DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM

GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorlar
Cevaplar
59
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1319
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-20-2010, 05:25 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Exclamation Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorlar

SAVAŞ BEZİRGÂNLARI VE IRKÇI FAŞİST KORO HEP BİR AĞIZDAN VURUN KÜRTLERE DİYORLAR


Hakkâri’nin Şemdinli ilçesindeki birliğe PKK’li gerillalarının saldırısı sonucu emekçi-yoksul proleter çocuklarından oluşan sayısı net belli olmayan ve kesinlikle de bugüne kadar yapıldığı gibi gizlenen askerler ölmüştür. Gerilla kayıplarının ne kadar olduğu ise hala bilinmemektedir. Zira bölge başta olmak üzere; Güney Kürdistan sürekli bombalanmakta, lav silahlarıyla-ateş bombalarıyla yakılmaktadır. Güney Kürdistan ve içerdeki harekât bitmeden net rakamlara ulaşmak sanırız olanaklı değildir. Sorun da BDP’li Gülten Kışanak’ın doğru ifadesiyle 1 ya da 10 değil; savaş gerçeğinin, Türk sömürgeci faşist ordusunun savaşı tırmandırması, sürekli operasyonlarla kentler ve dağlarda PKK ve Kürt Halkını provoke ederek savaşın göbeğinde yok etmesi çabasıdır.

Kürt Halkı ve PKK’ ye savaştan, kendini savunmak adına saldırmaktan başka çare bırakmamak için sürekli operasyonlarla, kentlerde toplu tutuklama-cezaevlerinde çürütme taktiğine ek olarak dağ-taş demeden bombalarla, operasyonlarla yıldırma-yok etme taktiğini birlikte yürüten Türk sömürgeci faşist rejimi kendini aklamaya çalışıyor bu emekçi çocuklarının ölümünden. Sorumluluk bilumum emperyalist kapitalist savaş bezirgânları-baronları ile onların yerli uşağı olan Türk devletinde iken; PKK ve Kürt Halkını düşmanlaştıran-ötekileştiren anlayışın savaşı daha da tırmandırmak istemesi anlaşılır olmaktadır.

Savaşın tırmanması ile birlikte tüm faşist devlet kurumları ile onların sözde siyasal sözcüleri olan partiler ile sözde devlet uşağı kesimler idam cezasından tutun da OHAL’in ilanına kadar bir dizi katliamcı, yok edici, ret ve inkâr üzerine kurulu düzenin devamı ile daha da ilerletilmiş biçimlerini dillendirmektedirler. Sanki OHAL yasal olarak kalktı da; fiili olarak devam etmiyormuş gibi. Ya da idam cezası kalktı da yargısız sokak infazları, katliamlar, işkencede katletmeler, tedavi edilmediği için cezaevlerinde ölüme terk edilenler yokmuş gibi. Bu ikiyüzlü katliamcı gelenek koro halinde Vurun Kürtlere ve Vurun Kürtleri diye şovenist-ırkçı-faşist gerçek kimliklerini net bir biçimde ortaya koymaktadırlar.

Şemdinli Baskını işte bu bakımdan açılım safsatalarından tutun da Kemal Efendilerin Kürt-Alevi kimliği ile soruna bir bakış açısı getireceğine kadar; sivil faşist MHP’nin tutum değiştirmesi olasılığı olduğunu dillendirenlerden tutun da sermaye sınıfının kendisinin sorunun çözümünü istediğine kadar yalan balonlarının da sönmesini birlikte getirmiştir.

Türk sömürgeci faşist rejiminin gerçek yüzü ve amaçladıkları bir kez daha net bir biçimde ayyuka çıkmıştır. Yüksek ses perdesinden savaş çığırtkanlığıdır Türk faşist devletini ayakta tutan aslında. Tek ipi var şimdilik tutunacak. O da mevcut savaşın sürdürülmesi, savaş ekonomisi ile rantının dağıtımı-paylaşımı ile Halklar arasında kalın duvarlar ördürülmesi.

İsrail Siyonist faşist devletinin Filistin’deki katliamlarına sözle aslan! kesilen Türk sömürgeci faşist rejimi; İş Kürtler ve onların en basit insani hakları için mücadeleye gelince pratik olarak kıyıcı-yok edici-koro halinde Vurun Kürtlere diyor. Kürtler ve Kürt sorunu söz konusu olduğunda AKP’den MHP’ye, CHP’den söz de liberallere kadar bir fark kalmıyor.

Savaş bezirgânları, kan-gözyaşı üzerine politik-pratik taktiklerini sürdüredursunlar; emekçi çocuklarının kirli savaşın kurbanı olması süreci son sürat devam ediyor. Bu haksız-hukuksuz savaşın ekonomik-siyasal-kültürel-insani vs tüm sıkıntısı ve ceremesini çekenler ise yine aynen proleter-emekçi ve yoksul halklar ile onların çocuklarıdırlar. Ölen askerler de; dağlardaki gerilla da emekçi-yoksul halk çocuklarıdırlar.

Vurun Kürtlere sloganı temelinde yeni bir linç kampanyası örgütlemekte olan Türk sömürgeci faşist devleti ve onun tüm kullandığı enstrümanlar, savaşın son sürat devamı üzerine kurulu olup aşağıdakileri biçimlendirmeyi de ihmal etmeden yürümeye çalışıyorlar. Ama zaman geçip çıplak gerçekler açığa çıktıkça Anadolu emekçileri savaş ve onun gerçekleri konusunda tavır almaya başlıyorlar yavaş yavaşta olsa.

Önceleri “Vatan Sağ olsun” edebiyatının malzemesi olan aşağıdakiler ve asıl canı yananlar; şimdiler de bu mantığı sorgulamaktalar tekil tekil de olsa. Savaşın sonuçları en ağır biçimiyle kendini hissettirip sonuçların her bir faturasının aşağıdakilere kesilmesinin farkına vardıkça; kafalarını kaldırmaya ve sorgulamaya, yargılamaya başlayacaktır dünyanın gerçek sahipleri.

Kürt Halkı ve unun temsilcilerine dönük girişilen yeni linç kampanyasına karşı, Kürt Halkı ve onun temsilcilerinin yanında olmak Türkiye komünist ve devrimci hareketi açısından yaşamsaldır. Kürt Halkına karşı girişilen topyekûn ve koro halinde yeni savaş konsepti ile linç harekâtının karşısına dikilmeyenler asla devrimci ya da komünist olamazlar.

Gün; varlık ile yokluk arasına sıkıştırılmak istenen Kürt Halkının yanında, omuz omuza çarpışma ve bu linç kampanyasına karşı mücadele günüdür. Gün, Halkları birbirine kırdırma politikasına karşı HALKLARIN KARDEŞLİĞİ şiarı ile mücadeleyi her alana yayma günüdür. Gün, yaşamın her alanında sınıfın, mücadelenin enternasyonal çıkarlarının hayata geçirilmesi günüdür.


Kahrolsun Sömürgeci Faşist Diktatörlük

Kürdistan’da Süren Operasyonlar son Bulsun

Kahrolsun Emperyalist Kapitalizm ve Onun Savaş Siyaseti

Yaşasın Halkların Kardeşliği, Bıji Brateyan Gellan

Yaşasın Özgürlük Yaşasın Sosyalizm



20.06.2010



Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
jarasur (06-20-2010), senol (06-20-2010)
Alt 06-20-2010, 05:28 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Galiba Bitti

18 Jun, 2010 02:47:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ordunun operasyonları PKK’nın şiddetini, PKK’nın şiddeti ordunun operasyonlarını, ikisi birden de Türkiye’nin gerginliğini arttırıyor. Şiddetin artmasının ne Kürt halkına, ne Türk halkına, ne de Türkiye’ye bir yararı var.








