![]() |
|
|
#1 |
|
ÜNİVERSİTELER MAHKEME, SÖZDE BİLİM ADAMLARI YARGIÇ
GENÇLİK HER BAKIMDAN KISKAÇTA, YÖK VE YÖNETİCİLERİ POLİSLİK, YARGIÇLIK YAPMAYA DEVAM EDİYORLAR ÖZGÜR-EŞİT-ÖZERK VE DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE MÜCADELESİ İÇİN KAVGAYA 03.02.2012 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) Üniversiteler, sözde bilim üreten ve bilimi üretecek-yaşatacak-uygulayacak alanlardır. Bilim ise özgürlük, hoşgörü, önyargıdan uzaklık, adalet, yaşama her bakımdan duyarlılığıyla vs ile anlamlı bir özerk alandır ya da olmalıdır. Bu ülkede üniversitelerin böyle olmadığı ve sömürgeci faşist rejimde asla olamayacağına ilişkin bugünlerde haberler çıkıyor. Öğrenciler, Grup Yorum konser biletlerini sattıkları için 13 yılla yargılanıyor, ceza tehditleri görüyorlar. Yine öğrenciler Dekanı ya da Rektörü, eğitim sistemini, yöneticileri eleştirdikleri için uzaklaştırma cezaları alıp, okullarından uzak kılınıyorlar. YÖK ile birlikte zaten özerk-demokratik bir çerçevede olmayan üniversiteler; tamamen sömürgeci faşist diktatörlük ve kontrgerilla devletinin yürütücü ana organlarından oldular. YÖK ile birlikte üniversitelerde öğrenciler sürek avına maruz kalan avlar; YÖK ve onun yerel yürütücüleri ise Avcı oldular. Demokrasiyi bir kenara bırakınız, en basit insan hakkı olan basın açıklamalarına bile acımasız devlet terörü sunan alanlar oldular. Bırakınız eğitimi, öğretim seviyesinde bile yüksek lisenin üzerine çıkamayan alanlardır üniversiteler artık. Yaşamın her alanındaki yabancılaştırma, yozlaştırma, insanlıktan uzaklaştırma operasyonlarının en üst düzeyde uygulandığı alanlardır üniversiteler. Paralı eğitime karşı çıkan gençlerin, düzen yöneticilerine en insani tepkilerini yumurta atarak gösteren gençleri cinayet işleyen, tecavüz edenlerden daha da ağır cezaya çarptıran düzendir bu düzen. Bu bağlamda son uygulama yani üniversite, fakülte idaresini eleştiren öğrencilere cezalar verilmesi hiçte şaşırtıcı değildir esasen. Bu durum aslında üniversitelerin içinde bulunduğu durumu açıklamaya yeterde artar bile. Özerk-demokratik-bilimsel-özgür üniversite ve eğitimin bu düzende asla olamayacağı, sosyalizm ve komünizmin bu ideal, umut, gerçeğin kendisi olduğu gün gibi bir kez daha açığa çıkmıştır. Gerçek bir eğitim yuvası olacak üniversiteler için mücadele devrim, özgürlük ve sosyalizm mücadelesi ile ne kadar iç içe geçmiş durumdadır ki, bu örnekler bir kez daha kör göze parmak dedirtmektedir. Üniversiteleri mahkeme, rektör ve dekanları yargıçlıktan ancak sosyalizm kurtarabilir. Sosyalizm de bu insan ve bilim müsveddesi bile olamayacakları safra gibi atacaktır gelecekte. Bunun yolu da mücadeledir. Mücadeleden başkaca yolu yoktur geleceği kazanmanın. Not: Aşağıda yaklaşık olarak bir yıl önce kaleme aldığımız yazıda konu ile ilgilidir. Konunun kendisini sonraki başlıkta ele alacağız. 03.02.2012 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
ÜNİVERSİTELER AÇIK KARAKOL OLURKEN REKTÖRLERDE EMNİYET AMİRİ OLUYORLAR
Yüksek Öğretim Kurumu ya da kısa adıyla YÖK, geçtiğimiz Ağustos ayında gizli bir genelge göndermiş 81 il Valisi ve Emniyet Müdürlerine. Bu genelge geçtiğimiz gün basına yansıdı. Bu genelgeye göre üniversiteler kışla ya da karakola çevrilecek, üniversitelerde sivil-resmi polis bulundurulacak, polislerin çalışmaları engellenmeyecek ve hatta yer tahsisi bile yapılacakmış. Bununla da “özgür ve güvenli üniversite” amaçlanıyormuş. Şu işe bakınız ki, bugüne kadar polis ve jandarma eliyle üniversiteler kışla ve karakollara çevrilmiş ve ardından da Özel Güvenlik Birimi terörüyle zaten namlı üniversiteleri polis ve onun terörü-devlet terörü özgür ve güvenli hale getirecekmiş! Buna kargalar bile güler! 