DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM

GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar
Cevaplar
145
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2754
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02-10-2010, 07:38 PM   #1
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Exclamation Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

TEKEL DİRENİŞİNİ GÜNDEMDEN DÜŞÜREREK SALDIRIYA ZEMİN HAZIRLAMAYA ÇALIŞIYORLAR

YAPAY GÜNDEMLERE KARŞI SINIFIN GERÇEK GÜNDEMİNİ YUKARIDA TUTMA MÜCADELESİYLE HAYDİ GÖREVE

Tekel direnişi 4 Şubat grevine kadar birinci sayfalardan veriliyorken; faşist devlet ve onun memurlarının tehditlerinden sonra, gündemden düşürülmeye başlandı. Baş sayfalarda yer alırken Tekel direnişi, arka sayfalara itildi. Ana haber bültenlerinde ilk haber konumundan arka sıralara gönderildi. Bunun için burjuva düzen oldukça çaba sarf ediyor direnişi gündemden düşürmek için. Zira gündemde kaldıkça direnişin ateşinin ülke sınırlarını da aşarak ateşi yakacağının farkındadır.

Bu bağlamda yapay gündem manevralarına da başvuruluyor doğal olarak. Bir yandan egemenlik mücadelesinin klik çatışması öne çıkarken; diğer yandan fırsat bu fırsat deyip hükümeti- muhalefeti gündemi yapay bir biçimde Tekel direnişinden uzak tutuyor, mahalle kavgaları misali meclis ahırında kör dövüşü yapıyor; gündemden çoktan düşmüş olan Türban sorunu ısıtılıyor, asker-sivil çekişmesi varmış gibi sorunun kendisinde duygu sömürüsü yapılıyor. Ne kadar gündemin dışına itilmiş, sınıfın ve emekçilerin gerçek gündemi dışında ne kadar kalmış olan sorun varsa ısıtılıyor; yetmedi mi iki yapay kavga da çıkarırsın, bir iki atışırsın alın size gündem işte. Zaten gazete patronları ile egemen burjuvazi iç içeler. Bu anlamda bağımsız, sınıfın yanında iletişim araçları sınırlı ya da oldukça geri durumda. Bu anlamda TV ile radyo ile yazılı basın ile istediğin gibi biçimlendir süreci. Ya da çıkarlarına göre anlat.

Tekel işçileri hakları için ölüme yatmış, her gün yine Sakarya ve Ankara caddelerini eylemleriyle titretiyorlarmış ya da iki aya yakın süredir kar-kış-soğuk demeden işçiler sokaklarda yatıyorlarmış. Ne gam. Önemli olan kendi yarattıkları yapay gündemi aşılamak yığınlara.

İşin enteresan tarafı burjuva basın yayın organları son yıllarda ve özellikle son bir yılda “politik magazin” yaratmış bulunuyor. Politik magazin ile kitleleri politika adına uyutmak işlevini de oldukça iyi yürütüyorlar. Yaşamın her alanını magazine çevirip, istedikleri gibi biçimlendirmektedirler egemenler. Burjuvazinin yönetme konusunda, çekip çevirme ve ellerindeki araçları kullanmada ne derece ustalaştıklarının kanıtıdır bu durumda.

Egemenler ve onların uşaklarının amaçları Tekel direnişini soğutmaya çalışmaktır. Gözlerden uzak tutmak ve unutturmaya çalışmaktır. Ne kadar gözlerden ırak tutulursa ona saldırmak daha da kolaylaşacaktır. Egemenlerin tehdit-şantaj ve yöneliminin temel yönü budur. Tekel direnişi, sınıf açısından da onlar açısından da kapitalizmin bugünkü temel dinamiklerine yönelmiş bir silah olduğu için mevzi savaşı verilmektedir.

Bu mevzi savaşlarından şimdilik kazanan olmadığı gibi, bir meydan savaşına evirileceği kesindir. Bu meydan savaşıdır ya da olacaktır. Zira yukarıda da daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız üzere; Tekel işçilerinin mücadele ettiği olgular 12 Eylül ve 24 Ocak kararları ile kurulan emperyalist kapitalizmin temel dinamiklerine karşıdır. Bu bağlamda da mevcut düzenin bulunduğu konumdan geri adım atması çorap söküğü misali birçok alanda çözülmesini hızlandıracaktır. Aynı zamanda da proletaryanın devrimci mücadelesinin önünü ardına kadar açacaktır.

Tekel direnişinin ateşinin geniş yığınlara ulaştırılmak istenmemesinin ana nedenleri de budur esasen. Bunda ne kadar uğraş verse ya da korksa da burjuvazi haklıdır. Zira komünizmin hayaleti Ankara’da, Ankara’nın göbeğinde elini kolunu sallaya sallaya büyümeye devam etmektedir. Bu da burjuvaziyi korkuttuğu içindir ki, tehditler savuruyor; hak mücadelesini baltalamak ve destekçilerinden yalıtıp bitirmek için çamur atmaya çabalıyor. Öte yandan politik magazinel yapay gündemlerle geniş yığınları kendi gerçek ve öz gündeminden uzak tutmaya çalışıyor.

Burjuvazinin yaptığının tam tersini komünist devrimciler, devrimci demokratlar, aydınlar, ilericiler, işçi sınıfı ve emekçiler yapmalıdırlar. Tam tersine sürekli gündemin birinci maddesi haline gelmek için mücadele araçlarını çeşitlendirip öne çıkmalıdırlar. Belki ellerimizde devasa olanaklar yok evet. Ama bizim en büyük gücümüz haklılığımız, mücadele irademiz ve geniş yığınları ikna edip örgütlemek ve birlikte azınlık düzenine baş kaldıracak temel dinamikliğimizdir.

Geniş proleter yığınları kendi ile yüzleştirip mücadeleye kattıkça burjuvazinin bu pervasız- aşağılık düzeni yıkılacaktır. Tekel direnişi bir milattır, bir milat haline getirilmelidir. Burjuva faşist devletin onu geriye itmesine, gündemden düşürüp zayıflatmasına, tehdit-şantaj ve en sonunda saldırı ile bitirmesine izin verilmemelidir. Düzenin krizi derinleşip düzen içi çatışma ve çelişkiler de artıkça, sınıfın yürüyüşü ve mücadelesinin kazanımlarla taçlandırılması olanaklı olacaktır.

Tekel işçi sınıfı açısından şu anda sadece basit bir direniş değildir ve öyle algılanamaz. Bunu aşan bir başkaldırı, isyan, mevcuda karşı bir alternatif yaratma, kapitalizmin ve faşist devletin uygulamalarına karşı bir direniş bayrağıdır. Bu minval üzerine soruna yaklaşmak yaşamsaldır.

10.02.2010


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 6 Kisi:
Dörtyak (02-11-2010), Komunce_ (02-11-2010), kuzeyberdan (02-10-2010), Proleter Devrimci (02-10-2010), Toprak (02-15-2010), WeLa_SuRI (02-10-2010)
Alt 02-10-2010, 07:43 PM   #2
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