Herhalde açılım da böylece fiilen bitmiş oldu.
Kandil’le Mahmur’dan “davet” üzerine gelen PKK’lılar dün tutuklanıp hapse atıldılar.
Bir daha kimse Türk devletinin sözüne güvenip de dağlardan inmez kolay kolay.
Bizim hükümet dünyaya nizamat vereyim derken ülkesinde yönetimin kontrolünü tümden elinden kaçırmış gibi gözüküyor.
Verdiği sözü bile tutamayan bir siyasi iktidar, ülkeyi nasıl yönetecek?
Hani Kürt meselesini çözeceklerdi?
Hani açılım yapıyorlardı?
Hiç öyle “ama PKK da şöyle yaptı” falan demeyin.
PKK yasadışı silahlı bir örgüt, son zamanlarda onun ne yaptığını, niçin yaptığını kimse bilmiyor, yöneticileri biliyor mu ondan da emin değilim, Reşadiye baskınından sonra açıklama yapmak için beklemeleri, yaptıkları açıklamanın muğlaklığı, eylemlerinin gitgide daha tuhaflaşması, o örgüt içinde de ciddi bir karışıklık olduğunu gösteriyor.
İyi de, Türkiye’nin geleceğine PKK’nın tuhaflıkları mı yön verecek?
Yetmiş milyonluk bir ülke, bütün geleceğini PKK’nın yöneticiliğini yapan dört-beş kişinin kararlarına mı bağlayacak?
De ki PKK Türkiye’yi de kendini de yakmaya karar verdi.
Ne yapacağız, ülkeyi bir ucundan da biz mi tutuşturacağız?
Ordunun operasyonları PKK’nın şiddetini, PKK’nın şiddeti ordunun operasyonlarını, ikisi birden de Türkiye’nin gerginliğini arttırıyor.
Şiddetin artmasının ne Kürt halkına, ne Türk halkına, ne de Türkiye’ye bir yararı var.
Bu sadece Türkiye’de bir “savaş halinin” devamından çıkar sağlamayı hesaplayanların, Ergenekon’un, darbecilerin işine yarar.
PKK, “darbecilerin” işbaşına gelmesinin şiddeti ve bölünmeyi keskinleştireceğini, bunun da kendi işine yarayacağını düşünüyorsa, biz de bunu destekleyecek miyiz?
Ankara’da birileri “şiddet artsın” istiyorsa bütün ülke bu isteğe uyacak mı?
Siyasi iktidar bütün bu olanları kenardan mı izleyecek?
Siyasi iktidar ya şiddetin artmasını destekliyor ya da bu şiddet oyununda çaresiz bir seyirci.
Kandil’den ve Mahmur’dan gelenlerin tutuklanması, güven ortamını da, barış imkânını da ortadan kaldırıyor.
Geriye sadece çatışma, silah, savaş ve kan kalıyor.
Yirmi beş yıldan beri savaşıyoruz.
Ne oldu?
Kimsenin kimseyi yenemediği bir savaş bu.
Bundan sonra da kimse kimseyi yenemeyecek.
İnsanlar ölecek, karşılıklı düşmanlık ve nefret artacak.
Türk ve Kürt gençlerinin ruhunda nasıl bir ırkçı nefretin fokurdadığını siyasi iktidar görmüyor mu?
Yakında, savaşla zehirlenmiş bu iki gençlik grubu birbirlerinin varlıklarına tahammül edemeyecekler, ırkçılık iki tarafta da çıldırmaya dönüşecek.
Bu, ülkeyi bölünmeye götürür.
Eğer bölüneceksek, bu sonucu savaşı şiddetlendirerek kabulleniyorsak, bari bunu çok fazla insan ölmeden yapalım.
Ayrılmayı, siyasi gündemimize alalım.
Ayrılacak mıyız, barışacak mıyız, birlikte mi yaşayacağız, her ne yapacaksak bunu siyasetle yapalım.
Siyasi hiçbir sonuç, bugünkü kanlı kaostan daha kötü olmaz.
Bu karşılıklı nefret, bugünden tahmin edilemeyecek kadar büyük belalar yaratır.
Üniversiteli öğrenciler arasında meydana gelen Kürt-Türk çatışmalarının, içinde nasıl zehirli tohumlar taşıdığını görmemek için kör olmak gerekir.
Kör mü bizim siyasi iktidar?
Gazze’yi, Tahran’ı gören göz, Muğla’yı görmüyor mu?
Ülkeyi, savaşa, nefrete, ölüme, kana bulamak için hızlanan bir bela sarmalını bu siyasi iktidar neden durduramıyor?
Bu ülkedeki insanları kurtarması için hepimizin Filistinli ya da Gazzeli olduğumuzu mu düşünmesi gerekiyor?
Bakın, Kürtlerle Türkler ya ayrılmalı ya da barışıp eşit insanlar olarak birlikte yaşamalı.
Bunun derde derman olacak üçüncü bir yolu yok, üçüncü yol yirmi beş yıldır yaşanıyor ve sadece ölüm getiriyor.
Bu ülkedeki insanların yaşama hakkını savunmasını kimden isteyeceğiz, PKK’dan mı, ordudan mı yoksa siyasi iktidardan mı?
İktidarın artık ödlekliği bırakıp bu soruya açık bir cevap vermesi gerekiyor.
Ahmet Altan/Taraf
ah****ltan111@gmail.com
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:28 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Büyük Savaş Başladı

19 Jun, 2010 02:16:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Orduyu, yargıyı, 12 Eylül Anayasası’nı savunan bir BDP, Kürtlerin oyunu almakta biraz zorlanır. Siyasetteki varlığını sürdürmek istiyorsa AKP’den daha “ilerici”, daha “değişimci” bir çizgide durmak zorunda, anayasa değişiklikleri sırasında gösterdiği performansı tekrarlarsa, bu seçim Kürt politikası için de büyük değişimler yaratır.







Türkiye’de dün, geri dönüşü olmayan büyük bir adım atıldı.
Yargıtay’da yargılanan savcı Cihaner, iki Yargıtay üyesinin daha önce yaptıkları ve basında yayınlanan konuşmalardaki “senaryolara” birebir uygun olarak tahliye edildi.
Yargıtay’ın içinde hazırlanan bir senaryoya böylesine uygun davranılması, “oyunun” basına yansımasına rağmen konuşulanların aynen hayata geçirilmesi, artık yargının bir “senaryonun” parçası olarak görülmekten, üstüne gölge düşmesinden çekinmeyecek bir yere geldiğini gösteriyor.
Belli ki bu “son taarruz”, bundan sonra her şey mubah.
Yargı bodoslamadan savaşa giriyor.
Benim bu olayda ilgimi çeken Cihaner’in tahliyesi değil, belki de tahliyesi hukuka uygundur, birçok hukukçunun “dosyalar birleşemez” dediği bir davada dosyaları birleştirmek, daha önce “yakalanan” konuşmaları adım adım uygulamak, şaibeli duruma düşmekten hiç korkmamak benim ilgimi çeken.
Yargıtay’ın, bir Ergenekon sanığını serbest bırakmayan yargıçlara “ceza” kesmesi, “bazı sanıkların” tahliyesi için verilmiş bir emir gibiydi.
Zaten Cihaner’den birkaç saat sonra da Balyoz darbesinin sanıkları mahkemede serbest bırakıldı.
Aynı sıralarda, Ahmet Türk’ü yumruklayan sanık da evine gönderildi.
Gelenekleri itibariyle bütün yeryüzünde üstüne düşecek bir “toz zerresinden” bile kaçınan yargı, Türkiye’de bırakın zerreyi baştan aşağı leke olsa aldırmayacakmış gibi gözüküyor.
“Taş atan” çocukların “tutukluluğu” bizim yargı için hiç önemli değil ama çeteden, darbeden yargılananların serbest kalması çok önemli.
Tutukluluk konusunda bir “ilke” ile hareket edilmediği, Kürt belediye başkanlarının, Mahmur’dan gelenlerin, taş atan çocukların “içerde” olmasının desteklenip, Ergenekon ve darbe sanıkları için vicdanların titremesinden belli.
Yargının bir bölümü “değişime” karşı açıkça savaşa girdi.
Bu öylesine açık bir savaş ki ülkenin başbakanı bile “bu yargıya güvenilemeyeceğini” söylüyor.
Bu gelişmeleri gördükten sonra “anayasa değişikliğinin” de Anayasa Mahkemesi’nde iptal edileceğine hemen hemen eminim.
Yargının bir bölümü, bu tür bir direnişin “değişimi” durdurabileceğini sanıyor.
Onlar, bu baskıcı rejimi bir siyasi partinin değiştirmeye çalıştığını düşünüyorlar, değişen dünyanın değişimi zorunlu kıldığını fark etmiyorlar.
Yenilgiye mahkûmlar.
Yirmi yıl önceki Türkiye’nin rakamlarıyla bugünkü Türkiye’nin rakamlarını bir kıyaslasalar, “rakiplerinin” bir siyasi parti değil, bizzat hayatın kendisi olduğunu görecekler.
Onlar, zamanı, hayatı, tarihi yenmeye çalışıyorlar.
Gerçeklerden böylesine kopuk olmaları çok şaşırtıcı geliyor bana.
Yargının büyük “taarruzuna” karşı AKP de kendi hamlesini hazırlamış.
Siyasi iktidarın yakınları, “Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini iptal etmesi halinde erken seçime gidileceğini” açıkça söylüyorlar.
Belli ki eylülde seçim sandıkları ortaya konacak.
AKP, yargının “hukuku” pek de tanımayan bu saldırısı sayesinde büyük bir avantaj elde etti bence.
Bu baskıcı rejimin sona ermesini isteyen herkes, AKP’li olsun olmasın AKP’yi destekleyecek, AKP aslında pek de hak etmediği bir destek kazanacak böylece.
Ama tabii bu desteğin bir şartı da olacak.
Başlattığı “açılımların” hiçbirini sonuçlandıramayan AKP, halkı geniş bir kitle halinde arkasına almak istiyorsa, bu sefer seçime giderken ortaya yeni bir anayasa taslağı koymak zorunda.
Elinde Profesör Özbudun’la arkadaşlarının hazırladığı bir metin var, bunu biraz daha geliştirip halka bu taslakla gidebilir.
Yeni bir anayasa ve yeni bir Türkiye için oy isteyebilir.
22 Temmuz seçimleri nasıl ordunun siyasi gücünü halkın oyuyla bitirdiyse, bu seçim de “yargının” siyasi gücünü sona erdirir, yeniden çağdaş bir hukuk sistemi kurulur.
AKP de ne yapmak istiyorsa, bunu ordunun ya da yargının çelmelerine takılmadan siyaset sahnesinde gerçekleştirir, hepimiz neyi yapıp neyi yapamayacağını açıkça görürüz, ortada “kural dışı” bir rakip olmadığında AKP’nin gerçek performansı da ortaya çıkar.
Bu büyük kavgada CHP ile MHP’nin bu baskıcı rejimden yana çıkacağı kesin.
Asıl soru, BDP’nin ne yapacağı.
Normalde “rejimle” kavga etmesi, değişim istemesi gereken parti BDP idi, nasıl yaptıysa bu rolü AKP’ye kaptırdı, bu seçimlerde alacağı tavır da sanıyorum Kürt politikasının geleceğini belirleyecek.
Orduyu, yargıyı, 12 Eylül Anayasası’nı savunan bir BDP, Kürtlerin oyunu almakta biraz zorlanır.
Siyasetteki varlığını sürdürmek istiyorsa AKP’den daha “ilerici”, daha “değişimci” bir çizgide durmak zorunda, anayasa değişiklikleri sırasında gösterdiği performansı tekrarlarsa, bu seçim Kürt politikası için de büyük değişimler yaratır.
Kendi halkını, dindarlarını, Kürtlerini, Alevilerini, solcularını ezen bir rejimle çok yakında büyük bir hesaplaşma yaşayacak bu ülkenin halkı.
Her şeyin yeniden biçimleneceği büyük bir siyasi savaşa giriyoruz.
Yargıya, değişimi bu kadar hızlandırdığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.
Ahmet Altan/Taraf
ah****ltan111@gmail.com
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:29 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Türkiye 'Kürt sorunu'nda aklını yeniden yitiriyor

