Reformistler bir yandan, düzen yardakçıları bir yandan
REFORMİSTLER BİR YANDAN, DÜZEN YARDAKÇILARI BİR YANDAN
Yalçın Küçük gibi yarı-deli ve anti-Marksist küçük burjuvalar, kendini beğenmiş güya “solcular” , kendilerine “orducu sosyalistler” diyenlerle; sosyalizmi kendine düstur edindiğini söyleyen düzen içi reformist partiler de son günlerde yeni bir atakla; sosyalizm ve komünizm adına ne varsa kirletmeye ve proleter-emekçi yığınları aldatarak düzene yedeklemeye yeniden soyundular. Bu süreç tamda devrimci mücadelenin yükseleceği, krizle ve sonuçlarının açığa çıkmasıyla birlikte hareketlenecek proleter ve emekçilerin mücadelesinin boyutlanacağı bir sürece denk gelmesi tesadüfî değildir ve olamaz da. Yalçın Küçük Efendi, bir zamanların bir hareket oluşturmaya çalışmış olup, eline yüzüne bulaştırmış bir devrim döneği ve adı da kontrgerillayla anılan birisi, kalkmış hala sosyalist olduğunu söyleyebiliyor. Bu yüzsüzlük ve kimliksizlik, devrimci hareket ve yığınların yabancı olmadığı bir durum olsa da; yine de bu ne idüğü belirsiz tiplerin devrimci mücadele tarafından tümüyle yalıtılması zorunlu görevlerden biri olmaya devam ediyor. Kendisi gibi “küçük” paşalarıyla basbayağı muhabbet kar olan ismi Yalçın, artık pervasız bir biçimde sosyalizmin ideolojik-teorik –politik kirletilmesinde Truva atlarından birisi olmuştur. Bu aşağılık suratlar, sosyalizm ile faşist bir orduyu, izm ile sosyalizmi yan yana getirmek cüretinde bulunuyorsa; bu birazda ve önemlisi komünist devrimcilerin ve proleter sosyalist hareketin zayıflığından ileri gelmektedir. Sözünü ettiğimiz ordu, 1960 darbesiyle henüz kurumsallaşmamış olan faşizmi adım inşa eden darbelerin yolunu açan ordudur.Bu ordu, 1971 faşist darbesini yapan ve yüzlerce devrimciyi katleden, binlercesini işkenceden geçiren bir ordudur.Bu ordu , ağa babası ABD emperyalizmin “bizim çocuklar başardı” diye 1980 darbesinden söz ettiren yine yüz binlerce devrimci,muhalif insanı işkencelerden geçirip sakat bırakan, yüz binlercesini sorgusuz sualsiz onlarca yıl iğrenç hapishanelerinde tutan,binlercesini katleden bir ordudur.Bu ordu, 1950’li yıllardan beridir ABD emperyalizmine bağlı,kontrgerilla örgütlenmesinin başı,hala da aynı yerde olan bir ordudur.Bu ordu ,1971 ile başlayan faşist kurumsallaşmayı 1980 darbesi ile tamamlayıp, düzeni tamamen faşist kılan ordudur.Bu ordu , onlarca yıldır Kürtler üzerinde sömürgeci rejimin gerçek yüzü olup, baskı,kıyım,katliam ve yer yer soykırıma varan uygulamaların yürütücüsü ordudur. Ve Yalçın Küçük gibi en pespaye yazar taifesi,sözüm ona sosyalist bozuntuları, yine yol arkadaşları olan yeni faşist-karşı-devrimci Perinçek’in yoluna tamda girmiş ve son hızla bu rotada hareket etmektedir. Sözüm ona “laik” devleti savunacak ordunun en pespaye savunucuları, hala solcu, sosyalist geçinmekte ve oldukları yeri savunmaktadırlar. Ve bir yandan faşist ordunun ardına yığınları toplamaya-yedeklemeye çalışırken, faşist kliklerden birinin yanında açıkça yer alırken; beri yandan da geniş proleter yığınlar nezdinde ideolojik-politik yozlaşma ve değer erozyonu yaratmaya çalışmaktadırlar. Bu faşist rejimin “sol” daki kolu ya da “sol” içindeki kontrgerilla uzantılarının deşifrasyonu ve gerçek kimliklerinin geniş yığınlarca anlaşılmasının sağlanması açısından; ideolojik-teorik-politik mücadelenin ciddi düzeyde konusu edilmesi gereklidir ve yaşamsaldır. Bir diğer konu ise; son günlerde çeşitli reformist partilerde seçimler, sınıf mücadelesi, giderek güç kaybetme ve düzen ile açıktan birleşmeye dönük sancıların taban ve çeşitli bileşimlerinde rahatsızlık yarattığı açık olan gelişmelerdir. Sözünü ettiğimiz partiler ÖDP, TKP gibi parti ve örgütlerdir. ÖDP kurulduğu yıllarda ve o yılların gelişmiş sınıf, gençlik, Kürt hareketinin rüzgârını