DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL GELİŞMELER VE SINIF TAVRI

GÜNCEL GELİŞMELER VE SINIF TAVRI Güncel gelişmeler konusunda sınıfın tutumu ve devrimci mücadele


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran
Cevaplar
27
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3115
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 11-20-2009, 06:52 PM   #21
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

AÇILIM � VE DERSİM KATLİAMI Teslim TÖRE Dersim Sadece Kanayan Yara Değil Henüz Dinmemiş Bir Acıdır da. Bu yazıya bir çocukluk anımla başlamak istiyorum. Kaç yaşımda olduğumu tam olarak bilmiyorum. Ancak, 1947- 48 yılları yani 7-8 yaşımdayken olabilir. Babam bir seferinde,Malatya dönüşünde eve bir kişi ile birlikte geldi. Bize �bu sizin Hasan amcanız, artık bizimle birlikte bizim evde yaşayacak� dedi. Uzun boylu, elleri ayakları iri, Türkçeyi iyi bilmeyen ama son derece insancıl, sevecen, anlatılmaz ölçüde fedakar adam gibi adam derler ya işte öyle. Ben ilk görüşte bile çok sevmiştim.
Akşam yemeğimizi yedik yatama vakti gelince yataklarımıza yattık. Yaz günüydü, yataklarımız evin kapısının önünde bahçedeki, sedirin üstünde seriliydi. Gecenin bir vaktinde Hasan Amcanın derin çığlıklarıyla yataktan fırladık. Babam koşup geldi, Hasan amcayı uyandırdı. Ona ne olduğunu sordu. Babamın sormasından ve �çocuklar çok korktu� demesinden sonra, nedenini anlattı. Böylece bizde Dersim katliamını, onu bütün acılarıyla yaşamış olan birisinden, acılarını paylaşarak öğrenmiş olduk.

Tabiî ki, Hasan amca, Dersim katliamının sadece bir bölümünü,kendisiyle ilgili olanı, yaşayarak gördüğü çok küçük bir kısmını biliyordu.

Hasan amca, sürü sahibi bir ailenin insanı. Ordu operasyona başlamadan önce,yapmış oldukları peynirleri satmaya götürmüş, satmış. Köye dönerken köyün yakının da bir derede, öldürülmüş bir çok insanın cesetleri ile karşılaşmış. Katırdan inip bakmış, ölenler arasında annesi ile bacısı da var. Bacısı uzun bölüklü. Bölükleri ılgıt ılgıt kan içinde. O anda �daye, Xange�(bacım anam) diye bağırmış. O günden beri gece uyku arasında hala onları görüyor ve �daye xange� diye çığlık çığlığa kalıyordu. Hasan amca onların başucunda ağlarken, iki asker Hasan amcayı görüp, ona ateş etmeye başlamışlar. Hasan amca dağa kaçmış. İki asker peşine düşmüşler. Hasan amcayı bir çok yerinde, kurşunla yaralamışlar.

İki askerden birisi, geri dönmüş ama diğeri Hasan amcayı kovalamaya devam etmiş. Bir yörebin üstünde Hasan amca, peşine düşen askerden kurtulmak için, askerin üzerine taşlar kayalar yuvalamış. Sonucu bilmiyor. Ne kadar kaldığını da bilmemekle birlikte uyandığında, bir mağarada yatmakta olduğu ve bir kara yılanın yaralarının kanını yaladığını görmüş. Kendine gelmiş, toparlanmış, bildik köylere doğru giderken yolda, kendir ipi ile bir birine bağlanarak kurşuna dizilmiş çokça toplu insan cesedi görmüş. Daha sonra kendisi gibi ölümden kurtulmuş olanlarla buluşmuş. Yaralarını emlemişler, sarmışlar. İyileştikten sonra da Malatya ya gelmiş. Malatya da bir kaç yıl çalıştıktan sonra babamla karşılaşmış. Babam onun bu durumunu öğrendikten sonra �gel bizim evde kal, aileden birisi olarak yaşarsın, ne zaman istersen gidebilirsin� diyerek eve getirmiş.

Ailede Dersim adı bile bir namus, onur, şeref, haysiyet gibi algılanır öyle değerlendirilirdi. O nedenle Hasan amca evde bir yabancı değil evin saygı değer bir ferdi gibi kabul gördü. Ama Hasan amca hep, �yemeyi içmeyi bırakacağım� diyordu. Yaşamaktan hiçbir tat ve haz almıyordu. Günün biride �gideceğim� dedi. Babam �gitme� dediyse de karalıydı. Israr edince babam para cüzdanını önüne koydu �ne kadar istiyorsan al� dedi. �Hayır almam� dedi. Baban zorla cebine biraz para koydu. Gitti. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum, ama bir süre sonra tekrar döndü. Ailecek çok sevindik. Ama o gideceğini söyledi ve tekrar gitti.

Babam eve sürekli Cumhuriyet Gazete si alıyordu. Arada ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gazetenin birindeki haberde, İstanbul da bir adamın� ben peygamberim, allahım� dediği için gözaltına alındığı yazıyordu. Resmine baktık bu Hasan amca idi. Aradan çok zaman geçti. Bir gün kapı çalındı, kapıyı açtım, karşımdaki Hasan amcaydı. Babam �hayır bu hasan değil� diyordu. Ben tanımıştım. Biz babamla böyle tartışırken O �evet ban Haşanım, ben imam Hüşeyin im� dedi. (Hasan amca �S� harfi yerine �Ş� harfini kullanıyordu) Gazetedeki resmi anımsamasaydım ben de tanımazdım.Çünkü o babayiğit adamın yerine beli ikiye bükülmüş, siyah sakallı otuz kırk kiloluk bir adam kalmıştı. Dediğini yapmış bırakmış yemeyi içmeyi, sonra bir ameliyatla midesinin önemli bölümünü almışlar.

Sadece günde birkaç bardak çay içerek yaşamını sürdürüyordu. Bizde bir ay kadar kaldı sadece günde üç bardak çay içiyordu. Köylüler ona evliya falan deyince ve tapmaya başlayınca tekrardan çekip gitti ve bir daha da dönmedi. Daha sonra öldüğünü duyduk.Hasan amcanın gücü katliamcılara yetmiyordu. Onun gücü ancak kendine yetiyordu. Çektiği acılara dayanamadı, kimseye de bir şey yapamadı. Kendine acı çektirdi ve acı çekerek de öldü. Onur Öymen doğru söylüyordu. Acımamışlardı, aldırmamışlardı anaların göz yaşlarına. Gözlerinin yaşına bakmadan, suçlu, suçsuz, yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk demeden önlerine gelenleri gaz bombaları, süngü ve mermilerle öldürmüşlerdi.

Sağ kalanların önemli bir bölümünü sürgün ettiler. Ölenlerin kız çocuklarını subaylara hizmetçi verdiler ve asimilasyona tabi tuttular. Zalimce uyguladıkları zulümle herkesin yüreğine öyle bir korku saldılar ki, hiç kimse korkusundan Dersim katliamdan söz etmedi. CHP�nin yönetmiş olduğu devlet, onur Öymen�in �biz biliyoruz ama açıklamıyoruz� dediği bütün belgeleri sakladı. Katliamlarının üzerine kalınca bir sünger çekti.
Söz konusu süngeri, yine katliamın öncü partisinden ve savunucularından olan CHP�li birisi kaldırdı. Yarayı kanattı, acıları yeniden depreştirdi ama her şeyin yeniden tartışılabileceği bir de ortam yarattı.Onur Öymen hükümetin �açılım� adı altında Kürt sorununu çözmek için başlatmış olduğu bir süreci, dumura uğratmak için Atatürk kalkanını kullandı. Ondan sonra olanlar oldu.
Bir Nüsubetin Açtığı Tarihin Kirli Sayfası