82 Anayasası ile birlikte gençliğin bağrına bir hançer gibi saplanmış olan YÖK, zaten özgür-demokratik-bilimsel vs olmadığı gibi; baskı-terör ve şiddetin devlet eliyle-resmi-sivil güçleriyle yürütüldüğü, gençliğin özgür-bilimsel-demokratik-özerk üniversite mücadelesinin karşısında yer almış bir kurumdur. Tam da üniversitelerin açıldığı bir döneme denk gelen bu genelgenin basına yansıması ile birlikte, zaten karakol haline dönüşmüş olan üniversiteleri daha da militarize etmek ve gençliğin sesi ile mücadelesini daha da şiddetle bastırmak amaçlı olduğu açıktır. Diğer yandan da polisi üniversitelerde meşrulaştırarak fişlemelerden tutun da öğrenci gençliğin parasız-bilimsel-demokratik eğitim ile çeşitli siyasal eylemlerinin karşısında bizatihi rektörlerin amir sıfatıyla verdikleri emirlerle saldıracak, fişlemeler, tespitler ile disiplin kurullarında ceza alıp uzaklaştırmalarının da anında uygulama yapacaklardır. Bu genelge ile hedeflenen gençliğin yükselen ve yükselecek olan mücadelesini boğmak, yok etmek, terörize edip yıldırmaktır. Gençliğin son yıllarda artan mücadelesine karşı çıplak şiddet ve de fişleme vs gibi yöntemlerle yıldırmak, geri çektirmek, sesini boğmaktır amaçlanan. Aynı YÖK devrimci demokrat, komünist devrimci, yurtsever öğrencilere karşı çıplak şiddet ile yıldırmayı meşru-yasal kılmak için polis gücünü üniversitelere açıktan koyarken; diğer yandan da yine bir genelge ile Türbanla öğrenimin önünü de açıyor. Bu da üniversitelerde aynen sokaklarda uygulanan çifte standardın bir yeni örneği oluyor. YÖK ile birlikte olmayan özerklik-demokratiklik-bilimsellik ve de militarizasyon, bu kez de ÖGB’den sonra resmi-sivil polislerin bizatihi üniversitelere kalıcı yerleştirilmesi ile de daha da taçlandırılıyor! Üniversitelerin olmayanlarının ötesinde, bir de olmaması gerekenleri resmileştiriliyor. Öğrenci Gençliğin demokratik-bilimsel-özgür ve özerk üniversite, eğitim mücadelesini elbette bu türden girişimler bugüne kadar olduğu gibi; bundan sonra da baltalayamayacaktır. Mücadele her daim olduğu gibi büyüyecek; gençliğin dinamizmi ve ile devrimci ruhunun yaratıcılıkları ile kavgacılığını bileyleyecektir. Düzen ve onun üniversitelerdeki kolu YÖK çırpınadursun; sonları yaklaştıkça azgın saldırılara devam etseler de kendilerini bekleyen sonu geciktiremeyeceklerdir. ÜNİVERSİTELER KARAKOL-KIŞLA; SÖZDE REKTÖR BİLİM ADAMLARI! EMNİYET AMİRİ OLAMAYACAKTIR. GENÇLİĞİN ÖZGÜR-BİLİMSEL-DEMOKRATİK-ÖZERK ÜNİVERSİTE MÜCADELESİ İNSANLIĞIN ÖZGÜRLÜK VE SOSYALİZM MÜCADELESİNİN BİR PARÇASI OLARAK BÜYÜYECEKTİR. ŞİDDET-TEHDİT-ŞANTAJ-MİLİTARİZM BUNU ENGELLEYEMEZ. 08.10.2010 Mahmut Halil CAN ( Sendiren ) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#3 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#4 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
YÖK DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ TARTIŞILIYOR
Üniversiteler Mahkeme Gibi Marmara, Selçuk ve Pamukkale üniversitelerinde öğrencilere verilen disiplin cezaları, YÖK Disiplin Yönetmeliği'ni gündeme getirdi; Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Doç. Dr. Koray Çalışkan ve Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak bianet'e yorumladı. