DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > SINIF HAREKETİ VE GENÇLİK > Gençlik Mücadelesi ve Örgütlenme Sorunları


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Proleter Devrİmcİ MÜcadele Ve GenÇlİk Hareketİ
Cevaplar
3
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
577
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-25-2009, 04:59 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9064 Mesajina 14737 Tesekkür Aldi
Exclamation Proleter Devrİmcİ MÜcadele Ve GenÇlİk Hareketİ

PROLETER DEVRİMCİ MÜCADELE VE GENÇLİK HAREKETİ




Sınıf hareketi ve gençlik ülkemizde Marksist hareketin gelişmesiyle birlikte tartışılmaya çalışılmıştır.Ama gençlik ve sınıf mücadelesi bakımından gerek teorik düzeyde ve gerekse de pratik düzeyde doğru bir yerde durulduğunu söylemek imkansızdır.Bu açıdan sürekli suistimale uğramıştır gençlik mücadelesi.doğru halkalar yakalanamadığı için verilen emeklerin ve çalışmaların gerçek hedeflerine ulaşması mümkün olmamıştır.Geçici yükselmeler yine ufak fırtınalarda ciddi yalpalamalar neden olmuştur.
Gençlik,genel olarak toplumun en dinamik kesimini oluşturmaktadır.Çabuk kavrayan çabuk harekete geçirilebilen bir toplumsal kesim olmuştur tarihsel süreç boyunca.Bu açıdan her ideolojik ve politik akımın kendini yaslamaya ve örgütlemeye çalıştığı bir alan özelliği her zaman olmuştur ve olacaktır.Bu toplumsal kesimin çok çeşitli alt kategorileri bulunmaktadır.İşçi,köylü,öğrenci,işsiz(yarı-proleter) gençlik vs.Bir bütün olarak gençliğin yaş ve bu yaşın gerektirdiği ortak karekteristik özellikleri olmakla birlikte içinde yer aldıkları sınıfların kendine özgü sorunları bazında ele almak ve örgütlemeyi bu cephede temellendirmek doğru bir amaç olmalıdır.
Şimdi köylü,işçi gençliğin içinde bulunmuş oldukları sınıfın tanımlarını elbette gerek yoktur.Ama öğrenci gençliğin tanımı bu çerçevede yapılmalıdır.Öğrenci gençlik gerek üretim içinde doğrudan yer almayışıyla ve gerekse yaşam biçimi itibarıyla bir başkalarına bağımlı olan bir toplumsal ara kesime denk gelmektedir.Yani küçük burjuva sınıfsal kategorisi içinde yer almaktadır.Ayrıca sınıfsal olarak hala yeri tam yoktur.Gelecekte hangi toplumsal sınıf içinde yer tutacağı da belli olmadığından küçük burjuva ara boyutta algılanması gayet doğal ve normaldir.
Şimdi genel olarak komünist ve devrimci hareketler bugüne kadar gençliğin yaştan kaynaklı sorunları ve yaş ile kaynaklanan enerjisel potansiyellerinden üst düzeyde yararlanmak adına komsomol tarz örgütlenmeleri temel kabul etmişlerdir.İster hareket olsun adı ve de isterse parti komsomol gençlik örgütü sanki komünist örgütlenmenin gereği imiş gibi bir genel temayül olagelmiştir.Oysa soruna hiçbir zaman sınıfsal pencereden ve eleştirel gözle bakmak akıllarına dahi gelmemiştir.Zira farklı kökenlerden gelen gençleri bir yerde buluşturmanın,onların enerjilerini kendi çapında sınıfın ileri unsurları noktasında birleştirip yoğunlaştırmanın bir nevi önüne dahi geçilmiştir.Bu diri,enerjik,atılgan kesimin kendi mevcut sınıfsal örgütlerinde örgütlenmenin ve yukarıdaki özellikleri ile sınıf örgütünü geliştirmenin kaldıracı olarak kullanılması varken böyle bir özel alt örgüt-yan örgüt neden ihtiyaç olsun ki?Ya da diğer bir deyişle bu enerjik ve atılgan toplumsal kesim aslında sınıf hareketinin motoru ve itici gücü olabilirken neden kendi başına başka toplumsal sınıfların temsilcileriyle buluşturulur?Amaç genç işçilerin bakış açısı ve yönetici vasıflarını geliştirmekse bu sınıf örgütünün kendi içinde de geliştirilebilir.Bizce karikatürüze biçimde geçmiş sınıf mücadelelerinin ve devrim deneyimlerinin bu tarzda olduğu gibi yaşama geçirilmeye sorgulnamadan geçirilmeye çalışılması gerçekte sınıf mücadelesinin özünü kavramamaktır.İşçi sınıfı en dinamik unsurlarıyla daha güçlü olabilecekken ve daha kararlı,kalıcı,istikrarlı ilişkiler üzerine inşa edilen bir bina yapılabilecekken böylesi özel bir örgütlenme-komsomol yapısı aslında sınıf mücadelesini zayıf düşürmekle eşanlamlı hale gelmektedir.Hele bir de yabancılaşmanın en üst boyutlarıyla yaşamın her alanına sirayet etmişliğini düşünürsek çağımızda bunun daha bir yaşamsallık taşıdığı bir gerçektir.İşçi gençlik ya da yaşı genç olan gençlik kesinlikle sınıftan koparılmamalıdır.Sınıfsal mücadeel açısından bu hayatidir.
Köylü gençlik örgütlenmesi,ülkemiz tarihi bakımından henüz yakıcı bir sorun olmamıştır.Geçmişte de böyle idi hala da böyledir.Ama bu konudaki bakış açımızda aynen işçi gençlikte olduğu gibidir.
Öğrenci gençlik burada ayrıca ele alınması gerekli bir başlığa denk gelmektedir.Zira bu küçük burjuva yaşamsal özelliğe sahip ve henüz net bir sınıfsal konuma sahip olamamış gençlik grubu olarak öğrenci gençlik,ayrı örgütlenmeyi her yönüyle hak etmiş tek gençlik kategorisidir.Gerekçesi yukarda ifade ettiklerimizdir.Ayrıca öğrenci gençlik kendi başına komünist partinin ya da hareketin en önemli kadro potansiyelidir. Zira bu enerjik,dinamik,atak vs özelliklerinin yanında eğitim ve öğretim ile dünyayı kavrama,algılama ve değiştirme faaliyetlerinin ideolojik-teorik-politik altyapısının güçlü olması gerçeğinden hareketle bu kategori ister istemez kadro faaliyetinin önemli bir parçası olabilmektedir.Elbette dün olduğu gibi bu mutlaklaştırılamaz.Ama mevcut gerçeği eğip bükmenin de sınıf hareketine yararı yoktur ve olamazda…Bu anlamıyla öğrenci gençliğe bakış açısı ve pratiği temel sapma noktası olmaktadır.Oluşturulan komsomolların amacı her ne kadar partiye hazırlık okulları gibi görüntülenip algılansa da bir süre sonra komsomol örgütlenmesinin unsurları partinin tam egemeni haline gelebilmektedirler.Dengeyi koruyacak bir engel ya da eğitim sürecinin ürünleri de bulunmamaktadır.Geçmişin gerçek işçi partileri değildir zamane sınıf partileri.Zira geçmişin komünist partilerinin ezici çoğunluğu işçi sınıfı ve emekçilerin en ileri kadrolarından oluşmakta idi.Aydınlar,gençlikten gelen lider kadrolar sınıf partisi içerisinde azınlıkta idiler.Ama devir eski devri değildir.Sınıf ya da mücadelenin karakterinin değişmesi gereklidir.Aynen kapitalizmin liberalizmden emperyalizme evrilirken yaşadığı sıkıntıları elbet hareketler de yaşayacaktır.Ve de yaşamıştır.Ama işin ilginç yanı son yarım yüzyıldır devrimci hareketlere damgasını vuranlar tamda bu toplumsal kesimden çıkmıştır.Yani öğrenci gençlikten.Bu ülke kadar olmakla birlikte dünyada da böyledir.Ama bu tezat kesinlikle gerçek bir komünist hareketin enternasyonal boyutta olmamasından kaynağını almaktadır.Bu pratik gelişmelerin yansımaları beyinlerde teorik-politik-ideolojik sapmalarında alt yapısını hazırlamıştır.Netice de bugün öğrenci gençlik çalışması ve komsomol yapılanmasının da temellerini atmıştır.Elbette komsomol fikri şimdiye ait değildir.Ama eylemin yönelimini belirleyen teori,teorinin yönelimini belirleyen eylemdir.
Öğrenci gençlik bu anlamda bizce kesinlikle ayrı örgütlenmelidir.Diğer gençlik kesimleriyle teması olmamalıdır.Öğrenci gençlik gerek kendine özgü sorunları ve gerekse de mücadele içindeki konumları ve en sonuçta özel kadro potansiyelleri bazında olmakla tamamen partiye yarı bağlı-yarı legal ve özerk bir parti örgütü tarafından yönetilmelidir.Yarı legal çalışma olanakları ve parti örgütünden daha gevşek yapısıyla yarı legal platformun esas amacı bir yandan gençliğin-öğrencilerin özgül sorunlarını ele alıp mücadeleyi örmek iken,öte yandan partinin nitelikli kalifiye-eğitimli yöneticilerini bulup eğittikleri ve de yetiştirdikleri bir okul gibi algılanmalıdır.Yarı legal olmalıdır,kapsamı daha geniş tutulmalıdır,daha gevşek(partiye göre) bir disipline göre hareket edildiği gibi legal-yarı legal her türden olanaklardan yararlanılan bir harekat alanıdır buralar.
En sonuçta işsiz ya da yarı proleter gençlik ise kesinlikle sınıfla birlikte örgütlenmeye çalışılmalıdır.Zira sınıfın önemli bir parçası olan bu toplumsal kesim ne idüğü belirsiz semt örgütlenmeleri içinde eritilmekte ve gerçekte sınıfın önemli dinamikleri olabilecek bu kesim günlük pratik içinde yok edilmektedir.Ne amaca hizmet ettiği belirsiz daha doğrusu belirsizleştirilmiş olan semt örgütlenmesi,komünistlerin örgütlenme alanlarından değildir ve olamazda.Şimdi geçici olarak emeğe ve temsilcilerine ulaşmak için buralarda çalışılması farklıdır ama öte yandan buraların temel alınarak örgütlenilmesi farklıdır.Bu tarz örgütlenme ancak küçük burjuva devrimcilerinin yapısına uygunluk arz eder.Ama görünen o ki,kendine komünist diyen yapılarda bu örgütlenmeyi temel almışlar.Semt örgütlenmesi diye bir örgütlenme komünist literatürde bulunmadığı gibi, olsa bile bunun komünizmin hedefleriyle örtüşür bir yanının bulunmadığı gün gibi açıktır.İşsiz,yarı proleter gençlik yine oluşturulacak ara örgütlenmeler aracılığıyla sınıf potası içinde tutulmalıdır.Zira sınıfın bir parçası olan bu kesim her halükarda sınıfın gövdesi ve itici gücü olmaya adaydır.
Sonuç olarak,geleceğin temsilcisi olan genç,dinamik,atılgan toplumsal bir kesim olan gençlik ve örgütlenmesi komünist örgütlenme ve mücadelenin önemli çalışma ve uğraş alanlarındandır.Bu alan, kendine özgü taktikleri gerektirdiği gibi doğru bir stratejik bakış açısını zorunlu kılmaktadır.Doğru ve yaşama ait teori ve pratik ancak ve ancak dünyayı değiştirme kudretine sahip olabilir.Gençlik gelecektir.Geleceği kazanmak için gençliği kazanmak zorunludur.


