DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > DEVRİM VE POLİTİKA > POLİTİK HAREKETLER,PROĞRAMLARI VE TAKTİKLERİ

POLİTİK HAREKETLER,PROĞRAMLARI VE TAKTİKLERİ Komünist-Devrimci ve Devrimci Demokrat Hareketler,Proğramları,Stratejik ve Taktik Tutumları


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzerine
Cevaplar
33
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1655
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-09-2010, 05:46 PM   #21
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

Liberal solculuğun vardığı nokta: Roni Margulies –Fatih Yaşlı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 09 Eylül 2010 - Fatih Yaşlı Daha 2007 yılında, henüz Ergenekon süreci başlamamış, Taraf gazetesi piyasaya çıkmamış ve Türkiye solunu itibarsızlaşmaya yönelik büyük bir operasyona girişilmemişken, Sendika.Org’da “AKP Gericiliğinin Koltuk Değneği: Liberal Sol” isimli bir yazı yazmış ve şöyle demiştik:

“Liberal sol, liberal demokrasinin bütün kurumlarıyla işlemesi için mücadele etmeyi solculuğun alamet-i farikası olarak kabul ettiği için, iktidara geldiği günden beri küresel kapitalizmin Türkiye mümessilliğini yapan AKP iktidarını desteklemeye devam ediyor. AKP iktidarının özelleştirmeler aracılığıyla, kamusal kaynakları yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmesini sorunsallaştırmıyor. Devletin küçültülmesini, demokrasinin gelişmesi olarak gören bu anlayış, kamusallığın daraltıldığı ve tedricen tasfiye edildiği bu sürecin, anti-demokratik niteliğini kavrayamıyor. Devletin boşalttığı alanın, yalnızca sermaye tarafından değil, tarikatlar, çeteler ve mafya tarafından doldurulduğunu göremiyor. (…) Hal böyle olunca, ceberrut devletle bir meselesi olduğu düşünülen, sivil toplumun ve demokrasinin bayraktarlığını yaptığına inanılan, demokrasi mücadelesi verdiği kabul edilen AKP’yle ve muhafazakâr demokrasi ile ittifak yapmamak için hiçbir neden kalmıyor. Sonuç itibariyle de “muhafazakâr demokrat hegemonya”nın kuruluşunda koltuk değneği rolü üstlenilmiş oluyor; muhafazakârlıkla demokrasi arasındaki ilişki ile toplumsal alandaki muhafazakârlaşma ve dinselleşmenin anti-demokratik niteliği sorgulanmaksızın üstelik.”

Ergenekon süreci başladığında yazdığımız ve yine Sendika.Org’da yayınlanan “Ergenekon: Bir Operasyonun Arka Planı” isimli yazıyı ise “Ergenekon yalnızca polisiye bir operasyonun adı değildir, ülkenin önümüzdeki beş on yılını şekillendirecek siyasi bir operasyonun da adıdır ve Türkiye solunun bu operasyondan en ufak bir kazanımı bile olmayacaktır” diye bitirmiştik.

Her iki yazının da üzerinden neredeyse üç yıl gibi bir zaman geçti. Bu üç yıl içerisinde liberal sol, AKP’nin koltuk değnekliğini üstlenmek gibi pasif bir görevden, karşı-devrimci bir güç olmaya terfi etti, liberal-muhafazakâr ittifakın yeni bir rejim inşası çabasında aktif bir rol üstlendi, bu inşanın ideolojik tahkimatı büyük ölçüde liberal solun argümanlarıyla gerçekleştirildi.

Bu süreçte liberal sol, ittifak halinde olduğu diğer liberaller ve muhafazakârlarla birlikte neler yapmadı ve neler söylemedi ki?

Abdurrahman Dilipak ve Nazlı Ilıcak gibi tescilli sol ve emek düşmanlarıyla “darbelere karşı” yetmiş milyon adım atmaktan tutun da, Osman Can ve Emre Aköz gibi iktidar beslemeleriyle AKP anayasasına evet demeye kadar sayısız işlere girişildi.

Yalnızca bu da değil, aynı süreçte Denizler ve Mahirler İttihatçı ve Kemalist, bütün bir Türkiye solu ise darbeci, statükocu ve militarist ilan edildi. Maraş’tan Sivas’a Türk sağının bütün katliamları Ergenekon isimli hayalet bir örgüte tahvil edildi, mütedeyyin-muhafazakâr kitlelerin ve onların siyasi temsilcilerinin aslında bu olaylarda hiçbir parmağı olmadığı, onların da aslında statükonun ve vesayet rejiminin kurbanları oldukları söylendi. Hayâsızlık ele alınıp Tekel işçilerine “niye Ergenekon’a karşı mücadele etmiyorsunuz” diye soruldu, cemaatin avukatlığı üstlenildi ve son olarak da alçalmanın son noktasına varılıp AKP anayasasına hayır diyen ve “yetmez ama evet”çileri protesto eden Halkevleri ve ÖDP üyeleri ile onlarla birlikte hayır cephesini oluşturan EMEP ve TKP Ergenekoncu ilan edildi.

Böylesi bir ilan edişin “onuru” ise Roni Margulies’e düştü. Margulies, 8 Eylül tarihli Taraf gazetesinde yayınlanan “Devletin ‘Solcu’ Kolluk Güçleri” isimli yazısında. TKP, EMEP, ÖDP ve Halkevleri’nin “Mevcut Türk devletini mevcut haliyle korumak; halktan ve halkın temsilcilerinden gelen tüm saldırılara karşı devleti savunmak” zemininde bir ittifak içerisine girdiklerini yazdı. Bununla da yetinmedi ve şöyle dedi: “Dört örgüt, Ergenekon’un avukatlığından, asker ve bayrak hayranlığından, Genelkurmay şakşakçılığından, İslam düşmanlığından, halka karşı devlet savunusundan yola çıkıp nihayet bir sosyalistin gelebileceği en anlamsız noktaya geldi. Otuz yıldır değiştirilmesi gerektiğini söyledikleri 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesine “Hayır” deme noktasında buluştular!”

Margulies’e göre dört örgüt, Ergenekoncuydu, orducuydu, asker ve bayrak hayranıydı, İslam düşmanıydı ve halka karşı devleti savunuyordu.

Şu satırlar ise dönekliğin ve satılmış olmanın nerelere varabileceğini gösteriyordu: “zor kullanmak söz konusu olduğunda, TKP ve EMEP biraz geri planda kalır, ÖDP ve Halkevleri’nin çapulcu sürüsü kahramanca öne atılır. Kırk yılda tek bir fikir üretememiş olan Dev-Yol geleneği şiddet üretmekte ustadır.”

Margulies esas söylemek istediğini ise yazının sonlarına doğru söylüyordu: “Ergenekon, Halkevleri ve ÖDP elbirliğiyle Osman Can’ı susturdu.”

