DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > ATEŞ HIRSIZI GENEL > YÖNETİMDEN DUYURULAR

YÖNETİMDEN DUYURULAR YÖNETİMİN SİTE VE GENEL,GÜNCEL DUYURU VE ÇAĞRILARI


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür
Cevaplar
53
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1668
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-16-2010, 07:05 PM   #21
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Öcalan: Türk’e saldırı tesadüf değildir



Ahmet Türk’e saldırıyı değerlendiren Öcalan, “Samsun’da Ahmet Türk’e yönelik bu saldırıların gerçekleşmesi tesadüf değildir, planlıdır. Kürtlere işgalci Yunan gözüyle bakıyorlar, bunun iyi anlaşılması gerekir” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede Ahmet Türk’e Samsun’da yapılan saldırıyı değerlendiren Öcalan, “Daha önce İzmir’de şimdi de Samsun’da Ahmet Türk’e yönelik bu saldırıların gerçekleşmesi tesadüf değildir, planlıdır. İzmir’in de Samsun’un da onlar için özel bir önemi var. Ahmet Türk’ün, Kürtlerin İzmir’e gidişini İzmir’in Yunanlılarca işgali gibi algılıyor bu kesimler. Bu kesimlere kontrgerilla mı denir ne denir bunlara bilemem ama bunlar, örgütlüdürler ve hala devletin içerisinde etkindirler. Bunlar kendilerini Kuva-i Milliye olarak da isimlendiriyor olabilirler. Devletin ne kadarı bunların elinde onu bilemem. Ama Kürtlere işgalci Yunan gözüyle bakıyorlar, bunun iyi anlaşılması gerekir. Bunların vatanseverlik anlayışı böyledir! Samsun’da da böyle bir olayın olması tesadüf değildir. Samsun da 19 Mayıs nedeniyle bu kesim için özel anlamı olan bir yerdir. İzmir’deki olayı da Samsun’daki olayı da yapanlar birbirleriyle bağlantılıdır, bunları aynı örgüt organize ediyor. İttihat Terakki döneminden beri örgütlüler. Mersin’deki bayrak provokasyonu da bunların işiydi. Söylediğim gibi bunlar Kürtlere işgalci gözüyle bakıyorlar. Bunların vatan anlayışı Kürtleri bile işgalci olarak gören bir anlayıştır. Bu tür olayları polis amblemiyle, rozetiyle yapacak halleri yok ya! Bunlar bir örgüttür, bunu anlamak gerekir.” dedi. Öcalan, şöyle devam etti:

AKP ÇIKARLARINI DÜŞÜNÜR

“Kemal Yamak eski bir kontrgerilla başıydı. 12 Eylül’de Diyarbakır’da kolordu komutanıydı. Onun bir kitabı vardı, Diyarbakır cezaevinde yaşananlarla ilgili şeyleri de yazmış. Bu kitapta Ecevit’le olan bir konuşmasına da yer vermiş. Ecevit kontrgerillayı duyunca kendisine tavır alıyor. Ve ona “kontrgerilla nedir?” diye soruyor. O da “kontrgerilla her partide yer alan senin partinde de yer alan yüzlerce kişidir ve bunların hiçbirisinin birbirinden haberi yok, hiç birisi de birbirini tanımaz” diyor. Ve bu Kemal Yamak aynı zamanda Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde genel sekreterliğini yapmıştır. Ki Turgut Özal’ın kuşkulu ölümü ortadadır. Söylediğim gibi bu kesimler devletin içinde hala güçlüdürler. Biliniyor Bülent Arınç’a yapılmak istenen suikast resmi kayıtlara da geçmiştir. Kontrgerilla demiştim bu Ergenekon olarak da adlandırılabilir. Ama adı her neyse devletin bu kesimi aslında tasfiye edilmiyor. Ergenekon davası olarak kamuoyuna yansıyanlar buzdağının sadece görünen kısmıdır, bu örgütün, yapılanmanın asıl gövdesi karşısında ortaya çıkarılanlar sadece devede kulaktır. Bunun dışarıdaki ayakları da vardır. AKP şu anda bunlara karşı görüldüğü gibi tasfiye çalışmasında değildir. Çalışmaları sadece kendisini kapattırmamaya dönüktür. AKP bunları tasfiye eder gibi gösterse de aslında kendi çıkarlarını korumaktadır. Hatta bu kesimlere Kürt meselesini ben kendi yöntemimle tasfiye edeceğim mesajını vermiştir. Asıl yapılan Kürt hareketinin tasfiyesidir. Ama söylediğim gibi AKP’nin içinde iyi niyetliler de olabilir.”

SÜREÇ İÇİN ÖNGÖRÜ YAPMAK ZOR

“Umarım süreç olumlu sonuçlanır. Net bir şey söyleyemiyorum. Süreç kesin çözüme evrilecek demek de zor, tersi olacak demek de zor. 160 Sayfalık yol haritasını vermeleri gerekiyor. Bu yol haritasını revize etmem de söz konusu değil, bir daha yol haritası yazamam. Ben orada gereken herşeyi ifade etmiştim, bunların tartışılması lazım. Ben artık eski sağlığımı, esnekliğimi kaybettim. Artık vücuduma bir ağrı-sızı girdiğinde haftalarca, bir ay çıkmıyor, eskisi gibi değilim. Muhataplık konusunda benden bir şey bekleniyorsa bu koşullarda daha fazla bir şey yapamam. Benden bir şey bekleniyorsa koşullarımın düzeltilmesi lazım.Kimse yanılmasın, doğru anlasınlar. Ben on iki yıldır burada bu koşullarda dayanmaya çalışıyorum, taviz de vermiyorum. Devlet benim bu ciddi duruşumu anlamıştır, anlamak zorunda kalmıştır.”

İKİ HAYATİ KONUDA TAVİZ OLMAZ

“Ben daha önce de mektuplarımda iki şarttan bahsettiğimi açıklamıştım. Bunlar hayatidir ve bunlardan taviz veremeyiz. Birincisi insan hakları ve demokrasi şartıdır. Bir çözüm gelişecekse insan hakları ve demokrasi ekseninde gelişecektir. Öyle burjuva tarzı insan hakları anlayışından bahsetmiyorum. İkincisi de güvenlik şartıdır. Bu güvenlik şartını KCK üzerinden değerlendiriyorum. Halkımızın güvenliğinin güvenceye alınması lazım. Güvenlik öyle sadece benim güvenliğim değil. Ben burada öldürülebilirim diyorum, bazıları “Apo öldürülecek! diye anlıyor. Bu öyle değil, ben burada çürütülüyorum. Benim buraya getirilmemde ABD’nin rolü var. Onların politikalarını da eleştiriyorum. Bu nedenle hedef alınabilir ve öldürülebilirim, diyorum. Ama bunu öyle birileri camı kırıp gelip beni öldürecek anlamında söylemiyorum. Beni burada 12 yıldır tasfiye etmeye çalıştılar ama başaramadılar. 12 yıldır burada yavaş yavaş çürütülerek öldürülüyorum. Burada bir ölüm çukurunda gibiyim, nefes alamıyorum, gün be gün çürütülüyorum. Bu iki şart dikkate alınmadan diyalog ve uzlaşı sağlanamaz.”

ANAYASA YAZ BOZ DEĞİLDİR

“Bu Anayasa Paketi konusunda da geçtiğimiz haftalarda değerlendirmeler yapmıştım. Anayasa işi öyle basit değil, öyle safsata değildir, yaz-boz kağıdı değildir. Anayasa şudur: Anayasa, egemen güçlerin birbirleriyle olan ilişkilerini ve halkın bunlarla ilişkilerini, hukukunu düzenler. Bu nedenle çok önemlidir. BDP hala tam olarak anlamıyor. Bizim anayasa konusundaki tutumumuz şudur. Anayasa bir toplumsal sözleşmedir, toplumun taleplerinin ortaklaşmasıyla olur. 1921 Anayasası eksiklikleri olsa da bu niteliği yansıtıyordu. Önemli olan mevcut anayasada kendisini ifade etme imkanı bulamayan sınıfların, grupların, kesimlerin sesi olabilmektir. Önemli olan milyonlarca yoksulun, emekçinin haklarının anayasal güvenceye alınmasıdır. Mevcut anayasa ve yapılmak istenen değişiklikler sadece CHP’nin, MHP’nin ve AKP’nin taleplerini karşılıyor. Milyonların talepleri gözardı ediliyor. Eğer samimilerse neden bunların talepleri de görülmüyor? Yüzde on barajını yüzde beşe bile indirmiyorlar. Bu şekilde milyonlarca ezilenin iradesinin meclise yansımasına engel oluyorlar. Biz bunların samimi olduğuna nasıl inanalım? Birazcık samimi olsalardı bunu düzeltirlerdi. Parti içi demokrasiyi sağlayacak düzenlemeler yaparlardı. AKP zaten devletin ilgili kesimleriyle uzlaşmış görünüyor. CHP ile de aslında uzlaşmışlardır. Bu konu çok önemlidir, oyuna gelmemek gerekir. Biz ne ittihatçı gelenekten gelen CHP ve MHP hegemonyasına mahkumuz ne de AKP’nin bunun yerine koymaya çalıştığı yeni hegemonyaya mahkumuz. CHP ve MHP Ankara merkezli hegemonyanın İttihatçı temsilcisidir. AKP ise Kayseri-Konya merkezli küresel kapitalist hegemonyanın temsilcisidir. Halklarımız bu iki hegemonya arasında tercih yapmak zorunda değildir. Bu nettir.”

ÖNÜMÜZDEKİ BİR KAÇ HAFTA KRİTİK

“Önümüzdeki birkaç hafta kritiktir. Sürecin nasıl evrileceğini önümüzdeki haftalar gösterecektir. Ben değerlendirmelerimin esas bölümünü üçüncü dönemin bitişi ve sonrasına ilişkin olarak yapmak istiyorum. Artık üçüncü dönem bitiyor. Önümüzdeki dönemin barış ve demokratik çözümü geliştirecek bir dönem mi olacağına yoksa savaşın gelişeceği bir dönem mi olacağına devlet ve PKK karar verecektir. Ben elimden gelen herşeyi yaptım, yapmaya da devam edeceğim ama söylediğim gibi kararı onlar verecekler, sorumluluk bende değil.”

KÜRTLER ARASI BİRLİKTELİK ÇALIŞMALARI YÜRÜTÜLMELİ

“Kürtler arasındaki birliktelik çalışmaları yürütülmelidir. Sadece Kuzey Kürtleri için değil dört parçada çalışma yürütülmelidir. Kürtler arasındaki ilişki sağlanmalıdır. Hatta buna dönük Kürt Ulusal Konferansı’nın toplanmasına öncülük yapılmalıdır.”