19 Jun, 2010 07:57:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Geçen yılın ağustos ayında AKP hükümetinin girişmek istediği açılımlar, bazı kesimlerin içine sinmedi. Kamuoyunu açılımların anlamsızlığına ve yanlışlığına ikna etme yönündeki çabalar, kesintisiz şekilde sürdürüldü. Bu propagandayı yapan kesimlerin şimdi ‘bakın yapamadılar’ diyerek neredeyse sevinç sarhoşluğuna kapılmakta olması bizi şaşırtmıyor.
.
.
.
.............xxx...........
.
.
.
Türkiye 'Kürt sorunu'nda aklını yeniden yitiriyor
Kürt meselesine ilişkin olumlu haberler duymuyoruz. PKK silahlı eylemler yapıyor, pusular kuruyor, gencecik askerlerin cenaze törenleri yürek paralıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, sınır dışı operasyonlar dahil, dağları tepeleri bombalıyor, ‘şu kadar terörist ölü olarak ele geçirildi’ kalıbı, yeniden, haber bültenlerinin birincil içeriği haline geliyor.
***
15 yıl kadar önce, Genelkurmay Başkanlığı’nın davetiyle bir grup gazeteci olarak Güneydoğu’da PKK ile savaşın yoğun olarak yaşandığı bölgelere gitmiştik.
O gezi sırasında Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak’la olan bir konuşmamızda çözüm yolları üzerine tartışırken ona söylediğim şeylerin içeriği aşağı yukarı şöyleydi: “Mesela Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde bir Kürdoloji Enstitüsü kurulmalı.
Kürt kültürü ve kimliğine yönelik yasaklamalar son bulmalı. Kürtlere yasal alanda kendi kimlikleriyle siyaset yapma hakkı ve imkânı tanınmalı.”
Erol Özkasnak, benim konuşmamı hayretler içinde dinlemiş ve tepki göstermişti.
Aradan 15 yıl geçti. Milyonlarca Kürt yurttaşımızın anadillerini koruyup geliştirmelerine ilişkin yeterince ciddi bir adım atılabilmiş değil. Bu kadar meşru ve evrensel bir hak bile hâlâ Kürtlere tam anlamıyla sağlanmış değil, yakın gelecekte de kolay kolay sağlanacak gibi görünmüyor.Kürtlerin yasal alanda siyaset yapması için bir zeminin var olup olmadığına baktığımızda, en iyimser ifadeyle bir ‘mayınlı zemin’ görüyoruz. Yani, 15 yıl içinde, gerçekten de bazı noktalarda hiçbir şey değişmedi. Eğer değişmemek bir başarıysa, Türk devletinin son derece başarılı olduğu söylenebilir.
***
Geçen yılın ağustos ayında AKP hükümetinin girişmek istediği açılımlar, bazı kesimlerin içine sinmedi. Kamuoyunu açılımların anlamsızlığına ve yanlışlığına ikna etme yönündeki çabalar, kesintisiz şekilde sürdürüldü. Bu propagandayı yapan kesimlerin şimdi ‘bakın yapamadılar’ diyerek neredeyse sevinç sarhoşluğuna kapılmakta olması bizi şaşırtmıyor.
Kürt açılımının yürümemesi halinde bunun bedelini ödeyecek olanın ülkenin tamamı olduğunu defalarca dile getirdik. Türkiye, bu sorunun çözümü konusunda gereken cesareti gösteremediği sürece, içine kapanmaya, militarist çözümlere zorlanmaya ve militarist psikolojiye saplanıp kalmaya devam edecek. Ekonomik, toplumsal, psikolojik ve kültürel ağırlık merkezini şiddete ve savaşa odaklamaktan kurtulamayan, militarist felsefeyi bir kenara bırakamayan bir Türkiye’nin dünya arenasında sahip olmayı hak ettiği konumu elde etmesi hiç kolay değil.
‘Açılım zaten olmamıştı ki’ diye mutluluk şarkıları söyleyenleri okudukça, duydukça, bu ülkede ‘ortak akıl’ denen şeyin hiçbir zaman oluşamayacağı yönünde bir karamsarlığa kapılıyorum. İstiyorlar ki, ‘açılım’ başarısız olsun, bu sayede AK Parti köşeye sıkışsın, eli kolu bağlansın ve militarizme teslim olsun. Bütün hesaplarını bu temelde yaptıkları açıkça ortada.
***
Türk devletine egemen olan akıl, bugüne kadar, yasal alandaki Kürtleri hedef almaktan neredeyse hiçbir zaman tam olarak vazgeçmedi, Kürtlerin siyaset sahnesinden tasfiyesinin sağlanması için her yol denendi. Anayasa Mahkemesi Kürtlerin partilerini kapatıp, liderlerini siyaset dışına itti. Diğer mahkemeler de, yasal alandaki Kürt politikacılarını hapse atmayı kendisine görev bildi. Habur kapısından giren, dağdan inen, silahlarını bırakanların hapse atıldığını gördükçe,
Türk devletinin aklının gerçek bir değişim gösteremediğini daha net şekilde fark ettik.
Türk Silahlı Kuvvetleri, ‘PKK’nın desteğini kesiyoruz’ diyerek, bölgedeki halkı hedef aldı. Köyler boşaltıldı, yakıldı, yargısız infazlar yapıldı, faili meçhuller yaygınlaştırıldı. Bunların sonucunda, PKK’nın Kürtler üzerindeki egemenliği ve Kürtlerin PKK’ya atfettiği meşruiyet arttı. PKK, sürekli darbe yiyen yasal alan üzerindeki hakimiyeti pekiştirdi. Yani, toplamda baktığımızda, PKK’nın güç kaybettiğini söylemenin gerçekçi olmadığını net bir şekilde görüyoruz.
***
AKP hükümeti, açılımla doğru bir girişimde bulunmuştu. Arkası getirilmedi. İşlerin ucu, göründüğü kadarıyla, seçim ve oy endişesi nedeniyle bırakıldı. ‘İyi Kürtler kötü Kürtler’ teorisine paralel olarak, Güneydoğu’da bir tutuklamalar kıskacı başladı. ‘Kötü Kürtler’ içeri atılınca ‘iyi Kürtler’le ‘işin götürülebileceğini’ sanan anlayış, devlet aklına egemen olmaya başladı.
Bu tür uygulamalarla PKK’nın eylemsizleştirilemeyeceğini, PKK’nın etki alanının daraltılamayacağını, hatta PKK’nın oluşacak ‘ters etki’den beslenmesinin kaçınılmaz olduğunu defalarca söyledik. Ama bu noktanın altına çizmeye devam etmekte yarar görüyorum. Diyarbakır başta olmak üzere Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki ruhsal kopuşun derinliğini Batı’dan algılamak kolay değil. Siyasi çözüm her geçen gün giderek daha da zorlaşıyor.
‘Akıl’ ihtiyacı giderek daha çok önem kazanıyor... Ama, akıl, savaştan bile daha zor kazanılan bir şey.
-Oral Çalışlar, Radıkal-
.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:29 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Dehşet ve Ümit

20 Jun, 2010 02:08:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Devlet, ordusuyla ve yargısıyla Kemalizmi ve Kemalistleri temsil ediyor. AKP, devletle sorunları olan kesimlerle, devletten bağımsız olarak zenginleşen muhafazakârları temsil ediyor. PKK da Kürtlerin ümitsiz ve öfkeli kanadını temsil ediyor. Belli ki bu üç “organizma” aralarında barışçı bir çözüm bulamayacak. Barışa tam yaklaştığımız sırada yeniden savaşa yuvarlandık.
Devletle AKP yargı zemininde kapıştığı sırada sahneye çok kanlı bir baskınla PKK da girdi.
Sergio Leone’nin o ünlü filmindeki garip sahne gibi üç silahşor düello ediyor.
Kim kimle müttefik, kim kimle düşman, kim kimle ne zaman işbirliği yapacak belli değil, her an her şey değişebilir.
Devlet, ordusuyla ve yargısıyla Kemalizmi ve Kemalistleri temsil ediyor.
AKP, devletle sorunları olan kesimlerle, devletten bağımsız olarak zenginleşen muhafazakârları temsil ediyor.
PKK da Kürtlerin ümitsiz ve öfkeli kanadını temsil ediyor.
Belli ki bu üç “organizma” aralarında barışçı bir çözüm bulamayacak.
Barışa tam yaklaştığımız sırada yeniden savaşa yuvarlandık.
Savaştan en fazla zararı görecek olanlar AKP’nin temsil ettiği zengin muhafazakârlar, onların üretmek, ticaret yapmak, zenginleşmek için barışa, dünyaya açılmaya ihtiyaçları var.
Her çatışma onlara zarar veriyor.
Kemalist devlet, hem zengin hem de kalabalık muhafazakâr kesime karşı kendi iktidarını demokrasi ve hukuk düzeni içinde koruyamayacağını biliyor.
O, varlığını ve iktidarını koruyabilmek çatışmacı bir ortama ihtiyaç duyuyor.
Barış olur da çatışma biterse ordunun kışlasına, yargının kürsüsüne dönmesi ve ikisinin birlikte siyasi iktidarı terk etmesi gerekecek.
PKK ise bir barışa, ancak kendisi “barışın bir aktörü” olursa ve barış sonrası şekillenecek siyasette bir yer bulacağı garanti edilirse razı olacak.
Bu üçlü oyunda en kolay tehdit edilecek olan AKP.
Çünkü devlet de PKK da savaş ortamını istedikleri zaman yaratabilir ve AKP’nin temsil etiği kesimlerin AKP’yi “sorunu çözemeyen parti” gibi görmesini sağlayabilirler.
Böyle bir görüntü AKP’ye siyasi iktidarını kaybettirebilir.
Devlet, “benim iktidarımı sorgulama yoksa seni yargı alanında sıkıştırır, ortamı gerginleştirir ve seni sahneden yargı yoluyla atarım” diyor.
PKK ise, “istediklerimi kabul etmezsen savaşı öyle bir yaygınlaştırırım ki benim isteklerimi kabul etmemek senin varlığını sona erdirir” diyor.
AKP ise bu ikili sıkıştırma içinde kendine manevra alanları açabilmek için ürkek hamleler yapıyor ama hamlelerinin sonunu getiremiyor.
Kararlı bir sesle “barıştan ve demokrasiden taviz vermem” diyemiyor.
Çünkü devlet ve PKK varlıklarını sürdürebilmek için kimsenin oyuna muhtaç değil ama AKP hem Türklerden hem de Kürtlerden oy almak zorunda, ortam gerginleştiğinde iki tarafı birden memnun etmek çok daha zorlaşıyor ve AKP yalpalıyor.
Bu kadar çok kan aktığında öyle bir nefret dalgası kabarıyor ki iki tarafta da “öldürelim” çığlıkları yükseliyor.
Özellikle Türk ve Kürt gençleri “intikam” isteğinin şehvetine kapılmış halde, “düşmanlarını” yenebilmek için her şeyden vazgeçmeye hazır gözüküyorlar.
İşin en garibi bin yıldır birlikte yaşayan bu iki kavim birbirlerini hiç tanımıyorlar, iki taraf da kendi öfkesinin diğer tarafı sindirebileceğini sanıyor.
Öldürmek sözkonusu olduğunda ve herhangi bir “otorite” öldürme izni verdiğinde iki yanda da gözünü kırpmadan öldürecek çok adam çıkar.
Ölüm, bu topraklarda yaşayanlara “hayattan” daha çekici gözüküyor.
Dünyadan kopuk, şiddet içinde büyümüş Türk ve Kürt gençleri bugün kanlı bir “iç savaşı” istiyor, son bir hesaplaşma için ülkenin mezbahaya dönmesini, insanların sokaklarda birbirlerini kesmesini arzuluyor.
İstediklerinin gerçekleşmesi halinde neler yaşanacağını, ölenlerin arasında kendi annelerinin, babalarının, sevgililerinin, arkadaşlarının da bulunacağını bir türlü kavrayamadıklarından bu “son hesaplaşmanın” yaşanmasını bekliyorlar.
Bir iç savaş yaşarsak, bunun sonucunda ne bugünkü Kemalist devlet, ne AKP, ne de PKK kalır; bu üçünün de içinde yer almayacağı yeni bir Türkiye kurulur ve yeni siyasi dengeler oluşur.
Böyle bir savaşı kışkırtan her kurum aslında intihar eder.
Ama asıl önemli olanı bu değil.
Önemli olan, çok insan ölür böyle bir savaşta.
Bu savaşı kim önleyebilir peki?
Bunu önlemek bugün muhafazakârlara, demokratlara ve PKK dışındaki Kürtlere düşüyor, bu üçü biraraya geldiğinde Türkiye’deki en kalabalık ve en büyük güç oluşuyor, ırkçı bir öfkeden kendilerini kurtarıp, cesaretle “barışa” sahip çıkarlarsa belayı atlatırız.
Böyle bir “barış birliği”, içerde ve “dışarıda” bu savaşı isteyecek olanları durdurur.
Ben böyle bir barış birliğinin kurulabileceğinden, bu ülkenin “ölüme” teslim olmayacağından ümitliyim, iki tarafta da çocuklarının yaşamasını “intikam isteğinden” daha önemli görecek kalabalıklar var.
AKP de zikzaklar çizmek yerine bu “birliğe” kararlı bir şekilde katılır ve demokratik hamlelerini derhal yaparsa hem kendini kurtarır hem cepheyi güçlendirir.
Devlet ve PKK hamlelerini yaptı, sıra şimdi bu “barış birliğinde”, onların hamlesi kaderimizi belirleyecek.
ah****ltan111@gmail.com
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:30 PM   #6
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Ayşe Hür: Bir kez daha ‘Kürt Meselesi’