MahmutHalilCan(Sendiren)



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Toprak (09-15-2009), Türkü-62 (06-25-2009)
Alt 09-22-2009, 02:41 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9064 Mesajina 14737 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Proleter Devrİmcİ MÜcadele Ve GenÇlİk Hareketİ

Birleşik, kitlesel, militan bir gençlik hareketi yaratma sorumluluğu!



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Üniversiteler yaz tatilindeyken YÖK üniversite har(a)çlarına yapmayı düşündüğü zammı açıkladı. Zam miktarı %8 ila %500 arasında değişiyordu. Bu önerinin yapılmasıyla birlikte birçok refleks tepki ortaya konuldu. Genç-Sen de başından itibaren saldırıya karşı eylemler hayata geçirmiş, tepkinin açığa çıkması ve kamuoyu oluşmasında çaba sarfetmiştir.
Eylemli tepkilerin de etkisiyle har(a)çlara yapılacak zam %8 oranında kesinleşti. Gelişen süreç açısından “har(a)ç zamları” üzerinden örülecek pratik-politik hat bütünüyle “parasız eğitim” talebini karşılamak durumundadır. Zira birçok unsur açısından da, Genç-Sen açısından da zam oranlarındaki netleşme (belirli yerellerde okulların kayıt haftasında ortaya koyulan pratik dışında) bir durgunluk yaratmıştır. Bu durgunluğu aşabilmek her şeyden önce süreci kavrayabilmeyi gerektiriyor. Yaz döneminin ortalarında Genç-Sen’in ördüğü sürece dair bir yazı kaleme almıştık. Yaşanan gelişmelere rağmen sürecin nasıl ele alınması gerektiğine dair yapılan tartışmanın hala güncelliğini koruduğunu düşünerek, sözkonusu yazıyı okurlamıza sunuyoruz...
Devrimci Genç-Senliler bu sürece iki temel tartışma ışığında bakıyor. Birincisi, süreci karşılamaya yetecek bir şiarlar bütünselliğinde ele alabilmeli (yani ticari eğitim saldırısını bütünsel bir hatta ele alabilmek); ikinci olarak ise, bu sürecin birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik hareketini yaratabilmenin olanaklarını oluşturabilmeliyiz.
Genç-Sen’in öne sürdüğü taleplere dair

Genç-Sen bu dönemde yapılması planlanan %500’lere varan zam saldırısının karşısında “harçlara zam yaptırmayacağız” demektedir. Uygulanması hedeflenen zamların karşısında durduğunu gösteren bu şiar bunu tamamlayan başka taleplerle bütünlenebilmelidir.
Genç-Sen’in ilk elden ortaya koyduğu bir diğer talep ise “bu yıl harçları devlet karşılasın” idi. Bu taleple ortaya konan; bu yıl kriz var, öğrenciler de mağdur, bu koşullarda öğrencilerin masraflarını karşılaması zorken bir de zam düşünülüyor. Zam yapılması bir de bu dönemin kriz koşulları göz önüne alınarak “bu yıl harçları devlet ödesin” deniyor. Belirlenen ilk taleplerde ne harç ne de paralı eğitim uygulamalarının kendisine dair söz söylenmiştir. Hatta “bu yıl harçları devlet karşılasın” söylemi harç kavramını olağanlaştıran bir anlayışı yansıtmaktadır. Eğitimin bir hak olduğuna, paralı olmasının bir ticarileştirme saldırı olduğuna dair bir yaklaşımla ele alınmamıştır.
Bunun üzerine yapılan tartışmaların sonucunda bu yıl ibaresi kaldırılarak “Harçları devlet karşılaşın” formülasyonuna dönüştürülmüştür. “Harçları ödemiyoruz” önerisinin üzerine bu şiar açısından kriz vurgusu yok ve kitlelerin daha kolay sahiplenebilmesi gerektiği tartışılmıştır. İllerde yapılan toplantılarda ve temsilciler meclisinde bu yönlü tartışmalarımızı bu yönleriyle yapmamızın sonucunda “Parasız eğitim istiyoruz!” talebi eklenmiştir. Tartışmaların sonucunda “Parasız eğitim istiyoruz!” talebinin eklenmiş olması sadece har(a)ç uygulaması açısından değil eğitim sürecinde karşımıza çıkartılan paralı uygulamaların hepsini içerisinde barındırması açısından anlamlıdır.
Diğer taraftan harç uygulaması, kendisi bir hak olan ve parasız olması gereken eğitimin, kişinin kendi gelişimini sağladığı vb. Gerekçelendirmeleriyle, masrafların bir kısmının kişi tarafından karşılanması tanımlaması üzerine paralı eğitim uygulamaları başlamıştır. Bir hakkın gaspedilmesi yönlü bir saldırıdır. Bu yönlü bir saldırının karşısında, harç uygulamasının kendisine dair söz söylenmesi gereklidir. “Harçlar kaldırılsın” bu noktada söylenmesi gereken ve vurgulanması gereken bir şiardır. Ayrıca önerilen “harçları ödemiyoruz” şiarı da yapılan saldırının karşısında alınan tutumu gösteriyor ve bugün öğrenci kitlesinin kendisini bu saldırı karşısında tutum almaya çağırılmasıdır. Hatta önüne koyduğu süreçte, harekete geçen kitleyi aktif bir eylemsellik içinde tutabilmek, harçları ödememe çağrısıyla boykot örgütleme bir hedef olabilmelidir.
“Harçları devlet karşılasın!” ve ‘”Harçlar kaldırılsın!” şiarları sonuçta ödememek gibi bir noktada “aynı” olarak tanımlanıyor. Böyle algılanıyor. Bu şiarlardan ilki harç kavramını meşrulaştıran, bu uygulamaya dair söz söylemeyen bir yaklaşımdır. Tam da bu noktasıyla kitleye verilecek bilinç noktasında muğlâklığı taşımaktadır. Bilinç açıklığı yaratan ve net bir tutum alan yanı yoktur. Sadece ikisi de gerçekleşirse “para vermeyeceğiz” gibi bir yaklaşımla ele alınması sorunun kapsamını sığlaştırmaktadır. “Krizdeyiz, yarısını öderiz!”de de öne sürüldüğü gibi, var olanı durumu ve yarattığı sonuçları kabullenip, “elde edilebilecek” kıstası üzerinden yol yürümeye çalışmakla gerçek ve kalıcı bir sonuç alınacağının düşünülmesi hayaldir. Genç-Sen olarak haklarımızı unutmadan, haklarımızın elimizden alınmasına karşı bir mücadele hattını önümüze koymalıyız.
Birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik hareketi için!