EVRİM ALATAŞ İÇİN ÜZÜLDÜM, ANISINI YAŞATMAK İÇİN NE GEREKİYORSA YAPILMALI

“Gazeteci Evrim Alataş hayatını kaybetmiş. Üzüldüm. Başsağlığı diliyorum. Ben Evrim’in birkaç yazısını okumuştum. Yazılarını özellikle doğduğu köy ve Kürt çocuklarla ilgili bir yazısını beğenmiştim. Aynı zamanda Teslim Töre’nin yeğeniymiş galiba. Ben onun, Malatya’nın, kendisini halkına adamış Zeynep(Zilan) ve Müslüm Doğanların hatırasını önemsediğini biliyorum. Okuduğum yazısından da bu sonucu çıkarmıştım. Kürt halkı ve Malatya gençliği Evrim’in de, Zilanın da, Müslümün de anılarına bağlı kalmalı, anılarını yaşatmalıdır. Başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Halkımızın başı sağolsun. Evrim, Zilan, Müslümlerin anısını yaşatmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.”

ERKEKLER KENDİLERİNİ DÖNÜŞTÜREMİYOR

“Kadın Konferansı yapılacak sanırım. Kadınların dönüşümünde benim de biraz katkım olduğunu düşünüyorum. Bir anımı anlatarak konuya girmek istiyorum. 11 Nisan Annemin ölüm yıldönömüydü. Bu vesileyle onu da anmış olalım. Ölünceye kadar ona bir telefon bile açmamıştım, o yüzden kızgındı bana. Bazen üniversiteden köye uğradığım zamanlar annem bana hep “bana dört metre kumaş bile almadın” derdi. Oysa ben daha büyük ideallerin peşindeydim. Ne yazık ki bu sistem içinde kadınlar somut elle dokunulur şeyler isterler. Eşya isterler. Maddi değerler, eşyalar onları mutlu eder. Ki bu onların suçu değildir, böyle yetiştiriliyorlar. Ama biz böyle yapmadık, ne yaptık, kadın sorununu toplumsallaştırdık. Bu şekilde kadın sorununun çözümü konusunda gelişme yarattık. Ben hep toplumun kurtuluşunun kadının kurtuluşundan geçeceğini söyledim ve hala yıllardır bunu söylüyoruz. Cinsiyetçi toplum sistemi içerisinde ne kadın kurtulabilir ne de erkek kurtulabilir. Kadınlarımız gerçekten çaresizdirler. Düşünün 14-15 yaşında bir kız, özgür bir şekilde erkeklerle ilişki geliştirmeye kalksa hemen toplumda ismi çıkar, dışlanır. Ya da toplumun dayattığını kabul eder evlenir yine bir erkeğin hakimiyetini kabul eder ve köle gibi yaşar. Nereden baksanız bir çıkar yol bırakılmıyor kadınlara. Kadın ve erkeğin sağlıklı bir temelde ilişki kurması bu sistem nedeniyle çok güçtür. Ben bizzat kendim yıllardır bu konuyla uğraşmama rağmen bir kadınla bu sistem içinde bir ilişki kurmaya korkuyorum. İkinci gün sorun çıkacağından korkuyorum. Bu sorun benden kaynaklı da olabilir. Neden böyle söylüyorum. Çünkü erkekler bu konuda kendilerini dönüştüremiyorlar. Özgür ilişki, özgür yaşamı sağlayacak şekilde bir birliktelik yaratmak bu sistem içinde çok zor görülüyor. Kadına yaklaşımı bir enstrümana yaklaşıma benzetiyorum. Bu yanlış anlaşılmasın, kadını bir araç olarak ele alıyoruz anlamında düşünülmesin. Müzik enstrümanına doğru yaklaşıldığı takdirde çok güzel müzik meydana getirilebilir. Hangi sesi vermek istersen o sesi alırsın. Yani kötü, yanlış yaklaşırsa kötü sonuçlar ortaya çıkarır. Ben daha önce de kadınlara söylemiştim. Bir kadın akademisi kurulabilir. Bunun bünyesinde çalışmalar yürütülebilir. Akademi konusunda sadece Diyarbakırla yetinilmemeli, yaygınlaştırılmalıdır.”

CEZAEVLERİNE SELAM GÖNDERİYORUM

“Siirt halkına , Siirt cezaevindeki arkadaşlara, Diyarbakır E ve D Tipi C.evindekilere, Urfa Cezaevi’ndeki kadınlara selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindeki arkadaşlar, bu kötü durumu iyiye çevirebilir. Cezaevinde olmayı bir fırsata çevirebilir. Bu fırsatı iyi değerlendirebilir, içeride daha huzurlu biçimde yoğunlaşabilirler, bol bol araştırma yapabilirler. Cezaevlerinden çok sayıda mektup elime ulaştı. Çoğu Newroz kutlamalarıyla ilgili. 70’e yakın mektup elime geçti, 6’sı hakkında verilmeme kararı verildi. Hemen hemen bütün cezaevlerinden Muş, Diyarbakır, Siirt, Urfa, Mardin mektup var. Trabzon bile var. Adana Karataş cezaevinden mektup var. Cezaevindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Daha önce istediğim kitaplar vardı. Grek mitolojileri, Ermeni mitolojileri bunlar Say yayınlarından çıkmış olmalı. Tarih Öncesinde Ticaret, Helen ve Roma Uygarlığı, Anadolu’nun Neolitik Tarihi gibi kitaplar. Diyarbakır ve Siirt halkına selamlarımı iletiyorum.
ANF / 16.04.10
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-16-2010, 07:06 PM   #22
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Mayıs'ta ölenlerin aileleri aranıyor



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, 33 yıl aradan sonra ilk kez Taksim'de kutlanacak 1 Mayıs öncesinde, 1977'de, aynı yerde yapılan kutlamalar sırasında hayatını kaybeden 36 kişinin tamamının ailesine ulaşmaya çalıştıklarını, ancak biri dışında sonuç alamadıklarını belirterek, ''Oysa, 1 Mayıs'ta, Taksim'de, kutlama kortejinin en önünde yürümek herkesten önce onların hakkı'' dedi.
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, bu yıl Taksim'de 1 Mayıs kutlamalarına izin verilmesinin Türkiye'nin demokratikleştiğini gösteren en önemli belge niteliği taşıdığını, bu güzel günü, aynı yerde 33 yıl önce hayatını kaybeden arkadaşlarının aileleriyle birlikte yaşamak istediklerini söyledi.

"Demokratikleşmede büyük bir hamle"

1 Mayıs 1977'nin karanlıkta kalan, Türkiye'de demokrasinin rayından çıktığını gösteren ''en büyük katliam'' olduğunu kaydeden Görgün, ''Aradan tam 33 yıl geçti. Bu kararla, artık Türkiye'de demokratikleşmede büyük bir hamle yapılmış oluyor. Türkiye'de artık demokratikleşmeye doğru atılan dev bir adım var. Bu mutlu güne, kaybettiğimiz emekçilerimizin aileleriyle tanık olmak istiyoruz. Onlar gelmezlerse bir yanımız buruk olacak. Bu yüzden bize ulaşmalarını istiyoruz'' dedi.
Görgün, kanlı 1 Mayıs mağdurlarını aradıklarını, ancak sadece Bayram Çıtak'ın İzmir'de yaşayan oğlu Mete Çıtak ile Ankara'da yaşayan oğlu Mesut Çıtak'a ulaşabildiklerini ifade ederek, ''Arayışlarımız sürüyor, ancak yapılacak daha fazla bir şey kalmadığını düşündüğümüzden, kaybettiğimiz diğer arkadaşlarımızın aileleri bize ulaşsınlar. Çünkü, 1 Mayıs'ta kutlama kortejinin en önünde yürümek herkesten önce onların hakkı'' diye konuştu.
Görgün, 1 Mayıs'ın anlamına yakışır kutlanması için her türlü önlemi aldıklarını, taşıdıkları sorumluluğun bilincinde olduklarını, provokatörlere meydan vermemek için de herkesin üzerine düşen görevi yapmasını beklediklerini kaydetti.

"Biri 12 diğeri 5 yaşındaydı"

Tarihe kanlı bir sayfa olarak geçen 1 Mayıs 1977'de hayatını kaybeden 36 kişiden sadece birisi olan Bayram Çıtak'ın, İzmir'de yaşayan oğlu Mete Çıtak (47) ve Ankara'da yaşayan oğlu Mesut Çıtak (38), AA muhabirine yaptıkları açıklamada, ''1 Mayıs'ta Taksim'de, babamızı kaybettiğimiz yerde olacağız'' dediler.
Mete Çıtak, öğretmen olan babasının meslektaşlarıyla birlikte evden ayrılıp 1 Mayıs kutlamasına gittiği günü dün gibi hatırladığını, Mesut Çıtak ise o yıllarda henüz 5 yaşında olduğu için net hatırlayamadığını; babasını fotoğraflarından ve anlatılanlardan tanıdığını söyledi.
Türkiye'de herkesin kardeşçe yaşaması, 1 Mayısların bayram havasında kutlanması gerektiğini belirten Mete Çıtak, ''Bizim yaşadığımız acıyı başkaları yaşamasın. 1 Mayıslarda kavgalar, gerginlikler, acılar olmasın, kanlar dökülmesin. Neden bir çocuk babasının hayalini bile zor hatırlasın. 'Yaşayan bilir' derler ya işte öyle. Biz o acıyı yaşadık, başkaları yaşamasın istiyoruz'' dedi.
Mesut Çıtak ise, 1 Mayısta ağabeyinin de kendisinin de Taksim'de olacağını ifade ederek, ''Ben Ankara'dan, ağabeyim İzmir'den gelip Taksim'de buluşacağız. Babamızı kaybettiğimiz yerde onu bir kez daha anacağız. O anı yaşamak belki bizi üzecek, acımızı daha derinden hissedeceğiz ama oraya mutlaka gitmek istiyoruz'' dedi.
Uzun yıllar sonra Taksim'de kutlamaya izin verilmesinin de önemli bir aşama olduğunu belirten Mesut Çıtak, ancak, öncelikle faillerin bulunması gerektiğini savundu.

Taksim Meydanı'nda hayatını kaybedenler
Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs 1977'deki miting sırasında kimlerin başlattığı resmi olarak belirlenemeyen ve failleri bulunamayan kargaşada bir kısmı aldıkları kurşun yarası çoğunluğu da ezilerek ölen 36 kişinin isimleri şöyle:
''Nazan Ünaldı, Jale Yeşilnil, Meral Özkol, Tevfik Beysoy, Ercüment Günkut, Hüseyin Kırkın, Bayram İyi, Nazmi Arı, Hiket Özkürkçü, Ahmet Gözükara, M. Atilla Özbelen, Mehmet Ali Genç, Bayram Sürücü, Kenan Çatak, Özcan Gürkan, Hülya Emecan, Karabet Akyan, Rasim Elmas, Ali Yeşilgül, Mustafa Ertan, Diran Nergis, Kıymet Duman, Ömer Narman, Kahraman Alsancak, Ziya Baki, Aleko Konteus, Hacer İpek Sarman, Bayram Çıtak, Hasan Yıldırım, Niyazi Darı, Leyla Altıparmak, Hamdi Toka, Sibel Açıkalın, Mustafa Elmas, Yücel Elbistanlı ve Kadir Balcı.''

