![]() |
|
|||||||
| GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi |
|
|||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
TEKEL DİRENİŞİ VE İŞÇİLERİ SENDİKA AĞALARINI SALLAMAYA BAŞLADI
Tekel işçileri ve direnişi, sendika ağalarını sallamaya başladı. Süreç içinde sürekli direnişi kırma, baltalama, geri çekme, günü savma anlayışı ile hareket eden Sendika ağalarının ve onların popülist kimi söylemcilerinin makamları ile koltuklarını sallamaya başladı. Zira Türk-İş ve Tek-Gıda İş yöneticilerinin - tabiki diğer konfederasyonların- 22 Şubat tarihli toplantılarından tam fiyasko sonuçlar çıkmıştır. Sınıf açıkça satılmış, süreç geçiştirilmeye çalışılmış, basit-kanıksanmış eylemlerle Tekel Direnişi ve Tekel işçileri krudun sofrasına yalnız atılmaya çalışılmıştır. Ama Tekel işçileri ve direnişçileri, anında tepkilerini ifade etmişler ve sendika ağalarını kendilerine sahip çıkmamakla ve direnili satmakla haklı olarak suçlamışlardır. Tekel işçilerinin baskısı karşılığında Tek-Gıda İş genel Başkanı ve Türk-İş genel sekreteri de olan Mustafa Türkel, bu baskıya dayanamayarak, biraz da popülizmin ve sürecin baskısı, altındaki toprağın kaymasının vermiş olduğu zorlama ile Türk-İş genel sekreterliğinden istifa etmiştir. Bu Tekel işçilerinin bu türden baskı ile bilinçli sınıf tepkisinin Anadolu topraklarında ilki yaşatmışlıklarından sayılmalıdır. Ve de öyledir de. Sendika ağalarına karşı bu kadar ciddi bir sınıf tepkisi ve sonuç alıcı baskı ilktir. Ve de Tekel işçileri sonunda sınıf mücadelesine bir katkı ve ön açıcı bir buzu kırmışlardır. Zira düzene karşı verilen mücadelenin ilkten en büyük engelleri, düzenden beslenen, onun çeşmesinden su içen satılmış sendika ağalarıdırlar. Sınıfın içinden çıkmış ve düzen tarafından satın alınmış bu sınıf mücadelesi düşmanları tasfiye edilmeden, sınıfın önündeki barikatları aşılmadan sınıfın mücadelesinin başarılı olamayacağı tarihsel bir çok örnekle sabittir. Tekel işçileri, Anadolu coğrafyasında mücadelenin genelinde yeni bir döneme imza attıkları gibi, sendikal ihanet şebekelerine karşı da mücadelede bir çığır açmışlardır ve işçi sınıfı geneline mesajlar vermişlerdir. Düzenin bu uşaklarının ancak mücadele keskinleştikçe gerçek yüzlerinin açığa çıkarıldığı, mücadele içinde tasfiye edileceği gerçeğinin altını kalınca çizmişlerdir. Mustafa Türkel'in istifası, istifaya zorlanmış olması sınıf açısından büyük bir başarıdır.Tekel işçileri şimdiden tarih sahnesine direnişlerinin kararlılığı, inatçılığı, uzun süren yılmaz dirençleri, destek ve dayanışma vs ile nelerin başarılabildiğinin yanında Sendika ağalığına vurdukları darbe ile de kazınmışlardır. MustafaTürkel ve diğer ağaların zoraki sürece ortaklaşmaları, göstermelik çekilmeleri, direncin manipülasyonu ve tavsatılmasıdır aynı zamanda. Tekel işçileri düzenin "şefkatli kollarına" terk edilmiştir 22 Şubat kararlarıyla. Ve bunun farkında olan direnişçi işçiler de, tepkilerini sendika patronlarına göstermişlerdir. ve bu baskı istifa getirmiştir. Yetmez. Yetmeyecektir. Düzen saldıracaktır kesin olarak. Asıl direniş ve kazanımlar, hak mücadelesi şimdi başlıyor asıl olarak. Tüm gücü ile sınıfın bu mücadelenin bayrağını yere düşürmemesi lazımdır. Komünsit devrimciler, devrimci demokratlar,aydınlar, ilericiler ve sınıfın tümü asıl şimdi görev başına geçmelidir. HAYDİ GÖREVE.... 23.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Tekel işçisinin kaderi kendi ellerinde
70 günlük ölümüne direnişle dalga geçer gibi alınan 26 Mayıs tarihli "genel eylem" kararı Tekel işçisinde infiale yol açtı. "Pasif eylem istemiyoruz, yeter artık yeter!" diye haykıran işçileri sendikacılar bu defa yumuşatıp uyutamadılar ![]() Tekel direnişiyle ilgili bugün 4 konfederasyonun ortak yaptığı toplantıda alınan 26 Mayıs tarihli eylem kararı Tekel direnişçilerinin infialiyle karşılandı. 2,5 aydır çadırlarda kalan ve tam 3 ay sonrasına alınan ve genel grev kararı bile telaffuz edilemeyen karar, 26 Mayıs'da üretimden gelen gücün kullanılacağı genel bir eylem olarak açıklandı. Konfederasyonların diğer kararları ise 25 Şubat'ta tüm il ve ilçe merkezlerinde meşaleli yürüyüşler ve basın açıklamalarının yapılması, 27 Şubat'ta 12:00'de tüm il merkezlerinde 2 saatik oturma eylemi yapılması. İşçilerin 28 Şubat öncesi bir umutla bekledikleri ve Mustafa Türkel'in de "22'sini bekleyin, önemli kararlar açıklayacağız" diyerek beklentiyi pekiştirdiği bu toplantıdan tam üç ay sonrasına işçilerle adeta dalga geçen bir kararın alınması, Tekel işçilerini çılgına çevirdi. İşçiler tabii yine Kumlu'nun başbakanla görüşmesinde olduğu gibi açıklamayı Kumlu'dan ya da sendika yetkililerinden değil, televizyonlardan öğrendiler. Ve yine 10 gün önce olduğu gibi sendika önüne giderek ve sloganlarla eylem yaparak ağaları kapıya çıkarabildiler. ![]() 15:00 sularında kapıda toplanan ve 26 Mayıs kararını öğrenen Tekel direnişçileri, "Tayyip seni tek elimle boğarım, 4C'ye imza atmayacağız, Bizi satanı biz de satarız, Kumlu istifa!" sloganlarıyla ve ıslıklarla bekleyişlerini sürdürdüler. Yarım saat kadar süren eylemde kapıya çıkan kimse olmadı. Bir süre dağınık bekleyen işçiler, sonra karşılarında Mecit Amaç'ı buldular. Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç'ın açıklamaları son derece pişkin ve işçilerle alay eder içerikteydi. Amaç'ın konuşmaya başlamasıyla işçilerin sloganları, tepkileri ve tartışmaları büyümeye başladı. Amaç ilk başta "genel başkanını" sahiplenir açıklamalara başladı. "Niye Kumlu gelsin? Bu teşkilatın Genel sekreteri benim. Biz yola çıkarken biz kimseye güvenerek çıkmadık" diyen Amaç, genel başkanına toz kondurmadı. Bunun üzerine işçiler "Kim görüşmeye gittiyse o gelsin, Kumlu gitti o gelip açıklama yapsın" diye karşılık verdiler. Amaç konuşmasını sürdürdükçe işçiler "Bizimle alay ediyorsunuz. Biz pasif eylem istemiyoruz, Yeter artık yeter, 70 gündür burdayız, çocuğumuz öldü, babamız öldü, siz hala bizi oyalıyorsunuz" diye bağırmayı sürdürdü. Mecit Amaç konuşmasını zar zor devam ettirdi ve genel grev isteyen işçilere "Şu ana kadar yapılan eylemlerin hepsini gördünüz. Ne yapıldı, ne kadar yapıldı gördünüz. 