![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
SINIF HAREKETİ VE DEVRİMCİ HAREKET YAZ REHAVETİNDE İKEN KÜRTLERE VE SINIFA KARŞI SAVAŞIM SÜRÜYOR
Egemenlerin sınıfa, haklarına ve Kürt Halkına karşı son sürat saldırıları sürüyorken; devrimci hareket ile Sınıf hareketi yaz rehavetinde ve uykudadır. Temmuz zam dönemi ile ek zam talepleri uğruna zerre kılı kıpırdamayan, açıklanan enflasyon oranlarının yalanlığına karşı mücadele etmeyen, iş cinayetleri ile katliamlara sessiz kalan, çeşitli günler dışında cılızda olsa sesi çıkmayan sınıf hareketi yaz rehaveti yaşarken; diğer yandan Kürtlere karşı girişilen topyekûn kirli savaş naraları ile at başı giden özel kontrgerilla birlikleriyle soykırımı dayatan düzene karşı mücadelede tam bir gevşeme yaşanmaktadır. Tırmanan savaşın ve her gün artan savaş sonuçlarının da harekete geçiremediği bu rehavet ve uyku halinin iyiye alamet olmadığı açıktır. Zira TİSK, iş güvenliği ve İşçi Sağlığı Kurumuna tehditler yağdırıp işçi katliamlarının süreceğini ilan ederken; bir tek işçi ya da çalışan kurumu buna karşı basit bir basın açıklaması dahi yapmıyor. Kürdistan’da yürütülen kirli savaş boyutlanır ve sonuçları yıkıcılığıyla kendini dayatırken yine sınıf örgütleri nefesi tıkanmış gibi soluksuzca uyumaya devam etmektedir. Sermaye yasal, anayasal, pratik-politik-ekonomik saldırılarında hızını kesmeden çalışmalarını sürdürürken; sınıf örgütleri sessiz sedasız, uyuşturulmuş gibi uykularına devam etmektedirler. Farkındalık duyguları öldürülmüş, bütün olarak dünyaya kayıtsızlaştırılmış ve de ilaçla uyutulmuş gibi bir süreç yaşanıyor. Sınıfın devrimci örgütlerinin ya da lider yapılanmaları da bundan uzak bir yerde değildirler. Kesinlikle yaz rehaveti onlarında üzerinde durmaktadır. Bu da sınıf mücadelesinin kesintisizlik ve de süreğenliği ile kalıcı mevziler kazanmasının biricik düşmanı olmaya devam etmektedir. Bu hemen hemen bütün yaz ayları geçerli bir durumdur. Savaşmış, sınıfa saldırının boyutlanmasıymış, Kürt Halkına karşı girişilmiş topyekûn saldırı dalgasıymış vs hemen hemen tüm durumlarda rehaveti ve uykuyu bölmeye yetmiyor çoğunda. Artık bu sürgit durumun tekerine çomak sokmak zorunluluğu kendisini en sıcak şekilde hissettirmektedir. Nitekim son on yıllarda bu durumun farkına varmış olan düzen ve onun yönetenleri kritik yasaları, seçimleri, referandum ya da kapsamlı saldırılarını özellikle bu yaz aylarına denk getirmektedir. Bu kesinlikle tesadüfî değildir. Kimi hayvanların kış uykusuna yatması gibi; sınıf hareketi de , TDH’ de yaz uykusuna yatmaktadır uzun süredir. Bu duruma bir son verilmelidir. Tarihi yeniden yazma iddiasında olanların kendilerine giydirilmek istenen “deli gömleği” ile “uyku rehavetini” reddedip yazma işlemini en üst düzeyden ve perdeden yaşam geçirmelidirler. 19.07.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | Proleter Devrimci (08-23-2010) |
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
KESK neden hayır diyemedi? –Erbil Karakoç [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 23 Ağustos 2010 -
