![]() |
|
|||||||
| EĞİTİM VE EĞİTİM SORUNLARI EĞİTİM VE EĞİTİM SORUNLARI,OKS,ÖSS,LGS VS PAYLAŞIM ALANI |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
SINAVLAR DERSANELER ÖZEL EĞİTİM KURUMLARININ ÜZERİNDEN KAZANILAN MİLYARLAR İLE KAYBEDİLEN YAŞAMLAR VE GELECEK
Geçtiğimiz yıl bu konuya ilişkin bir makale yazmış idik. Konunun içeriği değişmemekle birlikte, sözünü ettiğimiz konuda korkunç büyük bir sektörün oluştuğunu, öğrencilerin at gibi yarışlara hazırlandığı gibi; okulda alamadığı öğretimi tamamlamak için, sınavlarda başarılı olmak adına özel eğitim kurumları, dershaneler, özel ders alımı vs gibi çeşitli araçlarla da korkunç bir sömürü alanı yaratıldığı açıktır. Ki bu yönelim 24 Ocak Kararları ile yaşamın tüm alanlarının özel ellere, denetimsiz, tamamen kapitalizmin kuralsız, kar-para –çıkar ve insafına terk edilmesi demek idi. Yıllardan beridir de zaten alt yapısını bu temel üzerine kurmuş düzenin; bu alanda da azami kar-çıkar hırsı ile hareket edip at koşturduğu bir sektör yarattı. Bu bakir alanı fark eden sermaye sınıfı ve yeni yetme sermayedarlar, öylesine karlı bir alan olduğunu kısa sürede anladılar ki; artık düzen ve onun temsilcileri üzerinde baskı ile sektörü tamamen kendilerine yöneltmeyi başardılar doğal olarak. Devlet okulları bilerek, isteyerek ihmal edilip, zaten yapılmayan yatırımlar ve de ayrılan ödenek yetersizlikleri dolayısıyla ve de iğdiş edilmiş eğitim-öğretim sistemi ile birlikte ek eğitim kurumları olmadan yürüyemez hal getirildi. Pek tabii ki, bunun dışında bizatihi devlette kalmadı, etüt vs derken bu sömürüyü meşru-yasal kılmak içinde elinden geleni ihmal etmedi! Her yıl değiştirilen sınav sistemleri, her yıl oynanan yönetmelikler, katsayılar vs ile baş döndüren bir hızda yürüyen sistemsizliktir kapitalizmin sermayesini kat be kat arttıran ve de aynı zamanda içi boş, kof vs kişiliksiz kuşakların büyümesini sağlamak. Bir taşla düzen birkaç kuş vurmaktadır, dolaylı ya da dolaysız olarak. Sınavları ta ilköğretimin her kademesine yayarak, hem sınavları yürüten kurumlara ve hem de ister istemez bu at yarışında yer alan öğrencinin başarısı! için ihtiyaç duyulan takviyeler dolayısıyla özel eğitim ya da yardımcı kurumların kasalarının doldurulması sağlanmaktadır. Yaşamın her adımında bu sınavlar yayılarak; iş kapıları, kamu kurumlarında kölece çalıştırılmak için bile özle sınavlar yapılarak aynı kazanç kapılarında kasalar doldurulmaktadır hakeza. Düzen bütün olarak sistemin geneline yaydığı bu kazançlı işler bütünlüğü içinde, hem istediği gibi kasasını doldurmakta ve de yeni-geleceği yaşayacak kuşakları istediği gibi biçimlendirmektedir. Özellikle rantın korkunç düzeyde olduğu iki ana, vazgeçilmez sektör olan eğitim ve sağlık alanında sermaye sınıfının gittikçe büyüyen karlarının kapısı olmaktadırlar. Düzenin bu alanı dilediği gibi kullanmasının tek bir nedeni var ki; o da sınıf mücadelesinin bu alanda ve de genel olarak istenilen düzeyde olmaması, algı ve bilinç düzeyinin işin gerçeklerini kavramadaki yetersizliğidir. Düzenin gerçek sahipleri, bu karlı işi sürdürmek uğruna türlü dalavereler elbette yapacaklar ve düzeni istedikleri gibi biçimlendireceklerdir. Bu kaçınılmaz gerçeği değiştirip dönüştürmenin tek ve yegane bir temeli vardır: O da kitlesel karşı duruş ve mücadele ile bu çarkın kırılmasına dönük sistemli bir mücadele hattı. Politeknik eğitim, düzenin bozuk, kar-çıkar ve para üçgeni sisteminin karşısına çıkacak sosyalist eğitim sisteminin temelidir. Proğramatik, politik, pratik tüm araçlarla düzenin her cephesine vurulması gerektiği gibi; bu alanı da ihmal etmeden; gelecek güzel günleri yaratacak gelecek kuşakların eğitsel düzlemlerinin gelecek insani-özgür bir dünya çerçevesinde olması mücadelesi; genel sınıf mücadelesinin özel, önemli bir parçasıdır ve olmalıdır. 29.03.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
YAŞAM MI YOKSA SAHTE DÜNYALAR MI?
Hep bir eğitim sisteminden söz edilir bu memlekette.Hep bu olmayan şey eleştirilir.Gerçekten varlığı ve yokluğu tartışılıp,onun üzerine alternatifleri konuşulması gerekirken, olmayan bir şeyin tartışılması kadar traji komik bir şey olamaz.Zira bu ülke de hiçbir zaman ,kimi dönemler hariç tutulmak üzere-ki bu dönemler köy enstitüleri dönemi ile öğretmen okulları dönemidir kısmen;o da kapitalizmin ülkede egemenliğini pekiştirmesi ve eğitimli işçilerin yetiştirilmesi taban eylemi açısından zorunlu idi.-gerçek bir eğitim sisteminden söz etmek olanaklı değildir.Kendi başına bir öğretim sisteminden söz edilebilir se de,bunu eğitim işi ile karıştırmamak gerekir.eğitim,bir bütün olarak öğretimi,okulu,matematik,kimya vs yi kapsar ve onu aşar ki,bu aşım hareketi bir bütün olarak kişinin yaşama hazırlanması eylemidir.Kişinin kişilikli,bütün olarak yaşama bir bakışı olan,hemen her konuda kendine yeter düzeyde yaşam bilgisi ile donatılmış,öğretim eylemi ile edinmiş olduğu mesleği yaşam içinde uygulama etik-ahlaki sorumluluklarını taşıyabilecek bir düzeye çıkarılması eyleminin tümüdür eğitim süreci.Zira ,eğitim bir süreçtir ve yaşam sürdüğü sürece bu süreç hiç bitmez.Her gün ,her an eğitim eylemselliği bitmez. Eğitim süreci aynı zamanda,bir zincirsel halkaların bütünsel olarak birbirini tamamlamasıyla anlamlı olur ve kazanılır.Yani aileden başlayarak bir bütün olarak okul,çevre,düzen,insani –kültürel ilişkiler bütünlüğü vs vs hep bu sürecin halkalarıdırlar.Bu zincirin halkalarından birindeki zayıflık ya da yokluk,bir bütün olarak sürecin parçalanması anlamını taşır.Öğretim ise;okulla birlikte başlayıp kişinin bilimsel bir çerçevede dünyayı anlama-algılama-tanıma-kavrama-tüm tanıma sürecinin bilimin çeşitli dalarlı aracılığıyla anlaşılır kılınması ve de orta-uzun vade de kişinin yapısına-yeteneklerine uygun alanlarda çalışması-üretime katılması bakımından daha alt bir süreçtir. Belirtmeliyiz ki,her iki olgu birbiri ile bağlantılıdır.İlişkilidir.Birbirini tamamlayan süreçlerdir.Her ikisi de kesinlikle gereklidir.Ama beri yandan eğitim bir yaşamsallık taşırken,öğretim süreci yaşamsal değildir.Olmazsa,insan yok olmaz.Bu öğretimi küçümsediğimiz anlamına gelmemelidir. Bu bağlamda , mevcut durumda bilimsel bir öğretim sürecinden söz edilemeyeceği gün gibi açıktır ülkemizde.Mesela,bilim,akıl yerine dinin , mezhebin vs nin konulması ve bunların doğru kabul edilip uygulanması bile bu öğretim sürecinin bilimsel,akli olmadığının göstergeleridir.Ya da alevi öğrencilerin kendi mezheplerini öğrenmelerini bir yana bırakınız,Sünni mezhebi öğrenmeye zorlanmaları bile bu bakımdan sakatlanmış bir yapının olduğuna işaret etmektedir.Bu örnekler çoğaltılabilir.Zira,bu öğretim sürecine bile damgasını vuran olgu,egemen sınıfların günlük-orta ve uzun vadeli çıkarlarıdır.Zira,olmayan sistemle bile hemen hemen her yıl oynanıp değiştirilmektedir.Müfredat değişimi,kitaplara yapılan eklentiler,proğram değişimi,sınav sistemleri değişimi gibi…. Bir öğretim sisteminden söz edilemeyeceğini ifade ettikten sonra,eğitimden zaten söz edilemeyeceğini sanırız söylemeye bile gerek yok.Zira,bu önemli sac ayağı olan öğretimde bir sistem ve düzen,gelecek,akli,bilimsel bir bakış olmadığından siz çocuğunuza verdiğinizle yetinmek zorundasınız.Onu ne kadar yaşama hazırlıyor,ne kadar kimlik ve kişilik sahibi olup yetenekleri ölçüsünde destekliyor iseniz vs o kadar başarılı olacaktır.Kaldı ki,bu olmayan öğretim sistemi mevcut durum ve koşullarda tamamen eşitsiz koşullarda,olumsuz ve yok edici bir biçimde çocukluktan başlayıp üniversite kapılarında gençleri yok etmektedir,yarış atı misali yarıştırmaktadır.Ciddi bir sektör haline getirdikleri dershaneler,özel öğretim,özel dersler vs ile hem ekonomik hem sosyal-kültürel olarak çocuklar ve gençlerimizin gerçekten yaşamlarını çalmaktadırlar. ÖKS,ÖSS vs ile çocuklarımızın yaşamları çalınmaktadır.Her yıl bu sınav sistemleri ile oynadıkları ve değiştirdikleri gibi yoksul emekçi çocukları ile burjuva çocukları vs aynı yarışta sürülmekteler piyasaya.Umutlar sadece buralarda imiş gibi psikolojik olarak ta yönlendirilen yığınlar,çaresizce bu yarışta çocuklarıyla birlikte heba olmaktalar.Zira,bu yarışta her bakımdan eşitsizlik olduğu gibi sanki gerçekten eğitim-öğretim bağlamında tek seçenekmiş gibi sunularak,umutlar bu noktalar kilitlenerek yaşam içinde hayallerini yaşayamayan,tüm anlamlarını buna yöneltmiş olan kesimler de ciddi psikiyatrik bozukluklara ve hatta bunların sonucu yaşamına son vermelere bile rastlanmaktadır. Halbuki başından eşitsizce başlanan yarışta,yaşamın tek amacı buymuş gibi algılatılan ve algılanan süreç sadece yaşamın küçük bir kısmına işaret etmektedir.Yani fakülteler kazanılınca okunabilecek mi?Okunsa da bu “altın bilezik” gerçekten iş ve aş olarak geri dönebilecek mi?Ya da döndüğünü varsayalım,bu “bilezik” kişiyi gerçekten adam,insan yapabilecek mi?Zira yukarda da ifade ettiğimiz üzere ,öğretimin karikatürü olsa bile her yerde,eğitimin zerresi yok .Yani kişilikli,kimlikli,yaşamın her şeyine hazır,yaşamı her bakımdan yönlendirebilen insanlar yetiştirmiyor sistem ya da sistemsizlik.Ya da kurulu düzen olan kapitalizm. Bu anlamda,ÖSS,OKS sistemin ya da sistemsizliğin en önemli sonuçları olarak,tüm yaşamını etkilemektedir çocuklar ve gençlerimizin ve onların ebeveynleri olarak herkesi.Geleceğin kilitlendiği nokta aslında burası değil.Milyonlarca bilezikli işsiz ordusu için yeni bilezikliler orta yere salmak gibi bir şey.Sağlıklı beden ve beyinleri yok ederek.Emek ve çabaların,birkaç saatlik sınavlara kilitlenmesi,başarı ya da başarısızlığı tayin edemez.