20 Jun, 2010 02:32:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

‘Sözün bittiği’ daha doğrusu, ‘söz’ün karanlık güçlerce bilinçli olarak bitirildiği bir atmosferde ne faydası olacak bilmiyorum ama Kürt milliyetçiliğinin ve Türk milliyetçiliğinin buna verdiği karşılığın 100 yıllık serencamını bir kez daha özetlemek istiyorum.










Binlerce Kürt çocuğunun sudan gerekçelerle Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yaşlarından büyük hapis cezalarına çarptırılması, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklandığı KCK operasyonları, hükümetin Kürt açılımına destek vermek için Habur’dan girenlerin yargılanmaya başlaması, onlarca gazetecininKürt sorununa ilişkin haberleri yüzünden yargılanması veya mahkûm olması, TSK’nin ülke içinde ve sınır dışında askerî operasyonlara hız vermesi, Abdullah Öcalan’ın “31 mayıstan sonra sorumluluk Kandil’de” açıklamasından sonra PKK’nın saldırılarının artması ve son olarak Hakkâri’de yaşananlar, Türkiye’yi hızla etnik çatışmanın eşiğine getiriyor.
‘Sözün bittiği’ daha doğrusu, ‘söz’ün karanlık güçlerce bilinçli olarak bitirildiği bir atmosferde ne faydası olacak bilmiyorum ama Kürt milliyetçiliğinin ve Türk milliyetçiliğinin buna verdiği karşılığın 100 yıllık serencamını bir kez daha özetlemek istiyorum. Yer sorunu yüzünden dışarıda bıraktığım İran, Irak, Suriye ve SSCB coğrafyasındaki Kürtlerin modern tarihini bilmeden bu tarihçeyi tam olarak anlamlandırmak mümkün değil ama bu haliyle bile bugünkü çıkmazın temel nedeni olan PKK’yı bir sonuç değil bir neden olarak gören resmî görüşün ve son olayları ‘Türkiye’yi kıskanan uluslararası güçlerin komplosu’ olarak gören AKP görüşünün ne kadar yanlış olduğunu gösterebilir diye umuyorum.
***
Kürt milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği gibi 1880’lerde filizlenmeye başladı. Başlangıçta her iki etnik grubun da kendi ulus-devletini kurma gibi bir hedefi yoktu. (Bunun nedenleri ayrı bir yazı konusu.) Hedef, II. Abdülhamit’in istibdat rejimini yıkmaktı. Bu amaçla her iki kesim de 1889’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde (İTC) birleştiler. İki taraf birbirine öyle yakındı ki, İTC 1913’ten itibaren Türk milliyetçiliğine evrilirken bile Kürt kökenli aydınların ezici kısmı hareketin içinde kaldılar. Türkçülük akımının güçlü bir damar halinde ortaya çıktığı 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti’nde toplanan Kürtler ise, kültürel kimliğin ötesine geçmişlerdi ama ortak bir siyasi tavır geliştirememişlerdi. Örneğin cemiyetin başkanı Seyyid Abdülkadir sıkı bir Osmanlıcı idi ve siyasi hedefi Hilafeti de koruyarak Osmanlı Devleti içinde Kürtlere otonomi (özerklik) verilmesiydi. Ancak bunun için Kürt toplumundan çok ABD, Britanya ve Fransa gibi dış güçlere bel bağlamıştı. Cemiyetin belkemiğini oluşturan Bedirhanlar ve Cemilpaşazadeler gibi Kürt aristokratları ise bağımsız bir Kürdistan için mücadele ediyorlardı.
Siyasi hedefin belirsizliği
Milli Mücadele döneminde Kürtlerin siyasi bölünmüşlüğü devam etti. Bazı Kürtler Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasından endişe ettikleri için Kemalist güçlerle işbirliği yapmayı seçtiler. Böylece 1919’da toplanan Erzurum ve Sivas Kongrelerine ve 1920’de açılan (T)BMM’ye Kürt kökenli pek çok kişi delege ve milletvekili olarak katılmayı kabul etti. Bu katılım, ileriki yıllarda resmî tarihçiler tarafından ‘Kürtler kendi kaderlerini tayin hakkını, Türklerle birlik olma yolunda kullandılar’ propagandasına malzeme yapıldı.
Kongrelere veya Meclis’e katılmayan Cibranlı Miralay Halit Bey, Seyid Abdülkadir, Bedirhaniler ve Cemilpaşazadeler gibi unsurlar ise Kemalist grupla açıkça çatışmaktan kaçınarak, gizlice özerklik veya bağımsızlık hedeflerini gerçekleştirmeye çalıştılar ve bu bağlamda Büyük Devletlerle temas içinde oldular. Ancak bu kesimler, bütüncül bir proje ortaya koyamadılar. Örneğin İtilaf Devletleri’nin Birinci Dünya Savaşı’nın hesabını görmek üzere Ocak 1919’da topladığı Paris Barış Konferansı’nda Kürtleri, Kürtçe bilmediği söylenen Osmanlı Devleti’nin Stockholm Büyükelçisi Şerif Paşa temsil etti. Şerif Paşa’nın Sevr’de Ermeni heyetinin Başkanı Bogos Nubar Paşa’yla imzaladığı muhtıra, Kürt ülkesinin sınırlarını Van Gölü’nün güneyinden geçirdiği ve fazlaca topraksal tavizler içerdiği için Bedirhanlar tarafından; “Ermeni gâvuruyla uzlaştığı” için de Şemdinanlar tarafından reddedildi. Kürtlerin kadim Ermeni korkusundan ustaca yararlanan Mustafa Kemal’in örgütlediği Doğu Anadolu’daki bir dizi Kürt aşiret reisi, Şerif Paşa’ya çektikleri telgraflarla Şerif Paşa’yı temsilcilik görevinden istifa ettirdiler. Böylece Paris’te ve onu izleyen Sevr sürecinde Kürt talepleri ancak sınırlı şekilde masaya geldi. Nitekim Kazım Karabekir anılarında Türk-Kürt ittifakının özel bir çaba sarf edilmeden, sadece Kürdistan’ın Ermenistan olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu hatırlatılarak kurulduğunu söyleyecekti.
Koçgiri ‘milli’ isyan mıydı
1920’de Milli Aşireti ve Bahtiyar (Cemil Çeto) Aşireti gibi Kemalist Türk milliyetçilerine açıkça meydan okuyanlar da vardı ama bu isyanların hem siyasi talepleri net değildi, hem de yerel kalmışlardı. Dolayısıyla kolayca bastırıldılar ve kolektif bellekte önemli yer tutmadılar.
Mart-Nisan 1921’de Sivas havalisindeki 135 köyden oluşan Koçgiri Konfederasyonu’nun isyanı ise bunlardan farklıydı ama ortada hâlâ ‘milli bilinç’ yoktu. Örneğin, bölge Kızılbaş-Alevi ağırlıklı bir nüfusa sahip olduğu halde, Dersimli toplum önderleri örgütlenme çalışmalarını “Hilafet Ordusu Müfettişi” sıfatıyla yapmışlar, bu çalışmaların sonunda Ovacık-Kemah bölgesindeki halk ‘Padişahın emri olmadığı için’ Kemalistlere asker vermek istememişti.
Askerî yöntemlerle isyanı bastıramayan Ankara, siyasi manevralarla Dersimlileri ikiye bölmeyi başarmış, Diyap Ağa, Meço Ağa, Ahmet Ramiz, Mustafa Bey, Hasan Hayri gibi Hozat-Ovacık liderlerini Dersim mebusu olarak Meclis’e katılmaya ikna etmişti. Aynı günlerde 72 Kürt mebusu üzerlerinde yerel giysileri ile Meclis’e getirilmişler ve İtilaf Devletleri’ne Ankara hükümeti ile beraber olduklarını bildiren bir telgraf çekmişlerdi. Bu mebuslar arasında en ateşlisi olan Hasan Hayri Bey, Meclis’teki görüşmeler sırasında Türk-Kürt kardeşliğinden ve iki kavmin ayrılmayacağından o kadar heyecanla söz etmişti ki, Mustafa Kemal ertesi gün Hasan Hayri’nin Kürt milli giysileriyle Meclis’e gelmesini istemişti.
Bunun üzerine, Koçgiri isyanının siyasi önderleri Baytar Nuri Dersimi, yöneticilerinin ağırlıklı olarak Sünni olduğu ancak ‘milli’ esaslara göre hareket ettiği Kürt Teali Cemiyeti’nden “Kürtlerin bölünmüşlüğüne son verilmesini” talep etmiş, Cemiyet ise duruma müdahale etmemişti. Nuri Dersimi bunun üzerine İtilaf Devletleri’nden yardım istemiş ama kendi ifadesiyle “ne İngilizler ne de Fransızlar, yekvücut davranmaktan aciz Kürtler uğruna giderek konumu güçleşen Kemalist hareketi karşısına alacak kadar maceracı” oldukları için bölünmüş Kürtleri Ankara’nın tepelemesi hiç de zor olmamıştı.
Lozan’da Kürtler var mıydı
