkisi bakımından tüm ötekilerle kıyaslanamaz bir yere ve canlılığa sahip olmasının gerisinde de bu özel, bu kendine özgü tarihsel konum vardır.
Bu gerçekler gözetilmeden, Ekim Devrimi’nin çağımızdaki bu kendine özgü yeri anlaşılmadan, onun özel etkisi altında bir politik kimlik geliştirmenin gerçek anlamı ve önemi de yeterince değerlendirilemez.
Ekim Devrimi’nden, onun düşünsel temeli olan Marksizm-Leninizm’den öğrenmek, bugün biz komünistler için parti sorunu çerçevesinde apayrı bir güncellik taşımaktadır. Komünistler bugüne kadarki parti inşa süreçlerinde buna zaten çok özel bir dikkat gösterdiler. Devrimi örgütlemenin herşeyden önce devrime önderlik edecek partiyi örgütlemek demek olduğu bilinciyle hareket ettiler. Bu konuda Lenin’den ve Bolşevizm'in pratiğinden en iyi biçimde öğrenmeye ve öğrendiklerini gerçekleştirmeye çalıştılar.
Rusya proletaryasıyla et ve tırnak gibi kaynaşmış Bolşevik Partisi'nin başarılı önderliği olmasaydı, Ekim Devrimi’nin zaferi de mümkün olamazdı. Bu bir öznel iddia değil, matematiksel kesinlikte bir tarihsel gerçekliktir. Muzaffer Ekim Devrimi’ni hazırlayan tüm sürecin olayları apaçık bir biçimde gösteriyor ki, devrimin hazırlanmasında, zaferinde ve kazanımlarının korunmasında devrimci parti, öncü ve yönetici bir güç olarak, belirleyici bir role ve konuma sahiptir.
Devrimin neden Rusya’da başarı kazandığının ve aynı dönemde Avrupa’da neden bu kadar kolay yenilgiye uğradığının açıklayıcı temel unsurlarından biri de budur. Elbetteki Rusya’da devrimin muzaffer olmasıyla Avrupa’da devrimlerin kolayca yenilgiye uğramasının tek açıklaması bu değildir. Böyle bir iddia devrim sorununu basite ve tek boyuta, öznel boyuta indirgemek demek olur. Devrimin koşulları derinlemesine ve genişlemesine oluşmadan hiçbir devrimci parti, ne kadar doğru bir çizgi izlerse izlesin, ne kadar militan ve gözüpek olursa olsun, herhangi bir devrim yapamaz. Fakat eğer bu koşullar oluşmuşsa, hazırlıklı ve yetenekli bir öncü kuvvet olarak parti olmadan, koşulları oluşmuş bir devrimi muzaffer bir sona bağlamak da mümkün olamaz. Rusya’nın kendine özgü konumu yalnızca emperyalist çağın tüm çelişkilerinin düğümlenip yoğunlaştığı, bu temel üzerinde devrimci bunalımın en derin bir biçimde patlak verdiği bir ülke olması değil, yanısıra, bu ülkede başından itibaren bunun bilincinde olan ve tarihsel hazırlığını da bu çerçevede yapan bir devrimci sınıf partisinin varolması ve devrimci sürecin en kritik anlarında, kendi tarihsel rolünü büyük bir başarıyla ve gözüpek bir biçimde oynayabilmiş olmasıdır.
Dolayısıyla biz, Ekim Devrimi’nden öğrenmenin herşeyden önce bu devrimde partinin oynadığı özel rolden öğrenmek demek olduğu gerçeğini, bu gerçeğin özel önemini, yalnızca Rusya’daki devrimin başarısından değil, yanısıra Avrupa’daki devrimlerin kolay yenilgisinden giderek de görebiliriz. Bizzat Lenin tarafından Avrupa’daki devrimci bunalımın patlamalara dönüşmesinin hemen öncesinde, Alman Kasım Devrimi’nden yalnızca bir ay önce (9 Ekim 1918) kaleme alınan şu satırlarda dile getirilen kaygılar da, bu aynı gerçeğin özel önemine işaret etmektedir:
“Avrupa için en büyük talihsizlik, onun için en büyük tehlike, orada devrimci bir parti olmamasıdır. Scheidmannlar, Renaudeller, Hendersonlar, Webbler ve hempaları gibi hainlerin partileri, ya da Kautsky gibi uşak ruhlular var. Devrimci parti yok Avrupa’da. Gerçi yığınların güçlü bir devrimci hareketi bu yanlışı düzeltebilir, ama bu olgu büyük bir talihsizlik ve büyük bir tehlike olarak kalıyor...”
Lenin’in bu kaygılarının yersiz olmadığını, sürecin sonraki seyriyle doğrulandığını biliyoruz. Lenin’in Avrupa’da devrimci partilerin olmamasını “büyük bir talihsizlik ve büyük bir tehlike” sayması şaşırtıcı değildir. Zira Lenin, siyasi yaşamının başından itibaren, partinin devrimci sürecin ilerletilmesinde ve devrimin zaferinde oynayacağı olağanüstü rolü büyük bir derinlikle kavrayan büyük bir devrimcidir. Onun, bir devrim ülkesinde, tüm dikkatini ve enerjisini devrimci sınıf partisinin örgütlenmesine, bu örgütlenmenin her koşul altında korunup geliştirilmesine vermesinin gerisinde bu vardır.