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] korkmazserhat7@gmail.com İstanbul - Ankara - BİA Haber Merkezi 03 Şubat 2012, Cuma Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Marmara, Selçuk ve Pamukkale üniversitelerinin geçtiğimiz günlerde öğrencilerine verdiği disiplin cezalarını "Disiplin yönetmenlikleri 12 Eylül yasalarına göre düzenlenmiş, katı, baskıcı ve şiddete dayalı" sözleriyle eleştiriyor. Konya Selçuk Üniversitesi'nde mahkemeleri devam eden ve biri tutuklu yargılanan dört öğrenci bu maddeye dayanılarak okuldan atıldı. Pamukkale Üniversitesi 6 Kasım'da YÖK'ü protesto eden beş öğrenciye ise bir aylık uzaklaştırma cezası verdi. Marmara Üniversitesi ise öğrencisi Mikail Boz,Dekan Yusuf Devran hakkında Ekşi Sözlük'e yazdığı bir yazı nedeniyle bir dönem [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]. Yeşildere, sorunun temelinde Yükseköğrenim Kurulu'nun (YÖK) bulunduğuna dikkat çekiyor. YÖK'ün yöneticilerin keyfi uygulamalarına dayalı bir disiplin yönetimine zemin hazırladığını ve bunun polisiye zihniyet olduğunu söyleyen Yeşildere soruyor "Bu çocukların maddi ve manevi kayıplarını kim ödeyecek?" "Siyasi suç peşinde koşmak üniversitelerin işi değil" İlk işinin öğrenciyi korumak olması gereken üniversitelerin savcı, yargıç gibi davrandığını söyleyen Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Çalışkan ise "Bir öğrencinin hukuk mahkemelerinde ya da ceza mahkemelerinde yargılanırken, savcıların şüphelendiği suçlarda daha bir kesinlik arz edilmemişken üniversitenin kalkıp o iddia edilen suçlardan cezasını vermesini anlamak mümkün değil. Üniversitenin savcılık gibi, polis kuvveti gibi hafiyeleri mi var ki öğrenciler hakkında 'yasa dışı örgüt üyesi olmak' gibi bir hüküm verip, okuldan atabiliyor " diyor. Çalışkan'a göre siyasi suç peşinde koşmak üniversitelerin işi değil ve zaten üniversite yönetimlerinin bunun ayrımına varacak minimal olgunlukta olması gerekiyor. Ancak siyasi meselelerde üniversiteler kararlarında iyi niyet göstermiyor. Çalışkan bunu şöyle açıklıyor: "Üniversite suçu tetkik edecek imkâna sahip mi? Siyasi suç işlenip işlenmediğini, yasa dışı örgüt üyesi olup olunmadığını üniversitede tetkik edemez. Burada kötü niyet vardır." "Delil yetersizse beraat ettirirsin" YÖK Disiplin Yönetmeliği bahane gösterilerek öğrencilerin eğitim haklarının elinden alınması konusunda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ise disiplin yönetmeliğinin 30 yıldır yürürlükte olduğuna dikkat çekti. Altıparmak "Örgüt üyeliği meselesini mahkeme karar vermeden önce soruşturmacı saptadıysa disiplin konusunda bir karar vermeye engel yok. Ama sorun şudur ki, mahkemenin elindeki çok çeşitli tespit araçlarıyla, tespit etmekte zorlandığı bir meseleyi, bir disiplin soruşturmacısı nasıl bu kadar kolay sonuca vardırabiliyor?" dedi. Öğrenci çalışma alanının düzenini bozuyorsa, bu disiplinin konusudur diyen Altıparmak açıklamasını şöyle sürdürdü: "Bir öğrenci çalışma alanının düzenini bozuyorsa, bu disiplinin konusudur. Örgüt üyeliği de buna sebebiyet veriyorsa o örgüt üyeliği de disiplinin konusudur. Örneğin, örgüt mesela öğrencilerin okula giriş çıkışını engelliyorsa o da disiplinin konusudur." Mahkemenin ulaşamadığı maddi hakikate, üniversite nasıl bu kadar hızlı ulaşabiliyor diyen Altıparmak, "Neden öğrenciler hakkında açılan soruşturma onların lehinde değil? Delil yetersizliği varsa, o kişiyi beraat ettirirsin. Bunlar ceza veriyor" dedi. (SK/IC/HK)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#5 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
6 AYLIK UZAKLAŞTIRMADAN VAZGEÇİLDİ
Üniversiteden Geri Adım, Mikail Haftaya Okulda Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran hakkında Ekşi Sözlük'e yazdığı entry'ler sebebiyle okuldan altı ay uzaklaştırma aldığını bianet'e anlatan Mikail Boz'un cezası bir haftaya düşürüldü. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] isilcinmen@bianet.org İstanbul - BİA Haber Merkezi 03 Şubat 2012, Cuma