PATRONLARIN �UCUZ İŞGÜCÜ� KEYFİ

Kriz bahanesiyle birçok emekçi işçi işinden atıldı. Patronlara göre �kriz var�, ama nedense sermayenin üretim yapmaya devam ettiğini görmekteyiz. Ucuz işgücü uygulaması her işyerinde seyrini göstermektedir. Bu nedenle eziyeti emekçi ve yoksul kesimler çekmektedir. Sömürü alabildiğine yoğun baskı altında yapılmakta, emekçi yığınlar bunu derinden hissedilmektedir. Hani kriz var deniliyor ya, emekçileri kapı dışarı etmek patronlar açısından hiç de zor değildir!
Tuzla Tersanelerinde emekçilerin sorunları şuanda bile çözüm beklemektedir. Oysa patronların ekonomik kriz bahanesiyle işçileri kapı dışarı ederek çözümü bulduklarını görmekteyiz. Yasaların patrondan yana ağır bastığını görmekteyiz.
Tuzla Tersaneler Bölgesi�nde kriz bahane edilerek yaklaşık 25 bin işçi işsiz kaldı. İşten atılmayanların yevmiyeleri ise 60 liradan 25 liraya düşürüldü. Pek çok işyeri işçilerin ücretlerini ya geç ödüyor ya da hiç vermiyor.
25 bin kişinin işsiz kaldığı demek, ülkenin ekonomik, kültürel ve sosyal yaşantısının çöktüğü anlamını taşımaktadır. Atılanların hepsini evli olarak kabül edersek 50 bin kişi, çocuklarını 1 olarak kabül edersek, 75 bin kişi işsiz demektir. Yani açlıkla baş başa kaldılar demektir. İşten atılmayanların yevmiyeleri ise 60 liradan 25 liraya düşürüldü. Pek çok işyeri işçilerin ücretlerini ya geç ödüyor ya da hiç vermiyor. Ne ala memleket her avantaj patrondan yana esmektedir. Geçmişteki kazanılmış bazı haklar zaman içinde ardı ardına göz göre göre gasp ediliyor.
İş güvenliği önlemleri de rafa kaldırıldığı için iş kazaları da arttı. 2009 yılında 15 işçi yaşamını yitirdi. Daha öncede iş kazasında birçok emekçi yaşamını yitirmişti.

AKP, işçileri �istersen çalış, istemezsen çalış mama�ya zorluyor. İşsiz kalmamaktansa boğaz tokluğuna çalışırım diyen emekçi işçi yığınları artmaya devam ediyor. Mecburen çalışmak zorunda olduklarını söyleyen işçiler, aylardır faturalarını ve kiralarını ödeyemediklerini söylüyorlar.
Ortaya çıkan sonuçta 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesinin, emek cephesinde örgütlülüğü, işçilerin birliğini dağıttığını görmekteyiz. Aradan geçen yıllar içinde darbesinin ortadan kalkmadığını ve onun anayasasıyla yoluna devam edildiğini görmekteyiz. Emek cephesinde tırpanlanan haklar için emekçi işçilerin örgütsel birliği sağlayamadığını da görmekteyiz. Karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: A işyerinin hak arama mücadelesinde sınıf dayanışması olmadığı gibi, destek olayı sadece yazılarda kaldığını görmekteyiz. Oysa sınıf mücadelesine tüm emekçi kesimlerin destek vermesi gerekmektedir. Daha doğrusu emekçi kesimlerin kendisine güveni gelmeli. Benim yerim neresi ve kurtuluşum nasıl olmalıdır? diye düşünmelidir.
Seçimlerde verilen vaatleri hatırlatan işçiler, bunların tümünün yalan çıktığını dile getirdiler. Hangi partiye oy verirlerse versinler tüm işçilerin kriz döneminde aynı sıkıntıları yaşadıklarını anlatan tersane işçileri, �Biz bunları yaşarken nedense hiçbir tersane patron iflas etmedi. Hatta hiçbiri kârlarından bile feragat etmedi� dediler.
Seçimler olduğunda düzen partileri işçi dostu, hatta vatandaş dostu kesilirler. Oysa başa gelen her iktidar sermaye dostudur. Bundandır ki, Tuzla Tersaneleri�nde emekçilerin sorunları çözüm beklerken, her nedense tersane patronları dört köşe olmuşlardır. Nedenlerini hiç düşündünüz mü? Kriz var deniliyor, ama bu kriz hep yoksul emekçileri vuruyor. Tekelci sermaye hiçbir kriz döneminde etkilenmemiştir. Aksine işleyişini ustaca sürdürmüştür.
İşçiler faturalarını ve ev kiralarını ödeyemediklerini söylüyorlar. Çünkü ucuz işgücü Tuzla Tersaneleri�ndeki emekçileri bile sarmıştır. Aldığı ücret belli olduğuna göre, bu paranın büyük kısmı ev kirasına, elektriğine, suyuna, yol parasına, öğlen yemeğine ve benzeri yerlere gitmektedir. Sonuç itibarıyla Tuzla Tersaneleri�ndeki emekçiler �çıplak vatandaş� olarak ortada kalmaktadırlar. Alın size ülkemizden insan manzaraları!..
Aylardır işsiz olan Cem Yıldız, hükümetin IMF�nin güdümünde olduğunu ve ona hizmet ettiğini söyledi. �IMF ne isterse hükümet onu hayata geçiriyor� diyen Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: �İşçilerin işsiz kalmasının, aç kalmasının tek nedeni hükümetin patronların çıkarına hizmet eden uygulamalarıdır. İşçiler ve emekçiler mutlaka bir sendika veya tek bir parti altında birleşerek mücadeleyi geliştirmeli ve büyütmelidir.�
Esenyalı Mahallesi�nde esnaflık yapan Kamil Kökkaya, �İşçiler aldıkları ekmeği bile her gün yazdırıyorlar. Çalıştıkları halde patronlar ücretlerini ödemiyor. Bir de aylardır işsiz kalan işçi arkadaşlar var. Biz esnaflar en az işçiler kadar zor durumdayız. Artık ne vergi ne de kiralarımızı ödeyemez olduk� diye konuştu.
Bu günlere kadar �bana dokunmayan yılan bin yaşasın� mantığıyla gelinildi. Oysa o yılan herkesi ısırmış durumda ve onun için uyuşuk bir toplum olmuşuz. Uyuşukluğu atmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor. Kurtuluşumuz birdir. Ne kadar çabuk kol kola girip örgütlü bir yapı sağlarsak, emekçiler olarak söz sahibi bizler oluruz. Yoksa patronlar üzerimizden silindir gibi kendi alet ve gereçleriyle geçmeye devam edecek. Altta sesimiz bile hiç duyulmayacak, acı olanı da budur�

Hüseyin Habip Taşkın
28 / 01 / 2010
NEWROZ HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:43 PM   #3
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

Partimizin sürdürdüğü "Şimdi Halk Konuşacak" faaliyeti kapsamında, 14 Şubat Pazar günü saat:14.00'de, Sincan Lale Meydanı'nda "Güvencesizliğe, İşsizliğe ve Yoksulluğa karşı TEKEL işçilerinin sesine sahip çıkmak için" Genel Başkanımızın da katılacağı bir eylem düzenlenecektir. GÜVENCESİZLİĞE, İŞSİZLİĞE VE YOKSULLUĞA KARŞI TEKEL İŞÇİLERİNİN SESİNE SAHİP ÇIKMAK İÇİN ŞİMDİ HALK KONUŞACAK
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
ÇAĞRI METNİ:

GÜVENCESİZLİĞE, İŞSİZLİĞE VE YOKSULLUĞA KARŞI
TEKEL İŞÇİLERİNİN SESİNE SAHİP ÇIKMAK İÇİN
ŞİMDİ HALK KONUŞACAK

TEKEL işçileri iki aya yakındır Ankara sokaklarında hakları ve gelecekleri için direniyor. TEKEL işçilerine �ya işsizlik ya da kölelik koşullarında çalışma� adı altında sunulan kırk satır mı kırk katır mı ikilemi yalnızca onlara değil düzenin tüm emekçilere bir dayatmasıdır.

12 Eylül ile başlayan, Özal ve onu takip eden iktidarlarca sürdürülen ve bugün AKP eliyle yürütülen ABD ve IMF panetli ekonomi politikaları işsizliği ve yoksulluğu büyütürken aynı zamanda zenginleri de daha zengin hale getirmiştir.

�Babalar gibi satarım� diyerek sürdürülen �özelleştirelim güzelleştirelim� kampanyaları sonucunda, halkın emeği ve birikimleri ile kurulan kamu kurumları sermayeye peşkeş çekilmiş, üretim yapılan fabrikalar kapatılmış, binlerce işçi işinden olmuş ya da kölelik koşullarında, iş güvencesinden yoksun yaşamaya mecbur bırakılmıştır. Şimdi de kapitalizmin krizinin faturası emekçilere, yoksullara çıkarılmaya çalışılmakta bu yolla da patronların, zenginlerin krizden yara almadan kurtulması sağlanmaya çalışılmaktadır.