4 Şubat'ı gördünüz. Bunlardan başka yapacak eylem yok" diyerek işçileri iyice çileden çıkarmaya ve hesap vermesi gereken eylem tarzlarını işçilerin karşısına umutsuzluk tablosu olarak çıkarmaya devam etti. İyice tepkileri artan işçiler bağırışlarını sürdürünce, Amaç bu defa referandum yerine koydukları grup toplantılarını açıkladı. "Yarın herkesi 250'şer gruplar halinde toplantıya alacağız" dedi. İşçiler buna da tepki göstererek "Hayır, hayır istemiyoruz. Niye herkes değil grup grup. 70 gündür her şeyi açık açık yapıyorsunuz bu niye kapalı?" diye tepki gösterdi. ![]() İşçilerin "Bizi süründürüyorsunuz, bizi öldürüyorsunuz, adam gibi eylem kararı alın" tepkileri üzerine Amaç, "4C'ye imza attırmayacağız, siz atmadığınız sürece yanınızda olacağız" şeklindeki açıklamalarını sürdürdü. İşçileri bekleyerek, pasif eylemle yıldırmayı amaçlayan bu taktik açıklamaları 70 gün sabırla beklediği halde hiçbir şey duymayan işçileri iyice çileden çıkardı. "Kumlu'yu istiyoruz!" diye bağıran işçiler, "Ya o gelsin ya biz Türk-İş'e çıkacağız" dediler. Hatta bu girişimler nedeniyle yer yer sendikanın adamlarıyla itişme kakışmalar oldu, bazı işçiler içeri girmeye çalıştılar. Ancak bu sıralarda ve tüm tartışmalarda sendika beslemelerinin çok aktif biçimde işçilere barikat oldukları, bağırdıkları, susturdukları, ağızlarını kapattıkları ve hakaret ettikleri görüldü. "Hep aynı sözler, hep aynı eylemler, biz sonuç istiyoruz, canımız kaldı onu da verelim, 26 Mayıs ne, asıl onu açıklayın" diye haykıran işçileri Mecit Amaç pişkinlikleriyle susturamayınca Mustafa Türkel işçilerin karşısına çıkmak zorunda kaldı. Türkel kısa tuttuğu ve yer yer işçilerle ağız dalaşına girdiği konuşmasında "Yarın toplantı var. O toplantıya gelirseniz de siz bilirsiniz, gelmezseniz de siz bilirsiniz" deyince Türkel'in tüm konuşmalarını bugüne kadar sessizce onaylayarak dinleyen işçiler "Niye kapalı salon!" diye tepki gösterdiler. Türkel "Kimse sözünden caymadı, siz de caymayın" diyerek 70 gündür bekleyen işçiye topu attı yine. Türkel'in son cümleleri işçilere tehdit gibiydi. "Bu teşkilatın başkan Mustafa Türkel'dir. Biz bildiğimizi yaparız diyorsanız yolunuz açıktır." Türkel'in "Sizi yarı yolda bırakırım" mealindeki açıklamasından ve içeri gitmesinden sonra işçilerin hem kendi aralarında hem sendika görevlileriyle tartışması sürdü. Gerilim dozu çok yüksek ve işçilerin birbirini hırpaladığı tartışmalar sırasında bir kadın işçi sinir krizi geçirerek içeri kaldırıldı. İşçilerin Türk-İş'in önünden hiçbir şekilde tatmin olmamış şekilde dağılmalarından sonra Mecit Amaç tek tek çadırları gezerek ikna turlarını sürdürdü. İşçiler Amaç'ın gezmesinden önce de kendi aralarında toplantılar yaptılar. Son derece tepkili ve pasif eylemlerden bıkmış işçiler, şu anda konfederasyon kararlarından da Tek Gıda-İş'ten de beklentilerini kesmiş durumdalar. İşçiler sadece Türk-İş'e değil, bu kararlara imza atan KESK ve DİSK'e de büyük tepki duyuyorlar, hatta alandaki bu sendikaların pankartlarını parçalamaktan bahsediyorlar.. İşçilere kapıyı gösteren ve "Yapacak hiçbir şeyim yok, bu direnişi bitirmek için ne gerekiyorsa onu yapmaya ve sizden kurtulmaya çalışıyorum" dercesine yapılan ve aslında son derece net olan açıklamalardan sonra işçiler bir yol ayrımına geldiler: Ya eylem boyunca üzerlerinde bir yük gibi taşıdıkları sendikanın cesediyle batıp boğulacaklar ya da inisiyatifi daha önce de kısmen yaptıkları gibi ellerine alacak ve kendi önlerini kendileri açıp eylemlerini özgürleştirecekler. Şu anda Tekel işçisini ne kandıracak, ne beklemeye sevkedecek, ne yalancı umutlar üfleyecek hiçbir şey kalmadı. Eyleminin engeli de, eyleminin başarısı da son derece net bir şekilde işçilerni önünde duruyor. İşçiler ya sendikanın pasifizmine teslim olacak ve kendi deyimleriyle "arkalarına bakıp evlerine dönecek" ya da kaderlerini kendi elleriyle şekillendirecekler. İşçilerin artık kendilerini oyalayabilecekleri hiçbir şey yok! İşçiler sendika bürokrasisinin "eylem" yöntemleriyle alabilecekleri hiçbir şey olmadığını gördükleri noktada yolun her iki yönüne de bakıyorlar ancak büyük bir öfkeyle... alınteri
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Tek Gıda İş Başkanı Mustafa Türkel istifa etti!
Tek Gıda İş Başkanı Mustafa Türkel, bugün yaptığı bir açıklamayla, Türk- İş Genel Sekreterliğinden istifa ettiğini bidirdi. Türkel bir basın açıklaması yaparak istifa nedenini de açıklayacağını belirtti. ![]() Tek- Gıda İş Başkanı Mustafa Türkel Türk- İş Genel Sekreterliğinden istifa ettiğini açıkladı. Dün Türk-İş, DİSK, KESK ve KAMU- Sen'in Tekel işçilerinin mücadelesi ve izlenecek yol haritası üzerine yaptıkları toplantıdan çıkan, 26 Mayıs tarihli genel eylem kararına, Tekel işçileri büyük tepki göstermiş ve sendikanın görevlileriyle işçiler arasında arbede çıkmıştı. Türk- İş'e girmek isteyen işçiler bir açıklama için Türk- İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'yu istemiş fakat karşılarına ilk önce, Tek- Gıda İş Genel Sekreteri Mecit Amaç ardından ise Tek Gıda İş Başkanı Mustafa Türkel çıkmış ve Türkel işçilere ""Yarın toplantı var. O toplantıya gelirseniz de siz bilirsiniz, gelmezseniz de siz bilirsiniz" ve ""Bu teşkilatın başkan Mustafa Türkel'dir. Biz bildiğimizi yaparız diyorsanız yolunuz açıktır." diye seslenmişti. Bugün ise Türkel istifasını duyurdu. Türkel yapacağı bir basın açıklamasıyla istifa nedenini açıklayacağını belirtti.