Ekşi Sözlük'te Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran'ı eleştirdiği için okuldan altı ay uzaklaştırma cezası alan Mikail Boz'un cezası geri çekildi. bianet'in [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] haberiyle duyurulan olay, medya ve kamuoyunda tartışıldı. Tartışmaların üzerine olağan toplantısını salı günü yapacak olan Yönetim Kurulu, toplantıyı erkene alarak Mikail Boz hakkındaki cezayı bugün görüştü. Marmara Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı ve YÖK Ulusal Öğrenci Konseyi Başkanı Nihat Buğra Ağaoğlu'nun da katıldığı toplantıda [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]'nin "Bir veya iki yarıyıl için uzaklaştırma cezasını gerektiren disiplin suçları"nı düzenleyen 9. maddesinden verilen altı aylık ceza, bir haftadan bir aya uzaklaştırmayı düzenleyen 8. maddeyle değiştirildi. Ağaoğlu bianet'e, "Verilebilecek en az ceza verildi. Mikail Boz'a verilmesi istenen 6 aylık uzaklaştırma cezası bir haftaya düşürüldü. Soruşturma başlatılmamış olsaydı hiç ceza verilmeyedebilirdi. Ancak bu durum da olumlu çünkü Boz'un okul yılı kaybı olmayacak. Hakkındaki soruşturma kapandı" dedi. Ağaoğlu, Ekşi Sözlük'te yazılanlar içinde "Herif" kelimesinin kullanıldığını ve bu kelimenin hukuken sorunlu olduğunu söyleyerek, "Yine de üniversitenin soruşturması kapandı ancak Mikail Boz isterse elbette dava açabilir" şeklinde konuştu. Bilgi kirliliği arttığı için toplantının erkene alındığını belirten Ağaoğlu, "Ceza önce Rektörlük'te onaylanmalı, daha sonra Boz'a gönderilmeliydi. Bu sıralamada bir aksaklık olmuş. Ceza kağıdı önce Rektörlük'ün onayına gitseydi, bu olaylar yaşanmayabilirdi" dedi. Mikail Boz ise, cezanın tümüyle kaldırılmasını tercih edeceğini ancak bir önceki cezaya kıyasla durumun olumlu olduğunu söyledi. Boz, "Yasal olarak bana bir kağıt ulaşmadı. Sene kaybım olmayacağı için memnunum ancak ceza almamam gerekirdi" dedi. YÖK Disiplin Yönetmeliği'nin 8. maddesinde "hakaret" suçu yok. Bu sebeple bu madde değişimi, Yönetim Kurulu'nun Boz'un Yusuf Devran hakkında yazdıklarının hakaret olarak kabul etmediği şeklinde yorumlanabilir. 8. madde şu halleri düzenliyor. MADDE 8. Yükseköğretim kurumundan bir haftadan bir aya kadar uzaklaştırma cezası gerektiren fiil ve haller şunlardır: a) Öğrenme ve öğretme hürriyetini, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kısıtlamak; yükseköğretim kurumlarının sükun, huzur ve çalışma düzenini bozucu davranışlarda bulunmak, b) Törenlerde, tören düzenini bozacak, tören programını ihlal edecek davranışlarda bulunmak, c) Yükseköğretim kurumu içinde siyasi faaliyetlerde bulunmak, d) Toplantı ve törenlerde öğretim elemanlarına veya davetlilere ayrılan yerlere uyarıya rağmen işgale devam etmek, e) Disiplin kovuşturmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellemek, f) Yükseköğretim kurumu içinde bildiri dağıtmak, afiş ve pankart asmak, g) Yükseköğretim kurumundan aldığı kendine hak sağlayan bir belgeyi başkasına vererek kullandırmak veya aynı kurumdan alınan başkasına ait bir belgeyi kullanmak, h) Yükseköğretim kurumundaki demirbaş eşyaya, kapı, duvar ve benzeri yerlere ahlak dışı yazılar yazmak, resim yapmak veya yapıştırmak, i) Yükseköğretim kurumunca veya kurumun izniyle asılmış duyuruları, program ve benzerlerini koparmak, yırtmak, değiştirmek, karalamak veya kirletmek. (IC)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#6 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
