![]() |
|
|
#111 |
|
'An azadi an mırın'dan 'An azadi an azadi'ye... Onların Newroz'u, sizin Nevruz'unuz mu? - Ece Temelkuran (Habertürk)
22 Mart 2011 - Buradan kaç tahrir çıkar? Ama bugün gazeteler yine de onlardan söz etmeyecek. Ve benim bu büyüklükten tarafsız bir gözle söz edişim her zaman olduğu gibi yine "en bi' Türkler" tarafından tehditler ve nefretle karşılanacak. Öyle ise onların Newroz'uyla sizin Nevruz'unuzun bir olma ihtimali var mı? "Nevruz hepimizin bayramı" diyenlerin yalanlarının takıldığı yer, dün Diyarbakır'daki bu büyük gürültüye bugün İstanbul'dan, Ankara'dan o büyük sessizlikle cevap verilecek olması. Yani bu Newroz Meydanı'ndan nereden baksan on tane Tahrir Meydanı çıkar ama bugün gazetelerde, eğer birileri birilerini dövmezse sokaklarda, belki bir haber bile çıkmayacak. Bütün bu enerji "sarı, kırmızı, yeşil renkli bezler", "Terörist başının fotoğrafları", "Sayın Öcalan dendi" gibi birkaç cümleyle, sanki Diyarbakır'da bilmemiz gereken hiçbir şey olmuyormuş gibi anlatılacak. Halkların doğrudan halklarla konuşabileceği bir yol icat edilebilse keşke. Türkçe sessizlik Nice iktidarlar değişti Türkiye'de, ama bu sessizlik değişmedi. Oysa bu sırada Diyarbakır'ın çocukları büyüyor, Kürtler değişiyordu. Eskiden bu slogan "An azadi an mırın" (Ya özgürlük ya ölüm) iken bugün "An azadi an azadi" (Ya özgürlük ya özgürlük) oldu. Eskiden her sokağın başında panzerler ve sokaklarda gündüz vakti kar maskeli adamlar dolaşırdı. Bugün bakıyorum polisler hiç de öyle gergin değiller. Polis lojmanlarında günün anlam ve önemi gereği balkonlar bayraklarla dolu ama Diyarbakır'da doğan her çocuğun bildiği o "Birazdan kötü bir şey olacak" hissi yok etrafta. Eskiden İstanbul'dan gelenlerin yanında Kürtçe konuşulmazdı, şimdi artık hepimizin birkaç sözcük öğrenmesini gerektirecek kadar çok Kürtçe konuşuluyor. Kürtler değişiyor yani. Ama Türkler... Kilitli bir halay Osman Baydemir konuşmaya başlayınca arkamdaki bir ihtiyar kadın kaldırıyor ellerini havaya, dua ediyor. Konuşma bitene kadar indirmiyor ellerini. İstanbul'dan, Trabzon'dan, İzmir'den, ekranlardaki slogan seslerinden görünmüyor, duyulmuyor ama onların da nineleri torunlarına hayır duaları gönderiyor. Gülten Kışanak Libya'dan başlayıp bu meyanda biten bir konuşma yapıyor ki Allah Allah! Hiç bileniniz var mı bilmiyorum, o kadar büyük bir kitleyi karşısında görünce iliklerine kadar titrer insan. Konuşmacılardan hiçbirinin bir tek kez bile sesi titremiyor. Her konuşmacı sanki bir kişiye konuşuyor gibi. Tek bir yüreğe hitap ediyor gibi. Onların arasında bir şey bu, nasıl derler, biz Türkler anlamıyor! Sıkı bir halay gibi kilitlenmiş bir şey bu, onlardan olmayan sadece izleyebiliyor. Katiller ve maktuller Sonra ekranda Apo görünüyor. Zafer işaretleri hiç kıpırdamadan, saygı duruşu sanki, öylece duruyor. O milyon kişiden çıt çıkmıyor. Sonra "gerilla eğitim kamplarından" görüntüler. Zılgıtlar, uzun zaman sonra çocuğunu görmüş annelerin sesleri gibi delice. O dev kitle sanki bir tsunami dalgası gibi gerilip yükseliyor. Ne yapacağız bu insanları? Hepsini öldürecek miyiz? Diyelim ki topyekûn öldürmeye karar verdiniz. Kim öldürecek onları? Çocuklarınızı katil yapmadan bu mümkün mü? Yani bir katiller ve maktuller memleketi! Katillerin maktullerden daha az acı çektiğini sananların toprakları... Kederli bir öfke Çok genç, 16 bilemedin 17 yaşında bir oğlan çocuğunun yüzü. Dev bir brandanın üzerine basılmış fotoğrafı, alanın üzerinde gezip duruyor. Bir oradan çıkıyor oğlanın yüzü, bir öte yandan. İsim de yazmıyor altında. Öylece bir çocuk yüzü. Belli ki ölmüş. Yoksa böyle büyük bir fotoğrafı olamaz bir Kürt çocuğunun. Kim bilir, belki Ortadoğu'daki oğlan çocukları yüzü kalabalıkların arasından sıyrılıp çıksın, bir kez olsun görünsün diye ölür. Ve senin benim asla anlayamayacağımız kederli bir öfkeden... Dev vincin tepesinde, görünmeyecek kadar yüksekte neredeyse, bir çocuk elinde sarı, yeşil, kırmızı bir yemeni tutuyor, rüzgâra karşı duruyor. O çocuğu, inmeyeceği kadar yükseğe ne çıkarıyor? Bunu bilmeyince onların Newroz'uyla ötekilerin Nevruz'u bir olmuyor. Dev platformun üzerinde onların "şehitlerinin" resimleri var. Bizim adlarını hiç bilmeyeceğimiz ölüleri onların: Şırin Elem Hulu, Husen Xıhıri... Bizim adlarını bilmediğimiz, çoktan ölmüş askerler kadar genç yüzleri... İnanılmaz bir beceriyle mitingi yöneten kadın sunucu (adını öğrenemedim ve fakat acayip bir yetenekti) Kürtçe konuşuyor sadece. Tıpkı Ahmet Türk'ün birazdan yapacağı gibi. Türk, Ankara'nın dar ve daraltan koridorlarından sonra ilk kez nefes alan bir insan gibi konuşuyor meydana. Onu öyle görünce... Ne çok yol geldik aslında. Ahmet Türk'ün "İşkence önemli değil. Çok küfür ediyorlar, o gücüme gidiyor" dediği Diyarbakır Cezaevi'nden bugüne... Öldürdük ve öldük ama bu yolu beraber geldik sonuçta.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#112 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Demokrasi bombası… Yeme de yere yat! - Umur Talu (Habertürk)