AA / 15.04.10
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 11:54 AM   #23
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Yönümüz 1 Mayıs

Son dönemlerde gelişen, büyüyen bir kadın hareketi olduğunu söylemiştik daha önceki yazılarımızda. Özellikle TEKEL direnişi sürecinin dinamik kuvvetlerinin kadın işçiler olması ve çeşitli bahanelerle işten atılan kadınların yeni direnişler yaratarak, etrafında örülen kadın dayanışması, kadın katliamlarına karşı eylemli sokak gösterileri vb. 1 Mayıs'a giden sürecin de yapı taşları oldu. Geliştirilen kararlılık, kadınların da kurtuluş mücadelesinde daha fazla öne çıkmalarını sağlıyor.
Mali ve ekonomik krizin bedelini ilk önce kadınlar ödüyor. İşten ilk olarak kadınlar atılıyor. Kadınların mücadele sonucu kazandığı haklar geri alınıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 8 Mart öngününde “Ağır ve Tehlikeli İşler” kategorisine giren 42 işkolunu bu kategoriden çıkartarak kadın işçilerin regl iznini kaldırması buna en yakın örnektir. İşçi sınıfının yükselen mücadele dinamizmi içinde öncü roller oynayan kadın işçilere evlerine dönüp, çocuk doğurmaları tavsiye ediliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın “Kadınlar üç çocuk doğurun” zihniyeti pratikte uygulanıyor. Bunun için kadın çalışanlar çeşitli bahanelerle veya bahanesiz kapı dışarı ediliyor. Cinsiyetleri, bedenleri, kimlikleri işten atılmalarına malzeme yapılıyor.
Kadınların yaşadıkları hak gasplarına yönelik örgütledikleri eylemler daha çok tekil ve kendiliğinden gelişse de, kadın hareketinin yükselen refleksi ile direnişler etrafından birleşik bir dayanışma ağı oluşturuluyor. Son süreçte Aynur Çamalan, Fatma Baytar ve Sakine Ocak için kadın örgütleri ile üyesi oldukları sendikaların ortak eylemlikleri bunun örnekleri. Tabi burada, TEKEL direnişine destek verdiği için işten atılan ve TÜBİTAK önünde tek başına direnişe geçen Aynur Çamalan'ın üyesi olduğu sendika tarafından yalnız bırakılmasını unutmamak gerekiyor. Çamalan'ı sendikası yalnız bıraktı ancak Ankara'daki sosyalist kadınlar ve demokratik kadın hareketi üyeleri yalnız bırakmadı.
Bu 1 Mayıs süreci, aynı zamanda kadınlar arasında özellikle yoksulluktan, işsizlikten dolayı giderek büyüyen huzursuzluğu örgütlemenin de bir fırsatı. Bu biriken öfkenin örgütleneceği, birleşeceği alan 1 Mayıs alanlarıdır. Krizin işçi, emekçi kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı mücadele, kadın kitlelerinin 1 Mayıs'a seferber edilmesiyle güç kazanacaktır.
Bundan dolayı, özellikle kadınların en can alıcı sorunları tespit edildiği koşullarda, kadınlar 1 Mayıs alanlarına seferber edilebilir. Kadın kitlelerini örgütlemek için özel komisyonlar kurulmalıdır. İş istiyoruz, barış istiyoruz, özgürlük istiyoruz, adalet istiyoruz, sağlık hakkı istiyoruz, cinsiyetçiliğin son bulmasını istiyoruz gibi adlarla, kadın komisyonları kurulabilir. Bu çalışma aynı zamanda, işçi sınıfının ve ezilenlerin neoliberal saldırılara karşı 26 Mayıs'ta yapılması düşünülen genel eylem sürecine kadar da sürdürülebilir.
İstanbul Taksim zaferinin kazanılmasında önemli öznelerden biri de kadınlar olmuştur. Örgütlenen toplantılarda bu direnişler, Kürt kadınlarının cesareti, yıkım saldırılarında kadınların yüreklilikleri örnek verilmelidir. İşçi ve emekçi kadınlarla yapılacak toplantılarda, kadınların değişim süreçlerinin nasıl olduğu anlatılmalıdır. Bu direnişlere imza atan, başarıya ulaşan veya Tekel'de direnen işçi kadınların toplantılara katılımı örgütlenebilir. Yaşadıkları değişim sürecini ve süren mücadeleleri ve kararlılıklarını, deneyimlerini paylaşmaları, kadınlara bu mücadelede yalnız olmadıklarını gösterir.
Önümüz 1 Mayıs... İstanbul'da Taksim, bir dizi ilde 1 Mayıs alanları kucak açmış kadınları bekliyor. Anı yakalamak, şimdi ona uygun araçlarla “Hücum'da ısrar” parolasını hayata geçirmek önemli yerde duruyor.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 11:54 AM   #24
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Direnişlerin gücüyle 1 Mayıs'a

1 Mayıs hazırlıkları başladı. İşçi ve emekçiler, sendikalar, ilericiler ve sosyalistler, 1 Mayıs'a hazırlanıyor. Hayat, 1 Mayıs'a akıyor. İşçi ve memur sendikaları konfederasyonları 1 Mayıs'ı ortak kutlama kararı aldı, Taksim için çağrı yaptı.
2010 1 Mayıs'ı, aylara damgasını vuran TEKEL işçilerinin direnişinin ve bir dizi direnişin kararlılığı kuşanılarak kutlanacak. Bu direnişlerin gücünü ve sınıfa taşıdığı bilinci arkalayacak. Direnişlere damgasını vuran taban inisiyatifi ve fiili mücadele çizgisi bir de 1 Mayıs'ta sınanacak.
Anayasa tartışmalarının sürdüğü ve yapılan yamalarla darbe anayasasının sürdürüldüğü bu koşullarda, işçi ve emekçiler, 1 Mayıs meydanlarında kendi anayasalarını yapacaklar, taleplerini haykıracaklar.
TEKEL işçilerinin görkemli direnişi, sınıf mücadelesinde yeni bir düzey inşa etti. Kendisinden önceki birikimi arkalayarak, sınıf hareketinin inişli-çıkışlı seyrine bir istikrar ve yön kazandırdı. Sınıfın gücünü, dayanışmayı hatırlattı. Sınıf hareketinde taban inisiyatifini ve fiili meşru mücadele hattını belirginleştirdi. Sınıfın ancak bu yoldan ilerleyerek bir güç olabileceğini ve kazanabileceğini gösterdi. Sendikal bürokrasinin çıkarlarıyla sınıfın çıkarlarını ayrıştırdı. En önemlisi, sınıfın bir güç olduğunu ve kendi bağımsız politikasını yapması gerektiğini hatırlattı. Sınıf hareketinin nesnel gelişme seyrinin yeni bir bahar atılımını hazırladığını gösterdi.
Sermaye ve işbirlikçi AKP Hükümeti, ekonomik krizin ağırlaştırdığı koşullarda, çalışma koşullarını Çinleştirerek, işçi ve emekçilerin özlük haklarını gasp ederek, esnek üretimi ve güvencesiz çalışmayı dayatarak, hazırladığı programla IMF politikalarını uygulayarak köhne kapitalist düzenlerini ve burjuva sınıfın çıkarlarını korumaya çalışıyor.
2008 fazla üretim krizi göstermiştir ki; kapitalizm kriz demektir, işsizlik, açlık ve yoksulluk demektir. Her kriz, sonrasında gelecek daha büyük bir krizin habercisidir. Kapitalizm kendisiyle birlikte bütün insanlığı yok oluşa götürüyor. Kapitalizmin çözümsüzlüğünü artık, burjuva sınıfın sözcüleri de itiraf ediyorlar. Kapitalizmin ebediliği palavrası artık kendilerini bile ikna etmiyor. Pansuman tedbirlerle işçi ve emekçileri oyalamaya, kandırmaya, burjuva kapitalist düzenlerinin ömrünü uzatmaya çalışıyorlar. Toplumsal patlama korkularını itiraf ediyorlar, üretimden koparak asalaklaşmış sermayelerini savaşlara, silahlara, işgallere ayırıyorlar. Bu koşullarda işçi ve emekçiler yeni bir toplumsal düzen ve adalet arayışıyla yüzünü bir kez daha sosyalizme dönüyor.
Dünyanın her yerinde işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesi yeni bir ivme kazanıyor. Ülkeler iflas ediyor; Yunanistan'da olduğu gibi işçi ve emekçiler burjuva hükümetlerin suçlarını paylaşmaya yaklaşmıyor. Burjuvazinin bütün bu toplumsal patlama korkusunun kesişme noktası; işsizlik, açlık ve kazanılmış hakların gasbıdır.
Emekle sermayenin, faşist rejimle ezilenlerin çıkarlarının yalın biçimde karşı karşıya geldiği ve güçlerini sınadıkları bir gün olarak 1 Mayıs; işçi ve emekçilerin tepki ve hoşnutsuzluğunun biriktiği, yeni bir bahar atılımının mayalandığı koşullarda kutlanacak. Sınıf mücadelesinin 1 Mayıs sonrasına yayılacak seyrini belirleyecektir.
İşçi sınıfı ve emekçiler 1 Mayıs'a bu bilinçle hazırlanmalıdır. Keza, sınıfın sosyalist öncüleri, 1 Mayıs çalışmalarını ve hazırlığını, başta TEKEL olmak üzere, süren işçi direnişleriyle canlı ve dinamik bir bağ kurarak, sınıf hareketinden öğrenerek, hareketinin gelişme diyalektiğini bilincinde ve eyleminde anlamlandırarak, uç veren mücadele biçim ve araçlarını sınıf mücadelesinde genelleştirerek hazırlanmalıdırlar. Sınıf hareketiyle kurulan ilişkinin, geride kalan dönem pratiğinin özeleştirel okumasını, güçlü ve zayıf yanlarını açığa çıkarmalı, eğitime ve hayatın pratiğinde sınanacak bir deneyime dönüştürmelidir. Yalnız 1 Mayıs'a değil, sonrasına da bakabilmelidir.
2010 1 Mayıs'ı sosyalistler açısından, yeni mücadele aracının boy gösterdiği ilk 1 Mayıs olacaktır.
1 Mayıs hazırlığı ve çalışmaları, yeninin, değişimin, kendini bu eksende örgütlemenin dilinin, tarzının ve araçlarının siluetinin belirginlik kazandığı bir örgütlenme seferberliği olarak algılanmalıdır. Kendine ve kitlelere güven, kitlelere gitme bilinç ve perspektifi bir çizgiye ve tutarlı bir kararlılığa dönüştürülmelidir. Bütün dikkatler her bakımdan yeni ve yenilenme üzerine yoğunlaşmalıdır. Alışılmış olanın, bilinenin, öğrenilmiş çalışma kolaycılığının vasatlığına teslim olunmamalıdır. Planlı, disiplinli karargah çalışması, yeniyi inşa etmenin laboratuvarına dönüştürülmelidir.
1 Mayıs çalışmaları güçlü bir örgütlenme seferberliğiyle iç içe yürütülmelidir. Kurumsal örgütlenme kadar, başta meclisler olmak üzere, kitlelerin partili politikaya katılma araçlarına işlerlik kazandırılmalıdır. Örgütlenme araç ve materyalleri, 1 Mayıs çalışmasının materyalleriyle birlikte işçi ve emekçilere ulaştırılmalıdır. Sosyalist çalışmanın her bir alanda köklenmesi, dal budak salmasını güvenceleyecek güçlü dayanaklar oluşturulmalıdır.
Sınıf mücadelesinin ihtiyaç ve gereklerine bağlı olarak değişim ve yenilenme, kendini uyarlama gücü, sosyalistlerin en büyük gücüdür. Bu güce güven ve her bir sosyalistin kendi pratiğinde, bilincinde ve benliğinde üretme gücü, yeninin ve değişimin güvencesi olacaktır.
Sınıf mücadelesi, işçi sınıfı ve emekçileri eyleme, sosyalistleri önderleşmeye çağırıyor.