Kasım 1922-Temmuz 1923 arasında Lozan Barış Görüşmeleri sürerken Mustafa Kemal’in, İtilaf Devletleri’nin Kürtleri savunmak için duruma müdahale etmelerini engellemek ve Kürtleri ayrı bir çözüm aramaktan caydırmak için, Kürtlere özerklik anlamında yorumlanabilecek bazı vaatlerde bulunduğu doğruydu ama bu vaadin arkasını takip edecek yekvücut bir Kürt siyasal hareketi yoktu. Nitekim Lozan’da Türk Heyeti’ni temsil eden (Kürt kökenli) İsmet İnönü, 12 Aralık 1922 tarihli oturumda “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. Çünkü Kürtlerin gerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisi’ne girmiştir. Türklerin temsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin hükümetine ve yönetimine katılmaktadırlar. Kürt halkı ve meşru temsilcileri, Musul Vilayeti’nde oturan kardeşlerinin anayurttan ayrılmasına razı değillerdir” dediğinde Lord Curzon “umarım öyledir” diye cevap vermişti. Ancak İnönü haklıydı, Lord Curzon yanılıyordu. Musul’un terk edilmesi ihtimaline karşı Meclis’teki Kürt milletvekilleri susarken, en ağır eleştirileri Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, Ali Şükrü Bey gibi Türk asıllı milletvekilleri yapmıştı.
Şeyh Said İsyanı’nın dersleri
Elbette, 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte Ermeni tehlikesini tamamen savuşturmuş olan Kemalist hareketin artık Kürt ittifakına ihtiyacı kalmayınca olanlar olmuştu. Mart 1924’te TBMM neredeyse oybirliği ile Halifeliği kaldırırken Sünni-Şafii Kürt milletvekilleri karşı çıkmadılar ama bu kararı bahane ederek, Şubat 1925’te Nakşibendî Şeyhi Said’in önderliğinde Sünni Zazalar isyan ettiğinde, henüz ‘Kürt milliyetçiliği’nden söz edilemeyeceği iyice netleşti. Çünkü Kızılbaş Kürtlerin yurdu Batı Dersim’den Karaballı, Ferhatuşağı, Abbasuşağı aşiretleri isyancılara destek vererek Hozat’ı ve Bitlis’i basmak için görüşmeler yapmışlarsa da Dersim’in geneli ayaklanmaya ilgisiz kaldı. Varto’daki Kızılbaş Hormek, Lolan ve Heydaran aşiretleri hükümet kuvvetlerinin yanında savaştı. Ama daha önemlisi, Diyarbakır ve Elazığ gibi Sünni Kürtlerin ağırlıkta olduğu şehir merkezleri de isyancılara destek vermedi. İsyancıların lideri Şeyh Said akrabası Binbaşı Kasım Bey’in işbirliğiyle yakalanınca hem siyasi, hem askerî açıdan örgütlü olan Türk tarafı, isyanı kolayca bastırdı.
Ayrıntı sayılabilir ama sembolik açıdan manidar şu bilgileri de not edelim: Şeyh Said’i yargılayan Şark-İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesi üyelerinden Ali Saip Ursavaş da bir Kerküklü bir Kürt’tü. Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı Seyit Abdülkadir mahkemede Kürt olmadığını söylemişti. Diyarbakırlı Kürt aristokrasisinin en önemli ailelerinden birinin oğlu olan Cemilpaşazade Ekrem ise isyandan haberi olmadığını söyleyerek paçayı kurtarmıştı.
Ağrı ve Dersim tecrübeleri
İşte ancak Şeyh Said İsyanı’nın acı tecrübelerinden sonradır ki, Kürtler, bundan böyle devletin egemen doktrininin din kardeşliği değil Türk milliyetçiliği olacağını anlamaya başladılar. Buna karşı cevabı da benzer bir şekilde ‘Kürt milliyetçiliği’ ile vermeyi ilk kez denediler. Nitekim, 1926-1930 yılları arasında Sünni, Alevi ve seküler kesimler (ve dahi Ermeni milliyetçileri) ortaklaşa davranıp Ağrı Dağı’nda bir Kürt cumhuriyeti kurmaya çalıştılar ama bu sefer de gerek Türkiye ile İran’ın, Kürtleri ezmekteki ortak kararlılığı, gerekse İran’daki Kürt aşiretlerinin Ağrı’daki oluşuma destek vermemesi üzerine bir kere daha yenildiler.
1937-1938’de “Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarıitibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır” düsturunu izleyen Ankara’nın hem Kürt, hem Kızılbaş, hem Ermeni dostu hem de modernleşme karşıtı olarak egemen ideolojinin mutlak ötekisi olan Dersim’i zapturapt altına almak için en sert tedbirleri almaya kalktığında, buna Sünni-Şafii Kürtlerden sembolik adımlar dışında ciddi bir destek gelmedi. Sembolik destek ise, Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdurrahim’in yanında 20-30 kişiyle birlikte Suriye’den Türkiye’ye geçmesiydi. Ancak grup Türk devleti ile af karşılığı bir antlaşma yapan bir Kürt yüzbaşının ihbarı sayesinde yakalandılar ve Bismil yakınlarında öldürüldüler.
Ağustos 1938’e kadar süren ve bombardıman uçaklarının, zehirli gazların kullanıldığı askerî operasyondan sonra, Genelkurmay kaynaklarına göre “Tarama bölgesinden ölü ve diri 7.954 kişi çıkarılmıştı.” Gerçek sayının ne olduğu hâlâ öğrenilemedi. Taramanın ardından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından bizzat seçilen 3.470 kişiden oluşan 347 aile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve İzmir gibi Batı illerine serpiştirilerek yerleştirildiler. Binlerce Kürt kızı Türk ailelerine evlatlık olarak verildi. Dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına dek sürecek, bölgenin yasak bölge olmasına ise ancak 1948’de son verilecekti.
Sonuç olarak, 1921-1938 arasında, kimi feodal, kimi kültürel, kimi dinî, kimi siyasi taleplerle defalarca Türk devletiyle karşı karşıya gelen Kürt toplumu, Alevi-Sünni, Alevi-Alevi, Sünni-Sünni çatışmaları, aşiretler, bölgeler, aileler arası çatışmalar yüzünden bölünmüş olduğu için ve bunun doğal sonucu olarak da toplumsal, ekonomik ve siyasi örgütlenme açısından yetersiz olduğu için, kendisinden çok daha örgütlü olan Türk milliyetçiliği ve onun düzenli ordusu karşısında başarısızlığa uğramıştı.
Parti çok ama politika tek
En basit talepleri bile baskı, zulüm, yıldırma, silah, bomba, hatta zehirli gaz gibi sert yöntemlerle karşılanan Kürtler, 1946’da ‘Çok Partili’ yaşama geçildiğinde sindirilmiş durumdaydılar. 14 Mayıs 1950’de yapılan tarihî seçimlerde bazı Kürt toplum liderleri Demokrat Parti (DP) listelerinden aday olurken, Kürtlerin büyük bir bölümü oylarını ilk kez CHP’ye değil, DP’ye verdiler. Bunun altında yatan en önemli neden CHP’nin 1945’te uygulamaya çalıştığı ancak başarısız olduğu Toprak Reformu idi. Ancak CHP ile Kürt feodalleri arasındaki ittifak 1957’ye kadar sürdü. Çünkü DP’nin modernleşmeci projeleri Kürtleri kapsamıyordu.
Bu tarihlerden itibaren Türkiye’nin modernleşmesiyle uyumlu olarak çeşitli kesimlerden Kürt çocukları üniversite eğitimi için büyük şehirlere gelmeye başladılar. Bu kesimlerin çıkardığı bazı yayın organları aracılığıyla Kürt tarihi, uygarlığı ve edebiyatı dünyaya, komşu halklara ve Kürtlerin daha çok kentli kitlelerine ulaştırıldı. Kahire ve Erivan’dan yapılan Kürtçe yayınların da katkısıyla ‘etnik kimlik bilinci’ artık bir avuç Kürt milliyetçisinin özel alanı olmaktan çıkmaya başladı.
Ama Kürtlük bilincini en fazla etkileyen olay, 14 Temmuz 1958’de Irak Kralı Faysal’ın General Abdülkerim Kasım tarafından kanlı bir darbeyle tahttan indirilmesinden sonra İran’da kurulan Mahabad Cumhuriyeti’nin önderlerinden olup 1947’den beri sürgünde olan Molla Mustafa Barzani’nin Bağdat’a çağrılması ve Kürtlere Kerkük’ün de içinde olduğu bir otonom bölge sözü verilmesi oldu. Bu durum Menderes Hükümeti’ni tedirgin edince yeni bir sertleşme dönemine girildi.
General Kasım darbesinin birinci yıl kutlamaları sırasında, 14 Temmuz 1959’da Kerkük’te bir grup Türkmen’in Irak ordusunca katledilmesine misillime olarak, MİT’in (o zaman MAH) önerisiyle 1.000 ila 2.500 kişilik bir Kürt grubunun ‘tenkil’ edilmesi fikriyle başlayan ‘beyin fırtınası’ sonucu 49 Kürt aydın idam cezası ile mahkemeye verildi. 49’ların davası sürerken 27 Mayıs 1960 darbesi gerçekleşti.