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Konfederasyonlardan göstermelik eylem kararları...
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (22.02.10) – TEKEL işçilerinin, özlük haklarının korunması ve güvenceli iş talebiyle sürdürdükleri direnişlerinin 70. gününde Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu Sen genel başkanları Ankara'da DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası Genel Merkezi'nde biraraya geldiler. Bir önceki toplantılarını 12 Şubat günü gerçekleştiren 4 konfederasyonun bugünkü (22 Şubat) toplantısının sonuçları ibretlikti. TEKEL'deki 70 günlük direniş süreci boyunca mücadelenin görevlerini ve işçilerin genel grev talebini öteleyen konfederasyonlar, bugünkü toplantıdan göstermelik kararlarla çıktılar. TEKEL direnişinin etkisinin yarattığı basınçla şimdiye kadar çeşitli eylem kararları (17 Ocak mitingi, 4 Şubat genel eylemi ve 20 Şubat eylemi) alan sendika konfederasyonları bugünkü toplantıda aldıkları kararlarla TEKEL işçilerini ve bu direnişin etkilediği onbinlerin mücadele beklentilerini boşa çıkardılar. Bu kararlar TEKEL direnişinin gözden çıkarıldığının bir göstergesidir. Hükümetin, TEKEL işçilerine verdiği son süre olan 28 Şubat öncesinde çeşitli eylemler gerçekleştirme kararının alındığı toplantıda genel eylem günü olarak 26 Mayıs 2010 tarihinin açıklanması TEKEL direnişinin bitirilmesinin de ilanı anlamına gelmektedir. TEKEL direnişinin kritik bir aşamaya vardığı bir anda göstermelik birtakım kararlarla işçi ve emekçileri oyalamaya devam eden sendika bürokratları sözde mücadele kararlılıklarını ilan etmekten de uzak durmuyorlar. Konfederasyonlardan göstermelik “mücadele kararları” Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, KESK Genel Başkanı Sami Evren ve Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız'ın katıldığı toplantı yaklaşık 5 saat sürdü. Toplantının ardından basının karşısına geçen Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu 4 konfederasyonun aldığı kararları açıkladı. TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla uluslararası girişimler sonucu bu hafta ETUC ve ITUC’un çağrısıyla bütün ülkelerde destek eylemlerinin yapılacağı bilgisini verdi.Gelinen noktada TEKEL işçilerinin verdiği mücadelenin başarıya ulaştığı düşündüklerini ifade etti. Dört konfederasyon olarak bundan sonra da TEKEL işçilerinin ve Tek Gıda-İş’in alacağı kararlara uyacaklarını belirten Kumlu, taleplerine duyarsız kalan ve işçileri açlık ve kölelik arasında tercih yapmaya zorlayan hükümeti kınadıklarını söyledi. Hükümeti soruna acil çözüm üretmeye çağırdı. TEKEL işçilerinin eyleminin ancak işçilerin iradesiyle bitebileceğini ifade eden Kumlu, bu eyleme hükümet tarafından yapılacak müdahaleyi kabul edilemez bulduklarının altını çizdi. Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu Sen'in oluşturduğu eylem takvimine göre; - Tüm işyerlerinde “TEKEL işçisinin mücadelesi, mücadelemizdir”, “4-C kaldırılsın” yazılı mesajların yazılı olduğu kokart ve pankart uygulamasına devam edilecek, - 25 Şubat’ta tüm il ve ilçe merkezlerinde meşaleli yürüyüşler ve kitlesel basın açıklamaları yapılacak, - 27 Şubat’ta saat 12.00’da tüm il merkezlerinde iki saatlik oturma eylemi ve kitlesel basın açıklamaları yapılacak. Konfederasyonların yaptığı değerlendirmeler sonucunda ayrıca şu talepler sıralandı: - Başta 4-C olmak üzere, güvencesiz, kuralsız, esnek tüm istihdam uygulamalarından vaz geçilmesi ve bu alandaki yasal düzenlemelerin değiştirilmesi, iş güvencesinin çalışma yaşamında temel bir hak olarak uygulanması, geçici işçiliği bir kölelik düzeni olarak yaygınlaştıran ve kamuoyunda ‘kilarık’ işçi olarak bilinen düzenlemenin yasalaştırma girişimlerinden tümüyle vazgeçilmesi, taşeronlaşma girişimlerine son verilmesi, - Çalışma hayatını düzenleyen yasaların ILO ve AB normlarına uyarlanması; çalışanların örgütlenmesi önündeki engellerin kaldırılması; kamu çalışanlarının grevli toplu iş sözleşmeli sendika hakkının güvence altına alınması, - Gözden geçirilmiş Avrupa sosyal Şartı’nın 5’inci ve 6’ıncı maddelerine konulan çekincenin kaldırılması, - Kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıracak her türlü yaklaşımdan vazgeçilmesi, - İşçilere ait olan İşsizlik Sigortası Fonu'nun amacı dışında kullanılmaması, - Kriz fırsatçılığı yapılarak emek haklarının gaspedilmemesi, - Asgari ücretin ‘insanca yaşamaya yeterli ücret’ olarak belirlenmesi, - Çalışma hayatının sözleşme biçimleri, çalışma süreleri ve ücret yönünden insan onuruna yakışır iş temelinde düzenlenmesi için gerekenlerin yapılması, - İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin iş cinayetlerini de önleyecek şekilde yasal güvenceye kaveuşturulması, - Sağlık hakkının temel insan hakkı kapsamında değerlendirilerek, uygulamadaki katılım ve katkı payından vazgeçilmesi, - Hükümetin çalışma hayatıyla ilgili tüm konularda sendikaların görüş ve önerilerini dikkate alması ve bu doğrultuda etkin girişimde bulunması, - Uygulanacak ekonomik politikaların sermayeye kaynak aktarımı yerine emekçiler için istihdam yaratacak yatırımlara yönlendirilmesi Konfederasyonlar bu taleplere ilişkin emekçileri ve kamuoyunu bilgilendirmek için sempozyum, konferans, kapalı salon toplantıları gibi faaliyetler ile; kitlesel basın açıklamaları, yürüyüşler, mitingler ve benzeri eylemlerin ortaklaşa hayata geçirilmesine; uluslararası kamuoyunun duyarlı hale getirilmesi amacıyla ILO, ITUC, ETUC ve benzeri örgütlerle bu amaçlar doğrultusunda bağlantılar kurulmasına da karar verdi. Öncelikli istemlerinin karşılanmaması ve bu etkinliklerin hükümet nezdinde bir sonuç vermemesi halinde, 26 Mayıs’ta dört konfederasyon ve bağlı sendikaları üretimden gelen güçlerini kullanacaklar ve genel eylem gerçekleştirecekler. KIZILBAYRAK
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL işçileri "eylem kararları"na öfkeli