İşte otuz yıldır uyguladıkları siyaset ve ekonomi politikalarının sonucunda yarattıkları Türkiye işsizlik, yoksulluk ve sefaletten başka şey değildir. Bu düzende her şey parası olanlar içindir ve parası olmayanlar hiçbir şeydir. AKP�nin düzeni de �alttakine han hamam üsttekine din iman� düzenidir.

İşte bu işsizlik ve yoksulluk düzenine karşı TEKEL işçileri direnişleri ile hepimize mücadele çağrısı yapıyor. TEKEL işçilerinini çağrısı, yıllardır baskı altında tutulan, susturulmaya çalışılan emekçi sınıfların kendi gelecekleri için mücadele etme çağrısıdır.

Günlerdir her tür zorluğa karşı koyarak direnen TEKEL işçileri yalnızca kendi haklarını değil tüm emekçilerin ve işçilerin, haklarını savunarak mücadele ediyorlar. O yüzden TEKEL işçileri kazanırsa, tüm emekçiler, işçiler, işsizler, yoksullar kazacaktır.

Gün, suskunluğa son vermenin, güvencesizliğe, geleceksizliğe, işsizliğe ve yoksulluğa karşı mücadele etmenin, TEKEL işçilerinin onurlu direnişine sahip çıkmanın günüdür.

AKP, elindeki tüm imkanları kullanarak işçilere saldırıyor. Direnişin içine fitne fesat sokarak parçalamaya, yok etmeye çalışıyor. Aslında onlar hep yaptıklarını yapıyor; yoksulları birbirine düşman edip kendi zenginliklerinin sefasını sürmek istiyorlar. Şimdi bu saldırılara karşı sesimizi birleştirmenin, TEKEL işçilerinin mücadelesini büyütmenin zamanıdır. Çünkü emekçinin emekçiden başka dostu yoktur. Birbirimize sahip çıkmazsak hepimiz birer birer bu sömürü çarklarının içinde karanlık bir geleceğe doğru sürükleneceğiz.

Gördük ki işçiler kendi söz ve eylemleriyle geleceklerine ve haklarına sahip çıktıklarında yer yerinden oynuyor. Yeri yerinden oynatmanın bu sömürü düzenini yerin yedi kat dibine göndermenin zamanıdır.

Şimdi konuşma sırası bizimdir, AKP susacak, zenginler susacak, patronlar susacak, işçiler, emekçiler halk konuşacak.

Genel Başkanımız Alper Taş�ın katılımıyla
BASIN AÇIKLAMASI ve YÜRÜYÜŞE ÇAĞRI

Tarih: 14 Şubat Pazar Saat:14.00
Yer : Sincan Lale Meydanı
Toplanma Yeri: ÖDP Sincan İlçe Binası önü

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:44 PM   #4
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

ÖDP, TKP ve Halkevleri, 14 Şubat Pazar günü saat:16.00'da, Ankara'da, Sakarya Meydanı'nda TEKEL işçileri ile dayanışma mitingi düzenliyor. Genel Başkanların katılacağı miting için çalışmalar başladı. Mitingde Bandista ve Mustafa Özarslan konseri de yer alıyor. Güvencesiz Çalışmaya, İşsizliğe ve Yoksulluğa karşı TEKEL İŞÇİLERİNİN SESİNE SAHİP ÇIKALIM TEKEL İŞÇİLERİ KAZANIRSA HALK KAZANIR
Sevgili Ankara halkı!

İki aydır kentimizde binlerce Tekel işçisini ağırlıyoruz.

Yıllardır halkın işsizliğe, güvencesiz çalışmaya, köleliğe mahkum edilmesi karşısında Tekel işçileri, örgütlü duruşun, onurun, insanlığın, dayanışmanın gücünü bize yeniden gösterdi, mücadeleyle kazanmanın mümkün olduğunu gösterdi.

İstanbul'dan Diyarbakır'a, Samsun'dan Antakya'ya kadar Türkiye'nin dört bir yanından gelen işçiler, ekmek kavgasında kardeşliğin yolunu döşediler. Bu yolda AKP'nin her tür zalimliğini gördüler. Ama zulümden fazla onları yaralayan, kendileri hakkında söylenen yalanlardı.

AKP, onların yan gelip yattıklarını, çok yüksek maaş aldıklarını, ayrıcalık istediklerini söyleyip durdu. Halkı işçilere karşı kışkırtmaya, işçileri birbirine düşürmeye çalıştı. Gene de mücadelelerinin haklılığını bu yalanlar gölgeleyemedi. Yıllardır mazlum ve mağdur rolünü oynayan AKP�nin zalim yüzü tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı.

TEKEL İşçileri Ne İstiyor?
Tekel işçileri, güvenceli iş istiyor. Yıllarca emek verdikleri Tekel'de iş güvencesiyle kıtkanaatta olsa geçinen, çocuklarını okutan işçiler, şimdi tüm geleceklerini karanlığa gömen 4-C dayatması ile karşı karşıya. Bu dayatma yalnızca TEKEl işçileri ile de sınırlı değil tüm emekçilere ya işsizlik ya da kölelik düzeninde çalışma yani kırk satır mı kırk katır mı ikilemi dayatılıyor.

Türkiye'de gitgide tırpanlanan güvenceli çalışma karşısında 4-c bir tür kölelik düzenlemesi. Bunun karşısında Tekel işçilerinin talebi, özlük haklarıyla kamu kurumlarına nakledilmek.

İşçiler, hepimize örnek olabilecek, kadrolu, güvenceli, insanca bir ücretle çalışma hakkını korumak için mücadele ediyorlar. AKP'nin ayak diremesinin de sebebi, hakkını alan işçilerin peşinden, yıllardır hakkı yenen milyonların yürümesi. O halde direnişin kaderi ellerimizde!

Kardeşler,
Tekel işçileri Sakarya Caddesi'ndeki çadırlarda sadece ayakta kalma mücadelesi vermiyor, bizi de ayağa kalkmaya çağırıyor. AKP'nin paragözlüğüne, işbirlikçiliğine, zalimliğine karşı...

Bugüne kadar Ankara'nın duyarlı halkı TEKEL işçilerine büyük destek sundu. Böylece TEKEL işçilerine moral verdi, güç verdi. Ancak AKP hükümeti daha büyük saldırıya hazırlanıyor. Bize, Ankara halkına daha büyük görev düşüyor. Bugün daha fazla, ekmeğimizi, suyumuzu TEKEL işçileriyle paylaşmalıyız. Omuz omuza olmalıyız. Çünkü TEKEL işçileri artık bir direniş odağı. İnsanca bir yaşam için, güvenceli bir iş için güvenli bir gelecek için TEKEL işçileriyle birleşme zamanıdır.

TEKEL işçilerinin direnişi bu ülkenin tüm emekçilerinin ortak mücadelesidir, hepimizin geleceği için bu sese, işçilerin bu haklı mücadelesine sahip çıkalım.

14 ŞUBAT PAZAR
Saat:16.00
Yer: Sakarya Heykel

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:44 PM   #5
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

Viyana'da Tekel işçileriyle dayanışma amacıyla Türk Başkonsolosluğu önünde 12 Şubat günü bir protesto eylemi yapılacak.
Gewerkschaftlicher Linksblock ve Alternative Solidaritaet (ADA) tarafından düzenlenen eylem için hazırlanan afişte, "İşçilerin Direniş Sesini Enternasyonal Sese Dönüştürelim" deniliyor ve "Tekel işçileriyle dayanışma ve hükümetin tutumunu protesto etmek için Viyana Türk Başkonsolosluğu önünde buluşalım" sözlerine yer veriliyor.