KESK neden hayır demedi ya da diyemedi? KESK’in üyeleri içerisinde “Yetmez Ama Evet” yanlısı sendika aktivistlerin KESK içinde “Hayır” diyenlere göre küçük bir oranı temsil ettiklerini söyleyebiliriz. KESK bu Anayasa paketini kendi üyeleri içerisinde referanduma sunup “Evet” ya da “Hayır”ı çıkacak sonuca göre belirlese idi yüksek oranda “Hayır” çıkardı. İlerici emek örgütü olabilmenin koşullarını sayacak olursak bunlardan en önemlisi sınıf mücadelesini içselleştirmek, özümsemek, sınıfın ve emekçilerin çıkarlarından yana tutum ve tavır almaktır. Bu tutum ve tavır alma sözle değil pratik eylemlerinizde belli olur. KESK’in son dönemlerine baktığımızda; örneğin Tekel işçileri 1 Mayıs’ta Taksim’de Türk-İş başkanını kürsüden indirdikten sonra sendikaların Tekel işçilerini kınamak için yayımladıkları bildirinin altına KESK’in de imza koyması, emek hareketine binlerce kez darbe vurmuş olan Kamu-Sen ve Memur-Sen gibi sarı sendikalarla grev örgütlemeyi düşünmesi, ittifakı kendisi gibi ilerici emek örgütleri ile değil Hak-iş, Türk-İş gibi sendikaların peşine takılarak “Emek Platformu” adı altında sonradan ne olacağı belli olmayan ortaklıklara girmesi ve bu ortaklık sonucunda yapılan eylem ve etkinliklerde sarı sendikaların çirkin politik oyunlarına ortak olma zorunluluğunda kalması gibi birçok yanlış tutum ve tavır izlemiştir. Sendikal mücadelenin olmazsa olmazı grevli toplu sözleşmedir. Bunu en iyi bilenlerden biri KESK ve aktivistleridir. Buna rağmen KESK’in bu sene toplu görüşme masasına götürdüğü teklif; ‘toplu sözleşmeyi Anayasa (sonuç ne çıkar ise çıksın) referandumundan sonraya bırakalım’dır. Bu tutum iki yönlü değerlendirilebilir. Birincisi KESK grevli toplu sözleşmeden vazgeçti ve sadece toplu sözleşme derdinde; ki Anayasa’da belirtilen hali ile kamu emekçileri açısından en fazla karşı çıkılması gereken bir madde. İkincisiyse yukarıda saydığımız ortaklık sürecinin yeni bir versiyonuna Evet demektir. 24 Ocak kararlarının ve 12 Eylül anayasasının devamı olan AKP Anayasası yeni dönemde neoliberal politikaların her alanda yeni saldırılar ile geleceğinin işaretidir. Güvencesiz çalıştırmadan çevreye, su hakkından barınma hakkına, enerji hakkından çalışma hakkına kadar tüm hakların bertaraf edileceği bir dönemde eski klasik yöntem ve tarzlar ile sendikal mücadele ve hak arama bilincinin oluşmayacağı şimdiden görülmelidir. KESK üyelerinin istediği yüzdelik dilimlere sıkışmış bir maaş artışı değil, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren parasız eğitim, parasız sağlık, ucuz enerji gibi hizmetlerin kamusal nitelikli bir biçimde halka verilmesidir. Hak verilmez alınır bilinci ile KESK yeni döneme eski klasik sendikacılık anlayışı ile değil halkın tüm kesimlerinin de talep ve ihtiyaçlarına cevap verecek hak arama bilincini toplumun tüm kılcal damarlarına yayan yeni bir toplumsal muhalefet sendikacılığını fili ve meşru bir şekilde yeniden örgütlemelidir. Yeni sendikal mücadele klasik sendikacılıkla olmayacağı gibi eski sendikal kadrolarla da mümkün değildir. Anayasa taslağındaki yıkım politikaları ve 657 sayılı yasa taslağının gündemde olduğu bu süreçte KESK “Hayır”ı en yüksek perdeden söylemeliydi. Neden “Hayır” diyemediğini ise hala düşünüyorum! Yoksa bu kadar saldırı yetmez ama Evet mi!!! * Erbil Karakoç KESK Yapı Yol-Sen İşyeri Temsilcisi
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
Referandum toz-dumanı arasında işçi sınıfının kayıplarını görmek -Gaye Yılmaz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 25 Ağustos 2010 -