22 Mart 2011 - BM’ye, ABD’ye, AB’ye, NATO’ya, FR’ye, GB’ye (ENG), TC’ye! Özgürlük ve hak isteyen muhaliflere ateş açan Bahreyn Sarayı’nı da bombalayacak mısınız? Bahreynli muhalifleri ezmek için o ülkeye “yabancı asker” sokan ve göstericileri katleden S. Arabistan’ı da bombalayacak mısınız? *** Ne tuhaf çelişki, elbet bizler için de: Bir tarafta halkını ezen diktatör, bir tarafta diktatörler arasında ayrım yapıp sözde demokrasi bombası yağdıran, işgalci ikiyüzlü Batı. Bir yanda “şahin yalancı” Beyaz Bush’tan kurtuluşu kutlamış, dünyanın tüm siyah, beyaz, esmer, sarı zencileri; bir yanda siyah yüzünü hızla Amerikan bezine çeviren Obama! Bir yanda, İsrail bombardımanına “one minute” demiş Başbakan; bir yanda, Arap ayaklanmasını, aceleyle ayıklayıp İsrail’in istediği hedeflere (mesela Libya) yönlendiren Sarkozy ve Obama’ya “I love you” diyen aynı kişi! *** Kaddafi, tamam, halkı tarafından devrilsin! Kaddafi, zalim diktatör, elbet gitsin! Halklar, elbette, devrimini yapsın, özgürlüğünü kazansın. Ama sorular basit: Batı Libya’yı neden bombalıyor? Çünkü, 40 yıldır iktidara demir atmış diktatör; itiraz eden, ayaklanan, direnişe geçen bir kısım halk katlediliyor. Batı Bahreyn’i ve asker yardımı gönderen S. Arabistan’ı neden bombalamıyor? Çünkü, 40 yıldan da fazladır iktidar demir atmış dikta hanedanları; itiraz eden, ayaklanan, direnişe geçen bir kısım halk katlediliyor. Bakar mısınız şu dünyanın, şu Batı’nın işine, şu Ankara’nın taşına: Cevapları aynı olan iki soru neden böyle çok farklı! *** Çünkü, iki sorunun cevabını aynı kılan dikta, baskı, zulüm ise; iki cevabın sorularını farklı kılan aynı şey: Petrol! Başbakan hiç, petrolün şeyine meyine bakmayız demesin… Birlikte aynı gözlüğü taktıkları ABD, Fransa, İngiltere hep birlikte enine boyuna bakıyorlar: Petrol bizden yana mı, değil mi! Arap bizden yana mı, değil mi? Direnen bizden yana mı, değil mi? O yüzden, Libya’da diktatöre atılan bomba; Bahreyn’de Saray’ın ve S. Arabistan’ın halkı katletmesine yarayan Batı silahlarıyla aynı kafileden! Çünkü, ayıptır söylemesi ama, Bahreyn’de ayaklanan, aslında Sünni azınlığın yönettiği çoğunluk Şiiler. Çünkü, Şii demek İran demek! Çünkü Şii demek, Suudilerin (İsrail’in) korkusu ve hedefi demek! *** Bakın şu Obama’nın hık demiş Bush’un burnundan düşmüş ağzına: “Özgürlük şeydiyoruz… Kaddafi, halkına karşı on yıllardır kaba kuvvet kullanıyor… Uluslararası camia şapıyor.” Peki, “kaba kuvvet”i on yıllardır İsrail bir halka karşı kullanmadı mı? Peki, S. Arabistan demokrasiyle, genel seçimle veya referandumla mı idare ediliyor? Baskı yok mu? Acı var mı? 1.2 milyon nüfusunun yarısından fazlası vatandaş sayılmayan, yüzde 70 Şii çoğunluk azınlık sayılan Bahreyn’de katledilenler halk değil mi? Halk ayaklanıp devirene kadar, Batı’nın gözdesi diktatörler, Mübarek veya Bin Ali, seçimle gelip gidiyor, milleti özgürlüklere mi boğuyordu? Peki, terör de uygulayan, silahlı direniş hareketi olan, ama halkın özgür seçimleriyle meşru iktidar kazanabilen Hamas veya Hizbullah niye hep terörist! *** Şu hale bakın n’olur: BM ve ABD talebiyle, Libya operasyonuna (belki gizlice) uçak sunacaklar arasında S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar da varmış. Çünkü onlar demokrasinin beşiği! Salla bombayı, tüm Ortadoğu’ya demokrasi ihraç etsinler! Bu krallar, şeyhler, petrole batmış hanedan ve diktalar; Libya’yı, “Diktatör halkı eziyor, demokrasi gelsin, özgürlükler olsun” diye bombalayacak, bombalatacak, öyle mi! Peki Hazret, olmasın ya; demokrasi gelsin diye, onları kim bombalasın! *** Demokrasi diye inleyen Batı, en basit demokratik kuralı dahi uygulamıyor. Anti-demokratik, dayatmacı, adeta evrensel dikta olan BM Güvenlik Konseyi’nde birkaç oyla bir ülkeyi bombardıman kararı alıyor; kendi halklarına, kendi parlamentolarına bile hiç sormuyorlar bunu! Bizimkiler de öyle! Sonra demokrasi patlıyor. Yeme de yere yat!