Özetle, biz komünistler, proletaryanın kendi bağımsız öncü partisi yoksa proletarya devriminin asla zafere ulaşamayacağı konusundaki bugünkü berrak bilincimizi ve bu alandaki kesin ve kararlı tutumumuzu herşeyden çok Lenin’in teorisine, Bolşevizm'in pratiğine ve muzaffer Ekim Devrimi’nin derslerine borçluyuz. Bu böyle olduğuna göre, parti inşa sürecimizin parti kimliğinin ilanına varacağı bu özel evrede, Ekim Devrimi’ni zafere götüren partinin kendisine, onun öncü misyonunu başarıyla oynayabilmesinin gerisindeki temel etkenlere her zamankinden daha özel bir dikkat göstermemiz gerektiği herhangi bir özel açıklama gerektirmez.
-II-
“Devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz”


Bir devrimler yüzyılı olan 20. yüzyıl içinde Ekim Devrimi’nin teorik ve pratik yönden hala da aşılamadığını söylemiştik. Bu aynı gerçek Ekim Devrimi’nin zaferini hazırlayan parti için de geçerlidir. Bitmekte olan yüzyılımızın tarihi Bolşevik Partisi'ni aşan daha ileri bir devrimci parti örneği kaydetmedi. Hala aşılamayan bir devrime önderlik eden partinin de henüz aşılamamış olması anlaşılır bir durumdur. Zira devrimci bir partinin konumunu, kimliğini ve kapasitesini önderlik ettiği ve zafere ulaştırdığı devrimden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bu nedenledir ki Ekim Devrimi’nin teori ve pratiğinden öğrenmek, işin özünde, ona önderlik eden partiden, bu partinin teorisinden ve tarihsel pratiğinden öğrenmek demektir.
“Marksist teorinin sağlam temeli”

Lenin, 1920’de, Komünist Enternasyonal II. Kongresi’nin hemen öncesinde, Bolşevizm deneyiminden Komünist Enternasyonal için sonuçlar çıkarırken, “siyasal bir düşünce akımı olarak ve siyasal bir parti olarak Bolşevizm, 1903’ten beri vardır” diyor ve daha ilerde şu olgunun altını çiziyor: “Bolşevizm, 1903’te marksist teorinin son derece sağlam temeli üzerinde yükseldi.” (“Sol” Komünizm...)
Bu, Bolşevizm'in sağladığı tarihsel başarının temel etkenlerinden ilkine ışık tutuyor. Lenin’in verdiği tarih üzerinden Bolşevizm'in şekillenmesinin başlangıç evresine baktığımızda, 1920’de gözlemlenen olgunun daha baştan bu şekillenmeye ışık tutan berrak bir bilincin ürünü ve ifadesi olduğunu görürüz.
Marksist bir hareketin çıkışından itibaren marksist teori tabanında yükselmesi, ilk bakışta herhangi bir özel anlam taşımayan olağan bir durummuş gibi görünür. Oysa Bolşevizm'in ilk şekillenme evresine baktığımızda, bunun, bizzat dönemin genel “marksist hareketi” içinde, bir yandan teoriyi revize eden “legal marksizm”e, öte yandan “teoriye karşı tam bir umursamazlığı” dar pratikçilikle birleştiren “illegal ekonomizm”e, kendiliğindenciliğe ve kuyrukçuluğa karşı kararlı ve kapsamlı bir mücadele içinde başarıldığını görürüz. Bir başka ifadeyle, “Bolşevizm'in 1903’te marksist teorinin son derece sağlam temeli üzerinde yüksel”mesi, burada başlığa çıkardığımız temel fikir temelinde (“Devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz”!) yürütülen sıkı ve kararlı bir mücadele sayesinde olanaklı olabilmiştir. Lenin, öncü devrimci bir partinin ve devrimci bir sınıf hareketinin şekillenmesinde devrimci teorinin taşıdığı çok özel ve belirleyici önemi, tam da bu mücadeleler içinde vurgulamıştır: “Öncü savaşçı rolünün ancak en ileri teorinin klavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirilebileceğini belirtmek istiyoruz.” (Ne Yapmalı?, 1902)
Türkiye’de son 30 yıldır Lenin’in devrimciler arasında en çok okunan birkaç kitabından biri olan Ne Yapmalı?, çoğu durumda örgütsel dar kafalılığa (ve bunun kaçınılmaz bir ürünü olan dar pratikçiliğe) bir dayanak olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Bu davranış, geleneksel devrimci hareketin Marksizm'i inceleme tarzına ve anlama kapasitesine de iyi bir göstergedir. Bu bize, bir dizi grup şahsında gösterilen onca çabaya rağmen, devrimci bir sınıf partisinin inşası yolunda neden bir arpa boyu yol alınamadığının da bir açıklamasını vermektedir. Oysa bu temel eserin en temel fikri, tam da burada başlığa çıkarılan cümlede ifadesini bulmaktadır: “Devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz”!
Bu vurguyla; Rusya’daki hareketin o gün için muzdarip olduğu dar pratikçilikten, kendiliğindencilikten, örgütsel dağınıklık ve şekilsizlikten, pratik çalışmada ilkellik ve amatörlükten kurtulmanın temel önkoşuluna işaret edilmiş olmaktadır. Bununla; başarılı bir teorik çalışma olmaksızın, “hareketin başarılı bir büyümesi(nin) olanaksız”lığı vurgulanmış olmaktadır. Dahası Lenin, daha da ileri giderek ve bu konuda bizzat Engels’e dayanarak; proletaryanın devrimci sınıf mücadelesinin çokça sanıldığı gibi yalnızca iki biçiminin (siyasal ve iktisadi) değil, teorik mücadeleyi ilk ikisi ile bir tutarak üç biçiminin olduğunun altını çiziyor. Marksist bir hareketin, özellikle de bir ilk şekillenme sürecindeyse, henüz genç ve deneyimsizse, “proletaryanın devrimci hareketinin teorik yönüne” özel bir dikkat göstermek zorunda olduğunu hatırlatıyordu. Ve tüm bunlar, bizde garip ve gülünç bir biçimde örgütsel dar kafalılığa, bunu tamamlayan kısır ve amaçsız dar pratikçiliğe dayanak yapılmaya çalışılan aynı Ne Yapmalı da ortaya konuluyordu.
