DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > SINIF HAREKETİ VE GENÇLİK > Öğrenci Gençlik ve devrimci Mücadele


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Öğrenci eylemlerinde belirginleşen iki çizgi - Çağlar Kılınç
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
182
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12-26-2010, 03:41 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi
Standart Öğrenci eylemlerinde belirginleşen iki çizgi - Çağlar Kılınç

Öğrenci eylemlerinde belirginleşen iki çizgi - Çağlar Kılınç


AKP ve onun neo-liberal baskı düzeni bundan sonraki eylemlerin de açıktan hedefi olmalıdır. Burada eylemlerin hedefinin AKP'den soyutlanarak genel bir sistem karşıtı muhalefet düzeyine indirilmesi en büyük hata olur. AKP ile mücadele etmeyi, okun sivri ucunu buraya yöneltmeyi yeterince devrimci bulmayan kimi anlayışlar karşısında hareketin siyasal muhatabını korumasını sağlamak önemlidir.
Öğrenci eylemleri ülkenin gündeminde belirleyici bir yeri işgal eder oldu. Özellikle büyükşehir üniversitelerinde AKP ve YÖK'e karşı giderek büyüyen tepki dalgası medya için de aktüel ve dikkat çekici bir malzeme sağlayabiliyor. Ancak öğrenci eylemlerinin ülke gündeminde daha kalıcı bir yer edinmesini sağlayacak asıl özelliği bir süreklilik potansiyeline sahip olması. Bu potansiyelin açığa çıkması ise sürecin siyasal içeriğinin doğru ele alınması ve kitlelerin cesaretini büyüten ve öne çıkaran bir eylem çizgisinin takip edilmesine bağlı.

Önce gerçeğe yaslanmak gerekir. Medyanın haber ve tartışma programlarını pazarlamak adına sık sık kullandığı şekliyle bugün bir “öğrenci hareketi”nden söz edilemez. Henüz geniş kitlelerin sürekli bir siyasal seferberlik haline girdiği bir aşamanın uzağında duruyoruz. Bu anlamda Dolmabahçe, SBF ve ODTÜ gibi üç örnek olay üzerinden öğrencilerin cürmünden fazla yer yaktığını söylemekte bir sakınca yoktur. Bu adımlar bir hareketin başlangıç eylemleri olma potansiyelini taşıyan, eskilere dayanan bir mücadelenin kitlelere mal olmasının ilk örnekleridir. Özetle öğrenci eylemlerinde bugüne dek gelinen aşama önemli fakat son derece kırılgan. Yaşanan sürecin siyasal içeriğinin doğru ele alınması ile kitlelerin cesaretini büyüten ve öne çıkaran bir eylem çizgisi izlenmesi öğrenci eylemlerinin kırılgan yönlerinin törpülenmesi, daha sıkı daha sağlam bir hareketin büyütülebilmesi için son derece kritiktir.

Eylemlerin siyasal hedefi AKP ve YÖK'tür
Söz konusu eylemlerin ülke gündeminde yer etmesinin ardındaki en büyük etkenlerden birisi bugüne dek öğrenci eylemlerinin başlıca vurgusu olan ekonomik talepleri değil doğrudan siyasal bir meydan okumayı içermesidir. Bu demek değil ki ekonomik talepler hareketin önünü tıkamaktaydı. Ancak öğrenci eylemlerini bir öğrenci hareketine doğru evrilten en önemli etken ülke çapında bir konuda söz söylemeye başlamasıdır. Bu anlamda AKP ve onun neo-liberal baskı düzeni bundan sonraki eylemlerin de açıktan hedefi olmalıdır. Burada eylemlerin hedefinin AKP'den soyutlanarak genel bir sistem karşıtı muhalefet düzeyine indirilmesi en büyük hata olur. AKP ile mücadele etmeyi, okun sivri ucunu buraya yöneltmeyi yeterince devrimci bulmayan kimi anlayışlar karşısında hareketin siyasal muhatabını korumasını sağlamak önemlidir. Çoğu zaman bir üniversite rektörünü bile muhatap bulmakta zorlanan öğrencilerin karşısında bugün ülkenin başbakanı duruyorsa bu olguyu doğru okumak ve doğru değerlendirmek önemlidir. AKP, YÖK eliyle üniversiteler üzerinde ciddi bir operasyona girişiyor. Okulları sivil polislerin cirit attığı alanlara çevirmek, başını kaldıran öğrenciyi soruşturmalarla yıldırmak için uğraşıyor. Eğer öğrencilerin kayda değer bir itirazı olacaksa, bu itiraz hedefine önce YÖK üzerinden üniversiteye dair bu operasyonu daha sonra da ülkenin bütününün neo-liberal baskıcı dönüşümünü almalıdır.