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#113 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Tokadın etkisi
Kirli savaşın kıskacında yaşamış, politikacıları hapse doldurulmuş Kürt halkının öfkesi var bu tokatta ![]() Özgürlüğe susamış, bu yolda ağır bedeller ödemiş Kürt halkı Newroz ateşini bu yıl daha yaygın ve kitlesel olarak yaktı. Newroz kutlamalarına ülkenin dörtbir yanında üç milyon kişi katıldı. Amed'deki kutlamaya bir milyon kişi katılırken, İstanbul'dakinde beşyüz bin emekçi yer aldı. İşçi ve emekçiler yakılan özgürlük ateşleri başında kardeşlik halayları çekti. Kürdistan'daki birçok ilde gerçekleştirilen kitlesel kutlamalar sonrası, kurulan “Demokratik çözüm çadırları”na gerçekleştirilmek istenen “Özgürlük yürüyüşleri”ne polis saldırdı. Bu saldırılardan biri de Şırnak'ın Silopi kentinde gerçekleşti. Kürt milletvekillerinin de içinde bulunduğu çadırlara yürümek isteyen kitleye polis gaz bombalarıyla saldırdı. Vahşeti kabullenmeyen ve temsil ettiğini düşündüğü halk adına onurlu bir tavır koyan, saldırı komutunu veren Başkomiser Murat Çetiner’e tokat atan Sebahat Tuncel linç güruhunun hedefi oldu. Başbakanı, İçişleri Bakanı, MHP Başkanı bilumum düzen bekçileri salyalarını akıttılar. Tarihi boyunca katliamlara uğramış, en küçük hak talebi zorla bastırılmış, kirli savaşın kıskacında yaşamış, politikacıları hapse doldurulmuş Kürt halkının öfkesi var bu tokatta. Kopartılan kıyamet tam da bu yüzdendir. Kullanılan her türlü kirli araca rağmen sindirilemeyen, yokedilemeyen öfkenin suratlarında patlaması panikletmiştir onları. Sebahat Tuncel şahsında linç edilmek istenen Kürt halkıdır, tüm emekçilerdir. Buna asla izin vermemeliyiz!..
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#114 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
KCK: Tayyip Erdogan Dehhak gibi
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı Kürt halkının ‘Newroz’da yaktığı özgürlük ateşini yükselterek, talepleri hayat buluncaya kadar mücadeleyi yükseltmeye ve mutlaka sonuç almaya’ çağırdı. KCK açıklamasında Bingöl ve Güçlükonak’ta yaşamını yitiren gerillalara dikkat çekerek ‘’Bir kez daha AKP hükümetinin ve Tayyip Erdogan’ın Dehhak gibi Kürt gençlerinin kanlarını dökerek, kendi varlığını ve egemenliğini sürdürdüğünü ortaya koymuştur’’ dedi. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklamasında dikkat çektiği hussular şöyle: ‘’2011 Kahramanlık Haftası, halkımızın dört parça ve yurtdışında görkemli bir biçimde kutladığı Newroz kahramanlık ve direniş ruhuyla karşılanmaktadır. Bu vesileyle Kürdistan özgürlük hareketinin eşsiz öncüleri Mazlum Doğan ve Mahsum Korkmaz yoldaşlar şahsında tüm Kürdistan devrim şehitlerini büyük bir minnetle anıyor, anılarına özgürlük mücadelemizi zaferle taçlandıracağımız sözünü yineliyoruz. Çağdaş Kawa Mazlum Doğan yoldaşın ölümsüzlüğe ulaştığı Newroz günü ve 15 Ağustos Atılımının eşsiz kahraman komutanı Mahsum Korkmaz yoldaşın 28 Mart günü Gabbar’da şehadete ulaştığı gün arasında kutlanan kahramanlık haftasında halkımız bu iki değerli halk önder militanın ruhuna ve anısına bağlılığın gereği olarak serhıldanlarlını yükselteceği kuşkusuzdur. Kürdistan halkı 2011 Newroz’unu önceki yılları aşan, kitlesellik, kararlılık ve yaygınlıkta kutlamıştır. Fedekar ve yurtsever halkmızın bu tutumunu takdir ediyor ve selamlıyoruz. Newroz’da Kürdistan’da özgürlük ateşinin yakılmadığı neredeyse hiçbir yer kalmamıştır. Halkımız Önder Apo’ya, Partisi PKK’ye, özgürlük gerillasına , siyasi temsilcilerine ve büyük emekle kazandığı tüm ulusal-toplumsal değerlerine her koşul altında sahip çıkacağını, savunacağını ortaya koymuştur. Bununla birlikte inkar sistemini asla kabul etmeyeceğini ve zulüm rejimine bir gün dahi tahammül edemeyeceğini ortaya koyduğu tutumla göstermiştir. Bu Newroz da halkımız bu temelde daha büyük bir mücadeleyi yükseltme kararlılığında olduğunu gösterdi. Newroz alanlarında, son derece makul ve gerçekçi acil taleplerini çok somut olarak ortaya koymuş ve bu taleplerinin gerçekleşmemesi halinde mücadeleyi ve direnişi niteliksel bir sıçratmaya hazır olduğunu göstermiştir. Türk sömürgeciliğini Kürdistan’da makyajlama politikasını güden AKP hükümeti, halkımızın Newroz’da ileri sürdüğü anadilde eğitim, siyasi soykırım temelinde tutuklanan siyasi temsilcilerinin bir an önce serbest bırakılması ve Kürdün varlığına ve iradesine konulan ambargoyu ifade eden yüzde onluk seçim barajını kaldırma biçimindeki acil taleplerini görmezden gelmiştir. Bu talepleri dikkatte alma yerine halkımıza karşı vahşi bir saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırı halkımızın masum taleplerine ve onurlu barış taleplerine yönelik bir saldırıdır. Ancak halkımız tüm saldırılara karşı soylu direnişini sürdürmeyi başarmıştır. Halkımızın barış çadırlarına ulaşmak için yaptığı yürüyüşe karşı gerçekleşen bu saldırılar, AKP’nin halkımızın onurlu barış talebine karşı bile nasıl bir tahamülsüzlük içinde olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Yine halkımızın Newroz kutlamalarını gerçekleştirdiği bir dönemde, Güçlükonak ve Bingöl