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (22.02.10) - Konfederasyonların bugünkü toplantısından çıkan kararlar TEKEL işçileri tarafından öfkeyle karşılandı. Toplantı kararlarının açıklanmasını Türk-İş Genel Merkezi önünde bekleyen TEKEL işçileri, kararların netleşmesinin ardından öfkeli sloganlar attılar. Kumlu'ya istifa çağrısı Türk-İş binasına girmek isteyen işçiler, sendika bürokratları ve yardakçıları tarafından engellendi. Türk-İş önünde kısa süreli arbedeler yaşandı. “Genel grev-genel direniş!”, “Sendikalar göreve, genel greve!”, “Basit eylem istemiyoruz!”, “İşgal, grev, direniş!” sloganlarını sıkça atan TEKEL işçileri Mustafa Kumlu’ya istifa çağrısı yaptı. Saat 17.00 civarında Kumlu'nun Türk-İş binasına gelmesiyle gerginlik daha da arttı. İşçiler Kumlu'yu açıklama yapmaya çağırdı. Kumlu’dan herhangi bir gelmeyince birkaç işçi Türk-İş binasına girmek istedi. Bu esnada sendika bürokratları ve onların yandaşları tarafından bir kadın işçinin yüzüne tükürüldü. Bu saldırı üzerine kısa süreli bir arbede yaşandı. Türk-İş önünde arbede İşçilerin öfkesi dinmeyince Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç bina önüne gelerek açıklama yaptı. Amaç, “Biz yola çıkarken kimseye güvenmedik. Bu kaçıncı defadır Kumlu istifa çağrısıdır. Aranızda 'ölmek var dönmek yok' deyip gidip imza atanlar da var. Ben aynı yerdeyim. Valla arkadaşlar bir günlük eylemi de gördük. Kimse zorla imza attırmayacak. Sizin yanınızda olacağız” sözleriyle işçilere yüklendi. Sözü sık sık kesilen Amaç’ı muhatap almak istemediklerini dile getiren işçiler sloganlar atmaya devam ettiler. Daha sonra Türk-İş önüne gelen Tek Gıda-İş Sendika Genel Başkanı Mustafa Türkel, yarın kapalı salon toplantısı yapacaklarını söyledi. “Yarın oraya gelirseniz sağolun. Gelmezseniz siz bilirsiniz. Kamuoyundan ve medyadan saklanacak şeyler vardır. Beni öldürecekseniz geleyim ortaya öldürün. Biz bildiğimizi yaparız diyorsanız size kolay gelsin” şeklinde sert konuştu. Türkel’in konuşmaları da işçiler tarafından sık sık kesilerek kapalı salon toplantısının yapılmasının istenmediği, istenen şeyin belli olduğu vurgulandı. İşçilerin tepkileri dinmeyince Tek Gıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç tekrar söz aldı. Amaç şunları söyledi: “Sizi yarı yolda bırakacak insanlar değiliz. Daha kalıcı karar çıkmaz. İstediğimiz kadar bağıralım kimse bizim için ölmez.” Bu sözler üzerine bir işçi bağırarak “genel başkan bizi tehdit edemez” dedi. Genel sekreterin cevabı ise “sizin de söyledikleriniz yenilir yutulur cinsten değil” biçiminde oldu. Olaylar sırasında “İşgal, grev, direniş!” sloganını atan Ekim Gençliği okurları ise sendika bürokratlarının yandaşlarından biri tarafından kitle içerisinde sözlü saldırıya uğradılar. Bu kişi Ekim Gençliği okurlarını hedef alarak “bunlara inanmayın, bunlar işçileri birbirine kışkırtıyor. Ne işgalinden bahsediyorsunuz” şeklinde konuştu. Türkel mesajı vermişti Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, direniş sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmesinde kritik bir haftaya girildiğini belirterek çadırları kaldırıp eylemleri ülke geneline yayabileceklerini söylemişti. Türkel’in verdiği bu mesajlar bugünkü toplantıdan çıkan kararlarla beraber doğrulanmış oldu. Başbakan’ın “inat uğruna” konuştuğunu belirten Türkel çadırların kaldırılacağı mesajını şu sözlerle verdi: “…4/C’ye başvurulması için verilen 1 aylık hak düşürücü sürenin iptali yönünde bir başvurumuz var. Yüksek mahkemenin alacağı karar tarafların elini güçlendirecektir. Hükümet hukuksuzluğunu gözden geçirerek hatasını düzeltme şansı yakalayacaktır. İşçiler de, iş kaybı tazminatlarını alacakları için dayanma süreci artacaktır." Türkel, şöyle konuştu: 'Danıştay 1 aylık hak düşürücü süreyi uzatırsa, mücadele planımızı değiştirerek çadırları buradan kaldırmayı düşünüyoruz. Çadırlarda beklemek yerine, daha etkin ve ülke geneline yayılan eylemler gerçekleştirebiliriz. Bu eylemler Türkiye’nin seçim sürecine gireceği dönemde gerçekleşecektir. TEKEL işçisi kararını kendisi verecektir. Eylemi devam ettirip ettirmemek onların elindedir. Demokratik mücadele anlayışını geliştirdiğimiz için önümüzdeki günlerde referanduma başvuracağız.” Kızıl Bayrak / Ankara
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Türkel Türk-İş’teki görevinden istifa etti
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (23.02.10) - Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, “Türk-İş Genel Sekreterliği” görevinden istifa ettiğini açıkladı. Türkel istifa gerekçesine ilişkin ayrıntıları bugün yapacağı basın toplantısı ile birlikte kamuoyuyla paylaşacak. Kumlu :"Gerekçesini bilmiyorum" Türkel’in istifa haberi üzerine bir gazeteye konuşan Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, kararı sabah öğrendiğini ancak henüz gerekçesini bilmediğini ifade etti. Kumlu, istifa dilekçesinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soruya ise “Kendisiyle konuşup gerekçesini öğreneceğim. Ona göre karar vereceğiz” şeklinde yanıt verdi. Akyürek: "İstifanın nedeni Kumlu aleyhindeki sloganlar" Tekgıda-İş Genel Eğitim Sekreteri Mustafa Akyürek de Türkel'in istifası üzerine bazı açıklamalarda bulundu. Akyürek, istifanın TEKEL işçilerinin Türk-İş Genel Başkanı Kumlu aleyhinde slogan atmalarından kaynaklı gerçekleştiğini söyledi. Türkel'in Türk-İş yönetimine duyduğu tepkiden kaynaklı istifa ettiği iddialarının doğru olmadığını söyleyen Akyürek, işçilerin Türkel tarafından böylesi bir durum için daha önceden de "uyarıldığını" sözlerini ekledi. Çelebi de istifayı değerlendirdi Beraberindeki DİSK Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte, yeniden CHP İstanbul İl Başkanı seçilen Gürsel Tekin’i ziyaret eden DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, burada yaptığı konuşmada Türkel’in istifasına da değindi. Türkel'in istifasının ne kendi konfederasyonu Türk-İş ile ne de konfederasyonların kendi arasında yaşanan bir sorundan kaynaklandığını söyleyen Çelebi, "Dün beraberdik, aldığımız kararların hiçbirisine ilişkin en ufak bir tereddütü, en ufak bir karşıtlığı yoktu" açıklamasında bulundu. İşçiler Türkel'e ve diğer sendika yöneticilerine tepki göstermişti Dün Genel-İş Sendikası'nın Ankara’daki genel merkezinde toplanan konfederasyonların TEKEL’deki direniş sürecine ilişkin aldıkları göstermelik kararlara ve sonrasında ortaya çıkan ibretlik tabloya işçilerin tepkisi oldukça büyük olmuştu. Kararın işçilere açıklanması ile birlikte Mustafa Türkel de dahil olmak üzere bir dizi sendika yöneticisiyle işçiler arasında tartışmalar yaşanmıştı. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz...