Geniş kitleler nezdinde meşru eylem
Öğrenci eylemleri kimi zaman önceden planlanabilir olmakla birlikte son olarak ODTÜ’de yaşandığı gibi reflekse dayalı olarak da gelişebilmektedir. Her iki durumda da benimsenecek her türlü eylem tarzının kitlelerin rızasını alan, ertesi gün yurt odalarında, bölüm kantinlerinde örgütsüz öğrenciler tarafından da savunulabilecek meşruiyette olması zorunludur. Dolmabahçe gündeminde Öğrenci Kolektifleri ya da Genç-Sen üyelerinin Tayyip- Rektörler buluşmasının yapıldığı alana yürümek konusundaki ısrarı buna örnek olarak verilebilir. Bu meşru talep karşısında polis şiddetine başvurulduğunda hükümet yakın geçmişte görülmediği kadar köşeye sıkışabilir. Her bir eylemin uzun soluklu bir mücadelenin parçası olduğunu unutmamak gerekir. Eylem anı kadar ertesi gün toplumda uyandırdığı yankı da hesaplanmalıdır. Bu hesabı yapmayı reformizm sayanlar kendi “ağır devrimci” dünyalarında çatışma stratejileri üzerine kafa yormaya devam edebilir. Keza ODTÜ eylemi de bu konuda çarpıcı girişim ve değerlendirmelerle doludur. Demokratik Gençlik Hareketi imzası ile yayınlanan bir bildiri şöyle diyor: “Polise kartopu atmayı, o hengâme içerisinde bulup buluşturup yumurta atmayı ve polis kalkanları önünde uzuneşek oynamayı öneren ve “AKP karşıtlığında” birbirleriyle yarışan bu kesimler; o anda tam olarak AKP hükümetinin ve onunla karakterize olan neo-liberal siyasal düzenin istediği “sol muhalefet” pozisyonuna yerleşmişlerdir. Tıpkı daha önceki birçok eylemlerinde olduğu gibi...” ODTÜ öğrencisinin, polis barikatı önünde kitleselleşmeye çalıştığı, öğrencilerin harıl harıl arkadaşlarını arayarak alana çağırdıkları bir süreçte polis barikatı önünde uzuneşek oynamaktan kartopu atmaya kadar mevcut kitleyi bir arada tutacak kimi denemelerde bulunmuş olması, bu arkadaşların yapacağı hangi büyük devrimci eylemin önünde bir engel olmuştur? Onlarca kameranın önünde orada bulunan tüm öğrencilere yaptığımız eylemin meşruiyetini vurgulayan, karşımıza diktikleri çevik ordusu ile alenen dalgasını geçen insanlardan hiçbiri çatışma çıktığında arkasını dönüp o alanı terk etmiş değildir. ODTÜ öğrencisi o gün polis barikatına birkaç taş sallayıp ara sokaklara dağılmamış, tüm ülkenin gözü önünde Tayyip Erdoğan’nın kolluğu ile önce dalgasını geçmiş sonra okul dışına atana dek kilometrelerce kovalamıştır. Bu insanlara “neo-liberalizmin solu” damgasını yakıştırmak en hafif deyimle ayıptır. Polise yönelik “dalga geçme” ile “kovalama” eyleminin failleri farklı insanlar değildir. ODTÜ’de eylemin başarısının altında bu iki tutumun da son derece başarılı bir şekilde doğru zamanlama ile sergilenmiş olması yatmaktadır.