“Marksizm'de aslolan onun devrimci diyalektiğidir”

Fakat sorun partinin ve proletaryanın devrimci sınıf mücadelesinin başarılı bir gelişmesi için devrimci teorinin taşıdığı özel önemi vurgulamakla bitmiyor. Bundan da önemli olan teorinin yöntemidir. Teoriyi devrimci ve işlevsel kılan, onu cansız ve yararsız bir dogmalar yığını, ya da amaçsız bir aydın gevezeliği olmaktan çıkaran, tam da onun bilimsel devrimci yöntemidir. Lenin’in teorik çabası şahsında Bolşevizm'in büyük tarihsel başarısı ve üstünlüğü tam da buradadır. Lenin ve Bolşevizm için Marksizm bir bilimdir. Bir dogmalar yığını değil, fakat bir eylem klavuzudur. Marksizm'de aslolan, onun devrimci diyalektiğidir.
Bolşevizm Marksizm'i böyle kavradığı içindir ki, işçi sınıfının öncü ve devrimin yönetici gücü bir parti olmayı başarabildi. Marksizm'in bu bilimsel devrimci ele alınışı olmasaydı, Bolşevik Partisi Rusya gibi geri bir köylü ülkesinde hala da aşılamayan görkemli bir proleter devrimin öncüsü olmayı başaramazdı. Bunu anlayamayan ve Ekim Devrimi’ni gözden düşürmeye çalışan II. Enternasyonal bilgiçlerine Lenin’in verdiği açık ve sade yanıt, Bolşevizm'in Marksizm'e nasıl yaklaştığının da bu açıdan veciz bir ifadesidir: “Hepsi kendilerine marksist diyorlar, ama Marksizm anlayışları çekilmez bir biçimde bilgiççedir. Marksizm'de belirleyici olan şeyi, yani onun devrimci diyalektiğini hiç anlayamamışlardır.” (Devrimimiz, 1923)
Ölümünün hemen öncesinde bunları söyleyen Lenin’in, siyasal yaşamının daha en başından itibaren sorunu hep böyle ele alageldiğini ise biliyoruz:
“Biz tam olarak Marx teorisinin tabanı üzerindeyiz: Yalnızca bu teori, sosyalizmi bir ütopya olmaktan çıkararak bilim haline getirmiş, bu bilimi sağlam temeller üzerine oturtmuş ve bu bilimi daha da geliştirmek ve tüm ayrıntıları ile işlemek için tutulması gereken yolu göstermiştir.”
“... Biz Marx’ın teorisini, bitirilmiş ve dokunulmaz bir şey olarak asla görmüyoruz; tersine bizim inancımıza göre, bu teori yalnızca, sosyalistlerin, yaşamın gerisinde kalmak istemiyorlarsa, her yönde daha da geliştirmek zorunda oldukları bilimin temelini atmıştır. Bizim kanımızca, Marx’ın teorisini bağımsız olarak daha çok geliştirmek, özellikle Rus sosyalistleri için zorunludur; çünkü bu teori yalnız, ayrı ayrı, İngiltere’de Fransa’da olduğundan başka türlü, Almanya’da Rusya’da olduğundan başka türlü uygulanan genel ilkeleri verir.” (Programımız, 1899)
Devrimci teori ve kitlelerin tarihsel pratiği

Ve marksist bilimsel teorinin bu yöntemsel ele alınışını tamamlayan kritik bir başka nokta daha var. Devrimci teori yalnızca devrimci eyleme klavuzluk etmekle kalmaz, aynı zamanda onunla sıkı sıkıya bir ilişki içinde gelişir. Bu ise, yalnızca devrimci teorinin pratiğin ortaya çıkardığı gerçek sorunlara yanıt oluşturması anlamına gelmez, fakat aynı zamanda, onun bizzat proletaryanın ve emekçi kitlelerin devrimci pratiğinden beslendiğini, bu pratik içinde sınandığını, zenginleştiğini, ve en önemlisi, kesin biçimini ba sayede aldığını da gösterir. Bir başka ifadeyle, devrimci teori yalnızca kitlelerin tarihsel devrimci eylemine yön vermekle kalmaz, aynı zamanda bizzat bu tarihsel zeminde gelişip serpilme, arınma ve güçlenme, kesin biçimini alma olanağı da bulur.
Bu çerçevede ve bu anlamda, devrimci teorik çaba, aynı zamanda, gerçek devrimci yığın hareketinden ve bizzat devrimin kendisinden öğrenmesini bilmek anlamına gelir. Bu ise, kitlelerin yürüyen mücadelesine örgütlü bir güç olarak aktif biçimde katılmak, ona fiilen önderlik etmek, onu sürekli olarak daha ileri düzeylere çıkartmak için gereken her çabayı harcamak ölçüsünde, bu türden bir önderlik pratiği içinde mümkün olabilir ancak. Ve yine bu, devrimci teorik çabanın neden ancak devrimci bir örgütlü yaşam içinde mümkün olabileceğine ışık tutar. Aynı şekilde, ancak devrimci örgütlü çaba içinde mümkün olabilen bir devrimci teorik gelişme ile bireysel aydınların en iyi durumda akademik sınırları aşamayacak olan kısır çabaları arasındaki derin uçurumu gösterir.