Devrimci Genç-Senliler sürecin başında Genç-Sen’i ilerici güçlerin bir araya geldiği bir zeminde politik ve örgütsel bir tutum almak açısında olumlu bir adım olarak tanımlamıştı.
Genç-Sen’in bu süreç içerisinde hareket ile kurduğu bağ sınırlarında genişleyecek, gençlik hareketini geliştirecek bir güce dönüşebileceği, bunun olmadığı koşullarda ise bu süre içerisinde olumlu olarak tanımladığımız adımların da heba edileceği söylenmişti.
Genç-Sen bu süreçle birlikte daha hareketli olduğu yerellerde açık toplantılar örgütlemeye başlamıştır. Daha geniş toplantılarda süreci tartışma ve planlama, başından beri olması gereken bir işleyişin hareketli bir süreçte Genç-Sen’e dayatmasıdır. Böylesi bir süreçte kitle başka türlü kucaklanamazdı. Genç-Sen’in kitleye sadece çağrı yapan sınırda kalması, onun bu süreçte kitleselleşme olanağı taşıması yerine dıştalanmasına neden olurdu. Bu yönlü bir adım atmıştır ama bundan sonrasında da bunun kalıcı olması sağlanmalıdır. Genç-Sen sürekli aktif bir çalışma örmeli ve en geniş birlikteliklerde gündemleri ve eylemsellikleri, politik hattını tartışmalıdır. Böyle olduğu bir durumda, gençlik hareketinin her daim belirleyici bir öznesi olur ve öz örgütlülük olma iddiasını hayata geçirebilmenin zeminini yaratabilir.
Gelişen bu süreç açısından ise Devrimci Genç-Senlilierin yaptığı birçok tartışmanın önü Genç-Sen içerisindeki liberal-reformist blok tarafından bilinçli olarak kesilmeye çalışılmış olsa da, pratik bu tartışmaları güncellemiştir. Uzun bir süre Genç-Sen’i tüzüksel normlara sıkıştıran ve hareketsiz kalmayı bir tarz olarak oturtmaya çalışan anlayışların bugün ‘tüzüksel normlar’ın üzerinden atlaması bir tesadüf değil pratiğin zorlamasıdır.
Bu süreçte birleşik bir mücadele hattı üzerine yapılan tartışmalarda, özellikle İstanbul İl Meclisi’ndeki tartışmalarda birleşikliğin “gereksiz” ve “hayal” olduğu vurgusu belirli anlayışlar tarafından dile getirilmiş, birçok grubun bizim eylemliliklerimize gelmemesi üzerinden gerekçelendirilmiştir. Bu anlayış birleşik hareketi, Genç-Sen’in sürece kendisini dayatması olarak anlamaktatır. Başını TÖP ve EHP Gençliği’nin çektiği bu anlayış İstanbul İl Meclisi toplantısında büyük bir çoğunluk tarafından mahkum edilmiştir. TM’ye taşınan tartışmada alınan karar, bir eylemin birlikte örülebilmesi için diğer öznelere çağrıdır. TM’den çıkan karar bir eylem süreci olsa da, Genç-Sen süreci bütünlüklü ele almak, yoğunlaşan saldırılara karşı ortak bir mücadele hattına evriltmek zorundadır.
Böylesi bir süreçte Genç-Sen’i kendi dar pratikleri ile sınırlamaya çalışan aynı anlayış kitle örgütlenmesi sorununu çözdüğü yanılsaması ile karşı karşıyadır. Elbette ki bu yanılsama Genç-Sen’e ve gençlik hareketine dair bir kavrayışsızlığın ürünüdür. Genç-Sen’in sürecin aktif bir öznesi olmasını “süreci alıp götürmek”, “öncü olmak” gibi tanımlamalarla değerlendirilmesinin bugün için henüz bir karşılığı yoktur. Herhangi bir kitle örgütü veya siyasal gençlik örgütü bir sürece aktif müdahale etmiş, süreçte belirleyici bir unsur olmuş olabilir, ama bu tablodan kaynaklı bu onun öz örgütlülük olduğunu göstermez.
“Kitle örgütlenmesi sorununu bir çırpıda masa başında çözeceğini sanan yaklaşım, elbette ki ilerici potansiyelin bir araya gelmesinin önemi ve kapsamını kavramakta zorlanacaktır. Sorunu ‘örgütleri birleştirmeye’ indirgediğimizi düşünmeleri de örgüt sorununa bakıştaki bu yavanlığın dışa vurumudur. Zira birleşik bir gençlik örgütlenmesi sorunu öznel bir sorundur, öznelerin iradi çabası ve müdahalesi ile bir çırpıda başarılabilir. Ancak bu hiçbir biçimde gençlik örgütlenmesi sorununun çözüldüğü anlamını taşımamaktadır. Bu sadece bir olanağa, hareketi sıçratabilecek bir dinamiğe işaret etmektedir. İlerici potansiyeli bir araya getiren bir birleşik örgütlenme asıl hedefin, geniş gençlik yığınları ile buluşma hedefinin bir kaldıracıdır sadece. Ve hedefe, doğru bir yöntem ve bakışta ilerleyebildiği koşullarda bir anlam taşır.”(Devrimci gençlik mücadelesinde gelecek için notlar, Ekim Gençliği, Sayı: 103, 15 Mayıs-15 Haziran ‘07)
Yapılan tartışmanın denk düştüğü yer bir soruyu canlandırıyor. Genç-Sen’in “kendi içinde tüzüksel maddeler değil, hareket içinde ve hareket için bir örgüt mü yoksa kendi içinde bir örgüt mü olacağıdır?” Sorunun yanıtı, yıllardır süren saldırıya karşı örülebilecek birleşik bir mücadelede yatıyor.
Devrimci Genç-Senliler, Genç-Sen’in bugünkü verili durumunu, hareketin öncüsü olma konusunda bir yanılsama içerisindeki tutumunu ve hareketin birleşik bir mecrasının olanaklarını görmemek konusunda ısrarlı olan bakışını mahkum etmek durumundadır.
Haraç zamları karşısında ilk elden öğrenci gençliğin ve eğitim emekçilerinin birleşik mücadele imkânlarının tartışılacağı birleşik bir süreç tartışmasını ısrarla yapmak yükümülüğüyle karşı karşıyadır.
Genç-Sen olarak bu süreçte yapmamız gereken, bu saldırıya karşı ortaya çıkan tepkiler başta olmak her türlü gençlik örgütlülüklerini bir araya getirmek ve en geniş birliktelikle bu saldırıya cevap vermektir. Bu demek değildir ki, böylesi bir birleşik hat oluştuğunda Genç-Sen’in üzeri çizilecektir. Kaldı ki Genç-Sen olarak kendi eylemlerimizi, kendi çalışmalarımızı devam ettirmemizin önünde hiçbir engel yoktur. Bu sadece Genç-Sen’e mahsus da değil, herkes kendi bağımsız çalışmasını devam ettirmekte özgürdür. Ama şu da unutulmamalıdır ki, birleşik, kitlesel ve devrimci bir hareket yaratma sorumluluğunu her daim taşımalıyız ve böylesi bir saldırı sürecinde bunu yaratmak yönlü adımları sıklaştırmalıyız. Bu süreçte burada iş yapan bir Genç-Sen var, birlikte iş yapmak isteyen varsa buyursun gelsin yaklaşımıyla hareketli unsurları bir araya getirmeyi düşünenler yanılmaktadırlar. Bu yaklaşımla hareket ederek kendimizi tek adres olarak göstermemiz doğru değildir.
Devrimci Genç-Senliler
Ekim Gençliği 119 / Eylül 2009
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (09-22-2009)
Alt 02-17-2011, 02:36 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9064 Mesajina 14737 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Proleter Devrİmcİ MÜcadele Ve GenÇlİk Hareketİ

Devrim ve gençlik -Ergin Yıldızoğlu 17 Şubat 2011 - Ergin Yıldızoğlu Bütün dikkatler Ortadoğu’da. Neden olmasın? Tunus’ta başlayan halk isyanları dalgası, Ben Ali’nin, Mübarek’in, deyim yerindeyse, kafalarını aldı. Dalga, Cezayir, Yemen, Bahreyn, Ürdün yönetimlerini sarsarak yoluna devam ediyor, Suriye ve İran sahillerine ulaşıyor. ABD ve Batı medyası mest olmuş durumda, kendini kutlama ‘tripleri’nde geziniyor: Ortadoğu demokratikleşiyor... Hatta bu triplerde iyice yüksekten uçmaya başlayanlar, adeta bir psychodelic trans içinde “Bush, Arap halkı da demokratikleşebilir derken haklı değil miydi, ABD zaten yüzyıldır demokrasi özgürlük yaymaya çalışmıyor mu?” sayıklamalarıyla ve yüzlerinde aptalca tebessümlerle dolaşıyorlar. Bu sayıklamalar arasında zaman zaman cılız bir sesin “Türkiye örnek oluşturuyor” demeye çalıştığı da dikkat çekiyor.