Çocuğunuzun zeki,kişilikli,bilgili vs olup olmadığını birkaç saatlik süreç belirleyemez.Bu sistemin biz emekçilere dayattığı kesinlikle kabul edilemez bir süreçtir. Bir bütün olarak var olan sınav sistemlerine,olmayan eğitim sistemine(ya da sistemsizliğine),OKS,ÖSS vs ye karşı çıkıp mücadele etmeden mevcudun değişeceği yoktur.Aksi durumda aldatılmaya,yarış atlarını kendi ocağımızda kendi ellerimizle eğitmeye,sisteme ve onun dayatmalarına boyun eğip ehli evcilleri olup;çocuklarımızla birlikte mevcut sistemde yok olmaya devam edeceğiz.Çağın yalnız,kişiliksiz ama var olan,potansiyel psikiyatri hastaları,ilerde Alzheimer hastası olmaya aday yerdeyiz demektir bu. Sorunun özünü doğru kavramak ve doğru yönden yaklaşmak gerçekten yaşamsaldır.Geleceğin kurucularını bu dar çerçeveler içine sığdırmak doğru değildir.Ebeveynlerin bu sorunun kaynağının neresi olduğunu bilince çıkarması önemlidir.Sorunun kaynağı emperyalist kapitalizm ve onların faşist devletidir.Düzen ,her akımdan emekçi ve yoksul proleter çocuklarına her kapıyı bir bir kapamaktadır.Ezilen milyonlara sunduğu yaşam budur.Sürekli bir gerilim,sürekli bir devinim,sürekli bir eziklik,sürekli ve bitmeyen bir koşturmaca,kendinden uzak bir yabancılaşmış bir yaşam.. Bu noktada sakın ola ki,emek,çaba ve çalışma ve üniversitelere girip okumayı küçümsediğimiz akla gelmesin.Asla.Bizim dediğimiz sürecin ne olduğu noktasında fikre sahip olup,soruna nasıl yaklaşılması gerektiğidir.Yani,adam olmak ya da insan olmak için fakülteler okumak gerekmediğidir.Yaşamda önemli olanın,kişilik,ahlak,duruş,insani davranış vs olduğudur.İnsanı insanlaştıran fakülte okumak değil,yaşamı okumaktır esasta.Doğru dürüst kitap okumayanlar,fakülte okusalar ne olur ki?Bu at yarışı içinde heba edilen yaşamların hesabını sorup,gerçekten adil,eğitimi esas alan,insanı insan olduğu için değerli sayan bir düzen için mücadele içinde olmak ve gerçekten bugünü olmasa da yarını kazanmak varken neden mevcuda boyun eğdirilmesine göz yumalım?Ya da gözümüzün önünde yıkılan ve yiten insanlara gerçek kurtuluşu gösterip geleceği kurmak varken,neden bu düzenin kişiliksiz,kimliksiz,yabancı insanlarından olalım? Çocuklarının geleceğini düşünenler,gerçekten onları sevenler bunları dikkate almalıdırlar.OKS ve ÖSS dışında yaşamın kendisi olabilir?Yaşamın anlamı gerçekte nedir?Yaşamdan beklentiler gerçekte nedir?Sahte giydirilmiş yaşamlar mı yoksa gerçekten farkındalıklı bir yaşam mı?Deli gömleklerini giymiş yığınların bir parçası olmak mı?Yoksa adım adım özgürleşmiş ve gerçek kurtuluşun adresini yakalamış anlamlı adımlar mı?KURTULUŞ DEVRİMDEDİR.KURTULUŞ SOSYALİZMDEDİR.GERÇEKTEN TEK İNSANİ VE ÖZGÜR DÜZENDE BU GAYRİ İNSANİ UYGULAMALAR OLMAYACAKİNSANLAR DİLEDİKLERİ,İSTEDİKLERİ GİBİ YAŞAYACAK,OKUYACAKVE YAŞAMLARINI BELİRLEYECEKLERDİR. Mahmut Halil Can (Sendiren) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
SBS ,ÖSS,KPSS VE BİLUMUM AT YARIŞTIRMA SINAVLARINA HAYIR
Her yıl binlerce çocuk,genç,yetişkin SBS,ÖSS,KPSS vb gibi bir sürü sınavdan geçirilerek,deneme tahtası haline getirilmiş ,at yarışlarını andıran sınavlarla umutları,gelecekleri ile oynanarak kapitalizmin kar,çıkar,para aracına alet ediliyorlar. Her yıl sınav sistemleri, yönetmelikler,müfredatlar değişiyor . Okullar ve öğretmenlerden bunlara uyum sağlanması isteniyor. Öğrencilerin bu haksızca rekabetin, bu ticaretin bir parçasına alet edilmesi sağlanıyor. Velilerde doğal olarak bu sürecin özel bir yolunacak kaz ayağı ile bir parçası oluyorlar sonuç olarak. Bu veliler de tabi ki işçi ,emekçilerden oluşan bir topluluk doğal olarak. Eğitimin faşizan niteliği,kalitesinin yetersizliği bir yana tamamen dıştan destekli olmadan yürüyemez bir biçime kavuşturulması ile ciddi bir sektör haline getirilen, ciddi bir mali alan olan dersaneler de bu sürecin özel bir parçası. Aynen sağlık alanında yaratılan özel sektör; eğitim alanında da ciddi bir kar alanı,çıkar alanı olagelmiştir.Sistem bütün olarak bunun içinde yer almadan , sektörel olarak bu alanlara sömürülmeden bir yerlere gelmenin önünü tıkamıştır. Emperyalist kapitalizm, kendisi açısından sömürü,yağma,talan edilecek her alanı ilgisinin ve gözünün önünde tutar. Bu büyük sermaye açısından da , orta düzeydeki sermaye açısından da , daha da küçük sermaye grubu açısından da aynıdır. Değişen sadece isimlerdir. Sorun bu alana ilişkin yapılan yatırımın karşılığını maddi olarak bulmasıdır. Bu karşılığı bulmanın temeli de yasal olarak devletin eğitim alanındaki maddi kaynaklarını dağıtmak, çekmek, eğitim-öğretim sistemini dıştan destek olmadan yapamaz hale getirip; mutlak biçimde sürece dahil olmaktır. Nitekim dahil de oluyorlar ve karlarına kar katıyorlar. Artık aşağıdakiler ya da veliler okul araştırıyorlar, öğretmen araştırıyorlar,dersane araştırıyorlar, özel ders alıyorlar ve çocuk,genç ve yetişkin tam bir yarış içinde oradan oraya ailesiyle birlikte koşturup duruyor. Maddi olanakları yettiği sürece bunları yapabilenler yine de zorlu yarışın etap etap bölümlerine katılıp ve bir sonraki aşamasına geçebiliyorlar. Ama diğer yandan aşağıdakilerin bu yarışın herhangi bir etabına katılmaları maddi olarak mümkün olmadığı içindir ki; başından itibaren yarış dışı kalıyorlar. Düzen bu anlamda ta başından itibaren yoksul proleter,emekçi çocuklarına öğretim alanlarını bütün olarak kapatmış oluyor. Ülkemizde çocuklarımız kreşlerden başlayarak ana okullarına, oradan da ana sınıfları ile İlköğretim kurumlarına kadar tam bir yarış atı gibi- sonrasını da ele alacağız- yetiştirilmektedir. Ve işin öte tarafı saydığımız her kurum ya da aşama paralıdır. Sözüm ona parasız diye yutturulan her şey ödeneksizlik vs gibi nedenlerle oldukça yüklü paralı hale getirilmiştir. İlköğretim sonuna konan geçmişte OKS olup şimdilerde SBS olan sınavlarla öğrencileri tümüyle Arap ya da İngiliz atları misali yarıştıran, zaman ve paraya göre değerli olan bir sisteme maruz bırakılmaktadırlar.Paran varsa oku ve de ileri doğru itil buradan başlamaktadır. Ardından yine aynı biçimde dersane ya da özel öğretmen olmaksızın girdiğiniz bir yarış daha var. O da ÖSS. Durmaksızın bir yoğun tempo ve aşağıdakilerin asla yarışamayacakları ya da yarışabilseler dahi oldukça eşitsiz koşullarda süren bir yarış yine. Yine aynı terane. Kazanıp kazanmayacağı belli olmayan ve yaşamın iki saate kilitlendiği bir kör süreç. Sanki bu iki saat bir kişinin tüm yetenek ve birikimlerini ölçebilirmiş gibi kaderini belirleyen bir iki saat.Aynı OKS ya da SBS gibi.Üstüne üstlük sürekli değiştirilen sistem ve yönetmeliklerle, müfredatlar. Haydi diyelim ki kazandınız SBSyi ya da ÖSS yi . Sıra okumaya geldi. Harç paralarından tutunda masraflara herhangi bir yoksul ailenin altından kalkabileceği bir durum değil bu. Başından beridir kapatılmış ve mayınlanmış olan okuma yolunun , her daim karşısına yeni bir mayın tarlası çıkmaktadır. Gerici-yoz-YÖKçü bir gençlik yaratmaya dönük bir öğretimi tamamladınız diyelim. Bitmedi. Ardından yıllarca dirsek çürütüp, belki onlarca iş kurabileceğiniz bir masrafa rağmen, işiniz de yok ve garanti olmadığı gibi; okumak,dersane,ders çalışmak ve at yarışı bitmemiştir. Devletin YÖK’ü size diploma verir. Ama devlet kendi verdiği diplomaya güvenmez !. Der ki yine de seni sınavla alabilirim işe. Haydi bir de bunun için Dersane,kitap,okuma vs . Ne uğruna. Kadrolu bile olmayan, amirinin iki dudağının arasında olan iş için . Haydi bir sürü emek yine. Garantisi yoktur hiçbir şeyinizin. Gerçek olan bir tek şey vardır. Sürekli bir yarış içindesinizdir. Sürekli bir ekonomik,sosyal,kültürel,siyasal sömürü sisteminin çarkı içinde döndürülmektesiniz.İşte sistemin bir yandan yoksullara kapıları kapaması , onları din, ön yargılar ve öğretimsizlik ile eğitimsizlik içinde karanlığa mahkum ederken ; diğer yandan bu tüccarlıktan aynen sağlıkta olduğu gibi oldukça büyük kazançlar,karlar elde ettiği açık ve net olarak ülkemizde görülmektedir. Zira insanların sonuna kadar imkanlarını zorladıkları iki alan vardır: Sağlık ve Eğitim. Bunun farkında olan emperyalist kapitalizm, tüm gücüyle bu alanları ticarileştirmekte ve oldukça yüksek oranlarda bundan fayda sağlamaktadır İşte tüm bu gerçekler ışığında bütün olarak düzene ve mevcut sisteme karşı mücadele etmeden emekçi,proleter yoksulların çocukları ve gençleri umutlarının olması imkansızdır. Eşit olmayan koşullarda yarışma durumu olmadığı gibi, başından itibaren sömürme ve yağma üstüne kurulu bir düzene karşı cepheden savaş verilmezse başarı olanaksızdır. Düzene her yerden vurmak kadar bu alanda da vurmak temel değerdedir.ÖSS,SBS,KPSS vs gibi tüm sınavlar ve sistemlere karşı cepheden saldırı kampanyaları sürdürülmelidir. Mücadele edilmelidir. Düzenin bir parçası olan bu alanlara saldırı ve mücadele ile birlikte bütün olarak düzene karşı da mücadele elzemdir. 05.06.2009 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
EĞİTİM SİSTEMİ YA DA PARALI EĞİTİM CAN ALMAYA DEVAM EDİYOR