1- İktidar açısından anayasa paketinin önemi esas olarak HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili değişikliklerdir. Önerilen değişiklik, yargının yürütme üzerindeki kontrolünü iyice zayıflatacak hatta neredeyse tamamen ortadan kaldıracaktır. Oysa burjuva demokrasilerinde bile bir “kuvvetler ayrılığı” ilkesi vardır ve bunun amacı, belli bir zümreye toplumun çoğunluğunun çıkarlarına aykırı olarak ayrıcalıklar sağlamanın önüne geçmektir. Peki, yasama, yürütme ve yargı tek elde, iktidar partisinin elinde toplanırsa bu işçi sınıfı ve ezilenler açısından ne anlama gelir? En basit anlatımla, sosyal güvenlik reformu sırasında bütün emekçilerin gözünün, umutlarının nasıl Anayasa Mahkemesi'ne çevrildiğini hatırlamak yeterli olacaktır. Benzer şekilde emekçiler aleyhine ya da doğa katliamlarına yol açan uygulamalara karşı örneğin Danıştay vb. yargı kurumlarında açılan davalar için de aynısı söz konusu olacak, mesela yürütmenin durdurulması yönünde kararlar artık alınamayacaktır. Sonuç olarak şimdiye kadar “göreli bağımsızlığından” söz edebildiğimiz yargı bundan sonra tamamen iktidarın kontrolü altına girmiş olacağı için iktidar partilerinin işçi sınıfının hak ve kazanımlarını yok sayan bütün kararları son derece hızlı bir şekilde uygulamaya konabilecek, itiraz yolları ise kapalı olacaktır. Örneğin, işçi sınıfının örgütlerinin, yani sendikaların Çalışma Bakanlığı’ndan yetki almasının ardından sermaye derhal taarruza geçmekte ve alınmış olan toplu sözleşme yetkisine itiraz amacıyla bir dizi hukuki dava açmaktadır. Yargının göreli bağımsız olduğu koşullarda bu davalar –uzun zaman alsa da- çoğunlukla sendikalar yani işçiler lehine sonuçlanmaktadır. Yargı erkinin Meclis’e transfer edilmesi, yani anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde işverenlerce açılan en akıl dışı itiraz davalarının bile sermaye sınıfı lehine sonuçlanacağını ve kaybeden tarafın her zaman işçiler olacağını bugünden öngörmek yanlış olmayacaktır. 2- Anayasanın kaldırılan 51. maddesinin 4. fıkrasında yer alan hükme göre: “Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz”. Aynı hüküm 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 22/1. maddesinin birinci cümlesinde de aynen tekrar edilmiştir. Bu nedenle, bu yasağın uygulamadan kalkması için, Sendikalar kanunundan da çıkarılması gerekmektedir. Aksi halde kanundan çıkarılmadıkça, Anayasadan kaldırılması uygulamada hiçbir hüküm doğurmayacaktır. Sendikalar yasasındaki yasağın da kaldırılması halinde bu değişikliğe göre işçiler aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olabileceklerdir. Diğer yandan yapılan bu değişiklikle asıl amaçlandığı iddia edilen şey, farklı iş kollarında part-time statü ile çalışanların sendikalaşma hakkını tek bir sendikaya üyelik ile sınırlamamaktır. Kurguya göre örneğin aynı zamanda bir yandan gıda diğer yandan eğitim sektörlerinde çalışan işçiler bu değişiklikten itibaren hem gıda hem eğitim sektöründe örgütlü sendikalara ayrı ayrı üye olabileceklerdir. Bu kurguda görmezden gelinen gerçeklik ise part-time çalışanların toplumun en güvencesiz kesimini oluşturduğu ve bu nedenle işlerini kaybetmemek uğruna değil iki sendikaya birden üye olmak tek sendikaya üye olmaktan bile imtina ettikleridir. Bir diğer sorun ise bu