Altmışlı yetmişli yıllarda solcular, sosyalistler Dersim�den çok söz etmişlerdi. Yayın organlarında, Dersimle ilgili bir çok yazı belge vb. yayınlamışlardı. Dersim üzerine ağıtlar yakmış, türküler söylemişlerdi. Ama Dersim sorunu toplumun gündemine sokamamışlardı. Hatta Türk halkının büyük bir çoğunluğu, �Tunceli� denen şehrin esas isminin Dersim olduğunu da, 1937- 38 de Dersimde nelerin olup bittiğini de bilmiyordu. Belli tahminler olsa da, bir çok insan, Dersim katliamının Atatürk�ün emri, CHP� nin politik öncülüğünde yapıldığının bilincinde değildi. Dersimde işlenmiş olan cinayet, katliam, akıl almaz zulüm, imha, sürgün ve asimülasyon politikası ile Dersimi, Kürtleri, Alevileri imha ve inkara yönelmişlerdi.
Onur Öymen�in sayesinde, o zaman küçük yaşta olan, asimülasyon amacıyla subayların yanına verilen kız çocukları şimdi yetmiş ve civarında yaşlarında kadınlar olarak TV kanallarına çıkıp, yaşamış oldukları, insanlık dışı zulmü, aynı acıları hissederek, dramatik bir şekilde anlatıyorlar. Onur Öymen�in sayesinde Dersim�in kanlı sayfası sadece Türkiye de tartışmaya açılmadı. Türkiye�nin sınırları dışına da taştı. AP� na (Avrupa Parlamentosu) taşındı. Bu konuyla ilgili olarak özel oturum yapıldı. Zamanın tanıkları bütün dünyanın gözü önünde olan bitenleri anlatarak, teşhir ettiler. Dersimin kanlı sayfasıyla birlikte CHP�nin kirli yüzünü de dünya aleme gösterdiler. Dolaysıyla Dersim katliamı, Dersimliler, Kürtler, Alevilerle sırırlı kalmadı bütün dünya ya mal oldu
Söz konusu nüsubet, tarihin kirli bir sayfasını açmakla kalmadı. CHP�nin konunun önemini kavramasını da sağladı.
�Açılım� kavramı, bir çok kişi nezdinde mecazi bir anlama bürünmeye başlamışken, TBMM� ne taşınması ve CHP genel başkan yardımcısı Onur Öymen� in yapmış olduğu önemli bir katkı! ile farklı bir boyut kazandı. Dolaysıyla CHP de �açılım�ın önemini kavramış oldu. Deniz Baykal, şimdiye kadar �APO ve PKK ile işbirliği yapıyor, ülkeyi bölüyor� vb. gibi yüzeysel, sığ, gerçek dışı değerlendirmelerde bulunuyordu. Onur Öymen�in açılıma yapmış olduğu katkıdan sonra, Baykal �açılım� planının, devletin, ideolojisini, kurumlarını ve bir bütün olarak yapısını değiştirmeye yönelik olduğunu söyledi. Ama bir eksikle işin farkına varabildi. Oda CHP�nin bitirilmesine de yönelik olduğu gerçeği

Devletin eski yapısı ve ideolojisi, bir komplike planla �açılım� eşliğinde etkisiz hale getiriliyor ve iç başkalaşım yaşatılıyor. Önceki devlet yapısının en güçlü öğesi, �derin devlet� denen, binlerce faili meçhul cinayetin sahibi terörist, faşist Ergenekon yapılanmasıydı. Söz konusu plan gereği ,önce devletin bu vurucu gücü etkisizleştirildi. Onu hemen izleyen süreçte orduya yönelindi. Cunta ve bu amaca yönelik olarak yapılmış olan gizli planlar deşifre edildi. Cuntaya ön gelen süreci hazırlamak amacıyla yer altına saklanmış olan silahlar gün yüzüne çıkartılarak, ordu töhmet altında bırakıldı. Dolaysıyla da cunta yapma yeteneğinden yoksun kılındı. Ordunun tümden ele geçirilmesi belli bir zaman alacağa benziyor.


Ama ordunun tek korkutan yanı cunta yapma gücünün, bilgi birikimi ve pratiğinin olmasıydı. Bu durumda, artık öyle bir girişimde bulunmasının çok zor olduğu açık. Çükü, dış dinamizm tarafından Genel Kurmay�ın en önemli kurumları içinde orduyu de şifre eden mekanizmalar oluşturulmuş. Genel Kurmay�a rağmen en gizili belgeleri dışarıya sızdırıyorlar. Bu yapıdaki bir ordu zor cunta yapabilir. O nedenle şimdilik eski devlet yapısını korkusuzca imhaya devam ediyorlar.

Orduyla birlikte, adalet mekanizmasına da vuruldu ve felç duruma sokuldu.Belli bir süre sonra oda tümüyle etkisiz hale getirilecek gibi. Zaten daha önce Milli Eğitim, polis teşkilatı, TRT, Sağlık vb. gibi bütün devlet kurumları Kemalist ideolojiden ve Kemalist devlet anlayışından arındırılmıştı. Yakında Adalet mekanizması da diğer devlet kurumları konumuna getirileceğe benziyor.
Artık CHP de imha planı alanına girmiştir. CHP günlük ve kısa vadeli basit hesaplar peşinden koşarken, dış dinamikler tarafından yapılan �açılım� planı uzun vadeli ve geniş kapsamlı bir politika ile, CHP�yi kapana sıkıştırmış durumda. Ancak CHP kapana yakalandıktan sonra planın farkına varabildi.

�Açılım� planının, seçimleri ve sonrasını da kapsayacak kapasitede olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. O nedenle Onur Öymen, Mustafa Kemali savunmak adına, Dersim katliamını örnek gösterip �sizde böyle yapın� demeye getirmesinin üzerine balıklama atıldılar. AKP, bu bağlamdan hareketle CHP�nin kendilerine,� Kürtlere katliam yapmayı� önerdiğini kamu oyu önünde açıklayarak propagandaya başladı. Bu yetmedi, Hükümet yanlısı bütün medya bu konuyu çok detaylı bir şekilde işlemeye devam ediyor. Yakında devletin arşivinden, CHP�nin ipliğini pazara çıkartmak için, Dersimle ilgili ğizli belgelerin basına sızması fazla sürpriz sayılmaz
Gelinen noktada, CHP hem içte hem dışta önemli sorunlarla yüz yüze kalacaktır. İçte, Kürtler, Dersimliler ve Alevilerle yaşanacak sorunların yanında, Komşu ülkelerle �sıfır� sorun politikasının yaratmış olduğu barışçı gelişmeler de CHP�yi kıskaca alacaktır. Sorunu sürece yayma politikası, bu argümanların seçime kadar devam ettireceklerini gösteriyor. Belirtmek gerekir ki, bir dizi devlet ve iktidar yanlısı medyada, sürekli bir şekilde barıştan, iyi komşuluktan söz edilip, bu temelde ideolojik, politik bilinç verilmesi sağlanırsa milliyetçi, şoven ideolojinin de etkisinin kırılması kaçınılmaz olur. Kuşkusuz Türkiye de her zaman �Türkün Türk�ten başka dostu yoktur� diyen savaş yanlısı, şoven bir kesim olacaktır. Bu tiplerin yerinin daha çok MHP olacağı belli. O nedenle şovenizmin zayıflamasından en çok CHP zarar görecek, oy kaybına uğrayacaktır.
Şeriat Gelmiyor Toplum Dindarlaşmıyor Kapitalistleşiyor

Sünni İslam ideolojisi, eskiden bütün gücü ile, Alevilere düşmanlık ederken şimdi bir arada dostça yaşama teorileri geliştiriyor. Onur Öymen�in Dersim katliamı ile ilgili olarak övücü sözler söylemesinden sonra Zaman ve diğer din temelinde yayın yapan basın ve medya da çok ilginç yazılar yazıldı, yorumlar yapıldı. Bu konuda yazılan yazılar ve söylemlerin politik bir amaçla yazılmış ve söylenmiş olması düşünülebilir. Belki önemli ölçüde öyledir de. Öyle de olsa, Türkiye de politika yapma tarzının değiştiğini, şeriat gelecek diye CHP�nin kuyruğuna yapışmanın bir anlamının kalmadığını artık görmek gerekir.

Hiç kimseye değilse bile global kapitalizme inanmak lazım. Global Kapitalizm kutsal hiçbir şey bırakmaz, bütün kutsal şeyleri paraya tahvil eder ve ediyor.. Buna Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi bütün dinler dahildir. Türkiye de kapitalizm uzun süredir, İslam�ı değerlendirdi. Ama artık İslam kapitalistleşti. Başka bir anlatımla, Türkiye İslam toplumu kapitalist toplum konumuna geldi.