Sonuç olarak; Bolşevizm kendi muazzam tarihsel başarısını, aynı zamanda devrimci teorinin bu tarz bir ele alınışına borçludur. Lenin, devrimci teoriye ilişkin bu son noktayı; “bir dogma olmayan, ancak son biçimini gerçek yığın hareketinin ve gerçek devrimci bir hareketin pratik eylemi ile yakın ilişki içinde olan, doğru devrimci teori” (“Sol” Komünizm..., 1920) tanımlaması içinde, en özlü bir biçimde ortaya koyar. Ve bundan dolayıdır ki, “Bir yandan, Bolşevizm, 1903’te marksist teorinin son derece sağlam temeli üzerinde yükseldi” derken, hemen devamında şunları ekler: “Öte yandan, teorinin bu kaya gibi temeli üzerinde yükselen Bolşevizm, deneyim zenginliği yönünden dünyanın hiçbir yerinde eşi olmayan onbeş yıllık (1903-1917) bir tarih pratiği yaşadı.”
Dolayısıyla, Bolşevizm'in kendine özgü teorik gelişmesini, Marksizm'in sağlam teorik temeliyle Rusya’daki devrimci eylemin diyalektik ilişkisi ve etkileşimi içinde kavramak gerekir. Her gerçek devrimci öncü sınıf partisi de kendi teorik şekillenmesini ancak kendine özgü böyle bir tarihsel gelişme süreci içinde bulabilir.
-III-
“İktidar savaşımında, proletaryanın örgütten başka bir silahı yoktur”!



“İktidar savaşımında, proletaryanın örgütten başka bir silahı yoktur. ... Proletarya, ancak, Marksizm'in ilkeleri üzerinde ideolojik olarak birleşerek ve bunu, milyonlarca emekçiyi bir işçi sınıfı ordusu halinde kaynaştıran maddi örgüt birliğiyle pekiştirerek, yenilmez bir güç haline gelebilir ve gelecektir. Ne Rus otokrasininin bunak yönetimi ne de uluslararası sermayenin ömrünü doldurmuş egemenliği bu orduya dayanabilecektir.”
Bu sözler Lenin’in proletarya partisinin örgütsel sorunlarını ele aldığı “Bir Adım İleri, İki Adım Geri” başlıklı eserinin bitiş pasajından alınmıştır. Parti saflarındaki aydın oportünizminin örgütsel yansıması olan örgüt ve disiplin tanımaz bireyci ve kibirli aydın anarşizmine yöneltilmiş sert bir saldırının finalinde ifade edilen bu fikirler, sonraki tarihin ışığında ele alındığında, apayrı bir anlam kazanmaktadır. Tarih bize, Marksizm'in ilkeleri üzerinde sağladığı ideolojik birliğini maddi örgüt birliğinde somutlayan ve pekiştiren Rus proletaryasının devrimci öncüsünün, böylece “milyonlarca emekçiyi bir işçi sınıfı ordusu halinde” kaynaştırabildiğini, bu sayede yenilmez bir güç haline geldiğini, bu güce ne Rus otokrasisi ve burjuvazisinin ne de uluslararası sermayenin dayanabildiğini apaçık biçimde gösterdi.
Örgüt, sosyalizm ile sınıf hareketinin maddileşmiş birliğinin gerçekleştiği alandır. Marksist teorinin sağlam temeli üzerinde kurulan ideolojik birlik ancak bir maddi örgüt birliğinde somutlandığı zaman gerçek bir anlam taşır ve gerçek bir güç haline gelir. Ve elbette partinin gerçek işlevi de ancak bu sayede olanaklı hale gelebilir. Devrimci teoriyle, toplumsal gelişme ve sınıf mücadelesi yasalarının bilgisiyle ve nihayet devrimci eylem tecrübesiyle donanıp silahlanmış bir parti örgütü, proletaryanın sınıf bağımsızlığının biricik güvencesi ve sermayeye karşı dişe diş mücadelesinin en temel silahıdır.
Bolşevizm'i yenilmez kılan; kendi varlığını, uzun mücadeleler içinde inşa edilmiş, en güç koşullar altında bile Lenin’in deyimiyle diş ve tırnakla savunulmuş ve korunmuş bir örgütsel yapıda cisimleştirmiş olmasıdır. Örgüt yoksa, ihtilalci bir örgütsel yapıda ete-kemiğe bürünmemişse eğer, devrimci teoriden ve bu teori temelinde bir ideolojik birlikten sözetmenin de bir anlamı kalmaz. Bu durumda bir öncü partiden sözetmenin ise zaten hiçbir olanağı kalmaz. Parti, varlık koşulunu ve somut anlamını, ideolojik birliği örgütsel birlikle tamamlamada, onda maddileştirip somutlamada bulur. Parti, gücünü saflarındaki ideolojik ve örgütsel birlikten, bu birliğin somut ifadesi ve göstergesi olan disiplininden alır.
Lenin, partiyi “proletaryanın sınıf birliğinin en yüksek biçimi” olarak tanımlar. Bu, parti örgütünün de proletaryanın sınıf örgütlenmesinin en yüksek biçimi olduğu anlamına gelir. Parti sınıfın öncü örgütlenmesi, onun yönetici çekirdeğidir. Böyle olunca, sınıfın en ileri, en gelişmiş, devrimci sınıf bilinciyle donanmış öğelerini kapsar. Lenin, Komünist Enternasyonal İkinci Kongresi’nde, parti ile sınıf arasındaki bu ayrımı, bu tür bir ayrımın ürünü olan öncü parti ile onun sınıfa ve sömürülen yığınların geniş kesimlerine önderlik edebilme yeteneği arasındaki ilişkiyi şöyle ortaya koymaktadır:
“Kapitalizm üzerinde zafer, yönetici komünist parti, devrimci sınıf, yani proletarya ve yığın, yani emekçiler ve sömürülenlerin tümü arasında doğru ilişkiler kurulmasını gerektirir. Yalnızca komünist parti, eğer gerçekten devrimci sınıfın öncüsü ise, eğer saflarında bu sınıfın en iyi temsilcilerini barındırıyorsa, eğer tamamıyla bilinçli ve özverili, direngen bir devrimci savaşım deneyimi ile yetişip çelikleşmiş komünistlerden bileşmiş bulunuyorsa, eğer bu parti kendi sınıfının tüm yaşamına ve, onun aracılığıyla, tüm sömürülenler yığınına çözülmez bir biçimde bağlanmayı ve bu sınıf ile bu yığına mutlak bir güven esinlemeyi biliyorsa -kapitalizmin bütün güçlerine karşı en gözüpek ve en amansız sonal savaşımda, yalnızca böyle bir parti proletaryayı yönetmeye yeteneklidir.”