Nasıl ki Tayyip Erdoğan televizyonlarda ve meydanlarda “hayır diyenler darbecidir” diye buyurabiliyorsa, Margulies de bu işleri başbakandan öğrendiğini gösterircesine, hem referandumda solun hayır cephesini örgütleyen EMEP, ÖDP, TKP ve Halkevleri’ne darbeci diyebiliyor hem de bu dört örgütü Ergenekon’un hizmetinde olmakla suçlayabiliyordu. Nasıl ki Ergenekon iddianamesinde; PKK, DHKP-C, Hizbullah gibi örgütlerin Ergenekon tarafından yönetildiği yazılabiliyorsa, Margulies de iddianame ile aynı kaynaktan beslendiği için sosyalistleri Ergenekoncu olmakla suçlayabiliyordu. Osman Can ise “mevcut devleti” eleştirdiği için solcuydu.

12 Eylül günü yapılacak referandumdan ne çıkarsa çıksın, hem Ergenekon hem de referandum süreçleri Türkiye solu açısından hayırlı olmuş, birkaç yıl önceki kafa karışıklığı büyük ölçüde ortadan kalkmış durumdadır. Sol artık Ergenekon Operasyonu’nun derin devleti ortadan kaldırmayı amaçlayan bir demokratikleşme operasyonu olmadığını bilmektedir, sol artık AKP’den herhangi bir demokrasi hamlesi beklememektedir ve sol artık liberal solun AKP’nin koltuk değnekliğinin de ötesine geçen ve AKP/cemaat koalisyonuna karşı göğsünü siper eden karşı-devrimci bir güruh olduğunu bilmektedir. Margulies ve mensubu olduğu siyasi hareketle ilgili herhangi bir mevzu bu noktadan sonra “sol içi” bir mevzu değildir ve alınacak tavır, karşı-devrimciler söz konusu olduğunda nasıl bir tavır alınması gerekiyorsa o olacaktır.

13 Eylül gününe referandum sonucu ne olursa olsun böyle bir netleşmiş akılla, durulaşmış bir zihinle girilecektir. Sadece o da değil; Türkiye solu, 13 Eylül sabahına, aklını netleştirmiş bileşenlerinin geleceğe dönük birliktelik projeleriyle, bu projeler üzerine kafa yorarak ve “sivil dikta”ya karşı nasıl bir mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini tartışarak girecektir, bu tarihsel bir zorunluluktur.

So
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-09-2010, 05:49 PM   #22
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

'Yetmez'cilerin 'evet'i, AKP'ye yeter! -Seyfi Adalı (soldefter) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 08 Eylül 2010 - 1970'lerden itibaren, kullandıkları dil, kurdukları ilişkiler ve sola dönük eleştiri adı altında yaptıkları hakaretler sebebiyle genel olarak soldan dışlanan; kendileri dışındaki herkesi 'sahte sol' ilan eden Aydınlıkçıların durumu ile bugün 'evet' diyen solcuların tırmandırdıkları siyasi gerilim, kullandıkları dil ve eleştirilerinin niteliğinin artan benzerliğini, bu solcu imzacılar görmüyor mu?..

“Yetmez ama evet” grubu İstanbul ve İzmir’de yaptıkları panellerde Öğrenci Kolektifleri ile ÖDP üyelerinin protestolarıyla karşılaştı.

Bu tip bir eylem doğru değil; doğru olmadığı gibi “yetmez ama evet” diyenleri, özne haline getirip çevrelerini konsolide etmeye yarayacağı açık.

Konuyla ilgili olarak sözümüzü söylemeye niyetlenmişken, bu “eylemleri” kınama cephesinin bileşenlerinin isimlerini okuyunca, “kınayanların” daha büyük bir siyasi sorunu temsil ettiklerini gördük.

Şu soru kendini hissettirdi: Eylemleri kınamak için böyle bir yan yana gelişe gerek var mıydı?

Eğer varsa, (ki öyle olduğu anlaşılıyor) bütün sol değerleri, inançları altüst eden bu yan yana geliş, hangi çıkar ortaklığını ifade ediyor?

Örneğin:

KESK Genel Başkanı Sami Evren ile Hak-İş Genel Sekreteri Mustafa Paçal‘ı yanyana getiren hangi ortak düşmandır? Sermaye mi? Hak-İş’in DİSK ve TÜSİAD ilgili açıklamalarına “Hak-İş’in tavırlarında istikrar yok” diyen aynı Sami Evren değil mi?

“12 Eylül öncesi bizi de kullandılar” diyen Oya Baydar ile 1 Mayıs Taksim konusunda ısrar eden DİSK’i, darbecilikle suçlayan Emre Aköz‘ün yan yana gelişi “kullanılma” ilişkisi mi?

AKP İstanbul 1. bölge milletvekili aday adayı ve Genç Sivillerden Turgay Oğur ile 2007 seçimlerinde AKP’ye karşı Ufuk Uras kampanyasını yürüten Atilla Aytemur ve kampanyanın imzacısı diğer aktivistler bu yan yana gelişi nasıl izah ediyorlar? Bağımsızlıkları nerede kaldı?

“301 Cemil tahtaya” başlığını Star Gazetesine attığı için görevden alınan gazetecinin yerine getirilen Adnan Kekeç; Hürriyet Gazetesinin Washington muhabiri ve Irak Savaşına destek veren Yasemin Çongar ile 301′inci maddeye karşı kampanya yürüten Hrant’ın arkadaşlarından Tatyos Bebek ya da savaş karşıtı Küresel BAK üyesi Zeynep Tanbay, Yıldız Önen, Şenol Karakaş kolayca nasıl yan yana geliyor?

Bu listeyi karşılaştırmalı olarak uzatmak mümkün.

Ancak sonuç değişmeyecektir. İki yumurta, biraz boyalı sudan ibaret iki eylem (katılmasak da) bir gerçeği açığa çıkartmış oldu. Benzemez diye bildiklerimizin benzer olduğunu ve yan yana gelebildiğini gördük.

Teşbihte hata olmaz deyip, soralım: 1970′lerden itibaren, kullandıkları dil, kurdukları ilişkiler ve sola dönük eleştiri adı altında yaptıkları hakaretler sebebiyle genel olarak soldan dışlanan; kendileri dışındaki herkesi “sahte sol” ilan eden Aydınlıkçılar’ın durumu ile bugün “evet” diyen solcuların tırmandırdıkları siyasi gerilim, kullandıkları dil ve eleştirilerinin niteliğinin artan benzerliğini, bu solcu imzacılar görmüyor mu?

Referandumda “evet” diyerek kendisini diğer soldan ayırmak isteyen EDP (ki, ”hayır” deseydi, içindeki son “yolcu”lar da gemiyi terk edecekti); adındaki “devrimci”, “sosyalist”, “işçi” ibareleriyle ya da adlandırıldıkları “Troçkizm”le tartışılır halde olan DSİP, aktif evet’çi Birikim Dergisi yazarları ve bazı solcular; kullandıkları dil, girdikleri siyasi ilişkiler sebebiyle sosyalist solla yollarını ayırmaya da “evet” demiş olduklarının farkındalar mı?

Zaman gösterecek.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-09-2010, 05:50 PM   #23
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

Neden herkes bir bir ‘Hayır’a dönüyor? -Aslı Aydıntaşbaş (Milliyet) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 09 Eylül 2010 - Herkesin bir bamteli, bir tolerans eşiği var. Geçen gün bir kız arkadaşım, “Neden bilmiyorum bu pon pon kızlar olayı beni çok irite etti. Referandumda hayır vereceğim” dedi. Dünya Basketbol Şampiyonası maçında Başbakan Erdoğan gelebilir diye pon pon kızların şovunun iptal edilmesi, bir anda gidişatla ilgili bütün şikâyetlerinin sembolü, belki de uzun zamandır aradığı mazeret haline gelmişti.