Bu ekstazinin, psychodelic neşenin arkasına bir fantezi daha var: Bunlar başka türlü, bak gençlik ve teknoloji devrimleri... Bu fantezi iki boyutlu. Birinci boyutu, mezarlıktan geçerken ıslık çalmayı anımsatıyor: ‘Egemen Yapı’ bu kanaat üreticileri yoluyla kendini rahatlatmaya çalışıyor: Bak, kapitalizmin yapısal krizinin en görülür olduğu dönemden geçiyoruz ama ortada proletarya yok! Gençlik var! Böylece Marks’ın analizlerinin yanlışlığı bilmem kaç milyonuncu kez yeniden kanıtlanmış oluyor; hem de, tam da Marks’ın öngörülerini anlatan ders kitaplarında örnek olarak kullanılabilecek görüntüler sergileyerek ilerleyen bir krizin içinde.

Bu fantezinin ikinci boyutu ‘umutla’, yeni ve canlı bir tüketici tabakasına ulaşma umuduyla ilgili. “Gençlik” kapitalizmin 1950’lerden bu yana, tekelci kapitalizmin durgunluk eğilimine (Sweezy, Magdoff) karşı talebi canlı tutacak yollar ararken keşfettiği, ve yeniden tanımladığı (kültürleştirdiği) en önemli olgu. Önce ABD ekonomisinde, işçi sınıfı içinde gençlik kültürü (James Dean, Marlon Brando, Buddy Holly, Elvis, Rock and Roll vb...) olarak başlayan ve Batı’nın Fordizmin mekanlarında yayılan, 1968 sonrasında, artık genç olmayanları da etkilemek üzere “gençlik kültü”ne (genç kalabilirsin, şu ya da bu malı tüketirsen) dönüşen olgu... Böylece kapitalizm her yıl yenilenen bir piyasa elde ederken, yeni kuşakları, daha oluşma aşamasında biçimlendirmek şansını yakalıyordu, hem de 68-73 devrimci dalgasının hızla ****laştırılarak bir “isyancı piyasası”, genç kalma hastaları oluşturmanın hizmetine verilen imajlarının da yardımıyla...

Eskiden “gençlik” yoktu ama...
“Eskiden” gençlik diye ayrı bir sosyal kategori yoktu ama, devrimciler her zaman gençlerden oluşuyordu. Fransız Devrimi başlarken Robespierre ve Danton sırasıyla 31 ve 30 yaşlarındaydı, Robespierre, 7 yıldır devrimci fikirleri savunuyordu. Saint-Juste, devrime katıldığında 22 yaşındaydı. Rus Devrimine gelirsek, Lenin Rusya’da kapitalizmin gelişmesi” başlıklı ünlü kitabını yazmaya başladığında 26 yaşındaydı ve tutukluydu. Yakın çevresine bakalım: Kollantai, Lenin’den iki yaş, Stalin 8, Troçki 9, Kamenev ve Zinoviev 13, Radek 15, Bukharin 18 yaş gençtiler.

Her seferinde de bu “gençler” tarih sahnesini proletarya ile birlikte onun, organik bir parçası olarak paylaştılar. Şimdi de öyle olduğundan benim hiç bir şüphem yok, Tunus, Cezayir ve Mısır deneyimleri de bu inancı destekleyecek çok sayıda veri sunuyor. İngiltere’de gençlik hareketinin de sokağa çıkar çıkmaz tüm çalışanların taleplerini dile getirmeye başlaması da... “Gösteri Toplumu”nun ekranlarını gençlerin imajlarıyla doldurması, proletaryanın varlığını, gençliği proleter karakterini gizlemeye yetmiyor.

Diğer tarafta, devrimcilerin genç olmasında şaşılacak bir şey yok. Topluma yeni girmeye başlayan kuşağın, kendi zamanına, kendi damgasını vurmayı istemesi, özellikle kapitalizmin, sürekli yıkarak ve yeniden yaparak ilerleyen zamanında, son derecede anlaşılır, hatta gerekli bir şey. Bu kendi damgasını vurma isteğinin de, verili değerleri, egemen ideolojinin gerçekle, rejimin adaletle olan ilişkisini sorgulayarak başlamasından ve kendini adaletsizliklerden en çok etkilemen kesimlere yakın görmesinden, bir kurtarma misyonu edinmek, böylece tarihe olumlu bir damga vurmak istemesinden daha doğal ne olabilir?

Fantezinin ikinci, bu devrimlerle yeni ve canlı bir gençlik pazarı elde etme umuduna, bu arada devrimci dinamiği teknolojiye bağlama boyutuna gelince, öyle uzun teorik analizlere girmeye gerek kalmadan hemen şunu söyleyebiliriz. Eğer bu devrimleri teknoloji belirliyor olsaydı, Tunus, Mısır kervanına geçen hafta Suriye’nin de katılması beklenebilirdi. En az Mısır kadar baskıcı bir rejime sahip Suriye’de Twitter, Facebook mesajları insanları, bu sosyal ağ platformlarında, Suriye’de tiranlığa, yolsuzluğa karşı on binlerce ilişki oluşturmayı başardılar ama, insanları sokağa çıkaramadılar. Eyleme geçmeye ve eyleminin sonuçlarına katlanmaya hazır olan kararlı bir kitle yoksa bu “yeni teknoloji” kendi başına bir işe yaramıyor.

Sokaklara dökülen gençlikten, kapitalizmin krizini hafifletecek yeni bir Pazar yaratmaya gelince bunun da önünde biri maddi, diğeri psikolojik iki engel var. Birincisi, önce bu gençlerin cebine para koymak gerekiyor. Bunun içinde bu gençlere iş bulmak gerekiyor. Bu ülkelerin egemen sınıflarının bu yeni işleri yaratacak kapasitesi yok. Olsaydı belki de bu ayaklanmalar olmazdı. Batı’nın da bu ülkelerde gelişme süreçlerini teşvik ve finanse edecek kaynağı yok. Psikolojik engele gelince, bu devrimler, gençlerin geride bıraktığımız 30 yılın hazların tatminine, (bedenlere ve dile) öncelik veren kimliklerini geride bırakarak, ilkelerine öncelik veren bir yaşamı seçtiklerini gösteriyor. Bu kimliğini ****lara ve ünlülerin imajlarına göre değil “ilkelere göre” kurma arayışının, gençlik içinde yeniden ortaya çıkmaya başlaması demek.

30 yılın sefaleti geride kalırken
Alain Badio’nun geçen yıl bu zamanlarda Le Monde’da yayımlanan“Şimdiki zamanın cesareti” başlıklı bir makalesinde Fransa özelinde işaret ettiği gibi, “şimdiki zaman (present) yönü şaşırtılmış bir zamandır... Gençliğe, özellikle halk sınıflarından gençliğe, varlığına bir yön vermesine yardımcı olacak bir ilke sunamıyor.” Badiou’ya göre, bu yön şaşırtmanın temel özelliği, bir önceki, gerçekten ve doğru biçimde yönlenmiş zamanı anlaşılmaz kılma operasyonudur.” Badiou’nun da işaret ettiği gibi bu operasyon, Fransız devrimini izleyen “Termidor” dan bu yana, geçmişteki tüm reaksiyoner ve gerici dönemlerin ortak özelliğidir.