Eylemler sırasında yaşanan çatışmaları mahalle kavgalarından ayıran temel özellik bir siyasi hesaba dayanıyor olmasıdır. Tayyip Erdoğan’nın her ortamda “Molotof ile demokrasi olmaz” saçmalığını tekrarlaması boşuna değildir. Bu söylem devrimciler için bir şey ifade etmese de kabul etmek gerekir ki kitleler için hala ikna edici bir argümandır. Koskoca bir medya grubu haklı talepleri adına demokratik haklarını kullanan öğrencileri “sorunlu tipler” olarak göstermek için fırsat kolluyor. Bu fırsatı mümkün olduğunca ellerinden almaya dönük çabaları, devrimcilik adına son derece kaba bir biçimde damgalamak, herhalde mücadelenin önünü açıcı ve yapıcı bir tavır değildir.
Polisten uzak durarak sürecin bir parçası olunamaz
Siyasal eylemi polis ile çatışma noktasına indirgeyen küçük burjuva radikalizminin eleştirisi ancak polis karşısında kitlelerin direnme çizgisinin gerisinde kalınmadığında anlamlı olabilir. Polis ile karşı karşıya gelmekten kaçınarak sürecin içinde var olma şansı yoktur. Hareketin tamamen durağan olduğu dönemlerde fazla açığa çıkmadan sürdürülebilen bu tutum bugünkü düzeyinde bile olsa öğrenci eylemlerinden söz edildiği bir konjonktürde yalnız kalmaya mahkumdur. Bu eksende yaşanan ayrışma polisten korkmak ya da cesaret sahibi olmakla açıklanamaz. Bu ayrışmanın en azından TKP için berrak bir ideolojik arka planı vardır ve eleştiriye muhtaç olan da burasıdır.
Dolmabahçe sürecinde Öğrenci Kolektifleri ve Genç-Sen üyesi öğrencilerin ayrı ayrı mekanlarda polis şiddetine maruz kalıp TKP'li öğrencilerin düzenlediği eylemde böyle bir tablo yaşanmamış olması tesadüf değildir. Bunun arkasında bir grubun önceden iddia ettiği gibi toplantı mekanına ulaşmak konusunda ısrar etmesi, diğer grubun ise bu ısrarı sürdürmemesi yatıyor. TKP bu süreci “önemli olan siyasal sözümüzü söylemektir” gibi genel doğrularla açıklamaya çalışsa da içinde bulunduğumuz dönem bu ve benzeri açıklamaları yetersiz bırakıyor. Çünkü biliyoruz ki bugün hala bir Dolmabahçe sürecinden söz ediliyorsa, öğrencilerin Başbakan ile rektörlerin toplantısını protesto etmesi konuşuluyorsa bunda pay sahibi olan TKP'li öğrencilerin kendilerine göre pek makbul sözler söyledikleri eylemleri değil, o günü oksijenden çok biber gazı soluyarak geçiren diğer öğrencilerin polis karşısındaki kararlılıklarıdır.
Bir söz eyleme dönüşme aşamasında yarı yarıya buharlaşacaksa onu hiç söylememek daha iyidir. TKP, AKP ile mücadele konusunda son derece kararlı ve kapsamlı bir yayın çizgisi izliyor, iddialı cümleler kuruyor, sık sık Başbakan'a meydan okuyor. Buraya kadar her şey yolunda! Fakat yüzlerce ODTÜ öğrencisi yaklaşık 3 saat Tayyip'in polis ordusuna karşı okulunu savunurken TKP'li öğrenciler rektörlük önünde beklemeyi tercih ediyor. İşte bu artık kantin sohbetlerinde tartışılır hale geldiği gibi korkaklık ve cesaret arasındaki bir tercih değil, TKP'yi kendi merkezleri ve iradeleri dışında gelişen tüm süreçlerin kenarında kalmaya mahkum eden ideolojik bir tercihtir. Ve ne yazık ki tüm devrimci gelişmeler TKP siyasi bürosunun masasında planlanarak hayata geçmiyor! Kitlelerin çatışmadan uzak duracağı varsayımı ile çatışma boyunca okulun öğrenci yoğun bölgelerini gezen TKP'li öğrenciler, 3 saatin sonunda rektörük önünde (kimine çatışmanın sürdüğünü dahi haber vermedikleri) toplam 200 kişilik bir kitle ile beklerken Tayyip'in polisini okulun dışına atan 500’ü aşkın ODTÜ öğrencisinin rektörlük önüne gelmesini de muhtemelen hesaplamamışlardır.