YÖK DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ
Söz Sırası Mikail Boz'da Ekşi Sözlük'te Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran'ı eleştirdiği için okuldan altı ay uzaklaştırma cezası alan Mikail Boz bianet'e yazdı. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] İstanbul - BİA Haber Merkezi 03 Şubat 2012, Cuma
bianet'in [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] başlığıyla duyurduğu, okuldan uzaklaştırılan öğrenci Mikail Boz, üniversitenin kendisi için ne anlama geldiğini ve Ekşi Sözlük'e yazdıklarının nedenini bir mektupla anlattı. 30 Ocak 2012 itibariyle Ekşi Sözlük'te Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı'nı eleştirdiğim için okuldan bir dönem uzaklaştırma cezası aldığımı belki duymuşsunuzdur. Öncelikle amacım hakkaniyete uygun olmayan bu cezanın kamuoyunca bilinmesini sağlamak ve biraz da olsa YÖK'ün Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'nin tartışmaya açılmasını sağlamaktı. Çünkü üniversitelerin, "üniversite" olmasını istiyorsak sanırım bunları tartışmalıyız. Aşağıdaki yazıyı iki soruya cevap vermek için yazdım. Birincisi "Üniversite" benim için ne ifade ediyor ve verilen cezanın bendeki anlamı nedir? İkincisi ise temel problemin kaynağı nedir? Kısaca kendimi ve geçmişimi size anlatmak istiyorum ki üniversitenin benim için ne ifade ettiği anlaşılabilsin. Beş yaşında ilkokula başlamış birisi olarak öğrenime hayli erken bir yaşta başlamış olsam da daha sonra ekonomik sıkıntılar sebebiyle okula devam edemedim. 10 yaşında (O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için) ilkokulu bitirdim ve berberlik, tuhafiyede çırak, satış temsilciliği ve en son 12 yaşında İstanbul'a gelerek konfeksiyonda çalışmaya başladım. 15 yaşında yeniden okula yazılarak dışarıdan önce ortaokulu, sonra liseyi bitirdim. Açık Öğretim Lisesi sınavlarına bir yandan askerliğimi yaparken girdim. Askerden geldikten sonra da, dershaneye bile gitmeden ders çalışıp ÖSS'ye girdim ve 2008 yılında Kocaeli Üniversitesi'nin dört yıllık Radyo, TV ve Sinema Bölümü'nü kazandım. 2010 yılında yıllık 3.39 GANO ile sınıf birincisi olarak yatay geçiş için İstanbul ve Marmara Üniversitesi'nin ilgili bölümlerine başvurdum. Her iki üniversiteyi de kazanmış olmama rağmen, yatay geçiş sonuçlarını daha erken açıkladığı için Marmara İletişim'e kaydımı yaptırdım. Sırf okulum uzamasın diye alttan birçok ders alarak geçen yıl 26 dersi AA notu ile geçip sınıf birincisi oldum. Bu dönem de gene 12 ders aldım. Marmara Üniversitesi'ndeki not ortalamam şu an 3.96'dır. Üniversite hayatım boyunca yazları hala çalışıp, okul döneminde de bu kazandığım parayı harcayarak geçimimi ve eğitimimi sağladım. Yani üniversite benim için salt bir diploma alma yeri değildir. Okumak için alın teri döktüğüm, işçi olarak çalıştığım, sinema üzerine incelemeler yapmak istediğim bir bilim yuvasıdır. Yüksek Lisans yaparak eğitimime devam etmek istediğim için aldığım bu uzaklaştırma akademik olarak da bana etkisi olacak bir ceza. Eğitim görmek, benim için geceleri askerdeyken ders çalışmaktır. Eğitim giderlerini karşılamak için yazın konfeksiyonda çalışmaktır. Bunları Fakülte Yönetim Kurulu da bilmektedir. Savunmamda anlattım. İkinci olarak ise, ne yazık ki üniversitelerin şu an ki işleyişinde, etkin karar alma mekanizmasında bulunan kişilerin atama yoluyla göreve gelmesi benim belirtmek istediğim ve eleştirdiğim temel noktaydı. Bu dönem boyunca hep şöyle düşündüm: "Bugün Türkiye'de en basit mahallede, köydeki insanlar kendilerini