İslam önceleri feodal bir konumdaydı. İslamın feodal döneminde, Müslüman insan günahtan korkar günah işlememek için gerekeni yapardı ve günah olur diye yalan söylemezdi. Kapitalizm döneminin İslam ı, �çoluk çocuğunu geçindirmek muhannete muhtaç olmamak için� yalan söylemeyi mubah gören bir İslam dır. Yapılan kamuoyu yoklamalarında Türkiye de �dindarlığın� yaygınlaştığı belirlemesi yapılıyor. Ama dini vecibelerini yerine getirmeyen bir dindarlık! Yani sahte bir dindarlık. Besbelli, �dindarlık� sözcüğü samimi bir feodal İslam inancıyla söylenmiyor. Dindar bildikleri sistemden yararlanmak için burjuva ve küçük burjuva sahteliği ile söylenen bir dindarlık söylemi.
Böylesi bir İslam asla şeriat istemez. Kapitalizm altında, şeriat gelecek korkusu sadece bir aldatmacadan ibarettir. Şeriat feodalizmin bir sistemidir. Özellikle de Türkiye gibi, NATO üyesi, global kapitalizmin iliklerine kadar işlemiş bağımlı hale getirmiş, AB üyesi olma sürecine girmiş bir ülkeye şeriatın getirilebileceğine inanmak büyük bir saflık olur.

Alevi toplumu, toplumsal ilerlemeye önemli ivme katacak bir dinamizme sahip

Aleviler kendi gücünün farkında olmadığı için bu tür aldatmacalardan korkuyorlar. Alevilerden başka her kes Alevilerin gücünü biliyor ve Alevilerden faydalanıyor. Ulusal kurtuluşta, Mustafa Kemal, Alevilerle ittifak yaptı. Mecliste hilafet yanlılarına karşı en büyük desteği Alevilerden aldı. �Biz buraya taşınmaya değil ölmeye geldik� diyen Diyab Ağa Mustafa Kemal için büyük bir destekti. Kurtuluş savaşında Aleviler, hem savaş cephesinde hem de yönetim mekanizması olan parlamentoda yer alıp onurluca bir mücadele verdi. Laikliğin Cumhuriyetin temel taşlarından birisi haline gelmesine de Alevilerin belirleyici katkısı oldu.
Ama Aleviler bu gücünün bilincine bir türlü vararak, kendi özel ve tüzel kişiliklerini geliştiremediler. Mustafa Kemal Alevilerin bu gücünü kendi amaçları için fevkalade kullandı. Aynı Mustafa kemal, hiç tereddüt etmeden, kimseyle müzakere bile yapmadan (Onur Öymen�in övgüyle söz ettiği gibi ) Dersim�in imha emrini verebildi. Ordu ve CHP de aynı politikayı uyguladı. Ordu sıkıştıkça, Alevilere �şeriat geliyor� diyerek desteğini almaya çalışıyor. Aynı şeyi onlarca yıldır CHP yapıyor. Yeri geldiğinde en adi saygısızlığı yaparak, Dersimlilere ve Alevilere düşmanca tavır takınmaktan geri durmuyorlar.

Başta aleviler olmak üzere ,Türkiye toplumunun giderek bunu bilince çıkartması gerekir. CHP yıllardır sözüm ona �şeriattan� korumak, �laikliği� savunmak adına Alevileri, peşine takmış, oylarını alarak idare�i maslahat ediyordu. Artık yolun sonuna gelindi.

Aleviler CHP�nin kuyruğundan kopmak, kendi tüzel ve özel kişiliğini yaratmak, CHP�ye AKP�ye ve bütün düzen partilerine bir rest çekmek konumuna geldi. Alevilerin Türkiye de hiç kimsenin peşine takılmaya ihtiyacının olmadığı, kendilerinin toplumsal ve siyasal bir güç olduğu, yapılan yüz binlerin sokak eylemleri ile somutlaşıyor. Örgütlü ve kararlı bir gücün hiçbir zaman yenilmeyeceğinin kanıtı, yine yüz yıllardır, sisteme rağmen kendilerini idame ettiren Alevilerin kendisidir. Aleviler politize oldukça, politikanın inceliklerini öğrendikçe, sağlıklı bir dost düşman tasnifi yaptıkça geleceğin umut veren bir gücü olduğunu hem kendisi görecek hem de dost ve düşmanlarına gösterecektir. Dostları ve müttefiklerinin Türkiye solu ve Kürt halkı olduğunu Kurtuluşun dostlarıyla birlikte mümkün olacağını kendi benliğinde hissedecektir.

Teslim TÖRE
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-20-2009, 06:59 PM   #22
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

Kılıçdaroğlu Dersim'den Çark Etti

CHP'li Kılıçdaroğlu, parti sözcüsü Öymen'in Dersim Katliamı'nı savunan sözleriyle ilgili önce "Gereğini yapmalı"; sonra "O iş bitti", en son "CHP, yandaş medya ve AKP-DTP ittifakının saldırısı altında" dedi. DTP'li Demirtaş "Dersimlinin Dersim dosyasını kapatmaya çalışması trajik" dedi.
Ankara - BİA Haber Merkezi
20 Kasım 2009, Cuma




Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Tuncelili (Dersim) Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, partinin sözcüsü Onur Öymen'in Dersim Katliamı'nı savunan sözlerini eleştirmekten vazgeçtiğini gösterdi.
Öymen'in Meclis'teki konuşmasının ardından toplumun çeşitli kesimlerinden Öymen'in sözlerine tepkiler geldiğini söylemiş, "Gereği yapılmalıdır. Bunu yapacak olan da Sayın Öymen'dir" [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...].
Ancak daha sonra partinin başkanı Deniz Baykal'ın Merkez Yürütme Kurulu toplantısında Öymen'i savunması, bu konuyla ilgili CHP'ye yönelik bir "linç kampanyası başlatıldığını" söylemesinin ardından, Kılıçdaroğlu önce "Artık o iş bitti. Bizim misyonumuz partiyi zayıflatmak değil güçlendirmektir" diye konuştu. Dünkü (19 Kasım) yazılı açıklamasıyla da "CHP, yandaş medya ve AKP-DTP ittifakının haksız saldırısı altındadır. Irk ve din siyasetine odaklı AKP-DTP ittifakının gerçek yüzünü biz CHP'liler çok iyi biliyoruz" dedi.
Demirtaş: Dersimli Dersim dosyasını kapatmaya çalışıyor

Demokratik Toplum Partisi (DTP) Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, Kılıçdaroğlu'na bir açıklamayla yanıt verdi:
"Sayın Kılıçdaroğlu'na düşen şey, partimizi değil, katliamcı zihniyeti mahkum etmektir. Partimizi AKP ile ittifak içindeymiş gibi göstermek, herhalde Alevileri ve Kürtleri Dersim katliamı konusunda ikna edecek cümleler değildir. AKP ve CHP'nin aynı resmi ideolojiden beslendiği, birbirinin karşıtı değil besleyeni olduğu halkımızca iyi biliniyor. Dersim katliamı mantığının günümüzde bile sürdüğünü ifade etmek istiyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP'nin katliamları savunma ve uygulama konusunda yalnız olmadıklarını da hatırlatıyoruz. Bugün bu politikalar bizzat AKP eliyle yürütülmektedir. Gösterilerde öldürülen sivil vatandaşlar, kadınlar ve çocuklar bunun en açık göstergesidir."
Demirtaş, Dersim katliamı dosyasının bir kez daha kapatılmaya çalışılmasını ve bunun bizzat bir Dersim katliamı mağduru, Dersimli olan Kılıçdaroğlu eliyle yapılmasını tarihe geçecek bir trajedi olarak nitelediklerini belirtti.
CHP: Kılıçdaroğlu vatandaşların tepkisini yansıttı

Baykal Öymen'e sahip çıkarken "Bu olay giderek Sayın Öymen'in sözleri üzerinden CHP'ye yönelik bir linç kampanyasına dönüştürülmek isteniyor. Buna fırsat vermeyiz. Dersim olayları tarihin en trajik olaylarından biridir. Birilerinin rant elde etmek amacıyla bu yarayı kaşıması doğru değildir. Hiçbir CHP'linin Dersim'de yaşananları onaylaması düşünülemez" demişti.
CHP'nin toplantıya ilişkin resmi [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], Kılıçdaroğlu'nun ilk açıklaması "vatandaşların duyarlılıklarını ve tepkilerini yansıtma" olarak değerlendirildi; Öymen'in sözleri dolayısıyla özür dilediği bilgisi de yer aldı.
Öymen ne demişti?

Öymen, Meclis'teki "demokrasi açılımı" görüşmelerinde, "Analar ağlamadı mı diyorsunuz? Analar ağladı diye kimse terörle mücadeleyi bırakmaz. Dersim isyanında da analar ağladı ama hiç kimse mücadeleyi bırakmadı o dönem. Sizin esasen terörle mücadele etmeye cesaretiniz yok" diyerek hükümete [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]. (TK)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-20-2009, 07:05 PM   #23
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

Seyit Rıza...