68'de Vietnam kasabı olarak da bilinen ABD diplomatı Robert Komer'in arabasının ODTÜ'de öğrenciler tarafından yakılması da TİP yönetimi tarafından aşırı bulunmuş ve tepkiyle karşılanmıştı. Oysa olayın ardından açılan soruşturmada 3000'den fazla ODTÜ öğrencisi “arabayı ben yaktım” diye dilekçe imzalayarak olayı sahiplenmişti. 68 hareketi kendi devrimci mecrasına TİP'ten koparak ulaşmıştı. O güne kadar öğrenci gençliğin mücadelesi için önemli bir merkez konumunda olan TİP, hareketin dinamizmi karşısında bir fren işlevi gördüğü için bir nevi yolun kenarında, geride bırakılmıştı.
Korunması gereken iki çizgi
Kitlelerin cesaretini büyüten ve öne çıkaran bir eylem çizgisi derken ne söylemek istediğimizi yukarıda biraz da farklı eğilimlerle tartışarak anlatmaya çalıştık. Korunması gereken çizgilerden biri budur. Diğer çizgi ise eylemlerin siyasal hedefine AKP ve YÖK'ü koymasıdır. Bu hedef her somut gündemde tam merkeze oturmasa dahi öğrencileri bir araya getiren sorunların kaynağının buraya dayandığı bilinmelidir. Farklı alanlarda süregelen eylemliliklerin ülke çapında bir harekete dönüşebilmesi için beligin bir ortak siyasal hedefe yönelmesi zorunluluktur. Öğrencilerin somut ortak hedefi YÖK'ün son genelgesini çöpe atmak olarak belirlenebilir. Bu, AKP'ye karşı bir söz söylememek için yemin etmiş çevreler dışında üzerinde uzlaşılabilir bir hedeftir.
21 Aralık 2010
Öğrenci eylemleri ülkenin gündeminde belirleyici bir yeri işgal eder oldu. Özellikle büyükşehir üniversitelerinde AKP ve YÖK'e karşı giderek büyüyen tepki dalgası medya için de aktüel ve dikkat çekici bir malzeme sağlayabiliyor. Ancak öğrenci eylemlerinin ülke gündeminde daha kalıcı bir yer edinmesini sağlayacak asıl özelliği bir süreklilik potansiyeline sahip olması. Bu potansiyelin açığa çıkması ise sürecin siyasal içeriğinin doğru ele alınması ve kitlelerin cesaretini büyüten ve öne çıkaran bir eylem çizgisinin takip edilmesine bağlı.

Önce gerçeğe yaslanmak gerekir. Medyanın haber ve tartışma programlarını pazarlamak adına sık sık kullandığı şekliyle bugün bir “öğrenci hareketi”nden söz edilemez. Henüz geniş kitlelerin sürekli bir siyasal seferberlik haline girdiği bir aşamanın uzağında duruyoruz. Bu anlamda Dolmabahçe, SBF ve ODTÜ gibi üç örnek olay üzerinden öğrencilerin cürmünden fazla yer yaktığını söylemekte bir sakınca yoktur. Bu adımlar bir hareketin başlangıç eylemleri olma potansiyelini taşıyan, eskilere dayanan bir mücadelenin kitlelere mal olmasının ilk örnekleridir. Özetle öğrenci eylemlerinde bugüne dek gelinen aşama önemli fakat son derece kırılgan. Yaşanan sürecin siyasal içeriğinin doğru ele alınması ile kitlelerin cesaretini büyüten ve öne çıkaran bir eylem çizgisi izlenmesi öğrenci eylemlerinin kırılgan yönlerinin törpülenmesi, daha sıkı daha sağlam bir hareketin büyütülebilmesi için son derece kritiktir.