durumun yetki alanında var olan barajlar sistemi (%10 ülke ve %50 işyeri barajları) hiç değiştirilmeden söz konusu olmasıdır Daha da önemlisi ise, sendika üyeliklerinde –toplamda- gerçek dışı şişmelere yol açacağı için ve gerçekte sendikalaşma oranlarının hiç artmadığı durumlar söz konusu olsa bile bu düzenleme ile bütün dünyaya “örgütlü toplum olduğumuz” mesajları gönderilecektir. Örneğin bir iş kolunda 1000 kişi çalışıyor olsa ve bu 1000 kişiden 100’ü üç ayrı sendikada üye olarak gözükse, sektörün örgütlülük oranı %30 muş gibi görünecektir. Oysa 1000 işçiden 900’ü hala örgütsüz durumda olacaktır. Ayrıca, 2821-2822 sayılı yasa taslaklarında da meslek ve işyeri sendikacılığının bahsi geçmektedir. Bu Anayasa değişikliğiyle işyeri ve meslek sendikacılığını güçlendirecek düzenlemenin hukuki alt yapısı da hazırlanmış olacaktır. İşyeri ve meslek sendikacılığı, sermayenin en rahat denetleyebildiği hatta sermayenin bizzat işçilere sendika kurarak kendisi için dikensiz gül bahçeleri yarattığı bir örgütlenme biçimidir. Bu örgütlenme tarzında ortaya bir sendika enflasyonu çıkacağı için toplu sözleşme yetkisi veren tek makam olarak Çalışma Bakanlığının gecikmelerde mazareti her zaman hazır olacaktır: çok fazla yetki başvurusu olduğu için yetki süreçleri uzuyor…Buna karşın yetki süreçlerinin eskisine göre daha uzun zaman alması, demokratik ve bağımsız sendikal örgütlenmeler açısından tam anlamıyla bir yok oluş, tükeniş anlamına gelir. Çünkü bu süreçlerde sermaye bütün politika ve yıldırma stratejileriyle, işçileri sendikadan caydırma taktikleriyle iş başında olacaktır. Bu anayasa değişikliği bir yandan da iktidara yakın duran sarı sendikaların önünü açacak, örgütsüz işçiler önemli oranda bu sarı sendikalarda öbekleşeceği için örneğin eğitim, sağlık gibi kamusal hizmetlerin ticarileştirilmesi ya da kıdem tazminatının kaldırılması gibi iktidar girişimleri karşısındaki işçi sınıfının direnme potansiyeli zayıflayacaktır. 3- Ekonomik ve Sosyal Konsey yeni pakette bir anayasa hükmü haline getirilmektedir, böylece işçiler içinde kendi sınıfsal çıkarlarından vaz geçip tamamen sermayenin çıkarlarına hizmet eden bir zihniyetin yayılması ve güç kazanması güvence altına alınmaktadır. Bu değişiklik sendikalar yasasında yapılması planlanan değişikliklerle birlikte okunduğunda, Ekonomik ve Sosyal Konseye ve de sosyal diyalog mekanizmalarına sendikal örgütlenme süreçlerinde ne kadar kilit bir rol verildiği de anlaşılmaktadır. 4- Anayasanın kamu emekçileriyle ilintili 53. maddesinde yapılacak değişiklikte ise top adeta taca atılmakta ve uyuşmazlık halinde karar yetkisi yüksek hakem kuruluna (YHK) bırakılmaktadır. YHK’nın nasıl oluşacağı nasıl işleyeceği ise kanunla belirlenecektir. Bu değişiklikte grevden hiç söz edilmemektedir. Grevsiz bir toplu sözleşme hakkının hiçbir etkisinin ve gücünün olmayacağı ise herkesin malumudur. Üstelik aynı değişiklik, sendikaların üyeleri adına yargı mercilerine başvuru hakkını da ortadan kaldırmakta kamu emekçilerini tamamen savunmasız bırakmaktadır. Grev yolu, kamuda sayıları hızla yükselen sözleşmeli işçilere de kapalıdır, ilgili KHK da sözleşmeli personelin anayasa ve kanunların sınırları içinde kalmak kaydıyla sendikalara üye olabileceği belirtiliyor olsa da, bu maddeye getirilen bir ek ile grev hakkı açıkça yasaklanmış durumdadır. Grev hakkının bulunmadığı bu toplu sözleşme süreçlerinde kamu işvereni her zaman 2-1 önde olacak; uyuşmazlık sonucunda üretimden gelen gücün kullanılamayacak olmasının verdiği rahatlıkla uyuşmazlığı yüksek hakem kuruluna (YHK) taşıyacak ve YHK’nın nihai kararından da her zaman emin olacaktır. 