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!..” (Seyit Rıza)
Seyid Rıza (1863) Dersim’in Lirtik köyünde doğdu. Ancak doğum tarihi kesin bilinmiyor. 1937’de idam edildiğinde, 75 yaşından küçük olmadığı 80’in üzerinde olduğu söylenir. İlerlemiş yaşı, yasalara göre idamına engeldir. Yaşı küçültülür ve öyle idam edilir. Seyit Rıza’nın bu yaş küçültme davasında şöyle bir olay yaşanır:



Muhundulu Seyit Uşen (Hüseyin Doğan), S. Rıza’nın yaşını belirleme davasında tanık olur. Tanık Seyit Rıza’nın yaşının (yaşının idamı sağlayan yaştan) küçük olduğunu söyler. Dava yargıcı, yaşı küçültülen Seyit Rıza’ya, tanık beyanına bir itirazının olup olmadığını sorunca, S. Rıza, işlemin bir formalite olduğunu anlar, yargıca şu düşündürücü yanıtı verir:

-Tanık, benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler ve yasa da bunu kabul ediyorsa, benim itirazım olmaz.

Seyit Rıza Dersim’in ileri gelenlerinden Seyid İbrahim’in oğludur. Seyid İbrahim eğitimini Nuri Dersimi’nin atalarından Mehmet Ali Efendi’den gördü. Seyid Rıza , Seyid İbrahim’in dört erkek çocuğunun en küçüğü idi. Babası onun, yetenek ve cesareti yanında bilgeliğini sezmiş olmalı ki aşiret yönetimini ona bırakır.

Seyid Rıza Şex Hesenan aşiretinin yukari Abbasan koluna mensupdu. Şex Hesenan aşiretinin atası Şex Hesen olduğu için aşireti de aynı isimle anılmıştır. Şex Hesen’in türbesi Malatya’nın Arapgir ilçesinin Gîkeyîk köyündedir.

Şex Hesen’in soy seceresi eskiden Baxsi Xan namında bir Kürd’e ulaşır. 13.yy.’da Güney'de Moğol saldırılarına uğraması nedeniyle Şex Hesen de birçok Kürd aşireti gibi Güney'den göç ederek Kuzey'e, Dêrsim bölgesine gelip yerleşmiş.

Şex Hesen Dêrsim’e vardığında Kalmemo Sîr’ın dergahına gelmiştir. Kalmemo Sîr’ın dergahında hizmetçilik yapan Şex Hesen gösterdiği zekilik ve güzel ahlaklığı ile Kalmemo Sîr’ın beğenisini sağlamış ve Kalmemo Sîr’ın Kince Sûr adındaki kızıyla evlenmiştir. Kalmam’da ailece çok büyüyen Şex Hesenan aşireti Kalmam’dan Lertîk mıntıkasına yerleşmişler.

Kürt’ler Seyid Rıza’ya Rızo, Rayber ve babasının oğlu anlamına gelen Lace Baboyı ünvanlarıyla seslenirlerdi. Babası Seyid İbrahim’in ölümünden sonra Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşti.
Yumuşak tavrı, bilge sözleri, olayları soğukkanlılıkla halledişi onun “Reyber” (yol gösteren) ve “Bava” (hikmet sahibi) rolünü yüceltir. Bu nedenle halk arasında; “Rıza Reyber” veya “Lace Bavi” gibi değişik isimlerle anılır. Kısa sürede, acılı yaşamın bu diyarında mistik umarın aranan simgesi olur. Ünlü aşiret reisi Diyab Ağa’nın kızı ile evlenmesi, güvenirliği yanında ününü daha da pekiştirir.

Koçgiri Hareketi'nin kaçan iki lideri Alişêr ve N. Dersimi, Seyid Rıza’ya sığınır. Seyit Rıza, Dersim aşiret geleneğini sürdürür. Merkezi otorite ile politik bağları olan kimi güçlü aşiret liderlerine uymaz ve onları teslim etmez, bu iki lideri sonuna dek, kellesi pahasına korur. Onu, Dersim aşiretleri lideri durumuna getiren bu dürüstlüğü, mertliği, güvenirliliğidir. Bu iki liderle aynı ideali sürdürdüğünün kanıtı onları koruması ve düşüncelerine katılmasıdır. Seyid Rıza’nın bu iki liderin etkisi altında kaldığı kesin. N. Dersimi, Seyid Rıza’dan “saygın bir yurtsever” diye söz eder ve onun ideologu olduğunu belirtir.

N. Dersimi;“… Öncelikle memnuniyete değer bir şey varsa, o da Seyid Rıza’nın bütün kuvvet ve kudretiyle ve hakiki bir imamla beni sevmesi ve takdir etmesi ve her türlü hareket arzularımı kayıtsız ve şartsız kabul edilmesi idi.

Seyid Rıza’nın bana bu derecede itimadı, Türkiye hükümet makamlarının nararı dikkatini celbetmiş bulunduğundan, her ne suretle olursa olsun Dersim’den çıkarılmam veya yok edilmem konusunda gizli yöntemlere başvurulduğu da anlaşılmıştı. Malum olduğu üzere Garbi Dersim’de Seyid Rıza umum Şêx Hesanın aşiretleri rehberi ve manevi reisi ve hem de baş evladı bulunuyordu. Pederim Mılla İbrahim’den hususi tahsil görmüştü. Mütefekkir, Milliyetperver ve fıtri zekası dolayısıyla Türkiye hükümeti Seyid Rıza’yı umum Dersim’in yüksek bir reisi ve bu suretle beni de Seyid Rıza’nın kati surette ideologu tanımakta idi.”

Seyid Rıza’nın 3 oğlu; 1.Şeyusen, 2. Şıx Hasan, 3.Bava (Baba)’dır.

Başından itibaren otoritesini kuramadığı Dersim’i ezmek, politik ilhak sürecinde Mustafa Kemal ve devletin stratejik hedefini oluşturuyordu. Bölgede bütün isyan ocakları söndürülerek, Dersim etrafındaki çember daraltıldı. TC, bütün güçlerini Dersim’i imha etmeye seferber etti. 1936′da M. Kemal meclisin açılış konuşmasında “Dahili işlerimizden en mühim bir safra varsa o da Dersim meselesidir” diyerek, “ezilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır” diyordu. 2 Ocak 1936′da yürürlüğe giren Tunceli Kanunu’yla Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirildi. General Abdullah Alpdogan Dersim’e vali ve kumandan 3. Umum Müfettişi olarak atandı. Alpdoğan’ın Dersim üzerinde her türlü tasarrufa yetkisi vardı. Alpdoğan, sıkıyönetim ilan ederek, terör ve idamlara başlayarak Dersim’e asker yığdı. Bu katil elebaşının saldırıları karşısında Dersimliler direniş bağlarını güçlendirdiler.

Dersimliler Seyit Rıza önderliğinde 1937 yılı başında M. Kemal’e bir uyarı bildirisi sunarak “Bütün jandarma ve ordu mensuplarının bölgeden çekilmesini, her türlü imar (askeri amaçlı) çalışmalarının (köprü, demiryolu vb.) durdurulmasını isteyip silahlarını koruma hakkı ve vergilerin hafifletilmesi” taleplerinde bulundular. Türk devleti kuvvetleri 1937 ilkbaharında tanklarla, toplarla, uçaklarla saldırıya geçtiler. Türk ordu birlikleri, insanlık tarihinin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirmeyi başardılar. Kendi saflarında yer alıp, Seyit Rıza güçlerine karşı çarpışan aşiretleri bile katliama uğratmaları yapılan soykırımın düzeyinin ifadesidir. Savaşta yenemeyeceğini anlayan Türk birlikleri, hileye başvurarak görüşmek için Erzincan’a çağırdıkları Seyit Rıza’yı 15 Eylül 1937′de tutukladılar. 1938 yılında tekil ayaklanmalarla devam eden direniş tam bir katliamla sonuçlandı/yenildi. 60 bin Dersimli katledildi, on binlercesi sürgün edildi. Yüzlerce genç kız, kadın, “namusunu teslim etmemek” için kendilerini kayalıklardan, Munzur’un suyuna attılar. İhanet hançeri bu direnişte de ortaya çıktı. Seyit Rıza’nın yeğeni Rayber, General Alpdoğan’ın talimatıyla, Koçgiri ve Dersim ayaklanmasının kahraman önderi Alişer ve eşi Zarife’yi alçakça bir oyunla öldürüp, başlarını keserek bir çuval içerisinde General Alpdoğan’a teslim etti.