Cemal Gürsel’in tehdidi
27 Mayısçılarınfeodalizmden kaynaklandığını düşündükleriKürt meselesine buldukları çare ise feodalizmi çözecek bir toprak reformu yapmak değil, 1 Haziran 1960’tabölgelerinde etkili olan toprakağalarından, aşiret reislerinden,şeyhlerinden ve Kürt milliyetçisiolduğundan şüphelenilen 485kişinin Sivas-Kabakyazı’daaçık arazide kurulan bir kampakapatılmasıydı. Ayrıca geleneğe uygun olarak, siyasetlerini Kürt kimliğinin inkâr üzerine kurduklarını gösteren raporlar hazırladılar. Hatta darbecilerin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 16 Kasım 1960 tarihli İsveç gazetesi Dagens Nyheter’de çıkan demecinde şu tehdidi savurmuştu: “Eğer yola yordama gelmezlerse, dağlı Türkler (Kürtler) rahat durmazlarsa, ordu, şehir ve köylerini bombalayıp yıkmakta, tereddüt etmeyecektir. Öyle bir kan gölü olacaktır ki, onlar da ülkeleri de yok olacaktır.”
TİP ve DDKO deneyimi
Dünyada devrimci kalkışmanın moda olduğu yıllarda, solcu Kürt aydınları siyasi taleplerini 1961’de kurulan Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde dile getirmeye başladılar. Muhafazakâr Kürt aydınları ise Irak’taki Barzani hareketine eklemlenerek, Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi’nde (T-KDP) örgütlendiler. TİP’teki ‘Doğulular’ kanadının etkisiyle, TİP literatüründeki adıyla “Doğu Meselesi” Türkiye’nin gündemine taşındı, ancak konuyu kamuoyuna mal etmek için, T-KDP’li muhafazakârlarla ve TİP’li solcular elbirliği yaptılar ve 1967’de çeşitli il ve ilçelerde ‘Doğu Mitingleri’ düzenlendiler. Mitinglerde, Doğu’nun ihmal edilmişliği, jandarma ve polis baskısı, fırsat eşitliğinin olmayışı gibi konular işleniyordu. Ancak, bazı Kürt gençleri TİP’i pasif bularak Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO) ile Dev-Genç ve Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) gibi Marksist örgütlerde toplandılar. Bu örgütlerde sol söylemlerle Kürt milliyetçisi söylemler el ele gitti. Bu oluşumlara, Kürt feodallerinin, ağalarının, Cumhuriyet döneminin sürgünlerinin çocukları da katılınca rejimin muhafızlarında alarm zilleri çalmaya başladı.
12 Mart 1971’de askerlerimizin âdet olduğu üzere siyasete müdahalesi gerçekleştiğinde T-KDP illegal olduğu için sadece üyelerinin yargılanması ile cezalandırıldı ama TİP, Kürt meselesini gündeme taşıdığı için kapatıldı. Kapatma kararından sonra TİP liderleri 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldılar. Bir kez daha anlaşılmıştı ki, devletin en mutedil biçime de olsa Kürt meselesinin dile getirilmesine tahammülü yoktu!
Radikalleşme süreci
TİP’in ve ardından DDKO’nun kapatılmasıyla siyasi taleplerini dile getirecek platformları kalmayan solcu Kürtler, ister istemez, muhafazakârlar gibi gözlerini Molla Mustafa Barzani’nin özerk bir yönetim kurduğu Kuzey Irak’a çevirdiler. Bu durum devletin gözünden kaçmadı ve Şırnak ve Silopi yöresindeki DDKO’lu gençler Diyarbakır ve Siirt İlleri Sıkı Yönetim Mahkemelerinde, “Irak KDP’sinin (I-KDP) uzantısı T-KDP sanıkları” olarak ağır cezalara çarptırıldılar.
1973’te iktidara gelen CHP’li Bülent Ecevit seçim kampanyasında “Doğu’nun sorunlarını çözme” sözü vermişti ama bir süre sonra bundan vazgeçti. Hem legal siyasi partilerden, hem Türk solundan umudunu kesen Kürtler, 1974’te I-KDP’nin ve Barzani’nin Irak’taki ayrıcalıklı konumunu kaybetmesi üzerine sol ile milliyetçiliğin karışımı radikal bir söyleme kaydılar. Bu radikal gruplardan biri hikâyesini geçen haftalarda anlattığım PKK idi.
Bu kesimler, 11 Eylül 1980 askerî darbesinde ilk tutuklananlar arasındaydı. Bir bölümü çok ağır cezalara çarptırıldı, bir bölümü çatışmalarda, faili meçhullerde öldürüldü. Diyarbakır Cezaevi’nde en ağır işkencelerle geçen yıllardan sonra artık, solculuk, sağcılık gibi siyasi kavramlar değil, ‘Kürtlük’ gibi etnik kavram ağırlık kazanmaya başlamıştı. Bunun ne anlama geldiğini 1984’ten itibaren ülkece anlayacaktık...
Özet Kaynakça: Kemal Kirişçi&Gareth M. Winrow, Kürt Sorunu, Kökeni ve Gelişimi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1997; Naci Kutlay, 21. Yüzyıla Girerken Kürtler, Peri Yayınları, 2002; Tarık Ziya Ekinci,Vatandaşlık Açısından Kürt Sorunu Ve Bir Çözüm Önerisi, Kuyerel Yayınları, 1997; Martin van Bruinessen,Kürdistan Üzerine Yazılar, İletişim, 1995, aynı yazar, Ağa, Şeyh ve Devlet, İletişim, 2003; Aliza Marcus, Kan ve İnanç, PKK ve Kürt Hareketi, İletişim, 2009;Resmi tarih tartışmaları-6: Resmi Tarihte Kürtler, (Editör: İsmail Beşikçi), Özgür Üniversite Yayınları, 2009.
Taraf
hurayse@hotmail.com
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:31 PM   #7
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Savaşa Hayır!

17 Jun, 2010 11:10:00 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazı boyutu [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kirli bir savaşın yeniden tırmandırıldığı Kürdistan'da, yeni tahribatların, yeni Faili meçhullerin(!) ve yeni katliamların baş göstereceği, bu oyunu teşhir etmeyi ve bu oyuna karşı tavır almayı İnsani/Kürdistan’i bir sorumluluk olarak görüyoruz. AKP'nin "Yeni Osmanlıcılık" hevesiyle yerel/bölgesel gerici güçlerle geliştirmeye çalıştığı ve halkımızın geleceğini tehdit eden ittifak arayışlarına en sert tepkiyi verirken, içerde Kemalist rejimin ekmeğine yağ sürecek bir duruş sergilemekten de özenle kaçınmak gerektiğine inanıyoruz.
.
.
Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da yaşanan sıcak olaylar ve karmaşık ilişkiler, “bir yanlışa karşı çıkarken, başka bir yanlışa hizmet etmek” gibi riskli ve kaygan bir zemin oluşturmuştur. Böyle bir zeminde gelişen olaylara karşı özgün değerlendirmeler yapmak, başat güçlerin inisiyatifi dışında tutum takınmak, beli politik riskleri göze almayı gerektirdiğinden dolayı da kolay değildir. Ama Ulusal-Demokratik güçler, bir halkı felakete sürükleyenler tarafından "hain" ilan edilmeyi dahi göze alarak bu kolay olmayan durumu aşmak zorundadırlar. Aksi bir tutum, alışılageldiği gibi, “ya PKK, ya Devlet” ikileminden kurtulma olanağı vermeyecektir. Zaten yıllardır sürdürülen ve Kürdistan'da olağanüstü bir tahribata neden olan savaşa karşı ciddi bir şey yapamamanın yegâne nedeni de, bu ikilemden kurtulamamış olmaktır.
Tabanın tüm iyi niyetine karşın PKK'nin hiçbir ulusal talebi olmadığı, Öcalan'ın kişisel istekleri doğrultusunda yönlendirildiği; bu kişisel isteklerin de, Kemalist sistemin devamıyla örtüştüğü aşikardır. Bu nedenlerle, ulusal içerikten yoksun, Kürdler adına ama Kürdlere zarar verecek şekilde yürütülen silahlı mücadelenin sadece Kemalist sisteme hizmet ettiği apaçık ortadadır.
Anayasa değişiklikleri girişimiyle birlikte tedirgin olan Kemalist/ırkçı kesim, herhangi bir değişikliğe olanak vermemek için, peyderpey gerçekleştirdiği askeri darbe girişimleri ve özel operasyonlarının bir devamı olarak, hem kurumlarını (HSYK, ANAYASA MAHKEMESİ, YARGITAY v.s.) harekete geçirdi, hem de toplumsal gerginliğin bir taşıyıcısı olan PKK'yi de yedek bir güç olarak hazırladı.

Kısmi Anayasa değişiklikleri gündeme geldiği dönemde, “Kemalist kurumların Referandumu engelleme şansı kalmadığında PKK devreye girerek eylemlerini sıklaştıracaktır” değerlendirmesini; hem kurumsal olarak yaptık, hem de yazar arkadaşlarımız kişisel görüşlerini kamuoyu ile paylaştı.