Bu reaksiyoner operasyon işe, Aydınlanma geleneğinin “yeni toplum ve yeni insan yapılabilir, tarihin yönü değiştirilebilir” ilkesinin anlaşılmaz kılan postmodern sofizmle işbirliği yaparak başladı. Böylece bir kez “yeni insanı yaratmak”, “yeni bir toplum kurmak”, kaçınılmaz olarak despotizme yol açan bir “toplum mühendisliği” olarak mahkum edilince, geriye de kar, ticaret yapmaktan, bedensel dürtüleri tatmin etmekten başka bir şey kalmıyordu. Halbuki tam bu sırada sermayenin büyük çaplı bir toplumsal mühendislik projesi, önüne çıkan her, şeyi özellikle de insanların yaşamlarını yıkarak yoluna devam ediyordu. İkinci aşamada gericiliğin, “anlaşılmaz kılma operasyonuna” bu kez, bu yıkımdan kendilerini korumak için “kalpsiz dünyanın kalbine” tutunmaya çalışanların duyarlılıklarını, sofistlerden aldıkları desteklerin de yardımıyla istismar ederek devam etmeye çabalamasına şahit olduk.

‘Şimdiki zamanda’ Türkiye’de de, güncel sofistlerin yaptıkları ve hepimizin ibretle izlediğimiz şey de bir, 1970’lerin yönelimini anlaşılmaz kılma, dönemin devrimci kimliklerini değersizleştirme operasyonu değil mi? Sermaye, geçmişi bu sofistlerin sunduğu savları da kullanarak, Siyasal İslam’dan da yaralanmaya çalışarak, anlaşılmaz kılmaya çalışmıyor mu?

* * *

Şimdi, gençliğe varlığını yönlendirme konusunda yol gösterecek, ilkeler yeniden ortaya çıkmaya başlıyor. Aynı anda da “bir önceki dönemi” anlaşılmaz kılma çabasının, yanı sıra “şimdiki zamanı” anlaşılmaz kılmaya yönelik bir operasyonun devreye girdiği görülüyor. Bu operasyon, gençliği proletaryadan kopuk hatta karşıtı bir tabaka olarak sunmaya çabalıyor, devrimleri teknolojinin etkilerine indirgiyor.

Böylece, bu operasyon işçi sınıfının içinde şekillenen yeni bir kesimin kendini sınıfın bir parçası olarak anlaması önlenmeye çalışılıyor. Bu, yeni kesim, yapısal kriz döneminde sermaye birikim sürecini, dolaşım hızını, verimliğini arttıracak teknolojileri, değerlenmesine olanak sağlayacak yeni ürünleri bulma çabası içinde ortaya çıkan, yeni iletişim, bilgi işlem teknolojilerinin, bilişim ağlarının kullanımına, üretimin bilişim içeriğinin artmasına paralel şekillenen çalışanlar (işçiler ve kendi emeğini sömürerek yaşayanlar) kesimidir.

“Şimdiki zamanda”, gençlik, bu yeni çalışanlar kesiminin hem en büyük parçasını oluşturuyor, hem de bunların ürettiği mal ve hizmetlerin çok önemli bir kesimini kullanıyor. Operasyon da bunların hem kendi durumlarını anlamalarını, sokağa döküldüklerinde şimdiki zamanın proletaryasının çok etkili bir bölümünü oluşturduklarını anlamalarını engellemeye çabalıyor. Aynı anda bu operasyon, bu yeni kesimlerin “devrimci gençliğin” önce kapitalizmin merkezlerinde, başkaldırmaya başladığı gerçeğinin, başkaldırının arkasındaki etkenlerin evrensel niteliğinin üzerini örtmek için isyanın Ortadoğu’ya “Arap Dünyası’na” (farklı bir dünyaya), baskıcı ve yozlaşmış yönetimler ortamına has bir olgu olduğunu ileri sürüyor.

Anımsarsanız 1997 Asya krizi de, buradaki baskıcı, yozlaşmış dünyanın özgün koşullarına aitti. Arkasından gelen Enron skandalı kapitalizmin Batı’da da yozlaşmış bir şey olduğunu gösterdi. 2007’de patlak veren mali kriz artık hepimizin tek bir kapitalist dünyada yaşadığımızı bir kez daha kanıtladı.

Bu kapitalist dünyanın Batısı geriliyor, yoksullaşıyor ve gençliğine ne bir gelecek, ne de varlığını yönlendirmesine olanak verecek ilkeler sunabiliyor. Bu kapitalist dünyanın “doğusunda” sermaye birikim hızı, güç yoğunlaşması artıyor. Ama buradaki kapitalizm de gençliğine, ulusalcılıktan, otoriteye baş eğmenin etiğinden ve patlamakta olan tüketim toplumunun hazlara yönelik vaatlerinden öte ilkeler sunamıyor. Dahası bu yeni tüketim hummasını tatmin etmek için gerekli üretim ve bu üretimin çıktıları tüm gezegenin biyosferini tehdit ediyor, kaynak savaşlarını gündeme getiriyor.

Başka bir dünyanın olabileceğine (komünist hipotez) inanmak ve bunun için çalışma olasılığı “şimdiki zaman”da gençliğe varlığının yönünü, bu dünyada fark yaratan bir iz bırakacak biçimde belirlemesine yardımcı olacak ilkeleri sunuyor.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-21-2011, 10:35 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9064 Mesajina 14737 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Proleter Devrİmcİ MÜcadele Ve GenÇlİk Hareketİ