Her gün basına yansıdığı kadarıyla en az birkaç genç intihara kalkışıyor. Bunlardan bazıları son anda kurtarılıyor. Bazıları ise düzen yüzünden genç yaşta intihar ederek dünyadan yitip gidiyor. Gençler, çocuklar bir yarış atı misali yetersiz, paralı eğitim sonucunda özel dershanelere ve sermaye sınıfına yeni kazanç kapısı ola beri; gerek fiziksel gerekse ruhsal olarak ta ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Eşitsiz koşullarda, parası olanların her daim bir adım önde olduğu bir yarış içinde 1-0 geride başlayan koşuda maddi, manevi olarak sınıfın çocukları parasal bir kaynak oldukları gibi; ruhsal olarak bunalıma sürüklenip çeşitli arayışlara girerek düzenin başka kanalları olan uyuşturucu-alkol-bali-tiner-sigara vb gibi kötü ve olumsuz alışkanlıklarının da kurbanları olmaktadırlar. Giderek düşen sigaraya, alkole başlama yaşı, psikopat kişiliklerin gittikçe artan oranı, suç oranlarının inanılmaz tırmanışı vs gibi uzatılabilecek bir sürü sorunun kaynağı doğrudan emperyalist kapitalizm ve onun azami kar güdüsüdür. Yaşamın her alanını paraya, çıkara, kara endeksli varlık nedenidir. Bu düzen zaten sosyal bir devlet değildi. Ama 12 Eylülle birlikte kalan kırıntı sosyal devlet ilkeleri terk edileli; eğitim-sağlık vs gibi sosyal olanaklar da ortadan adım adım kaldırıldı. Eğitim ve sağlık tamamen paralı hale getirildi. Ya da parası olanın hizmeti alacağı bir yapı geliştirildi. Ya da kamusal-devletsel alan yeterli kaynak aktarılmayarak, koşulları düzeltilmeyerek özel sağlık kuruluşları, özel dershaneler, özel okullar vs neredeyse zorunlu kılındı. Gittikçe çetrefilleşen ve yaşamın her alanını tehdit eden sağlık ve eğitim alanındaki bu gelişmeler neticesinde genel olarak toplumsal şirazede kaymaktadır. Öğrenciler ile ailelerinin tüm yaşamları sınavlara, dershanelere endeksli hale geldikçe oluşan kör dövüşü içinde madden, manen ortada bir şey kalmamaktadır. Sönen, yaşanmamış yaşamlar dışında. Parası ya da sosyal güvencesi olmadığı için Hastane Acilleri önünde ölüme terk edilen insanlar ile parası olmadığı için dershaneye-okula gidemediği için intihar edenlerin nedensel kaynağı doğrudan düzendir. Nitekim Muğla’nın Fethiye ilçesinde dershane parasını ödeyemediği için cezaevine atılan annenin oğlu, yani dershaneye verecek parası olmadığı ve imzaladığı senetler karşılığında içerde olan annenin oğlu, ardında mektup bırakarak evinin balkonunda intihar etmektedir. Paralı eğitim ile sınav sistemlerinin en net, gerçek, elle tutulan örneğidir. İntihar eden Soner Semih Sipahi’nin katili bu aşağılık düzendir. Paralı eğitim düzenidir. Parası olmayanların hiçbir hizmete ulaşamadığı, emperyalist kapitalizmdir. Bu düzen, en aşağılık, en adi caniden daha da canidir. Zira psikolojik, psikiyatrik sorunlar dışında insanların doğal yollardan ölmemesinin nedeni düzenin kendisidir. Ki psikiyatrik sorunların kaynağının da dolaylı-dolaysız olarak düzen olduğunun altını da çizmeliyiz. Düzen dolaylı-dolaysız can almaya devam ediyor. Dün Tekel direnişçilerine coplayarak, F tipi tabutluklarda dolaylı olarak ölümü dayatan, sokaklarda yargısız infazlar yapan, Tersanelerde-madenlerde önlemler almayarak doğrudan ölüme neden olan, işkence hanelerde pencerelerden atıp atladı diyenler, Ceylan Önkol’u bomba ile Uğur Kaymaz’ı kurşunlar öldürenler, Soner Semih Sipahileri parası olmadığı için bunalıma sürükleyip intihara iten vs bu aşağılık düzendir. Bu para-kar-çıkar üzerine kurulu düzene karşı mücadele etmeden ölümlerin, sönecek yaşamların önüne geçmek olanaklı değildir. Parasız, demokratik, özerk, herkese eşit koşulları sağlayan ve kesinlikle kamusal güvencede olan bir eğitim, sağlık sisteminin tek garanti yeri komünizmdedir. Komünizm uğruna mücadele, insanlık için mücadeledir. PARALI EĞİTİM-SAĞLIK SİSTEMİNE HAYIR İNTİHAR, ÖLÜM, İŞ KAZALARININ NEDENİ DÜZENDİR KAPİTALİZM PARA-KAR-ÇIKAR DEMEKTİR YAŞASIN İNSANLIK DÜZENİ KOMÜNİZM YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YAŞASIN SOSYALİZM 04.04.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE UMUT PAZARI: ÖZEL DERSHANELER[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Fatma GÖK[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Özet Türkiye’de lise öğrencilerinin çok büyük bir kısmı için üniversiteye girmenin yolu özel dershanelerden geçmektedir. Üniversite sınavı ise bir sıraya koyma aracıdır. Kendi başına masum sayılabilecek bu araç eğitim sisteminin tamamını etkilemekte,zaten sorunlarla doluolan ortaöğretimi ise neredeyse işlevsiz hale getirmektedir. Bu makalede özel dershaneler acı gerçeği, eğitimde var olan eşitsizlikleri derinleştiren bir mekanizme olarak genel hatlarıyla incelenmektedir. Abstract In Turkey, almost all high school graduates take private courses in order to be successful in the university entrance examination. University entrance examination is a means for listing the university candidates in hierarchical order. This measurement process which may be considered innocent in itself causes secondary level education to become almost entirely dysfunctional. This paper discusses the bitter truth about courses provided by Private University Preparatory Institutions within the framework of mechanism, which deepens the already existing inequalities in education. Giriş Bu makalede, üniversite sınavına hazırlanmak için vazgeçilmez ara kurumlar haline gelen özel dershaneler eğitimde var olan eşitsizlikleri derinleştiren kurumlar olarak genel hatları ile incelenmektedir. Özel dershaneler deyince ilk olarak akla, adayları üniversite giriş sınavına ve Orta Öğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı’na hazırlayan kurumlar gelmektedir. Ancak, başta İngilizce ve bilgisayar olmak üzere pek çok konuda beceri kazandırmaya yönelik kurslar sunan özel kurumlar her şehirde, yoğun olarak da metropollerde faaliyet göstermektedir. Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik yapısı bağlamında bütün bu faaliyetleri incelemek ve anlamlandırmak hem eğitim ve toplum ilişkisini hem de eşitsiz toplumsal ilişkileri çözümlemek yolunda önemli bir adımdır. Eğitimin temel bir hak olarak evrensel düzeyde kabul görmesinin temel nedeni eğitimin insan kişiliğinin tüm yönleriyle gelişmesi, insanın özgürleşmesi ile doğrudan ilişkili olmasıdır. Eğitim insanların fiziksel, bilişsel, duyuşsal gelişmesini yaşam boyu etkileyen faktörlerin en önemlilerinden biridir. Bu nedenle eğitim kamusal olarak (herkese parasız ve nitelikli olarak) sunulmalıdır[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]. Üniversiteye giriş sisteminin tarihsel olarak incelenmesi ayrı bir çalışma konusudur. Türkiye, üniversiteye girişte varolan yarışmanın derecesi bakımından dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline gelmiştir. Burada şüphesiz çok boyutlu, karmaşık bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız. Bir yandan nüfus artışının eğitim sistemi üzerine getirdiği yoğun bir baskı söz konusudur. Ama esas mesele, okul çağı nüfusunun her seviyede eğitimini nicelik ve nitelik olarak planlayan, düzenleyen ve gerçekleştiren eşitlikçi toplumsal bir sistemin olmamasıdır. Nüfus kayıtlarının tutulduğu bir ülkede, her yıl okula başlayacak çocuk sayısını hesaplamak güç değildir. Eğitim hakkını temel bir ilke olarak kabul eden toplumsal bir sistem herkese nitelikli eğitimi sunmak için ekonomik kaynakları ve gereken diğer kaynakları sağlaması esastır . Burada vurgulanması gerekir ki hak merkezli bir anlayış kamusal sorumluluğu getirir. Yani, devletin eğitim olanaklarını herkese hiçbir ayrım gözetmeden (bu ayrımlar sosyal sınıf, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, politik görüş, ulus, etnik köken gibi boyutlarda ortaya çıkıyor) parasız olarak sunmasını gerektirir (Özsoy, 2004:60). Türkiye’de eğitim hakkına erişim son derece eşitsizdir. İstatistiksel bilgiye kabaca bir göz atmak bile durumun vahametini açıkça gösterir. Zorunlu olmasına rağmen ilköğretimden yararlanamayan bir milyona yakın çocuk vardır. 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Türkiye nüfusunun ortalama eğitim süresi köylerde 4, şehirlerde 5,7, ortalama 5’dir. Yüksek öğretim mezunları ise toplam nüfusun sadece %5,3’üdür (Eğitim Sen, 2005:39). Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim çağında olan 6.175.843 çocuk ve genç eğitim hakkından yoksundur. Eğitimde elenme en yoğun olarak kademeler arası yani ilköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden yükseköğretime geçiş yıllarında olmaktadır. 2002-2003 öğretim yılı sonunda ilköğretimi bitiren 1.147.850 öğrenciden %84’ü ortaöğretime başlamıştır, devam etmeyenlerin %56’sı kızdır. İlköğretimden ortaöğretime geçiş oranının en düşük olduğu iller Şırnak (%50), Ağrı (%51), Van (%53), Ardahan (%56)’dır (Eğitim Sen, 2005:53-54-56). Yükseköğretime Giriş Küresel politikalarla yeniden yapılandırılan, “küçültülen”, ve görevleri yeniden tanımlanan devlet, eğitimi ve diğer kamu hizmetlerinin sunumunu üstlenmemektedir. Devlet okullarında/üniversitelerindeki katkı payı, harç ve diğer uygulamalar, eğitime erişimin ailelerin satın alma gücü ile ilişkili hale getirildiğini göstermektedir. Böyle bir eğitim sisteminde dershaneler, eğitim düzeylerine geçişin sınava bağlandığı, yani eğitimin bir hak olarak görülmediği bir toplumda, eğitim eşitsizliklerini derinleştiren kurumlar olmaktadır. Türkiye eğitim sisteminin en sorunlu yanlarından biri ortaöğretimden yükseköğretime geçiştir. 