Aslında oyun çok açık oynandı. Öcalan Anayasa’da yapılması düşünülen değişikliğe geçit vermemek için, alınacak tavrı çok net mesajlarla ortaya koymuştu. Bu tutuma karşı çıkan Kürd muhalefeti, yetersizliğine, eksikliğine karşın referandumda PKK ile aynı tutumu takınmayacağını dillendirmeye başladı. Bu tavır, Kürdistan halkı üzerinde PKK'nin tekçi, baskıcı anlayışının yıkılması ve ulusal nitelikte Kürd muhalefetinin varlık göstermesi açısından çok önemlidir.

İsrail-Filistin Sorunu ve Türkiye'nin olaya taraf olma biçimi ve Kürdler üzerinde oynanan oyunlar hem gündemi değiştirdi, hem de Kürd muhalefetinin sınırlı değişimin taşıyıcısı olan AKP'ye karşı çok sert eleştiriler yapmasını sağladı. Haklı olan bu tepki, Ergenekon-PKK Zıt Ortak’lığı kapsamında hayata geçirilen referandum oyununun yan sıra, söz konusu odaklar tarafından tırmandırılan bu anlamsız savaşa taraf olmak veya hizmet etmek gibi bir riski de beraberinde getirdi. Dolayısıyla, savaştan beslenen Kemalist/ırkçı kesim ile onun Kürd versiyonu olan PKK'nin arzuladıkları ortam da yaratılmış oldu.
Kirli bir savaşın yeniden tırmandırıldığı Kürdistan'da, yeni tahribatların, yeni Faili meçhullerin(!) ve yeni katliamların baş göstereceği, bu oyunu teşhir etmeyi ve bu oyuna karşı tavır almayı İnsani/Kürdistan’i bir sorumluluk olarak görüyoruz. AKP'nin "Yeni Osmanlıcılık" hevesiyle yerel/bölgesel gerici güçlerle geliştirmeye çalıştığı ve halkımızın geleceğini tehdit eden ittifak arayışlarına en sert tepkiyi verirken, içerde Kemalist rejimin ekmeğine yağ sürecek bir duruş sergilemekten de özenle kaçınmak gerektiğine inanıyoruz.
Bu nedenle dün olduğu gibi bu gün de “Kemalist sistemde açılacak her gedik bir kazanımdır” anlayışımızı koruduğumuzu, yaşanan çirkin oyunun parçası olmayacağımızı, sınırlılığına, eksikliğine ve somut olarak Kürdler için önemli hiçbir şey içermezse de, Anayasa değişikliklerinin hayata geçirilmesine engel olacak ve olası referanduma “hayır” diyecek bir tutum içinde olmayacağımızı özellikle belirtmek istiyoruz.
Bu tutum aynı zamanda yaşanan çirkin savaşa da dur demektir ve herkesi bu çirkinliğe dur demeye davet ediyoruz...
.
Nasname
Özgür Bireyler Topluluğu
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:31 PM   #8
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Faşist T.C'nin Terörüne Karşı Kürdistanla Dayanışma Komiteleri Oluşturalım Faşist TC. 'nin "Kürt açılımına", hangi sınıfın bakış açısıyla baktığını mazlum Kürt ulusuyla, faşizmin dili; şiddet , cebir, zor, imha ve inkar yolu ile konuştuğunu , bir kez daha kanıtladı.
Önce Kürtlerin kendi partisi DTP'yi kapattı.Sonra bu meşru iradenin yok sayılmasına karşı çıkan ve direnen başta Kürt ulusu olmak üzere;binlerce Kürt çocuğunu ; kol kırarak , gaz kullanarak,kurşunluyarak, işkence yaparak zindanlara doldurdu.
Yetmedi:bölgede seçilmiş Kürt ulusunun iradesi,belediye başkanlarını kelepçeleyerek zindana tıktı.
O da yetmedi:bölgedeki halkın siyasi önderlerini KCK yöneticileri diye bir bir toplatıp maphusa doldurdu.
En son Habur kapısında giren kendilerine "barış elçileri" diyen gruba sıra geldi: onların da onu tutuklandı,üçüne de gıyabi tutuklama kararı verildi.
Kuzey Kürdistandaki tablo işte bu...
Hiç kimse, PKK'nin çizgisini bahane ederek , keskin sloganlara sığınarak, onun geldiği aşamadan bahsederek _ ki eleştirilerin tümüne katılıyorum_ bu tabloyu görmemezlikten gelemez.
Tıpkı Hitlerin subayı Picasso'nun yaptığı savaşın dehşetini anlatan tabloyu gösterip:"Bu tabloyu siz mi yaptınız?" demesi ve Picasso'nun ona:"Hayır ben yapmadım siz yaptınız." demesi gibidir.
İşte faşist TC.'nin yarattığı tablo budur...
Hiç kimse bu tabloya kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır.Çünkü yapılanların hiçbirinin, yasayla, hukukla, ahlakilikle , insanlıkla ilgisi ve alakası yoktur.
Bir ulusun temsilcisiyim dediği, oy verdiği millet vekili çıkardığı bir partiyi kapatacaksın , iki millet vekilini düşüreceksin, ayrıca o bölgede seçimle iş başına gelen belediye başkanlarını tutuklayacaksın , kim siyaset yapıyorsa onu tutuklayacaksıni hiç kimseyi bulamazsan , çocokları yakalayacak kollarını kıracaksın, böyle bir vahşet faşist TC'nin sınıftaşı İsrailde olabilir ancak.
ALIŞMAYA ALIŞMAK
Elbetteki bazı arkadaşlar , "bu dün de böyleydi bu gün de böyleydi". En kötüsü de bu ya: alışmaya alışmak!
Bu yavaş yavaş ısıtılan suyun içine atılan kurbağanın tepkisizliğine benzemektedir.Dün yaşadığımız örgütsüzlük ve dağınıklığımız bugün geçerliliğini yitirmrlidir.Kuzey Kürdistanda baskı,zulüm , cebir, imha ve inkar daimidir.
Geç kalmış olsak da duruşumuz değişmemeli,acilen örgütlülüğe gidilmelidir.Bu konuda atılacak adımlar küçümsenmemeli, tartışmalar derinleştirilmeli,öneriler geliştirilmeli her insan ,örgüt,çevre, küme birleşerek daha büyük örgütler oluşturulmalıdır.Bu şeklen bağımsız; devrimci , demokrat, komünist, hümanist çevrelerin desteklediği bir oluşumdan meydana gelmelidir...
Hiç kimse komünisliğime helal gelecek , devrimciliğimden taviz vereceğim kaygısı taşımamalıdır.Çünkü savunulan şey faşist diktatörya altında inim inim inleyen mazlum Kürt ulusudur.Asıl bu konuda tavırsız kalmak, vicdanlarımızı sızlatacak yarın tarih önünde hesap veremeyeceğiz.
Birçok arkadaşımız da bugün var olan birliktelikleri bahane olarak ileri sürerek , böylesi bir oluşuma karşı çıkabilir.Bu oluşumlar duyarlı dinamiklerini yitirmelerine rağmen, elbetteki yeni oluşumlara katılabilirler veya destekleyebilirler.Hiçbir grup kaygısı taşımaksızın birleşebilecek bütün güçlerle birleşilmelidir.
KÜRDİSTANLA DAYANIŞMA KOMİTELERİ OLUŞTURALIM
Başlangıçta saydığımız haksızlıkları teşir ile birlikte , Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı temelinde, sürekli ve kalıcı , kurumsal olarak oluşmuş birlikler oluşturulmalı, bu kurumları özellikle Türk devrimcileri ve komübistleri oluşturmalıdır.Bu malesef önderlik edemediğimiz Kürt ulusuna , devrimci dayanışmamızın vefa örneği olarak adledilmelidir.
Bugün gelinen aşamada , nasıl ki faşist TC. yıllardır Kürtleri inkar etmekle bir yere varamadıysa; devrimci ve komünistlerde, yıllardır Kürtlere önderlik edeceğim diyerek Kürt ulusal mücadelenin çok çok gerisine savrulmuşlardır.Acı ama gerçek budur!
İbrahim Kaypakkaya yoldaşın öngördüğü gibi, Kürt ulusal hareketi bizim irademizin dışında çok çok ileri bir mevzide durmakta ,bizim yapmamız gereken bu hareketi destekleyerek daha ileriye taşınmasına yardımcı olmaktır.Anak böylelikle samimi davranır, başta Kürt işçilerinin ve halkının genelde de ; Kürt ulusunun güvenini kazanabiliriz.
Hiç kimse Marksizmi PKK'ye liberalizmi kendisine uygulamasın.
Marksizmin canlı özü ; somut şartların somut tahlilidir. Hazır bir reçete halkları kurtuluşa götürmemiştir ve de götüremez .Keskin sloganlar atmak,basma kalıp lafları tekrarlamak , ama faşist TC. ile savaşı PKK'ye bırakmak!
Marksizm : devrimci teoriyle devrimci pratiğin birliğidir.Peki yukardaki "devrimci lafazanlık"ın neresi devrimci Marksizmdir.
Unutmamalı ki; sosyalist bir ülkenin olmayışı güçlü bir komünist partinin bulunmayışı , ulusal kurtuluş hareketini nereye kadar götürebilir.Bu konu da ille de "suçlu" aranacaksa sosyalist bir ülkenin olmayışı ve güçlü bir komünüst partisinin bulunmayışı sorgulanmalıdır.Bu bizim suçumuzdur.
Ulusal kurtuluş hareketinin değil! Herkes doğasının gereğini yerine getiriyor.Buna niye şaşıyor ve niye öfkeleniyoruz.Bu gerçek kavranırsa , PKK'nin hareketine göre yön değiştirmek yerine , kendi bakış açımızı hayata geçiririz.Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ,bizim temel ilkemiz.PKK olsa da olmasa da, biz kayıtsız şartsız bunu savunuruz.
Doğal olarak bizim savaşa da barışa da bakış açımız bu kavramlara yüklediğimiz içerik elbetteki çok başka.Bu iki kavrama yaklaşımımız; şairle hızarcının ormanı tanımlaması gibidir.
Yine komünistler kapitalist sistemde her toplu sözleşmenin "daha iyi bir satış" olduğunu bilirler ama yine de her toplu sözleşmeyi desteklerler.
Ulusal mücadelenin de, sosyalist bir ülkenin olmayışı, güçlü bir komünist partinin bulunmayışı nedeniyle devrimci görevlerini mütemadiyen yerine getiremeyeceğini bilirler.Yine bilirler ki bu harekete verdikleri desteğin ölçütü oranında bu hareket daha ileriye taşınır.
Ulusal hareketin daha ileriye taşınması , onun değil, bizim daha geniş desteğimizle orantılıdır.
SONUÇ OLARAK
"Karanlığa hergün sövmektense bir mum yakılmalı" duygusal ,yakınmasal , bireysel tepkilerimizi örgütlü hale getirmeliyiz.Unutmamalıyız ki örgüt dediğimiz şey:iki kişinin bir araya gelmesidir.Kürt ulusal hareketine yeni nefes boruları açmak ; faşist TC.'yi sistemli ve teşhir etmek için örgütlenmeliyiz , örgütlenmeliyiz, örgütlenmeliyiz...