Bir başka arkadaşım, Hanefi Avcı’nın kitabından sonra “Tamam artık!” dedi. Oysa 2007’de AK Parti’ye oy vermişti.

Bir diğeri, yargıyla kavgadan, bir başkası orduyla didişmeden, bir üçüncüsü ise Alevilere yönelik el altından yürütülen kampanyadan rahatsızdı. Son haftalarda taksilerde, hastanede, kaldığım otelde, gittiğim lokantalarda “hayır” için farklı farklı nedenler dinledim. Karşımdakinin kim olduğuna göre aşırı zenginleşme, Başbakan’ın üslubu, bölünme korkusu, Kürt sorunu ve şimdi hatırlamadığım bir dizi sebep...

Sadece taksilerde, lokantalarda değil, çoğunluğu iyi eğitimli profesyonel ‘beyaz Türkler’den oluşan yakın çevremde de son haftalarda herkes muhtelif nedenlerden dolayı bir bir “hayır”a döndü. “Onlar zaten CHP’li” diyeceksiniz ama doğru değil. Aralarında 2007’de AK Parti’ye oy verenler, liberaller, Taraf okuyanlar bile var. Referandum paketinin içeriğiyle ilgili değiller. Ancak çatışmadan rahatsızlar, AK Parti’nin devletin tüm mekanizmalarında mutlak hâkim haline gelmesine omuz vermek istemiyorlar.

Bu “Hayır”, AK Parti’ye bir sarı kart göstermek isteği.

Herkesin bir bam teli var dedim ya, dün de benim tepem fena halde attı. Sabah elim ilk Milliyet’e gidiyor. Gazetenin birinci sayfasında dehşet bir haber. Ankara Cumhuriyet Savcısı Selim Demirci, telefonda Başbakan dahil bir dizi devlet görevlisine saydırmış. Hoş olmayabilir ama özel bir telefon görüşmesinde savcı da, otobüs şoförü de istediği gibi konuşabilir. Birileri (muhtemelen emniyet içinden) bunu YouTube’a koymuş, şimdi Başbakan’a hakaret ettiği için savcının 8 yıla kadar hapsi isteniyor.

İleri demokrasi, ileri demokrasi derken, karşımıza düpedüz ‘polis devleti’ çıktı.

Olayı neresinden tutsanız dökülüyor. Emniyetin artık ayyuka çıkmış bir biçimde herkesi dinliyor oluşu mu? Devlette bir grubun ordu ve yargı içinde siyasi hedef seçtiği insanlara yönelik itibarsızlaştırma ve bertaraf etme operasyonu mu? Normalde izinsiz telefon dinlemelerini önlemesi gereken Adalet Bakanlığı’nın, tutup yasadışı yollarla elde edilen delillere onay vermesi mi? Yeni teknolojiyle eski tarz totaliter rejimlerdeki gibi evde, odada, telefonda “Big Brother Seni İzliyor” mesajı verilmesi mi?

Yoksa Türkiye’de yasaklanan YouTube’un, iş siyasilere küfür etmek olunca bir anda delil kabul edilmesi mi?

Neden bilmiyorum ama referanduma beş kala benim de tepemin tasını attıran bu haber oldu.

Gerçek şu ki, pazar günü yapılacak oylama, Türkiye’ye demokraside sınıf falan atlatmayacak; sadece 2011 seçimleri öncesinde tansiyonu biraz daha yükseltecek.

AK Parti’deki dostlara bunları anlatmaya çalışıyorum. Ama dinlemiyorlar. Gerçek liberallerin, özgürlükçülerin bir bir kendilerini terk ettiğini görmüyorlar. Kavgaya kilitlenmişler, hatalarını duymak istemiyorlar.

O yüzden bir kere daha söylüyorum.

Hayır, Başbakan’ın dediği gibi “darbecilik” değil. Evet de, telefon dinlemelere, yüzde 10 barajına, hak ihlallerine, haksız yargılamalara, medyaya baskıya gizli onay anlamına geleceği için gerçek anlamda “demokratlık” değil.

Türkiye’nin ileri demokrasi için acil ihtiyacı, yeni bir anayasa, yüzde 10 barajının inmesi, kutuplaşma yerine toplumsal barışın tesis edilmesidir. Anti-demokratik yöntemlerle, telefon dinleyerek, bertaraf ederek, susturarak demokrasi inşa edilemez.

Umarım bugün kulaklarını tıkayanlar, 13 Eylül’de dinlemeye başlarlar.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-09-2010, 05:50 PM   #24
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

Bizim çocukların' darbesinin hesabını 'bizim çocuklar' sorabilir mi? -Oray Eğin (Akşam) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 09 Eylül 2010 - Bir '12 Eylül'le hesaplaşma' yalanıdır gidiyor. Şaşırıyorum, 'evet' diyeceğini açıklayan koskoca profesörler bile üniversitede iktisat dersi vermelerine karşılık 12 Eylül'ün aslında iktisadi olarak değerlendirilmesi gerektiğini kavrayamıyor. Ya da kavramak işlerine gelmiyor.

12 Eylül'le hesaplaşacağını söyleyen siyasi parti ise Kenan Evren'in yolunu açtığı Siyasal İslam'ın devamı, evrim geçirilmiş hali.
Yaratılan havaya bakılırsa 12 Eylül'le hesaplaşmak çoğu ölmüş birkaç askerle beraber bugün 94 yaşında olan Kenan Evren'i yargılamaktan ibaret.

Bu ezberi bozmanın zamanı geldi.

O askerler de, Kenan Evren de sadece birer piyondur. Dahası, 12 Eylül bir askeri darbe değil düpedüz bir neo-liberal darbedir.
CIA ajanı Paul Henze'nin tarihe geçen 'Bizim çocuklar başardı' lafı da 12 Eylül'ün neye hizmet ettiğinin sağlaması. Toplumun 12 Eylül'e hazırlanması için önce her türlü zemin hazırlandı, her türlü şok yaşatıldı.

1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda toplanan 1 Mayıs göstericilerine farklı noktalardan ateş açıldı, ama Intercontinental Oteli'ne bir gece önce check-in yaptıran Amerikalıların kim olduğu bir türlü ortaya çıkmadı...

Amerika Birleşik Devletleri, IMF boyunduruğuna girmeyi reddeden ve haşhaş ekimini serbest bırakan Ecevit hükümetini devirmek ve cezalandırmak için ambargo uygulamaya başladı, ardından da büyük bir ekonomik sıkıntı yaşandı.

Ve sonrasında 24 Ocak kararları, 12 Eylül Darbesi, Özal'lı yıllara geçiş ve 'Köprüyü de satarım' tartışmaları esnasında Türkiye'nin o gün bugündür dilinden düşürmediği 'özelleştirme' kelimesini öğrenmesi...

12 Eylül, Türkiye'de bir askeri darbenin değil bir rejim değişikliğinin adıdır. Askeri darbe neo-liberalizme geçişin aracısı olmuş, Kenan Evren ve arkadaşları da 'Bizim çocuklar' yani CIA tarafından kullanılmıştır.