Tekel işçileriyle dayanışma için Viyana'da ayrıca bir imza kampanyası da açıldı. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer'e hitaben yazılan ve imzaya açılan metinde, şöyle deniliyor: "Hükümetinizin özelleştirmeler sonucu Tekel depolarını kapatma ve böylelikle 12000 işçiyi işten çıkarma kararını büyük endişe içinde takip etmekteyiz. Sizlerin özelleştirme yasasında da geçerli olduğu gibi işçilerin tüm haklarının korunması şartıyla alternatif bir iş verilmesi taleplerinin yerine getirilmesini ve bu doğrultuda hükümetinizin Tekel işçilerinin sendikası olan Tek Gıda-İş Sendikası ile müzakerelere başlatılmasını sağlamanızı talep ediyoruz."

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:45 PM   #6
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

Greenpeace, nükleer karşıtlarının sesini Meclis"teki eylemin gerekçelerini açıkladı. Greenpeace"in TBMM"deki nükleer karşıtı eylemleri devam ediyor. AKP"nin Meclis"teki Grup Toplantısı"na giren Greenpeace eylemcileri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan"ın konuşması sırasında ardarda açtığı pankartla, hükümetin nükleer santral planlarını protesto etti. Mersin Sinop Nükleer İstemiyor" yazılı pankartlar açan eylemciler, Başbakan Erdoğan"ın konuşmasını kesmesine neden oldu. Son derece öfkelendiği gözlenen Başbakan Erdoğan eylemi görüntülemek isteyen basın mensuplarına da sinirlendi. Eylemciler güvenlik güçlerince gözaltına alınırken, oturum bir süre bloke oldu.

Greenpeace, Başbakan Erdoğan"ın Rusya ziyareti sırasında imzalanan anlaşmanın ne Türkiye Cumhuriyeti ne de AB yasalarına uygun olmadığını söylüyor. Buna rağmen nükleer santral anlaşmasının detayları ile ilgili açıklama yapmaktan kaçınan hükümet ise Mersin ve Sinop'ta yaşayan halkın, nükleer enerjiye yönelik tepkilerine de kulak tıkamaya devam ediyor. Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Korol Diker "Hükümet, nükleer enerjiye yönelik haklı tepkilerinin yanı sıra TC ve AB yasalarını da hiçe sayıyor. Bu anlaşmanın dolaylı yoldan bir şirkete çıkar sağlayacağı iddiaları durumu daha da vahim kılıyor" dedi ve ekledi; "Hukuk açısından da elle tutulur hiçbir tarafı olmayan bu pahalı anlaşma, Türkiye'nin fosil yakıtlara bağımlı enerji çıkmazının da en büyük sebebi. Her geçen gün artan doğalgaz ve elektrik fiyatları ile boğuşmak zorunda kalan vatandaşları, hükümet bu yanlış politikalarında ısrar ettiği sürece daha da kötü günler bekliyor". Hükümetin bugüne kadar uyguladığı enerji politikaları ve nükleer enerjideki ısrarı nedeniyle, enerji kaynaklarında diğer ülkelere ve fosil yakıtlara olan bağımlılığımızdan kurtulamadık. Yapımı ortalama yedi yıl sürecek olan nükleer reaktörlerin maliyetleri ve enerji kaynaklarındaki payı da düşünüldüğünde, Türkiye daha büyük bir çıkmaza sürükleniyor. Gerçek Çözüm Enerji Devrimi! Enerji Devrimi Senaryosu sürdürülebilir kalkınmamızı aynı seviyede devam ettirmek için nükleer enerjiye ve kirli fosil yakıtlara ihtiyaç duymadığımızı gösteriyor. Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikalarının ön planda olduğu Enerji [D]evrimi senaryosuna göre ise, kişi başına salımlar 1,1 tona düşürülüyor ve maliyetlerde kısa vadede küçük bir artışın ardından 2 sent daha ucuz bir ortalama maliyetle elektrik üretiliyor. Diker "Avrupa"da şimdiden yenilenebilir enerji sektöründe 450 bin kişi istihdam ediliyor. Sektörün yıllık iş hacmi 45 milyar Avro"yu geçti. Enerji [D]evrimi senaryosu açıkça gösteriyor ki, Türkiye'nin sürdürülebilir bir çerçevede kalkınmasını devam ettirmek için nükleer enerjiye ihtiyacı yok. Hatta temiz enerji çözümleri uzun vadede maliyetleri düşürürken, çok daha fazla ve nitelikli iş imkanları sağlıyor" dedi. Kirli, tehlikeli ve pahalı olduğu kanıtlanmış nükleer enerjinin Türkiye"de kullanılmasını istemeyen, hükümetin nükleer enerji planlarından bir an önce vazgeçmesini talep eden, aralarında sanatçıların da bulunduğu 1 milyon "radyoaktivist" nukleer.greenpeace.org sitesinde biraraya geliyor.
Kaynak:[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Sizler de nükleere karşı imzalarınızla bu eyleme [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] adresinden destek olabilirsiniz....
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:46 PM   #7
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

Yeni İç Düşman: Tekel İşçileri-Nuray MERT

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi Komün tarafından yazıldı. | 09 Şubat 2010
Tekel işçilerinin direnişinde çirkin bir noktaya gelindi; ‘provokasyon’, ‘ideolojik’ bahaneleri yetmedi, karşı harekâta girişildi. Eyleme destek veren belediyelere ‘suç duyurusu’nda bulunulmuş. Sanırsınız ki, şiddet eylemine cephane desteği veriliyor, oysa olup olacağı adamcağızlar donmasın, açlıktan ölmesin diye insani yardım.
Afrika’daki açlara, gıda, Gazze’deki hastalara şifa getirmek için dünyayı ayağa kaldıran hayırsever derneklerin yolu, işçi çadırlarından geçmediği, geçemeyeceği için onlara da birilerinin yardım elini uzatmasında ne mahsur var anlamadım. İlla yardımların ucunda Osmanlı evlatlarının Ankara’dan taşıp, atalarının topraklarında yeniden nüfuz edinmesi mi gerekiyor? Kendi emekçisini bunca madur etmek bahasına da olsa!
Daha önce de yazdım, istihdamı es geçen özelleştirmeler, emekçilerin içine düştüğü durum, bu hükümetin yarattığı değil, uygulamaya devam ettiği bir ekonomik politika. Bu ekonomik programın son mimarı sosyal demokratların dört elle sarıldığı Kemal Derviş’di. Nitekim, hâlâ Türkiye’deki ekonomik politikayı öven demeçler verip duruyor. Derviş’e toz kondurmayıp, birdenbire emek dostu kesilerek hükümeti eleştirmek gerçekten de samimiyetsiz ve partizanca bir tavır.
Ama hiçbir şey, iktidarın emekçilerin her türden talep ve hak arayışını kuru gürültü olarak sindirmeye çalışmasını mazur gösteremez.
Üstelik dahası var; duymazdan gelmek, hafife almak yetmeyince, suç isnadı gibi ürkütücü yöntemlere başvurulmaya başlandı. Beğenmediğin medyaya vergi cezası, canını sıkan işçiye suç duyurusuyla yönetilen ülkeye demokrasi denilmiyor. Dahası var, ve en ürkütücüsü de bu; son olarak Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, ‘Tekel eylemlerinde PKK’lıların parmağı olduğunu‘ söylemiş. Buyrun 12 Eylül yöntemlerinin tıpkısı! Buyrun, ‘komünizmle mücadele’ döneminde hak arayanı ‘Allahsız komünist’ diye yaftalayıp sindiren kafanın hafıza tazelemesi!
Hoş elde bir de Ergenekon davası var, işçi eylemleriyle Ergenekon bağlantısı kurmak işten bile değil, hiçbir şey olmazsa yedekte bir de bu var. Ama PKK bağlantısı daha da çarpıcı! Bir yandan Kürt açılımı söylemleri, diğer yandan muzır görülen her şeyi PKK üzerinden karalamak. Bu, ‘PKK tehlikesi’ni, iç politikada baskı aracı olarak kullanmak değil de nedir?
Neden ‘iç düşman konseptini sorgulamalıyız’ diyoruz? İç düşman mazereti ile kimseye siyasi baskı yapılamasın diye değil mi? Yoksa, ‘İrtica’ iç düşman konsepti olmaktan çıksın yerine olur olmaz Ergenekon, PKK gelsin diye değil herhalde!
Oysa, bırakın ‘düşman’ı siyasi baskı aracı olarak kullanmayı, bu ülkede, yerel seçimlerde, Kürt veya demokrasi açılımı yapan iktidar partisinin Ankara Belediye Başkanı adayı hiç utanıp sıkılmadan rakibi Murat Karayalçın’ı PKK ile yakın göstermek üzerinden seçim çalışması yaptı ve seçimi aldı. PKK’nın resmen ‘terör örgütü’ olarak tanımlanması ve varlığı başka, hoşunuza gitmeyen her şeyi mahkûm etmek için onunla birlikte anmak başka.
Ona bakarsanız, Türkiye’de El-Kaide bağlantılı olanlar da var, dindar çevrede olan biten bazı şeyler, El-Kaide bağlantılı olarak gösterilse hakkaniyetli olur mu, hoşunuza gider mi?
Bu ülke bu koşullar altında, bu kafa ile mi demokratikleşecek? Demokrasi, Alevi çalıştayı, gayrimüslümlere sempatik jestler gibi seçilmiş uzlaşmalar üzerinden yürümez. İlla farklı kimliklerle barışma teşebbüsü ile de olacak şey değil. Ne kadar demokrat olduğunuz, farklı düşünenler, farklı talepler ve itirazları nasıl karşıladığınızla ölçülür. Halihazırda iktidarı desteklemeyen veya sorunların çözümünü iktidarın baktığı açıdan görmeyen herkes, ‘fitne, fesat’ çıkarmakla, darbe yandaşlığı ile, PKK ile bağlantı ile itham ediliyor. Bu Kürt meselesi için de böyle, emek siyasetleri için de, diğer her konu için de!
Böyle bir siyasi yaklaşımın adının demokrasi ve demokratikleşme olmadığı kesin. Adını koyduğunuzda ‘darbeci’ diye yaftalanmanız da, bu yeni düzenin tabiatı gereği!
NURAY MERT
Kaynak:[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:47 PM   #8
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında/Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara/

Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan/Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara/

Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!

“Aç Tekel işçisi yok!.. Ay sonuna kadar 4-C’ye geçin, yoksa yasal olanı yapılacak” dedi hazretleri… İşçiler yeniden açlık grevine başladı, sendikalar gecikmiş bir ortak eylem kararı aldı ve yazdı gazetelerin sütunlarında: “4 Şubat’ta hayat duracak!” Hayatı durdurmanın provasıydı yaşanan o gün...

Yürüyoruz yürüyoruz, erkekler için de yürüyoruz/ Çünkü hâlâ bizim oğullarımızdır onlar

Ve biz hâlâ analık ederiz onlara Biz de bu kentte alanlardaydık o gün… Miting kürsüsüne TEKEL işçilerinin eşleri ve çocukları rengini çalarken, TEKEL işçisi Çavuş Utku'nun eşi Hatun haykırdı kürsüden: "Benim adamım 10 gündür Ankara'da. Başbakan başa geldiği zaman yoksulları savunacağını söyledi. Şimdi niye tuttu bizim yakamızı?" diye sordu. Sonra Zehra, “Hanımının döktüğü gözyaşları değil, Ankara'da direnen TEKEL işçilerinin ve eşlerinin gözyaşlarını dindirsin” diye haykırdı.

O gün, hayatı durdurmanın provasını yaparken sendikalar, bir hayat durdu. Ölüyoruz derken işçiler… Onlardan biri göçüp gitti sessiz sedasız… Bir kadın öldü, bir işçi… Yazdı bir Trabzon gazetesi… “Bahçecik Mahallesi Belde Camii'nde ikindi namazına müteakip toprağa verilecek.” Funda Kartal’ı toprağa, umutlarını yele verdiler. Yaşamları pahasına Ankara’da direnen işçilerden biriydi o…

Bugün 56. gününe giren direnişte içimizi yakan onlarca öyküden biriydi Funda’nın onurlu yaşam mücadelesi… Samsun Yaprak Tütün İşletmesi işçisi Trabzonlu Funda, diyaliz hastası olmasına rağmen Ankara direnişine katılan yiğit işçilerden biriydi… Üçüzleri yetim kalan bir ana… Eşinden yapılacak böbrek nakli için gittiği Antalya’da ameliyat masasında kalp krizi geçirip can veren bir kadın işçi…
Ankara’daki işçilerden Arzu’yu aradım. Direnişin başlangıcından bu yana Ankara’dan tek bir gün bile ayrılmayan Arzu’ya, “Funda…” dedim, başladı anlatmaya… “Samsun yaprak tütün işçisi Funda ile Duygu arkadaşımızın eşinin ölüm haberini aynı gün aldık abla... Funda’yla Trabzon’dan Samsun’a 2001’de birlikte geldik. 77 doğumlu gencecik bu arkadaşımız diyaliz hastasıydı. Samsun’da Ağullu işletmesinde çalışıyordu. Üçüz çocukları vardı, ilkokul ikiye giden bir kızı ve iki oğlu… Hasta hasta kaç yeri dolaştı Funda, kaç işletmede yaşam mücadelesi verdi. Hem diyalize giriyordu sürekli, hem de koşturarak çalışıyordu. Çok zor koşullarda çalışmasına rağmen özlük haklarının elinden alınacak olması zoruna gidiyor, ‘bizi harcamaları, gözden çıkarmaları kanıma dokunuyor, çocuklarıma nasıl bakacağım ben’ diyordu hep…

Sevgilim, ölürsem eğer sakın ölme sen / bir de bizim acımız olmasın bu ülkede: /Sevgilim, ölürsen eğer ben ölmeden, / paha biçilmesin ömrümüze.../Başakta toz, kumsallarda kum, / zaman, başıboş su, göçebe rüzgâr / taşıdı bizi tohum yüklü gemiler gibi/Zaman karşılaştırmazdı belki de bizi/Buluştuğumuz bu çayır çimen, / ah, bu küçük sonsuzluk! dönüp durduğumuz/Fakat bu aşk, bu sevda, ermedi sona, / ve hiç doğmamış sanki / ölümden habersiz, uzun bir ırmak gibi…

Üç çocuklu hasta bir kadın nasıl korkarsa ölümden, öyle korkuyordu. Kendisi, en çok da çocukları için… Kocası evlendiklerinde Marlboro’da çalışırmış, 5 yıl sonra işten çıkarılınca bilgisayar işi yapmaya başlamış. Ölüm haberini aldığımızda Ankara’da, şoka girdik. Onunla vedalaşamamanın acısını yaşadık. Funda’yı ona yakışan biçimiyle uğurlayamadık ne acı ki.. Keşke, Funda’yı direniş çadırımıza getirebilseydik, işçiler uğurlasaydı Funda’yı son yolculuğuna…”

Evet, keşke Funda’yı son yolculuğuna TEKEL işçileri uğurlayabilseydi… Keşke, Funda’nın taziye çadırı orada, Ankara'nın göbeğinde açılabilseydi... Çok üzgünüm, Funda için, yerinden yurdundan uzak, onuruyla yaşam mücadelesi veren tüm kadın işçiler için, erkek işçiler ve onların güzel çocukları için...

En zorlu iş, en ağır emek/Ve çalışmak doğuştan mezara dek/Ve böyle sürüp gitsin istemiyoruz

Yaşamak için ekmek /Ruhumuz için gül istiyoruz

Sevgili Funda… Ansızın bölünen bir uyku oldu gecenin karanlığında, yağmurun ıslatıp hırpaladığı… Her şeyin ve herkesin sustuğu bir vakit, bir ağıt…Uykumuzu bölen ve içimizin duvarlarını delen bir ağıt… Bir kadın elbisesi giyinmiş, yüreği orta yerinden yarılmış, hiçbir dilde olmayan bir ağıt… Bize öyküsünü anlattı. Ve şöyle bitirdi sözlerini Arzu: “Bizim tek ihtiyacımız moral… Arkadaşlarımızı yitirsek de, her gün her saniye ambulanslar bizi taşısa da biz haklarımızı alana dek buradayız! Ölmek var, dönmek yok!”