,,,ATILIM
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 11:58 AM   #25
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Misyon giysisine biçilmiş kaftan: Taksim'de 1 Mayıs – İşçi Köylü



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Ebru, Nevin, Kader, Nermin ve Necmiye'nin Anısına...

1 Mayıs'a hızla yaklaşıyoruz ve mesafe kısaldıkça bütün direniş ve mücadele alanlarında tansiyon yükse*liyor. Bunun nedeni çok bellidir ki her sonuç I Mayıs'taki hesaplaşmaya tahvil edilmektedir. Bundan dolayı I Mayıs için hazırlık, her alanda müca*deleyi yükseltmenin tarifi olmaktadır. Ama zaten böyle "özel" bir çabayı gerektirmeyen keskinlikte akan bir sınıf mücadelesinden söz etmemiz gereke*cektir. Tekel'in yaktığı ateş yalnızca işçi-emekçi cephesini değil bütün ezi*lenleri bir biçimde etkilemiş, ateşle*miş ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmaya*cağı bir koridor açmıştır.
Abartılı tespitlerden kaçınmak ge*rekir ama gerçekliklerin hakkını tes*lim etmeksizin yapılacak yürüyüşlerin de benzer "hüsran"lara ebelik etti*ğini unutmamak lazımdır. Tekel dire*nişi elbette 15-16 Haziran'ın dönem*sel rolüyle kıyaslanamaz ama günü*müz koşullarındaki etki gücü ve fonk*siyonu itibarıyla "sıradan" bir direni*şin çok ötesindedir. Bunu bütün yön*leriyle açığa çıkarmanın yararları üze*rinde durmak bile gerekmez ama esas sorun, değer yaratacağı alanda tutuşturucu ve birleştirici bir kimlik kazanmasıdır. Bunun için sınıf kavgasının bütün kızışma noktalarına yüklenmek gerekiyor.
Bu noktalar yalnızca sınıfla ilgili değildir şüphesiz. Nitekim direniş dö*neminde açık bir biçimde görülmüş*tür ki mücadelenin ortak bir ekseni vardır ve bu zemin üzerinde birlikte doğrulmak, birlikte yönelmek şarttır.
Egemen sınıflar kendi duruşlarını aslında hiç de gizlemeye gerek dur*mayan bir bilanço sergiliyor. Bunu pervasızlık olarak okumak da müm*kündür ama bütün icraat ve tasarruf*larında hiç de "rahat" olmadıkları görülebilmektedir. O halde kendi aralarındaki dalaşın kazandığı ivmenin, daha derin ve kapsamlı mesajlar taşı*dığı görülmelidir. Nitekim, seçimlere yönelik atraksiyonları da yalnız bu yö*nüyle ele almamalıyız.
Bunların başında anayasada "deği*şiklik" paketi gelmektedir. 15 seferde 80'i aşkın maddesinde değişime uğra*tılan anayasa, faşizme statü kazandır*manın aracıdır ve bunu layıkıyla yeri*ne getirdiğine kuşku duymamak gere*kir. 12 Eylül'ün halkın boğazına dola*dığı bu kölelik zincirinin çok zorlandı*ğı ve sıkıştığı birkaç noktada gevşetil*mek zorunda kalınmasından söz et*meliyiz ama çoğu değişiklik onların güncel ihtiyaçları bağlamında işletil*miştir. Nitekim yeni paket de kimi makyaj kıvamındaki "tadilat"ın eşliğin*de, "yargı" üzerindeki hesaplarla dev*reye sokulmuştur. Bütün yanılsama ve boş "ümit"lerin aksine bu süreçte beklentiye girmenin kitlelerin aldatılmasından öte bir işlev kazanmayacağı görülmelidir.
Kitlelere anlatılacak olan bu ko*nudaki samimiyetsizlik bağlamında fa*şizmin teşhiridir ama esas olarak bu*nun pratikteki karşılığı üzerinden yü*rümek gerekiyor. Pratikteki karşılığın somut olarak getirip dayattığı gün*demlerden birisini Kürt sorunu oluş*tururken diğerini işçi sınıfı ve emekçi*lere yönelik saldırılar çerçevesinde tarif etmeliyiz. Ulusal Hareket'e yö*nelik tasfiye ve imha operasyonu ola*rak tasarlanan "açılım”ın maskesi daha ilk günden düşmüş ve gelinen aşamada itiraflar yeni baskılar yaparak çeşitlenmiştir.
Bunlardan sonuncusu, açılımın "getirisi" olarak "Avrupa'daki operas*yonları" gösteren Egemen Bağış'tır. Daha önce de bilindiği gibi Beşir Atalay, esas amacın tasfiye olduğuna dair samimi beyanlarda bulunmuştu. Bıra*kın anayasada kimlik tanımı ve dil ya*sağı kapsamındaki değişiklikleri; seçim barajına ve kültürel kapsamdaki hak*lara dahi yer vermeyenlerin riyakâr*lığı, seçim propagandasında Türkçe’den başka dillere yer verilebilmesi konusundaki yeni düzenlemeyle de kendini ortaya koymuştur. Yasağı tv ve radyolarda muhafaza eden "reform"un ne kadar sınırlı bir etkiye sa*hip olduğu görülebilmektedir. Aslında bu uygulama tipiktir ve ana çekirdeğe dokunmamak kaydıyla bu tür "ileri" görünen adımlarla esas pratik/yaptı*rımlar daha da güçlendirilmektedir. Yapılması planlanan "tadilat"ları da böyle okumak gerekir.
Van'da 14 yaşındaki Mehmet Nuri Tamçoban jandarma tarafın*dan vurulmuş ve ardından kazma saplarıyla dövülerek öldürülmüştür ama bu cinayet önce inkâr edilmiş sonra da "yanlışlık" olduğu söylenmiştir. Azadiye Welat gazetesinin Adana'daki dağıtımcılarından Metin Alataş bir portakal ağacına asılı olarak bulun*muştur ve fakat intihar ettiği söylen*mektedir. TSK'da askerlik yapan Kürt gençlerine dair intihar vakaları da "istikrarlı" biçimde sürmektedir. Binlerce yurtseveri ve elleri kirli ya da terli olduğu için yüzlerce çocuğu taş atma iddiasıyla tutuklayan mahkemeler, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mah*kemesi örneğinde olduğu gibi "sanat yapmama" cezası verebilecek kadar gözü dönmüş bir pozisyon almakta*dır. Ancak diğer yandan Osman Baydemir'e yönelik suikast bütün yönle*riyle deşifre olduğu halde, açığa çıkan "katil adayı" serbest kalabilmiştir.
Soykırımcıların has torunu Tayyip'in BBC’ye verdiği demeçte 100 bin Ermeni göçmeni sınır dışı edebi*leceğinden bahsetmesi karşısında ki*min hangi demokrasiyi, hangi açılım ve insan haklarını tartıştığı gerçekten çok enteresan bir hal almaktadır. Fa*şist diktatörlük kimliğine/niteliğine dair bas bas bağırmaktadır ama birile*ri ısrarla ondan başka bir şey yaratma derdindedir ve bunun "yanlış" bir tes*pitten ileri geldiğini düşünmek hiç de akıllıca değildir.
Milyoner sayısı bir ayda bin kişi artan (BDDK verilerine göre Ocak-Şubat 2010 arasında 28 binden 29 bi*ne çıktı) ülkede, bin dört yüz liralık dershane borcu yüzünden annesi hapsedildiği için 18 yaşındaki genç (Semih Sipahi, Muğla) intihar et*mekte, borç batağına gömülen Metin Yavuz isimli Tuzla Tersanesi işçisi böbreğini satışa çıkarmakta ve kadın işçilerin payına sık sık olduğu gibi "ka*za" sonucu (Ebru, Nevin, Kader, Nermin, Necmiye, 09.04) katliama uğramak düşmektedir. Bu örnekler ülke çapında büyük bir yaygınlık arz etmekte, yoksullaşma oranı hızlı bi*çimde artmaktadır. Bunun bir diğer göstergesi mahpus nüfusunda son dört yılda görülen yüzde yüzlük artış*tır. "Suç" oranında büyük bir patlama yaşanmaktadır ama bunun sistemin tam kalbine inen bir bıçak olduğu da unutulmamalıdır. Son dönemde reji*min yaşadığı sarsıntının fotoğrafını en net biçimde çekenler ise elbette ki Tekel işçileridir. Tekel direnişine ait değerlendirmelerimizde altını çizdiği*miz zaafların başrol oynadığı bir pra*tik olsa da, 1 Nisan eylemi küçüm*senmemelidir. 1 Nisan, devletin yak*laşımı ve duruşuna ait algıların güçlen*mesi ve görüntünün netleşmesi için rol oynamaktan başka aczin ve gü*cün de tartıya çıktığı bir sahne ol*muştur. Ankara'daki "sıkıyönetimin sıkı ve "tehlikeli" bir direnişin eseri olduğunu anlamak zorundayız. O günkü sahnede eksik, yetersiz ve yan*lış olanların, bu özü karartmasından söz edilemez.
Tekel'in Tariş'ten Esenyurt'a bir dizi alandaki direniş ve mücadele üze*rindeki tesirinden söz etmek bile an*lamsızdır. Ama Tekel günlerinde de söylediğimiz gibi çıtayı daha da yük*seltecek ve direnişi sürekli büyütecek bir mücadele hattını örmek gereki*yor. Bunun için nesnel koşullar elve*rişli olduğu gibi takvim de uygun ola*naklarla işlemektedir. 1 Mayıs'ın genel olarak sınıf savaşımında bir zirveyi temsil etmesinden öte şu aşamada somut bir misyon üstlenmesinden söz ediyoruz. Üstelik bunun 26 Ma*yıs gibi yine belli bir sıçrama noktası üzerinden daha ileri kazanımlar geti*recek bir sürece bağlanma koşulları da bulunmaktadır.
Öyleyse çok iyi değerlendirilmeli*dir. Bunun için 1 Mayıs'ın kendi özgü*lünde kat ettiği gelişmenin katlanarak büyüyen bir raya oturtulması da ye*terli değildir. Taksim'i kazanmak el*bette nihai bir zafer değildir ama bu platformda ısrarın nedenleri artık ortaya çıkarılmak zorundadır. Taksim, 1 Mayıs'a olabildiğince güç katmanın, misyon giysisini kuşandırmanın biçil*miş kaftanıdır. Ülke çapındaki yaygın*lık, militan ve kitlesel duruşun Taksim merkezli vereceği mesajdan çok, ha*rekete geç(ir)me komutundan söz ediyoruz.
2010 Newroz'unun son yıllarda görülmeyen bir kitlesellik ve coşku taşıması, tam da bu bağlamda iyi okunmalıdır. Faşist diktatörlüğün sal*dırısı ve buna karşı yürütülen müca*delenin verdiği güç ve güvenle bü*yüyen umut, Newroz ateşinin çekim merkezi olma sebebidir. Bir başka güçlü potansiyel, Taksim'deki kavga ateşinin merkezine kurulacak, Tekel'de somutlanmış bulunan işçi sınıfı*nın direngenliği, mücadele azmi ve ka*rarlılığı sayesinde açığa çıkartılabilir. Buna uzlaşmaz ve boyun eğmez bir karakter kazandırmanın iktidar perspektifli bir yönelimi egemen kıl*maktan geçtiği malumdur ve bu yön*de en kritik rampa yine 1 Mayıs'tır. O halde görev ve hedef bellidir, 1 Mayıs dosta ve düşmana, ufku kızıllaştıran bir resim sunmalıdır...