Yeni bir dönemin başında gençlik çalışması...
Olanaklar, sorunlar ve sorumluluklar
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Dünyada yeni dönem ve gençlik hareketleri
Dünya ölçüsünde gelişen yeni kitle hareketlerinde gençlik temel bir dinamik olarak önemli bir rol oynuyor. Tunus ve Mısır’daki büyük patlamalarda gençliğin oynadığı rol daha başından tartışmasız bir olguydu. Bu sarsıcı çıkışlardan ilham alan diğer halkların gençliği de gelişen hareketliliklerde etkin bir şekilde yer aldı, yer almayı sürdürüyor.
Gençliğin kitlesel olarak mücadele sahnesine çıkışı Ortadoğu’da gelişen halk hareketleriyle sınırlı değil. İspanya, İngiltere, Fransa, İtalya gibi emperyalist metropoller başta olmak üzere Şili, Arjantin, Yunanistan vb. gibi dünyanın bir dizi ülkesi günleri/haftaları bulan gençlik eylemlerine sahne oldu. Dönemsel duraklamalar yaşasalar da, bu hareketliliklerin anlık olarak parlayan gelip geçici çıkışlar olmadığını geçtiğimiz bir-iki yılın eylem bilançosu yeterli açıklıkta yansıtmaktadır. Aynı zamanda bu hareketlerin, dünyadaki genel kitle mücadelesinin etkisine açık olduğunu, dolayısıyla yayılarak süreceğini de göstermektedir.
Böyle olması bir dizi etkenden kaynaklanmakla birlikte, burada öne çıkan iki temel nedenin altını çizebiliriz. Birincisi, emperyalist kapitalizmin dünya ölçeğinde yaşadığı çok boyutlu krizle ilgilidir. Kapitalist sistemin '70’lerden bugüne sürüp gelen çok yönlü bunalımının, 2000’lerin sonlarında şiddetli bir finansal-mali çöküş olarak dışa vurduğu biliniyor. Bunun kısa dönemli bir dalgalanma olmadığı, giderek derinleşen bir hegemonya krizi eşliğinde yaşanan iktisadi, sosyal, siyasal boyutlarıyla bütünsel bir sistem krizi olduğu gitgide daha açık bir biçimde görülmektedir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]2000’lerin sonlarına kadar bunalımın yükünü fazlasıyla sırtlamış olan işçi ve emekçilerin önüne bu kez emperyalist ülkelerdeki emekçi kitleleri de kapsayacak şekilde daha kabarık bir fatura konuldu. Bunun anlamı daha çok yoksullaşma, daha fazla işsizlik, daha katlanılmaz yaşam ve çalışma koşullarıdır. Zira burjuvazinin, kamu kaynaklarını eğitim, sağlık, sosyal ihtiyaçlar, belediye hizmetleri, çevre vb. gibi alanlardan çekerek tekellerin ve devlet maliyelerinin kurtarılmasına aktarmasından, kamusal hizmet alanlarının sürekli özelleştirilmesinden başka bir reçetesi yoktur. Dahası giderek şiddetlenen emperyalist saldırganlık, militarizm, baskı-terör aygıtları olarak devletlerin tahkimi ve savaş ihtiyaçları faturayı sürekli şişirmektedir.
Bu tablodan en çok etkilenen kesimlerin başında işçi ve emekçi sınıfların gençliği gelmektedir. İşsizlik en çok onları vurmakta, gelecek güvensizliğini en çok onlar yaşamaktadır. Dünya çapında yaşanan bu durum gençlik hareketlerinin mayalanmasını, etkileşimini ve yayılmasını koşullayan temel neden durumundadır.
Öne çıkan ikinci etkense, gençliğin doğası itibariyle taşıdığı dinamizm, toplumun en atak, en gözüpek, en cüretkar kesimi olmasıdır. Bu onu çeşitli sorunlar karşısında hızla tepki veren, yer yer dünyada yaşanan gelişmeler karşısında daha duyarlı davranan bir kesim haline getirmektedir. Bu olguyu günümüz dünyasının iletişim bakımından "küresel köy"e dönüşmesi olgusuyla birlikte ele almak gerekir. Zira internet başta olmak üzere iletişim kanallarından en ileri düzeyde yararlanan kesim doğal olarak gençlik kitleleri olmaktadır. Bu, gençliğe dünyanın en uzak noktalarındaki hareketlenmelerden dahi esinlenme olanağı sunmakta, onu yakıcı sorunları üzerinden harekete geçmeye teşvik etmektedir.
Türkiye’de gençliğin karşı karşıya bulunduğu sorun ve gündemler
Yaşanan sorunlar itibariyle Türkiye’deki gençlik açısından da durum farklı değildir. Hatta bir dizi bakımdan daha ağır bir tablo söz konusudur. Eğitim olanakları her geçen gün daralmakta, eğitimin niteliğinde sürekli bir düşüş yaşanmaktadır. Benzer düzeydeki ülkelerde olduğu gibi işsizlik oranının en yüksek olduğu kesim gençliktir. En ağır çalışma koşulları bu kesime dayatılmaktadır. Çocuk işçilik olağan bir uygulama durumundadır. Gelecek karamsarlığı en çok gençler içinde yaygındır. Toplumu çürütmenin araçları özellikle gençliğe yönelik kullanılmaktadır, vb...
Eğitim alanındaki gençliği ele aldığımızda, alana özgü sorunların da ağırlaşarak sürdüğünü görüyoruz. Eğitimde özelleştirmeler ve bu alanın tümüyle paralı hale getirilmesi adımları hızlandırılıyor. Neo-liberal saldırı dalgasının bir ayağı olarak gündeme gelen Bologna süreci, Uluslararası Yükseköğrenim Kongresi'nde daha somut bir çerçeveye kavuşturulmuş durumda. Burada gençliğe yönelik saldırıların politik çerçevesi oluşturulmuş, saldırılar topyekun karaktere büründürülmüştür. Geçtiğimiz dönem eylemlerle püskürtülen harç zamlarının bu kez “Torba Yasa” içinde gizli olarak arttırılması girişimi, rektörlere harçları belirleme yetkisi veren düzenleme vb., de bu sürecin bir ürünüdür.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Öte yandan, bu saldırılara paralel olarak öğrenci gençlik yoğun bir baskı ve devlet terörü ile karşı karşıyadır. Bunun en temel boyutu soruşturma-uzaklaştırma uygulamasıdır. 2000’lerin başlarından itibaren tırmandırılan bu saldırı, lise ve üniversitelerde siyasal faaliyeti alabildiğine daraltmış bulunuyor. Yalnızca öğrencileri değil, öğretmen ve akademisyenleri de kapsıyor. Başta devrimci özneler olmak üzere hareketli ileri kesim bir yandan okullardan atılırken, diğer yandan olduğu kadarıyla gençlik yığınlarından yalıtılıyor. Son 10 yıllık deneyim bu etkili saldırının salt gençliğin kendi dinamikleri üzerinden püskürtülemediğini, halihazırda gençlik içinde bunun potansiyelleri olsa bile hareketin genel durumundan kaynaklı bunun kısa vadede mümkün olmadığını tescil etmiş bulunuyor. Mesele toplumsal mücadeleyi doğrudan ilgilendirmekte, dolayısıyla toplumsal mücadele dinamiklerine maledilmesini gerektirmektedir. Elbette bunun gerçekleşmesi en başta gençlik hareketinin soruna yaklaşımıyla, kendi özgücü üzerinden bir direnç örgütlemesiyle ve sorunu diğer kesimlerin gündemine taşıma başarısı göstermesiyle mümkündür.
Soruşturma-uzaklaştırma saldırısı lise ve üniversitelerde polis ve ÖGB terörünün olağan bir uygulama olarak sürmesiyle, okul yönetimlerinin kışlacı dayatmalarıyla, yargı ve medya başta olmak üzere diğer düzen aygıtlarının bu konudaki aktif katkılarıyla paralel yürütülmektedir. Okullarında yaşamları ve gelecekleri üzerine söz söyleyen öğrenciler, polisin ve ÖGB’nin şiddetiyle, yönetimlerin soruşturma saldırılarıyla, düzen medyasının karalama kampanyalarıyla ve burjuva mahkemelerin terörüyle karşı karşıya kalıyorlar. Sırf pankart-afiş asmak, gösteri yapmak vb.'nden yola çıkılarak öğrencilere "terör örgütü üyesi" muamelesi yapılıyor. Duyarlı politik kesimler soruşturmaya uğramakla kalmıyor, mahkemelere gönderiliyor, okuldan uzaklaştırılıyor. Yer yer tutuklamalar ve okuldan atılmalar yaşanıyor.
Bu saldırıların son halkalarından biri, reformistlerin denetiminde bürokratik bir örgütlenme olmanın ötesine pek geçemeyen Genç-Sen’in dahi kapatılması olmuştur. Amaç üniversitelerin en ufak bir muhalefetin dahi olmadığı kışlalara dönüştürülmesidir. Zira eğitim alanına yönelik iktisadi-sosyal saldırıların kapsamı bunu gerektirmektedir.
Düzenin gençliği zapturapt altında tutma çabası bunlarla da sınırlı değil. Geçmişten bugüne kullanılagelen sivil görünümlü faşist saldırılar, yeni dönemde de gerektiği ölçüde gündemde olacaktır. Fakat bundan daha etkili olanı, dinsel gericiliğin etki alanının giderek yayılması ve yarattığı basınçtır. AKP’nin son seçim başarısı, değişik kılıklardaki dinci faşist yapılanmaların etkinliğine büyük bir yoğunluk kazandırmış bulunuyor. Açıktır ki gençlik bu gerici yapılanma ve faaliyetlerin başlıca hedeflerinden biridir. Hatta dinci akımın bugünkü başarısının gerisinde, bir dizi etkenin yanısıra, geçmişten bugüne özellikle eğitim alanındaki gençliğe yönelik çok yönlü kuşatması yatmaktadır. Okulların açılış evresi bunun yoğunlaşarak süreceğini göstermekle kalmıyor, “imamın gençliği”nin milliyetçi-ırkçı faşistleri aratmayacak bir pervasızlıkla hareket edeceğinin işaretlerini de veriyor.