Siyasal İslam da Amerika'nın komünizm canavarıyla mücadele etme çabasının sonucu olarak Türkiye'de kendisine yer buldu.
12 Eylül'ün getirdiği ekonomik rejim bugün de hala devam ediyor. Üstelik de 12 Eylül'ün ürünü bir hareketin doğurduğu bir parti tarafından.

AKP hükümeti özelleştirmeyi o kadar çok sevdi ki artık neredeyse satacak bir şey kalmadı. Devletin bütün gelirleri yok ediliyor.
Yeni Anasaya değişikliğiyle beraber satışların, ihalalerin iptalini engelleyebilecek 'kamu yararı' esası da değiştiriliyor. Diyelim ki yandaşlara usulsüzce değerinden düşük fiyata satılmış bir devlet malı olursa yargı 'Kamuoyu zarar gördü, bunun ederi daha fazla' diye iptal edemeyecek yeni Anayasa paketi geçerse...

Kendisine sosyalist diyenler bunu nasıl görmez?

Dünyayı iktisadi olarak değerlendirmeyen hangi bakış açısına sosyalist denebilir.

Bazı sosyalistler sadece Kenan Evren'in yargılanması adına yeni Anayasa'ya destek çıkıyor. Evren'in yargılanması sadece kozmetik bir uygulama oysa. Gözleri öyle körleşmiş, 12 Eylül'le rövanş isteği aydın duruşlarını ve nesnel değerlendirme yetilerini nasıl ellerinden alındıysa farkında bile değiller. Kullanılıyorlar. 12 Eylül'ün getirdiği neo-liberal rejimin devamı, önünde hiçbir engel kalmadan vahşi kapitalizmin bütün kaleleri ele geçirmesi için.

Ben 12 Eylül darbesiyle sonuna kadar hesaplaşılması gerektiğine inanıyorum. Ancak ortada ciddi herhangi bir hesaplaşma, yüzleşme girişimi yokken insanların acılarının, travmalarının üzerinden siyaset yapmak da bana adil gelmiyor.

Yeni Anayasa'nın 12 Eylül'le bir hesaplaşma olmayacağına sadece ben değil, 12 Eylül'ün gerçek mağdurları da inanmıyor.

Gizli bir ajanda için 12 Eylül mağdurlarının kullanılmasını, bu insanların başka bir tezgaha alet edilmesini kabullenemiyorum.
YÖK'üyle, neo-liberal ekonomisiyle, özelleştirmeleriyle, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarıyla bugünkü rejimin bekçileri, bugünkü rejimi değiştirmek isteyenler 12 Eylül'ün üzerine oturuyor, 12 Eylül'ü yaşatmaya devam ediyorlar.

12 Eylül'e verilecek asıl tepki 'Hayır' oyudur.

Bu adam şimdi 'Evet' diyor
Tarih: 12 Eylül 1981... Darbenin yıldönümü... Milliyet gazetesinin başyazısı...
- 'En büyük güvencemiz Türk Silahlı Kuvvetleri'nin demokrasiyi vazgeçilmez bir felsefe olarak kabul etmiş olmasıdır. 12 Eylül'ün biçimi bize bu güvenceyi vermektedir. 12 Eylül bir askeri rejim olmaktan çok bir devlet yönetimi sergilemektedir. Müdahaleyi, bir cunta değil, 'emir ve komuta zinciri içinde emirle' tüm Silahlı Kuvvetler yapmıştır. Devletin bütün kadroları buna katılmıştır. Halk bunu geniş biçimde desteklemiştir. 12 Eylül iktidarının kaynağı bir grup değil, devletten ve halktan almaktadır. Bu yüzdendir ki, arkalarında milyonlarca kişinin oyunu taşıyan siyasi parti kadroları ve liderleri, dönemin gereği olan bazı kısıtlayıcı kurallara, direnmeden uymuşlardır.'

Bu da 15 Ekim 1981'den:
- '12 Eylül yönetiminin siyasal başarısının sebepleri sayılamayacak kadar çoktur. Ama yine de birkaç tanesini sıralayalım. Halk 12 Eylül öncesi kargaşadan bıkmıştı. (...) Yargıya güven duygusu sarsılmış, ülke bütünlüğü tehlikeye düşmüş ve örtülü bir iç savaşın çanları çalmaya başlamıştır. 12 Eylül, Türkiye Cumhuriyeti'ni istikrara kavuşturduğu için halktan destek aldı.'

Mehmet Barlas'ı iyi tanımayanlara hatırlatmak istedim.

KAZANANLAR-KAYBEDENLER
Referandum sanatçıları


- MÜJDAT GEZEN: Sağlam duruşu, net anlatımları, ikna edici üslubu ve konusuna hakimliğiyle gerçek bir aydın olduğunu gösterdi, referandum tartışmalarında gerçek bir galip olarak ayrıldı.

- ZEYNEP TANBAY: Politikaya dair tek bildiğinin sevgilisi Ufuk Uras'tan Cihangir kahvesinde duyduğu yüzeysel sözler olduğunu kanıtladı. Meğer çok sığ biriymiş. Ne yazık ki konusuna hakim olamayışıyla 'hayır' cephesinden iyi bir dayak yedi.

- SEZEN AKSU: Kim derdi ki 'Minik Serçe'nin tek bir cümlesi bütün maskelerinin dökülmesine neden oldu... Tek bir 'Evet'le kemik dinleyicisi bile 'Ya zaten sesi çok kötüymüş, zaten çok detone' demeye başladı... Böyle zalimdir izleyici... Ben bunu önceden söyleyince bana küfrederler, şimdi kendileri kızınca 'Ne güzel söylemişsin' diye tebrik ederler...Oysa ben Sezen Aksu'ya tavrımı ilk günden beri belli ettim. Onu bağrına basanlar ise şimdi İzmir'de adının verildiği sokağın değiştirilmesi için kampanya başlattılar.

- MUSTAFA ALTIOKLAR: Kesinlikle televizyonlardaki 'Hayır' cephesi sözcülüğü, tartışma yeteneği, üslubu, entelektüelliği yönetmenliğinden çok daha iyi.

- HALİL ERGÜN: Sırf hesapçılığı ve korkuları yüzünden, 'Bu iktidar biraz daha devam ederse benim de gerçek kimliğimi ortaya çıkarırlar, beni deşifre ederler, o zaman da 'Aile babası' rolünü inandırıcı olmayacağım gerekçesiyle bana iş vermezler ve artık para kazanamam' diye aklından geçirerek 'Evet' dediğine eminim. 'Aile babası' rollerinde inandırıcı olup olmadığını bilemem ama artık kimseyi 'Solcuyum' diye kandıramaz.

- LALE MANSUR: Balerindi, kaybetti. Kaybetmeye mahkum Yavuz Özkan filmlerinde yer aldı, kaybetti. Tiyatroyu denedi, kaybetti. 'Siyaset Meydanı'na çıktı, kaybetti. Sırf ağabeyi Şanar Yurdatapan'dan duyup aktivist olmak, sırf Ahmet Altan okumak yetmiyor işte.

