![]() |
|
|||||||
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
ÖĞRENCİ GENÇLİK CEMAATLERİN KUŞATMASI ALTINDA; GENÇLİK TESLİM ALINIRSA GELECEKTE ALINIR
12.09.2011 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) Yeni bir öğretim yılı başlar ve yeni öğretim yılında üniversiteyi kazananların kayıt zamanı olduğunda onlarca yıldır olduğu gibi cemaatleri tarikatlar gençliğin adım attığı her alanı kuşatmaya devam ediyorlar. Gazete haberlerine göre bu kuşatma daha otogarlarda başlamış düzeye geldi. Onlarca yıldır okul kayıt alanlarında başlayan, özellikle yurtlarla doruklarda gezen; abi-abla evleri ile ne örgütlü alanlarını yaratan tarikat ve cemaatler kuşatmalarını otogarlara kadar getirdi ise; bunda oturup düşünülecek oldukça fazla şey vardır. Bunun en önemli nedeni kuşkusuz dinci gericiliğin bizatihi sömürgeci faşist devletin kolu kanadı altında olması, genel olarak muhalif güçlere karşı kullanılması ile geniş yığınların ister mali-ekonomik, isterse sosyal, siyasal, dinsel vs kullanımı ile mücadelenin parçalanması ve düzene bağlanmasıdır. Bunun eskiden beridir en iyi yollarından birisi olmuştur tarikat ve cemaatler. Zaman zaman taktiksel ayrılıkları olsa da tarikat ve cemaatlerin, genel olarak elli yıldan fazladır bu ülkede ve topraklarda yeşil gericilik bizatihi emperyalizm ve onun yerli işbirlikçilerince kullanılmakta, geniş yığınları uyutmak ve istendiği gibi kullanmak için el altında hazırda bekletilmektedir. Diğer yandan Amerikan Emperyalizminin Yeşil Kuşak ve BOP planı gereği İslami motifli yapıların geliştirilmesi, bu çerçeve içinde özellikle yetişmiş eleman elde edilmesi, bu elemanların orta ve uzun vadede bütünsel dünya ölçeğinde, özellikle de Ortadoğu, Asya vs yerlerde kullanılması açısından gençliğin içinde örgütlenmesi sonucudur. Zira yetişen yeni nesil gençliğe bakıldığında aşağıdan yukarıya tüm eğitim sistemi içinde, ana sınıflarından başlayıp yüksek lisanslara kadar tüm alanların bu tarikatların fink attığı yerler olduğu görülecektir. Bu sadece devlet okullarında değil; özel okullar, dersanelerde de aynıdır. Ve de ikili süreç işlemektedir. Hem ticaret yapılmakta ve hem de gençlik elde edilmektedir kendilerince. İşin diğer bir bölümü ise düzene muhalif komünist devrimci güçler ile devrimci demokratların, toplumun diğer kesimleri içinde çalışmalarının eksikliğinin yanında gençliği de bu bağlamda bu dinci gericilik ve düzenin kollarına dolaylı-dolaysız bırakmalarıdır. Güçsüz muhalif hareket olmasının yanı sıra, güçlenmek için mücadele biçim ve araçları da geliştiremeyen muhalif hareketler bu alanı da doğal olarak dinci gericilik ile düzenin insafına bırakmış oluyorlar. Bundan önceki makalelerimizden bir kaçında yanlış hatırlamıyorsak altını çizdiğimiz bir gerçek var idi. O da dinci gericiliğin, tarikat ve cemaatlerin örgütlenme, ajitasyon, propaganda biçim ve araçlarının çoğunun devrimci çalışma araç- biçimlerinden aşırma, çalınma olduğu gerçeğidir. Geçmişte ve bugün ne kadar devrimci çalışma araç ve biçimi varsa dinci gericiliğin kullanımındadır. Bunlara düzenin ve kendilerinin maddi olanak-güçleri ile birlikte iktidari durumda eklenince daha büyük ve geniş bir hareket alanı olduğu gerçeği de orta yerde oluyor. Öğrenci gençliğin devrimci mücadele açısından önemi tartışmasızdır. Zira geleceğin kendisinin gençlikte olduğu kaba gerçeği bile durumu kavramaya yeter de artar bile. Diğer yandan da bu gençlerin gelecekte çoğunun beyaz yakalı işçiler olduğu akla getirilirse bu gerçek daha çıplak bir biçimde kavranmış olacaktır. Türkiye Devrimci Hareketinin uzun yıllardır boşalttığı ya da marjinal kaldığı bu alanda geçmişteki gibi hakimiyet kurması gereklidir. Gençlik gelecek ise eğer, geleceği kazanmanın yolu da gençliği kazanmaktan geçmektedir. Gençlik, düzenin ve dinci gericiliğin insafına-kollarına terk edilirse gelecekler de karartılmış olacaktır. HAYDİ YENİDEN GENÇLİĞİ MİLİTAN MÜCADELEYE KAZANMA KAVGASINA… 12.09.2011 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Cemaat otogara kamp kurdu Cemaat otogara kamp kurdu
09 Eylül 2011 - Benzer bir durum Ankara için de geçerli. Üniversiteye kayıt işlemi için Ankara’ya gelen öğrenciler terminale iner inmez başta Gülen cemaati ve tarikat yurtlarında kalmaları için peronlarda bekleyenlerin kıskacında kalıyor. 'Abi ve abla evleri var' Bugünlerde yolunuz Samsun otogarına düşerse ve gençseniz şanslısınız! Çünkü size yardım için sıraya giren insanlarla karşılaşacaksınız. Biraz konuştuktan sonra bu “karşılıksız” yardımın altından çok tanıdık bir cemaat çıktığını göreceksiniz. Kayıt için geldiğini düşündükleri her aileye ve öğrenciye giderek, “size yardımcı olabiliriz, yurtlarımız var. Evde kalmak isterseniz de abi ve abla evleri var” diyorlar. Broşürde de haremlik selamlık! Gülen Cemaatine bağlı kurum ve kuruluşlar, hizmette sınır tanımadıklarını söylüyorlar. Her yerdeler. Zaten yurdu anlattıkları taktirde beğenmediğinizde bir çok yurt fırsatı sunuluyor. Bu işler gizli kapaklı da yapılmıyor üstelik. Otogara stant açan, tanıtım broşürü dağıtan ve otogar içerisindeki her masaya broşür bırakan insanlar var. Masalara bırakılan broşürlerde haremlik selamlık usulü hakim. Kadınlar için kadın numarası, erkekler içinse erkek numaraları yazılmış. Önce gel, sonra öğren Gazetemiz muhabirini öğrenci sanan bir görevli onu şu sözlerle ikna etmeye çalıştı: “Biz size yardım edebiliriz, kayıt işlemlerini hallederiz, sizi yurda yerleştiririz. Bunları Allah’ın hayrına yapıyoruz.” Gülen cemaatine hizmet ettiğinizi hangi aşamada söyleyeceksiniz diye soran muhabirimize, “Yurda yerleştikten sonra söylüyoruz. Eğer isterseniz bizimle faaliyet yürütebilirsiniz” dendi. Yani işin özünde “önce gel, sonra zaten bizden olacaksın” mantığı var. AŞTİ de stant ablukası Benzer bir durum Ankara termianlinde de yaşanıyor. Üniversiteye kayıt işlemi için Ankara’ya gelen öğrenciler terminale iner inmez başta Gülen cemaati ve tarikat yurtlarında kalmaları için peronlarda bekleyenlerin kıskacında kalıyor. Ankara’da yükseköğretim görecek öğrenciler için cemaatlere bağlı özel yurtlar barınma konusunda giderek alternatif haline geliyor. Sabahın erken saatlerinde başkente kayıt işlemleri için gelen öğrenciler, AŞTİ’nin gelen yolcu katında bulunan bu stantların ablukasında kalıyor. Dini cemaatlerin stantlarında bulunan görevliler otobüslerden inen öğrencilere kayıt işlemlerinde yardımcı olmak, barınacak yer bulmak ve burs sağlamak vaadiyle yanına çekmeye çalışıyor. Birgün
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Üniversite kayıtları için Ankara'ya gelen öğrenciler ve veliler diğer birçok ildeki gibi daha otagarda otobüsten indiklerinde cemaatlerin kuşatması ile karşı karşıya kaldı. Ancak bu defa ODTÜ öğrencileri de AŞTİ'deydi. soL, kayıt yaptırmaya çalışan öğrenciler ve velilerle konuştu.