5- Anayasanın 54. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklikle –sanılanın aksine- grevler üzerindeki yasaklayıcı zihniyet aynen devam etmektedir. Bu maddede yapılan kelime oyunu ise şöyledir: eski anayasada yer alan “Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” hükmü yeni anayasa paketinde kaldırılmaktadır. Ancak bu değişiklik, bundan sonra siyasi amaçlı grev ve direnişlere yeşil ışık yakıldığı anlamına gelmemektedir, zira grevin hangi koşulda nasıl düzenleneceği de aynı maddenin 1. fıkrasında belirlenmiştir: “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.” Yani işçiler, toplu sözleşmede uyuşmazlık çıkması durumunun dışında hiçbir koşulda grev düzenleme hakkına yine sahip değillerdir ki bu da 1982 anayasasının değişmeden devam edeceği anlamına gelir. Öte yandan “Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz” hükmü yeni anayasada da aynen korunmaktadır. İyi niyet kuralları ya da toplum zararı gibi son derece sübjektif kriterlere dayandırılan bu yasağın uygulama alanının ne denli geniş tutulduğu son 30 yıllık deneyimlerle zaten bilinmektedir. Öyle ki cam, lastik, kimya, deterjan veya çimento gibi sektörlerin grevleri bile bu gerekçelere dayanılarak yasaklanabilmektedir. Daha çok işçi sınıfının sendikalı olan azınlığını ilgilendiren bu değişikliklerin ardından, sendikasız çoğunluğa sunulan seçenekler ise: devlet veya sermaye güdümlü sarı sendikalar; örgütlenmeyi bütünüyle tüketecek kadar uzun yetki süreçleri; demokratik sendikalara üye olmaya kalktıkları takdirde yıllarca sürecek itiraz davaları; işten atılmalar ve yıldırma taktikleridir. İşyeri ve meslek sendikacılığının güçlü ve yeni bir eğilim olarak gündemdeki yerini alması ise paketin “bonus”udur. Bu bonus sayesinde örgütlü ve örgütsüz işçiler arasında var olan zayıf bağlar da koparılmış olacak, üretim süreçleri birbirinden tamamen yalıtık hale getirileceği için emek dayanışmasının nesnel zemini de ortadan kaldırılmış olacaktır.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: devrimci hareket, iken, karsi, kurtlere, rehavetinde, savasim, sinif hareketi, sinifa, suruyor, yaz |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| devrimci, hareket, hareketi, iken, karşi, karşı, kürtlere, rehavetinde, sava, sinif, sinifa, sınıf, sınıfa, yaz |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kürtlere karşı girişilen linç savaşına karşı alevilerin tutumları sorunu | Mahmut Halil CAN | ALEVİLİK-KIZILBAŞLIK VE ALT ÖĞELERİ | 10 | 06-22-2010 07:38 PM |
| Dtp kapatıldı kürtlere karşı linç harekâtı sürüyor | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL GELİŞMELER VE SINIF TAVRI | 22 | 12-20-2009 05:59 PM |
| Kriz Ve Sınıf Hareketi | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 4 | 11-09-2008 01:57 PM |
| Sınıf bilinci, sınıf içi bölünme ve sendikal hareket tartışmasına bir katkı-S.Murat Ç | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 0 | 09-03-2007 06:50 PM |