yönetecek muhtarlarını seçebiliyorsa, üniversiteler gibi aydınlanma merkezleri de kendi yöneticilerini kendileri seçmeli. Üniversite'de özerklik fikrinin getirdiği kendi kendini yönetme, buralarda da egemen olmalıdır. Bu demokrasinin temel gereğidir. Bu düşünce egemen olmazsa, bir göreve birisi atandığında liyakati, akademik çalışmaları, öğrencilerle kurduğu ilişkiler ve yönetim becerisinden çok farklı şeyler düşünülecektir. Aklımızda hep, bir kişinin "Neden?" oraya atandığına ilişkin mantıklı bir cevap bulma çabası olacaktır. Zaten Ekşi Sözlük'te ilk girilen entry bunu anlama çabasıyla yazılmıştı. Sayın Yusuf Devran, ben apar topar Fakülte Yönetim Kurulu'nun karşısına çıkarıldığımda ilk olarak "Sen beni tanıyor musun?" diye sormuştu. Aslında sorun bir yönüyle bundan kaynaklanıyordu. Okuduğum bölümün başkanı olan kişiyi, dahası dekanı tanımıyordum, tanımıyorduk. Onlar atanıyor, biz sadece "izliyorduk." Hâlbuki verdikleri kararlar en çok öğrencileri etkiliyor. Şu savımı son görüşmemizde Sayın Yusuf Devran'a da söyledim, "Temel sorun dekan ve bölüm başkanlarının atanmasıdır." O özerk bir üniversitede demokratik teamüllere uygun olarak göreve gelmiş olsaydı ben öyle bir yazıyı yazma gereği bile duymayacaktım. Atananlar kendilerini atayanlara karşı sorumludur, seçilenler ise seçmenlerine... Şu sıralar zaten seçilmişlerin atanmışlara üstün olması gerektiğini tartışmıyor muyuz? Bir kişinin bir göreve gelmesinde bütün kuşkuları ortadan kaldıracak olan, yine söylemem gerekir ki, demokratik teamüllerin işlemesi ve özerk üniversitedir. Ancak bu olduğunda kişilerin göreve geliş biçimi ve "niye geldiği" değil de, yaptığı işe bakabileceğiz. (MB/IC)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#7 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
'Uslu öğrenciler olmayacağız'
İSTANBUL (01.02.2012)- Pamukkale Üniversitesi'nde 5 öğrenciye 1 ay uzaklaştırma cezası verildi. Kayıt dönemi olduğu için gençler, 1 dönem okula devam edemeyecek. Öğrenci Gençlik Sendikası Genç Sen, üyelerine yönelik disiplin cezalarını protesto etti. Taksim Tramvay Durağı'nda bir araya gelen gençler adına Merkez Yürütme Kurulu üyesi Cansu Akkılıç açıklama yaptı. Akkılıç, üniversitelerde yaşanan hak ihlallerine tepki gösterdi, öğrencilere yönelik soruşturmaların ve ülkücü saldırıların artışına dikkat çekti. Pamukkale Üniversitesi öğrencisi 20 kişi hakkında, 6 Kasım'da YÖK'ü protesto ettikleri için soruşturma başlatıldığını, 5 kişinin 1 ay okuldan uzaklaştırma cezası aldığını kaydeden Akkılıç, söz konusu 1 aylık ceza kayıt yenileme dönemine denk geldiği için öğrencilerin 1 dönem boyunca eğitim-öğretime devam edemeyeceğini vurguladı. 'SORUŞTURMALAR BİZİ YOLUMUZDAN GERİ KOYMAZ' YÖK'ün 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olduğuna işaret eden Akkılıç, şunları kaydetti: "YÖK, olabildiğince özgür düşünme ortamını yok etmeye çalışıyor, üniversiteleri kışlaya, biz öğrencileri askere çevirmek için elinden geleni ardına koymuyor." Uslu öğrenciler olmalarının istendiğine dikkat çeken Akkılıç, "Çarpık, antidemokratik, cinsiyetçi, bilimsel olmayan, paralı eğitim sistemine karşı uslu öğrenciler olmayacağız. AKP Hükümeti unutmasın ki, fikirlere kurşun işlemez. Soruşturma cezaları da bizi yolumuzdan geri koymaz" dedi. Eylemde, "Gözaltılar, soruşturmalar, baskılar bizi yıldıramaz", "Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim" sloganları atıldı.(ETHA)
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#8 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
Marmara Üniversitesi nasıl geri adım attı?