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
TEKEL direnişi ve 22 Şubat Kararları Üzerine... - Özgür Müftüoğlu
Sendikacılarla sohbetlerde mücadeleden neden uzak oldukları, neden sürekli olarak hak kayıplarına neden olduğu halde sermaye ile uzlaştıklarını sorduğumda birçok kez, “mücadele edecek işçi bulduk da biz mi kaçıyoruz” yanıtını almışımdır. Bu yanıt beni hiçbir zaman tatmin etmemiştir; çünkü sendikaların görevinin mücadeleye hazır işçileri yönlendirmek yanında işçileri mücadeleye hazırlamak olduğunu da düşünmüşümdür. Özellikle 1980’den bu yana -birkaç şube ya da işyeri düzeyindeki girişim dışında- sendikal yayınlar ve eğitim çalışmalarına bakıldığında işçileri mücadeleye yönelik olarak bilinçlendirmek bir yana, mücadeleden uzaklaştırılmaya yönelik olduğunu dahi söylemek mümkündür. Üyelerini mücadeleye yöneltmekten özellikle uzak duran birçok sendikanın, kimi zaman hak ya da çıkar amaçlı mücadelelerde işçileri yalnız bıraktıkları ve hatta mücadelelerini engelledikleri de görülmüştür. Emekçileri esnekliğin boyunduruğuna alıp, güvencesizleştiren, örgütsüzleştiren 4857 sayılı İş Kanunu ve emeklilik hakkını fiilen ortadan kaldıran, sağlığı piyasalaştıran 5510 sayılı SSGSS de yine sendikalar ve konfederasyonlar tarafından yeterli mücadele gösterilmediği için yasalaşarak uygulamaya konulmuştur. Sonuç olarak, sendikaların özellikle konfederasyon düzeyinde yapılanmaların son 20 yıllık icraatlarına bakıldığın son derece açık ve net bir biçimde “başarısız” oldukları söylenebilir. Konfederasyon düzeyindeki bu başarısızlık 2001 krizi sonrasında Türkiye’nin piyasa ekonomisi doğrultusunda emekçi haklarını yok ederek yeniden yapılandığı süreçte çok daha görünür hale gelmiştir. Sermaye ve siyasi iktidar yandaşlığına dayanan uzlaşmacı, sosyal diyalogcu sendikal anlayışı tüm başarısızlığına rağmen sürdürmekte ısrarcı olan konfederasyon yönetimleri TEKEL direnişi sürecinde de aynı tavrı sürdürmeye devam etmiştir. TEKEL işçisinin kararlı duruşu sayesinde direnişin yanında görünmek zorunda kalan Türk İş ve diğer konfederasyonların samimiyetsizlikleri 17 Ocak mitingi, 4 Şubat grevi ve 20 Şubat eylemlerindeki göstermelik katılımlarıyla bir kez daha açığa çıkmıştır. Konfederasyonların TEKEL direnişine yönelik desteklerinin samimiyetsizliğini ortaya koyan son durum 22 Şubat’ta 4 konfederasyon tarafından alınan kararlardır. Sendikaların son 20 yıldaki başarısızlığının devamı niteliğinde olan ve kendi içerisinde çelişkiler barındıran bu kararlar 70 gündür son derece zor koşullarda yürütülen bir mücadeleye yapılabilecek – en hafif tabiriyle- en büyük haksızlıktır. Çünkü bu kararlar içerisinde kokart, pankart uygulaması gibi meşaleli yürüyüş ya da oturma eylemleri gibi son derece pasif eylemlere yer verilmiştir. TEKEL işçisinin canı pahasına yürüttüğü 70 günlük direnişle dalga geçercesine alınan bu kararlar direnişi sönümlendirmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır. Aslında konfederasyonlar 22 Şubat’ta aldıkları kararların talepler başlığı altında ne kadar derin bir çelişki içinde olduklarını da ortaya koymuşlardır. Kabul edilmemesi halinde hükümeti 26 Mayıs’ta genel greve gitmekle tehdit ettikleri bu taleplerde bir taraftan iş güvencesi, kiralık işçiliğin yasallaşmaması, kıdem tazminatının korunması ve örgütlenme hakkı dillendirilirken diğer taraftan tüm bunları dayatan AB normlarına da uyulması istenmektedir. Hiç şüphe olmamalıdır ki hükümet bu talepler içerisinde yer verilen AB normlarına uyumu en kısa sürede gerçekleştirecek ve bu kapsamda iş güvencesini, örgütlenmeyi tamamen ortadan kaldıracak düzenlemeleri getirecektir. Kiralık işçilik düzenlemesi de yine AB normu olarak getirilecektir. Sözün özü: Sendikaların yıllardır mücadeleden kaçma bahanesi TEKEL direnişiyle ortadan kalkmış, sadece TEKEL işçileri değil tüm emekçiler mücadeleye hazır olduklarını göstermiştir. Ama sendikaların konfederasyonlar düzeyindeki yönetimleri sermaye ve iktidar yandaşlığına devam ederek, sendikacılara rağmen ortaya konan direnişi boşa çıkartma gayreti içindedir. Buna karşı mücadeleden kaçma anlamına gelen 22 Şubat kararlarının altında imzası olan konfederasyonların üyeleri acilen kendi örgütleri içinde bu kararları sorgulamalı ve TEKEL işçisinin yaptığı gibi sendikalar mücadele içerisine çekilmelidir(!) sol.org.tr / 23.02.10
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
Sendikal bürokrasi iki cami arasında… / KB
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] İhaneti sınıfın kararlı mücadelesi engelleyecek! TEKEL direnişinin sendikal bürokrasiye rağmen ve bürokrasi ile birlikte bugüne gelmiş olması, üzerine düşünülmesi gereken bir olgu. Bir yandan geçmişin kaşarlanmış sendika ağaları işçi lideri pozlarında hükümete kafa tutarken diğer yandan direnişi sönümlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bürokratlar birgün hükümeti sarsmaktan bahsederken ertesi gün özür diliyor, direnişin eylemli bir hattan çıkması için “kırmadan dökmeden” gibi söylemler öne sürüyorlar. Ama direnişçi işçilerin basıncı sendikacıların çoğu söylemini boşa düşürüyor ve onları ürkek zigzaklarla da olsa ileriye çıkmaya zorluyor. Direnişin ilk mağduru sendika ağaları! Tayyip Erdoğan’ın direnişi kırmak için yaptığı son açıklamaları sendika ağalarının ne kadar da perişan bir halde olduklarını bir kez daha göstermiş oldu. Direnişi karalamak ve işçilerin iradesini kırmak için her tür çabayı ortaya koyan Erdoğan, tehditler ve yalanlarla istediği etkiyi bir türlü yaratamadı. Bunun üzerine Erdoğan, son çare olarak işçilerin şu an için tek örgütlülüğü olan sendikaya saldırarak direnişi zayıflatma ve işçilerin iradesini kırma çabasına girdi. Düzenin bekası için üstlendikleri misyonda şu an için başarısız olan ve bu nedenle gözden