Yürüyoruz yürüyoruz kol kola/Saflarımızda ölüp gitmiş arkadaşlarımız/Ve türkümüzde onların kederli "Ekmek!" çığlıkları/Çünkü bir köle gibi çalıştırıldı onlar/Sanattan, güzellikten, sevgiden yoksun/Biz de bugün hâlâ onların özlemini haykırıyoruz/İş ve ekmek istiyoruz

Ama gül de istiyoruz

Ben onlara aşık oldum. Onların "ölmek var, dönmek yok" şiarını ölümüne somutlayan direnişlerine aşık oldum. Dün gece gazeteden eve ağlayarak girdim. Hem ne ağlamak.... Burdurlu tütün işçilerinin eşleri aradı... Evime geleceklerdi, bir araya gelmişler Hava'nın evinde... Hep birlikte aramaya karar vermişler:"Bizi uğurlamaya gelir misin? Biz gidiyoruz memlekete... Eşlerimiz yarın burada olacak ve biz evleri boşaltıp Burdur'a döneceğiz, onlar da direnişe Ankara'ya... Sol nedir bilmezdik biz, sizinle tanıdık solu... Sana ve tüm dostlara minnettarız” dediler, ağlaştık karşılıklı telefonlarda... Ağladık... Günlerdir burada ya da Ankara'da verilen onur kavgasını kadınca gözyaşlarımızla ıslattık.

Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına/Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz/Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa/Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları/İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden/Bu ekmek ve gül türküleri

Ve yineliyoruz hep bir ağızdan/"Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!"
BELMA NUR KARTAL (SOL)
Kaynak:[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:47 PM   #9
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

EKONOMİK GELİŞİM VE SINIF MÜCADELESİ! Mehmet ÖZCAN İnsanlar kendi tarihlerini kendileri belirler. İnsanlar kendi tarihlerini ve yaşam koşullarını belirlemeleri içinde tarihsel süreçte ekonomik gelişmelere göre toplumsal ilişkiye üretim güçlerine ve üretim ilişkilerine göre belirlenmiştir. Bunun en güzel açıklamasını ��F.Engles�� yapmıştır.
��Biz, kendi tarihimizi kendimiz yaratırız. Ne var ki, bunu gerçekleştirmemiz için, ilk önce belirli koşulların ortada bulunması gerekir. Bunların arasında ekonomik koşullar belirleyicidir. Ayrıca politik ve benzeri koşulların, hatta insanların kafalarında varlığı sürderegelen geleneklerin de, sonuç belirleyici olmamakla beraber, belirli bir rolü vardır.�� (F.Engles)
��Politik, hukuksal, felsefi, dini, edebiyatsal, sanatsal vb. Gelişmelerin temeli ekonomik gelişmedir. Ne var ki, bütün bunlar, birbirine bağlı olduğu gibi, ekonomik teme le de etkide bulunurlar. (F:Engles)
��Maddi yaşamın üretim biçimi, sosyal, politik ve genel manevi sürecini gerektirir. İnsanların yaşam koşulları değil, tam tersi bilinçlerini yaşam koşullarını belirler.�� (K.Marks:��Ekonomi Politiğin Eleştirisi��)

Günümüz kapitalist toplumunda insanların tarihi gelişimini nasıl ki, yaşamını ekonomik yapısını üretim ilişkileri ve üretim güçleri belirlemektedir. Tarihe de insan ilişkileride toplumsal gelişimlerde yukarıda Engles ve Marks�ın belirtiği gibi, ekonomik yapısı belirlemiştir.
İnsanın yaşam koşullarını ve bilincini tarihi gelişimide toplumsal süreç içerisinde ki, üretim ilişkileri ve üretim güçleri sosyo ekonomik yapıyı ve devletin üst yapısını belirlemiştir.

İnsanlık tarihinde toplumsal olaylara tarihi gelişimini belirleyen en büyük etken ise yine üretim ilişkileri ve üretim güçleri olmuştur. Toplumların oluşması dahi üretim ilişkilerinin ve üretim güçleri arasında ki paylaşım ve bölüşümün eşitsizlikten doğmuştur.

Eğer insan beyni evrimleşerek düşünmeyi öğrenmeseydi. Ne avlana bilirdi, nede av silahlarını yapabilirdi. İnsanlar çalışarak, üreterek yaşamasını öğrendiler. Hayvanlar sürü halinde yaşamayı sürdürürler. İnsanların hayvanlardan ayıran noktası ise, insanın çalışması, düşünmesi ve üretmesidir.

İlk insanlar da evrimleşerek düşünmesini, avlanmasını öğrendiler, avlanmak için, ateşi bulmaları, taşdan av silahlarını yapması, doğadan korunmak için barınma ve yerleşim alanlarını yapması karnını doyurmayı öğrenmesi bunları yaparken hep düşünmüş çalışmış ve üretmiştir.

Toplumlar tarihi de ilk insanların! Ana erkil dönemi Aile yaşamı ile başalayan oluşum sonra Ata erkil dönemine geçmesinde neden ise, erkeklerin fiziki olarak güçlü ve kuvvetli olmasından güçler yer değiştirmiştir. Daha sonra kabileler halinde yaşamaya başlaması ile aradaki, eşitlik tamamen bozularak güçlü kabileler güçsüzler arasında mücadelenin başlaması ve mücadelenin sonunda ilkel komünal toplumdan, köleci topluma dönüşmesidir.

Böylece sınıflı toplumların da doğuşu ve devletin ortaya çıkışı oluşmuştur. Devlet her toplumda ezen sınıfların ve güçlü olanların devleti olmuştur. Köleci tomlumda devlet köle sahiplerinin devleti olarak ortaya çıkmıştır. Devletin tüm hukuku köle sahipleri tarafından düzenlenmiştir. Bu devlet geleneğide hiç bozulmamıştır. Köleci toplumdan başlayarak, feodal toplum da, kapitalist toplumda hep devlet ezen sınıfların yasaları ve hukuku ile devlet! Bir sınıfın diğer bir sınıfın üzerinde baskı ve tahakümden aracı olarak başka sınıfın üzerinde baskısını sürdürmüştür. İnsanlık tarihi da sınıfsal mücadele tarihine göre her toplumun! Tarihi, iktisadi ve hukuksal, kültürel olarak ayrı bir biçim ve değişikliklere bürünmüştür.

Hiç bir toplumun yapısı, insanların yaşamı birbirine benzemez. Her toplumda insanların tarihi, ekonomik, siyasi, teknolojik, hukuksal, felsefi, dini ve edebiyatsal olarak birbirinden ayrı ve değişik olarak gelişmiştir.

Tüm toplumsal ve tarihi gelişmelere damgasını vuran en büyük etken ise, üretim güçleri ile üretim ilişkileri ve ekonomik yapısı belirleyici olmuştur.
Diyalektik ve tarihi mataryalizme göre her toplumun bağrında yeni bir toplum gelişmiş ve güçlenmiştir.
Bir toplumun sonu olurken, yeni bir toplumun doğması ve gelişmesi üretim ilişkileri ve üretim güçleri arasında ki, çelişkiler büyüyerek yeni bir toplumun ekonomik ve siyasi yapısınıda oluşturmuştur. Köleci toplumda ayrı, Feodal tomlumda ayrı, Kapitalist toplumda ayrı olmuştur.