2004 yılında ÖSS’ye başvuran 1.786.883 adaydan sadece 192.632 öğrenci üniversitelerin dört yıllık lisans programlarına girebilmiştir. Üniversite sınavına girenler esas olarak bu 192.632 kişi arasına girmek için yarışmaktadır. Geri kalanlardan bir kısmı ön lisans programlarına veya Açık Öğretim Fakültesi’ne yerleştirilmiştir. Sınava girenlerden 1.212.017 öğrenci ise hiçbir yükseköğretim kurumuna adım atamamıştır. Bunlardan bir kısmı bir sonraki yıl tekrar sınavda yarışacak kitleye katılacaktır. 2004 yılında açık öğretim ve 2 yıllık ön lisans programı da dahil olmak üzere üniversiteye yerleşen 574.867 öğrenciden sadece 192.324’ü aynı yıl son sınıfta olanlar, 276.006’sı ise önceki yıllarda bir programa yerleşememiş olanlardır (ÖSYM, 2005). Dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’de de yükseköğretim belirli meslek alanlarına girebilmek, toplumsal statü sahibi olmak ve bireysel olarak kendini gerçekleştirmek yönünde donanım kazanmak için gerekli sayılmaktadır. Eğitim olanaklarından yararlanma oranının son derecede sınırlı olduğu şartlarda lise son sınıfa kadar gelebilen öğrencileri üniversite kapısında çetin bir sınav beklemektedir. Çünkü hali hazırda üniversiteler tüm lise mezunlarını (iki milyona yakın adayı) kabul edecek kapasitede değildir. Bu sınavın karartıcı, olumsuz etkisi, daha ilköğretim düzeyinden başlayarak tüm eğitim sürecinde hissedilmektedir. Sınıfsal konumlarıve sosyal ve ekonomik şartları uygun olan aileler çocuklarını hangi ilkokula gönderirlerse oradan hangi liseye, sonra da hangi üniversiteye girebilir hesabı yapmaktadırlar. Bu hesabın bir parçası da bu çetin yarışta çocukların şansını artırma yollarını aramak olmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2004-2005 öğretim yılında kayıtlı özel dershane sayısı 2984, öğrenci sayısı 784.565; kadrolu öğretmen sayısı 30.537’dir (MEB, 2005:24). Son 10 yıl içerisinde bu kurumların sayısı iki katı, çalışan kadrolu öğretmen sayısı %150 artmıştır. Özel dershanelerin bugünkü düzeye gelip serpilmeleri merkezi sınavların yaygınlaşmasıyla doğrudan ilişkilidir. Özel dershanelerin örgütü ÖZ-DE-BİR de bunu açıkça ifade etmektedir.Yukarıda belirtildiği gibi 2004 yılında dört yıllık lisans programına yerleştirilen öğrenci sayısı 192.632’dir. Aynı yıl ÖSS hazırlık için dershaneye giden öğrenci sayısı 411.765, lise takviye kurslarına giden öğrenci sayısı 544.614 olmak üzere toplam 544.614 öğrenci üniversiteye hazırlanmak üzere dershaneye gitmiştir. Bu demektir ki dershaneye giden öğrencilerin yarıdan fazlası herhangi bir 4 yıllık lisans programına yerleşememiştir. Üniversiteye önünde yığılmanın ve bu sorunun merkezi bir sınavla çözülmek istenmesinin sonucu olarak ortaya çıkan dershaneler bugün eğitim alanına ailelerin aktarmak zorunda olduklarını düşündükleri ve aktardıkları kaynağı yutan canavarlar haline gelmiştir. Aslında tüm dünyada eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması sürecinde öne çıkan merkezî sınav uygulamaları, giderek bir “ölçme fetişizmi”ne dönüşmüş ve eşitsizlikleri derinleştiren bir mekanizma olmuştur. Türkiye’de de son on yılda hızla yaygınlaşan merkezî sınavlar, dershanelerin inanılmaz ölçüde yaygınlaşmasına ve vazgeçilmez kurumlar olarak görülmesine neden olmuştur. Türkiye’de üniversiteye girişte merkezî sınav sisteminin uygulanması 1960’larda başlamış olmakla birlikte, son yıllarda sınavın eleyiciliğinin daha da artması, dershanelerin hemen hemen tek umut olarak görülmesine neden olmuş ve aileler, adeta “üniversiteye giriş”i satın almak zorunluluğunda kalmışlardır. Neredeyse alternatif eğitim kurumları haline gelen, eğitim bilimsel ve pedagojik bir işlevi olmayan bu kurumlara ailelerin aktardığı maddi kaynağın boyutları trilyonları bulmaktadır (Akgün, 2005). Örneğin Türk Eğitim Derneği’nin yaptığı çalışmada da bu kaynağın ne denli büyük olduğu açıkça görülmektedir. Bu araştırmaya göre 2004 yılında dershanelere ödenen parasal kaynaklar ile 3.500 lisan ve lisansüstü öğrencisi kapasitesine sahip 17 adet nitelikli üniversite kurulabilirdi ( TED, 2005:87 Burada ailelerin özel sektöre aktardıkları buyuk bir maddi kaynak söz konusudur. Eğitimin Ticarileştirilmesi Özel dershanelerin bugün kanıksanan varlığı eğitimi her kademede etkiliyor ve nitelikli eğitimin toplumda kamusal sorumluluğun en önemli alanı olduğunun göz ardı edilmesine yardımcı oluyor. Her koyun kendi bacağından asılır anlayışı hakim olunca sorunların makro düzeyde sistemsel olarak algılanması çok daha güçleşiyor. Diğer yandan dershane gerçeği, sayı olarak gittikçe artan ve kamu kaynaklarından kendilerine giderek daha çok kaynak aktarılan özel okullar ile birlikte düşünüldüğünde Türkiye’de eğitim hizmetlerinin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi gerçeğinden bağımsız değildir. Devlet okullarına aktarılan kaynakların azaltılmasıyla birlikte, bu okulların olanaklarının giderek sınırlanmasının bir sonucu olarak niteliğin de giderek düşmesi, aileleri çocuklarını özel okula göndermeye yönlendirmekte, yani eğitimin ticarileşmesi hem gerekçelendirilmiş olmakta hem de yaygınlaş(tırıl)maktadır. Diğer yandan devlet liseleri üniversite sınavı karşısında çaresiz ve işlevsiz okullar haline gelerek, dershanelere potansiyel müşteri sağlayan kuruluşlar düzeyine düşmektedirler. Genellikle en pahalı dershaneler üniversite giriş sınavında en başarılı öğrencileri hazırlayan dershanelerdir. Ailelerinin ekonomik durumlarının elvermemesi, bulundukları yerde dershane olmaması gibi nedenlerle zaten dershaneye gidemeyen büyük bir kitle vardır. Türkiye’de üniversiteye giriş sınavının bir öğrencinin hayatı için önemi göz önüne alınırsa, dershaneye gidemeyen öğrencilerin kendilerini daha sınava girmeden yenik hissetmeleri, başarısızlık hissine kapılmaları gibi acı durumlarla karşı karşıya kalırız. Bu kuruluşlar sadece ticari amaçlıdır. Eğitimin piyasa güçlerince belirlenen, alınıp satılabilen bir hizmet/****ya dönüştürülmesinin açık bir örneğidir. (Gök, 2004:108). Dershane gerçeğinin vahim bir tarafı da yukarıda belirtildiği gibi diğer eğitim kademelerini, özellikle lise iki ve lise üçüncü sınıflarda yapılması gerekli eğitim, öğretim faaliyetlerini olumsuz etkilemesi, lise eğitimini neredeyse işlevsiz kılmasıdır. Eğitim giderek kamusal alanın dışında ve okulun dışında gerçekleşmeye başlıyor, dershaneler okulun yerini alıyor, siyasi çevreler kendi özel okullarını kurdukları gibi kendi dershanelerini de kuruyorlar. Özel dershanelerin okulları etkilemesinin diğer bir yanı da okulların kendilerinin de kurslar açmaları şeklinde ortaya çıkıyor. Ayrıca pek çok nitelikli, deneyimli öğretmen devlet okullarından ayrılarak dershanelerde çalışmaya başlamışlardır. Dershanelerin öğretim süreci eğitim bilimlerinin gerektirdiği bilgi ve donanıma dayanmayan, ezbere ve örnek çözümleri hatırlamaya dönük alıştırma çalışmalarıdır. Lise eğitiminin bu şekilde işlevsiz hale gelmesi büyük bir kaynak israfıdır ve büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Gökçe Güvercin’in Afyon ilinde yaptığı araştırmadan elde ettiği verilere göre, görüşmeye katılan 61 lise son sınıf öğrencisinin tamamı dershaneye gitmekte, bunlardan %23’ü dershaneye lise birden başlamak gerektiğini düşünmekte, %49’u okula gitmeyip sadece dershaneye gitmeyi tercih edebileceğini belirtmekte, %42’si dershanedeki öğretmenlerle daha rahat iletişim kurduğunu söylemektedirler (Güvercin, 2005). Meselenin bir başka boyutu da, dershanede geçirilen sürenin sınav sonucunu ne kadar etkilediği konusudur. Üniversite sınavına hazırlanmak için dershaneye giden öğrencilerin matematik başarıları üzerine yapılan bir yüksek lisans tezi araştırması sonucuna göre üniversite sınavındaki matematik başarısını etkileyen en önemli faktörler dershaneye başlamadan önceki matematik bilgisi ve duyuşsal alanla ilgili etmenlerdir. Matematik başarısını en olumsuz olarak doğrudan etkileyen değişkenler ise matematik kaygısı ve test kaygısıdır(Ader, 2004). Yükseköğretime girişteki bu seçme ve eleme sürecinin ortaya çıkardığı özel dershaneler, bu sınavın yarattığı pek çok olumsuz etkinin açıkça görülmesini, durumun bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmasını engellemektedir. Halbuki yükseköğretim, eğitim hakkı çerçevesinde her ortaöğretim mezununun ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yararlanması gereken bir aşamadır. Demokratik, eşitlikçi ve adalete dayanan bir toplumsal düzende yükseköğretim hakkından yararlanmanın koşullarının oluşturulması gerekir. Türkiye’de var olan özel dershanelerin böyle bir toplumsal sistemde yeri olması düşünülemez. Dershane gerçeğinin bir başka olumsuz yönü de dershane öğretmenlerinin yaşadıklarıdır. Birçok dershane stajyerliğini kaldırılması karşılığında öğretmeni son derece düşük hatta ücret ödemeden bir yıl hatta iki yıl çalıştırabilmektedir. Öğretmenlik mesleği içinde bir dershane öğretmenliği kategorisi yaratılmıştır. Dershane öğretmenlerin sendikaya girmeleri söz konusu değildir, sözleşmeleri yıllık yapılmaktadır. Dershane öğretmenlerinin çalışma saatleri de çok fazladır. Afyon ilinde MEB’na bağlı okullarda çalışan öğretmenler haftada ortalama 27 saat okulda