- BONO: Kamuoyuna karşı AKP'yi ilk övme girişiminde yuhalandı, bu sefer kahkahayı basamadı ama.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-10-2010, 06:52 PM   #25
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

"Yetmez Ama Evet"çiler kimlerdir? -Mustafa Sönmez (Cumhuriyet) 10 Eylül 2010 - Kendilerine “Yetmez, ama Evet”çi diyorlar. Damardan ve baştan AKP’liler ile AKP destekçisi liberal solcular yan yana. İsimlerden bir bukle aktarayım da terkibe maşallah çekin. Alfabetik sıralamada AKP ideologu Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can’ın bir yanında Oral Çalışlar, diğer yanında Oya Baydar var… Listeden bir demet: Adalet Ağaoğlu, Ahmet Kekeç, Alev Erkilet, Alper Görmüş, Atilla Aytemur, Avi Haligua, Aydın Engin, Ayhan Aktar, Ayşe Günaysu, Bahri Bayram Belen, Baskın Oran, Bayram Bozyel, Bülent Somay, Cafer Solgun, Celal Yıldırım, Cengiz Aktar, Cengiz Algan, Çağatay Anadol, Demiray Oral, Dilek Kurban, Emre Aköz, Erdağ Aksel,Ergin Cinmen, Ergun Özbudun, Erol Katırcıoğlu, Fadime Özkan, Ferhat Kentel, Garo Paylan, Görkem Yeltan, Gülçin Avşar, Gülden Sönmez, Gürbüz Özaltınlı, Halil Berktay, Hayko Bağdat, Hilal Kaplan, Jale Mildanoğlu, Kerem Kabadayı, Kezban Hatemi, Lale Mansur, Leman Yurtsever, Leyla İpekçi, Markar Esayan, Mehmet Altan, Mehmet Rasgelenler, Mehmet Uçum, Mithat Sancar, Mustafa Paçal, Mustafa Şentop, Necmiye Alpay, Oral Çalışlar, Osman Can, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Perihan Mağden, Roni Margulies, Salih Tuna, Sami Evren,Seydi Fırat, Sezai Temelli, Sinan Özbek, Şahin Alpay, Şenol Karakaş, Taner Ziya Koçak, Tatyos Bebek, Tuğbay Öz, Turgay Oğur, Ümit Kardaş, Ümit Şahin, Yalçın Ergündoğan, Yasemin Çongar, Yasemin Göksu, Yıldıray Oğur, Yıldız Önen, Yıldız Ramazanoğlu, Yücel Sayman, Zaycan Akış, Zeynep Tanbay…

***

“Liberal” ya da kendini “hala” solcu, sosyalist olarak tanımlayanlar, Pazar günü oylanacak paket için “Yetmez” diyorlar ama Evet oyu kullanacaklarını da ekliyorlar. Bu gruptaki küçük bir parti EDP’nin afişine rastlamış olabilirsiniz: AKP Zihniyetine Hayır, Referanduma Evet… Nedir bu lahana turşusu, perhiz meselesi..? “Yetmez” demekle, paketteki olumlu şeylere oy verdiklerini, kalanına da güya şerh koyduklarını ifade ediyorlar. İki yüzlülük burada başlıyor işte. Aslında “şerhsiz, koşulsuz evet” diyorlar; ama mahcup ve utangaç bir şekilde...

Bir kere, “Yetmez” demek, “Daha” demektir. Yani, paketinizde olumlu şeyler var, ama keşke daha çok şey olsaydı deyip paketin içeriğine onay vermektir. Peki neye onay verdiklerinin farkındalar mı? Ya da bu paketin neler götürdüğünün farkında değiller mi? Pakette “yüksek yargı”yı tasfiye etmeye “evet” derken, bu bir yargı demokratikleştirmesidir, diyebiliyorlar mı? Demokratikleşme, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesiyle sağlanır.Oysa pakette tam tersine , yürütmeye tabi kılma var.

Yargının, siyasi iktidar üzerinde kontrol ve dengeleme görevini ifa etme yeteneğinin yok edilmesi var. Bağımlı yargı ile demokrasi olur mu? İktidarın daha da güçlendirilmesi anlamına gelen bir düzenlemeye “yetmez, daha…”denir mi? Bu nasıl solculuktur? Solcular, iktidarın merkezden yerele dağıtılmasını, denetlenebilir olmasını savunurlar, güçlenip merkezileşmesini değil.

***

“Yetmez ama evet”çiler, “boykotçular” gibi yapsalardı, bu satırları yazmaya gerek kalmazdı. Ne diyor boykotçular, BDP’liler? Yüzde 10 seçim barajını indirmiyorsanız, Kürt meselesine bir reform getiremiyorsanız, bana hitap etmiyorsunuz, Evet-Hayır sorunuza da cevap vermiyorum, diyor. Yetmeyeni olumlamıyor. Kendi içinde tutarlı bir tavır.

Yetmez ama Evetçilerde böyle bir tutarlılık yok, gerçekte ise bütün dertleri, “Hayır” diyenlerle değil, AKP’lilerle fotoğraf karesine girmek. Ama bu fotoğrafa girerken de –şimdilik- utangaçlar, mahçuplar, pek iyi de hissetmiyorlar. Ruhsal durumlarını analiz etmeli. Bakın yukarıdaki listeye, ne göreceksiniz: Bazısı, daha baştan AKP’li. Kader ortağı olmuş AKP ile, Fetullahçılarla, dönüşü yok. Bunlar , Yetmez ama Evetçi listesine “namuslarıyla” girmişler.

Peki diğerlerine ne demeli? Kimisi 12 Mart, 12 Eylül darbelerinin travmasını atamamış, yılları bulan bir depresyonla yaşıyor, “sınıfsal” olanı bırakmış, “sivil olsun da, çamurdan olsun” saplantısıyla kendine bir vizyon örmüş. Bu sivil toplumculuğu Özal ile başlatmış, RTE ile sürdürüyor. Gözü ne sömürü görüyor, ne doludizgin faşizme gidiş…Askeri vesayet kalksın ama yerine gelen? Umurunda değil. Sivil dikta dediğinde dudak büküyor. Seni Ergenekoncu, diyor. Kimisi de ahir ömründe, solcu olarak başaramadığı “düzeni yıkma”, askerlerden hesap sorma işini bugün İslamcılar yapıyor yanılsaması, zavallılığı içinde. Geçmişle ilgili takıntıları, yaşanmış ve yaşanmakta olan hayal kırıklıkları, birçoğunun gözüne perde indirmiş. Çoğu için sosyalizm, köklü bir düzen değişikliği değil artık, bir "yönetişim" imkanı… SSCB sonrası ideolojik bozgunu sömürmek için bunların bir çoğuna paye dağıtan Fethullah üniversiteleri, medyası, vakıfları, AKP'nin elindeki devlet kurumları vb., bu şaşkınları manipüle etmekte hiç zorlanmadı.

Ne denebilir ki? En azından önemli bir kısmına “Yetmez ama Evet”teki iki yüzlülük bir karakter olarak, yapışıp kalır, kolay kolay değişmez…Örtülü AKP’lilik, mahçup bir destekten arsız bir savunmaya dönüşebilir, saflarını sıklaştırıp iyice emeğin karşısına geçerler. Ya da pişkince, liberalleşmiş bir CHP bulurlarsa, oraya da tornistan yaparlar. Bu kez de CHP’ye, “Yetmez ama Evet”derler… Hiç şaşırmayın…
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-10-2010, 06:52 PM   #26
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

Ve yeniden neden hayır -2 -Mehmet Tezkan (Milliyet) 10 Eylül 2010 - Dün demiştim ki.. Benim evet oyumun onların istediği evetle aynı olmadığını anlayınca.. Anayasa değişikliği ötesinde başka planlarının olduğunu hissedince..
Referandumun araç olduğunu fark edince..
Bu işe alet olmak istemedim..
Hayır’da karar kıldım..
Neye alet olmamam gerektiğini anlatacağım, ama önce kırılma noktamı söylemem gerek..