Üniversite kayıtlarının sonuncu gününde de AŞTİ’de yine aynı manzaralar yaşandı. Cemaat yurtlarının tanıtımını yapan ve otobüsten inen öğrencileri kendileriyle gelmeye ikna etmeye çalışan cemaatçiler, veliler ve öğrencileri huzursuz etti. ODTÜ, ODTÜ Mezunları Derneği ve Öğretim Elemanları Derneği’nin üç yıldır yapmaya çalıştığı ‘ODTÜ’ye Hoş geldiniz’ programına bu yıl öğrenciler de destek verdi. ODTÜ’lü öğrencilerin yoğun çalışması sonucunda yeni gelen öğrencileri cemaatçilere ‘kaptırmaması’ son iki gün cemaatçilerin fevri hareket etmelerine sebep oldu. Yeni gelen öğrencileri resmi üniversite masalarına yönlendiren öğrencilere ‘biz sizin işinize karışmıyoruz, siz de bizim işimize karışmayın’ sözlerini sarf etmek zorunda kaldılar. ODTÜ’lü gönüllü öğrencilere otobüsten inen insanların da yardım teklif etmesiyle çalışma daha da güçlendi. Dün sabah 07:30’da elinde bavuluyla ODTÜ’lüler ile temas kuran Bilkent Üniversite’si doktora öğrencisi bu manzara karşısında çok sinirli olduğunu ve yardım etmek istediğini belirtti. ODTÜ’de bugün yeni kayıtlar sona erdi. soL olarak ODTÜ’lü öğrenciler sayesinde ODTÜ masasına ulaşabilmiş veli ve öğrencilerle AŞTİ’deki durum hakkında konuştuk. soL: Merhaba, hoş geldiniz öncelikle. AŞTİ’nin durumu hakkında konuşmak istiyoruz. Siz de denk gelmişsinizdir, otobüsten inince yeni öğrencileri cemaatçiler karşılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu durum hakkında? Öğrenci Velisi: Bize denk gelmediler, görmedik. Bize İstanbul’dayken ulaştılar. Kendi dershanelerinden ODTÜ’yü kazanan öğrencileri otobüsle getiriyorlarmış, oğluma onun da gelip gelmeyeceğini sormuşlar. O da kendi dershanelerinden olmadığını söylemiş ve buna rağmen belki gelmek yine de gelmek istersiniz diye ısrar etmişler. Baya bir sıkı çalışma içindeler. soL: Referandum hakkında ne düşünüyorsunuz? Öğrenci Velisi: Boykot etmek, evet demekle eşdeğer. Evet demek akıllı işi değil. Ben hayır diyeceğim. soL: AŞTİ’nin durumu hakkında konuşmak istiyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz? Mehmet Ali Bey - Veli (İzmir): Maalesef, bu aslında bizim toplumumuzun demokratik güçlerin örgütsüzlüğünün ifadesi. Şu an tek örgütlü olanlar bunlar. Üzülmek gerekiyor. Taciz derecesine varan bir durum içerisindeler ve sadece buraya özgü de değil. Kütahya’ya kayda gittik. Aynı durum orada da söz konusu. soL: Yurtlarla ilgili sizinle iletişim kurdular mı? Mehmet Ali Bey: Evet ama zaten kararlı duruşa sahip olduğumuz için bizi taciz edemezler de… soL: AŞTİ’deki durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Hasan - Tarih bölümü öğrencisi (Manisa): İlk başta geldiğimizde nereye gideceğimizi bilmiyorduk ama burada karşılama çok. soL: Sizinle diyalog kurmaya çalıştılar mı? Hasan: Kayıt için mi geldiniz dediler. Biz de hayır dedik. soL: Merhabalar, AŞTİ’deki bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Çiğdem Ulusoy - Öğrenci (Bolu): Çok rahat görünüyorlar. İnsanların üzerlerine atlıyorlar. Çok korkutucu geliyor. Kalacak yer ayarlayıp, ayarlamadığımızı sordular. Biz de ayarladık dedik. Anlamlandıramadığım bir cesaret. Sanki akrabasını karşılıyorlar. Taciz gibi. (soL- Ankara)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Katlanan kontenjanlarıyla, 700 bini aşkın yeni üyesiyle, 81 ilin tamamına yayılan fakülteleriyle, meslek yüksekokullarıyla, “ikinci öğretim” muzdaripleriyle, derece yapanlarıyla, hüsrana uğrayanlarıyla, istemeye istemeye veya “rüyalarına koşarcasına” gelenleriyle ve toplamda 2 milyona yaklaşan öğrenci kütlesiyle Türkiye’nin üniversiteleri bir eğitim-öğretim dönemine daha başlıyor. Öğrencilerden velilere, “yeni kazananlar”dan “nasıl iş bulacağım” derdine düşenlere, “çok rahat iş bulma” ümidiyle bölümlerine giriş yapanlardan “baştan kaybetmiş” olanlara, öğretim görevlilerinden kantin çaycılarına, her zamanki gibi bu yıl da sorunlarla, soru işaretleriyle, “acaba”larla başlamaktadır. Anadolu kasabalarından çileli otobüs yolculuklarıyla büyükşehirlere varanlar için ilk sorun “ne yapılacağı ve nasıl bir çatının altına girileceği”dir. “Torpil”ini bulup yurt sorununu ayarlayanlar bir bakıma diğerlerine nispetle “tuzu kuru” olarak sayılabileceğinden, fakülteye kayıt olmakla ve harç paralarına, ulaşım giderlerine, vb.ye “karınca kararınca” kaynak ayırmakla birlikte bunlar için problemler halledilmiş olmasa bile, ilk aşamada bir ölçüde halledilmiş sayılabilecektir. Daha esaslı sorunlar, devlete ait yurtlarda yer bulamayanlarda ve “açta-açıkta kalma” tehlikesiyle, özel yurtların “cep yakan” fiyatlarıyla yüz yüze gelenlerdedir. Böylesi sorunlarla karşı karşıya kalanların gövdesini de Anadolu’nun emekçi, yoksul halk kesimi oluşturmaktadır. Büyükşehirlerden taşradaki üniversitelere gidildikçe bu tip sorunlar, bir bütün olarak eğitimin vasıfsızlığı ve gerçek gerçeklikte derme çatma bile denemeyecek üniversite yapısıyla birleşerek, misli misli boyutlarda öğrencinin karşısına dikilmektedir. “Başı kesilmiş tavuk” misali ortada kalma tehlikesiyle canlı olarak yüzleşenler ve ortada kalanlar, böylece egemen sınıfların bekçilerine ve cemaatlerine “yem” durumuna getirilmiş olurlar. Ve elbette “fırsatlar ülkesi Türkiye”de, böylesi bir “fırsat”ı değerlendirmekten asla geri durmayacak olan AKP eliyle palazlandırılmış “cemaat”ler, adıyla sanıyla şeriatçı faşistler devreye girecektir: Bedava yurt, ücretsiz yemek, masrafsız ulaşım, konforlu öğrencilik… elbette, “kredi kartlı tüketim cenneti” Türkiye’de, “elde avuçta bir şey yok”ken ve “açta açıkta kalma tehlikesi”yle yüzleşilince, bundan daha iyisi “can sağlığı” sayılacaktır. Nispeten “hali vakti yerinde” olanlarla, cemaatlere karşı politik duruş gösterebilecek olanlar, toplam öğrenci kitlesi içinde cemaat kıskacından kendini kurtarabilenler olarak, gerçekte azınlıktaki bir kesimi teşkil etmektedir. Ve bu azınlık, neredeyse tümüyle politik olarak pasif ve edilgen durumdadır. Büyükşehirlerden Anadolu şehirlerine kaydıkça bu kıskaca istisna teşkil edecek örneklerin sayısı hızla düşmektedir. Meselenin özü, “parası olanın zurnasının öttüğü” zamanda, alım gücü düşürülmüş, üretimin dışına çıkarılmış ve tüketimin esiri haline getirilmiş kitlelerin, politik bilinç eksikliği ve egemen sınıfların yedeğinde devam eden yaşantıları içinde çok kolaylıkla “cemaat kıskacı”nın dişlileri arasına alınabileceğidir. Öğrencinin üniversiteye ilk ayak basmasıyla barınma, yiyecek, ulaşım, parasal kaynak, vs. konularda beliren “kriz”, böylece kısa yoldan “fırsata çevrilmiş” olacaktır. Şüphesiz, içinde bulunduğu toplumsal gerçeklikten habersiz, apolitik ve ideolojisiz yetişmiş ve yetiştirilen nesiller için böylesi durumlar, kolaylıkla kabul görecektir. Hatta, onurlu bir yaşantıdan ve karakterden ömürlerinin hiçbir döneminde nasip almamış olanlar, tüketim toplumunun aciz-muhtaçlarına çevrilenler, böylesi “lütuf”lar karşısında “aşk ile bitap” bile düşebileceklerdir. Anadolu kasabasında AKP türedisi zenginin, tefeci-tacirin, “yükselen feodaller”in eliyle kredi alabilen, iş bulabilen, yardım paketlerine ulaşabilen, hâkim sınıfların yedeğinde, “halinden memnun” ve “mütefekkir” görünüşlü yaşantısıyla Türk halkının toplumsal manzarası, üniversitede etrafını saran “cemaat eli”yle böylece tamamlanıyor. Neoliberal ekonomik zorun ve oligarşinin siyasal zorunun kıskacı içinde kalan Türk toplumunun eğitimden beklentisi “bol maaşlı kariyer”, “kısa yoldan köşeyi dönme” ve hayat ilkesi de “becerebilen kendini kurtarsın”dır. Durum böyle olunca “öğrencilerin halleri” de bir başka olmaktadır; büyükşehirlerdeki yüksek puanlı bölümleri kazananların ayrı bir “havası” ve “edası” vardır. Ortalama puanlarla, herkesin “burun kıvırdığı”, kazananı üzmemek için “o da fena değil” dediği, kimsenin pohpohlayabilecek bir yönünü bilemediği ağırlıkla taşradaki bölümleri kazananlarsa, yıllarca sürecek çok yönlü “çile”ye ilk adımlarını atmış bulunacaklardır. Eğitim ve öğretimde konumu ve zamanı her ne olursa olsun, hemen her durumda geçerliliğini koruyan sözse, boş geçen dersleriyle, “akademik bilgi”den nasibini almamış “akademisyen”leriyle, içeriksiz ve bilimsel olmayan öğretimiyle, öğrencilerin kılı kırk yaran not hesaplarıyla “bu sene de böyle geçecek” sözüdür. Her bir öğretim yılı, bir öncekinin kopyası, bir sonrakinin habercisi, aynı, monoton, donuk öğretim yılıdır. Değişen, 4-5 yıllık devir daimle, sadece öğrencilerdir. 12 Eylül gölgesinde “piyasalar için” eğitime dönen üniversitelerin “akademik performansı” yalnızca ve sadece budur. Ve öğrenci kitlesi hülyalarla “vakit geçirirken”, yıllar yılları, dersler dersleri, kayıtlar kayıtları kovalar… Gerçek toplumsal gerçeklikle karşılaşılınca bakılır ve görülür ki, “üniversite mezunu işsizlik” bu halkın yaşam koşullarında sağlamca yer etmiş ve yıllar geçtikçe kalıcılaşan, kronikleşen bir olgu olarak, orada sapasağlam durmaktadır. “En iyi” bölümleri bitirenler, küçük kasabalarda, köy kahvehanelerinde “nam yapan”larla, “işe yaramaz” bölümlerde “baba parası yiyenler”, “dile düşenler” bir kotada birleşecektirler: tüketim toplumunun hazırdan yemeye ve hazırdan beklemeye muhtaç “aciz”leri olarak, bir işi nasıl ve nereden tutturacağını bilemeyen, adeta toplumsal boşlukta asılı kalmış birer kuklalar yığını olarak yetiştirilen “işsiz”ler yığını. Evet, bu aşağı yukarı örneklenmiş, benzerlerine bolca rastlanabilecek Türkiye gerçekliği manzarasıdır. Bu manzara “sömürge tipi faşizm”in toplumsal manzarasıdır. Bu 12 Eylül’ün, YÖK gölgesinde, piyasalar için eğitim-öğretim faaliyetine geçen üniversitelerinin manzarasıdır. Bu toplumun elindeki gençlik, sık söylenen ifadeyle “geleceğin umudu” gençlik, böylesi toplumsal koşullar altında harmanlanmış, biçimlendirilmiş gençliktir. Evet, köprünün altından çok sular akmıştır. Faşist baskı ve terör koşulları yıllar yılı sürmüş, toplumsal dokuyu bozacak her türlü saldırı durmaksızın devam etmiştir, ve etmektedir. Neo liberal politikalar, tam anlamıyla emekçi kesimlerin yaşam koşullarını gün geçtikçe darboğaza ve felakete sürüklerken, alım güçlerini öldürüp, üretimin dışına çıkararak, emperyalist malların müşterisi durumuna getirirken; politik ve ideolojik olarak emekçilerin ve “geleceğin güvencesi” çocuklarının yozlaştırılmasına özenle çaba harcanmıştır. Gerçekler tersyüz edilmiş, doğrularla eğriler yer değiştirmiş, Amerikan emperyalizminin “medya şoku”yla, “toplumsal mühendislik operasyonları”yla “ezberler yıkılmıştır”! 