02 Şubat 2012 - Marmara Üniversitesi’nden 1 yarıyıl uzaklaştırma cezası alan Mikail Boz’un düşünce ve ifade özgürlüğünün hiçe sayılarak aldığı ceza yoğun tepkiye neden olmuştu. Bugün (2 Şubat Perşembe) Marmara Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi ve Ulusal Öğrenci Konseyi Başkanı Nihat Buğra Ağaoğlu twitterdan açıklama yaparak Boz’un ceza almadığını ve soruşturmaya dahi girmediğini iddia etti. İşte Ağaoğlu’nun açıklaması: Ağaoğlu’nun açıklamasının ardından Mikail Boz’a ulaşan Kolektif Basın Merkezi cezanın Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığı tarafından direk Boz’a tebligat aracılığı ile ulaştırıldığını öğrendi. Boz’un tebligatı: Kamuoyunda verilen tepkiler üzerine Boz’u yalanlamaya çalışan ve öğrencinin mi yoksa üniversite yönetiminin mi temsilcisi olduğu anlaşılmayan Ağaoğlu, Boz’a telefon açarak, cezanın verilmediğini iddia etti. Duruma dair Kolektif Basın Merkezi’ne açıklama yapan Mikail Boz “Evet Ulusal Öğrenci Konseyi Başkanı ile görüştüm. Bana da “henüz onaylanmadığını” söyledi cezanın. Ancak elimde size gönderdiğim yazı var. Yarın Rektör Yardımcısı ile görüşmem istendi. Görüşeceğim. Bu elimdeki tebligat ne anlama geliyor sormak lazım.” açıklamasında bulundu. Görünen o ki öğrenci haklarını ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan bu kararda, Marmara Üniversitesi geri adım atmaya çalışıyor. Kaynak: Kolektifler.net
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#9 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
DTCF'de soruşturma ve ceza terörü
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (14.02.12) - DTCF'de uzun süredir devam eden soruşturma terörü bu dönemin başında cezalarla geri döndü. Geçen final döneminde faşistlerin saldırması sonucunda yaşanan olaylar sonrası aralarında Ekim Gençliği okurlarının da bulunduğu onlarca öğrenciye “el kol hareketi yaparak okulun huzurunu bozmak”tan, uyarıdan bir dönem uzaklaştırmaya kadar uzayan cezalar yağdı. Ayrıca iki öğrenciye de sınıfta “yüksek sesle ajitasyon yapmak”tan bir dönem ve iki dönem uzaklaştırma geldi. DTCF'deki devrimci faliyetin önünü kesmek isteyen tüm bu saldırılara karşı çalışmalarımızı daha da yoğunlaştırarak devam ettireceğiz. Hem eğitim hakkımıza hem de devrimci faaliyetimize sahip çıkacağız! Ekim Gençliği / DTCF
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
|
|
#10 |
|
SİTE EMEKÇİSİ
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Tesekkür: 5345 9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi |
GITTürkiye: YÖK Üniversitelerin MGK'sı
50 üniversiteden 400'ü aşkın akademisyenin imzasıyla kurulan Türkiye'de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu, "Akademisyenler, öğrenciler ve düşünce insanlarının karşı karşıya kaldıkları tahakküm ve engellemelere karşı mücadele edeceklerini" açıkladı. İstanbul - BİA Haber Merkezi 16 Şubat 2012, Perşembe Türkiye'de 50 üniversiteden 400'ü aşkın akademisyenin imzasıyla kurulan Türkiye'de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu (GITTürkiye) bugün düzenledikleri basın açıklamasında "Özgür bilgi üretimi ve paylaşımının zeminin birlikte kurmaya ve korumaya kararlıyız" dedi. GITTürkiye adına Boğaziçi Üniversitesi'nden Doç. Dr. Zeynep Gambeti'nin okuduğu basın açıklamasında Prof. Dr. Büşra Ersanlı'nın KCK adı altında tutuklanmasının, akademisyenlerin son yıllarda yaygınlaşan ve çok farklı biçimlerde ortaya çıkan baskılara karşı birleşip harekete geçmelerinde öncelikle rol oynadığı belirtildi. Ersanlı'nın karşı karşıya kaldığı adaletsizliğin en