çıkarılan bürokratların iplikleri Tayyip Erdoğan tarafından pazara çıkarıldı. Trajik olan ise Erdoğan’ın anlattıklarının Türk-İş bürokrasisinin gerçek yüzünden başka bir şey olmaması… Erdoğan kendisine sorulan soru üzerine 4/C uygulamasının Türk-İş bürokratları ile birlikte tasarlandığını ve kapalı kapılar ardında, özelleştirmeyi sorunsuzca atlatmak için planlandığını itiraf etmiş oldu. “4/C’yi biz icat etmedik. Bu bize sendikaların bir önerisidir. Biz bu sistemi onlarla konuşarak uygulamaya karar verdik” diyen Erdoğan, belli ki sendikalarla “işi bağladıklarını”, bundan sonra da tıpkı diğer özelleştirmelerde olduğu gibi işçileri sorunsuzca kapının önüne koyacağını umuyordu. “Bir işadamı bir iş yerini kapattığında çalışanlara ihbar ve kıdem tazminatlarını öder ve işi bitirir. Biz de şu an bunu yapıyoruz”diyen Erdoğan, devletin şirket, kendisinin de patron olduğunu söylemekten de çekinmiyordu. Erdoğan ayrıca, sonradan Ergün Atalay olduğu ortaya çıkan bir sendikacının direnişi kırmak için kendisine ne gibi önerilerde bulunduğunu da anlattı. Atalay’ın önerisini “İzmir’de çalışan işçiyi Muş’a gönderirsin, zaten gidemez” sözleriyle aktaran Erdoğan böylece bir ihaneti daha farklı niyetlerle de olsa belgelemiş oldu. Atalay’ın “özrü kabahatinden büyük” savunması ise “İzmir’deki işçinin Muş’a, hatta varsa kadro Münih’e bile gönderilebileceğini, gitmek istemezse de o, o işçinin kişisel tercihi olacağını” söylediği şeklindeydi. Bu kadarı bile ihanetin tablosunu açıklamak için yeterli… Erdoğan’ın açıklamalarında dikkat çeken ise yıllardır güvendiği bürokrasinin bu kez hizmette kusur etmesi oldu. Erdoğan önce “he” dedikleri hatta kendi önerdikleri 4/C’ye karşı çıkan sendika ağalarına sitem ederek “bunlar sabah kalktıklarında akşam yaptıklarını unutuyorlar. Ayıp değil mi?” dedi. Bu sözler Erdoğan’ın direnişi anlayamadığının ya da kabullenmek istemediğinin bir göstergesiydi. Sendika bürokratlarının ikilemi Oysa direniş sürecinde sendika ağaları yine bildik rollerini oynamaya çalışmış, direnişi bitirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Ancak bu kez hesaba katılmayan, yıllardır görmezden gelinen işçi sınıfının kararlı mücadelesi olmuştur. İşçiler bu kez ipleri sendikacıların eline bırakmamış, taleplerini ortaya koyarak “Ölmek var, dönmek yok!” demişlerdir. Bu kararlılık sendika ağalarını ister-istemez bir ikilem içerisinde bırakır. Direnişi bitirmek ve sınıfın öfkesini söndürmek isteyen bürokratlar bunu yapabilmek için sınıfın önünde (ite kaka da olsa) yürümek zorundadır. Bunu yapması demek de hükümete, devlete ve özelleştirme politikalarına karşı çıkmak, işçilerin taleplerini savunmak demektir. En kaba ifadesiyle işçi sınıfının basıncı sendikacılara zorunlu olarak ileri çıkışlar yaptırmıştır. Ama sendikacıların attığı tüm adımlar ürkek ve hesaplıdır da. Her adımda direnişi kırmanın, morali ve motivasyonu çökertmenin hesapları yapılmakta, direnişin kontrolünü yitirme endişesi hissedilmektedir. Her fırsatta “provokatör” edebiyatına sarılınması ve direnişe destek veren ilerici ve devrimci kurumlara karşı tepki gösterilmesi bunun bir ifadesidir. Tabii işçiler de grev okulunda öğrenmekte ve bürokrasinin oyunlarına karşı gittikçe daha da uyanık olmaktadırlar. Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel’in son açıklamalarının ardından işçiler tarafından tartaklanması bunun bir örneğidir. Ama direnişin halen daha sendikaya tabandan yön verecek bir düzeye ulaşmış olmadığını da görmek gerekir. Sendika ağaları tüm açmazlarına ve işçiler tarafından kendilerine biçilen rolü oynamak durumunda kalmanın huzursuzluğuna rağmen direnişin yönlendiriciliklerini de sürdürmektedirler. Tabanın iradesi halen daha bürokrasiyi tam anlamıyla aşabilmiş değildir. Şu an içinde bulunulan denge her an taraflardan biri lehine bozulabilir ve bu direnişin seyrini doğrudan etkileyebilir. “Lütfen devam ediniz!” Sendikal bürokrasinin direnişi kırma ve güdük birkaç kırıntı ile sonlandırma amacını boşa düşürmek bugün sınıf hareketi önündeki temel hedeflerden biri olmalıdır. İşçilerin iradesini hakim kılmanın öncelikli yöntemi somutta direniş komiteleri kurmaktan geçmektedir. Direnişin iradesini eline alacak komiteler sendikalar üzerinde oluşacak basıncı da arttıracak ve onların planladığı oyunları daha uygulamaya konmadan boşa düşürecektir. Direnişçi işçilerin dışındaki sınıf bölüklerine de önemli bir görev düşmektedir. Direnişin basıncı ile bir dayanışma grevi ilan edilebilmiş ve belli sınırlılıklar içinde dahi iş durdurularak alanlara çıkılmıştır. Buradan yol alarak sendikalar üzerindeki basınç arttırılmalı, TEKEL ile dayanışmanın yükseltilmesi hedefi ile sendikal bürokrasi cendereye alınmalıdır. Sendikalar üzerinde yaratılacak basıncın bir ayağını da kamuoyu desteği oluşturmaktadır. Özellikle sol siyasal güçlerin bir yandan direnişe müdahalesi, diğer yandan da sınıf içerisinde yürüteceği propaganda, sendika ağalarını adeta dışında kalamayacağı bir sürece sürüklemek zorundadır. En ilerici görünen sendikaların bile atalet ile yaklaşabildiği süreç sol siyasal güçlerin etkin müdahalesi ile zorlanmalı ve sendikacılar üzerinde taban basıncı oluşturulmalıdır. Bu amaçla sendika konfederasyonlarının ilan ettiği geri eylem biçimleri dahi yaratıcı araçlarla geliştirilerek yaygınlaştırılmalı, onların koyduğu geri sınırları aşarak işçi ve emekçileri harekete geçirmenin araçlarına dönüştürülmelidir. Oldu bittiye getirilmeye çalışılan basın açıklamalarına devrimci müdahaleler gerçekleştirilmeli, yaygın çağrılar yapılmalı ve sendikalar eylemli bir hatta direnişe destek vermek zorunda bırakılmalıdır. Ortaya atılan kokart takma, imza toplama gibi çalışmalar, açılacak standlarla ya da kapı kapı gezilerek kitlelere ulaştırılmalı, farklı araçlar ile birleştirilerek hayata geçirilmelidir. Tüm bu etkin müdahaleler sendikal bürokrasiyi daha da zora sokacak ve direnişi kırmak ya da geçiştirmek için oynamaya çalıştıkları uğursuz oyunu sahnelemelerini engelleyecektir. Sadece bugün için değil, yarın için de sendika bürokrasisinin sınıf üzerinde oynayacağı oyunların bozucusu olacaktır. Unutulmasın ki sendikaların zorunluluktan da olsa attığı her ileri adım sınıfın eylem alanını genişletecek ve ileri taşıyacaktır. Sınıfın her ileri adımı ise sendikal bürokrasiyi daha da daraltacak ve kötürümleştirecektir. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/08, 19 Şubat 2010)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