12 Eylül’ün üstüne giden 30 yılda, yeni nesiller böylesi koşullar altında filizlenmiş ve büyümüştür. Bu ülkenin gençliğinin geleceğine zehir tohumları ekilmiştir. Berrak ve çıkarsız düşüncelerin yerini, Amerikan dolarlarıyla kiralanan “köşe dönmeci”lik, “ne olursa olsun, ben paraya bakarım”cılık hesapları almıştır. Anadolu üniversitelerinde baskı, MHP’li faşistler ve şeriatçı faşistler arasında denge ilişkilerine göre bölüşülmüştür. Taşra üniversitelerinde yurtsever, demokrat, sol, ilerici her türlü düşünce ve eylem, linç ve dizginsiz baskı sebebi olarak kabul edilmiştir. Faşist baskı ve şeriatçı karartma, bir bütün olarak Anadolu üniversitelerindeki ilerici, demokrat, sol her türlü öğrenciyi, örgütlenmeyi açık ve örtülü devlet desteğiyle boğmak üzere görevlendirilmiştir. Birlikten yoksun olan sol kitlede ise bu duruma karşı tam bir çaresizlik, “eli kolu bağlanmışlık” havası hâkimdir. Pasifize ve terörize edilen sol kitle, siyasal olaylar ve tek tük beliren gençlik eylemleri karşısında yaygın olarak kayıtsız ve ilgisizdir. Güncel koşullarda üniversitedeki gençliğin halk kitleleriyle elle tutulur somut politik, örgütsel bağları hemen hiç bulunmamaktadır. Liberalleşen “sol”un “neme lazımcı”lığı ve kolaylıkla iktidar sahiplerine yandaş olabilen küçük burjuva ideolojik karakterinin, bu baskının yayılmasında ve geniş ölçüde toplumsal kabul görmesindeki katkı payı unutulmamalıdır. Diğer yandan, taşra üniversitelerinden büyükşehirlere, “elit fakülte”lerin koridorlarına gelindikçe hava değişmektedir. Ortama ve koşullara uygun olarak faşist baskı ve terör, burada en “naif” ve en inceltilmiş şekliyle sürdürülmektedir. “Globalizm” propagandalarına ve ideolojik-siyasal “liberalizm”e kuvvet çizgisi kazandırılmaya çabalanan yerler, büyükşehirlerin özel ve devlet üniversitelerindeki “elit fakülte” ortamları olmaktadır. Buralarda, Anadolu halk çocuğunun saflığı yerini köşe dönmeci uyanıklığa, burjuva sınıfının görgüsüz-müsrif yaşantı tarzına, bol tüketime dayanan gösterişçiliğin her türlüsüne terk etmiştir. Amerikan “demokrasi fon”undan yapılan ödemelerle, çokluk böylesi üniversite gençliğinden seçilenler, emperyalizmin “amaç ve yöntem”lerini kavramış tam birer karşı-devrimci olarak yetiştirilmeye uğraşılmaktadır. Metropol ve kozmopolit atmosferin getirdiği çürüme, yabancılaşma ve çirkefliğin her çeşidinin gündelik yaşantı öğesi olarak kabul gördüğü bu ortamlar, neo liberal ideolojinin yayılma alanları olmaktadır. Ve elbette, böylesine “naif” ve “elit” ortamların, “narin muhalif”leri (Taksim tramvay durağıyla Ankara yüksel caddesinin “profesyonel stand aktivistleri”) de eksik değildir. Öğrencilere ilişkin akla gelebilecek her türlü “şirin” kılıf altında (kolektifler, dernekler, konseyler, vs.) türeyebilen sayısız profesyonel “protestocu”, “muhalif” öğrenci “örgütlenmeleri” her daim “renkli” olmak durumundadır. Hemen her zaman YÖK’e, “YÖK düzeni”ne karşı bilindik söylemlerle, bilindik yöntemlerle (düdük, tencere, ıslık ve “mor kadınlar”ın ayrı, erkeklerin ayrı safta dizildiği “yürüyüş”ler) sürdürülen “muhalefet”; bir iki toplantı, “kuşlama” ve afişleme, ideolojik mücadeleye dayanmayan hoş ve boş sözlerle geçiştirilen yıllar bugüne değin üniversite gençliğinin politize edilmesinde, devrimci düşüncelerle kaynaştırılmasında ve bunun bir ileri adımı olan halkla politik bağlar kurulmasında hiçbir “başarı” kaydedilmemiştir. Hiçbir başarı kaydedilmediği gibi, gerçeklikte, taşradaki üniversitelere dönük politik çalışma da fiilen görmezden gelinmiş, yok sayılmıştır. Taşra üniversiteleri ve taşradaki öğrenci gençliğin politik mücadelesi, “orada bir köy var uzakta”nın bilinemezliği ve sisi altında bir “muamma” durumundadır. Elbette, üretici sınıfların içindeki mücadeleyi yok sayan, “önemsemeyen” bir aymazlıktan gelen siyasal anlayışın ürünü “öğrenci örgütleri”, bu sınıfların çocuklarının ne halde olduğunu, onlarla ilgili ne yapılması gerektiğini sormayacak ve çözüm üretmek adına hiçbir iş yapmayacaktır. Bugün, siyasal ve ideolojik olarak neo-liberalleşen “sol”, neo liberalizmin üniversitedeki “beşinci kol”unu oluşturmaktadır. Üniversitedeki mücadelenin bir ayağı, “sol”daki oportünizme ve onun ürettiği siyasal, ideolojik atmosfere karşı tavizsiz mücadeleye dayanacaktır. Üniversiteyi kendi sınırları içinde “özerk” bir yapı olarak gören, toplumsal bağları olmayan veya bunu ihmal eden, ismi-cismi ne olursa olsun her “örgütlenme”, yalnızca üniversitede başlayıp, orada boğulmaya mahkûmdur. Görev, ülkenin tamamındaki faşist egemenliğin kırılması mücadelesinin bir parçası olarak, büyükşehirlerden taşraya bütün üniversite gençliğinin şeriatçı ve “milliyetçi” faşist kuşatmadan kurtarılması, neo-liberalizmin ideolojik hegemonyasının dağıtılması, üniversite gençliğinin politizasyonu görevidir. Üniversitelerdeki devrimci mücadelenin bir numaralı gündem maddesi bu noktadır. Bütün halkın sorunlarıyla tam anlamıyla bütünleşmiş bir örgütlenme olmaksızın, hiçbir yol kat edilemeyeceği bilinmelidir. Şüphesiz emekçi halkın sorunlarıyla, köylülükle, sözün özü üretici sınıfların içindeki politik mücadeleyle uzaktan yakından ilgisi olmayanlarla, kitlesel bir mücadeleyi ve kitleselliği, “toplantı” veya “yürüyüş”e katılanların sayısıyla ölçenlerle, öğrenci gençliğin içindeki mücadeleyi bütünsel ve ulusal olarak ele almayanlarla varılacak yer, bugünkü politik kısırlık ve bulanıklık ortamıdır. Halkımızın