Örgüt yalnızca bir araçtır ve bir araç olarak amaca uygun olmak zorundadır. Amaca uygunluk herşeyden önce örgütün ideolojik temelinde ve sınıfsal yapısında anlamını bulur. Marksist ideolojik kimlik ve proleter sınıfsal temel, parti örgütünün amaca uygunluğunun olmazsa olmaz koşullarıdır. Ama amaca bu uygunluk, kendini aynı zamanda örgütün varoluş biçiminde de gösterebilmelidir. Komünistler, Lenin’in parti düşüncesi ve Bolşevik deneyimin en ileri ve olgun sonuçları temeli üzerinde, partinin varoluş sorununu konuya ilişkin temel metinlerinde iki boyutlu olarak ele aldılar. Bunlardan ilki düzen karşısında, ikincisi ise sınıf içinde konumlanıştır.
Bunlardan ilki hakkında söylediklerimizin özü şöyledir: “İdeolojik kimliği, sınıfsal konumu ve tarihsel-siyasal amaçlarıyla proletaryanın sınıf partisi, kurulu düzen karşısında ihtilalci bir konumdadır ve varoluş biçimi de buna uygun olmak zorundadır. Partinin ihtilalci esaslara dayalı illegal örgütlenme ihtiyacı buradan doğmaktadır. Parti örgütlenmesinin tek ve mutlak varoluş biçimi olmamakla birlikte, illegalite, temel ve ilkesel önemde bir sorundur. İllegalite sorununun özü, düzenin hukuksal çerçevesi içine sığıp sığmamak değil, bizzat düzenin içine sığamamaktır.” (Parti: Proletaryanın Devrimci Öncüsü, Mart 1991, Bkz, Partileşme Süreci-1, s.69, Eksen Yayıncılık-Red...)
Çarlık otokrasisi koşullarında her zaman illegal bir örgütsel temele sahip olmuş Bolşevizm'in illegalite konusundaki aşırı ilkesel titizliğini görebilmek için, tasfiyeciliğe ve örgütsel yansıması olan legalizme karşı verilen çok yönlü kesintisiz mücadeleye bakmak yeterlidir. Fakat Bolşevizm'in bu alandaki tutumunu salt Rusya’nın siyasal özgürlükten yoksun otokratik koşulları ile ilişkilendirenlere Lenin’in Komünist Enternasyonal İkinci Kongresi’ndeki tezlerini kanıt gösterebiliriz. Bu tezlerde, “yasal çalışma ile yasadışı çalışmayı birleştirme mutlak zorunluluğu”nu ilkesel önemde gören Lenin, sorunu şöyle ortaya koymaktadır:
“Bütün ülkelerde, hatta en özgür, en ‘yasalcı’ ve en ‘barışçıl’, yani sınıflar savaşımının en az keskin olduğu ülkelerde bile, her komünist parti için yasal çalışma ile yasadışı çalışmayı, yasal örgütlenme ile yasadışı örgütlenmeyi sistemli biçimde birleştirmeyi kesinlikle zorunlu olarak görme zamanı gelmiştir.”
Komünistlerin parti örgütlenmesinin varoluş biçimine ilişkin ikinci temel nokta hakkında söylediklerinin özü ise şöyledir:
“Parti örgütünün sınıf içinde varoluş biçimi ise, fabrika hücreleri temeline dayalı bir parti örgütlenmesi temel leninist düşüncesinde ifadesini bulur. Parti sosyalizm ile sınıf hareketinin birliği ise, fabrika hücreleri temeline dayalı bir parti örgütlenmesi de bu birleşmenin temel ve tarihsel amaçlara, herşeyden önce iktidarı ele geçirme amacına, en uygun örgütsel gerçekleşme biçimidir. Tarihsel deneyim, parti örgütlenmesinin sınıf bünyesindeki bu varoluş biçimiyle onun ihtilalci niteliği ve hareket kabiliyeti arasındaki kopmaz ilişkiyi bütün açıklığı ile göstermiştir.”(age, s. 70-Red...)
Bu aynı konuda ise, Lenin’in, partinin işçi kitleleriyle sımsıkı bağlar kurması zorunluluğuna, buna ulaşmak için de partinin fabrika hücreleri temeline oturmasına ilişkin temel düşüncesinin en veciz ifadesi olan “her fabrika bizim kalemiz olmalı” sözlerini hatırlatmakla yetiniyoruz.
Komünist partisi gücünü saflarındaki ideolojik ve örgütsel birlikten, bu birliğin somut ifadesi olan disiplininden alır demiştik. Proletarya partisinde disiplin, ideolojik ve örgütsel birliğin hayati bir etkeni, partinin önderlik fonksiyonunun, savaşma gücü ve kapasitesinin zorunlu bir koşuludur. Bolşevik Partisi'ni karakterize eden en temel özelliklerden birisinin onun “demirden disiplin”i olması bu açıdan rastlantı değildir. Bolşevik Partisi, verimli bir iç demokrasiyi katı ve sağlam bir disiplinle birleştirmeyi başarabilen bir parti oldu. Lenin’in önemle altını çizdiği gibi, bunu onun sağlam marksist ideolojik temelinden ve proleter kitlelerle kurduğu güçlü bağlardan ayrı düşünmek mümkün değildir.