de, Kürdistan özgürlük gerillalılarına karşı operasyonlar gerçekleştirmiş Güçlükonak’ta üç gerilla şehit düşerken Bingöldeki çatışmanın sonuçları henüz netleşmemiştir. Bir kez daha AKP hükümetinin ve Tayyip Erdogan’ın Dehhak gibi Kürt gençlerinin kanlarını dökerek, kendi varlığını ve egemenliğini sürdürdüğünü ortaya koymuştur. Kürdistan özgürlük gerillaları halkımıza, Kürdistan kutsal topraklarına, Önder Apo’ya ve tüm değerlerimize bağlılığın tam bir ifadesi olarak Agitler gibi kanlarının son damlasına kadar direnmişlerdir. Yeni dönemin kahramanca direnişinin en somut ifadesi olmuşlardır. Türk devletinin cumhurbaşkanı ve başbakanı her fırsatta, Ortadoğu diktatörlerine halkların sesine kulak verme çağrısı yapmaktadırlar. Eğer bu sözlerinde biraz samimiyet olsalardı halkımızın son derece makul ve barışçıl talep ve yürüyüşlerine karşı da saygılı olurlardı. AKP’nin Kürt halkının varlığına ve özgürlüğüne karşı büyük bir tahamülsüzlük içinde olduğu bir kez daha açığa çıkmıştır. Halkımızı bu kahramanlık haftasında Kürdistan ve Türkiye metropollerinde ve yurtdışında Mazlum ve Agitlerin kahramanca direnişiyle bizleri halk olarak bugünlere getiren direnişçi ruhuna ve bilincine bağlılığın bir gereği olarak, aynı ruh ve kararlılıkla kendi özgür geleceğini kurmak için Newroz’da yaktığı özgürlük ateşini yükselterek, talepleri hayat buluncaya kadar mücadeleyi yükseltmeye ve mutlaka sonuç almaya çağırıyoruz. Barış ve demokratik çözüm çadırlarında bulunmaya bile tahamül edemeyen AKP hükümetinin şiddet politikasına karşı sesiz kalmamak, halkımızın meşru ve demokratik hakkı olan talepleri yüksek sesle haykırmak bunun için gereken fedekarlığı, cesareti ve örgütlülüğü göstermek önemli bir görev durumundadır. Tüm halkımızı Kürdistan Kadın ve gençliğini yurtseverlik görevlerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.’’ ANF / 22.03.11
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#115 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Emperyalist saldırganlığa, savaş çığırtkanlığına ve faşist teröre karşı;
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Newroz ateşini körükle, zulmü havaya savur! Türkiye ve tüm Ortadoğu, önce adına imparatorluk, krallık ve beylik denilen çağdışı rejimlerin akılalmaz vahşetine ve batılı emperyalist-sömürgeci güçlerin onur kırıcı ve köleleştirici işgallerine sahne oldu. Başta Kürt halkı olmak üzere bölgenin mazlum halkları, yıllarca efsanedeki Dehaq örneğinde olduğu gibi pek çok zalimin zulmune maruz kaldı. Zulmün sonu yoktur. Bu çağdışı rejimler sürekli zulüm ektiler, ama karşılığında da isyan biçtiler. Bölgenin mazlum halkları ortaçağın bu kanlı ve karanlık güçlerine karşı isyan ettiler, hepsini birer birer devirdiler. Ellerinden zorla alınmış özgürlüklerini geri aldılar, onurlarını yeniden kazandılar. İşte Newroz, halkları özgürleştiren bu isyanın adıdır. Çağdışı ve çağdaş her türlü zulme ve esarete karşı, özgürlük ve eşitlik için bir isyan çağrısıdır. İşçiler, emekçiler! Şimdi efsanedeki Dehaq yok; fakat başta Kürt halkı olmak üzere, bölge halklarına dönük zulüm devam ediyor. Bu kez de çağdaş Dehaqlar hüküm sürüyor. Şimdi aynı coğrafyada ortaçağın bu kanlı ve karanlık rejimlerini aratmayan diktatörlükler, o zamanki tiranları aratmayan çağdaş diktatörler var. Öte yandan, tüm bölge yine emperyalist-sömürgeci devletlerin dolaylı ve dolaysız saldırılarına ve işgallerine maruz kalmaktadır. Halkların isyanı da sürüyor. Yakın dönemde tüm bölge halk isyanlarıyla sarsıldı. Bölgenin emekçi halkları bir kez daha isyan etti, her biri 30-40 yıllık çağdışı kanlı rejimleri sarstı, sallayıp devirdi. Halk düşmanı diktatörler tahtlarını bırakıp kaçtılar. Ve Newroz, başta Kürt halkı olmak üzere bölgenin tüm kardeş halkları için isyan bayrağı olmaya devam etmektedir. Emekçi kardeşler! Resmi adı TC olan sermaye devleti bulunduğumuz coğrafyanın en kanlı diktatörlüklerinden biridir. Türkiye'de, AKP'de somutlanan dinci-cemaatci karanlık bir iktidar hüküm sürmektedir. Bu dinci-cemaatci iktidar Türkiye'nin gelmiş geçmiş en Amerikancı ve en işbirlikçi iktidarıdır. Sermaye devleti, halihazırda ABD ile ilişkilerde ifadesini bulan en bağımlı dönemini yaşamaktadır. AKP iktidarı bir sosyal yıkım ve savaş iktidarıdır. İçerde işçilere, emekçilere dönük sömürü, soygun ve yıkım politikaları izlemek, kardeş Kürt halkına dönük dur durak bilmeyen kanlı ve kirli bir savaş yürütmek, ilerici ve devrimci güçleri de kapsayan dizginlerinden boşalmış bir faşist teröre başvurmak bu iktidarın en temel icraatıdır. Türkiye bu iktidar aracılığıyla bir ucuz emek ve sömürü cenneti haline getirilmiştir ve en karanlık dönemini yaşamaktadır. Dahası var. Dinci-cemaatçi iktidar Osmanli İmparatorluğu'nun mirasçısıdır. Bulunduğu bölgenin hakimi büyük ve güçlü bir devlet olmanın hevesi ve hırsı içindedir. Bu hedefine ulaşmanın başta ABD olmak üzere emperyalizme sınırsız bağlılık ve uşaklıktan geçtiğini bilmekte ve bu nedenle kardeş halklara düşmanlıkta ifadesini bulan politikalar izlemektedir. Sermaye devleti adına ABD'nin taşeronluğu misyonunu üstlenmiştir. Suriye başta