Gençlik hareketinin genel durumu
Gençliğin karşı karşıya bulunduğu sayısız soruna rağmen gençlik hareketindeki parçalı ve dağınık tablo sürüyor. Yazık ki girişte örneklediğimiz ülkelerdeki türden bir kitlesel hareketlenmenin belirtileri henüz ortaya çıkmış değil. Dolayısıyla gençlik hareketinin genel durumundan söz ederken dar bir politik kesimi temel almış oluyoruz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Hareketin taşıyıcısı olan bu kesimin son iki-üç yıldaki nispi hareketliliği/dönemsel eylemli çıkışları bu tabloyu değiştirmekten uzak kaldı. Dolayısıyla partimizin gençlik hareketinin durumuyla ilgili temel değerlendirmeleri güncelliğini korumaktadır. Örneğin hareketin temel dinamiği olan politik kesimler ile geniş gençlik yığınları arasındaki kopukluğun bir parça giderilebildiğini gösteren hiçbir veri yoktur. Geçtiğimiz eğitim yılının başlıca eylem gündemleri (6 Kasım, 4 Aralık Dolmabahçe, 5 Ocak ODTÜ, Mart gündemleri vb.) politik öznelerin gençlik yığınlarından kopukluğunu ve yaşadığı dağınıklığı yeniden teyit etmiştir.
Geçtiğimiz dönem aynı zamanda gençlik hareketinin ileri kitlesi içinde tasfiyeci reformizmin yozlaştırıcı etkinliğinin iyiden iyiye belirginleştiğine de tanıklık etmiştir. İleri kesimler içinde tuttukları yer bakımından öne çıkan ve blok halinde davranan Öğrenci Kolektifleri, TKP'li Öğrenciler, Gençlik Muhalefeti, Emek Gençliği gibi reformist sol çevreler gelinen yerde birleşik-devrimci bir gençlik hareketinin gelişmesinin karşısına birleşik reformist bir odak olarak dikilmiş bulunuyorlar. Böylece gençlik içinde devrimci özlem ve duyarlılığın istismarı üzerinden militan devrimci mücadelenin, devrimci kimliğin, devrimci ilke ve değerlerin erozyonu ivme kazanmış durumda.
Buna set çekebilecek bir devrimci odaklaşmanın güç ve olanakları ise giderek eriyor. Elbette bu yalnızca gençlik içinde devrimci faaliyet alanının daralmasından kaynaklanmıyor. Geleneksel devrimci-demokrat harekette 2000’lerin başından bu yana yaşanan tasfiyeci sürüklenme ve dağılma, özellikle son yıllardaki belli siyasal gelişmeler üzerinden kuyrukçuluğu, iddiasızlığı, devrimci araç, yol ve yöntemleri bir yana itmeyi giderek netleşen bir kimlik haline getirdi. Bütün bunların tasfiyeci reformist atmosferin fazlasıyla etkilediği gençliğe yansıması ise yazık ki daha da ağır oluyor.
Gençlik alanında potansiyeller, birikimler...
Tüm sorunlarına rağmen burada tartışma konusu olan, canlı, değişken, sürekli sirkülasyon yaşayan, bünyesinde harekete geçme dinamizmini barındıran bir toplumsal kesimdir. Kendine özgü bir alan olmakla birlikte liseli gençlikte süregiden canlanma ayrıca yeni birikimler üretmektedir. Liseli gençlik çalışmasına yüklenmeyi her geçen yıl daha da önemli hale getiren bu olgu, genelde gençlik hareketinin gidişatını da değiştirebilecek önemli bir olanaktır.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Türkiye’nin genel hatlarıyla değindiğimiz çözümsüz sorunlar yumağı ileri kitlesi üzerinden gençliği dönemsel de olsa eyleme itmektedir. Yanısıra ileri gençlik kitlesinin politik sorunlara ilgisi de gözönünde bulundurulmalıdır. AKP iktidarının bölgede saldırgan bir uşaklık misyonunu yüklendiği, Kürt halkına karşı topyekun bir saldırı yürüttüğü koşullarda bu ilginin ister istemez pratik yansımaları olacaktır.
Burada ileri kitlenin özellikle Kürt sorunundaki gelişmelere, örneğin anadilde eğitim, Kürt hareketine yönelik artan saldırı ve şoven kudurganlık vb. gibi yakıcı sorunlara dair tutumu başka açıdan da önemlidir. Bilindiği gibi, gençlik hareketinin çıkışı açısından önemli bir olanak olan politize Kürt gençliği, geçmişten bugüne ulusal sorun eksenli gelişmeler dışında genelde edilgen bir tavır içindedir. Ancak, bir yanıyla Kürt hareketindeki gidişata bağlı olsa da, Kürt gençliğinin dünyadaki ve ülkedeki siyasal süreçlerden etkilenmeyeceğini düşünmek için bir neden yoktur. Gençlik hareketimizdeki devrimci bir canlanmanın Kürt gençliğinin ufkunu genişleterek militan sıçramaların dinamiğini büyütmesi, en azından potansiyel olarak ortada durmaktadır.
Öte yandan dünyada ve yerel ölçekte yaşanan/yaşanacak gelişmelerden bağımsız düşünülmemesi kaydıyla, onyılların saldırı birikimlerinin kitlesel bir gençlik hareketini mayaladığından kuşku duymuyoruz. Zira artık dünya burjuvazisi dahi denizin bittiğini itiraf etmektedir. Egemenlerin ellerinde gençliği dizginleyebilecek hiçbir olanak kalmamıştır. Bu da gençlik hareketinin gelişmesinin nesnel koşullarını olgunlaştırmaktadır.
Komünist gençliğin misyonu
Bu koşullarda gençlik hareketi tablosundaki devrimci önderlik boşluğu hayati bir soruna dönüşüyor. Zira, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, gençlik içindeki güç ve imkanları devrimci militan bir çıkışa kanalize edebilecek politik öznelerden söz edebilecek durumda değiliz. Reformist blok olarak hareket edenlerin oynadığı rol yeterince açık. Karşılarında devrimci bir odak olmadığı ve kendilerini güç olarak gördükleri yerlerde ayrışmayı, dolayısıyla birleşik eylem olanağını sekteye uğratmayı çizgi haline getirmiş olan bu çevreler, gençliği medya oyuncağına çevirmeyi marifet sayıyorlar. Etkileri altına alabildikleri ileri gençlik kitlesindeki devrimci duyarlılığın militan bir devrim iradesine dönüşmesi daha baştan tahrip ediliyor. Son bir yılda solun bir kesimi daha bu odağın kuyruğuna takılmış bulunuyor. Bu sonuncular içinde “Bağımsız siyasal varoluşlarını bir kitle örgütü olma iddiasıyla ortaya çıkmış Genç-Sen’de varolmaya tahvil eden grup ve çevreler ise, gençlik hareketi açısından belirleyici üniversiteler de dahil çoğu alanda zaten ciddiye alınabilir olmaktan çıkmış durumdadır.”(Ekim, sayı: 268, Ekim 2010)
Gençlik içinde devrimci muhatap kabul edebileceğimiz çevrelerin durumunda da esasa ilişkin bir değişim yoktur. Geçmiş değerlendirmelerimizde de vurgulandığı gibi; “gençlik hareketinin devrimci politik güçleri alana özgün müdahale planında her geçen yıl daha derin bir iddiasızlığa sürükleniyorlar. Kendi tarzlarında bir militan çalışmayı örgütsel bir liberalizmle bütünleyen bir-iki reformist çevrenin faaliyetleri dışında, sistemli ve sürekli faaliyet ancak genç komünistlerin bulundukları alanlarda onlar tarafından yürütülüyor.” (Ekim, sayı: 259, Ekim 2009) Söz konusu gruplar gençlik çalışmasını artık kampüs ve okullardan çok etkin olabildikleri semtlerde sürdürebiliyorlar. Üniversitelerde ise saflarındaki güçleri gençliğin somut gündemlerinden uzak tutan, sistemli ve sürekli bir faaliyetten alıkoyan bir iradeci apolitizmin temsilciliğini yapıyorlar.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Dolayısıyla, halihazırda reformist odaklaşmanın karşısına dikilebilecek, devrimci odak boşluğunu doldurabilecek koşullar yazık ki yoktur. Bir kez daha vurgulamak istiyoruz ki; “Bu tablo içinde partimizin gençlik çalışması özel bir önem kazanıyor. Çünkü tasfiyeci reformizm karşısında devrimci örgüt iddia ve iradesini komünist gençlik temsil ediyor. Gençliğin devrimci enerjisinin işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketiyle devrimci temellerde birleşmesini de yalnızca komünistlerin gençlik çalışması sağlayabilir. Ne kadar kitlesel görünürse görünsünler, devrimci iktidar perspektifleri, bunu yaşama geçirecek devrimci bir örgütsel varlıkları olmayanların, gençliğin dinamizmini devrim mecrasına akıtmak gibi bir niyetleri ve sorunları yoktur. Tüm tarihsel deneyime ve günümüz dünyasının açık gerçeklerine rağmen devrimci örgüt/parti fikrine dudak bükerek, geçici olmaya mahkum eylemsellik üzerinden ‘pekala partisiz de olabiliyor’ diyenlerin, devrimle tek alakaları düzen bataklığında oyalanarak devrimi istismar etmek olabilir. Gençliğin devrimci dinamizmi ise devrimci mücadele için paha biçilmezdir. Bu enerjinin kabul edilemez bir ikiyüzlülükle düzeniçi saflarda heba olup gitmesini önleyecek yegane güç, gençlik alanında işçi sınıfının devrimci iktidar perspektifini temsil edenlerin yürütecekleri siyasal faaliyet ve devrimci örgütlenmedir.” (Ekim, sayı: 268, Ekim 2010)