bulunurken, dershane öğretmenleri 60 saat dershanede bulunmaktadırlar. Dershane öğretmenlerinin, haftada 6 gün 9-18 mesaisi yapmaları zorunludur. Bir dershane yöneticisi kendisiyle görüşen eğitim fakültesi son sınıfında okuyan öğretmen adayına aynen şu ifadeleri kullanmıştır: “Bir kaç sene bu işten hiç para beklemeyin. Biz stajyerliğinizi kaldıracağız. Bir yandan ayak işleri yaparak bir yandan da işi öğrenirsiniz, sonra çok kazanmaya başlarsınız”. Hatta mezun olunca dershanede çalışma olasılığı bulunduğu için son sınıf öğrencileri dershanelerde etüt öğretmeni olarak ücretsiz çalıştırılmaktadırlar. Gençler böylesi bir sömürü ortamında çalışmaya KPSS (Kamu Personel Seçme Sınavı) nedeniyle razı olmak durumunda kalıyorlar. Öğretmenlik gibi bireysel ve toplumsal sonuçlarının son derece önemli olduğu bir meslekte, meslek yaşamına dershane öğretmeni olarak başlanılması sakıncalıdır. Çünkü burada pratik olarak öğrenme, çalışma kültürünü kazanma aşamasında bulunulan bir dönemde eğitimsel çabanın söz konusu olmadığı dershanelerde çalışmanın yarattığı olumsuzlukların mesleki yaşamdaki etkisi düşünülmemektedir. Güvencesiz ve düşük ücretle geçici olarak çalışma koşulları söz konusudur. Bu durum taşeron firmaların uyguladıkları çalıştırma koşullarına benzemektedir. Okul dershane ilişkisi de kendi başına araştırılması gerekli bir konudur. Bu konuda da eğitimin ticarileşmesi ve bu ticarileşmenin getirdiği yozlaşmayı gösteren örneklerle sıkça karşılaşılmaktadır. Yazarın yakından tanıdığı bir genç, lise 3. sınıfa başladığında geometri öğretmeninin kendisine açıkça “sen benim dershaneme gelmedin, bunun için seninle konuşmuyorum” dediğini belirtmiştir. Okullar dershaneler için pazar haline gelmiştir. Dershane yöneticileri, liseleri sık sık ziyaret ederek müdür ve diğer idarecilerle pazarlıklar yapmaktadır. Örneğin, dershaneler okula maddi yardım karşılığında kendi reklamlarını yaptırmaktadır. Okul dershane ilişkisinin hangi boyutlara varabildiğinin bir örneği İstanbul’da görülmüştür. Bir grup lise öğretmeni birleşip, kurucu olarak başka kişileri göstererek bir dershane kurmuşlar, kendi okullarındaki öğrencileri doğrudan dershanelerine kaydetmişlerdir[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]. Daha pek çok örneği bulunan bu durum, neo liberal politikaların gittikçe daha fazla tahrip ettiği eğitim alanını kuşatan özelleştirme, ticarileştirme çemberinin nerelere vardığını sergilemektedir. Türkiye toplumu acaba genç nesli eğitim bilimlerinin gerektirdiği hiçbir niteliğe sahip olmayan, ezberci eğitim anlayışına dayanan, toplumda varolan sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri daha da artıran böylesine ticari kurumların eline bırakmasının yarattığı ağır sorumluluğun farkında mıdır? Bu kurumlar örneğin sınavda birinci olan öğrenciye dershanenin reklamının yer aldığı tişörtü zorla giydirecek kadar pervasız olabiliyorlar. Kamera karşısında mezun olduğu lisenin ismini söylemesini bile engellemeye çalışabiliyorlar (Milliyet, 2005). Sonuç Özel dershaneler eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Dünya ve Türkiye’de yaşanan ve 1980 sonrası neo liberal politikaların doğrudan sonucu olarak ortaya çıkan manzara gösteriyor ki, eğitim alanı piyasa mekanizmasına ne kadar eklemlenirse, eğitim hakkından söz etmek o denli güç oluyor. Özel dershaneleri de bu bağlamda irdelediğimizde ortaya çıkan sonuç, bu kurumların varolan eşitsizlikleri, hiyerarşiyi ve sınıfsal, bölgesel, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıkları yeniden ürettikleridir. Kaynaklar: -Ader, N.E. (2004). “A Self-Regulation Model to Explain Quantitative Achievement in a High-Stakes Testing Situation”. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi. Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul. -Akgün, M. (2005). “Özel Dershanelere Ayrılan Ekonomik Kaynakların İncelenmesi”, XIV. Eğitim Bilimleri Kongresi’ne sunulan yayınnmamış bildiri. 28-30 Eylül 2005, Pamukkale Üniversitesi, Denizli. -Boekaerts, M., 1997, Capacity, Inclination and Sensitivity for Mathematics”, Anxiety, Stress and Coping, Vol. 10, pp.5-33. -Güvercin, G. (2005). “Özel Dershanelerde ve Meb’e Bağli Okullarda Öğretmenlik Yapan Öğretmenlerin, Öğretmenlik Mesleği İle İlgili Tutumlarinin Karşilaştirilmasi, Özel Dershanelerde Öğrenim Gören Lise-3 Öğrencilerinin, “Dershane”Ye İlişkin Görüşleri”, XIV. Eğitim Bilimleri Kongresi’ne sunulan yayınlanmamış bildiri. 28-30 Eylül 2005, Pamukkale Üniversitesi, Denizli. -EĞİTİM-SEN, 2005. “Eğitim Hakkı 4. Demokratik Eğitim Kurultayı”, s 39. Eğitim Sen Yayınları, Ankara. -Gök, F. (2004). “Eğitimin Özelleştirilmesi”, Neoliberalizmin Tahribatı, Balkan, N.; Savran ,S. (Editörler), 94-110. Metis Yayınları, İstanbul. -MEB (2005). Milli Eğitim İstatistikleri 2004-2005, s 24. Devlet Kitapları Müdürlüğü Basımevi, Ankara. - &n
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
'Dershaneleri, sistemin çarpıklığı besliyor'
Demokratik Eğitimciler Sendikası, velilere dershaneleri sordu. İşte çarpıcı anket sonuçları... ![]() AA Güncelleme: 10:48 TSİ 07 Nisan. 2010 Çarşamba ANKARA - DES'in ''Eğitimin Kanayan Yarası Dershaneler'' isimli bir çalışma yaptığı ve çalışma kapsamında da çocuklarını dershaneye gönderen velilere dershaneler hakkında ne düşündüklerinin sorulduğu öğrenildi. Anket çalışmasına, Ankara'daki bin 540 veli katıldı. Ankette, velilerin yüzde 40'ı ''eğitim sisteminde özel dershanelerin yerinin olmaması gerektiğini ve parası olmayanın dershaneye gidemediğini'' ifade etti. Velilerin yüzde 33.76'sı ''dershanelerin eğitimde yerinin olduğunu, okulda verilen eğitimin yeterli olmadığını'', yüzde 20.18'i ise ''dershanelerin eğitimde yerinin olmaması, dershanelerin okuldaki eğitimi baltaladığını'' belirtti. Çalışma, velilerin yüzde 58.85'inin sınavlarda dershaneye giden öğrencinin başarılı olacağını, gidemeyeninin ise başarısız olacağını düşündüğünü ortaya çıkardı.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
Dershane Maratonu İlkokulda Başlıyor
31 Mart 2010 16:11 MHP Milletvekili Çirkin�in soru önergesine Bakan Çubukçu'nun verdiği yanıt, 1 milyon 174 bin 860 öğrencinin dershaneye gittiğini ortaya koydu. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin'in soru önergesine verdiği yanıt 1 milyon 174 bin 860 öğrencinin dershaneye gittiğini ortaya koydu. En çok dershaneye giden öğrenci sayısı ise 241 bin 754'le ortaöğretim 12'nci sınıf öğrencisi ve 218 bin 515'le ilköğretim 8'nci sınıf öğrencisi. Dershaneye gidenlerin 600 bin 903'ünü erkek, 573 bin 957'sini ise kız öğrenciler oluşturuyor. Yine 14 bin 865 kişi de KPSS kursuna gidiyor. -2008-2009 eğitim öğretim yılı dikkate alındığında ise dershanelerin bir ders saati ücretlerinde, en ucuz il 1,8 TL ile Iğdır ilk sırada yer alırken en pahalı ili ise 6,9'la İstanbul oluşturuyor. İkinci sırada 5,6 TL ile Kırklareli, üçüncü sırada 5,5 TL ile Bursa yer alıyor. Çubukçu, velilerin çocuklarını dershanelere kendi iradeleri ile gönderdiğini, dershaneye giden ve gitmeyen öğrenciler ayrımında öğrenci başarılarına ilişkin Bakanlığında istatistiki veri bulunmadığını söyledi. Çubukçu �Bakanlığımızca eğitime gereken önem verilmekte ve okullarımızda verilen eğitimin niteliğini daha da artırmak için azami gayret gösterilmektedir. Sayın Başbakanımızın ve Hükümetimizin birinci önceliği eğitimdir. İktidarda olduğumuz süre içinde bütçeden en büyük payı eğitime ayırdığımız herkesçe bilinmektedir. Ayrıca bilgi teknolojilerinin okullarımıza kazandırılması, yeni müfredat programları ve fiziki alt yapının iyileştirilmesi için yaptığımız yeni derslikler eğitime verdiğimiz önemin herkesçe kabul edilen göstergelerinden bazıları olup geçmiş hükümetin ihmalinin telafisine yönelik çalışmalarımız devam etmektedir� dedi. -DERSHANE MARATONU İLKOKULDA BAŞLIYOR- Bakan Çubukçu soru önergesine verdiği yanıtta, dershaneye giden öğrenci sayısı hakkında da bilgi verdi. Buna göre Türkiye'de 2009-2010 öğretim yılında 4 bin 193 dershane bulunuyor. Bu dershanelere giden öğrenci sayısını ise 1 milyon 174 bin 860 oluşturuyor. Dershaneye gidenlerden 600 bin 903'ünü erkek öğrenciler, 573 bin 957'sini de kız öğrenciler oluşturuyor. İlköğretim 4'ncü sınıfta toplam 12 bin 517, İlköğretim 5'nci sınıfta 31 bin 78, İlköğretim 6'ncı sınıfta 128 bin 340, İlköğretim 7'nci sınıfta 162 bin 130, İlköğretim 8'nci sınıfta 218 bin 515 öğrenci dershaneye gidiyor. Yine Ortaöğretim 9'ncu sınıfta 24 bin 287, Ortaöğretim 10'ncu sınıfta 53 bin 515, Ortaöğretim 11'nci sınıfta 120 bin 653 ve Ortaöğretim 12'nci sınıfta da 241 bin 754 öğrenci dershaneye gidiyor. Lise ve dengi okul mezunu 167 bin 206 kişi de üniversiteye hazırlık kursuna gidiyor. Bakan Çubukçu'nun verdiği rakamlara göre KPSS için kursa giden kişi sayısı ise 14 bin 865'i buluyor. -EN UCUZ IĞDIR EN PAHALI İSTANBUL- Çubukçu, illere göre dershanelerin bir ders saati ücretleri hakkında da bilgi verdi. Buna göre, ders ücreti en ucuz il 1,8 TL ile Iğdır olurken, en pahalı ili ise 6,9'la İstanbul oluşturuyor.İstanbul'u 5,6 TL ile Kırklareli, 5,5 TL ile Bursa, 5,2 TL ile Kahramanmaraş ve Kocaeli, 5,1 TL ile Eskişehir izliyor. Ankara'da ise ders saati ücreti ortalama 4,9 TL.(Anka)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
ershanelerin faydası var mı?