***

Duymuşsunuzdur; bazı Yargıtay üyelerinin birbirleriyle yaptıkları konuşmalar internet sitesinde yayınlandı..
Telefonları mı dinlendi?
Ortam dinlemesi mi yapıldı?
Nasıl yapıldı, kim yaptı; meçhul..
Ama yöntem alışıldık.. Misal, birileri sizin telefon konuşmanızı kaydediyor, birileri sizin evinizde dostlarınızla yaptığınız sohbeti, işyerinde arkadaşlarınızla yaptığınız konuşmayı, lokantada, kahvede, çay bahçesinde yaptığınız geyik muhabbetini gizlice kayda alıyor..
Sonra istediği bölümleri, internet sitesi vasıtasıyla yayınlıyor..
Ertesi gün bazı gazeteler manşete oturtuyor..
Biz de, ‘Aaa adam internete düşmüş vah vah’ deyip geçiyoruz..

***

Maalesef, Başbakan evet oyu isterken bu yasadışı dinlemelerdeki konuşmaları gerekçe yaptı..
Yapılanı meşrulaştırdı.. Yasadışı dinlemelere bir anlamda onay verdi, güç verdi..

***

Hal böyle olunca.. İnsan düşünmeden edemiyor; demek ki, güçlü bir evet çıkarsa bu illegal vaziyet legal hale gelecek..
O dinleme cihazı yatak odamıza kadar girecek.. Telekulaklar ortalıkta cirit atacak..
George Orwel’ın tasvir ettiği ülkeden beter olacağız!..
İşte benim kırılma noktam bu..
Bilirim ki yasadışı kayıtların mevzu edildiği ortamlardan demokrasi çıkmaz..

***

Başka örneğe geçelim..
Başbakan miting konuşmalarında sözü döndürüp dolaştırıp yüksek yargıya getiriyor..
Öyle laflar ediyor, öyle örnekler veriyor ki..
O meydanı dolduranlar..
Anayasa Mahkemesi’ni..
Yargıtay’ı, Danıştay’ı yuhalıyor..
Yüksek yargı üyelerini, hâkimleri, savcıları yuhalatma kampanyasına da alet olamam..
Başbakan’ın kendini mahkûm eden hâkimlerin burnunu sürtme operasyonunun parçası olmayı da kabul edemem..
Başbakan’ın rövanş alma, öç alma, hesap sorma isteğini benim evet oyumla gerçekleştirmesine de izin veremem..
Bir ülkede..
İktidar partisinin mitinginde..
Hâkimler, savcılar yuhalanıyorsa, yine bilirim ki oradan demokrasi çıkmaz..
Yargıç yuhalama şöleninin figüranı olamam..

***

Daha başkaları da var..
Misal, verilen her evet oyununun yüzde 99’unun AKP’ye verilmiş oy sayılacağına dair Başbakan Yardımcısı’nın net beyanı var..
Hani anayasa oyluyorduk!
Soruyorum.. Referandumun soyla sopla ne ilgisi var! Ana muhalefet partisi liderinin merhum annesi bile evet kampanyasına malzeme yapılıyorsa..
Hayırcılar kafadan darbeci ilan ediliyorsa..
Bertaraf olursunuz sinyalleri veriliyorsa..
Hain gözüyle bakılıyorsa..
Tek adam yönetiminin temelleri atılmaya çalışılıyorsa..
Bütün bu olup bitene hayır demekten başka ne diyebilirim ki..

***

Diyeceğim şudur..
12 Eylül’de hayır..
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-10-2010, 06:52 PM   #27
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

Niçin Hayır! -Zülfü Livaneli (Vatan) 10 Eylül 2010 - Hayatını özgürlüğe adamış bir kişi olarak, bu anayasa değişikliği kısıtlı özgürlükleri de yok edeceği ve baskı rejimi kuracağı için: HAYIR!

***

12 Eylül darbesiyle oluşan, sonra da kalıcı hale gelen koşullar sayesinde yükselen ve iktidara gelen bir hareketin, 12 Eylül’le hesaplaşmasının mümkün olmadığını düşündüğüm için: HAYIR!

***

Darbe anayasının gerçekten halkın anayasası ile değiştirilmesini istediğim; bunun da sadece bir parti tarafından değil, halkın her kesiminin temsilcileri tarafından yapılabileceğine inandığım için: 2 defa HAYIR!

***

Değişiklik erkler ayrılığını ortadan kaldıracağı için: HAYIR!

***

Hayır diyenler yani her iki kişiden biri “Bitaraf olan bertaraf olur!” diye tehdit edildiği, “Darbeci“, “Deli”, “Hasta” gibi aşağılayıcı sıfatlarla hakarete uğratıldığı için: HAYIR!

***

12 Eylül’le ve darbe kurumlarıyla hesaplaşmaya yetmeyeceği için: HAYIR!

***

Orwell’in “1984”ü gibi baskıcı bir kâbus rejimine doğru gittiğimiz için: HAYIR!

***

Bir diktatörlüğü başka bir diktatörlükle değiştirmeye çalıştığı için: HAYIR!

***

İşçi sınıfı ve sol 12 Eylül’de ellerini ovuşturanları unutmadığı için: HAYIR!

***

Darbe kurbanları için bugüne kadar ağzını açmayanlar, çıkarları gereği birdenbire “solcu” kesildikleri için: HAYIR!

***

Herkesin evet dediği ve bir anayasa değişikliğine ihtiyaç göstermeden kolayca karar alınabilecek maddeler, esas amacı gizleyecek bir makyaj olarak kullanıldığı için: HAYIR!

***

Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, hükümet, meclis çoğunluğu gibi bütün güçleri elinde tutan partinin, yargıyı da kontrol etmesi çok tehlikeli olduğu için: HAYIR!

***

Gerçek demokrasilerde hükümetlerin yargı denetimine tabi olmaları gerektiği için: HAYIR!

***

Dünya ölçütlerine göre bu teknikle bir anayasa hazırlanmayacağı için: HAYIR!

***

Bu değişiklik dokunulmazlakları kaldırmadığı için: HAYIR!

***

Zaten 80 maddesi değiştirilmiş olan 12 Eylül Anayasası’na yeni yamalar ekleyeceği ve böylece köklü ve yeni bir Anayasa değişikliğini engelleyeceği için: HAYIR!

***

Kutuplaşmış olan Türkiye’yi birleştirecek bir uzlaşma Anayasa’sı yerine, ülkeyi daha da bölecek bir çatışma ortamı yaratıldığı için: HAYIR!

***

Aleviler, Kürtler, sendikalar ve solcuların büyük kısmı hayır diyeceği için HAYIR!