gençleri, ki, genelde, nüfus kayıtlarındaki yaşı hariç fiziksel ve ruhsal anlamıyla “genç” olmakla uzaktan yakından ilgisi olmayan, anti-depresan bağımlısı, “tüketim çılgınlığı”nın yorgunluğu ve şehir yaşantısının stresiyle ruh hali bezenmiş, saçı sakalı birbirine geçmiş (maksat “protesto” olsun), uzun saçlı, keçi sakallı, ingilizce konuşmayı marifet ve maharet sayan, her durumda entel ve “militan kadın hakları savunucusu”, “iyi bir aşık”, “şiirden anlayan” bir sevgilidirler ve; sahip oldukları bu liberal-burjuva karakter temeliyle, Amerikan ve Avrupa “demokrasi fon”larından aktarılan milyonlarca dolarla, euroyla “liberal ideoloji”nin “gönüllü”sü ve “yeni dünya düzeni”nin iman etmiş “aydın”ı olarak yetiştirilmeye, “project democracy”nin ideolojik örgüsüne dahil edilmeye çabalanırlar. Nitekim “meyveler toplanmaya başlamış”tır. ABD’nin “project democracy”sinin ideolojik-politik muhtevası ve yapısı, giderek kendi dilini, oligarşik sınıfların gözlem ve gözetiminde “yetiştirilen” gençliğe kabul ettirmekte ve kullandırmaktadır. Anti-emperyalist olmak, sermayeye karşı çıkmak “yabancı düşmanlığı ve darkafalılık” olarak damgalanmıştır. Artık bağımsızlığı savunmak, şeriatçılığa karşı laikçi ve devrimci mücadelenin içinde olmak “darbeci”likle eşdeğer tutulmaktadır. “Yenilik”çiliğin, “ilerici”liğin yeni ölçütü sermayeye katıksız kullukta, cemaatçilikte ve Amerikan fonlarından para almaktadır! Şüphesiz, bu pilav daha çok su kaldıracaktır, ama “yerseniz”! Bu kuşatmaya, beyin yıkamaya ve emperyalizme “iman etmiş” satılmış gençlik yetiştirme emellerine son verilecektir. Medya dezenformasyonuyla güçlendirilen, Amerikan paralarıyla desteklenen neo-liberalizm mikrobu ve onun kültürel ayağı kozmopolitizm kırılacaktır. Siyasi planda neo-liberalizmin faşist yüzü teşhir edilecektir. Devrimci hareketin tarihine saldırarak burjuvaziden medet umanlara, emperyalizmi kutsallaştırıp, sermayeye kul olmayı “özgürlük” olarak pazarlayanlara; devrimci değerlere saldıranlara, gerçekleri ters yüz ederek devrimcilere çamur atmaya çalışanlara gereken ders verilecektir. 12 Eylülün getirdiği depolitizasyon ve milliyetçi-mukaddesatçı, neoliberal sentezin gölgesinde geçen on yıllar, Türkiye’nin ve Türkiye gençliğinin geleceğine el koymuştur. Çok işitilen ve klasikleşmiş “okumuş” deyişiyle, “yıllar, sorgulanmadan, üretilmeden ve neyin ne için yapıldığı bilinmeden gelmiş ve geçmiş”tir, hülasa “yuvarlanılıp gidilmiş” ve bugünlere gelinmiştir. İçeriksiz, üretimsiz ve suskun geçen bu yılların toplumsal olarak muhasebesi yapılmamıştır. Artık, bu gidişe “dur!” deme vaktidir. Üniversiteler, şeriatçı ve milliyetçi faşistlerin ve neo-liberalizmin ablukası altından kurtarılacaktır. Bu ablukanın taşıyıcısı işlevini gören bütün faşist kuruluşların ve neo-liberalizmin etkinliği kırılacaktır. Bu mücadele, ülkemizi, bütün varlığıyla ve eğitim kurumlarıyla birlikte emperyalizmin ve oligarşinin hâkimiyetinden kurtarma mücadelesidir. Bu mücadele, emperyalizme ve oligarşiye karşı devrimci gençliğin ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesidir. Er ya da geç, ülkemizi ve üniversiteleri saran faşist kuşatma dağıtılacaktır! (07.09.2011) KASABALI DEVRİMCİ GENÇLİK Kategori: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Başkaldırı yargılanıyor
12 Eylül 2011 - 5 Ocak 2011'de "Başkaldırıyoruz" diyerek ODTÜ'den AKP Genel Merkezi'ne yürümek isteyen ancak polis saldırısıyla karşılaşan üniversitelilerden 117'sinin yargılanacağı dava 13 Eylül salı günü görülecek. Üniversiteliler ise Adliye önünde eylemde olacak AKP'nin üniversitelere yönelik piyasacı ve gerici politikalarına karşı geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında üniversitelerden yükselen gençlik hareketini yargılama çabaları sürüyor. 5 Ocak 2011'de "AKP'ye, YÖK'e, polise Başkaldırıyoruz" diyerek ODTÜ'den AKP Genel Merkezi'ne yürümek isteyen yüzlerce üniversite öğrencisine polis AKP önünde eylem yapmanın yasak olduğunu söyleyerek saldırmıştı. ODTÜ A1 kapısında saatlerce süren çatışmalar yaşanmış, çok sayıda öğrenci ve öğretim görevlisi yaralanmış, bazı öğrenciler ambulanslarla hastaneye kaldırılmıştı. Başkaldıran öğrenciye 10 yıl hapis istemi ODTÜ'de yaşanan çatışmaların ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 14 Nisan tarihinde 117 kişi hakkında 1 yıl 9 aydan 10 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle dava açmıştı. "Kamu malına zarar verme", "İzinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşünün dağıtılması sırasında kamu görevlisine direnme" suçlamalarıyla açılan davada öğrencilerin polis araçlarına ve çöp bidonlarına zarar verdiği, polisleri ise basit biçimde yaraladığı iddia edilmişti. İlk duruşması yarın Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülecek olan davada yargılanan 117 öğrenciden Öğrenci Kolektifleri üyesi olan Çağdaş Ersoy, Ozan Gündoğdu, Demet Yılan, Uğur Tuna, Uğur Uzunpınar, Hikmet Tanıl, Can Kaya ve Tayfun Yıldırım Hopa olaylarının ardından tutuklanmıştı. Öğrenci ve mezunlardan eylem çağrısı Yarın görülecek "Başkaldırıyoruz" davası ile ilgili üniversiteliler Ankara Adliyesi önünde bir basın açıklaması düzenleyecek. Öğrenci Kolektifleri tarafından yapılan çağrıda üniversitelilerin saat 12.00'da Ankara Adliyesi önünde bir araya geleceği belirtildi. 