Güçlü, örgütlü, deneyimli ve amansız bir sınıf olan burjuvaziye karşı mücadelesinde proletaryaya ve emekçi yığınlara önderlik etmek iddiasındaki bir parti, saflarında sağlam bir disiplin anlayışı ve uygulamasını egemen kılmadan bu misyonunu gerçekleştirme başarısı gösteremez. Lenin, üç Rus devriminin toplam deneyimi üzerinden, “proletaryanın mutlak merkeziyetçiliği ve sınıf disiplininin burjuvazi üzerindeki zaferinin temel bir koşulu olduğunu” söyler ve sayısız kereler, bu disiplinde en ufak bir gevşeme ya da zayıflamayı, proletaryayı burjuvaziye karşı mücadelede silahsızlandırma girişimi sayar.
Elbetteki proletarya partisinde disiplin, körükörüne olmak bir yana, yine Lenin’in sözleriyle, “düşünce ve bilincin en yüksek düzeyi”ne dayanır. Bu düşünce ve bilinç, proletarya devriminin ve komünist partisinin çıkarlarını herşeyin üzerinde tutmada ifadesini bulur. Bu temel üzerinde daha somut olarak ise proletarya partisinde disiplin, Lenin’in sözleriyle, şu anlama gelir:
Eylemde birlik, tartışma ve eleştiride özgürlük: İşte biz disiplini böyle tanımlıyoruz. Öncü sınıfın demokratik partisine layık olan biricik disiplin de budur. İşçi sınıfının gücü örgütlenmesinde yatar. Kitlelerin örgütü yoksa, proletarya bir hiçtir; örgütlüyse de herşeydir. Örgüt demek, eylem birliği, bütün pratik çalışmada birlik demektir.”
Parti disiplini, iç tartışma ve eleştiriyi dışlamak bir yana, güçlü ve bilinçli bir disiplin anlayışı ve uygulamasının önkoşulu olarak varsayar: “Ancak yetkili organlar bir kez karara vardıktan sonra, biz bütün Parti üyeleri, tek bir adam gibi davranırız” (Lenin). Disiplin sorununun asıl özü ve kritik anlamı, işte burada, bir kez sonuca varılıp karar alındıktan sonra, uygulamada bütün parti üyelerinin “tek bir adam”mış gibi davranabilmelerinde yatmaktadır.
Proletarya partisinde disiplinin önemi, anlamı, gerçekleşme şekli üzerine çok şey söylenebilir. Gelgelelim bu soruna açıklık getirmekle birlikte sorunun pratikte çözümünün taşıdığı güçlüğü herhangi bir biçimde ortadan kaldırmaz. Sorunun pratik çözümü zorlu, sabırlı ve uzun süreli bir mücadeleyi ve deneyimi gerektirir. Lenin’in bizzat Bolşevizm deneyiminden hareketle ve soruna ilişkin kolaycı ve hayalci eğilimleri eleştirirken söyledikleri olağanüstü bir önem ve derinlik taşımaktadır. Bu nedenle onları burada olduğu gibi yinelemeyi yararlı buluyoruz:
“Ortaya çıkan ilk sorular şunlardır: Proletaryanın devrimci partisinin disiplini nasıl korunmaktadır? Nasıl denetlenmektedir? Nasıl güçlendirilmektedir? Önce, proletarya öncüsünün sınıf bilinciyle ve onun kendini devrime adamasıyla, onun sağlamlığı, özverisi ve kahramanlığıyla. İkincisi, çalışan insanların en geniş yığınlarıyla, başta proletarya ile, ama aynı zamanda çalışan insanların proleter olmayan yığınlarıyla belirli ölçüde bağ kurma, en yakın ilişkiler sürdürme, ve -eğer dilerseniz- onların içinde erime yeteneğiyle. Üçüncüsü, bu öncü tarafından uygulanan siyasal önderliğin doğruluğuyla, geniş yığınların, doğru olduklarını kendi öz deneyimleriyle görmeleri kaydıyla, siyasal strateji ve taktiklerinin doğruluğuyla. Bu koşullar olmaksızın, görevi burjuvaziyi devirmek ve toplumun tümünü değiştirmek olan gerçekten ileri sınıfın partisi olma yeteneğindeki bir partide, disiplin sağlanamaz. Bu koşullar olmaksızın, disiplini yerleştirmek için yapılan bütün girişimler, kaçınılmaz olarak başarısızlığa uğrar ve laf ebeliği ve soytarılıkla sonuçlanır. Öte yandan, bu koşullar birden ortaya çıkmaz. Bunlar ancak uzun çaba ve çetin deneyimlerle yaratılırlar. Bunların yaratılması, bir dogma olmayan, ancak son biçimini gerçek yığın hareketinin ve gerçek devrimci bir hareketin pratik eylemiyle yakın ilişkisi içinde alan, doğru devrimci teoriyle kolaylaştırılır.” (“Sol” Komünizm...)
***
Bolşevizm'in deneyiminden hareketle, proletarya partisinin ideolojik kimliği ile örgütsel kimliğinin yanısıra sınıfsal kimliğini de ayrı bir bölüm olarak ele alıp irdeleme yoluna gidebilirdik. Fakat halkçılığa karşı on yılı bulan ideolojik mücadele süreci içerisinde bunu o kadar çok yaptık ve bizzat Lenin’den ve Bolşevizm'in tarihsel deneyiminden bu konuda öylesine çok yararlandık ki artık yeni bir yinelemeyi gerekli görmüyoruz.