SENDİKAL İHANET ŞEBEKESİ İŞ BAŞINDA, TEKEL DİRENİŞİNDE SON GELİŞMELER
Sendikal ihanet şebekesi iş başında yine. Tekel Direnişini soğutmaya, tavsatmaya ve geri çekmeye çalışıyorlar. 22 Şubat’taki toplantıda sendika ağalarının aldıkları kararlar, Tekel Direnişini başarıya ulaştırmak, sınıf dayanışması ve mücadelesini yükselterek kazanıma dönüştürmek amaçlı değildir. Kokart takma, oturma eylemleri, basın açıklamaları gibi rutinde bile kesinlikle kitlesel olarak artık kabul görmeyen eylem biçimleri kararları alınmıştır. Bakınız aynen açıklamadan aktarıyoruz: “Konfederasyonlar Tekel işçilerinin eylemine destek amacıyla; - Tüm işyerlerinde “Tekel işçisinin mücadelesi, mücadelemizdir”, “4/C kaldırılsın” yazılı mesajlar kokart ve pankart uygulamasına devam edilmesine; -25 Şubat 2010 tarihinde tüm il ve ilçe merkezlerinde meşaleli yürüyüşler ve kitlesel basın açıklamaları yapılmasına; - 27 Şubat 2010, saat 12.00’de tüm il merkezlerinde 2 saatlik oturma eylemi ve kitlesel basın açıklamalarının yapılmasına; Karar vermiştir.” Açıklamadan. Bu açıklamada dikkat edilmesi gereken noktalar var ve onları açmaya çalışacağız. Bu arada sendika ağalarının gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılması amacıyla. Zira Tekel Direnişi ile ilgili yazdığımız her yazı kanıttır ki; biz başından beridir bu direnişin önündeki en büyük engellerden birisinin sendika ağaları olduğunu, düzenin uşakları olarak bu kesimlerin direnişi tavsatacakları, satacaklarına sürekli dikkat çektik. Gereken direniş önlemlerinin alınması gereğini, her adımda bu direniş kırıcıları ile düzen uşaklarının maskelerinin indirilmesinin gereğini altını çizdik kalınca. Sevinmiyoruz ama dediklerimizin kanıtıdır bu açıklama. Bir kez kendilerini Tekel Direnişine destekçi olarak görüyorlar. Sorunu kendi sorunları gibi kavramıyorlar. Zira açıklamada da belirgin bir biçimde destek amaçlı eylem ibaresi vardır. Tekel işçilerinin 4/C ye karşı mücadelelerinin aşağıda ifade ettikleri gibi-PTT, şeker fabrikaları, enerji işyerleri ve benzer kamu işyerlerinde çalışan emekçileri- genel bir sorun olduğunu söyleseler de; eylemleri ve kararları Tekel İşçilerine destek amaçlı olduğunu söyleyerek sorunun kendilerine ait olmadığını açıkça ifade ederek kimin yanında durduklarını belli ediyorlar. İkinci olarak, hükümet ve düzenin açık tavrına karşın hala direnişi bir üst boyuta sıçratmak, Genel Grev ve Genel Direnişi örgütlemek ve sonuç alıcı kararlar alıp uygulamak yerine, düzenden beklentiler içinde olmak ve de aynı zamanda hükümeti kınamak dışına çıkmayan söylemlere devam etmektedirler. Bu da onların işlevleri açısından oldukça açık ve anlamlı bir bakış sunmaktadır. Üçüncü olarak, seçtikleri eylem biçimleri ile tarihleri de oldukça sınıfla alay etme anlamı taşımaktadır. Bundan önceki süreçlerde olduğu gibi, büyük mitingler sonrası eylemleri tavsatma ve direnişi geri çekme olayı yaşanmaktadır. Basın açıklamaları, oturma eylemleri, kokart takmalarla kazanım elde edilemeyeceği gibi kitlesel eylemlerin ardından bu geçiştirme ve satış sürecinin tescilidir esasen her daim. Tekel direnişi satılmaktadır. Dördüncü olarak, açıklamanın devamında olan şeylerin tespiti ve talepler vardır. Ve sanki şimdilerde bu yokmuş gibi, Tekel işçilerinin de sorunu bu değilmiş gibi buna ilişkin talep ve eylem biçimlerini Mayıs aylarının sonuna atmaları sürece nasıl yaklaştıklarını ve Tekel Direnişini saldırılara karşı korumayacaklarını ifade etmişlerdir açıkçası. Zira diğer yandan açıklamanın başında da bu direnişin aslında kendilerinin değil; Tekel işçilerinin direnişi oldukları ve inisiyatifinde olduğu söylenerek faşist rejime, düzene, hükümete mesaj da vermişlerdir. Olacaklardan biz sorumlu değiliz misali. Bu kararlar ve açıklamanın içeriği kesinlikle, Tekel direnişinin bitirilmesine dönük sinyalleri içermektedir. Sendika ağalarının açıkça tavırlarının belirginleşmesidir. Tekel işçileri ve sınıfın diğer kesimlerinden gelen basınç ve mücadele istemi ile zorlana zorlana sendikal ihanet şebekesi buraya kadar getirilmiştir. Şimdi ise artık işin içinde yokuz diyerek çekildiklerini ve Tekel İşçileri ile düzeni karşı karşıya bıraktıklarını açıkça söylemektedirler. Şöyle ya da böyle bu beklenmeyen bir durum değildi. Bundan böyle görev yine sınıfa, Tekel Direnişçilerine ve sınıfın lider devrimci komünist güçlerine düşmektedir başından beri olduğu gibi. Sendikal ihanet şebekesi açıkça topu taca attığı gibi, “bizim bu işle ilgimiz yok, dilediğiniz gibi saldırabilirsiniz” demeye getirerek faşist düzene mesaj iletmeyi de ihmal etmiyor. Görev ve sorumluluk başından beridir olması gereken yerdedir yeniden. Sendika ağalarının darbeleme, tavsatma ve saldırıya davetiye çıkarmalarına karşılık; direniş ateşi büyütülmelidir. Marmaray işçilerinin Tekel çadırlarının yanına çadırlar açmaya devam ederek; direniş ateşi ülkeyi yakacak hale getirilmelidir. Örgütlü olunan her yerde direnişler, grevler, destek ve dayanışma eylemleri yapılmalıdır. Konu gündemden düşürülmesine meydan vermeden başta tutulmalıdır. Tekel direnişine saldırıya karşı direniş çadırları ve direniş daha da büyütülmelidir. Geri adım atmamalıdır. Tekel Direniş çadırlarının dağıtılması ve geldikleri yerlere döndürülmelerine izin verilmemelidir. Tekel işçileri ve direnişçilerinin gerçek dost ve düşmanlarını tanımaları için eğitsel ve mücadele çalışmaları yapılmalıdır. Düzen ve onun uşakları olan sendika ağalarını Tekel işçilerinin yaktığı ateşte yakmanın zamanıdır. Daha fazla zamanımız yok. Bundan daha başka çıkar yol yok. Ya bitecek, ya devam edip devrimci sınıf mücadelesinin ateşi düzeni yakacak. Ya Tek El olunacak ya da uzun süre yok olunacak. Direnmekten ve mücadeleden başka yol yok. 22.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 32,832