***

Türkiye’nin gerçek aydınları darbe zindanlarında kan kusarken “komünistlere iyi oluyor!“ diye sevinenler, direniş geleneğine sahte biçimde sahip çıktıkları için: HAYIR!

***

Darbe anayasına da HAYIR, AKP anayasasına da HAYIR.

NOT:Bu yazı 12 Mart hapishanelerinden, zulümlerden, sürgünlerden, Gazi Mahalleleri’nden, ölüm oruçlarından gelen, hayatı boyunca yasaklamalarla, davalarla boğuşan, ilk albümü hâlâ yasaklı olan, arkadaşları öldürülen, cuntaya en sert biçimde karşı çıkan, şarkıları darbecilere karşı slogana dönüşmüş, bütün darbelerin en büyük düşmanı olan birisi tarafından yazılmıştır.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-10-2010, 06:53 PM   #28
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

Yetmez mi? -Nihat Sırdar (Akşam) 10 Eylül 2010 - 26 birbirinden ayrı değişikliği bir arada oylatmak ne kadar insanı aptal yerine koymaksa, yetmez ama evet demek de aynı derecede insanlara salak muamelesi yapmaktır.

'Yetmez ama' ne demek?
Sormazlar mı o zaman adama, yetmesi için daha ne lazım diye?
Daha şimdiden Cumhurbaşkanı marifetiyle Anayasa Mahkemesi üyeleri için çalışmalara başlamadılar mı?

Ne çabuk unuttuk?
Sırf Anayasa Mahkemesi üyesi olabilsin diye Denizcilik Müsteşarı Yardımcısı yapılan Alparslan Altan'ı hatırlıyor musunuz?
Ne kadar yaptı 'Denizcilik Müsteşarlığı Yardımcılığı' görevini biliyor musunuz?

30 gün...
Tam 1 ay...
Peki ne oldu?

30 günde denizciliğimizle ilgili olağanüstü gelişmeler mi yaşandı?
Kendisinin denizcilikle ilgili mühim bir projesi vardı da onu mu uyguladı?

Hayır...
Müsteşar yardımcılığı yaptı ve bu sayede Anayasa Mahkemesi
üyeliğine atandı.
Kaç yıl orada görev yapacak?
23 yıl...

1 ay deniz, 23 yıl Anayasa Mahkemesi ve 'Yüce Divan' üyeliği...
Bunu yapan bir iktidar ve o iktidarın Cumhurbaşkanı'nın adaleti geliştirmek için anayasada değişiklik yapacağına inanıyor musunuz gerçekten?
Yetti mi?
Yetmez...

***

Geçen gün Oda Tv.com sitesinde Prof. Dr. Oğuz Oyan yazdı, ben kısaca özetliyimde siz yeter mi yetmez mi karar verin...

'SEKA Balıkesir Kağıt Fabrikası AKP'nin ilk aylarında satılmak istendi; fiyat sadece 1,1 milyon (evet milyon) dolardı. Satış, yandaş Albayraklar şirketine yapılıyordu. Gül Hükümeti'nin özelleştirmeden sorumlu bakanı Sayın Abdüllatif Şener bu peşkeşe izin vermedi. Mart 2003'te Erdoğan Hükümeti kurulurken Başbakan'ın ilk icraatı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nı (ÖİB) Şener'den alıp Unakıtan'a vermek olmuştu. Unakıtan da Balıkesir
SEKA'nın satışını hemen onaylayıverdi.

Peki, Boğaz manzaralı bir daire bile alamayacağınız paraya Albayraklar'a satılan neydi acaba? Anlaşılır olsun diye karşılaştırmayı sadece fabrikanın 185 lojmanı üzerinden yürütelim. Bunlar 2+1 veya 3+1 dairelerdir. Her birini kümes fiyatıyla 20 bin liraya satmış olsaydık, 3,7 milyon lira veya yaklaşık 2,5 milyon dolar ederdi! Peki SEKA fabrikasının toplamı kaça satılmıştı? 1,1 milyon dolara. Satılanlar içinde 1 milyon 950 bin metrekare Balıkesir'e 13 km. mesafedeki kentsel rant değeri kazanmış arsayı saymıyorum. Tesis içindeki üç fabrikayı saymıyorum. Peki sonra ne oldu? Sektörde örgütlü Selüloz-İş Sendikası konuyu idare mahkemesine taşıdı. ÖİB'nin ekspertizlerinin bile 50 milyon dolar değer biçtiği bu toplumsal varlığın kamu zararı oluşturacak biçimde ellide birine satılmasını yargıdan döndürdü. Ama ÖİB geri alma işlemi için uzun süre harekete bile geçmedi. Dava hala sürüyor.'

Eğer bu değişikliklere evet derseniz o dava hiç açılamayacak, kalan ne varsa bunların yandaşlarına peşkeş çekilecek.
Diyorlar ki 'Özelleştirmenin önüne engel çıkartıyorlar, onun için değiştiriyoruz'
Sen bu milletin malını satarken kimse senden hesap soramayacak yani öyle mi?
Dedikleri bu değil de nedir?
Ve siz buna evet diyeceksiniz öyle mi?

***

Direkt olarak evet diyecekler bunları bir düşünsünler önce.
Ama şu 'Yetmez ama evet' diyenler için benim de bir sözüm var;
Yetmez ama hayır... Kalanı genel seçimde...
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-12-2010, 08:54 PM   #29
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

"Hakkımızda Hayırlısı" ya da "Hayırlı Günler İçin Evet"

Referandum için sandığa gidenler, oylarının rengini Anayasa değişikliği paketinin hazırlanışı sürecinde olduğu gibi oylanan maddelerden çok rejimle ilgili beklentileriyle açıklıyor. Evet diyenler "daha demokratik bir ülkeden", hayır diyenler ise "demokratik cumhuriyeti korumanın gereklerinden" söz ediyor.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
burcin@bianet.org

İstanbul - BİA Haber Merkezi
12 Eylül 2010, Pazar


Yağmurlu bir Pazar günü. İstanbul'un Kadıköy ilçesine bağlı Göztepe semtinde, genci yaşlısı sokakta. Kimi arabasıyla düşmüş yollara, kimi şemsiyesine sığınmış... Temkinli ancak aceleci adımlarla ilerliyorlar.
Bağdat Caddesi'ne kapısı bulunan İlhami Ahmet Örnekal İlköğretim Okulu'nun da Fenerbahçe Lisesi'nin de önünde trafik sıkışık. Okulun kapısı önünde bekleyenler, yolcu indirenler, caddede bekleyen yayaları alanlar... Şiddetli yağmura rağmen yüzler gülüyor.
Okul bahçesinde siyaset AKP'ye karşı

İlhami Ah****l İlköğretim Okulu da kalabalık. Okulun bahçesindeki kameriyede oturup sohbet edenlere katılıyorum bir süre. Gruptakilerin çoğu oyunu kullanmış, eve dönmeden önce yağmurun sakinleşmesini bekliyorlar. Sohbete katılanların hemen hepsi emekli.
Ortak kanı, "Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) cemaatçi tutumuna karşı vatandaşın tepkisini göstermek için oy kullanmanın bir vatandaşlık görevi olduğu" yönünde. Anayasa Paketi'nin içeriğindense hiç söz açılmıyor.
Emekli öğretmen Naciye Ertaş, evde oldukları halde oy kullanmaya gelmeyen torunlarının sorumsuzluğundan dem vuruyor. Torunlar boykot cephesinden. Naciye Ertaş ise boykota "evetçilerin işine yarıyacağı" gerekçesiyle karşı.
Yaşlılar, bebekliler ve engelliler yine unutulmuş

Okul binası kalabalık. Tüm görevliler güleryüzlü, yardımsever ama iyi niyet yeterli değil. Pusetinde uyuyan çocuklarıyla okulun ikinci katına çıkmak isteyen genç bir çift, bebek arabasını yüklenip kan ter içinde tırmanıyor merdivenleri.
87 yaşındaki Bediha Hepter de sıkıntılı. Oy kullanacağı sandık ikinci katta. Oğlu koluna giriyor, gelini portatif bir sandalye taşıyor. Katlarda sandalye açılıyor, Bediha Teyze hem soluklanıyor hem etrafındakilerle sohbet ediyor.
"Tercih" mi "hicret" mi "demokrasi için evet" mi?