İşçi-köylü / Sayı:63 16-29 Nisan 2010
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 12:01 PM   #26
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Taksim kararlılığı kazandı...



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Kitlesel, birleşik ve devrimci bir 1 Mayıs için ileri!


Son üç yılın 1 Mayıslar’ına damgasını vuran Taksim kararlılığı kazandı. Sermaye hükümeti alanın bu yıl resmen kutlamalara açılacağını duyurdu. Ardından İstanbul Valisi ile tüm işçi ve memur konfederasyonların başkaları bir araya geldiler. 1 Mayıs kutlamalarının İstanbul’daki adresinin bundan böyle Taksim alanı olduğu tescillendi.
Açıktır ki, Taksim Meydanı direnilerek ve dövüşülerek kazanılmıştır. 2007’den başlayarak, başta devrimci güçler ile ilerici ve devrimci işçi ve emekçiler, tüm baskı ve engellemelere göğüs gererek Taksim Meydanı’nın kazanmak uğruna çetin bir mücadele verdiler. Bu mücadele sadece baskı ve teröre karşı verilen fiziki bir mücadele değildi. Aynı zamanda düzenin sistematik ideolojik ve politik kara çalmalarına da göğüs gerildi. Bu mücadeledeki asıl zorluk alanı ise reformist gericilik oldu. En başından itibaren reformizm, çeşitli bahanelerle Taksim iradesini zayıflatmaya, işçi ve emekçileri Taksim yolundan uzaklaştırmaya çalıştı.
2007 1 Mayısı’nda, ‘77 katliamının 30. yıldönümü vesile edilerek Taksim’de olma kararlılığı ilan edildiğinde, sermaye devletinin yanıtı İstanbul’u abluka altına almak olmuş, alana yaklaşmak isteyen kitleler zorbalıkla dağıtılmış ve binlerce emekçi gözaltına alınmıştı. Ancak düzenin bu zorbalığı ters teperek kendisini vurdu. Taksim Meydanı’na çıkma kararlılığı güçlenirken, 1 Mayıs toplum çapında tartışılır hale geldi. Reformizm ise çeşitli kanatlarıyla Taksim kararlılığının karşısında durdu. Kimisi işçi sınıfıyla birlikte olmak ve birleşik-kitlesel 1 Mayıs gerekçeleriyle Kadıköy’deki sönük 1 Mayıs gösterisine eklendi, kimisi de çareyi Taksim’in uzağına kaçmakta buldu. Sonuçta 2007 1 Mayısı’nda Taksim kararlılığı politik ve moral bakımdan kazandı.
Bu kazanımlar Taksim kararlılığının 2008’e taşınmasını kolaylaştırdı. Öyle ki, Türk-İş yönetimi dahi Taksim’de olacağını açıkladı. Ancak sermaye iktidarının çatışmayı tercih ettiğini göstermesinin ardından çark etti. Reformistlerin bir kesimi de aynı yoldan ilerledi, Taksim kararlılığını zayıflatmaya çalıştı. Ancak bu engellere rağmen Taksim kararlılığı daha da güçlendi. Tayyip Erdoğan’ın “ayak takımı” diyerek yaptığı çıkış ve 1 Mayıs günü DİSK binasına yapılan polis baskını ise, Taksim üzerinden yaşanan çatışmanın gerisinde gerçekte iki sınıfın iradesinin durduğunu gösterdi. Taksim kararlılığı, işçi ve emekçi yığınların geniş kesimleri içerisinde yayılmaya başladı. Binlerce işçi ve emekçi Taksim’e çıkan yollarda direnerek “ayak takımı”nın isyanını gösterdiler. Böylece Taksim yolunda büyük bir mesafe daha alınmış olundu.
Sermaye iktidarı 2009 1 Mayıs’ında ise bir dizi manevraya başvurdu. Bunlardan ilki ödün vermek biçiminde oldu. İşçi ve emekçilerin en önemli taleplerinden biri olan 1 Mayıs’ın resmi tatil günü ilan edilmesi talebi karşılandı. Sermaye iktidarı böylece bir yıl önce yaşanan sınıfsal kutuplaşmayı zayıflatabilmeyi umuyordu. Ancak işçi sınıfı adına önemli bir kazanım elde edilmişti ve bu Taksim kararlılığının bir yan ürünüydü. Bu nedenle kararlılığının daha da artmasına neden oldu.
Reformizm bir kez daha bu kararlılığı zayıflatmaya ve gözden düşürmeye kararlıydı. Bunun için alt kademe sendika bürokrasisiyle elele Kadıköy’ün yolunu tuttu. Taksim kararlılığını gösteren güçleri sınıf dışı olmakla, sınıfın ihtiyaçlarını gözetmemekle suçladı. Ancak bir kez daha kaybetti. Çünkü, kararlılıktan ve mücadele ruhundan kopuk bir 1 Mayıs’a işçi ve emekçiler itibar etmediler. Kadıköy 1 Mayıs’ı fiyaskoya dönüşerek, alt kademe sendikacıların ve reformizmin iflasını tescilledi.
Sermaye devleti ise, Taksim’in kapısını açmakla birlikte, devrimci güçler ile sendikaları birbirinden yalıtarak, işçi sınıfını Taksim kararlılığının devrimci ruhundan koparmaya çalıştı. Sendika bürokratlarının soluksuzluğuyla birlikte bunda kısmen başarılı olmakla birlikte, sokak sokak çatışan devrimci güçler ve ilerici-devrimci işçi ve emekçiler bu oyunu bozdular. Böylece Taksim Meydanı fiilen 1 Mayıs gösterilerine açılmış oldu.
2010 1 Mayısı’na bu koşullarda gelindi. 2009’da fiilen kazanılan Taksim Meydanı üzerine geriye dönük bir tartışma yürütmek, bugüne kadar zorlu mücadelelerle elde edilmiş kazanımları yok sayarak başa dönmekten başka bir anlam taşımayacaktı. Bu nedenle komünistler daha Mart ayının sonunda durumu net biçimde tanımlamış ve alttan alta gerici politik platformunu işlemeye çalışan reformizm karşısında devrimci ve ilerici güçleri uyarmışlardı. Zira reformizmin bu yıl sığındığı bahane, TEKEL Direnişi’yle bağlantılı olarak gündeme gelen 26 Mayıs genel greviydi. Bu eyleme hazırlanmak, 1 Mayıs’ı bu eylem için bir basamak olarak değerlendirmek üzere kitlesel bir katılım sağlamak, bunun için de 1 Mayıs’ı Taksim üzerinden alan tartışmasına sıkıştırmamak gibi, özünde yeni olmayan bu bahane üzerinden Taksim kararlılığı daha baştan kırılmaya çalışılıyordu.
Oysa, kararlılıktan yoksun bir kitlesellik ve mücadele coşkusundan uzak bir birliktelikle, ne güçlü bir 26 Mayıs’ın ne de sınıf mücadelesinin önü açılabilir. Dahası kararlılığın olmadığı yerde kitleselliğin sağlanamayacağını da 2009 Kadıköy fiyaskosu kanıtlamıştır. Taksim’de çarpışan iki sınıfın iradesidir ve bu çarpışma her defasında, gerek genel eylemleri gerekse mevzi mücadelelerinde işçi sınıfı ve emekçi hareketini geliştiren bir rol oynamıştır. Taksim kararlılığını kaybetmiş seremonik bir 1 Mayıs’tan sarsıcı, uyandırıcı ve yol açıcı sonuçlar elde edilemez.
Bu bilindiği içindir ki, 1 Mayıs’ta terör estirenlerin, Taksim’in yoluna türlü engeller koyanların amaçları, işçi sınıfı ve emekçileri sermayeye meydan okuyacak güçten ve takatten yoksun bırakmaktır. İşçi sınıfı ve emekçilerin özgüvenini, başarma umudu ve inancını kırmaktır. Mücadele bilincini köreltmek, militan mücadele yolundan uzak tutmak, bağımsız örgütlenme düzeyine ulaşmasına engel olmaktır. Bu nedenle, eğer bu yılın 1 Mayıs’ında Taksim kararlılığı kırılabilmiş olsaydı, işçi sınıfı 26 Mayıs yolunda büyük bir darbe yemiş olacaktı.
Kuşkusuz bu noktada sermaye iktidarı bir tercihte bulunmuştur. Elbette elindeki güç ve imkanları Taksim iradesini kırmak yolunda da değerlendirebilirdi. Bunda başarı kazandığı ölçüde, 26 Mayıs genel grevini de zayıflatmış olurdu. Fakat bu tür bir denemenin altında da kalabilirdi. Bu durumda, içini boşaltmak üzere Taksim’in açılması seçeneği uygun görüldü. Başa çıkamıyorsan ehlileştir politikasına başvuruldu.
Bu niyet, yapılan açıklamalar ile konfederasyon yönetimleriyle yapılan toplantıdan yansıyanlar üzerinden net bir biçimde görülmektedir. Öyle ki bu toplantı medyadan “bayramda uzlaşma” başlığıyla yansıtıldı. Tarafların açıklamalarında da, “bayram” koşullarının oluşturulması için elbirliği halinde çalışacakları mesajı veriliyor, bu amaçla toplantıların sürdürüleceği belirtiliyor. Taksim yolunda verilen mücadelede sahnede boy gösteren Süleyman Çelebi de, “1 Mayıs açısından Taksim Meydanı’nın bir miting alanı olmadığı gerçeğiyle talepte bulunduk. Örnek alınacak 1 Mayıs’ı oluşturmak istiyoruz. Bütün katılımcıların bu disipline uyması gerekir” biçiminde konuşuyor.
Tüm bunlar, Taksim’de yapılacak 1 Mayıs’ın devrimci ruhunu öldürmek için sermaye iktidarı ile sendika bürokratlarının elbirliği yapacağını göstermektedir. 1 Mayıs alanı devrimci politik etkiye kapatılmaya, seremonik bir geçit törenine çevrilmeye çalışılacaktır. Bugüne kadarki deneyimlerimiz üzerinden, devrimcileri alandan yalıtmak, işçi ve emekçileri devrimcilerden yalıtmak, kürsüyü işçi ve emekçilerden yalıtmak, mücadele kararlılığının yerine sınıf işbirliğini vaaz eden konuşmaları geçirmek yoluyla bunun yapılmaya çalışılacağını söyleyebiliriz.
Bu noktada önemli olan, tüm olasılıkları hesaba katarak 1 Mayıs’a hazırlanmaktır. Devrimci politikanın sınıfla buluşturulması, 1 Mayıs’ın işçi sınıfının ve emekçilerin sermayeye karşı kitlesel ve görkemli bir meydan okumasına dönüştürülmesi, genel grev-genel direniş kararlılığının güçlü bir biçimde ortaya konulması, emeğin sermaye karşısındaki mücadelesine yeni bir itilim kazandırılması bakışı ve sorumluluğuyla hareket etmeliyiz.
Bu açıdan, 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılacak olmasının kesinlik kazanması önemli bir olanaktır. Taksim Meydanı’nın kazanılmış olmasının yarattığı politik ve moral atmosfer işçi ve emekçilerin alanlara daha kitlesel çıkmasını sağlayacaktır. TEKEL Direnişi ve 26 Mayıs bunu ayrıca kolaylaştırmaktadır. Bu bilinç ve ruhla hazırlıklarımızı gözden geçirmeli ve çıtayı yükseltmeliyiz.
Görev, Taksim’de 1 Mayıs coşkusunu kuşanarak sermaye iktidarının ve sendika bürokratlarının elbirliğiyle hazırlayacakları oyunları boşa çıkarmaktır. Taksim’i kazanmış olmanın güveniyle, 1 Mayıs alanlarına işçi ve emekçilerin olabildiğince kitlesel katılımını sağlamak ve düzene karşı sınıfın mücadele taleplerini devrimci bir kararlılıkla haykırabilmektir.