bilindik örneği olduğunu ifade edildi: "Bu baskı ve yıldırmalar, özellikle tabulaştırılmış konularda çalışan ve ders veren akademisyenlerin düşünsel ve toplumsal varoluş imkanlarını ciddi anlamda kısıtlamaktadır. Muhalif ve eleştirel bakış açısına sahip akademisyenler, araştırma alanlarına yönelik müdahaleler, idari soruşturmalar, keyfi işten çıkarmalar ve kadro sınırlamaları yoluyla sindirilmeye çalışılmaktadır. Hiç şüphesiz ki bu müdahalelerin yarattığı sonuçlar üniversitelerin ötesine geçmekte ve tüm toplumu etkilemektedir. "GİTTürkiye, üniversitelerdeki her türlü baskı ve engellemenin takipçisi olacak, Türkiye'de düşünce insanlarının karşı karşıya kaldıkları tahakküm ve engellemelere karşı mücadele edecektir. Özgür bilgi üretimi ve paylaşımının zeminin birlikte kurmaya ve korumaya kararlıyız." "Akademi harekete geçmeli" Galatasaray Üniversitesi'nden Prof. Dr. Füsun Üstel, yaptığı konuşmada akademik özgürlüklerden ne anlaşılması gerektiğine dair Lima Bildirgesi'nin ortaya koyduğu evrensel tarife değindi. Akademik özgürlüğün, "bilgi üretiminin her aşamasında öğretim elemanları ve öğrencilerin tam anlamıyla özgürlüğü" olarak tanımlandığını söyledi. Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa, bir araya gelmelerine sebep olan baskıların grubu ve çalışmalarını refleks olarak ortaya koyduğunu ve bu refleksin üniversitelerin yeniden yapılandırılmasına da karşı olduğunu ifade etti. Galatasaray Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet İnsel ise, 1980 ve 1990'lı yıllarda üniversitelere yönelik daha ağır baskılar olduğunu belirterek, sorulması gereken sorunun "Neden hala bu baskıları yaşıyoruz" olması gerektiğini belirtti. "Üniversiteler bu anlamda tüm otoriter zihniyet ve reflekslerine salgılandığı yerler oldu" diyen İnsel, YÖK'ün "üniversitelerin MGK'sı" olduğunu ve bu yapının hiç değişmediğini ifade etti. Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının TMY gerekçe gösterilerek tutuklandığını hatırlatan İnsel, üniversite dünyasının harekete geçmesinin olmazsa olmaz olduğunun altını çizdi. Toplantıda öğrencilere ve üniversite mensuplarına yönelik başta disiplin soruşturmaları olmak üzere çeşitli yıldırma ve sindirme uygulamaları örnekleriyle anlatıldı. Bu konuda bir bilgi bankası oluşturma çalışması yapılacağı belirtildi. (ÇT) * GITTürkiye hakkında ayrıntılı bilgi için [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...].
__________________
SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: bilet satisi, bilim adami, bilimsel, dekan, demokratik, egitim, grup yorum, konser, mahkeme, ogretim, ozerk, rektor, universite, yargic, yok |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| adamlari, adamları, bilim, mahkeme, sözde, üniversiteler, yargiç, yargıç |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| üniversiteler açık karakol olurken rektörlerde emniyet amiri oluyorlar | Mahmut Halil CAN | Öğrenci Gençlik ve devrimci Mücadele | 29 | 01-23-2012 09:12 PM |
| Suvari Türkçe konuşunca mahkeme başkanı keyiften uçtu! | Civakparez | GÜNCEL HABERLER | 0 | 01-09-2012 07:30 PM |
| Milyoner sayısı artıyor sözde krize rağmen; emekçiler ise selden ölmeye devam ediyor | Mahmut Halil CAN | EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM | 18 | 10-14-2011 03:22 AM |
| Sözde solcular ve sözde aleviler referandumla demokrasi getirecekler | Mahmut Halil CAN | POLİTİK HAREKETLER,PROĞRAMLARI VE TAKTİKLERİ | 25 | 09-07-2010 08:50 PM |
| deniz,yusuf,hüseyin mahkeme | A.E.Bahadır | VİDEO PAYLAŞIM | 0 | 08-28-2007 08:22 PM |