Tarih : 10.03.2010 Ülkemizde 4 bin 83 adet dershane mevcut. İstanbul 657 dershaneyle başı çekerken, Ardahan 2 dershaneyle sonuncu durumda. Türk eğitim sistemine girdiği ilk yıllarda, sadece lise son sınıf öğrencilerinin üniversiteye hazırlık için tercih ettikleri kurumlar olan dershaneler, bugün eğitimin hemen her kademesine yönelik hizmet veriyor. Anadolu ve Fen Liselerine giriş sınavı ve Öğrenci Seçme Sınavı hem ilköğretim, hem ortaöğretim öğrencilerine yönelik kurslar açan dershaneler, şimdi de üniversiteye girmesinde aracı oldukları işsiz üniversite mezunları için Kamu Personeli Seçme Sınavı kursları düzenliyor. Manşette yayınladığımız ‘’Dershanelere Gözaltı’’ başlığı altındaki yazıda dershanelerin neler yaptığı açıklandığında hepimiz üzüldük. Tüm imkanlarını çocuklarının geleceği için harcayan ailelere yapılan haksızlıkları duydukça, dershanelerin denetlenmesinin şart olduğunu defalarca yazmıştık. Nihayet MEB yetkilileri uyandı ve bu sahtekarlıkların önüne geçmek için müfettişleri görevlendirdi. Özel dershanelerin gün geçtikçe büyüyerek temel eğitime alternatif hale gelmesinde devletin zafiyetinin bulunduğunu ifade eden yetkililer, bunun da vatandaşın cebine yük olarak yansıdığını belirtiyorlar. Dershanelerin diğer ülkelerde sınavlar için taktik ve ipucu vermek için kurulduğunu belirten uzmanlar, Türkiye’de dershane sektörünün temel eğitimin bir parçası haline geldiğini, lise son sınıf öğrencilerinin son bir ay izinli sayılarak okula gitmedikleri, bunun yerine bütün yılını dershanelerde geçirdiklerini ifade ediyorlar. Devlet okullarının eğitim konusundaki yetersizliği, vatandaşın devletin verdiği eğitime güvenmediği için para harcayarak, çocuğunu dershaneye gönderiyor. Devlet okulundaki öğretmen de boş sıralara ders anlatıyor. Bunun bir kaynak israfı olduğunu belirten uzmanlar “Eğitim işi özel okullara, özel üniversitelere, özel dershanelere ihale edilerek milli eğitim böylelikle özelleştirilmiş oldu.”. Dershanelerin sadece zamanı iyi kullanma, kolay soru çözme tekniği, rehberlik yönlendirme gibi tekniklerle normal eğitim kurumlarından farklı bir metod uyguladıklarını belirten uzmanlar; dershanelerin iyi ve çalışkan bir öğrenciye hiçbir faydası olmadığını, velilerin boşa para harcadıklarını ifade ediyorlar. Yapılan anketlerde öğrencilerin de açıklamaları uzmanların görüşleriyle birebir örtüşüyor. “Orta okulun sonuna kadar gittim, dershaneye gitmeyi gerekli görmedim ve istediğim yeri kazandım.” - “Gittim ama yararını görmedim. Verdiğimiz paraya ve çektiğim eziyete üzüldüm.” - “Gittim ama yararı olduğunu düşünmüyorum.” - “Ne yararı oldu ne de pişman oldum, sadece iyi arkadaşlar edindim.” - “Gittiğime ve gideceğime de pişman oldum.” - “Bu yıl ÖSSye girdim, dershaneye de gittim ama bana bir faydası olmadı.” - “Türkiye’nin hiçbir yerinde dershaneler başarısız bir öğrenciyi alıp ta başarılı bir hale getirmez.” İşte bunun gibi yüzlerce kamuoyu araştırmasını izledik, çok azı dershaneler için olumlu şeyler söyledi. Ülkemizde dershanelerin tek bir faydası var. O da istihdama müthiş bir katkı sağlıyor. MEB yetkilileri ciddi bir araştırma yapsın. Buralarda ne kadar kaçak, sigortasız, kadrosuz öğretmenin olduğunu görebilir. Kendi öğrencisini tehdit ederek dershanelere yönelten öğretmenlerin olduğu duyumlarını da alıyoruz. Tüm olumsuzluklara rağmen, devlet bunların işleyişine göz yumuyor. Çünkü kendisi sorumlu olduğu okullarda bu sistemi bir türlü kuramıyor. Başında ‘Milli’ kelimesi bulunup ta Mili Eğitimde, milli politikasını bir türlü düzenleyemeyen bir ülke daha herhalde dünyanın hiçbir yerinde yok... Tekrar söylüyor ve iddia ediyoruz. Dershanelerin öğrenciler için hiçbir faydası yok… Verilen paralara ve çekilen üzüntülere yazık… Yakında eğer MEB’in dershaneler ile ilgili soruşturması gerçekleştiğinde haksız rekabetin getirdiği sahtekarlıkların ortaya çıkacağını hep birlikte göreceğiz. Tabii ki bu araştırmaya birileri engel olmazsa… URL: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
ÖSS Sınavı Çıkmazı ve Dershane Sektörü
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi [IMG]http://ads.turkstudent.net/www/delivery/lg.php?bannerid=10&campaignid=3&zoneid=12&loc=1&re ferer=http%3A%2F%2Fwww.turkstudent.net%2F*******%2 Farticle%2F6168%2Foss-sinavi-cikmazi-ve-dershane-sektoru.html&cb=219402bdf8[/IMG] Her yıl düzenli olarak bu aralar yapılan ve ülkenin en heyecanlı sınavları olan Ortaöğretim kurumları sınavı (OKS) ve Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) başlı başına bir ülke sorunu haline gelmiş durumdadır. Türkiye genç nüfusu ve buna paralel olarak okul çağındaki 18 milyon öğrencisi ile Dünyada ender ülkelerden biridir. Bu öğrencilerin yaklaşık 2 milyonu her yıl geleceğini kazanma umudu olarak Üniversiteye girmeyi ve buradan edineceği meslek ile yaşamını anlamlı kılacağını düşünmektedir. Bugün iyi bir işe girmek için insanlarımızın önüne tek çıkış kapısı olarak Üniversite sınavının kazanılması anlayışı tam bir çıkmaz duruma gelmiştir. Üniversitelerin sayısı ve kapasitesi dikkate alındığında öğrencilerin %90’ına yakını ise girebilecekleri bir bölüme kayıt yaptıramamaktadırlar. Ortalama her öğrencinin 2,5 defa ÖSS sınavına girdiğini ve çoğunluğunun 20 yaş üzerinde sokakta kaldığını düşünürsek ciddi bir sorun ile karşı karşıyayız. 20 yaşına kadar sınava ve ezbere dayalı öğretilen bu gençlerin büyük çoğunluğunun herhangi bir mesleği olmadığı ve de sorun çözme becerileri de olmadığı için bütün yaşamaları boyunca bocalamaktadırlar. Öğrenciler lise sonrası sınav olmadı, askerlik, o da olmadı ya yurtdışına kaçmak ya da ailesine yük olmak durumunda kalmanın yarattığı etki ayrıca ciddi şekilde kişinin ruh halini bozmaktadır. Sanırım bizim gibi gençliğine bu kadar yanlış yapan bir toplum yoktur. Artık bu işe bir son vermek gerekir!!!Sınav Stresi ve Kaygısı Herkesi Rahatsız Ediyor Daha iyi bir lise eğitimi için her yıl 700 bin ortaöğretim öğrencisinin girdiği orta öğretim kurumları sınavı (OKS) ve sonrasında ÖSS sınavları ayrıca başlı başına bir stres faktörü. Sınavların kazanılmaması, ailelerin yarattığı sosyal baskı ve yanlış beklenti beraberinde sınav intiharlarını artırmaktadır. Ailelerin mutlaka uzmanlar ve psikologların görüşlerini dikkate almaları ve çocuklarına destek olması gerekir. Çocuğun kapasitesinin üzerinde beklentiye girmemeleri ve yönlendirici olmamasına özen göstermesi gerekir. Okul ortamı, öğrencinin isteklendirilmesi, okul ve aile arasındaki ilişki ayrı ayrı ele alınması gereken konulardır. Üniversite Tanımının Doğru Yapılması Gerekir Ülkemizde ayakta kalma veya bir yaşam-ölüm anlayışına bürünen üniversite sınavını kazanma anlayışı toptan bir gençliği verimsiz duruma getirmiştir. Bunun bir çok nedeni arasında en önemlisi üniversitenin bir iş bulma aracı olarak görülmesi anlayışı bulunmaktadır. Kaldı ki üniversite bilim ve felsefi tartışma ortamıdır. Aynı zamanda belirli alanda yeteneği olan kişilere yüksek eğitim ile kendilerini geliştirme imkânı sağlanan bir yerdir. Üniversitede kişi kendini ve eğilimlerini geliştirir alt yapısını güçlendirir. Maalesef bugün yaratılan ortam da başkasının yarattığı bilgi hocalar tarafından anlayabildiği kadarı ile öğrenciye aktarılmakta ve bu kursları bitiren diploma alarak yetkin kişi olarak iş aramaya çıkmaktadır. Bu arada üniversiteyi kazanan ve üniversiteye girenlerin derdi de bir başka. Üniversiteyi kazanan ise işe giremediği için Yüksek Lisans, doktora ve askerlik ile süreci ertelemektedir. Durumu iyi olan ve yabacı dil bilenler ise yurtdışına daha iyi yaşam koşulları talebi ile çıkabilmektedirler ki bu da ülkemizdeki beyin göçünü tetikleyen başka bir sorun. Maalesef her yıl ÖSS sınavı ile Türkiye'nin en iyi beyinleri belirli üniversitelere girmekte, oradan da yurtdışına giderek bir daha da ülkeye hiçbir faydası olmamak üzere ayrılmaktadırlar. Ne yazık ki bu konuda yetkililerimiz hiçbir rahatsızlık duymuyorlar. Mevcut Sınav Sistemi Üniversiteye Doğru Aday Kazandırmıyor Üniversitelerin birinci sınıfları genelde farklı bölgelerden gelen öğrencilerin temel bilimler bilgisini belirli bir düzeye getirmeyi hedeflemektedir. Ancak yeni dönemde gelen öğrencilerin temel bilimler konusundaki bilgisinin son derece yetersiz olduğu dersi veren öğretim üyeleri tarafından hemen fark edilir. Çoğunluğu ezbere ve test tekniğine göre (pragmatist anlayışla) soru çözmeyi öğrendiği için derste belirli bir yorum ve tartışma yaratamamaktadır. Örneğin benim çalışma alanım olan toprak ve bitki besleme konusu biyoloji ve kimya bilgisinin gerektiriyor. Öğrenci formülleri ezbere biliyor ancak yoruma dayalı bir konu oldu mu ne soruyu çözebilir ne de yazıya döküp ifade edebiliyor. Bu yönü ile ÖSS sınavı çocukların sınavı kazanmasını sağlıyor ancak bu doğru adayı üniversiteye yerleştirdiği anlamına gelmiyor. Üniversiteye giren öğrenciler ile yapılan anketler çoğunluğu istediği birime girememiş, yarısından fazlası ikinci üçüncü hakkını kullanarak üniversiteye girebilmiş. Sonuç itibarı ile ortaöğretimden üniversiteye doğru bir bağ oluşturulamamaktadır. YÖK ve Üniversitelerin bu konuda duyarlı olmaları gerekiyor Türkiye'nin En Büyük Eğitim Sektörü Dershanecilik Ülkemizde yetersiz üretim modeli ve bunun yarattığı işsizlik nedeniyle çok sayıda genç üniversiteyi bir iş kapısı olarak görerek üniversiteye girmeye çalışmaktadır. Üniversiteye girme anlayışı aileler tarafından de benimsenmiş olmalı ki herkes bir an önce çocuğuna özel dersler, dershaneler ve özel okullar aracılığı ile öncelik durumuna gelmeyi hedeflemektedir. Eğitim sistemimiz uzun zamandır temel felsefeden ve milli eğitim anlayışından uzaklaştığı için eğitim bir şekilde kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. Devlet okullarının fiziki yapılarının günümüze uygun olmaması, iyi öğretmenlerin düşük ücret ve yetersiz koşullar nedeniyle özel sektöre geçmeleri ile başlayan verimsizlik artık kendisini bariz olarak hissettirmeye başlamıştır. Bu durum toplumun devlet kaynaklı eğitime olan güveni sarsılmış bunun yerine herkes gemisini kurtaran kaptan misali, çocuğunu özel okul ve dershaneye yönlendirmeye çalışmaktadır. Ülkemizde 1970’lı yılların sonlarında 200 olan dershane sayısının günümüzde 3000’in üzerine çıkması ile başlayan süreçte ülkenin en iyi öğretmenleri yüksek ücretler ile dershanelere çekilmiştir. 