Yaşadığımız kapitalist toplum ise, artık çelişkiler yumağına dönüşmüştür. Ezen ve ezilen sınıflar arasında mücadele keskinleşerek toplumsal olarak yeni bir topluma gebe yani �� Sosyalist��topluma gebe bir toplum haline dönüşmüştür. Emekçi sınıfların hoşnutsuzluğu, ezilmesi, sömürülmesi uzun süre sürmesi mümkün değil. Mutlaka emekçi sınıflar kendi iktidarlarını kuracaktır.

Şimdi bana bu nerden tekrar çıktı diye sitem edenler çok olacaktır. Hatta sosyalizm denendi! bitti diyenler, kızanlar olacaktır. Her kes aklındakini söyler! Ama diyelektik ve tarihi mataryalizm öyle demiyor.

Sınıflar varsa! sınıf mücadeleside var olacaktır. Ne zaman ki, sınıflı toplumlar söner insanlığın eşit olduğu Komünist topluma sınıfsız topluma dönüşür! İşte o zaman sınıflar mücadeleside bitmiş olur. Kapitalizm bitmeden ezen ve ezilen sınıflar yok olmadan emek, özgür olmadan, insanlar eşit olmadığı sürece sınıflar mücadeleside devam edecektir.

Dünyada; Paris Komünü yıkılmış, yenilmiş emekçi sınıfların mücadelesi durmamış 1917 Ekim Sovyet sosyalist devrimi ile yeni bir sayfa açılmış!ama Sovyet sosyalizmi yenilmiş sınıf mücadelesi bitmişmi?
Sovyet sosyalizmi denenmiş yıkılmış olabilir. Bunlar kapitalist toplumun sosyalizme ilk geçiş evresinin denemeleri olarak olarak eksik, hatalı olarak yıkılmış olabilir. Bu demek değil ki, kapitalizmde sınıf mücadelesinin bittiğini anlatmaz. Tam tersine kapitalizme karşı sınıf mücadelesi ve sosyalistler yenilmiş olabilir! Ama asla sınıf mücadelesinin bittiği anlamını taşımaz.

Bugün dünya ya şöyle bir bakalım;2008 sonu küresel kapitalizmin iflasını ve sonunu getirmiştir. Düya ekonomisi 2009 da alak bulak olarak tepetakla gitmiştir. 2010 da bu çöküş devam edecektir. Kapitalist-emperyalist sistemin uzmanları krizin devam edeceğini söylüyorlar. Kurtulmanında bir mucize olarak bakmaktalar.

Bu gün Avrupa Ekonomisi iflas etmiş durumdadır. Yunanistan, İspanya, Portakiz krize çözüm bulamazken, Yunanistan ne kadar ekonomik muslukları kısarsa kıssın! kapitalizmin krizden kurtulmasının imkanı yok gözüküyor.
Ekonomik kriz öncesi (GSMH) sahip ülkeleri olan İngiltere, Amerika, Almanya, Kanada, Japonya, Fransa ve Avrupa ülkelerin (GSMH) düşerek bugün önlemlerle boğuşmaktadır. Avrupa birliğininin oluşumunu kapitalizmin refah sağlayacağını olarak düşünenler bugün ne kadar yanıldıklarını bir görmüşlerdir. Yunanistan�ın gibi ülkelerin ekonomisi iflas ettiği gibi, bütçe açığıda hızla düşerek insanlar işsiz ve aç, yoksul olarak yaşama zorlanmıştır. Dünyanın her tarafında emekçi sınıfların mücadelesi sürmekte sınıf mücadelesini yükselterek kapitalist toplumdan kurtuluşunun yollarını bulmaya çalışmaktadır.

Sovyet sosyalizmin çöküşün öncesi Kapitalist-emperyalist sistem Liberal ekonomi ile kapitalizmin refah seviyesinin yükseleceğini sosyalizme alternatif olarak gösteriliyordu.

Buna bazı eski Marksist �sosyalistlerde ön ayak oluyorlardı. Türkiye�de ise, 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünden sonra işbaşına getirilen ANAP hükümeti ve ��Turgut Özal�� Liberal ekonominin patronu olarak umut dağıtıyordu.

Türkiye militer devletinin kuruluşunda kapitalisler cılız olduğundan! kapitalizm devlet eliyle geliştirerek kamu sektörü temel ekonominiyi oluşturmuş oluyordu..
Her ne kadarda ekonomi dışa bağımlı olarak gelişmiş olsada! Kapitalist burjuvazi güçsüz olduğundan devlet kapitalizmi geliştirilmiştir. Şeker Fabrikaları, Süberbank fabrikaları, Elektirik kurumu, (TEK) demir çelik fabrikaları, TÜPAŞ, Maden ocakları, Bakır madenleri, devlet çiftlikleri, demir yoları, THY, bunların hepsi devlet sektörü olarak geiştirilmiştir.
Dünyada Sovyet sosyalizmine! alternatif Liberal ekonomik olarak insanların özgürlüğe, eşitliğe kavuşacağını söyleyenler o kadar çoktu ki, bunlar arasında eski Marksistler, sosyalistler başı çekiyordu.

Bugün aradan sadece 20 yıl gibi bir zaman geçti! Küresel kapitalizm ve liberal ekonomi tüm dünyada iflas edereken!
Kapitalist uzmanlar şimdi ise, hızla özelleştirmeden liberal ekonomiden vaz geçerek devlet kapitalizmine geri döndüler. Önce devletin malını yani (kamunun) halkın malını kişilere peşkeş çektiler sonrada baktılar ki, özelleştirme kişiler zenginleşirken. Devlet ve halk zayıfladı bundan bugün vaz geçmiş oldular. Hatta devletler fabrikaları iflastan kurtarmak için dünya bankasına ve mali sermayeye kefil olarak kurtardılar.

Küresel kapitalizm ekonomik iflasıda beraberinde getirdi. Hızla banka sermayesi verdiği kredilerin faizin birikmesi ödenememesi sonuncu mali sermayenin bankaların iflasını getirdi. Fabrikalar kapandı, işyerlerinin kapısına kilit vurulmuş oldu. Küresel kapitalizm işsizliğin, açlığın yoksulluğu da toplumsal uçurumuda yaratmış oldular.

Özelleşen işyerleri, fabrikalar hızla kära dayalı üretim biçimine geçerek işçi çıkarmaları hızlaştırarak toplumda işsizler ordusunu artırdılar. Diğer yandan da toplumda arz ve talep dengelerini bozarak alım gücünü düşürdüler. Üretilen ****lar elde kalarak tüketime dönüştüremediler. Bir toplumda üretilen ****lar(mallar) tüketilemiyorsa! Alıcı ve pazar bulamıyorsa istediğin kadar üretim yap kime satacaksın? Tabii ki üretim elinde şişerek patlayacak depolarda çürümeye mahkum olacak. Aldığı ham maddelerin ve kredilerin faizi bankalarda birikerek iflaz etmeye devam etmektedirler.

Türkiye de 12 Eylül askeri faşizm den sonra İMF ile ilişkilere girmesiyle beraber İMF�nin direktifleri doğrultusunda 1983 �de ANAP hükümeti ve Turgut Özal�ın Başbakan olması ile beraber İMF ile anlaşmalar nezdinde kamu sektörleri hızla zarar ediyor diye özelleştirme adı altında kişilere ANAP çevresine peşkeş çekilmeye başlanmıştır.
Özeleştirmeye bir kılıf bulunarak devletin işi fabrika çalıştırmak değil. Devleti yönetmek adı altında bir yandan Kamu sektörü özelleştirirken diğer yandanda işçiler sendikasız örgütsüz kılmak için tam bir fırsat doğmuş oldu.
12 Eylül Askeri faşist diktatörlük Türk-iş dışında! DİSK devrimci sendikaları kapatarak düşman ilan etmişti. Faşist diktatörlük Türk iş sendikasına mükafat olsu diye Türk-iş Genel sekreteri 12 Eylül hükümetinin bakanı yapılmıştı. Hızla bundan sonra işyerlerinde hak hukluk ortadan kalkarak işçiler sendikasız örgütsüz bırakılarak köle duruma sokulmuş oldu. Grev-direniş her şey yasaklanmıştı.