olmak üzere komşu devletlere dönük açık bir saldırganlık içindedir ve sürekli olarak savaş çığırtkanlığı yapmaktadır. Bu konuda, İsrail başta olmak üzere, Kürt ve Filistin halkı gibi isyan halinde olan kardeş bölge halklarına düşman çağdışı rejimlerle ve onların gerisindeki ABD ile kirli bir işbirliği içindedir. Kardeş Kürt emekçileri! Özgürlük ve eşitlik sizin en temel ve meşru hakkınızdır. Bunun önündeki en temel engel ise sömürgeci sermaye devletidir. Ne sermaye devleti ne de AKP iktidarının “açılım“ politikalarından özgürlük umulabilir. Masabaşı pazarlıklar da sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Efsanedeki zalim Dehaq örneğindeki gibi, bu kanlı rejim yakılıp yıkılmadan gerçek bir özgürlük ve eşitlik sizin için hep geleceğe dair bir özlem olarak kalacaktır. Gerçek bir özgürlük ve eşitlik ancak günümüzün çağdaş Kawaları olan işçi sınıfı ile samimi ve içten bir birlikte ifadesini bulan birleşik bir devrim ve sosyalizm mücadelesi sayesinde elde edilebilir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri başta olmak üzere bölgenin emekçi halklarıyla birlikte, zulmün iktidarı sermaye devletine, bölgedeki çağdışı rejimlere ve onların gerisindeki emperyalistlere karşı devrim ve sosyalizm bayrağını yükseltmek her zamankinden daha güncel ve yakıcıdır. O halde ileri! Emperyalist saldırganlığa, savaş çağırtkanlığına ve sermaye devletinin size reva gördügü onur kırıcı kölelik koşullarına karşı Newroz ateşini harlamaya, devrim ve sosyalizm için kavgaya! Newroz'un güncel anlamı ve çağrısı budur. Bijî Newroz! Newroz pîroz be! Özgürlük, eşitlik, gönüllü birlik! Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! Yaşasın devrim ve sosyalizm! TKİP Yurtdışı Örgütü 6 Mart 2012
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#116 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Emperyalist saldırganlığa, faşist baskı ve teröre karşı Newroz’un isyan ve özgürlük çağrısına sahip çıkalım! Newroz binyıllar öncesinden bugüne uzanan bir isyan çağrısıdır. Başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halkları tarih boyunca bu çağrıya sahip çıktılar. Özgürlükleri ve onurları için ayağa kalkan emekçi halkların isyan ve direnişleri sonucunda sayısız imparatorluk, krallık, beylik devrildi. Çoktandır sıra, çağımızda tüm kötülüklerin kaynağı olan emperyalist-kapitalist egemenliğe gelmiş bulunuyor. İşçiler, emekçiler, kardeşler! Son 30-40 yıldır tüm dünyada estirilen neo-liberal saldırı dalgasına, baskı, terör ve savaşlara rağmen kapitalist dünya bir kez daha büyük bir kriz içinde kıvranıyor. 2008’de emperyalist merkezlerde patlak veren ekonomik-mali krize sosyal ve siyasal alandaki çalkantılar ile yeni bir emperyalist hegemonya bunalımı eşlik ediyor. Geçtiğimiz yıl patlak veren halk isyanları dalgası, yeni biçimler alarak devam ediyor. Refahın kalesi sayılan Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde, eski Doğu Blok’u ülkelerinde, Latin Amerika’da ve Asya'da işçi sınıfı ve emekçiler grevler, direnişler, işgallerle kesintisiz bir mücadele yürütüyorlar. İnsanlığa bunalımlar ve savaşları dayatan günümüz Dehaklar’ı devrimlerin gelişini de engelleyemeyecekler. Hüsrana uğradıkları Ortadoğu’da Suriye ve İran’a yönelik saldırganlığı körükleyen emperyalist haydutlar, yeni dönemde savaşın merkezini İç Asya’ya kaydıracaklarını ilan ettiler. Bu plan çerçevesinde Türk devletine de etkin taşeronluk rolü bahşedildi. Gelinen yerde bir iktidar gücü haline gelen AKP-cemaat gericiliği, bu rolün gereklerini harfiyen yerine getirmeye hazır olduğunu döne döne göstermektedir. Dinci-gerici iktidar her zamanki gibi bunu da tam bir arsızlık ve ikiyüzlülükle yapmaktadır. İsrail’e karşı sahte çıkışlara, bir yandan füze kalkanının kurulması, diğer yandan Suriye başta olmak üzere komşu halklara yönelik kudurgan açıklamalar eşlik etmektedir. Gerici kudurganlığın içerideki başlıca hedefi ise Kürt halkının ulusal eşitlik ve özgürlük mücadelesini ne pahasına olursa olsun boğmaktır. 12 Haziran 2011 seçimlerine kadar “açılım”, “demokratikleşme” vb. yalanlarla reformist Kürt önderliğini oyalamayı başaranlar, hemen ardından çirkin yüzlerini göstermekte gecikmediler. O günden bu yana yasal Kürt siyasetçileri kesintisiz bir sürek avı halini alan gözaltı ve tutuklama terörüyle F Tiplerine dolduruluyor. Kimyasal silahlarla gerilla kıyımları, Uludere’de yoksul Kürt gençlerinin bombalanarak katledilmesi, Kürt çocuklarının hapse kapatılması ve maruz kaldıkları iğrenç zulüm vb., AKP iktidarının sözde “Kürt açılımı” ile neyi hedeflediğinin en yalın göstergeleridir. Kürt halkını ne pahasına olursa olsun ezmeyi hedefleyen sermaye iktidarı, işçi sınıfı, emekçi kitleler ile gençliğe de karanlık bir gelecek dayatmaktadır. Kölece çalışma koşullarına karşı çıkan işçiler, eğitim, sağlık vb. gibi kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesine seyirci kalmayan emekçiler, geleceğine sahip çıkan gençlik AKP-cemaat polisinin, yargısının ve medyasının günlük hedefi durumundadır. Öyle ki dinci-faşist iktidar toplumsal muhalefeti ezmede ölçü ve sınır tanımamaktadır. Düzen