1970’li yılların sonlarında okuduğum lisenin en iyi hocalarının sonradan dershaneye geçmek için istifa ettiğinde öğrenciler olarak çok üzülmüştük. Dershane sektörü bugün 9 milyar dolarlık dev bir sektör olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca bir de kayıt dışı olarak özel dersler ve evlere yapılan ziyaretlerle verilen derslerin karşılığı alınan ücretler hesaplandığında meblağ daha da yüksek olmaktadır. Dershane Olmadan Üniversiteyi Kazanmak Mümkün Değil mi? Ülkemizde en iyi okullar ile en kötü okullar arasındaki fark yönünde 41 OECD ülkesi arasında Türkiye en kötü durumdadır. Dünyanın bir çok ülkesinde kırsalda okula giden öğrenci ile büyük şehirde okula giden çocukların eğitimi yönünden büyük bir fark yaratılmaz. Başta öğretmenler olmak üzere, memurlar ve serbest çalışan Avukat, doktorlar çocuklar büyüyünce büyük kente göçerek çocuklarını iyi bir okula ve dershaneye göndermeyi zorunlu görüyor. Böylece toplumun büyük önem verdiği eğitim bir yerde kırsaldan kente iç göçü tetiklemektedir. Bugün itibarı ile ortaöğretim ve lise son sınıfta öğrenciler tamamen sınava kilitlendikleri için çocuklar öğrencilik yapamıyorlar. Aileler çocuklarına rapor bulmak için her türlü yola başvurmaktadırlar. Öğrencinin bütün hedefi öğrenmek ve kendini geliştirmek, hayatının sınavını kazanmak yerine tam tersine ezberci ve teste dayalı eğitim ile ÖSS sınavını kazanmaya kilitlenmektedir. İlkokuldan Lise sona kadar öğrenme en dinamik olduğu süreçte çocuk ne doğru dürüst sosyal faaliyetlerden yararlanıyor, spor yapabiliyor ne de kendisini geliştirecek sanatsal faaliyetlere girebiliyor, varsa yoksa sınav kazanmak için belirli dersleri çalışma zorunda hissediyor kendini. Bunun sonucu bugün verimsiz ve üretimi başaramayan geniş bir genç kitle yaratmış durumdayız. Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve Üniversitelerimiz bu konuda bir araştırma yaptılar mı? Sorunun temelini araştırıp çözüm yolları araştırdılar mı? Bilmiyorum ancak bu sorun çık ciddi Eğitim Parası Olana Şans Tanıyor Denilebilir ki adil bir sınav, kazanan kazanıyor. Sınavın aynı gün aynı saatte bütün yurtta yapılıyor olması sınavın adil ve herkese eşit şans verdiği anlamına gelmiyor. Ancak bugünkü eğitim sistemimizin tamamen ezbere dayalı ve sınav çözme tekniğini kim daha iyi test tekniğini öğrendiyse o sınavı kazanabilmektedir. Bugün dershaneye gitmeden, özel ders ve öğretmen tutmadan sınav kazanmak mümkün görülmemektedir. Dershanelerin öğrenci başına 3–5 bin YTL ücret talep ettikleri düşünülürse asgari ücretle çalışan bir insanın bir yılık geliri ile çocuğunu dershaneye gönderme şansı olmadığına göre sınavı kazanma şansı da olmayacak ya da çok az olacaktır. Sınav sonuçları ortada Fen ve Anadolu liselerinin öğrencilerini bir tarafa bırakırsanız normal liseler sondan birinciler. Bugün devlet liselerinin sınıf kalabalığı, fiziki konumu, ikili öğretim ve öğretmelerin motivasyonsuzluğu öğrencinin öğrenmesini engelleyen en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Bir çok aile daha iyi bir gelecek yaratmak için çocuklarını özel okullara göndermeyi zorunlu görüyorlar. Maalesef bugün özel okulların sayısı neredeyse devlet okulları kadar olmuş. Bir çok öğretmen normal okulların birkaç katı maaşla çalışmakta, dışarıda özel ders vermekte, diğer tarafta daha düşük ücretle çalışan devlet memuru ise şu ders bitse diye düşünmektedir. Eğitim Üretici Olmalı Eğitim temelde üretici ve çocuğa özgüven kazandıracak nitelikte olmalıdır. Hepsinden önemlisi kişinin hayatının seçimini kazanacak şekilde yaşamı sorgulamayı ve bundan sonuç çıkaracak hayatına anlam katmayı kazanmalıdır. Başta el becerileri olmak üzere erken dönemde kişilerin eğilimlerinin belirlenmesi, matematiksel, duygusal zekâya sahip becerikli fen bilimlerine yatkın çocuklar liseye yönlendirilmeli, diğerleri de yeteneklerine göre iş ve meslek okullarına yönlendirilmelidir. Okulları bitenler işe girerek yaşamlarına yön vermesi sağlanmalıdır. Bunlardan çok başarılı olanlarda bellerli bir kontenjan ile üniversite kapısı açık tutulmalıdır. Liseye gidenler de üniversiteye hazırlanmalı ve ona göre donatılmalıdırlar. Her yıl iki milyon öğrencinin üniversiteye hazırlandığı ve sonunda çoğunluğunun kazanmadığı sınav sonrası yaşananlar düşündürücü. Sınavı kazanamadığı gibi belirli bir yaşta ne yapacağı da belli olmayan bu gençlerin ortalıkta verimsiz dolaşması ne acıdır. Bu kadar genci olan bir ülkenin gençlerini bu şekilde üretimsiz ve fonksiyonsuz bırakması hiç de akıl karı değildir. Dershaneler Kapatılmalı, Hocalar Daha İyi Koşullarla Üniversiteye veya Milli Eğitime Kazandırılmalı Her dershanede ortalama 10 öğretmenin olduğu düşünülürse yaklaşık 25–30 bin öğretmen istihdam eden bu sektörün elinde tuttuğu ülkenin en iyi öğretmenleri bulunmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyesi Profesör Fatma Gök, dünyada bizdeki gibi örneği olmayan dershanelerin kapatılmasını önermektedir. Çocukların bütün hafta sonunun ve okul dışındaki boş zamanını alan dershanelerin kapatılmalı, bunun yerine derslerin okulda öğretilmesi sağlanmalıdır. Çocuklar arasındaki programı izleme farklılıkları ek dersler ve yaz kursları ile kapatılabilir. Dershane Öğretmenlerin önemli bir kısmı üniversitelerin ön hazırlık sınıfları için öğretim görevlisi olarak değerlendirebilir. Üniversitelerin birinci sınıfı genelde hazırlık sınıfı nitelliğindedir. Çoğunluğu üniversite mezunu olan ve öğretme yeteneği yüksek olanların bir kısmını kontenjana göre sınav ile üniversite öğretim görevlisi olarak alınması diğerlerinin tekrar milli eğitim bakanlığına kazandırılması ülkemizin yararına olacaktır. Ne Yapılmalı Maalesef bugün ülkemizdeki eğitim sorunu diğer sorunlar gibi parası olan yaşar anlayışına terk edilmiş durumdadır. Tam anlamı ile bir doğa kanunu, herkes parası kadar ve gücü yettiği yere kadar çocuğunu okutmaktadır. Milli Eğim bugün sorunun çözümünü özel sektörde aramaktadır. Dünyada gelişmiş ülkelerin büyük çoğunluğunda eğitim ciddi bir iş olarak disiplini devlet tarafından herkese eşit olarak sağlanmaya çalışılmaktadırlar. Doğal olarak özel sektör para kazanmak isteyecektir. Bugün kamu anlayışı ile para kazanma anlayışının paralel gitmediği ortada. Ulusal çıkarlar, gelecek vs.. laf. Bugün dershanecilik alabildiğine ilerlemiş, özel okulların bir çoğunun neye ve nereye hizmet ettiği ortada. Sanırım herkesin kabul ettiği gibi ülkemizin başta Milli Eğitim sistemi olmak üzere ilk öğretimden Üniversiteye Eğitim ve Bilimde köklü değişiklikleri içerecek bir reforma ihtiyaç duyulmaktadır. ÖSS ve Dershane sektörü için öneriler; 1. İlk öğretim programı tam gün esasına göre olmalı ve müfredat tamamen insanı ve doğayı hedef alan yaşam sevgisini kazandıracak şekilde eğitilmelidir. Başta el becerileri olmak üzere pratik yaparak eğitim ve öğretim zevkli ve anlaşılır kılınmadır. Öğrencinin farkına varılabilirlik becerisi kazanması mutlaka bu aşamalarda sağlanmalıdır. 2. Orta öğretim yönlendirici olmalı ve öğrencinin zekâ, yetenek ve arzusu doğrultusunda bir alana yönlendirilmelidir. 3. Öğrencilerin %30 belirli bir notun üstündekiler liseye yönlendirilmeli, diğerleri meslek okullarına yönlendirilmeli 4. Meslek lisesi çıkışlılara iş olanağı yaratmak için devlet, odalar birliği ve ilgili kurum ve kuruluşlar işbirliği içinde olmalı 5. Eğitim ve öğretim 2,5 aylık yaz tatilinden vaz geçmeli ve Dünya standartlarında 5–6 haftaya indirgenmelidir. Böylece daha uzun sürede çocukların daha eğitim ve öğrenim görme şansı sağlanmış olur. Batı ülkeleri ile karşılaştırdığımızda hem uzun tatilimiz var hem de iyi eğitim vermiyoruz. Bu durum günden güne aramızda derin farklılıklar yaratmaktadır. Uluslararası yarışmalardan ülkemiz gençlerinin aldığı sıralamalarda durumumuzun kötü olduğu ortaya çıkmaktadır. 6. Yatılı okullar yaygınlaştırılmalı, durumu iyi olmayan başarılı çocukları buralarda eğitim imkânı bulmalıdır. 7. Cumhuriyetin en önemli kazanımı olan eğitim birliği korunmalı, eğitim 12 yıla çıkarılmalı. 8. Eğitim parasız olmalı, bu devletin temel görevlerinden biridir, kendisine sahip çıkacak yetişkin bireyler yetiştirmek için her türlü tedbir alınmalıdır. 9. Belirli üniversitelerin bünyesinde alt yapısı tamamlanmış, akademik kadroları hazır birimlerden oluşacak yeni üniversitelerin kurulması var olanların gelişilmesi projesi ile uzun vadede niteliği yüksek daha fazla öğrencinin üniversiteye akması sağlanmalı. 10. Üniversite eğitimi ve beklentiler öğrenciye anlatılmalı, Üniversite eğitimi gibi prestijli bir alan ancak onu yapabilecek kişilerin yönelmesi fikri topluma da anlatılmalıdır. Üniversite yalnızca iyi meslek edinme yeri değil aynı azmanda bilim ve felsefe yapma yeri olarak anlatılmalıdır. Mümkün olduğunca üniversiteyi okuyamayacak adayların üniversiteye yönelmesi caydırılmalıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde kapasitesi yetersiz öğrenci üniversite kapısına zorlanmaz. 11. Ülkemizin kapasitelerine ve yeteneklerine uygun üniversite okuyabilecek nitelikteki öğrencileri seçebilecek ancak uzun yılların ağırlıklı ortalaması değerlendirmesini içerecek bir yeni sisteme kavuşması sağlanmalıdır. 12. Üniversiteye giriş sınavı yerine, öğrencinin bütün eğitim boyunca aldığı başarı grafiği dikkate alınmalı. Böylece dershanecilik ortadan kaldırılmalı. 13. Üniversiteye giriş sayısı sınırlandırması kaldırılmalı, kendisini yeterli gören, gerekli puanı alabilen kişi istediği yaşta üniversiteye girebilmelidir. 14. Lise son sınıfta olgunluk sınavı yapılmalı, bütün başarı notları yanında üniversitelerin kendi sınavlarını kendileri yapması yolu yeniden düşünülmedir. Geçmişte klasik sınav sistemi ile öğrenciler fakültelere alınıyordu. Bu konuda Fransa, Almanya ve İngiltere örnekleri incelenebilir. 15. Dershanelerdeki öğretmenler tekrar Milli eğitim kadrosuna alınmalı ve öğretmenlerin maaşları yaşanılabilir bir sınıra getirilmeli. Öğretmenler dershanede kazandığı parayı aramamalıdır. 16. Üniversite kapısına yığılmaları önlemek için lise mezunu ve üniversite mezunları askerlikte aynı muameleye tabi tutulmalı. Askerlikteki subay olma ayrıcalığının kaldırılması caydırıcı olabilir. 17. Batıda olduğu gibi meslek lisesi çıkışlılara daha öncelikli olarak iş verilmeli. Üniversite mezunları Ar-Ge ve araştırma kurumlarında çalışmaya yönlendirilmeli. Batı ülkelerinde yüksek lisans ve doktorasını tamamlayan kişilere belirli bir maaşın altında ödeme yapılmadığı için kolay kolay işe alınmazlar. Zaten belirli bir notu olmayan da yüksek lisansa yönelemez. 18. Dershaneler kapatılmalı, iyi öğretmenler sınavla üniversiteye okutman veya öğretim görevlisi alınmalı, diğerleri Milli Eğitime kazandırılmalı. 19. Tüm eğitmenlerin maaş ve özlük haklar dünya ölçeğine getirilmeli. Eğitmenler, öğretim görevlileri ve üyeleri toplumun içinde düşük maaşları ile değerlendirilmemelidir. Özet: Bugünkü eğitim sistemi ve sınav sistemi üniversiteye doğru aday kazandırmamaktadır. Eğitimin yerinde ve zamanında doğru yapılamamsı sonucu bugün 3000 dershane 9 milyarlık dolarlık bir devasal sektöre dönmüştür. Bir bütün olarak ülkenin 18 milyon öğrencisi sınav maratonuna koşturularak kişinin kendisini geliştirmesi ve yetişkin birey olma özellikleri elinden alınmaktadır. 20 yaşına kadar sınava ve ezbere dayalı öğretilen bu gençlerin büyük çoğunluğunun herhangi bir mesleği olmadığı ve de sorun çözme becerileri de olmadığı için bütün yaşamaları boyunca bocalamaktadırlar. Sanırım bizim gibi gençliğine bu kadar yanlış yapan bir toplum yoktur. Çözüm üretime dayalı köklü bir çağdaş eğitim reformu ile sağlanabilir.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