KIZILBAYRAK
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 12:02 PM   #27
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Emek hareketi 1 Mayıs için ne düşünüyor? [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 17 Nisan 2010 - DİSK Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve Türk-İş Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel’e 1 Mayıs 2010’a ilişkin görüşlerini sorduk…

Arzu Çerkezoğlu: 1 Mayıs Taksim geleneği, bugün için de neoliberal saldırganlığın somut ifadeleri olan güvencesiz çalıştırmaya ve en temel hakların piyasa tahakkümüne sunulmasına karşı direnişin en önemli simgelerinden birisidir

2010 1 Mayıs’ı sınıf hareketi açısından, sendikal hareket açısından önemli bir köşe taşını oluşturacak. 1 Mayıs’ın içeriği “güvenceli çalışma” olmuştur. Özellikle Tekel işçilerinin direniş süreci bunu daha da açığa çıkartmıştır. Dolayısıyla milyonlarca emekçi açısından “güvenceli iş” talebi, 1 Mayıs’ın ana talebi olmuştur. 1 Mayıs’ın da bu anlamda güçlü örgütlenmesinin bundan sonraki sürece ciddi etkisi olacaktır. 2010 1 Mayıs’ı güçlü bir şekilde örgütlendiğinde güvencesiz çalıştırmaya karşı yeni dönem işçi sınıfının simgelerinden biri olabilir.

İşçi direnişleri sürerken bir yandan da emekçi halk kesimlerinin zamlara ve kentsel dönüşüm adı altında gerçekleştirilen yıkımlara karşı yürüttükleri hak mücadeleleri de önem kazanmıştır. Kuşkusuz İstanbul ve Ankara’da gerçekleştirilen ulaşım zammı protestolarının önemi büyüktür ve ifadesini bulacağı yer güvencesizleştirmeye karşı mücadele eden emekçilerin yanıdır, 1 Mayıs’tır. Birlik, bugün özellikle güvencesizliğe karşı mücadele eden emekçilerle, hak mücadelesi yürüten emekçi halk kesimlerinin talepleri etrafında sağlanmalıdır.

Ezilen halk kesimleri de güvenceli iş ve insanca yaşam talebiyle bir araya gelebilir, kendisini ifade edebilir. Etmelidir. 1 Mayıs aynı zamanda bu ifadenin de anlam kazanacağı günlerden biridir. Toplumun tüm ezilen kesimlerinin taleplerinin bir araya geldiği bir yerdir.

Taksim politik bir zaferdir
Taksim 1 Mayıs alanıdır ve 1977 yılında DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler tarafından 1 Mayıs Meydanı olarak ilan edilmiştir. 1977 1 Mayıs’ında yaşanmış olan katliam aslında Türkiye’de 12 Eylül’e kadar uzanan sürecin ilk adımlarından biridir. Ardından 1978’den sonra Taksim 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı hale getirilmiştir.

Taksim tartışması politik bir tartışmadır. Gerek siyasal iktidar açısından, gerek muhalefet güçleri, sınıf hareketi ve sol açısından Taksim tartışması bütünüyle siyasi bir içeriğe sahiptir. Bir İstanbul tartışması değildir. İstanbul merkezli sendikalar ya da İstanbul Şubeler Platformu tartışması hiç değildir.

Bugün AKP’nin kendi televizyonlarındaki röportajlarda bile 10 kişiye “1 Mayıs Alanı neresidir?” diye sorulduğunda 10’u da “Taksim” diyor ve canlı yayını kesmek zorunda kalıyorlar. Böyle de bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Dolayısıyla işçilerin kafasında da 1 Mayıs alanı İstanbul açısından Taksim’dir ve Taksim aslında bütün Türkiye’de yürütülen sınıf mücadelesi açısından özel bir anlam ifade etmektedir.

Bu anlamıyla Taksim Meydanı’nın kazanılmış olması her şeyden önce politik bir başarıdır. Taksim Meydanı 1 Mayıs açısından alan tartışmasını bitiren bir tartışma olacaktır. Aynı zamanda bugün hem ülkemizde hem dünyada işçi sınıfıyla ezilenlerle siyasal iktidar arasındaki, sermaye arasındaki savaşım açısından önemli bir başarı olacaktır. Çünkü sermaye ve onun iktidarları Taksim Meydanı’nın simgelediği şeyleri gayet iyi bilmektedirler.

Bilindiği gibi 2004 yılından bu yana 1 Mayıs’lar Taksim hedefiyle örgütleniyor. Aslında 12 Eylül sonrasında 1 Mayıs’ın yasaklı olduğu dönemlerden başlayan süreçlerden bahestmek daha doğru olur. 12 Eylül sonrası faşizme karşı demokrasi mücadelesinin simgesel bir anlam bulduğu 1 Mayıs Taksim geleneği, bugün için de neoliberal saldırganlığın somut ifadeleri olan güvencesiz çalıştırmaya ve en temel hakların piyasa tahakkümüne sunulmasına karşı direnişin en önemli simgelerinden birisidir.

2010 1 Mayıs’ında bu içerikle ve coşkuyla Taksim alanında en kitlesel biçimde yerimizi alacağız.


Mustafa Türkel: İşe gider gibi Taksim Meydanı’na gideceğiz.

1 Mayıs’ın geçmiş dönemlerdeki 1 Mayıs’lar gibi büyük anlam ve önemi var fakat bu 1 Mayıs, Tekel mücdelesiyle taçlanacak. Tekel direnişi bugün, güvencesiz çalıştırılanların, işsiz kalanların, sendika üyesi olduğu için işverenler taradından baskılara maruz kalanların tamamının baş kaldırısını da simgeliyor. Bu doğrultuda bu 1 Mayıs’taki taleplerimiz elbette güvencesiz çalıştırma biçimlerine yani 4/B’ye, 4/C’ye karşı talepler olacak. Bu taleplerin yanında elbetta, insan hak ve özgürlüklerine ilişkin, örgütlenme özgürlüğüne ilişkin, vatandaş olmaktan doğan hakların gaspedilmesine karşı taleplerimiz de olacak.

Biz, 1 Mayıs kutlamaları için tüm konfederasyonların bir araya gelmesini çok önemsiyoruz. Bizim için bir diğer önemli eylem günü de 26 Mayıs. Güçlü bir 1 Mayıs’ın 26 Mayıs’taki eylemi güçlendireceğine inanıyoruz. Daha önce 4 Şubat’ta da genel bir eylem çağrısı olmuş fena olmasa da tam da istenilen şekilde bir eylem olmamıştı ve Eyleme hazırlanma süresinin azlığı buna gerekçe olarak gösterilmişti. Bu sefer 3 ay öncesinden duyurulan 26 Mayıs eyleminde artık zaman darlığı diye bir durum söz konusu değil. Biz 26 Mayıs’ta da 4 Şubat’taki taleplerimizi yineleyeceğiz. Elbetteki 26 Mayıs eylemine konfederasyonların etkin katılımı da oldukça önemli. 26 Mayıs eylemi istenildiği gibi gittiği durumda hükümetin düşünmesi gerekiyor, şayet etkili bir eylem olmadığı takdirde de konfederasyonların düşünmesi gerekiyor.

Burada kamuda ve özelde çalışan tüm emekçiler, talepleriyle etkin bir şekilde 1 Mayıs’a katılacak. Hoşgörüye dayalı, 1 Mayıs olacak. Biz de İstanbul’da Taksim dedik. 1 Mayıs’a dair hazırlıklarımız iyi gidiyor. Bu 1 Mayıs’ta örgütlü olduğumuz illerde meydanlarda olacağız. Türkiye genelinde örgütlü olduğumuz yerlerdeki işçilerin yüzde 99’unun 1 Mayıs’a katılımını bekliyoruz. İstanbul’da ise tüm üyelerimiz o gün işe gider gibi Taksim Meydanı’na gidecek.