5 Ocak'taki eylemde üniversitelilere destek veren ODTÜ Mezunları Derneği de yarınki duruşma ile ilgili eyleme katılma çağrısında bulundu. Dernekten yapılan açıklamada demokratik hakkını kullanarak basın açıklaması yapmak isteyen ODTÜ öğrencileri ile birlikte ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Şahin'in de yargılanacağı belirtildi. Açıklamada "Yetersiz olduğunu düşündüğümüz ithamlar (kamu malına zarar, görevli memura mukavemet, darp ve izinsiz gösteri); sadece kişiye ve kuruma değil derneğimiz hedef alınarak aslında tüm ODTÜ öğrenci, mezunları, üyeleri ve sevenlerine, yani ODTÜ camiasına, dolayısıyla hangi okul veya eğitimden olursa olsun bu ülkenin tüm aydınlık insanlarına karşı sindirme politikasıdır" denildi. Sendika.Org / Ankara
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Cemaat'in ODTÜ çıkarmasına medya desteği
13 Eylül 2011 - Öğrenci kayıtları sırasında ODTÜ’yü mesken tutan cemaatlere ODTÜ’lü öğrenciler izin vermedi. Üç gün süren mücadele demokrat bir öğrencinin yaralandığı arbedeyle sona ererken AKP medyası ODTÜ’yü hedef gösteren çarpıtma ve karalama haberlere imza attı Yarınlar dergisinin haberine göre 6-7-8 Eylül'de gerçekleşen ODTÜ öğrenci kayıtları, kayıtlar süresince yaşanan cemaat ve tarikat faaliyetleri ile gündeme geldi. ODTÜ'nün yeni öğrencileri şehir dışından kayıt yaptırmaya gelenler için AŞTİ'den başlamak üzere kayıtların yapıldığı ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi (KKM) önüne kadar uzanan bir cemaat ablukası ile karşılaştı. Bu gerici abluka AŞTİ'de ODTÜ Mezunları Derneği'nin yaptığı stand çalışmasıyla, KKM çevresinde ise ODTÜ öğrencileri, ODTÜ mezunları ve gençlik örgütlerinin yaptıkları stand çalışması ile karşılandı. Sayılarının toplamı neredeyse kayıt yaptırmaya gelen öğrencilerin velileri kadar olan kadınlı erkekli cemaatçi gruplar okula ait yurt binalarını karalayarak velileri çocuklarının kendi evlerinde kalması için ikna etmeye çalıştı. Cemaat adına kampuslerde örgütlenme çalışması yapanların ODTÜ'yü yeni kazanan öğrencilere ve velilerine “ODTÜ yurtlarında fuhuş yapılıyor” iddialarında “Oğlunuz o yurdu beğenmez, hatta içkiye kumara alışır iyisi mi bizim eve götürelim” önerilerinde bulunduğu görüldü. ODTÜ’lü öğrenciler mezunlar ve okul yönetimi bu çabaları püskürttü. ODTÜ bir kamu üniversitesi olarak öğrencilerinin eğitiminden barınmasına bütün ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olduğunu öğrencilere ve velilere anlatarak cemaatlere ait evlere itibar edilemeyeceğini dile getirdiler. AKP medyası buna sessiz kalamazdı Cemaatin ODTÜ çıkarmasının başarısız olması AKP medyasını da harekete geçirdi. Kayıtların son günü yaşanan ve “Cemaat'in” gazetesi Zaman'da çarpıtmalarla adeta yeniden üretilen olay ise kayıt dönemine damgasını vurdu. Üç gün süren kayıtların son günü, hem öğrenciler hem de İç Hizmetler tarafından onlarca kez ikaz edilmesine, bizzat okulun İç Hizmetler görevlileri tarafından bile tespit edildiği üzere öğrencilere ve velilere ODTÜ hakkında iftiralar attığı için kayıt alanından defalarca uzaklaştırılmasına rağmen üç gün boyunca KKM'de bulunan cemaatçilere “Neden defalarca uyarılmana rağmen buradasınız?” diye soran bir ODTÜ öğrencisine “Senin inadına geliyoruz” diyerek saldırıldı. Bu saldırı sonucu ODTÜ öğrencisinin sol eli kırıldı. Olayın ardından gelen İç Hizmetler görevlileri saldırganları alandan uzaklaştırdı (alandan uzaklaştırılırken dahi tehditlerine devam etmiş), ODTÜ öğrencisi ise tedavi olmak için Mediko'ya gitti. Yaralı öğrencinin sol eli alçıya alındı. Alandan uzaklaştırılan bir cemaat örgütçüsü inatla kayıt alanına geri dönünce, bunu gören ODTÜ öğrencileri tarafından kovuldu. Aynı akşam (8 Eylül Perşembe) Zaman gazetesinin internet sitesinde Cihan Haber Ajansı referansıyla şöyle bir haber yayınlandı: ‘ODTÜ'de marjinal öğrenci grupları terör estiriyor TGB'li ve diğer marjinal gruplara bağlı öğrencilerin kayıt süresi içerisinde yaklaşık 10 kişiyi darp ettiği, 25'in üzerinde kişiyi de tehditle okuldan uzaklaştırmaya çalıştığı öğrenildi. TGB'li öğrenciler tarafından darp edilen öğrencilerden biri de Bilgisayar Öğretmenliği 4. sınıf öğrencisi Emre Alsac. Emre Alsac, hiçbir suçu ve herhangi bir gruba bağlılığı olmamasına rağmen sebepsiz yere kendisine dayak atıldığını söyledi.” İki gün sonra (10 Eylül Cumartesi) ise haberin içeriği biraz değiştirilip şu ifadeler eklendi: “Marjinal gruplar ODTÜ'de yol kesip terör estiriyor Öğrenci olaylarıyla toplumda kargaşa ve huzursuzluk oluşturan marjinal öğrenci grupları, bu kez üniversiteleri hedef alıyor. Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden ODTÜ'nün kapısında öğrencileri durduran marjinal gruplar, sorgulama yapıyor. Karşıt düşünceden olanlara ceza kesiyor. Olayların ardından üniversitede kargaşa çıkaran 50 kişi gözaltına alındı. 13'ü adliyeye sevk edildi.” Son olarak yine 10 Eylül Cumartesi günü Zaman'ın internet sitesine şu haber eklenmiştir: “ODTÜ saldırganları yakalandı ODTÜ' de üniversite kayıtlarına gelen öğrencilere yardım edenleri darp ve tehdit ettiği iddiasıyla marjinal sol örgütlere mensup Alp A. ile Soner İlhan K. gözaltına alındı. Terörle Mücadele ekiplerince gözaltına alınan öğrencilerin emniyetteki sorgulaması devam ediyor.” 