cephesinde yer alan muhalif güçler de bundan payını almaktadır. İşçiler, emekçiler, gençler! Emperyalist efendilerin dünyayı kana bulamaktan, Türkiyeli uşaklarının ise kıyıma hevesle katılmaktan başka bir seçenekleri yoktur. Dış borç-kredi bağımlısı ekonomiyi bıçak sırtında yürüten AKP-cemaat iktidarı işçi ve emekçilere karanlık bir gelecek hazırlamaktadır. Buna sessiz kalanlar, daha ağır çalışma koşullarına, daha da yoğunlaşan baskı ve teröre boyun eğmekle kalmayacaklar, kardeş bölge halklarına yönelik saldırganlık ile Kürt halkına uygulanan zulme de ortak olacaklardır. Onurlu hiçbir toplum bu suçların utancını taşıyamaz. İşçi sınıfı başta olmak üzere sermaye egemenliği tarafından sömürülen ve ezilen tüm emekçi kitleler tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadırlar. Bu sorumluluğun hakkı ancak sermaye iktidarına karşı işçi sınıfının kızıl bayrağı altında birleşik-militan mücadele yolu tutularak verilebilir. Kürt emekçileri! Tümüyle haklı ve meşru olan ulusal özgürlük ve eşitlik mücadelenizin önündeki en temel engel sömürgeci sermaye egemenliğidir. Sermaye düzeni koşullarında devrimci talep ve özlemler ancak devrim ve sosyalizmi hedefleyen bir mücadeleyle kazanılabilir. Yaşanan süreç, meşru ulusal hak ve istemleri düzen zemininde pazarlıklarla elde etme siyasetinin, reformist çözüm çizgisinin sonuçsuz kalmaya mahkum olduğunu göstermektedir. Kürt halkı gerçek bir özgürleşmenin yolunu, ulusal kurtuluş mücadelesinin devrimci çizgide geliştiği dönemde açmıştır. Bugünkü tüm kazanımlarını Çağdaş Kawalar’dan Agit’ler’e uzanan devrimci direniş ve onun mirası sayesinde elde etmiştir. İşçiler, emekçiler! Demirci Kawa’nın isyan çağrısına sosyalizm bayrağı altında devrim mücadelesini yükselterek yanıt vermek, her zamankinden daha yakıcı ve güncel bir görev olarak duruyor. Bu görev ancak Kürt, Türk ve diğer milliyetlerden tüm işçi ve emekçilerin, geleceğine sahip çıkan gençliğin kenetlenmiş birliği ve devrimci mücadelesiyle yerine getirilebilir. Bu çerçevede TKİP, tüm işçi ve emekçileri, kadınları ve gençliği Newroz’un direniş ateşini körüklemeye, emperyalist saldırganlığa, savaş çığırtkanlığına, kölelik koşullarına ve sermaye iktidarına karşı devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye çağırıyor. Bijî Newroz û azadi! Yaşasın Newroz ve özgürlük! Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! Özgürlük, eşitlik, gönüllü birlik! Yaşasın devrim ve sosyalizm! Türkiye Komünist İşçi Partisi Mart 2012 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (Bildiriyi indirmek için tıklayınız)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#117 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Amed Newrozu 18 Mart'ta
AMED (09.03.2012)- Her yıl yüzbinlerce kişinin katıldığı Amed Newroz’u, bu yıl 18 Mart Pazar günü yapılacak. Basın toplantısı düzenleyen BDP Diyarbakır İl Örgütü, Newroz kutlamalarının 10 güne yayılacağını söyledi. Sosyalist yurtseverler de Newroz startı verdi. Basın toplantısında konuşan BDP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Zübeyde Zümrüt, Newroz bayramının coşkusunu yaşadıklarını belirtirken, hükümetin bu coşkuyu gölgelediğini, karamsarlığa sevk ettiğini söyledi. Zümrüt, 2012 Newroz’unu askeri operasyonlar nedeniyle halen insanların yaşamını yitirdiği; Roboskî’de yapılan katliamın yarattığı acıların tüm tazeliğini koruduğu; Van depremi nedeniyle yaşanan derin acıların halen dinmediği ve yaraların sarılmadığı; cezaevlerinden acı haberlerin geldiği, 6500’den fazla BDP’linin tutuklanarak cezaevine konulduğu ve açlık grevlerinin sürdüğü bir ortamda karşıladıklarını söyledi. Kentteki demokratik kitle örgütü temsilcileriyle kurulan Newroz tertip komitesinin bugün başvuru yapacağını söyleyen Zümrüt, bu yılki Diyarbakır Newroz’unun 18 Mart Pazar günü Newroz alanında kutlanacağını söyledi. Kutlamaların 10 güne yayılacağını belirten Zümrüt, halkı büyük Newroz’a çağırdı. SOSYALİST YURTSEVERLER STARTI VERDİ Sosyalist yurtseverler de 2012 Newroz’u için kolları sıvadı. Bölge parti meclisini toplayan ESP üyeleri, 18 Mart’ta gerçekleşecek Amed Newroz’una bölgesel katılma kararı aldı. ESP'liler, çalışmalarda kullanacakları materyallerin de hazırlıklarını yoğunlaştırdı. Bu çerçevede afiş, bildiri hazırlayan sosyalist yurtseverler, aylık sosyalist yurtsever gazete Azadî'nin Newroz manşetli sayısının da hazırlıklarını tamamladı. Sosyalist yurtseverler, Kürt halkını 2012 Newroz’unda ulusal inkara, tecride ve tutuklama terörüne karşı alanlara, direnişi ve örgütlülüğü yükseltmeye çağırıyor.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#118 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
İlk Newroz ateşi Bostaniçi'nde yakıldı