Tesekkür: 5333 9039 Mesajina 14706 Tesekkür Aldi |
BAHAR DOĞAYA VE MÜCADELEYE DAVRANDIĞI GİBİ DOĞURGANLIĞIYLA GELİYOR
Bahar, yaşamın hareketlenmesinin, doğanın yeşillenmesi ve doğurganlığının habercisidir. Bahar, mevsimlerin en güzelidir. Bahar, tüm mevsimlerin üzerindedir. Doğanın, yaşamın ateşlenmesi, damarlardaki kanın alevlendiği bir mevsimdir. Bahar, yazın ana mevsim olan yazın, sıcak gelişmeler ile mevsimsel sıcağın müjdecisidir. Bahar, doğanın ve yaşamın kışa inat ayağa kalkışı, şahlanışı ve direnişidir. Baharın başlangıcı olan Mart ayı, yaşamın ve doğanın uyanışına adanmıştır. Hatta birçok kültürde bayramların, doğaya ve yaşam ilişkin bayramların, adanmışlıkların ayıdır Mart ayı. Örneğin Newroz vs gibi. Bu bahar başlangıcı ya da Mart ayına kışın soğuğu değil; işçi sınıfı ve emekçilerin sıcak mücadeleleriyle giriyoruz. Kışın soğuğuna, kar-kış ve ayazına rağmen, sınıf mücadelesi çeşitli cephelerden Anadolu’da ve dünyada kışı deyim uygun düşerse ateş olup ısıtmıştır. Tekel direnişi, Esenyurt Belediye direnişi, Entes Elektronik direnişi, Marmaray işçilerinin direnişi, İzmir Belediye işçilerinin direnişi, Okmeydanı taşeron şirket çalışanlarının direnişi vs gibi birçok alanda eylem ve mücadeleyle kış ayları atlanıyor. Diğer yandan dünya ölçeğinde de birçok ülkede direnişler, grevler ve çatışmalarla geçti bu kış ayları. Dünya ölçeğinde doğal olarak sert, soğuk, karlı bir kış geçirilse de; bu soğukları dünya ölçeğinde proleter ve emekçi kitlelerin kışı bahara çeviren, ısıtan ve baharı hızla getiren direnişleri ile yakıp kavurmuştur. Bundan böyle de zaten Martın sıcak gündem ve doğal kalkışması ile birlikte, düzene karşı isyanların, emekçi kitlelerin hak mücadelelerinin daha da büyüyüp serpileceği, daha sıcak gündemlerle ve mücadelenin değişik araçlarının komplike olarak harekete geçeceği açıktır. Damardaki kan ısındıkça, dışsal dünyaya ilişkin mücadele de ısınacak ve ısıtacaktır. Boşuna dememişler bir atasözünde; “ Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”. Mart ayı ile birlikte mücadelenin sıcak gündemleriyle, var olan ve süren direniş ve mücadelelerin birleştirilmesi ve sınıfın bağımsız gündeminin özgürlük, devrim ve sosyalizme doğru yönelişinin kanallarının açılması zorunludur. Dünya işçi sınıfının bir parçası olarak Anadolu proletaryasının bu Marta oldukça hareketli girdiği açıktır. Tabi ki dünya proletaryası da. Bu sıcak, hareketli günlerin daha da ısınacağı ve mücadelenin büyüyeceği açıktır. Düzenin de saldırılarının artacağı, sertleşeceği de açıktır. Sıcak Bahar günlerine hazırlıkların köklü, derin ve içten içe sıcak bir biçimde baştan itibaren yeniden kurulması, gözden geçirilmesi, hedeflerin büyütülmesi; sınıfla ilişkilerin mücadelenin gereklerine uygun bir biçimde yeniden toparlanması gereklidir. Marttan Hazirana kadar sıcak gündem ve başlıklar ile güncel sınıf mücadelesinin ayaklarının birleştirilmesi, sınıfın kendisi için sınıf bilincine kavuşturulması, direniş ve mücadelelere karşı-devrimci saldırıların olacağının bilincinde olarak gerekli hazırlıkların yapılması, direnişin her hücresinin başından örgütlenmesinin gereği açıktır. Martla başlayan Baharın doğaya ve mücadeleye olan cömertliğinden yararlanmaktan, bunu daha da ileri taşımaktan başka bir yol yoktur. Bu baharın başka bir bahar olacağı açıktır. Daha öncekilerden daha da birçok şeyin müjdecisi olacağı kesindir. Zira kışı bahara ve yaza çeviren ve ısıtan birçok mücadele ve direnişle geçti bu kış. Bu anlamda kendiliğinden sıcak olan gündem ve başlıklara eklenen direniş ve mücadelelerle, sınıf ve proletaryanın komünist devrimci öncüsünün daha da öne çıkıp tarihin itici motor gücü olduğunun gösterilmesi, kanıtlanması gerekiyor. Söz ile eylemin bütünlüklü bir biçimde ileri taşınması, her türlü karşı devrimci saldırıya hazırlıklı olunması gereğine de işaret etmeliyiz yeniden. Zira devrimci sınıf mücadelesi büyüdükçe, karşı-devrimci saldırılar da artacaktır diyalektik olarak. Sınıfın devrimci mücadelesinin büyütülmesi, daha da ileri taşınması açısından yıllardır böylesine sıcak bir kış geçirilmemiş idi. Şimdi proletaryanın sıcak ve kor alevli mücadelesiyle düzeni yakmanın zamanıdır. Bir, iki, daha fazla Tekel direnişi ve devrim ayakları olacak mücadeleler için ileri. 11.02.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
| Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | WeLa_SuRI (02-23-2010) |
![]() |
| Anahtar Kelimeler: basladi, istifa etti, konfederasyonlar, mustafa turkel, sallamaya, sendika agalarini, tekel direnisi, tekel iscileri, turk is |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ağalarini, ağalarını, başladi, başladı, direnişi, işçileri, sallamaya, sendika, tekel |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tekel işçileri mücadelenin yolunu gösteriyor yolları döşüyor sendika ağalarını zorlam | Mahmut Halil CAN | SENDİKALAR VE KİTLE ÖRGÜTLERİ | 74 | 02-21-2010 05:12 PM |
| Tekel işçileri devrimci proletaryanın mum ışığı oluyor | Mahmut Halil CAN | GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM | 69 | 01-12-2010 06:54 PM |