11 Eylül Pazar günü, aynı haber siteye bir kez daha eklendi Yarınlar Dergisi ODTÜ’de yaşananlara ilişkin bu haberlerin çarpıtma ve yalan bilgiler içerdiğini ortaya çıkararak iddiaların aksine neler yaşandığını şu ifadelerle anlatıyor: “İlk haberden başlanacak olursa; Zaman'ın “TGB ve diğerleri” diye özel olarak TGB'ye yüklenmesi elbette bir tesadüfün eseri değil. ODTÜ öğrencilerinden aldığımız bilgiye göre kayıtlar boyunca KKM'de TGB'nin ne bir masası, ne bir afişi ne de bir ilanı var! …ODTÜ'den okulu kötülediği, kara propaganda yaptığı, öğrencilere saldırdığı için kovulan Emre Alsac; elini kırdığı öğrenci ve başka bir öğrenci arkadaşı hakkında suç duyurusunda bulunmuş, 9 Eylül Cuma günü birisi ailesinin evinden sivil polisler ve birkaç ekip arabasıyla bir televizyon şovu havasında alınan ötekisi ise karakola çağırılan bu iki ODTÜ öğrencisi gözaltına alınmıştır. …Hemen aynı sabah Ankara'da yapılan başka bir operasyonun haberine bakıyoruz “Ülkü Ocakları'na polis baskını: 42 gözaltı”. Aklı sıra ODTÜ kamuoyuna bu “gözaltı dalgası” ile gözdağı vermek isteyen Zaman gazetesinin bu iki apayrı olayı birleştirip servis ettiği ortaya çıkıyor. Haberde geçen Terörle Mücadele Şube ekipleri kısmı ise koca yalanın bir başka parçası. Darp ettiği öğrenci hakkında suç duyurusunda bulunabilecek kadar pişkin olan Emre Alsac olayı her ne kadar Terörle Mücadele kapsamına sokmaya çalışmışsa da olay, savcıların “Bu alelade bir olay, davası bile zor açılır” yorumlarıyla adli bir soruşturmaya uğramıştır. Zaman ise haber metninin arasına bir “Terör” lafı kaynatalım da etkisi artsın hesabı peşindedir. Zaman ve benzeri AKP güdümlü basın organlarına çarpıtacak malzeme çıkmasını istemeyen ODTÜ öğrencileri durum bu noktaya geldiğinden dolayı Emre Alsac hakkında kasten yaralama, tehdit ve hakaretten dolayı suç duyurusunda bulunmuşlardır. Gözaltına alınan iki öğrenci Adliye'ye götürüldükten sonra savcıya ifade vermelerine gerek kalmadan serbest bırakılmışlardır. Bütün bunlar 9 Eylül günü olup biterken, Zaman gazetesinin olayı 10-11 Eylül tarihlerine yayması, haber metinlerinde kullandığı “marjinal sol gruplara mensup” ve “saldırgan” ifadeleri ise başka birer fecaattir!” Yarınlar Dergisi, Sendika.Org
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9061 Mesajina 14734 Tesekkür Aldi |
Gerici basın öğrencilerle uğraşmadan edemiyor
15.09.2011 - 18:43 Yazdır Arkadaşına gönder Gerici basın sık sık, yalan ve çarpıtma dolu haberlerle sola saldırıyor. Yapılan haberlerde siyasal partilerin olağan çalışmaları olan örgütlenmek, panel düzenlemek, basın açıklaması yapmak suç ilan ediliyor. Son örnek Zaman gazetesinin TKP'li öğrencilerle ilgili haberiydi. Geçtiğimiz gün, Zaman gazetesinin "Üniversiteleri karıştırmaya hazırlanan TKP'nin planları deşifre oldu" başlıklı garip haberi ile gerici basının sola yönelik çirkin saldırıları bir kez daha gündeme geldi. Habercilikle bağdaşmayan bu çirkin tarz sürekli yineleniyor. Söz konusu “haber”lerde, asıl amacın, sol değerlere saldırmak ve ilerici, sol değerlerin yükseltilmesinin önüne set çekmek olduğu aşikâr. Zaman gazetesi ve “habervaktim.com” sitesinin başı çektiği sola yönelik karalamalarla örgütlenmek, eylem yapmak, hak aramak, söyleşi/panel düzenlemek suç ilan ediliyor. Sosyalizmi anlatmak “terör estirmek”miş… Habervaktim sitesinde 10.09.2011 tarihinde yayınlanan “ODTÜ’de terör estiren TKP’liler” haberi, üniversitelilere sosyalizmi anlatmaya çalışan komünist gençleri “terör estiren TKP’liler” olarak niteledi. Haberde TKP’lilerin öğrencileri tehdit ettiği, hatta saldırdığı şeklinde düzmece iddialara yer verildi. Haberde şöyle denildi: “Kayıt dönemlerinde öğrenci kazanmak için kampus içerisinde organize olan TKP'li öğrenci grupları kendilerinden uzak duran öğrencilere saldırdı. Kayıt için aileleriyle birlikte ODTÜ'ye gelen öğrencilere baskı uygulayarak tehdit eden TKP'liler söz konusu öğrencilerin yanlarındaki arkadaşlarına saldırdı.” Eylem yapmak “Türkiye’yi kaosa sürüklemek”miş… Bu tür haberlerde, yapılan haksızlıkları protesto etmek ve hak aramak “tahrik etmek”, “kandırmak” ve “karanlık emeller” olarak niteleniyor. Geçtiğimiz yıl üniversitelere gelen AKP'lilere, AKP yandaşlarına ve patronlare tepki gösteren öğrencileri karalayan çok sayıda haber yapılmıştı. 04.04.2010 tarihli haberinde “Gazeteci-yazar Mehmet Altan ile Cengiz Çandar, Sanayi Bakanı Nihat Ergün, BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, IMF Başkanı Kahn ve son olarak geçtiğimiz hafta işadamı Ali Sabancı üniversiteli gençlerin yumurtalı saldırısına uğradı”diyen Zaman gazetesi, protesto edilenlerin durduğu yer ve memleketin sürüklenmek istediği nokta göz önüne alındığında son derece meşru olan bu protestoları “Türkiye'yi kaosa sürüklemek isteyen terör örgütleri boş durmuyor. Üniversitelere el atan örgütler, gençleri tahrik ederek üst düzey bürokrat ve siyasetçileri protesto etmelerini sağlıyor” sözleriyle duyurmuştu. Şifrecilerden hesap soran liseliler provakatörmüş… Hatırlanacağı üzere bu yıl YGS süreci, şifre skandalları ve ÖSYM’nin imza attığı pek çok haksızlıkla ülke gündemine oturmuştu. Tabi bu süreçte gerici basın da boş durmadı. Yine bir sürü yalan ve çarpıtmayla dolu haberleriyle hakkını