2012'in ilk Newroz ateşi Van Bostaniçi'nde yakıldı. Yüzlerce kişi, "An azadî an azadî" talebini haykırdı. Haber Fotoları: 1 2 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Etkin Haber Ajansı / 11 Mart 2012 Pazar, 09:41 VAN- BDP Bostaniçi Belde binası önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, "Edî bes e, an azadî an azadî" sloganlarını atarak, yılın ilk Newroz ateşini yaktı. Newroz'a, kadınlar sarı kırmızı yeşil renklerinin ağırlıklı olduğu yöresel kıyafetleriyle katıldı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterlerinin açıldığı Newroz'da halaya duran kitle, yakılan Newroz ateşinin etrafında "Bijî Serok Apo" ve "Öcalan'a özgürlük" sloganlarını haykırdı. Newroz ateşinin yakılmasının ardından demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Kitleye hitaben konuşan BDP Belde Başkanı Rıza Sucai, halkın Newroz'unu kutladı. 30 yıldır Kürt halkının alanları doldurarak barış elini uzattığını söyleyen Sucai, her defasında bu elin katliamlarla, yok saymalarla indirildiğini belirtti. Van Belediye Başkan Yardımcı Abdurrahman Doğar ise, "Kürt halkı bu Newroz'da özgürlük talebi ile alanları dolduracak" dedi, Mahsun Korkmaz ile Mazlum Doğan'ın başlattığı mücadelenin milyonlara ulaştığını hatırlattı. Bu yılki Newroz'un diğer yıllardaki Newroz'lardan farklı olduğunu ifade eden Doğar, "Bu yılki Newroz'da ya özgürlük ya özgürlük diyeceğiz. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünü haykıracağız" dedi. Öcalan'a uygulanan "ağırlaştırılmış tecride", KCK operasyonlarına ve askeri operasyonlara değinen Doğar, yapılmak istenenin Kürt halkına boyun eğdirmek ve halkı sindirmek olduğunu söyledi. Kürt halkının iradesinin teslim alınamayacağını dile getiren Doğar, Kürtlerin bu Newroz'da alanları doldurarak, Öcalan'a özgürlük talebini haykıracağını belirtti. Doğar'ın ardından konuşan Bostaniçi Belediye Başkanı Nezahat Ergüneş de, Newroz'un diriliş anlamına geldiğini dile getirdi. Ergüneş, bu Newroz'da alanları dolduracak Kürt halkının taleplerine kulak verilmesini istedi. Newroz şöleni daha sonra MKM'li sanatçı ve Hozan Remzi'nin türküleri eşliğinde çekilen halaylarla son buldu.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#119 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Nemrut ateşi ve Nevruz ateşi - Ali Topuz (Radikal)
13 Mart 2012 - Beni ilgilendiren ne yasa ya da yasalar (biri boş bir mefhum, diğerleri ise pek hoş mefhumlardır), hatta ne hukuk ya da haklardır, beni ilgilendiren içtihatlardır. Hukukun gerçek yaratıcısı içtihatlardır: Yargıçlara emanet edilmemeleri gerekirdi.” Ve “İhtiyacımız olan ahlaki ve sözde-uzman bir bilgeler komitesi değil, hak sahibi gruplardır. İşte bu noktada hukuktan siyasete geçilir.” (Gilles Deleuze, Müzakereler, Norgunk Yayıncılık, İstanbul 2006) “Kapanmayan davalar”, hukuktan siyasete geçilen yerin davalarıdır. Çünkü o davaların kapatılmamasını öngören siyaset, hukuku siyasi işlere koşmuş bir siyasettir. Sivas davasında zamanaşımı, paradoksal biçimde, davanın açık kalmasına yol açar. Oysa Sivas ateşi, sönmesi gereken bir ateş. Söndürülmesi gereken bir ateş. Giden gelmez ama o ateş yandıkça gidenin hayali bizi terk etmez, acı ve korku olarak içimizde yanar, içimizi yakar, her an. Acı, kaybın acısı, adaletsizce gidenin ve gelmeyen adaletin acısı. Korku, gidecek olanın korkusu. O ateş sönmedikçe, ona düşenler olacağından korku. O ateşi yakan eller kırılmadıkça yeniden yakılabileceği korkusu. İbrahim’in yanışı binlerce yıldır zihinlerdeyse ve bu acı ve bu korku yüzünden. Ateş terbiyesi Bütün bu öyküler bize, “ateşin bir doğal varlık olmaktan çok bir toplumsal varlık olduğunu” gösterir: “Hakikaten, ateşe saygı öğretilmiş bir saygıdır; doğal bir saygı değildir. (…) …ateş önce bir genel yasaklama konusudur; bundan da şu sonuç çıkar: Toplumsal yasaklama ateş hakkındaki ilk genel bilgimizdir. Ateş hakkında ilk öğrenilen şey ona dukunmamak gerektiğidir.” (Gaston Bachelard, Ateşin Psikanalizi, Bağlam Yayınları, 1995) Aynı eserden: “Kundakçı suçluların en sinsisidir. Saint-Ylie tımarhanesinde kimliği en iyi bilinen kundakçı son derece hizmetkârdır. İddiasına göre, yapmasını bilmediği tek şey soba yakmaktır.” Kundakçı, cehennemi bu dünyada kurma gücüne sahip olduğunu düşünen ilahların hazır kıta yardımcısıdır. Ehilleştirilmiş ateşe, ısıtan, yaşatan, eğlendiren ateşe değil, vahşileştirilmiş ateşe, nefretin ateşine yatkındır; yararlıya, yani soba ateşine, ya da törensele, yani Nevruz ateşine değil, Nemrut ateşine. İbrahim için içi yanan, acıyan değil, Nemrut’un ölümcül kibrine alkış tutan, sevinendir. Nemrut, sadece bir devletin başındaki tiran değildi, değildir, devletin sembolüdür de. Bütün devletler az ya da çok nemruttur. Ne oranda nemrut kalacakları, ne oranda nemrut olacakları, o yanlarını törpüleyecek toplumsal mücadelelerce belirlenir. Sivas’ta ateşi yakan ellere “Yapamazsın” diye vurulmadı, hiç değilse halen derdest olan davada, “Ateşle oynamak yasaktır. Can kundaklamak hiçbir mazeret, gerekçe, mantık ve ahlak tarafından kabul edilemez” denilebilmesi gerekir. Aksi halde derdest dava biter ve Sivas davası bütün gelecek için açık kalır. Oysa derdest davanın sürmesi, bizi sonsuza kadar açık kalacak dava riskinden koruyabilir. Mazeretlere yer yok Mazeretler çok tartışıldı. Aslen birbirini besleyen iki teori var: Tahrik ve “derin devletin, karanlık güçlerin rolü.” İki teoriye sürekli yapılan vurgular, asıl kötülüğü, her zaman uyanık durulması gereken bir sorunu gözden kaçırmaktan başka işe yaramaz. Birçok benzer vakada bu ikili kullanıldı: İşte yakın dönemin felaketlerinden 6-7 Eylül olaylarında, Maraş’ta, ve hâlâ tartıştığımız Sivas’ta. Maraş’ta “derin devletin” rolü daha kesin mesela, Sivas’a göre: Çünkü ilk ikisinde önemli deliller var, üçüncüde bazı alametler ve çokça söylentiler. 