Eylemlerin siyasal hedefi AKP ve YÖK'tür

Söz konusu eylemlerin ülke gündeminde yer etmesinin ardındaki en büyük etkenlerden birisi bugüne dek öğrenci eylemlerinin başlıca vurgusu olan ekonomik talepleri değil doğrudan siyasal bir meydan okumayı içermesidir. Bu demek değil ki ekonomik talepler hareketin önünü tıkamaktaydı. Ancak öğrenci eylemlerini bir öğrenci hareketine doğru evrilten en önemli etken ülke çapında bir konuda söz söylemeye başlamasıdır. Bu anlamda AKP ve onun neo-liberal baskı düzeni bundan sonraki eylemlerin de açıktan hedefi olmalıdır. Burada eylemlerin hedefinin AKP'den soyutlanarak genel bir sistem karşıtı muhalefet düzeyine indirilmesi en büyük hata olur. AKP ile mücadele etmeyi, okun sivri ucunu buraya yöneltmeyi yeterince devrimci bulmayan kimi anlayışlar karşısında hareketin siyasal muhatabını korumasını sağlamak önemlidir. Çoğu zaman bir üniversite rektörünü bile muhatap bulmakta zorlanan öğrencilerin karşısında bugün ülkenin başbakanı duruyorsa bu olguyu doğru okumak ve doğru değerlendirmek önemlidir. AKP, YÖK eliyle üniversiteler üzerinde ciddi bir operasyona girişiyor. Okulları sivil polislerin cirit attığı alanlara çevirmek, başını kaldıran öğrenciyi soruşturmalarla yıldırmak için uğraşıyor. Eğer öğrencilerin kayda değer bir itirazı olacaksa, bu itiraz hedefine önce YÖK üzerinden üniversiteye dair bu operasyonu daha sonra da ülkenin bütününün neo-liberal baskıcı dönüşümünü almalıdır.

Geniş kitleler nezdinde meşru eylem

Öğrenci eylemleri kimi zaman önceden planlanabilir olmakla birlikte son olarak ODTÜ’de yaşandığı gibi reflekse dayalı olarak da gelişebilmektedir. Her iki durumda da benimsenecek her türlü eylem tarzının kitlelerin rızasını alan, ertesi gün yurt odalarında, bölüm kantinlerinde örgütsüz öğrenciler tarafından da savunulabilecek meşruiyette olması zorunludur. Dolmabahçe gündeminde Öğrenci Kolektifleri ya da Genç-Sen üyelerinin Tayyip- Rektörler buluşmasının yapıldığı alana yürümek konusundaki ısrarı buna örnek olarak verilebilir. Bu meşru talep karşısında polis şiddetine başvurulduğunda hükümet yakın geçmişte görülmediği kadar köşeye sıkışabilir. Her bir eylemin uzun soluklu bir mücadelenin parçası olduğunu unutmamak gerekir. Eylem anı kadar ertesi gün toplumda uyandırdığı yankı da hesaplanmalıdır. Bu hesabı yapmayı reformizm sayanlar kendi “ağır devrimci” dünyalarında çatışma stratejileri üzerine kafa yormaya devam edebilir. Keza ODTÜ eylemi de bu konuda çarpıcı girişim ve değerlendirmelerle doludur. Demokratik Gençlik Hareketi imzası ile yayınlanan bir bildiri şöyle diyor: “Polise kartopu atmayı, o hengâme içerisinde bulup buluşturup yumurta atmayı ve polis kalkanları önünde uzuneşek oynamayı öneren ve “AKP karşıtlığında” birbirleriyle yarışan bu kesimler; o anda tam olarak AKP hükümetinin ve onunla karakterize olan neo-liberal siyasal düzenin istediği “sol muhalefet” pozisyonuna yerleşmişlerdir. Tıpkı daha önceki birçok eylemlerinde olduğu gibi...” ODTÜ öğrencisinin, polis barikatı önünde kitleselleşmeye çalıştığı, öğrencilerin harıl harıl arkadaşlarını arayarak alana çağırdıkları bir süreçte polis barikatı önünde uzuneşek oynamaktan kartopu atmaya kadar mevcut kitleyi bir