Sendika.Org
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 12:02 PM   #28
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Kavganın adı bahar! –Deniz Canan [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 18 Nisan 2010 - Oldum olası sevemedim şu kışı.

Bir bardak demli çay bile iliklerine dek üşümenin çaresi olmaz.

Yağmuru, çamuru, trafiği derken 500 lira doğalgaz ve apartman aidatı ödemek de cabası…

Cam önünde donmuş kuş ölüleri, saçak altında donmamak için bedenlerini eski battaniyelerle sarmalamış evsizler. Bir yumruk tıkar boğazımı, demli çay orada takılır kalır.

Oysa öyle midir ya bahar? Kanını kaynatır insanın. İçi kıpır kıpır olur. Canlanırken doğa, umut yetişir ardından, geç kalmış doğum gibi…

Yıllar önce çimenlerinde türkü söylediğim üniversitem gelir aklıma. Eminönü’nü geçip Mercan yokuşundan arka bahçesine bir solukta çıkamasam da artık anıları hala tazedir.

Faşizmin kol gezdiği, ilerici ve aydın bilim adamlarının 1402’lik ilan edilerek uzaklaştırıldığı, Cumhuriyet gazetesinin suç aleti, kantinde yan yana duran 3 kişinin potansiyel suçlu sayıldığı üniversitem…

80 darbesinin yarattığı apolitik gençlik kadar devrimci mirası taşıyan, karnı aç, cebi boş ama yüreği eşitlikten yana, sapasağlam gençler de vardır. Bu yürekler her türlü baskıya karşın yan yana gelmektedir.

85 yılı geldiğinde gençler artık dernekleşmektedir. Farklılıklarını bir çatı altında, bir yumruk yapacaklar ve geleceği şekillendireceklerdir…

Dernekler çoğalmaya, üreten beyinler arasında diyalog yayılmaya başlayınca bir korku başlar yaşam düşmanlarında. Yıldırma çabaları… baskınlar…gözaltılar…

Bakıyorlar eğilmiyor başlar, "Tek Tip Öğrenci Derneği Yasa Önerisi"ni meclise getiriyorlar.

Ferman kesindir. Resmi olarak her üniversitenin bir öğrenci derneği olacak ve her öğrenci okula kayıt olurken derneğe de kayıt edilecek! Toplum genelinde uygulanan “tek tip insan” modeli üniversite öğrencilerine de uygulanacaktır.

Bu ferman öğrenciler arasında yayılmaya başlar. Tek tip öğrenci derneği fikri öğrencilerce reddedilmiştir.

Tarih: 14 Nisan 1987, Yer: Aksaray Meydanı

Bu 80 sonrasındaki ilk büyük öğrenci yürüyüşüdür .

Onlar beklenirken, binler dökülmüştür Laleli sokaklarına. Laleli’den Beyazıt’a doğru yürümektedir gençler. Sloganlar, marşlar çınlatır dört yanı. Sokaklar şaşkın, insanlar şaşkın, polis ise afallamıştır. Kimdir bu gençler, ne zaman ve nasıl tek yumruk olmuş, nasıl örgütlemişlerdir baharı?

Birden kendine gelir ümidin düşmanları, saldırı başlamıştır. Coplananlar, gözaltına alınanlar…

Ama mevsim bahardır, yürekler susmaz olur. Gözaltına alınanların serbest bırakılması için açlık grevine başlar gençler. Eylemler 12 Eylül suskunluğunu atamamış milyonlardan destek görmeye başlar. Şimdilerde yandaş dediğimiz o zamanlarda darbe borazancısı basın ne kadar da gençlerin aleyhine çalışsa da, zafer kazanılmıştır.

Meclisteki tasarı geri çekilir.

Faşist uygulamalara karşı devrimci gençlerin ilk isyanıdır 14 Nisan Yürüyüşü.

Birlik ve mücadele kararlılığı gençleri tek yürek yapmaya yetmiştir.

28 Nisan olur, 1 Aralık olur, 2 Mart olur…

Değişen tarihler olsa da düşman tektir.

14 Nisan yürüyüşü ile başlayan mücadele üniversitelerde YÖK’e, ÖGB’ye, HES’e kısaca faşizme karşı isyan olur.

İyi ki aylardan Nisan ve iyi ki kavganın adı bahar!
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-18-2010, 12:03 PM   #29
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Yükselen sınıf mücadelesine Taksim oyunları –Burak Kaya [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 16 Nisan 2010 - 1 Mayıs tartışmaları işçi sınıfını ve onun taleplerini tekrar ülke gündeminin ana başlıklarından biri haline getirdi. Şimdilik görünen tabloda Taksim Meydanı’nın emekçiler tarafından kazanıldığı ortada. 32 yıllık Taksim yasağının ve mücadelesinin 2010 yılında emekçiler lehine kazanımla sonuçlanması şimdiden 2010 yılını bir emek direnişleri yılına çevirme olanağını yaratmıştır. Mesaj açık; mücadele edilebilir ve net bir çizgiyle kazanılabilir.

Tekel direnişiyle ve hemen hemen memleketin tüm illerinde meydana gelen irili ufaklı iş bırakmalar, işyeri işgalleri ile kapitalizmin tarihi krizine cevap vermeye hazırlanıyor işçi sınıfı. Bir yanı işçi direnişleriyle biriken emek mücadelesi klasik başlıklarının da dışına çıkarak; güvencesizleştirme, işsizleştirme ve bu saldırılara paralel ilerleyen yeniden proleterleştirme başlıkları etrafında yeniden şekilleniyor. İlerici emek örgütleri ve sol, toplumun genelinde biriken hoşnutsuzluğun temsiliyetini üzerine alarak egemenlerin karşına dikilme olanağına her zamankinden daha fazla sahip.

Tamda bu süreçte AKP iktidarı devleti baştan aşağı yeniden yapılandırmanın önemli adımlarını atıyor.

Memleket gündemine 2010 yılı Taksim tartışmaları girmeden evvel gündem anayasa tartışmalarına ve ona paralel yürüyen yargı reformu girişimine sıkışıp kalmıştı. Lakin yaklaşan 1 Mayıs, emek hareketinin taleplerini tekrar ülke gündemine ferahlatıcı bir etkiyle koyuverdi. Tarihin tesadüfleri midir bilinmez yine AKP’nin ülke gündemini sahte demokratik açılım palavralarıyla doldurduğu ve DTP’nin kapatıldığı günlerde Tekel direnişi gündemde yerini almayı bilmişti. Şimdi AKP’nin gündemi; Taksim’den Tekel’e, Tekel’den Taksim’e akan nehrin nasıl bir sistem krizine dönüştürülmeden atlatılabileceğidir.

Hatırınızdadır, Kürt sorununda demokratik açılım Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından sarf edilen bir cümle ile başlamıştı; Kürt sorununda yakında güzel şeyler olacak! Bir dönem AKP’den demokratlık bekleyen sağlı sollu liberaller, hatta kimi sol örgütler “AKP güzelliğinin” ne demek olduğunu gerçekleştirilen DTP ve KCK operasyonları ile görmüş oldu. Kürt sorununda AKP’nin estetik anlayışı faşizmin sınırlarından öteye geçmezken, ortaya guernica* çıkmış oldu.

AKP’den yine “güzel şeyler olacak” mesajı
Memleket neoliberal politikalarla ve onun dünya kriziyle yoksul halkın cehennemine dönüşeli isyan günleriyle saldırı günleri birbirini izliyor. Egemen cephenin yargıda reform gündemiyle kendi iç dalaşı olarak yansıtılan “anayasa tartışmaları” aslen ezenle ezilenin ve ezenle ezenin çatışmasının ana gündemlerindendir. Bu çatışma düzleminin düzen sınırlarını aşma potansiyeli taşıyan tek biçimiyse ezenle ezilenin uzlaşmaz kavgasıdır. CHP daha şimdiden kendi düzen içi manevralarını “gelin paketi parça parça görüşelim, yargıyla ilgili kısımlarını seçim sonrasına atalım” diyerek geliştirirken, halen çatışmanın ezilen yanından tok bir ses yükselmiş değil.

Fakat anayasa tartışırken daha şimdiden ezen dostu ezilen örgütleri Türk-iş, Hak-iş, Kamu-Sen anayasa platformlarında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile yerlerini almış durumda. Faşizm siyasi ve iktisadi bir model olarak ezenle ezileni aynı örgütlerde bir araya getirir. Olmayan “ortak çıkarlar” çerçevesinde sınıf diyalogunun ve uzlaşmasının kahpe tarihi yazılır. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen de tabelada “sendikadır”. Bu teklifin özellikle 1 Mayıs sonrası KESK ve DİSK’in masasına AKP eliyle dayatılacağı açıktır. Kürt sorununda yaratılmaya çalışılan “diyalog ortamı” yolu yönetişimden geçen herkese açıktır.

Yine aynı devlet geleneği
1 Mayıs tartışmalarında AKP “İdareye yardımcı olsunlar, istismar edecek illegal unsurları kendileri temizlesinler. Sadece işçilerimiz, sendikalarımız, federasyonlarımız birlikte olsunlar, biz de katılalım, birlikte kutlayalım” diyerek gardını aldı. Fakat 2007 1 Mayıs’ından bu yana Taksim zaferlerinin ana mimarlarından olan sol örgütlerin devre dışı bırakılamayacağı daha başından belliydi. Bu ayırma çizgisi öznelerin kader birliğinden sebeple tutmadı.

Fakat AKP’nin sola çok açık bir mesajı var! Özellikle 1 Mayıs öncesi tüm devrimci kurumlar hedef tahtasındadır. Demokratik açılım sürecinde de izlenen devlet çizgisinin Taksim versiyonu; “Taksim kazanılmış değil AKP tarafından lütfedildi” yap, kazanan ve mücadele eden özneye saldır.** Bu devlet geleneğinin en güzel ifade şekillerinden biride AKP retoriğidir. 1 Mayıs öncesi tıpkı “demokratik açılım” sürecinde olduğu gibi müjde haberleri aynı dille verildi; İyi ve Güzel şeyler olacak!

Peki, bu “iyi ve güzel” şeyler olurken sola ve yoksul halka ne düşmektedir.

* Ankara’ya bir günlük oturma eylemi yapmak için gelen Tekel işçileri daha şehir girişlerinde engellenmeye başladı. Şehir içerisine girdiklerinde ise resmen polisler tarafından işgal edilmiş bir şehirle karşı karşıya kaldılar. Vurulan copun atılan gazın haddi hesabı olmadı.