6-7 Eylül’de “derin failler”in bir kısmı rahat rahat anlattı zaten yaptıklarını. Ama hepsinde de bir ortak özellik daha var: Hepsinde de “derin olmayan devlet” kararlı yokluğuyla apaçık ortada, o halde deriniyle derin olmayanı birbirinden nasıl ayıracağız? Daha da önemlisi, hepsinde komşusunu, yurttaşını, misafirini öldüren komşu, ev sahibi, çarşı, eşraf… Yani bizim derin devletin rolünü kavramamız, komşumuzun ve çarşımızın, eşrafın neden Gayrimüslim, Alevi ya da muhalif (genellikle solcu) söz konusu olunca çabucak “derin, karanlık” güçlere uyduğunu, kolayca kurulan cinayet ve talan sofrasına iştahla oturabildiğini açıklamaz. Bizi ilgilendiren bu olmalıdır. “Derin devletin rolü”nü savcı bulsun koysun ortaya, derin devletin varlığı, suçu insanlığa karşı suç olmaktan çıkarmaz, sadece derin (ya da yüzeysel) devletle yurttaşının ilişkisini açıklar. Bizim anlamak zorunda olduğumuz, tedbir almak zorunda olduğumuz şey derini, derin olmayanıyla olmayan devlet ve ikisinden de önemlisi birden komşusunun canına kıyacak kadar dönüşebilen komşudur. Kapımızı işaretleyen, işaretli kapımızdan giren odur. Çocukların “kapı işaretleme”ye yönelmesi, vahametin derinliğinin son tezahürüydü. Adalet, arayış ve mücadele demektir Adaletin kapatması gereken kapı da bu olmalıdır. Evet, devletlerin ilkesi adalet değildir, düzendir: Egemenlere uyan düzen. Evet, bu da çoğu zaman adaletsizlik olarak belirir. Ama yine de “adil devlet” diye bir şeyden bahsedebileceksek, adaletin onu talep eden, onun için mücadele eden toplumların ilkesi olarak var olabileceği için edebiliriz; böyle bir mücadele olmadığında adalet de olmayacaktır. Bugün herkes kendi uğradığı haksızlığın, adaletsizliğin davacısı. Herkes kendi mezarının başında ağlıyor, kendi zındanının önünde üzülüyor, öfkeleniyor. Adalet mücadelesi, “öteki”nin davasında da adalet için talepte bulunanlar arttığında yol almış olur. Sivas davasında bugün hangi karar verilirse verilsin, daha adil, daha özgürlükçü, daha eşit bir toplum için hep mücadele etmek gerek. Deleuze’le başladık, onunla bitirelim, aynı kitaptan: “En katı ya da en hoşgörülü rejimin hangisi olduğunu sormanın gereği yok, zira özgürleştirmeler ve köleleştirmeler her birinde çarpışmaktadır.” Ve “Kaygılanmak ya da umut etmek değil, yeni silahlar aramak gerekiyor.”
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#120 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
BDP'den Newroz'a çağrı
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (13.03.12) – İstanbul'da Taksim Tramvay Durağı'nda bir araya gelen BDP yöneticileri 18 Mart'ta yapılacak Newroz'a çağrı yaptı. HDK bileşenlerinin de katıldığı eylemde, AKP hükümetinin sürdürdüğü İmralı tecridi, siyasi soykırım operasyonları, askeri operasyonlar ve toplumda yarattığı psikolojik karamsarlığa karşı Newroz alanına çağrı yapıldı. BDP İstanbul İl Başkanı Asiye Kolçak'ın okuduğu açıklamada, AKP hükümetinin diyalog ve müzakere konusunda BDP'nin çağrılarına, tasfiye ve teslim alma politikasını sürdürdürerek yanıt verdiği ifade edildi. Halkın bu gerçeğin farkında olduğunu, AKP hükümetinden beklenti yerine, alanlarda direnmeyi esas aldığını vurgulandı. Kış boyunca yapılan toplantılar, mitingler, 15 Şubat protestoları ve 8 Mart'ın bunların göstergesi olduğu belirtildi. Askeri operasyonlar, Roboski katliamı ve Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrit hatırlatılarak, acıların yaşanmadığı tek bir yıl olmadığı söylendi. Baskı ve zülme karşı açlık grevlerinin yapıldığı hatırlatılarak, “Bu yılki Newroz'un şenlikli, şölenli kutlama şekinde ele alınmasının halkımızın yüreğini burkacağını düşündüğümüzden, kutlamalarda daha çok siyasi mesajlar öne çıkacaktır. 2012 Newroz'u tarihi direniş ruhuna uygun, siyasal içerikli mitingler Türkiye'nin 127 noktasında bu ruhla kutlanacaktır. Tüm dost siyasi partileri, kişi ve kurumları, demokratik, barışçı çözümden yana olan çevreleri Newroz'un ateşini hep birlikte yakmaya davet ediyoruz” dendi. Açıklama bitirildikten sonra İstiklal Caddesi üzerinde Newroz'a çağrı yapan bildiriler dağıtıldı. Kızıl Bayrak / İstanbul
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: bayram, biji azadi, biji sosyalizm, dehak, demirci kawa, kardeslik, kurt halki, mucadelesidir, newroz, newroz piroz be, ozgurlugun gucu, ozgurluk, yasamin bahari, zalim |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| bahari, baharı, gücü, mücadelesidir, newroz, Özgürlüğün, yaŞamin, yaşamın |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Marttan devrime doğru atılım, devrimin baharı süreci | Mahmut Halil CAN | MÜCADELEDE ÖZEL VE ÖNEMLİ GÜNLER | 1 | 03-16-2012 07:59 PM |
| Devrimci iç yaşamın örgütlenmesi | Mahmut Halil CAN | Devrimci yaşam,devrimci ahlak,devrimci kişilik | 0 | 08-28-2007 05:11 PM |