arada tutacak kimi denemelerde bulunmuş olması, bu arkadaşların yapacağı hangi büyük devrimci eylemin önünde bir engel olmuştur? Onlarca kameranın önünde orada bulunan tüm öğrencilere yaptığımız eylemin meşruiyetini vurgulayan, karşımıza diktikleri çevik ordusu ile alenen dalgasını geçen insanlardan hiçbiri çatışma çıktığında arkasını dönüp o alanı terk etmiş değildir. ODTÜ öğrencisi o gün polis barikatına birkaç taş sallayıp ara sokaklara dağılmamış, tüm ülkenin gözü önünde Tayyip Erdoğan’nın kolluğu ile önce dalgasını geçmiş sonra okul dışına atana dek kilometrelerce kovalamıştır. Bu insanlara “neo-liberalizmin solu” damgasını yakıştırmak en hafif deyimle ayıptır. Polise yönelik “dalga geçme” ile “kovalama” eyleminin failleri farklı insanlar değildir. ODTÜ’de eylemin başarısının altında bu iki tutumun da son derece başarılı bir şekilde doğru zamanlama ile sergilenmiş olması yatmaktadır.
Eylemler sırasında yaşanan çatışmaları mahalle kavgalarından ayıran temel özellik bir siyasi hesaba dayanıyor olmasıdır. Tayip Erdoğan’nın her ortamda “Molotof ile demokrasi olmaz” saçmalığını tekrarlaması boşuna değildir. Bu söylem devrimciler için bir şey ifade etmese de kabul etmek gerekir ki kitleler için hala ikna edici bir argümandır. Koskoca bir medya grubu haklı talepleri adına demokratik haklarını kullanan öğrencileri “sorunlu tipler” olarak göstermek için fırsat kolluyor. Bu fırsatı mümkün olduğunca ellerinden almaya dönük çabaları son derece kaba bir biçimde damgalamak, herhalde mücadelenin önünü açıcı ve yapıcı bir tavır değildir.
Polisten uzak durarak sürecin bir parçası olunamaz
Siyasal eylemi polis ile çatışma noktasına indirgeyen küçük burjuva radikalizminin eleştirisi ancak polis karşısında kitlelerin direnme çizgisinin gerisinde kalınmadığında anlamlı olabilir. Polis ile karşı karşıya gelmekten kaçınarak sürecin içinde var olma şansı yoktur. Hareketin tamamen durağan olduğu dönemlerde fazla açığa çıkmadan sürdürülebilen bu tutum bugünkü düzeyinde bile olsa öğrenci eylemlerinden söz edildiği bir konjonktürde yalnız kalmaya mahkumdur. Bu eksende yaşanan ayrışma polisten korkmak ya da cesaret sahibi olmakla açıklanamaz. Bu ayrışmanın en azından TKP için berrak bir ideolojik arka planı vardır ve eleştiriye muhtaç olan da burasıdır.
Dolmabahçe sürecinde Öğrenci Kolektifleri ve Genç-Sen üyesi öğrencilerin ayrı ayrı mekanlarda polis şiddetine maruz kalıp TKP'li öğrencilerin düzenlediği eylemde böyle bir tablo yaşanmamış olması tesadüf değildir. Bunun arkasında bir grubun önceden iddia ettiği gibi toplantı mekanına ulaşmak konusunda ısrar etmesi, diğer grubun ise bu ısrarı sürdürmemesi yatıyor. TKP bu süreci “önemli olan siyasal sözümüzü söylemektir” gibi genel doğrularla açıklamaya çalışsa da içinde bulunduğumuz dönem bu ve benzeri açıklamaları yetersiz bırakıyor. Çünkü biliyoruz ki bugün hala bir Dolmabahçe sürecinden söz ediliyorsa, öğrencilerin Başbakan ile rektörlerin toplantısını protesto etmesi konuşuluyorsa bunda pay sahibi olan TKP'li öğrencilerin kendilerine göre pek makbul sözler söyledikleri eylemleri değil, o günü oksijenden çok biber gazı soluyarak geçiren diğer öğrencilerin polis karşısındaki kararlılıklarıdır.