ardına alarak bayağı bir gündemi kovalayan, yer yer değiştirecek güce doğru yaklaşan bir parti olarak; son yıllarda klik çatışmalarının, parti hizipleşmelerinin ayyuka çıktığı, kendisi içinde bir iki parti çıkararak bugünlere geldi. Şimdi ise, yine büyük bir hizipleşmeye sahne olmaktadır. Bir yandan kendini Meclise atmak için çırpınmış olan Ufuk Uras kliği ile diğer yandan Eski Devrimci Yol geleneğinden gelmelerin kongre ve konferanslara varan ve şimdi ise; Devrimci Yol geleneğinden gelenlerin yönetimi aldıkları bir parti olmuştur. ÖDP, sınıf hareketini, devrimci hareketi en çok dejenere eden reformist partilerdendir. Zira özellikle Kamu işçileri diye saydığımız Memur hareketi içinde, diğer yandan kısmen gençlik, kısman sınıfın kimi bölükleri içinde cılız da olsa etkisi olan bir partidir. Ve bu anlamda komünist devrimcilerin ilgisinin bunlar üzerinde olması da kaçınılmazdır. Zira “aşkın” partisi, bugünlerde; hiziplerin aşkı ile yanıp tutuşurken; yeni Devrimci Yol hizbiyle birlikte sınıf hareketinde reformist umutları hortlatma riski taşıyan bir içeriğe sahip olacaktır. Yine bu eski hizip Kürt hareketine karşı daha milliyetçi egemen bir üsluba sahiptir. Devrimci adına hareket edecek bu grup ya da kliğin, devrimcilik adına dejenere edeceği, ettiği bir ton değer vardır. Bugüne kadar ÖDP kimliği altında , yığınlar üzerinde devrimci, sosyalist,komünist değerlere yabancılaştırmada oldukça “iyi” bir rol oynayan ÖDP, yine bundan sonra da aynı role soyunmaktadır. Geniş yığınlar hızla düzen dışına akma eğiliminde iken; bu parti ısrarla geniş yığınları legal-parlamentarist-reformist vs çerçevede tutmaya çalışıyor, çalışacaktır. Bu bağlamda ÖDP ve temsil ettiğini düşündüğü kesimlerle ideolojik mücadele önemlidir. Yine geçmişin TKP’ sine özenen, yeni TKP aynen Suphi sonrasının TKP’si gibi sınıf hareketinin düzen içi düzlemde eritilmesi, giderek düzen kurumları içinde eritilmesine, ordu ve diğer bazı devlet kurumlarının övülmesi ile Ergenekonların savunulmasına, devrimci hareketlere dönük kışkırtma çabalarına vs yönelen, yönelmiş, uygulaması da bu çerçevede olan bir harekettir. Bu bağlamda epeyce yıpranmış bir kimliğe sahip olan TKP, bugünlerde Yönetimi değiştirerek sözüm ona kendini yenilemeye gidiyor! Sözüm ona demokratik olduğu ve yönetimi değiştirerek kabuk değiştireceğini, yaptıklarını ve gittikleri yolu gizlemeye çalışıyor. Hâlbuki sınıf ve komünist devrimciler bilmektedir ki; “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”. Bugüne kadar yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının aynasıdır. Bu bakımdan göz boyamalarla, koltuk sahiplerini değiştirmelerle bir hareketin kimliği değişemez. Bir hareketin kimliği, ideolojik-teorik-politik-pratik duruşu, program ve eylem hattıdır. Bu bakımdan biz komünist devrimciler açısından duruş sorunu yoktur. Bugüne kadar düşündüklerimiz ve yaptıklarımızı sürdürmek düşer bize. Son söz olarak şunu ifade etmeliyiz. Devrimci durumun nesnel koşulları hızla varlığını sıcak şekilde hissettirirken; öznel koşulların yaratılması mücadelemizin önüne olasılıkladır ki; reformist, değişimci tüm hareket ve kurumlar çıkacaktır. Devrimci çalışmamızın önüne engel olacaklar ve sınıfın devrime akmasını engellemeye çalışıp düzen içinde tutmaya çalışacaklardır. Dün olduğu gibi, bugün de yarın da bu güncel bir sorun olacak ve bizlerin de mücadele etmesi gereken bir konu olmaya devam edecektir. Bu bakımdan bir yandan devrimci pratik çalışmayı büyütüp sınıfla her türlü istikrarlı bağı sağlarken; diğer yandan reformist-revizyonist-düzen parti ve örgütlerine karşı ideolojik-teorik-politik mücadele yürütmek devrimci mücadelenin önemli bir parçasıdır. Bu görev atlanamaz,devredilemez.
__________________ KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.