* İHD İzmir yönetim kurulu üyesi Mesut Tufan’ın, sokak ortasında dövülerek gözaltına alınması ve sonrasında gözaltında devam eden işkence…

* Dersane aidatlarını ödeyemediği için annesi tutuklanan genç intihar etti. Bu durumu protesto eden lise öğrencileri ve durumu görüp müdahale eden vatandaşlar polisler tarafından linç edildikten sonra tutuklanarak ceza evine atıldı…

* Barınma haklarına sahip çıkan Arızlı halkına yapılan polis saldırısı…

* SES yönetim kurulu üyesi Seher Tümer’in tutuklanması…

* En yakın ve sıcak gelişme olarak 30 Mart 1972’de bu halkın onurlu devrimcileri olarak katledilen THKP-C ve THKO militanlarını anmak amacıyla yapılan basın açıklaması sebebiyle on altı genç Adana’da evlerine yapılan sabah baskınıyla gözaltına alındı.***

Ve bunlar gibi ülke gündeminde yer alma şansı bulamayan onlarca saldırı. Kısaca AKP 1 Mayıs çalışmalarına hem politik olarak hem de pratik olarak başlayalı haylice olmuş. Bu konuda izlediği taktikse Kürt sorunu karşısında takındığı tutumla önemli paralellikler taşımakta. Kürt sorunu konusunda önemli demokratik açılımlar yapacakmış gibi görünerek Kürt hareketi ve halkı içerisinde taban oluşturmak, kapsayıp kendine benzetemediğini faşist yöntemlerle sindirmek. Bu hareket etme biçimi ise emek hareketi içerisinde aynen tatbik edilmekte. 1 Mayıs’ı önce bayram sonra resmi tatil ilan ederek ardından da Taksim Meydanı’nı kendi açıyormuş gibi yaparak demokratlık maskesini yüzünde tutmaya çalışmaktadır. Özellikle anayasa tartışmalarında tabela sendikalarını arkasına dizmeye özel önem göstermektedir. Kürt halk hareketi önderliği yıllara dayanan tecrübesi ve mevcut örgütsel gelişkinliği sayesinde yalpalayarak da olsa AKP’nin niyetini halkına anlatma ve buna karşı harekete geçirme konusunda önemli mesafe kaydetmiştir. 2010 Newroz’u bu yolda alınan mesafenin somut karşılığıdır.

Görece zayıflığını koruyan emek hareketi ve sol açısından ise AKP’nin Taksim siyasetini, anayasa tartışmalarını bir bütün olarak öngörüyle karşılamak kritik bir nokta teşkil etmekte. Bu neoliberal yeniden yapılandırma sürecinde AKP hamlelerini boşa çıkarmak için Taksim 1 Mayıs’ını topyekûn ezilenlerin güncel sorunlarının ifade alanı haline getirmek olmazsa olmazdır. Anayasa sürecinde AKP’nin yedekleme çizgisinin esiri olan tabela sendikalarının Taksim 1 Mayıs’nın içeriğini boşaltma girişimlerine dair net tutum alınmalıdır. Bu konuda Valilikle yapılan görüşme sonrası Taksim zaferinin ilanını Kadıköy taifesinin ana aktörü ve Tekel işçilerinin hedef tahtasında bulunan Türk-İş Başkanı Kumlu’nun yapması düşündürücüdür.

Şimdi AKP’ye “iyi ve güzel” gelişmeleri müjdeleme sırası ise emek ve hak mücadelesinin bileşenlerinde!

* Picasso’nun Guernica’sın da tepede duran ampul hoş bir tesadüf olsa gerek.
** İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın polis teşkilatının kuruluşunun 165 yılında yaptığı açıklama ”Hükümet olarak iki yıl evvel 1 Mayısı işçilerimize hediye ettik. Resmi tatil haline getirdik. Bu sene de Başbakan’ımızın açıkladığı gibi, sendikalarımıza, işçilerimize olanca müsamaha gösterilecek, imkân sağlanacak ve destek verilecek”
*** Bu eylem geçtiğimiz yıl aynı şekilde Adana’da yine yapılmış ve sonrasında herhangi bir davaya konu olmamıştır.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Dörtyak (04-19-2010)
Alt 04-19-2010, 08:50 PM   #30
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5333
9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Taksim 1 mayıs ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin sembolüdür

Dünya tarihinde 1 Mayıs!



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kapitalizmin gelişme dönemindeki yoğun baskı ve sömürü, düşük ücretler ve günde 14-18 saati bulan uzun çalışma saatleri, “8 saatlik işgünü” talebinin, dünyada işçi sınıfının en temel ekonomik istemlerinden biri olarak ortaya çıkmasına yolaçtı. İlk olarak 21 Nisan 1856 yılında Avusturalya işçi sınıfı grev ve kutlamalarla bu talebi dile getirdi. Bu talep doğrultusundaki mücadeleyi bir işçi bayramı ile bütünleştirmek düşüncesini ilk ortaya atan da yine Avusturalya işçi sınıfı oldu.
Örgütlü mücadelenin başlangıcına damgasını vuran bu eylemler devamlılık kazanarak, diğer ülkelerin proletaryasınca da benimsendi ve dayanışma için önemli bir etki yarattı.
1866 yılında, Amerikan işçileri Baltimore’da toplandıkları kongrelerinde, günlük çalışmanın 8 saatle sınırlandırılmasının yasaya bağlanması konusunda bir kongre kararı aldılar. Ancak işçilerin bu talebi reddedildi. “8 saatlik işgünü” artık Amerikan işçi sınıfının ortak talebi haline gelmişti ve onların örgütlü mücadelelerinin başlangıcına damgasını vuracak, kana bulanan zorlu mücadelelerle, işçi sınıfı bu hakkı zamanla burjuvaziden zorla alacaktı.
1884 yılında Şikago’da toplanan Amerika İşçi Federasyonu ve Uluslararası İşçiler Birliği, “8 saatlik işgünü”nü burjuvaziye zorla kabul ettirmek kararı aldılar. Bu karara göre iki yıl sonra, 1 Mayıs 1886’da, 8 saatlik işgünü için genel greve gidilecek, miting ve gösteriler yapılacaktı.
Amerikan burjuvazisi bu karara karşı yoğun bir saldırıya geçti. Burjuvazinin elindeki ve denetimindeki kapitalist basın tekelleri, miting öncesinde, ortalığın kan gölüne çevrileceği türünden kışkırtmalarda bulunuyorlardı. Bunlardan örneğin Chicago Tribune gazetesi, “Kenti yıkıp yakacaklar, öyle mi? Bunun önünü almak için gerekirse Şikago’nun her sokak lambası bir işçinin cesediyle süslenecektir” diye pervasızca saldırıyordu.
1 Mayıs 1886 günü, hemen tüm sanayi merkezlerinde; New York, Philadephia, Şikago, Louiseville ve Baltimore’de 200 bini aşkın işçi genel greve gitti. Ve Şikago’da 80 binden fazla işçi yürüyüşe geçti, miting ve gösterilerde 8 saatlik işgününün vurgulandığı konuşmalar yapıldı.
Genel grevin ve bu eylemlerin daha da yaygınlaşmasından korkan burjuvazi, silahlı resmi güçlerinin yanısıra ajan-provakatörler tutarak saldırıya geçti. 3 Mayıs günü Mc Cormic fabrikasının önünde toplanan işçiler greve katılmayan diğer işçilere çağrı yaparken, bu silahsız işçilerin üzerine ateş açıldı ve bir işçi öldürüldü. İşçiler bu kanlı saldırıyı protesto etmek için toplandılar ve miting kararı aldılar.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]4 Mayıs gün işçiler daha güçlü bir gösteri düzenlediler. Mitingin bitmesine yakın, sayıları birkaç yüzü bulan polis miting alanına girdi. Hemen ardından, nereden geldiği belli olmayan bir bomba polislerin bulunduğu yere düştü. Bomba atıldıktan hemen sonra miting yeri tam bir savaş alanına döndü. İşçiler kurşun yağmuruna tutuldular. 4 işçi, 7 polis öldü ve pek çok işçi de yaralandı. 8 işçi önderi sendikacı ve yüzlerce işçi tutuklandı. 1,5 yıllık göstermelik bir yargılama sonucunda işçi önderlerinden dördü; August Spies, Albert Parsons, George Engel ve Adolph Fisher idama mahkum edildiler.
11 Kasım 1887’de idam sahpasına giden August Spies; “Sessizliğimizin, bugün boğduğunuz seslerden daha güçlü olacağı gün de gelecektir”, diyordu son sözlerinde. Gerçekten de tüm bu baskılar ve idam kararları tepkilere, uluslararası dayanışmaya ve mücadelelere yol açacaktı.
Üç yıl sonra, 1889 yılında, 14-21 Temmuz günleri arasında Paris’te toplanan II. Enternasyonal’in 1. Kongresinde, 1 Mayıs, dünya işçilerininin birlik, dayanışma ve mücadele için direniş günü olarak kabul edildi. 1 Mayıs’ın her yıl, grevler, gösteriler ve mitingelerle tüm dünyada kutlanmasına karar verildi.
Emeği sermayeye karşı mücadele günü olan 1 Mayıs, burjuvazinin yüreğine her zaman korku salmış; çeşitli ülkelerin burjuvazisini, bu mücadele gününe karşı 1886 Şikago benzeri provokatif tertiplere ve katliamlara yöneltmiştir:
Örneğin, 1906 yılı 1 Mayıs’ında Fransa’da düzenlenen mitinge, burjuvazi ajan provaktörleri ile saldırmış, miting kana bulanmıştır. 1929 yılında ise Almanya’da bir benzeri tertiplenerek polis ve provokatörler işçilere saldırmış, 33 işçi yaşamını yitirmiştir.
Bunun daha yakın tarihe ait bir örneği ise Türkiye’den biliyoruz. Emekçi hareketindeki yükselişten korkuya kapılan ve bunun 1 Mayıs kutlamaları üzerinden yansımasına tahammül edemeyen Türk burjuvazisi, 1977 yılı 1 Mayısı’nda kontr-gerilla eliyle büyük bir provokasyon ve katliama başvurdu. Gerçekleştirilen katliamda 36 işçi ve emekçi yaşamını yitirdi
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
kurtuluş, mayis, mayıs, mucadelesinin, proletaryanin, proletaryanın, sembolüdür, taksim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Son Gelişmeler Ve Sınıf Mücadelesinin Yönü Mahmut Halil CAN GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM 0 06-26-2009 01:54 PM
1 mayıs taksim meydanının önemi üzerine ve güncel durum Mahmut Halil CAN MÜCADELEDE ÖZEL VE ÖNEMLİ GÜNLER 0 06-25-2009 07:01 PM
1 mayıs 2009 meydan savaşı ve taksim Mahmut Halil CAN GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM 0 06-25-2009 06:45 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:10 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,