Seyit Rıza, 1937’de kendini savaş içinde bulur. Başına toplar yağar. Beklemediği tepkilerle karşılaşır. Çok güvendiği dostu Alişêr ve eşi Zarife’nin haince katledilmelerine dayanmaz. Uzun ve yoğun süren bir çatışmadan sonra, barış görüşmelerini yapmak için çağrıldığı Erzincan’da 5 Eylül 1937’de tutuklanır. Elazığ’a getirilerek yargılanır. Bu yargılama sonucunu ve Seyit Rıza, darağacına giderken bile, ölümü hiçe sayan biri olduğunu, idamı için Ankara’dan gönderiler İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından öğreniyoruz.

Seyid Rıza’nın ailesinin çoğu 1938 Dersim isyanında öldürüldü. Seyid Rıza’ya Erzincan Valisi’nden isteklerinin kabul edileceği haberi ulaşır. İki arkadaşı ile birlikte Erzincan yoluna düşen Seyid Rıza Fırat nehri üzerindeki köprüden geçtikten sonra köprünün karşı tarafında kurulu olan asker çadırındaki askerler tarafından iki arkadaşıyla beraber 5 Eylül 1937’de tutuklanır. Daha sonra beraberinde tutuklanan Rizê Berti ve Sekina’nın çobanı, Seyid Rıza’nın yanındaki arkadaşlarını kurtarmak için onların köylerinin çobanları olduğunu söyler, arkadaşlarının da aynı doğrultuda ifade vermeleri yüzünden her ikisi de serbest bırakılırlar. Seyid Rıza ve 71 kişi Elazığ’da yargılandı. Mahkeme heyeti 11 kişi hakkında idam kararı verdi ama çok yaşlı oldukları gerekçesiyle 4′ünün cezası 30 yıla indirildi.

Seyid Rıza, Seyid Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Şeyhan aşireti reisi Seyid Hüsen, Yusufan aşireti reisi Kamer’in oğlu Fındık, Demenan aşireti reisi Cebrail’in oğlu Hasan, Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan, Mirza Ali’nin oğlu Ali hakkında verilen idam kararları 15 Kasım’da apar topar infaz edildi.

Seyid Rıza ile isyanın önderi konumundaki 11 kişi 18 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda asıldılar.

Seyid Rıza’nın cesedi sonradan bir ziyaret yeri olmasını önlemek için yakılarak, külleri de bilinmeyen bir yere gömüldü. Dönemin Emniyet Müdürü olan daha sonra da Adalet Partisi Dışişleri Bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil Seyid Rıza’nın idamını anılarında şöyle anlatmaktadır:
Meydan doluymuşçasına, boşluğa şöyle seslendi: ‘Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene’yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı.
(Anılarım, Syf.51-52)

Fakat bazı iddialara göre Seyid Rıza son sözlerinde ayrıyeten “75 yaşındayım, şehit oluyorum. Dersim mağlup oluyor, kahrolsun zalimler! Kahrolsun kahpe ve yalancılar.” demiştir ve Çağlayangil bunu bilinçli olarak yazmamıştır.

… Aradan aylar geçti, Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki (Pertek olması gerekir y.n) Murat suyu üzerinde yeni yeni yapılan Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki; “Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkarmalarına meydan vermeyelim.” 1937 yılında resmi tatil günü Cumartesi öğleden sonra. Atatürk Pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenenler “asılacak asılsın” ve Atatürk’ün karşısına Beyaz Donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ Valisi Şükrü Bey, Savcı Hatemi Senihi Bey, Emniyet Müdürü Sezerli İbrahim Bey, savcı yardımcısı arkadaşıydı.

Şükrü Sökmensüer, “Sivillerden Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden istediklerini al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim Bey’e gittim. Savcı için, “kural dışı bir şey yapmaz, mümkün değil.” dedi.

Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bu konuda Adalet Bakanlığından da bir şifre aldığını, ama mahkemelerin Cumartesi tatil olduğunu, tatilde ise sonuç almanın mümkün olmadığını bana bildirdi. Ve ekledi:

“Ben de mahkemeleri etkileyemem.”

Oysa biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.

Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana, “Sen valiye söyle bu savcı rapor alsın gitsin, ben senin istediğini yaparım.” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı, rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti. Mahkeme hakimini evinde buldum. Gittiğinde mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir, CHP devri. Herkes çekiniyor.

Hakim bana, “ Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak Pazartesi günü mahkemeyi toplar, kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz,”dedi.

O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.

Abdullah Paşa, sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. O da, “ yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş, basmış boş kâğıda imzasını. Yukarıya “ Abdullah Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi asılacak. Hakime dedik ki: “ Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki.” Hakim, “başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Ben de kendilerine sordum:

“Sizin saat 17:00’den sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?”

“Ooo, çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara onlara kadar çalışıyoruz,” cevabını verdi.

“Eee, sondan beş saat ihlal ediyorsunuz da baştan beş saat ihlal etseniz, olmuyor mu? Yani Pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Pazartesi günü 00.24’ten başlıyor, dedim. Hakim: Elektrikler kesiliyor, dedi. Ona da çare bulduk. Otomobil farları ile hapishaneyi aydınlatırız. Halkevi’ne lüksler koyarız. Hakim bu defa ; samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem, dedi. Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem, dedi.

Beni asmaya mı geldin?




Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00'de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sankıları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıtırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Kararlar okununca hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpıtırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar. “İdam Tünne” diye bir vaveyle koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:

-Asacaksınız, dedi ve bana döndü:

-Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüzyüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi.

Son sözünü sorduk.

-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.

Bu sırda Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti:

-Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir, dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akibetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;

-Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.”

Seyit Rıza ile birlikte İdam Edilen Diğer Direnişçiler:

1.Seyit Rıza oğlu Resik Hüseyin
2.Şexanlı Aşiret Reisi Seyd Hüsen
3.Yusufun Aşiretinin Reisi Kamer’in oğlu Fındık
4.Demanan Aşiretinin Reisi Cebrail’in oğlu Hasan
5.Kureyşan Aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan
6. Mirza Ali’nin oğlu Ali

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.” (Seyit Riza)
….
Kaynaklar:


• İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım
• Nuri Dersimi , Kürdistan Tarihinde Dersim
• Nuri Dersimi, Hatıratım
• Seyid Kekil, Hiris Heşt ve Munzur Kan Ağlarken
• 38 Katliamı Tanıklarının anıları

Kaynak: YD: Avrupa
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-20-2009, 07:12 PM   #24
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

Dersimliler 13 Aralık'ta CHP ile hesaplaşacak

İSTANBUL (20.11.2009)- Tunceli Dernekleri Federasyonu, Dersim katliamını savunan CHP'ye karşı sözünü 13 Aralık'ta Kadıköy'de söyleyecek. CHP'nin kapatmaya çalıştığı konuyu soracak. Tuncelililer, Seyit Rıza'nın mezarını, sürgün listesini ve devlet arşivlerini isteyecek.
Onbinlerce kişinin öldürüldüğü Dersim Katliamı'nı savunan ve Kürt sorununun benzer katliamlarla çözülmesini isteyen CHP'ye öfke dinmiyor. CHP'nin kapatmaya çalıştığı konu, Tuncelililer için devam ediyor.
Pek çok ilden 13 Aralık'ta İstanbul Kadıköy'e gelecek olan Tuncelililer, kafatasçı CHP'den hesap soracak. Tunceli Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu, dün akşam yaptığı toplantıda miting düzenleme kararı aldı.
Toplantıya ilişkin muhabirimize bilgi veren TUDEF Genel Başkan Yardımcısı Cemal Yücel, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in "Atatürk teröristlerle müzakere etmedi, gerekeni yaptı" sözlerini ve ardından yaşananları dünkü toplantıda değerlendirdiklerini söyledi. Toplantıdan 13 Aralık'ta Kadıköy'de miting kararı çıktığını anlatan Yücel, mitingde dile getirecekleri talepleri şöyle sıraladı:
-Seyit Rıza'nın mezarının açıklanması
-1938 Dersim Katliamı'na ilişkin devlet arşivlerinin açıklanması,
-Sürgün listesinin açıklanması
-Dersim isminin yeniden verilmesi
-Munzur Barajı üzerinde baraj yapımına son verilmesi.
TUDEF Başkan Yardımcısı Yücel, miting için bugün İstanbul Valiliği'ne başvuru yapıldığı bilgisini verdi. Ayrıca mitinge destek için Alevi örgütleri ve demokratik kurumlarla görüşmeler de başladı. Yücel, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'nin mitinge destek vereceğini söyledi.
CHP'de toplu istifalar gündemde
Cemal Yücel, toplantıda CHP'den toplu istifaların da gündeme geldiğini belirtti. CHP'den istifa edenlerin sayısının arttığını hatırlattı. Yücel, bireysel istifaların önemli olduğunu ancak güçlü bir tepki olmadığını dile getirdi. Yücel, şu anda mitinge yoğunlaştıklarını, toplu istifalar konusunun ise hala tartışıldığını belirtti.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-20-2009, 07:17 PM   #25
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

Aleviler - Derya Sazak



CHP’li Onur Öymen’in 10 Kasım konuşmasıyla gündeme getirdiği “Dersim Katliamı” tartışması, Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Alevi Konferansı nedeniyle Brüksel’e de taşındı.
Dersim 1937-38, Aleviler-Yaşananlar ve Devletin Rolü’nün sorgulandığı konferans, Kürt açılımından sonra Alevi toplumunun hakları açısından da tarihten geleceğe yeni bakış açıları sınıyor.