Bayram Yoldaş
bayram@hotmail.com
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:35 PM   #9
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

İşte Şemdinli eyleminin ayrıntıları

SİNAN CUDİ-ANF
FLASH / 14:48 / 20 Haziran 2010
BEHDİNAN - Şemdinli’de gerillanın Türk ordusuna yönelik gerçekleştirdiği eylemin ayrıntıları açıklandı. HPG 37 askerin öldüğü ve çok sayıda askeri mühimmata el konulduğunu bildirirken, çatışmalarda 3 gerillanın hayatını kaybettiğini duyurdu. Zap’a saldırı düzenleyen uçaklardan birinin de darbelendiği kaydedildi.

HPG Basın İrtibat Merkezi (BİM) Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 19 Haziran günü saaat 02.00’de gerçekleşen ve Ankara’da şok etkisi yaratan gerilla eyleminin eylemin ayrıntıları hakkında bilgi verdi.

KARAKOL VE TEPE VURULDU

Türkiye, Irak ve İran sınırlarının birleştiği noktada bulunan Gare (Tekeli) Karakolu ve Güney Kürdistan’a sınır ötesi operasyon hazırlığını yapan Türk askerlerinin konumlandığı Konserve Tepesi’ne yönelik aynı anda gerçekleştirilen eylemde Türk ordusunun 37 kayıp verdiği, çok sayıda askerin de yaralandığı. Çatışmalarda 3 HPG gerillasının da yaşamını yitirdiği bildirildi.

TEPE TAMAMEN ELE GEÇİRİLDİ

HPG gerillalarının Türk ordusunun uzun süredir planladığı sınır ötesi operasyon amacıyla asker ve askeri malzeme ile çok sayıda ağır silah konuşlandırdığı 'Konserve Tepesi'ni tamamen ele geçirdiklerini bildiren HPG, burada 33 askerin öldürüldüğünü kaydetti. Eylem ardından takviye amacıyla alana gelen askerlere yönelik gerçekleştirilen tuzak eyleminde de 4 asker öldürülürken 9 asker de yaralandı.

ELE GEÇİRİLEN ASKERİ MALZEMELER

HPG gerillalarının gerçekleştirdikleri eylemde 3 adet MG3 tam otomatik silah, 3 adet HK-33 (melez) silah, 2 termal kamera ile 1 adet gece dürbününe el koyduğu bildirilen açıklamada, 2 adet A6 silah, 1 adet büyük muhabere cihazı, çok sayıda ferdi silah ve muhtelif askeri malzemenin de imha edildiğini bildirdi.

SKORSKY DARBELENDİ

Eylem ardından 3 helikopterle ölü ve yaralılarını kaldırmak isteyen Türk ordusuna yönelik yeni bir eylem gerçekleştiren HPG gerillaları bir skorsky helikopteri de darbelediler. Açıklamada skorsky helikopterin aldığı darbe ardından alandan uzaklaşmak zorunda kaldığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca Xakurke’ye bağlı Şehit Beritan, Gare, Karker, Şehit Ahmet, PKK köyü ve Gunde Cennete bölgesinin Türk ordusunca atılan obüs ve havanlarla, kimi zaman da savaş uçaklarıyla bombalandığı bildirildi.

SAVAŞ UÇAKLARI SİVİLLERİ VURDU

Eylem ardından Güney Kürdistan’a yönelik hava saldırısı gerçekleştiren TSK sivilleri bombaladı. 19 Haziran günü akşam 19.30 sularında Cennet köyü sakinlerine ait yayla evlerini bombalayan Türk savaş uçakları burada 1 Kürt kızını katletti. Mihemmed Haci Mecit isimli köylünün 15 yaşındaki Zahide Mihemed Mecid isimli kızının öldüğü öğrenilirken, eşi Gelavej ve 5 yaşındaki oğlunun da yaralandığı bildirildi. Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre yaralanan çok sayıda köylünün Hewler devlet hastanesine kaldırıldığı öğrenildi.

ZAP’TA F16 SAVAŞ UÇAĞI DARBELENDİ

Şemzinan (Şemdinli) eylemi ardından Medya Savunma Alanları’na yönelik hava saldırısı başlatan Türk ordusu Zap’ı da bombaladı. 19 Haziran günü saat 14.30 ile 16.00 saatleri arasında 6 savaş uçağıyla Zap’a bağlı Ele, Sernê ve Kêrê köyü ile Çiyaye Reş, Angola ve Cehennem tepesi yamaçlarını savaş uçaklarıyla vuran Türk ordusuna HPG gerillaları hava savunma mevzilerinden uçaksavarlarla cevap verdi.

Gerillaların uçaksavarlarla yaptığı savunmada bir F16 uçağın darbelendiğini belirten HPG BİM, uçağın, bombaları hedef gözetmeksizin attıktan sonra hızla alandan uzaklaştığını bildirdi. Açıklamada ayrıca Zağros’a bağlı Herguş mıntıkasına yönelik de Türk savaş uçaklarının 19 Haziran günü 14.00 sularında bir saldırı düzenlendiği bildirildi.

ŞEMDİNLİ VE ÇUKURCA’DA EYLEM: 3 ÖLÜ, 2 YARALI

Öte yandan HPG gerillaları Şemdinli’de farklı bir karakola yönelik ayrı bir eylem daha gerçekleştirdi. Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Haruna karakoluna yönelik gerçekleştirilen eylemde 2 asker ölürken, 2 askerin de yaralandığı bildirildi. HPG-BİM, açıklamasında eyleme müdahale amacıyla alana gelmeye çalışan akrep tipi zırhlı bir askeri aracın da vurularak ağır darbe aldığını bildirdi.

Açıklamada Hakkari-Çukurca yolu üzerinde bulunan Depin köprüsüne yakın bir yerde bulunan polis kontrol merkezine yönelik eylem gerçekleştiren HPG gerillalarının burada da 1 polisi öldürdüğü bildirildi.

BİTLİS’TE HAREKETLİ BİRLİĞE EYLEM

HPG gerillalarının diğer bir eylemi de Bitlis’te gerçekleşti. Bitlis’in Xervis (Bölükyazı) beldesinde operasyona çıkan hareketli birliğe HPG gerillalarının uzun bir takipten sonra bir sızma eylemi gerçekleştirdiğini belirten BİM 19 Haziran günü saat 16.00’da gerçekleşen eylemde 1 askerin öldürüldüğünü kaydetti.

KULP’TA ÇATIŞMA

HPG-BİM ayrıca Diyarbakir’ın Kulp ilçesi kırsalında Türk askerleri ile HPG gerillaları arasında bir çatışmanın yaşandığını bildirirken yaşanan çatışmada herhangi bir can kaybının olmadığı bildirildi.

OBÜS VE HAVAN SALDIRILARI

HPG BİM açıklamasında19 Haziran günü Zap’ın savaş uçaklarının yanısıra obüs ve havanlarla da bombalandığını bildirdi. BİM, Çiyaye Reş alanının geneli, Sêrnê köyü, Angola ve Cehennem tepesinin öğlen 14.00’dan akşam karanlığına kadar Türk ordusunca atılan obüs ve havanların hedefi olduğunu ifade etti

Ayrıca Haftanin’e bağlı Gıre Bêtalma alanının da 19 Haziran günü saat 20.00 ile 21.30 saatleri arasında obüs ve havanlarla bombalandığı kaydedildi.

ANF NEWS AGENCY
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-20-2010, 05:36 PM   #10
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Savaş bezirgânları ve ırkçı faşist koro hep bir ağızdan vurun kürtlere diyorla

Erdoğan ve Başbuğ Gare Taburu'nda

ANF
13:04 / 20 Haziran 2010
HAKKARİ - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Şemdinli'de dün en az 11 askerin öldüğü Tekeli (Gare) Taburu'nu ziyaret etti.

Hakkari'nin Şemdinli İlçesi'nde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 11 asker için Van Jandarma Filo Komutanlığı'nda düzenlenen cenaze töreninden sonra Başbakan Tayyip Erdoğan ve beraberindekiler, 10 helikopter eşliğinde Şemdinli'nin Tekeli (Gare) Taburu'na gitti.

Erdoğan ve Başbuğ'un burada yapılacak incelemeden sonra tekrar Ankara'ya dönecek. Erdoğan ve Başbuğun gelişi nedeniyle tekeli mıntıkasındaki giriş çıkışlar kontrol altına alındı.

ANF NEWS AGENCY
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
ağizdan, ağızdan, bezirgânlari, bezirgânları, bir, diyorlar, faşist, hep, irkci, koro, kürtlere, savaş, vurun, ırkçı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Tasmalarından salınan itler devrede kontrgerilla provokasyonları ırkçı-faşist saldırı Mahmut Halil CAN EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM 36 01-12-2010 06:44 PM
Sınıf ırkçı faşist provokasyonla düzene bağlanmaya çalışılıyor Mahmut Halil CAN EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM 25 11-01-2009 02:45 PM
Emperyalist kapitalizmin göbeğinde ırkçı-faşist-kapitalist şov Mahmut Halil CAN ANA KITA SINIF HAREKETLERİ VE MÜCADELE 6 10-02-2009 06:02 PM
Faşist rejimin kürdistan ve kürtlere dönük manevraları ile tarihsel hesaplaşma Mahmut Halil CAN TARTIŞMA PALTFORMU 1 06-25-2009 05:43 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:24 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,