1988-89 larda yeniden sendikalar açılsada eski örgütlülüğünü kayıp etmiş işyerleri taşeronlara devir edilerek sendikaların iş yeri örgütlenmesi tamamen zorlaşmış oldu. O dönemden sonra hızla kamu sektörleri ve işyerleri yavaş yavaş İMF direktifleri doğrultusunda özelleştirilmiş ve peşkeş çekilerek işsizler ordusu ve açlık, yoksulluk üretmiştir.
AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan laf atıyordu! Biz İMF ile anlaşma yapmayacağız diyordu. Ne oldu? İMF ile tekrar anlaşma sağlandı. İşte bugün aylardır TEKEL işçisi direniyor. Ne için? Özelleşen TEKEL işçileri yıllardır çalıştıkları fabrikadan işten atılacak ve yerine işsiz sözleşmeli işçiler işe alınacak işte 4.C�nin amacı budur. Başbakanın AKP hükümetinin TEKEL�i özleleştirerek yandaşlarına peşkeş çekmek nema sağlamak uğruna 12 bin TEKEL işçisi sokağa atılmaya çalışılmaktadır.

Bu sendikalardan TEKEL işçilerinin mücadelesi buraya kadar geleceğini kimse beklemiyordu. TEKEL işçilerinin kararlı mücadelesi ve devrimci kamuoyunun ve emekçi halkın desteği ile Türkiye emekçi sınıflarına yeni bir tarih yazdırmıştır. Bu temelde! TEKEL işçilerin bundan sonra daha çok desteğe ihtiyacı vardır. Tüm ilerici demokrat, devrimci kamuoyunun daha çok desteğini sunması ile daha başarılara imza atılacaktır. Bunun için, Türkiye emekçi sınıflarını harekete geçirmenin zamanıdır. Bu temelde gün birlik ve beraberlik günüdür. Ve tüm haksızlıklara karşı omuz omuza birlikte mücadele etme günü ve iktidara doğru yürüme günüdür..

Bugün küresel kapitalizmin Liberal ekonominin ve özleştirmenin iflası ile dünya ekonoik krizle mücadele etmektedir. Dünyada her gün iflas ederek kapanan fabrika ve işyerlerin sayısı her gün artmaktadır. İşsizler ordusu her gün düya genelinde hızla büyümektedir. Kapitalizm artık çözüm bulamıyor! Çözüm ise, kapitalist toplumun bağrında büyüyen sosyalist toplumun yeniden inşası için mücadele edecek emekçi sınıflarda ve Marksist ve Komünistlerdir.

Tüm dünyada gelişen emekçi sınıfların mücadelesi umut vericidir. Tabikii emekçi sınıflar ekonomik mücadelesini sınıfsal mücadeleden birleştirmeleri için de örgütlenmek bir zorunluluktur. Elbette her nekadar sosyalist mücadelenin cılız olması dezavantaj olarak gösterilsede. TEKEL işçilerinden ve Türkiye emekçi sınıflardan örnek alarak! Maksist ve komünistler elbette bu suskunluğa son vererek sınıfsal mücadeleyi omuzlayacaktır.


Sosyalizmin yenilgisinden ders çıkararak daha güçlü daha iyisini ve yenisini kurmak için mücadeleyi sürdürmek olmalıdır.
Komünist hareketin kendini yenileyerek ideolojik ve teorik olarak güçlendirerek birlikte mücadele etmek olmazsa olmazın koşulu haline gelmiştir. Fraksiyoncu anlayışlara son vererek! Komünist hareketin güçlerini birleştirme zamanı birlikte mücadele etmekten geçmektedir. Uluslar arası emekçi sınıflardan dayanışmak ve yeni bir Komünist enternasyonalin kurulması için adım atmak her komünistin ve komünist hareketin görevi olmalıdır.


Mehmet ÖZCAN
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Alt 02-10-2010, 07:48 PM   #10
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Tekel direnişini gündemden düşürerek saldırıya zemin hazırlamaya çalışıyorlar

TEKEL İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ!


Türkiye Kuzey Kürdistan işçi sınıfı Tekel İşçilerinin direnişi şahsında, her türlü zorluga, sermayenin tüm saldırıları ve "ayak oyunlarına" meydan okuyarak, adeta tarih yazıyor. Tekel İşçileri, sınıfın tarihsel rolünün tüm görkemli gücünü, gelinen aşamada zulme ve sömüreye karşı isyan duyguları mayalanan emekçilerin ön cephede ki savaşımının haklı gururunu yaşıyorlar..


Soguğa, açlığı ekleyerek, gürleşerek ve güçlenerek büyüyen bu direniş, ülke içinde ki emekçilerin ön cephede dövüştükleri direniş siperleri olarak, sınırları aşıp, bir çok ülke işçi ve emekçilerinin destegi ve sahiplenilmesiyle tarihsel bir misyonu üstlenmiş bulunuyor. Hayır abartı degildir, bugün Tekel işçi direnişi, kendisi olmaktan çoktan çıkarak, gözlerin kendisine dikilip, solukların tutuldugu bir dövüş meydanında, adeta " sınıfa karşı sınıf" konumunda, iki karşıt gücün tüm ittifaklarıyla kesin ve keskin bir muharebeye giriştikleri, sonucu bir çok açıdan önemli olan bir taktik içerige bürünmüştür.


Sonuna, sonuncusuna ama zafere kadar, inadına direnişte kristalize olan bu görkemli tutum, bugun hangi siyasal cografyada yaşıyor olursak olalım, Tekel Direnişi ile kenetlenmeyi, onlarla soluk alıp vermeyi, sınıfın enternasyonal dayanışmasını yaşamın her alanında örmeyi önümüze görev olarak koyuyor. Bugün direnişin geldigi aşamada, yüregi emekten ve onun üzerinde yükselen özgürlük kavgasından yana atanların üzerinden atlayamayacakları, böylesine yaşamsal görevleri bulunmaktadır. Tekel direnişinin sesini, bulundugumuz her yere taşımak, somut dayanışma eylemlerimizle güce dönüştürmek, deyim yerindeyse direnişin bizi sınayan bu çagrısına olumlu cevap olmak, sözün hükmünü bitirdigi yerde bizi yakalamış bulunmaktadır.Gorevimize sahip çıkalım.


Bu temelde, emegin gücünün, sermayeyi yer yüzünde sonsuza denk yenecegi günlerin, ilk muştusunu bir kere daha tarihsel olarak fısıldayan, tekel işçilerinin bu onurlu direnişini, biz ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) ve bilşen güçleri olarak sahipleniyor, eylemselligimizle yanlarında oldugumuzu bildiriyoruz.


ADHK, bileşen güçleri ve Avrupa'da kendisine bağlı dernekler olarak, 13 Şubat 2010 Cumartesi günü gerçekleştirecegimiz bir günlük sembolik Açlık Greviyle, bilinci ve yüregiyle emekten ve özgürlükten yana saf tutan herkesi, bu direnişle omuzdaşlamaya ve sahip çıkmaya çağırıyoruz..




YAŞASIN TEKEL İŞÇİLERİNİN DİRENİŞİ!
SON SÖZÜ DİRENEN TEKEL İŞÇİLERİ SÖYLEYECEK!


ADHK
(AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU)

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mahmut Halil CAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Toprak (02-15-2010)
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
çalişiyorlar, çalışıyorlar, direnişini, düşürerek, gündemden, hazirlamaya, hazırlamaya, saldiriya, saldırıya, tekel, zemin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Faşizm sokakta yenildi ama medya ile saldırıya devam ediyor Mahmut Halil CAN ANADOLU DEVRİMİ VE SORUNLARI 25 10-22-2009 05:22 PM
öcalan incilerine devam ediyor! Ml ustalara saldırıya devam Mahmut Halil CAN KÜRT ULUSAL SORUNU VE DEVRİM 0 06-25-2009 07:41 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:54 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,