Öymen’in Meclis’teki itirafları olmasa Brüksel’deki konferansa AB çevreleri ilgi gösterirler miydi bilemeyiz, ancak, adını 1937-38 isyanının bastırılmasına yönelik “Tunç eli” operasyonundan alan bir kentin “Dersim” ismine yeniden kavuşmasındaki katkısını azımsamamak gerekiyor. Tunceli’ye “Dersim” adı iade edilecekse önerge sahipleri Onur Öymen için de bir imza yeri açmalıdırlar. Öymen bu teşekkürü hak ediyor!

Dersim meselesinin Aleviler ile CHP arasında ciddi bir kırılmaya yol açması kaçınılmaz olacak. Bu konuda gerçekçi saptamaları Cafer Solgun’un “Aleviler’in Kemalizm’le İmtihanı” adlı kitabında görmek mümkün. Solgun, Yüzleşme Derneği Başkanı ve Alevileri Alevi kimliği üzerinde düşünmeye, kendi gerçekleriyle yüzleşmeye çağırıyor.

CHP’deki “Öymenci” yönelişte Baykal’ın 2007 seçimleriyle ilgili tercihlerinin ve Cumhuriyet Mitingleri’nin etkisi büyük.

Cafer Solgun’un kitabını okurken Alevilerin Cumhuriyet Mitingleri’ne verdiği destekle ilgili çok çarpıcı bir değerlendirmeye rastladım. Yazar 1973 yılında Stockholm’deki bir banka soygunu sırasında rehin alınan kişilerin, polis operasyonu sırasında kurtarıcılardan değil de rehinelerden yana tutum almalarına ve mahkemede aleyhte tanıklık etmeyi reddetmelerine ilişkin bir olayı aktarıyor. “Stockholm sendromu” denilen bu durumda rehin alınan, eziyet edilen, baskı altında tutulan kişi ve grupların bir süre sonra bunu yapanlara karşı sempati, aşk hatta bağlılık duydukları gözleniyormuş.

Solgun, darbelerden en çok mağdur olmuş, baskı ve katliamlara uğramış bir toplumsal grup olarak Alevilerin “daha fazla demokrasi ve barış istemeleri” gerekirken darbeci zihniyetlere destek vermelerini “Stockholm sendromu”nun siyasi bir tezahürü olarak yorumluyor.

Dersim’den hareketle bu durumu 1930’ların CHP’si ve cumhuriyetin kuruluş felsefesinden sapma olarak değerlendirme çabalarına, Onur Öymen’in “katliam”ı öven son konuşmasının da önemli bir katkı yaptığı yadsınamaz.

Brüksel’deki konferansa damgasını vuran “Öymen sendromu”nun Aleviler ile CHP arasındaki “platonik aşk”ı hayli yaraladığını görebiliyoruz. Sadece “şeriat” korkusu ve “laiklik” söylemi, CHP ile ilişkilerinde Alevilere yetmiyor. Alevi toplumu bugüne kadar kendilerini en fazla “güven”de hissettikleri CHP içinde değil, “açılım” iddiasıyla sınırlı jestler yapan iktidar ilişkilerinde de sorun yaşıyorlar. Tarihten gelen Sünni İslamcı asimilasyona karşı Alevi haklarının tanınmasını istiyorlar.
Milliyet / 20.11.09
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-20-2009, 07:19 PM   #26
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

'Onur Öymen Ergenekon'un yüzü'



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Avrupa Parlamentosu'nda Avrupa Birleşik Sol/İskandinav Yeşil Sol konfederal grubunun ev sahipliğinde düzenlenen 'Dersim 1937/1938 - Aleviler ve Devletin Rolü' konferansında, Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, DTP Milletvekili Aysel Tuğluk ve gazeteciler Oral Çalışlar ile Derya Sazak konuşma yaptılar.
En dikkat çekici ve ses getirmesi beklenen açıklama, DTP'li Tuğluk'tan geldi: "Onur Öymen, Ergenekoncu devlet elitlerinin önemli bir yüzü."
İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras ise, "Türkiye'de Baykal hattı ve Avrupa'da Sarkozy ve Merkel hattı, çeşitliliği tektipleştirmeye çalışmalarıyla benzeşiyor" dedi.
Uras, "Çok kültürlü, çok kimlikli ve çok inançlı Avrupa mücadelesi ile Türkiye mücadelesi eşgüdümünün önemli olduğunu düşünüyorum. O yüzden bu çeşitliliği tektipleştirmeye çalışan Sarkozy ve Merkel hattına eleştirel bakıyoruz. Türkiye'de de Baykal hattı böyle. Yani Türkiye'nin o çok kültürlü, çok kimlikli yapısını tektipleştirmeye çalışan ve 21'inci yüzyılda sorunları medeni yöntemlerle değil, tek parti döneminin katliam politikalarıyla çözümünü savunmanın bir karşılığı yok" ifadesini kullandı.
CHP'nin üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonel'i de "CHP'nin ayıplarına ortak olmakla" itham eden Uras, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun "kendilerine tuzak kurulmak istendiği" yönündeki açıklamalarını hatırlattı. Uras, "Halka tuzak kurmak istediğiniz için kendiniz tuzağa düşüyorsunuz. Kimsenin kimseye tuzak kurduğu yok ama belden aşağı yöntemleri hala çözüm olarak sunabilmek içler acısı bir durum" dedi.
ALEVİLERİN CHP'YE BAKIŞINDA DEĞİŞİM...

Konferansa katılan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç ve diğer Alevi örgütlerin temsilcileri, Alevilerin CHP'ye bakışında yaşanan değişimin sonuçlarının önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını belirttiler.
Konferansın ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, "Dersim katliamının tanınması, devletin özür dilemesi, Seyit Rıza'nın mezarının bulunması ve CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'den ihraç edilmesi" talepleri yer aldı.
NTV / 20.11.09
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-04-2011, 11:54 PM   #27
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