Elbette bu, yine aynı değerlendirmede işaret edildiği gibi, hiçbir şekilde “ilkesel yaklaşımlar ve mücadele birliği temelinde en geniş eylem birliklerini oluşturmak çabasını” sürdürmeyi dışlamıyor. Tersine, ortaya koyduğumuz iddia, bu alandaki sorumluluğumuzu arttırıyor. Zira, hem gençlik hareketindeki parçalı yapı “sola eğilimli kitlede sürekli bir kırılma, umutsuzluk ve inançsızlık kaynağı” olmayı sürdürüyor, hem de “birleşik-kitlesel-devrimci bir gençlik hareketinin geliştirilebilmesi, büyük ölçüde alandaki ileri kitleninin eylem birliğini gerektiriyor.”
Yeni dönemde gençlik çalışmamızın yüklenme alanları
Gerek dünyada yaşanan süreçler, gerek gençliğin karşı karşıya bulunduğu sorun ve gündemler, gerekse gençlik hareketi ile özelde gençlik içinde solun durumu, komünist gençliğin sorumluluklarının çerçevesini yeterli açıklıkta çiziyor. Omuzlarına yüklenen sorumluluklar gençlik çalışmasına her zamankinden daha güçlü bir devrimci irade ve ısrarla yüklenmemizi zorunlu kılıyor. Bu yüklenmenin güncel plandaki esasları Ekim’in aktarmalar yaptığımız yakın dönem değerlendirmelerinde mevcuttur. Zira çalışmamızın sorunları sözkonusu olduğunda temelli bir ilerleme kaydedilebilmiş değildir.
Bu sorunların ve dolayısıyla sorumlulukların güncel olarak öne çıkanlarını şöyle sıralayabiliriz:
1) Kadro niteliği ve niceliği planında yaşanan zayıflık nedeniyle örgütsel yapımız hala ciddi bir darlık içindedir. Partimizin genel planda da karşı karşıya bulunduğu bu sorun, parti kongrelerinde ve temel örgütsel değerlendirmelerde ifade edildiği üzere kadrolaşmayı, saflarımızdaki insanlarla çok yönlü olarak ilgilenmeyi, ideolojik-politik donanım başta olmak üzere onları her yönüyle eğitmeyi özel bir uğraş haline getirmeyi gerektirmektedir. Partimiz bu alanda esaslı bir yüklenme içindedir. Genç komünistlerin izleyeceği yol, bunu gençlik çalışmasına taşımak olmalıdır.
2) Mevcut koşullarda özellikle liseli gençlik çalışmamız büyük bir önem taşımaktadır. Liseli gençlik çalışması bir dönemdir doğrudan parti yerel örgütleri üzerinden yürütülmektedir. Fakat partinin bu alana yönelik çubuk bükmelerine (bkz. III. Kongre tutanakları, Ekim’in 264 ve 269. sayılarındaki değerlendirmeler, parti organlarında yürütülen tartışmalar) rağmen çalışmamız hala istenen düzeyin oldukça gerisindedir.
Oysa, gerek siyasal sınıf çalışmamız gerekse gençlik hareketi ve örgütlenmesi açısından liseli gençlik alanı muazzam potansiyeller taşıyor. Son bir yılın verileri, özellikle 1 Mayıs gibi eylemler, liseli gençliğin devrimci duyarlılığının reformist odaklar ve şekilsiz çevrelerce ikiyüzlü bir devrimci söylemle istismar edildiğini ve bunun sonuç verdiğini gösteriyor. Bunun gerisinde liseli gençliğin devrimci ajitasyon ve propagandaya açıklığı var. Sorun, sayısız kez yinelendiği üzere, yerel örgütlerimizin partinin perspektiflerine uygun bir pratik yoğunlaşma sergileyememesinde düğümleniyor. Yeni dönemde bunu geride bırakmak, gençlik alanında örgüt ve kadro yapımızı daha ileri düzeyde tartışabilmemizi sağlayacaktır.
3) Örgüt ve kadro yapımızdaki darlıkla da bağlantılı olarak kitle ilişki ağımız mevcut sınırlarını aşabilmiş değil. Bunun kitle çalışması pratiğinden ayrı tartışılamayacağı açık. Özelde gençlik açısından vurgulanabilecek zayıflıklardan biri, güçlerimizin yer yer siyasal çalışmayı ajitasyon-propaganda materyallerinin kullanımına indirgemesidir. Bir diğeri ise politik faaliyet hattı çerçevesinde gündeme getirilen eylem, etkinlik vb.'ni örgütlerken, mevcut ilişki ağının ötesine sıçratma bakışıyla hareket edilmemesidir. Oysa siyasal faaliyet hattı kitlelerle gündelik olarak somut bağlar kurmayı, ilişkileri geliştirmeyi sağlayan araç, yol ve yöntemleri içermiyorsa daha baştan temelli bir zaaf taşıyor demektir. Özünde kitle çalışması, dolayısıyla kitle ilişkileri alanını geliştirmek, insanlarla her türlü sorun ve gelişme üzerinden birebir bağ kurabilmek sorunudur. Bu ise alışkanlıklıklarımızı kırmayı, gençliğin nefes aldığı her alana, yaşadıkları yerlere, sosyal çevrelerine vb.’ne uzanmayı gerektirir.
4) Bütün bunları dolaysız bir şekilde kesen bir sorumuz da gençlik yığınlarının örgütlenmesinde temel bir yer tutan esnek araç ve biçimlere yaklaşımdır. Bu konuda kalıplara takılmak için hiçbir sebep bulunmuyor. Eğer kitle örgütleri parti ile kitleler arasındaki volan kayışları ise, kitleleri devrime kanalize etmeyi ivmelendirecek şekilde ele almak kaydıyla, her tür esnek araç ve örgütlenme (örneğin eğitim grupları, ilgi alanlarına göre tanımlanabilecek tartışma çevreleri, platformlar, kulüpler, kollar, inisiyatifler, kültür-sanat kurumları, öğrenci gençlik sendikası vb.) kitle çalışmasının temel alanlarıdır. Hep belirtildiği üzere bu tür araçlar, genel olarak etkin bir siyasal çalışma için olduğu kadar, çevre-çeper güçlerimizi aktifleştirip kazanmak için de benzersiz önemdedir.
Yeri gelmişken, Genç-Sen konusunda yeni bir değerlendirmeye ihtiyaç duymadığımızı, konunun gençlik değerlendirmelerinde fazlasıyla irdelendiğini ve güncelliğini koruduğunu belirtelim. Genç-Sen’den öteye bu tür araçları devrimin ihtiyaçları temelinde değerlendirebilmek tümüyle bir bakış ve somut deneyim sorunudur. Gerek devrimci mücadelenin evrensel deneyimi, gerek partimizin 23 yılı aşan pratiği yeterli birikimi sunmaktadır. Devrimci bakışın kazanılması ve gerekli pratiğin örgütlenmesi bu birikimin döne döne incelenmesini, zenginleştirilmesini, kolektife maledilmesini gerektirmektedir.
5) Son olarak gençliğin yayınlar alanındaki sorumluluklarına değinmek istiyoruz. Merkezi gençlik yayınlarımız kendi alanlarında düzenli çıkarılabilen belli başlı örnekler durumundadır. Tümüyle gençlik güçlerimize yaslanmaları, her şeye karşın gençlik çalışmamızın iddia ve düzeyine önemli bir göstergedir. Elbette yerel katkıların çoğaltılması, niteliğinin güçlendirilmesi ve yaygın kullanımı açısından yaşanabilen yetersizliklerin giderilmesi gerekiyor. Yeni dönemde özellikle liseli gençlik yayının yerellerden beslenebilmesi ve etkin kullanımı çalışmamızın alacağı mesafeyi doğrudan belirleyecektir. Yanısıra hayli işlevsel oldukları sayısız deneyimle sabit olan yerel yayınlar/bültenler konusundaki zayıflamanın aşılması gerekmektedir. Öte yandan uzun bir süredir gündemde olduğu halde hayata geçirilemeyen site adımı da artık bir çözüme kavuşturulabilmelidir. Bu vesileyle bir kez daha MYO’ya kendi alanları ve sorunları üzerinden düzenli katkının bir diğer sorumluluk olarak gençlik güçlerimizin karşısında durmaya devam ettiğini de vurgulamak istiyoruz.
Gerek içinden geçmekte olduğumuz dönem, gerek gençlik alanındaki sorun ve sorumluluklar genç komünistleri çok daha güçlü bir devrimci irade, ısrar, moral ve özgüveni kuşanmaya çağırıyor. Genç komünistler mevcut sınırlara takılmaksızın partinin dönem kavrayışıyla donandıklarında, güne yüklenerek geleceğin devrimci patlamalarına gereğince hazırlanmalarının önünde bir engel kalmayacaktır.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
ateş hırsızı, devrim, devrimci, devrımcı, genÇlİk, hareketİ, mahmut halil can, militan, mücadele, proleter, sendiren, sosyalizm


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
YÖK ve MİLİTAN GENÇLİK HAREKETİ Mahmut Halil CAN Öğrenci Gençlik ve devrimci Mücadele 10 02-17-2012 08:25 PM
KeskİnleŞen Klİk ÇatiŞmalari Ve Devrİmcİ MÜcadele Mahmut Halil CAN GÜNCEL GELİŞMELER VE SINIF TAVRI 0 06-26-2009 02:09 PM
Emperyalİst Kapİtalİzmİn Saldirilarina Yanit: Devrİmcİ MÜcadele Mahmut Halil CAN EMPERYALİST KAPİTALİZM VE DEVRİM 0 06-26-2009 01:07 PM
Devrİmcİ Ahlak Ve İdeolojİk MÜcadele Mahmut Halil CAN FELSEFE VE POLİTİKA 0 06-26-2009 11:25 AM
Devrİmcİ Saflarda Kadin Sorununda Fİİlİ EŞİtsİzlİk Ve Duyarsizliklara KarŞi MÜcadele Mahmut Halil CAN Proleter kadın hareketi 0 08-31-2007 05:11 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:09 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,