arayan gençler hakkında çirkin ithamlarda bulundu. İşte birkaç örnek: “Liselileri polisle çatıştıracaklardı! Balıkesir'de YGS'deki şifre iddialarını protesto için toplanan liseli öğrencileri bir grup provoke etmek için elinden geleni yaptı. Polis geniş güvenlik önlemleri aldı. "Akşamüzeri okullarından çıkan lise öğrencileri Özmerkez önünde belirlenen alanda toplandılar. İçlerinde öğretmenler, bazı siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin de destek verdiği YGS eyleminde sol fraksiyonlu bazı şahısların elinde telsiz taşıyarak kendisine polis süsü verdiği tespit edildi. Liseli öğrencileri polislerle karşı karşıya getirilmesine çalışıldığı belirtilen eylemde gençlerin kendilerini ikaz eden polislere karşı tahrik edilerek kargaşa çıkarılmasına yol açılmak istendiği ortaya çıktı.” (habervaktim.com- 9.4.2011) “Görünmez bir el devrede: Üniversiteliler olmadı, şimdi liselileri sokağa çekmek istiyorlar Yargının el koyduğu YGS'deki şifre iddiaları ve ortaya çıkan belirsizlik üniversite adaylarının tepkisini çekiyor. Ülke genelinde protesto gösterileri düzenlenirken, eylemlerdeki bazı görüntüler kamuoyunu endişelendiriyor. Protestoların organize olduğunu düşünen eğitimciler, muhtemel tehlikeye karşı uyarıyor: Görünmez bir el devrede." (Zaman gazetesi- 18.4. 2011) “Üniversite adaylarının YGS ile ilgili endişelerinin kullanılmak ve gençlerin sokağa çekilmek istendiğini ifade eden uzmanlar, aileleri ve liselileri dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Üniversite öğrencilerini sokağa dökemeyen karanlık odakların, özellikle şifre iddialarını kullanarak liseli gençleri sokağa çekmeye çalıştığı dikkatlerden kaçmıyor. Bunun son örneği İzmir'de yaşandı. Bakan Ertuğrul Günay, 16. İzmir Kitap Fuarı'nı dolaştıktan sonra çıkış kapısına yöneldiğinde, aralarında Dev-Lis, TKP, TGB ve HKP'lilerin bulunduğu yaklaşık 10 kişilik grup slogan atmaya başladı. Şifre iddialarıyla ilgili çeşitli dövizler açan grup, Bakan Günay'ın Kültürpark'tan ayrılmasının ardından fuarın girişi önünde basın açıklaması yaptı. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, eyleme karışan kişilerin kimlik tespitinin yapıldığını ve savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu belirtti.”( Zaman Gazetesi- 19.4.2011) Bu haberlerde “itham” olarak kullanılan “sokağa çıkmak”, “organize olmak” fiilleri yurttaşların en doğal hakkıyken birer suç unsuru olarak gösterilmesi dikkat çekti. Afiş asmak ve imza toplamak da “suç”muş… Liselilerin YGS’de şifre skandalının ortaya çıkmasıyla beraber başlayan hak arama mücadelesi, üniversitelilerden de destek bulmuştu. Bu çerçevede geleceği çalınan liselilere destek vermek amacıyla düzenlenen imza kampanyaları ve üniversitelere asılan afişler de gerici basın tarafından suç ilan edilmişti. İşte Zaman Gazetesi’nin konuya örnek oluşturan bir haberi: “Marjinal gruplar provokatif afişlerle Dokuz Eylül Üniversitesi'nde cirit atıyor Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ)'nde, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve marjinal gruplar provokatif afişlerle cirit atıyor. Tınaztepe Kampüsü'nde fakülte içlerine, kafeteryalara, yemekhanelere istedikleri gibi afiş asan bu gruplar, açtıkları stantlarda da imza kampanyası düzenliyor. Çevre Mühendisliği'nin içindeki, Serpen Kafe'nin dışındaki panolara ve yemekhanedeki duvarlara astıkları afişler, üniversite yetkilileri tarafından toplatılmıyor. "AKP-Cemaatin YGS Tezgahına boyun eğme, imza ver", "YGS'de şifreli tezgah" yazılı afişlerde Fethullah Gülen Hocaefendi ve ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir'in fotoğraflarını da kullanan gruplara üniversite yönetiminin sessiz kalması tepki çekiyor.” Parasız eğitim için mücadele etmek “şehir eşkıyalığı” imiş… Zaman gazetesi, sol değerleri karalamaya yönelik “bomba” haberlerinden birine de 2009 yılında imza atmıştı. Ankara’da “eğitim cüzdana sığmaz” şablonlarıyla duvara yazı yazan TKP’li öğrenciler alkollü bir “muhbir”in yalan ifadeleriyle hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmıştı. Zaman gazetesi bu olayı, gerçeklerin üzerini örterek haberleştirmişti. Alkollü bir muhbirin asılsız iddialarına yer veren gazete, 'araçtan silah sıkıldığı' iddiasını sayfasına taşımıştı. Fakat ne yazı yazılan yerde ne de öğrencilerin kullandığı arabada bir silaha ya da bu yönde bir kanıta rastlanmadığını yazmamıştı. (soL-Haber Merkezi)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | kamerduran (09-18-2011) |
![]() |
| Anahtar Kelimeler: alinir, altinda genclik, cemaatlerin, devrimci mucadele, gelecek, kayit, kusatmasi, militan, ogrenci genclik, otogar, tdh, teslim alinirsa, universite, yurt |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| alin, alinirsa, altinda, cemaatlerin, gelecekte, genclik, kuşatmasi, öğrenci, teslim |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ülkemizde Gençlik Dergisi (7 Sayı) | benginar | E KİTAPLAR | 0 | 04-09-2011 04:47 AM |
| Devrimci gençlik köprüsü | seyithan123 | VİDEO PAYLAŞIM | 0 | 07-01-2010 11:00 AM |
| Gençlik Dönemi ve Kimlik Oluşumu | Asibeto | FELSEFE GRUBU DERSLERİ | 0 | 06-09-2010 08:15 AM |
| Kitapsızlaştırılan gençlik! | A.E.Bahadır | Gençlik Mücadelesi ve Örgütlenme Sorunları | 0 | 08-26-2007 10:40 AM |