Bir söz eyleme dönüşme aşamasında yarı yarıya buharlaşacaksa onu hiç söylememek daha iyidir. TKP, AKP ile mücadele konusunda son derece kararlı ve kapsamlı bir yayın çizgisi izliyor, iddialı cümleler kuruyor, sık sık Başbakan'a meydan okuyor. Buraya kadar her şey yolunda! Fakat yüzlerce ODTÜ öğrencisi yaklaşık 3 saat Tayyip'in polis ordusuna karşı okulunu savunurken TKP'li öğrenciler rektörlük önünde beklemeyi tercih ediyor. İşte bu artık kantin sohbetlerinde tartışılır hale geldiği gibi korkaklık ve cesaret arasındaki bir tercih değil, TKP'yi kendi merkezleri ve iradeleri dışında gelişen tüm süreçlerin kenarında kalmaya mahkum eden ideolojik bir tercihtir. Ve ne yazık ki tüm devrimci gelişmeler TKP siyasi bürosunun masasında planlanarak hayata geçmiyor! Kitlelerin çatışmadan uzak duracağı varsayımı ile çatışma boyunca okulun öğrenci yoğun bölgelerini gezen TKP'li öğrenciler, 3 saatin sonunda rektörük önünde (kimine çatışmanın sürdüğünü dahi haber vermedikleri) toplam 200 kişilik bir kitle ile beklerken Tayyip'in polisini okulun dışına atan 500’ü aşkın ODTÜ öğrencisinin rektörlük önüne gelmesini de muhtemelen hesaplamamışlardır.
68'de Vietnam kasabı olarak da bilinen ABD diplomatı Robert Komer'in arabasının ODTÜ'de öğrenciler tarafından yakılması da TİP yönetimi tarafından aşırı bulunmuş ve tepkiyle karşılanmıştı. Oysa olayın ardından açılan soruşturmada 3000'den fazla ODTÜ öğrencisi “arabayı ben yaktım” diye dilekçe imzalayarak olayı sahiplenmişti. 68 hareketi kendi devrimci mecrasına TİP'ten koparak ulaşmıştı. O güne kadar öğrenci gençliğin mücadelesi için önemli bir merkez konumunda olan TİP, hareketin dinamizmi karşısında bir fren işlevi gördüğü için bir nevi yolun kenarında, geride bırakılmıştı.
Korunması gereken iki çizgi
Kitlelerin cesaretini büyüten ve öne çıkaran bir eylem çizgisi derken ne söylemek istediğimizi yukarıda biraz da farklı eğilimlerle tartışarak anlatmaya çalıştık. Korunması gereken çizgilerden biri budur. Diğer çizgi ise eylemlerin siyasal hedefine AKP ve YÖK'ü koymasıdır. Bu hedef her somut gündemde tam merkeze oturmasa dahi öğrencileri bir araya getiren sorunların kaynağının buraya dayandığı bilinmelidir. Farklı alanlarda süregelen eylemliliklerin ülke çapında bir harekete dönüşebilmesi için beligin bir ortak siyasal hedefe yönelmesi zorunluluktur. Öğrencilerin somut ortak hedefi YÖK'ün son genelgesini çöpe atmak olarak belirlenebilir. Bu, AKP'ye karşı bir söz söylememek için yemin etmiş çevreler dışında üzerinde uzlaşılabilir bir hedeftir.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
belirginleşen, Çağlar, çizgi, eylemlerinde, iki, kılınç, öğrenci


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Persepolis çizgi filmi seyithan123 ÇOCUKLARIMIZ VE DEVRİMCİ ÇOCUK PAYLAŞIMLARI 0 05-15-2010 03:36 PM
Amerikan ekonomisi ve dünyanın geri kalanı - Çağlar Keyder Mahmut Halil CAN EMPERYALİST KAPİTALİZM VE DEVRİM 0 08-28-2007 03:46 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:54 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,