Burada şu kadarını söyleyebiliriz: Siyasal ve örgütsel varlığını bütün bir devrim öncesi dönem boyunca neredeyse yalnızca proletaryaya dayandıran ve saflarını sürekli olarak proletaryadan gelme sınıf bilinçli işçilerle besleyen Bolşevik Partisi, bu anlamda tarihin gördüğü en proleter partidir de aynı zamanda. Rusya gibi sanayi proletaryasının toplumun yalnızca küçük bir azınlığını oluşturduğu bir ülkede, kendine yaşam alanı olarak neredeyse tamamen bu sınıfı seçen Bolşevik Partisi'nin bu pratiği, partinin sınıf kimliği konusundaki açık leninist bilincin bir yansımasıdır.
Kasım 1997
(Ekim, Sayı: 180-182,
Partileşme Süreci-1, s.9-23, Eksen Yayıncılık)
(Sosyalizm için Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/43, 6 Kasım 2009)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-08-2009, 10:15 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Ne Yapmalı

“Kağıt parçaları”ndan yansıyan kokuşmuş düzen gerçeği / KB



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ortaya çıktığı gün “kağıt parçası” dediği, kısaca darbeye hazırlık veya olası bir darbe için eylem planı olarak da adlandırılabilecek belgeyle ilgili mektubun ayrıntıları ortaya çıktı. Artık herkes biliyor ki, “kağıt parçası” Genelkurmay’ın resmi belgesidir. Anlaşılıyor ki, bu belgenin fotokopisi Haziran ayında ilk kez ortaya çıktığında, kapsamlı bir delil karartma operasyonuna girişilmiş, belgenin fotokopisi ortaya çıktığında buna “kağıt parçası” diyen Genelkurmay Başkanı halka yalan söylemiştir!

Adli Tıp, ordu içinde hazırlandığı belirtilen “AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı”nın orijinalinde yer alan imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğunu söyledi. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gelen bir ihbarda yer alan ve tartışma konusu belgenin orijinali olduğu iddia edilen metni Adli Tıp’a gönderdi. Adli Tıp Kurumu, 19 Ekim’de verdiği raporda, Çiçek’in imzasının belgedeki imzayla uyuştuğunu belirledi.
Bilindiği üzere, söz konusu plan Ergenekon davasında yargılanan eski subay Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada ele geçirilmişti. TSK’nın sözkonusu bu “psikolojik harp planı”nda, AKP içindeki ajanların harekete geçirilmesinden Ergenekon sanığı subayların savunulmasına, “milliyetçi partiler”in tabanlarının genişletilebilmesi için Yunanistan ve Ermenistan’la ilgili “tepki” uyandıracak haberlerin hazırlanmasına kadar bir dizi “kara propaganda”dan söz ediliyordu. Planın ilgi çeken yanlarından birisini de hedefteki kişilere nasıl suç yüklenebileceğiyle ilgili bazı “komplo” planlarının hazırlanması oluşturuyor, icra edilecek faaliyetlerin “dost” ve “düşman” kavramları üzerinden yerine getirilmesi öngörülüyordu.
“İrtica İle Mücadele Eylem Planı”nın “ıslak imzalı” orijinal belgesini Ergenekon savcılarına gönderen muvazzaf subayın, 5 sayfalık mektubunda “cunta”yı da ihbar ettiği, belgenin kamuoyuna yansımasının ardından, üst rütbeli askerler ve uzmanlar gözetiminde belge ve bilgilerin nasıl temizlendiğini anlattığı söyleniyor.
Belgenin basına sızmasının ardından Genelkurmay’daki imha operasyonu da ihbar mektubunda şöyle ifade ediliyor: “Eylem planının basında çıkacağı bilgisi Genelkurmay’a aynı gün sabaha karşı 04.30’da ulaştı. Önce planı hazırlayan Bilgi Destek Dairesi temizlendi. Kullanılan 6 bilgisayar silindi. Sonra 34 bilgisayar da özel programlarla tam 35 kez silindi. Bilgisayar temizliğine Org. Ergin Saygun’un özel sekreteri Kurmay Albay Uğur Berksun nezaret etti. Temizliği gerçekleştirenlerin adları ve silinen bilgisayarların numaraları mevcut.”
Mektupta, “İrtica İle Mücadele Eylem Planı”nın emir komuta zinciri içerisinde nasıl hazırlandığından ordu içerisindeki cuntanın halen devam eden faaliyetlerine kadar birçok konuda önemli bilgilere yer veriliyor. İhbar mektubunda, TSK içindeki cunta ve etkinlikleri şöyle anlatılıyor: “Gayri hukuki çalışmalar, TSK içindeki cunta yapılanmasının kilit isimlerinden olan Org. Hasan Iğsız’ın Genelkurmay 2. başkanlığında hız kazanarak devam etti. Iğsız, doğrudan netice alınabilecek bir eylem planı hazırlanmasını emretti.” Iğsız’ın emriyle, İrtica Eylem Planı’nın, Korg. Mehmet Eröz ve Tümg. Mustafa Bakıcı’nın katkılarıyla, Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı mektupta yer alıyor.
Belge basında yer alır almaz aslını gizlice dosyalandığı klasörden aldığını iddia eden ihbarcı, “Belgenin aslının yerinde olmadığı anlaşılınca önce bir kriz yaşandı. Ancak daha sonra belgenin ele geçirilmesinden korkan biri tarafından imha edildiği görüşü benimsendi. Nitekim İlker Başbuğ belgenin aslının imha edildiğine kanaat getirdikten sonra açıklama yaptı” dedi.
Öte yandan Genelkurmay’ı kızdıran ve köşeye sıkıştıran “kağıt parçaları” çoğalıyor. Subayın yolladığı ihbar mektubunun elindeki ikinci bir plan yeni tartışma başlattı. “İrticayla mücadele eylem planı”nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon savcılarına gönderilen eklerinde yer alan “Bilgi Destek Planı” da ortaya çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler’in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye’nin durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor.