Dersim’de Kültürel Irkçılık Yapıldı


Sosyolog Şükrü Aslan Dersim’de yaşananları ‘Cumhuriyetin ilk yıllarında Alevilere karşı kültürel ırkçılık yapılması’ ile açıklıyor. Aslan’a göre, ‘tarihle kişiler veya kurumlar üzerinden hesaplaşmak doğru değil. Ama bugünkü CHP’nin parti ve Türkiye tarihiyle yüzleşmesi önemli’
Akşam gazetesinden Şenay Yıldız, Dr. Şükrü Aslan ile Dersim Katliamını konuştu. İşte o röportaj:
Dr. Şükrü Aslan. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Düşünce Tarihi, Türkiye’de Nüfus ve İskan Politikaları, Kent Sosyolojisi dersleri veren Şükrü Aslan’ın ‘Herkesin Bildiği Sır: Dersim’ adlı kitabı bugünkü tartışmaların ışığında tekrar okunması gereken kitaplardan biri. Başbakan’ın açıklamalarını son derece olumlu karşılayan Aslan, Dersimlilerin beklentilerinin özrün ötesinde adımlar atılması olduğuna ve tarihle kişiler ve kurumlar üzerinden hesaplaşmanın mevcut sorunları çözmeyeceğine işaret ediyor.
Sosyolog Şükrü Aslan Dersim’de yaşananları ‘Cumhuriyetin ilk yıllarında Alevilere karşı kültürel ırkçılık yapılması’ ile açıklıyor. Aslan’a göre, ‘tarihle kişiler veya kurumlar üzerinden hesaplaşmak doğru değil. Ama bugünkü CHP’nin parti ve Türkiye tarihiyle yüzleşmesi önemli’
Günlerdir devam eden Dersim tartışmalarını ‘Herkesin Bildiği Sır: Dersim’ kitabının yazarı Dr. Şükrü Aslan ile konuştuk. Aslan, AKŞAM’a şu değerlendirmeleri yaptı:
- Sizin Dersim’i bir isyan değil, katliam olarak gördüğünüzü ve ‘devletin Dersim’e giremediği ve askere gitmedikleri tezlerinin doğru olmadığı’ yönündeki görüşlerinizi yazdıklarınızdan biliyoruz. Peki, sizin Dersim olayları ile ilgili bulgularınız ne yönde?
Osmanlı son dönemi ile erken Cumhuriyet yılları arasında bir politik süreklilik olduğunu raporlardan görüyoruz. Şakir ve Zühtü paşaların imzaladığı ve Abdülhamit’e sunulmuş olan 1896 tarihli Dersim raporuna ‘Herkesin Bildiği Sır Dersim’ kitabımda da yer verdim. O raporda aşağı yukarı diyor ki, ‘Dersimlilerin inancı hakim Müslümanlık anlayışından farklıdır. Bunlar Kızılbaş Alevilerdir. Bu durum, bölgede devam eden merkezi devlete karşı hoşnutsuz eğilimlerin temelini oluşturuyor. Uzun vadede Dersim’i kazanmak için buradan başlamak gerekir. Bunun için Dersim’in çeşitli bölgelerine tarikat evleri açalım, oraya hocalar tayin edelim. Ve Dersim’deki Kızılbaşlık kültürünü zaman içerisinde ortadan kaldıralım. Bunu yaparken ordularımızı Dersim sınırına kadar götürelim. Böylece, bir güç gösterelim orada. O ara karakollar, yollar, kışlalar yapalım. Dersimlileri orada çalıştırıp para verelim. Bunların hepsini bir arada yaparsak, o zaman bu kültürden çok daha çabuk ve kolay ayırabiliriz’. Yani, sistemin bu bölgenin kültürüyle kültürel dinamiğiyle bir problemi var. Bu problemi kendine göre ürettiği araçlarla çözmek istiyor.
- Yani olayları Alevilik nedeniyle yaşanan gelişmeler olarak görüyorsunuz…
Dersim’de Kürtlük, Zazalık, Ermenilik gibi pek çok kimlik var ama Dersim’in baskın kimliği Alevilik’tir. Sistem bunu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ben erken Cumhuriyet dönemi yönetici kadrolarının bu konudaki politikalarının Osmanlı son dönemi politikalardan daha ırkçı olduğunu görüyorum. Bu bir kültürel ırkçılık örneği.
- Cumhuriyet’in birinci döneminin Osmanlı’ya göre neden daha fazla kültürel ırkçılık yaptığını düşünüyorsunuz?
20. yy’daki ulus devletlerin neredeyse tamamı son derece ırkçı pratikler üretmişlerdir. Çünkü aslında 20. yy’ın milliyetçilik anlayışı ırkçılığa çok yakındır. Bunun örneklerini Fransa’da da Almanya’da da, SSCB’de de görebiliyoruz. Bu, ulus-devlet inşasının getirdiği bir anlayıştır. Yani, hakim etnik kimlikle kurulan ilişki ve onu tarif etme biçimi ırkçılığa son derece müsaittir ve giderek oraya kaymıştır. Türk milliyetçiliğinde de bu aslında böyledir. TBMM’nin açıldığı ilk dönemdeki millet kavramı Laz, Türk, Kürt, Çerkez gibi daha çoğul unsurlar içerirken; 30′lu yılların millet tanımı okurken ürpertir insanı. Hele 40′lı yılların dilini okuduğunuzda feci bir dil kullanılmakta olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla o dille Dersim pratiğini karşılaştırdığınız zaman sıradan bir uygulamaya dönüşüyor.
MENDERES MÜFETTİŞTİ
- Dersim olaylarının sorumlusu kim diye sorgulamalı mıyız?
Bu belki Başbakan’ın seçtiği yöntem olduğu için böyle oldu. Ben bunu sağlıklı bir yöntem olarak görmüyorum. Bireyselleştirmeden tartışmak sanırım daha uygun olabilir.
- Neden bireyselleştirmemek gerek?
Çünkü bu bir devlet politikası ve 1920′lerin ikinci yarısından beri raporlar hazırlanıyor. Raporları hazırlayanların, onlara bu görevi verenlerin kim olduğu belli. Mesele bu problemi çözmek ve tarihimizle yüzleşmekse bunun uygun bir yöntem olmadığı kanısındayım. Ama bir an için başbakanın yöntemini takip edelim. Dönemin Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakanı Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’dır. Yani, illa kişilere bağlayacaksak; bunlardır. Adnan Menderes de 1936 yılında CHP’nin parti müfettişiydi. 4 Mayıs 1937′de alınan Bakanlar Kurulu kararında bütün bakanların, başbakanın, Cumhurbaşkanının isim ve imzaları var. Trabzon’daki Atatürk Köşkü’nün içindeki haritada ‘Atatürk’ün bizzat üzerinde çalıştığı Dersim Hareketi’nin krokisidir’ diyor. Bu kadar şeyi gördükten sonra ‘Atatürk’ün bu işte rolü var mıdır?’ tartışması çok abes bir tartışma oluyor tabi. Celal Bayar’ın 1937 yılı Eylül ayında İsmet İnönü’nün yerine Başbakan yapılmasının asıl sebebi de Dersim meselesidir.
İNÖNÜ YERİNE BAYAR
- Bunu biraz açar mısınız?
İnönü 1937 Dersim Hareketi sırasındaki başbakandır. 1935 Tunceli Kanunu İnönü’nün başbakanlığı döneminde çıkartılmıştır. Seyit Rıza ve arkadaşlarının yargılandığı günlerde gazetelere yansıyan açıklamalarında ‘Devletin Dersim’de yaptığı yatırımlara mukavemet edecek kimse kalmamıştır’ diyor. 18 Eylül 1937 tarihli gazetelerde ‘Dersim’de bundan sora artık yapacağımız bir tane işimiz kalmıştır. O da imar hareketlerini daha çok geliştirmektir’ diyor. Bu açıklamadan bir gün sonra görevinden alınıyor, daha doğrusu izne ayrılıyor. Fakat daha izin süresi dolmadan yerine Celal Bayar önce vekaleten, sonra da asaleten başbakanlığa atanıyor. Bu hadise pek çok araştırmacı tarafından İnönü ile Bayar arasındaki ekonomik politika farklılığına dayandırılmış ve Atatürk’ün de tercihini Bayar’dan yana yapmış olmasıyla açıklanmıştır.
Ama aslında Bayar’ın ekonomi politikalarında bir değişim yok. İnönü kalsaydı, Dersim’de kendi ifadesiyle imar hareketleri devam edecekti. Bayar ise, bu konuda farklı birsey soyledi. Kendi ifadesiyle “ordumuz 1938 baharında Dersim’de bir ‘manevra’ yapacak” dedi. İste bu manevra katliamın diger adı oldu.
CHP DEVLET DEMEKTİ
- Sonuç olarak siz Dersim olayları nedeniyle bugünkü CHP’yi sorumlu görmüyorsunuz, değil mi?
Başbakan’ın tartıştığı sınırı problemli buluyorum. O dönemde CHP eşittir devlet. Devletin bu işten sorumlu olduğunu söylediğimiz de aynı zamanda CHP’nin de sorumlu olduğunu söylemiş oluyoruz. Bu da bugünkü CHP yönetimine özel bir sorumluluk yüklüyor. O nedenle CHP’nin bu meselede sahiden doğru düzgün bir şey söylemesi gerekir. Şimdi CHP’nin bir şey söylemediğini görüyorum ben. Yarım bir şey söylüyor ya da bir şey söylüyormuş gibi yapıyor. CHP’nin Türkiye’de siyasi hayatta meşru ve doğru bir yerde durabilmesinin yegane koşulu geriye dönerek, hem kendi parti tarihi hem de kendi ülke ve toplum tarihi hakkında samimi bir yüzleşme süreci yaşamasıdır. Bunu muhakkak yapmak zorundadır. Kemal Bey’in Başbakan’ın söylediklerinden daha fazla bir şey söylemesi gerekir. Kanaatim budur.
Tunceli’nin iki gündemi var: HES’ler ve Gülen Cemaati
Şu anda Tunceli’de iki temel gündem maddesi var: Fethullah Gülen Cemaati’nin Tunceli’de kurumsallaşması ve HES’ler. Gülen Cemaati Tunceli’de Özel Munzur Koleji adıyla bir kolej açtı önce. Şimdi yurtlar yapıyorlar, anaokulu açtıklarını biliyorum. Kurumsallaşıyorlar günden güne. Herkes görüyor ki Dersim’in kendine has bir kültürel kimliği var ve cemaatin kendileri için öngördüğü kültür arasında bir fark, hatta bir gerilim var. O sebeple cemaatleşmenin Dersim’de yapılması başlı başına bir tepki sebebi. O yüzden Dersimlilerin iktidar politikalarına mesafeli durmalarını anlamak gerekiyor. Diğer mesele ise barajlar. Tunceli’de 2009 yılında bir baraj karşıtı miting yapıldı ve şehrin tamamı katıldı. Ama hiçbir sonuç alınamadı. Bu nedenle de insanlar iktidarla aralarında ortak dil olmadığını düşünüyor. Yani CHP çok daha iyi bir şey sunduğu için değil, AKP’nin politikalarından duyulan endişedir asıl mesele.
GENELKURMAY ARŞİVLERİ AÇILMALI
- Başbakan’ın geçen haftaki özrünü nasıl algıladınız?
Çok mutlu oldum. Çünkü ben bir akademisyen olarak uzun zamandır yaklaşık on yıldır Dersim’de bir isyan olmadığı, adım adım uygulanan bir katliam olduğunu savunuyordum. Ve bunun kabul edilmesi çok önemliydi benim için. İkincisi, çok insani bir refleksle söyledi o sözleri. Bunun bu ülkede bir başbakan tarafından söylenmiş olmasını önemsiyorum. Ama bir-iki beklentiyle ilave etmem gerekir. Birincisi Genelkurmay arşivlerinin açılması. Böylece, kayıpların mezar yerleri, sürgünlerin tam listesi Genelkurmay arşivlerinde bulunabilir. Toplu katliamların fotoğrafları da yine bu arşivlerde bulunabilir.
- Bu başlangıç Dersimlileri ve Alevi kitleyi AKP’ye yaklaştırır mı?
Eğer devamı gelirse, muhtemeldir. Mesela Genelkurmay arşivleri açıklanırsa ve özellikle Dersim’in kayıp kızları, idam edilenlerin mezarları gibi bilgiler açığa çıkartılır kamuoyuna ve ilgilileriyle muhataplarıyla paylaşılırsa Aleviler bu süreci olumlu olarak değerlendireceklerdir.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-04-2011, 11:55 PM   #28
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Neo faşist chp düzenin çukuruna kendine dönüyor kemalizmdir dersimi soykıran