‘Kriz döneminde eğitim öne çıkıyor dershane kayıtlarımız % 30 arttı’
Üniversiteye hazırlık için gittiği Uğur Dershanesi’nde önce öğretmen sonra patron olan Enver Yücel, bugün dershaneleri, Bahçeşehir Koleji ve Bahçeşehir Üniversitesi ile eğitim sektörünün önemli gruplarından birinin başında. 2009’da 1.700-2.000 kişiye istihdam sağlamayı planlıyor. Küresel krizi değerlendiren Yücel, “Krizin herkesi etkileyeceği çok açık. Ama bizim de yapacaklarımız var. Üniversite bazında agresif pazarlama stratejisiyle krizi aşabiliriz. Yabancı öğrenci çekmek için özel çalışmalarımız var. Kriz döneminde eğitime ilgi artar. Önümüzdeki yıl için dershane kaydı başladı, % 30 artış var” dedi. Enver Yücel, Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı, Uğur Dershaneleri’nin sahibi. 33 yıllık eğitimci... Giresunlu. Lise eğitimi almak için geldiği İstanbul’da hayat onu eğitimci yapmış. Doğrusu hayatta hiçbir şey tesadüf değil! Üniversiteye hazırlık için girdiği Uğur Dershanesi’nde eğitim alırken, sınıfta kalmış, çalışmak zorunda olmuş, dershanede çalışmaya başlayıp, daha sonra da dershaneyi bir öğretmen arkadaşıyla almış. Aynı zamanda da üniversitede matematik eğitimi almış. Şimdilerde Anadolu’ya yayılan 150 şubesi olan Uğur Dershaneleri, sayısı 17’i bulan Bahçeşehir Kolejleri ve Bahçeşehir Üniversitesi’nin sahibi. Nasıl bir ailede büyüdünüz? Giresunlu 6 çocuklu bir ailenin çocuğuyum. Ağabeyim benden önce gelmişti İstanbul’a. Babam hepimizin iyi eğitim almasını istedi. Babam çiftçiydi daha sonra ticaretle uğraştı. Çalışkan bir adamdı. Girişimci ruhu vardı, sanırım ben de o ruhu taşıdım. İlkokul ve ortaokulu köyde okudum. Ailem beni iyi eğitim için Haydarpaşa Lisesi’ne yatılı gönderdi. İyi bir üniversiteyi kazanmak için Uğur Dershanesi’ne gittim. O zamanlar dershaneler küçüktü. 3 odalı bir dershaneydi. O zaman yakınım olan bir matematik öğretmeni de bu dershanede çalışıyordu. Ben o yıl sınıfta kaldım. Sonra o dershaneyi alıyorsunuz... Evet. Babam sınıfta kalınca çok kızdı, ’Çalış’ dedi. Ben tesadüfler sonucu aldım dershaneyi. Sonra üniversitede matematik okudum. Eğitimi sevdim. Zaman içinde büyüttük dershaneyi. Sizde kolej kurma fikri nasıl oluştu? 1984 yılında bunu düşünmeye başladım. 1994’de Bahçeşehir Koleji’ni kurdum. Okul kurmaya karar verdiğimde Bahçeşehir yeni gelişiyordu. Biliyorsunuz böyle yerlerde okullar da cazibeyi artırıyor. Çok süratli bir gelişme oldu. Kaliteli bir eğitim verdik. Amerika’da söylenir, oradaki okul kaliteliyse oradaki ev fiyatları da artar. Okul için o semte gelenler oldu. Gözde bir okul oldu Bahçeşehir Koleji. Sonra Anadolu’ya açıldık. Bu sürede Uğur Dershaneleri de devam etti büyümeye... Evet. Dershaneleri de Anadolu’ya açtık. Türkiye’de 150 şubesi var dershanemizin. 12 dershane İstanbul’da diğerleri Anadolu’da. Diyarbakır’dan Çanakkale’ye kadar dershanemiz, binlerce öğrencimiz var. ABD’de dershane açtı Yurtdışında da dershane açtınız değil mi? Evet, ABD’de 2004 Ocak ayında Washington’da Uğur Education’ı kurduk. Şu anda ABD üniversite giriş sınavı SAT için öğrenci yetiştiriyoruz. 2.600 öğrencimiz var Amerika’da. Bahçeşehir Kolejleri’nin sayısı da artacak mı? 17 noktada okul açtık. 3 yıl içinde bu rakamı 50’ye çıkarmak istiyoruz. 150 milyon dolarlık yatırım öngörüyoruz. Bu yatırımları kısmen yerel ortaklarla yapıyoruz. 3 yıl içinde bu yatırımları hayata geçireceğimizi düşünüyorum. Türkiye’de okul öncesinden liseye kadar eğitim alanında faaliyeti sürdüreceğiz. Dershane, kolejden sonra üniversite kurmak kaçınılmaz mı oldu sizin için? Üniversitemizin eğitim kurumlarımızı taçlandıracağını düşündüm. 1996’da çalışmaya başladık. 1998’de kurduk. Çok zorluk çektik. En büyük sorun zihniyet Türkiye’de. Vakıf üniversitesi bunlar, özel değil. Ben özel üniversite olmasını da savunuyorum. Eğitim adil ve eşit olup her yerde olmalı. Devlet haksız rekabet ortamını ortadan kaldırmalı. Şu anda haksız rekabete yol açan devlet. 10 bin öğrencisi var üniversitemizin. Yurtdışındaki üniversitelerle işbirliği yapıyoruz. Global kriz sizi etkiledi mi? Kriz şu anda etkilemedi. Çünkü kriziden önce kayıtlar bitti ama önümüzdeki yıl aileler etkilenecek. 2001 krizinde yaşanmıştı, aileler çocuklarını kolejlerden almıştı. Bu yine yaşanacak mı? Krizin herkesi etkileyeceği çok açık ortada. Ama bizim de sektör olarak yapacaklarımız var. Üniversite bazında agresif pazarlama stratejisiyle krizi aşabiliriz. 2001 krizinde ben dershanelerimi Anadolu’ya açtım. Kriz dönemlerinde eğitime olan ilgi artar. Önümüzdeki yıl için dershane kaydı başladı, yüzde 30 artış var. Özel okuldaki aileler elbette etkilenecek. Üniversite bazında dünyaya açılıyoruz. Yabancı öğrenci çekmek için özel çalışmalarımız var. Çinli ve Hintli gelmeli Komşu ülkelerden mi öğrenci alıyorsunuz? 11 Eylül’den sonra Arap dünyasından öğrenciler Amerika’ya eğitim için gidememeye başladı. Biz bu yıl Ürdün ve Irak’tan öğrenci aldık. Çin ve Hindistan’dan öğrenci almalıyız. Japonlar’la bir işbirliğimiz var. İpekyolu Üniversiteler Birliği kurulması için çalışıyoruz. Bunu sağladıktan sonra daha çok yabancı öğrenci alacağımızı düşünüyorum. Üniversitelerin global krizden etkilenmemesi için alınacak tedbirlerde devletin de yardımcı olması. Biz yatırım yapıyoruz, öğretmenlerin maaşlarını ödüyoruz, öğretmenlerin maaşlarından vergi alıyor devlet. Bunu almaması lazım. Yeni modelimiz: Öğrenci işini okurken bulacak Türkiye’de eşit eğitim hakkından söz etmek mümkün değil ne yazık ki. Sizce devlet nerede yanlış yapıyor? Dar gelirli aile çocuğuna iyi eğitim verdiremiyorsanız demokrasiden söz edemezsiniz. Devlet sürekli üniversite açıyor. Okul öncesi eğitime destek olmuyor. Devletin üniversiteden önce okul öncesine ve ilköğretime yatırım yapması lazım. Özellikle bu çağlardaki çocukların eğitim olanakları eşit olmalı. Eldeki para öncelikle adil ve eşit okul öncesi eğitim ve ilköğretime harcanmalı. Dünyadaki eğitime ayrılan payın harcanması Türkiye’yle tam tersi. Biz yukarıdan başlıyoruz, onlar aşağıdan. Bu neden oluyor? Popülist politikalar nedeniyle böyle oluyor. ’Üniversite açtım’ demek, daha gösterişli! Üniversiteli işsiz sayısı da her geçen gün artıyor... Biz şu anda okullarımızda diploma veriyoruz. Öğrenci diplomayı alınca işi bitiyor. Bu sene Bahçeşehir Üniversitesi yeni model getiriyor. Öğrenci mezun olurken işini bulmuş ya da kurmuş olacak. Biz öğrencimize “Almanya’da 6 ay çalış, kendini kabul ettir, git Tokyo’da çalış” diyeceğiz. Profesyonelce çalışmasını sağlayacağız. Mevcut staj mantığı çok yanlış. Yale Üniversitesi’nin ofis direktörü geldi, kendi öğrencilerine uygun iş yeri baktı. Öğrencilere kuluçka ortamını sağlamamız lazım. İşini arayan, işini kuran öğrenci sayısını artırmalıyız. Batman’da 12 milyon TL’lik yatırım için 2 yıldır bekliyoruz Yeni yatırımınız olacak mı? Kriz döneminde eğitimci olarak bir önerim var. Eğer mevcut bürokratik engeller azalsa, kriz aşmada bu bir araçtır diye düşünüyorum. Benim grubum kalkınmada öncelikli illerde özel okul açmak istiyor. Batman’da Bahçeşehir Koleji açmak istiyoruz 2 yıldır. 12 trilyon yatırım yapacağız. Devletten arazi tahsisi bekliyoruz. Urfa’da okul yapmak istiyoruz, yine arazi tahsisini bekliyoruz. Boğaz kenarında arazi istemiyoruz ki. 2009’da Bahçeşehir Kolejleri ve Uğur Dershaneleri olarak 1.700-2.000 kişiye yeni istihdam sağlayacağız, iş alanı yaratacağız. BİLİM ADAMI YETİŞTİRMEK İÇİN ÖZEL LİSE AÇILDI Enver Yücel, Fen ve Teknolojisi Lisesi de açmış. “Bu lise, bilim insanı yetiştirme projesi desek, doğru olur mu?” soruma, “Türkiye bilim adamına yatırım yapmalı. Bunun yolu güçlü eğitimden geçiyor. Bu liseyi kurarken ABD’deki bazı okulları örnek aldık. Okulun derslerinin yüzde 20’sine üniversite hocaları giriyor. 900 bin öğrenci arasında ilk 500’den burslu ve yatılı öğrenci alıyoruz. İlk yıl 48 öğrenci aldık. Bu sene ilk 200 öğrenciden aldık. Çok başarılı öğrenciler. Eğitim hayatımda yaptığım en iyi iş bu diye düşünüyorum. Bu proje için bina dışında 4 milyon dolarlık yatırım yaptık” yanıtını verdi.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: agitim sorunlari, dersaneler, gelecek, kaybedilen yasamlar, kazanilan milyarlar, oks, oss, ozel egitim kurumlarinin, ozelesinavlar, ozellestirme, politeknik egitim, politik, pratik, sbs, sinavlar, uzerinden |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| dersaneler, eğitim, ile, kaybed, kazanilan, kazanılan, kurumlarinin, kurumlarının, milyarlar, özel, sinavlar, sınavlar, üzerinden |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Eğitim sistemi ya da paralı eğitim can almaya devam ediyor | Mahmut Halil CAN | EĞİTİM VE EĞİTİM SORUNLARI | 102 | 04-06-2012 08:00 PM |
| Gazi katliamı aleviler üzerinden iç savaş oyunu idi, boşa çıkarıldı | Mahmut Halil CAN | TÜRKİYE DEVRİM TARİHİ | 52 | 03-12-2012 08:51 PM |