Son sayfasında ‘Genelkurmay Başkanı’nın emriyle ibaresi bulunan belgede 22 Temmuz seçimlerinin Türkiye’nin ılımlı İslam’a dönüştürülmesi gayretleri bakımından milat olduğu öne sürülürken TSK’ya duyulan güvenin de azaldığı belirtiliyor.
Belgede dikkat çekici bölümlerden bir diğeri ise, DTP’ye ayrılan bölüm. DTP’nin Meclis’e girmesinin talihsizlik olduğu belirtilerek, “DTP’nin sıkıntıları istismar edilmeli. Kamuoyu baskısı yaratılmalı” deniyor. DTP’nin bitirilmesi için madde madde “önerilere” yer veriliyor:
(a) DTP’nin, TSK tarafından terörist olarak görüldüğünü ve herhangi bir şekilde muhatap kabul edilmeyeceğini üst düzey bir açıklama ile ilan etmek.
(b) Terörü bu şekilde destekledikleri müddetçe demokratik olarak herhangi bir ilerleme sağlayamayacaklarını ve bu suretle esas olarak temsil ettiklerini iddia ettikleri kişilere zarar verecekleri mesajını yaymak.
(c) Bu suretle ‘bugüne kadar ki kazanımlardan taviz vermeyin, yumuşamayın’ diyen Kandil ile ‘terörden bir fayda gelmez, teröristleri desteklemeyin vazgeçin’ diyen başta AB olmak üzere Kandil karşıtı çevrelerin arasında sıkışıp kalmalarına yol açmak,
(ç) Irak’ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında ‘rahatsız etmek’, bu suretle de PKK’ya yardım ettikleri ve destek sağladıkları müddetçe bu rahatsızlığın devam edeceği mesajını vermek,
(d) PKK’nın eylemlerinin, işadamlarının bölgede yatırım yapmamalarına yol açması, iş makinelerini, yolları, köprüleri tahrip ederek bölgeye hizmet götürülmesine mani olması gibi sonuçları ile bölge halkına daha da zarar verdiği gibi söylemlerin yaygınlaştırılarak bölge halkının teröristlere sağladığı desteğin azaltılmasına çalışılabileceği düşünülmektedir.”
Belgelerin gün yüzüne çıkmasının ardından açıklama yapan Genelkurmay’ın hedefi ise belgeleri hazırlayanlar değil sızdıranlar ve yayınlayanlar oldu. Belgelere ilişkin soruşturma ise yasalara rağmen sivil değil askeri mahkemelerde yürütülüyor. Askeri savcılıklar ise gündemi alt üst eden belgelerle ilgi takipsizlik kararı veriyorlar.
Başbakan Erdoğan, Pakistan gezisinde “İrtica Eylem Planı”yla ilgili “Dönünce görüşeceğiz TSK bu lekeyi kaldıramaz” açıklaması yaptı. Görüşme gerçekleşti, fakat görüşme sonucu ortaya “uzlaşma” çıktı. Görüşmenin ardından yapılan açıklamada eylem planına ilişkin soruşturma sürecinin “adlî ve askerî yargı makamları tarafından kendi görev ve yetki alanları kapsamında yürütüldüğü” belirtildi. “Süreç bitene kadar kişi ve kurumların hedef alınmaması” istendi. Ne belgede adı geçen Orgeneral Hasan Iğsız görevden alındı ne de Başbuğ’un görevden alınması gündeme geldi. Hatta AKP hükümetinin büyük bir gürültü eşliğinde çıkardığı askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması konusu bile gündeme gelmedi.
Düzen cephesinde, konuya ilişkin tarafların düzen içi saflaşmadaki konumlarına göre yorumları da değişmektedir. Belge kimilerine göre, tıkanan “Kürt açılımı” gündeminin üstünü örtme gayretleri, kimilerine göre ise orduyu yıpratma kampanyasının bir parçası vb.
Açıktır ki artık herhangi bir “kağıt parçası” olmadığı kesinleşen belge, kitabına uygun yazılmış psikolojik bir savaş planıdır. Bu, işçi sınıfı ve emekçi kitlelere, Kürt halkına ve devrimci harekete yönelik döne döne uygulamaya konulan onlarca psikolojik savaş planlarından biridir. Bunun öncekilerden farkı, hedefe konulanların bu kez düzen içi güçler olmasıdır. Amaç ise düzen içi egemenlik mücadelesinde daha uygun bir konum elde etmektir. Bunun için rakibine yönelik bir operasyona zemin hazırlamak veya onu yıpratmaktır. Fakat unutulmamalıdır ki, mevcut dalaşma burjuva sınıf düzeninin kendi iç dalaşmasıdır. Bu temelde, iktidarda etkin bir yer tutmak, bunu da sömürü ve yağmadan daha etkin pay elde etmek doğrultusunda kullanma kavgasıdır. Taraflar işçi sınıfı ve emekçilere karşı aynı cephededirler ve olayların her zaman açıkça gösterdiği gibi bu konuda tek bir kuvvet gibi hareket etmektedirler.
(Sosyalizm için Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/43, 6 Kasım 2009)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
atislarla, catitmalari, sürüyor, yapmali.proletersalvo, yapmalı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
nasıl yapmalı heniyebover Dünya üzerinde devrim ve komünizm uğruna mücadelede düşenler,ölümsüzleşenler 0 07-13-2009 09:27 PM
Açılımlar üzerine düzen politikası , ne yapmalı Mahmut Halil CAN FELSEFE VE POLİTİKA 0 06-25-2009 09:53 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:46 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,