Emekli asker Ahmet Öğütçü de AKP'ye karşı çıktığı için "hayır" oyu verenlerden. Biz onunla konuşurken söze sandık görevlilerinden biri karışıyor. Sigara molasında. Resmi görevli olduğundan ismini gizliyor. "Bize dağıttıkları tercih pusulasını bir de tersten okuyun, göreceksiniz gizli niyetlerini" diyor. Ona göre, durum açık: "Tercih"i tersten okuyunca ortaya "hicret" çıkıyor.
Öğretim görevlisi olduklarını belirten Çağdaş ve Ekin, soyadlarını açıklamak istemiyorlar. Onların tercihi "demokrasi için evet". "Paketin hazırlanış süreci sorunlu ama atılan olumlu adımları engellemek niye?" diye soruyorlar.
Boykotçuların sesi duyulmadı

Muzaffer ve eşi Ayşe Çolak, apartman görevlisi. Onların oyu da "evet". "Buradakilere bakarsak, AKP ne yapsa suç" diyorlar. Muzaffer Çolak, oy kullanmayan oğlu ve kızına öfkeli. Ayşe Çolak ise "Aslında onlar da haklı ama..." demekle yetiniyor.
"Hakkımızı hayırlısı" - "Hayırlı günler için evet"

Anayasa değişikliği paketinin hazıranışı sürecinde paketin içeriğinin tartışılmadığı hep konuşuldu. Referandum günü katıldığımız sohbetler de bunu doğrular nitelikteydi. Paketin içeriğine dair konuşan çok yoktu ama "evet" diyenlerin de "hayır" diyenlerin de ortak kanısı, demokratik cumhuriyeti korumak için oy verdiği yönündeydi.
"Hayırlı günler için evet dedim" diyen oğul ile "Bak şimdi! Hakkımızda hayırlısı diyerek hayıra basacaktın mührünü" diyen annenin sohbetleri ise durumu özetler gibiydi. (BB)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-12-2010, 09:12 PM   #30
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Referandumda boykot evet ve hayır seçenekleri ile komünist devrimci tutum üzer

“Bunlar Leninist ise ben Leninist değilim!”

10 Eylül 2010 Yorum yok
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Lenin bugünlerde anti-Leninist solcular arasında bir revaçtaki sormayın gitsin. Referandum tartışmalarında ulusalcı-reformist sosyal demokrat “hayır”cı sol da, liberal reformist “evet”çi sol da kendi tutumlarını “sosyalizm” açısından rasyonalize edebilmek için Lenin’den demogojik alıntı cambazlığı yarışına çıkmış durumdalar.
Ulusalcı ve liberal solcular arasında “Lenin’e burjuva referandurumunda evet veya hayır oyu verdirme” işgüzarlığı modasını Cumhuriyet gazetesinden bu işgüzarlığıyla sendika.org’un başyazarlarından olmaya terfi eden Ergin Yıldızoğlu başlattı. Cumhuriyet gazetesinin darbe çığırtkanlığı döneminde sol vitrinliğini yapmış yazarlarından Merdan Yanardağ TKP’nin sol.org’unun, Ergin Yıldızoğlu ise Halkevlerinin sendika.org’unun başyazarlığına terfi etmesi kuşkusuz pek manidardı. Her ikisi de ulusalcı reformist solun “hayır”ını “marksist-leninizm” kılıfıyla ambalajlayıp servis edilmesinde üzerlerine düşen görevlerini yaptılar.
Özellikle Ergin Yıldızoğlu, sendika.org’daki bir yazısında, Lenin’in boykot taktiğine karşı çıktığı yazılarını o dönemki somut tarihselliğinden kopartarak günümüz Türkiye’sindeki referandumdaki devrimci boykot taktiğinin karşısına çıkarmaya kalkışmasıyla, “hayır”cılar arasında pek bir itibar kazandı! Sendika.org Lenin’in demogojik olarak atıfta bulunulan yazılarını hemen çevirtip başköşeye yerleştirdi, diğer “hayır”cılar da Yıldızoğlu’nun tahrifatıyla beraber Lenin’in bağlamından kopartılan yazılarını yayınladılar.
Liberal solcular durur mu? Onlar da Radikal, Radikal İki, Taraf gazetelerinde yuvalandıkları köşelerinden, Marksist Tutum, DSİP ve sitelerinden “Marks ve Lenin’e evet oyu verdirme” cambazlıklarını sergilediler.
İş bununla da kalmadı. Soldefter.com’da Özcan Özen’in “Lenin birgün kütüphaneden çıkar ve Diyarbakır’a gider” başlıklı yazısı ve sendika.org’dan Lenin kalpazanlığıyla solda kazandığı şöhretle başı dönmüş Ergun Yıldızoğlu’nun buna yanıt tarzındaki “Lenin’i kütüphaneden çıkaralım” başlıklı yazısıyla iyice bayağılaşan bir Lenin istismarı ve Lenin kalpazanları vodviline dönüştü! Lenin kalpazanı Ergün Yıldızoğlu, işi, Lenin’in Kürt halkına “Chavez sosyalizmi” propagandası yapması türünden kendinden geçmiş ve bönce senaryolar yazmaya kadar vardırdı!
Bu kalpazanlar takımı akıllarınca Lenin’den nemalanmaya çalışa dursun, Lenin gerçekten kütüphaneden çıkıp bugünün Türkiye ve Kürdistan’ına gelecek ve referandum sürecindeki bu kalpazanların tutumlarını değerlendirecek olsaydı, ne diyeceğini biz söyleyelim: “Bunlar Leninist ise, ben Leninist değilim!”





DP
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
boykot, devrimci, evet, hayir, hayır, ile, komünist, referandumda, seçenekleri, tutum, üzerine


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kürt sorunu ve komünist tutum üzerine Mahmut Halil CAN ULUSAL SORUN VE DEVRİM 91 04-19-2012 10:33 PM
çin emperyalistlerinin uygur katliamı ile komünist devrimci tutum sorunu üstüne Mahmut Halil CAN ANA KITA SINIF HAREKETLERİ VE MÜCADELE 6 08-24-2009 07:53 PM
| Marksizm'e Evet, Leninizm'e Hayır! Mahmut Halil CAN Genel Felsefi akımlar 0 08-29-2007 01:35 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:13 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,