Dersim Soykırımının Baş Mimarı Mustafa Kemal’dir


1935 sonlarında TBMM’de Dersim Sorunu’nu gündeme getiren ve hemen sonra da Tunceli Kanunları’nı çıkartıp ordularına Dersim’i hedef gösteren yine Mustafa Kemal’dir.
SEYFİ CENGİZ
Alevi aydınları arasında Mustafa Kemal’in Dersim soykırımında bir suçu olmadığı, olan bitenin onun hasta olduğu bir dönemde ve onun bilgisi dışında cereyan ettiği düşüncesi hayli yaygın görünüyor.
Bu düşüncenin gerçeklikle bir alakası yoktur.
Mustafa Kemal daha Birinci Savaş yıllarında bir İttihatçı olarak Dersim Meselesi’ne bulaşmış biridir.
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi’ndeki bilgilere göre, 8 Mart 1916 Dersim direnişini bastırmakla o sırada 16. Kolordu Komutanı olan “Mustafa Kemal Paşa” görevlendirilmiş, Ruslar’ın hareket sahasının daraltılması ve Dersim direnişinin bastırılmasında onun aldığı ya da önerdiği tedbirler etkili olmuştur (ATASE, Klasör 147, Dosya 664, Fh. 80′den nakleden Suat Akgül, Amerikan ve İngiliz Raporları Işığında Dersim, s. 38).
Palu ve Elazığ’a doğru ilerlemekte olan direnişçiler Diyarbakır ve Elazığ’dan gönderilen birliklerle Peri Suyu kuzeyıne çekilmek zorunda bırakıldıktan hemen sonra ise Mustafa Kemal kendi görevini Yarbay Galatalı Şevket’e bırakmış ve Haziran 1916′da direniş Galatalı Şevket tarafından bastırılmıştır.
Bu Dersim direnişi bastırıldıktan kısa bir süre sonra Ruslar Erzincan’ı işgal eder. Bu ortamda Dersim kendi özgürlüğü için yeniden harekete geçer. Koçgirili Alişer, Mustafa Vefa ve Haydar’ın da aralarında bulunduğu Dersimli liderler, Dersim ve Kürdistan adına Ruslar ve Ermenilerle görüşerek bir anlaşma yaparlar. 1916 Temmuz’unda Ovacık’ta Ruslar’ın ve Ermeniler’ın tanımaya hazırlandıkları bir Dersim hükümeti kurulur.
İşte tam bu sırada İttihatçılar bir kez daha Dersim’de oluşan bu çekirdek yönetimi ortadan kaldırmak üzere o sırada İkinci Ordu Komutan Vekili olan Mustafa Kemal’e görev verirler (Bk. ATASE Arşivi, Kl. 2950, Ds. 71, Fh. 1, 79, 80 ve 81′den aktaran S. Akgül, a.g.e, s. 41).
Ruslar’ın geri çekilişini takiben Dersim yönetimi Türk ordusu tarafından yıkılır (1918).
Mustafa Kemal ve Dersimliler çok geçmeden tekrar karşı karşıya gelirler. Bizzat Osmanlı hükümeti tarafından Samsun’a yollanan Mustafa Kemal ve beraberindekilerin Ermeni, Dersim ve Kürt özgürlük hareketini engellemek amacıyla Erzurum ve Sivas kongrelerini organize ettikleri aşamada, yaklaşık bu aynı sıralarada, Dersim’de Kemalistler’in otoritesini tanımayan dönemin tek gerçek kurtuluş hareketi şekillenir. Celal Bayar’ın deyişiyle Dersimliler Koçkiri hareketini başlatır. Bu hareket de bilindiği gibi Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından kırımla bastırılmıştır.
1934′te İskan Kanunu çıktı.
1935 sonlarında TBMM’de Dersim Sorunu’nu gündeme getiren ve hemen sonra da Tunceli Kanunları’nı çıkartıp ordularına Dersim’i hedef gösteren yine Mustafa Kemal’dir.
4 Mayıs 37 tarihli taarruz emrini (soykırım buyruğu) veren de odur. Bu tarihten kısa bir süre sonra, 8 -13 Haziran 37 tarihleri arasında bölgeye gelerek valiler ve askeri yetkililerle görüşmeler yapmış, gelişmeleri yakından takip etmiştir. Seyit Rıza esir edildikten sonra Dersim kasabı Alpdoğan’a ilk kutlama mesajı ondan gelmiştir. 15 Kasım 37′de Seyit Rıza idam edildiğinde Elazığ garında infazların bitmesini beklemektedir. 38′de hasta yatağında bile kendisinin Dersim’in ortadan kaldırılması yönündeki emrinin hayata ne ölçüde geçirilidiğini merakla izlemektedir.
Tüm bu gerçeklere rağmen M. Kemal’i ve TC devletini aklama çabaları nafiledir.
Alevi aydınları, Alevi dergileri, dernekleri ve diğer kurumları İttihatçı-Kemalist geleneksel Bektaşi tavrını artık bırakmak, açık ve net bir Dersim politikası benimsemek durumundadırlar.
Dersim 38 Girişimi bir fırsattır.
Alevi hareketi bu girişime açık destek vererek Dersim ve Kızılbaş sorunundaki samimiyetini kanıtlamalıdır.
Not: Bu makale 30 Mayıs 2005 yazılmıştır. Konunun güncel olması nedeniyle yeniden yayınlanmıştır.)
Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
chp, çukuruna, dersimi, dönüyor, düzenin, faşist, kemalizmdir, kendine, neo, soykiran, soykıran


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Düzenin gerçek yönetenleri açığa çıkıyor Mahmut Halil CAN EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM 0 06-25-2009 07:37 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:47 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,