DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı  
İletişim Anahtar Kelimeler Devrimci Siteler Konularım Cevaplarım Radyo Tüzük Radyo Neden Ateşhırsızı Anasayfa

Geri git   DEVRİMCİ PROLETARYANIN YOLU'NDA Ateş Hırsızı > İŞÇİ SINIFI VE DEVRİM > GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM

GÜNCEL SINIF HAREKETİ VE DEVRİM Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci mücadele ilişkisi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele tasf
Cevaplar
57
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2251
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-12-2011, 02:47 AM   #51
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

İşçi sınıfı ve anayasal reformculuk

10 Ekim 2011 l [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]1 Ekim’de burjuvaların meclisi açıldı. BDP’lilerin de meclise girme kararı almasıyla, 1 Ekim günü eksiksiz bir açılış gerçekleşti.
Meclisin açılmasıyla birlikte anayasa hareketliliği daha da hız kazanıyor. Partiler arası görüşmelerin ardından uzlaşma komisyonu oluşturuluyor. Parlamento dışındaki anayasa platformları somut anayasa önerilerini tartıştırıyor. Başka ülkelerin anayasaları inceleniyor. Her kesimin, her bireyin anayasa yapım sürecine katılacağı, bunun kanallarının açılacağı müjdeleniyor. “Demokratik özerklik” ilanından bu yana çatışmalar şiddetlenirken dalga dalga gelen tutuklamalarla Kürt halkı sindirilmeye çalışılıyor. Hemen her ilde “kongre hareketi” çalışmaları yürütülüyor. Üstelik bunlar daha açılış hamleleri!
Ancak işçi sınıfının geniş kesimleri, anayasa tartışmalarının şimdilik büyük oranda dışında: Bunda bir etmen “insanca yaşayacak, sınıfça düşünecek zaman”dan yoksunluk…. Fakat tek sebep bu değil! İşçi sınıfının geniş bölükleri açısından, işyeri ve sektör bazında yer yer mücadele talepleri olarak yüzeye vuran ihtiyaçları ile anayasa gündemi arasındaki bağ henüz berraklaşmış değil. Esnek ve güvencesiz çalışma, uzun mesailer, kıdem tazminatının kaldırılması, düşük ücretler, aşağılanma-mobbing, sendikalaşma çalışmalarının işten çıkarma ile sonuçlanması gibi sorunlar, anayasa konusunda sınıf siyaseti zemininde etkinleşme ile birleşemiyor. Böylelikle zaten işçileri sınıf olarak tasfiye etmeye koşulu burjuva anayasa anlayışı kolaylıkla hükmünü yürütüyor. Fakat “Bizim davamız ekmek davası, anayasa bizi ilgilendirmez” tutumu, ne biz işçilerin çıkarlarını ifade ediyor, ne de sınıf dışı politikalara karşı koruyabiliyor. Bu edilgenlik kırılmalı! Devlet yapısının, ekonomik, siyasal, toplumsal, ideolojik, kültürel ilişkilerin tekelci burjuvazinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesinin asli bir unsuru olan anayasa konusunda işçi sınıfı kendi sınıf çıkarlarına göre tutum almalı, kendi politikası, öz örgütlülükleri, mücadele sloganları ve talepleri ile özneleşmeli!
Ortak payda
Faşist 12 Eylül anayasasının kalıntılarından burjuva demokratik anayasaya geçişin somut biçimlenişine ilişkin başta Kürt sorunu, kadın sorunu vd. olmak üzere bir dizi konuda farklı yaklaşımlar bulunuyor. Fakat öne sürülen hiçbir anayasa görüşünde Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının çıkarları, özlem ve ihtiyaçları temsil edilmiyor. Bu mümkün de değil zaten: Çünkü bütün anayasa önerilerinin ortak paydasını, burjuva demokrasisi oluşturuyor. Odağında burjuva demokrasisinin neoliberal “yerel özerklik” ve Kürt sorununda bireysel haklar zemininde mi yoksa “demokratik özerklik” formüllü, ulusal reformist bir çözüm olarak mı şekilleneceğinin durduğu anayasa formülleri tartışılıyor. İşçi ve emekçilerin karşısına biri daha dar, biri daha geniş ve esnek, dolayısıyla kitleleri sistem içi kapsama gücü daha fazla olan iki burjuva demokrasisi tarifi ile çıkılıyor. Yedekleneceğiniz seçenekler bunlar deniyor!
Burjuvazi, tarih boyunca olduğu gibi bu kez de kendi sınıf çıkarlarını toplumun genel çıkarları olarak göstermeye soyunuyor. On yıllar boyunca faşist diktatörlük ve geri kapitalist toplumsal-kültürel ilişkiler altında ezilmiş, yok sayılmış ezilen ulus ve milliyetlere, ezilen cinse, ezilen mezheplere mensup işçi ve emekçilerin gözünü almaya girişiyor. Bölge gücü konumunu perçinlemek ve sermayenin her koşuldaki güdüsüyle daha yukarılara tırmanabilmek için, çoktandır sığmadığı faşist, tek biçimli siyasal, hukuksal, idari kalıbının yerine koymayı hedeflediği ne varsa, toplumun bastırılmış tüm talep ve dinamiklerini de soğurarak gerçekleştirmeye duruyor. Anayasa ve onun temel eksenleri üzerinde şekillenen görüşlere, bu görüşlerin öncü işçi ve emekçiler, Kürt halkı üzerindeki etkisine bakılırsa, bunda başarılı da oluyor! Yalnız burjuva demokratik hamleleri değil, önceki biçimlere de başvurarak gerçekleştirdiği baskı ve saldırılar da, “herkes için demokrasi” özlem ve yanılsamasını büyütüyor!
Burjuvazi-proletarya çelişkisinin her konu ve sorunda temel olduğu, özgürlüğün ancak ücretli kölelik prangasını kırarak, her bir sorunu işçi devrimini büyütme hedefiyle ele alarak, burjuva diktatörlüğünü yıkıp sosyalist işçi demokrasisini kurarak kazanılabileceği bir toplumda, kitleleri “burjuva demokrasisinin azı-çoğu” tartışmasına yedeklemek işçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların yalnız geleceğine değil, bugününe karşı da işlenebilecek en büyük suçtur. İşte bu yüzden İşçi Meclisi, bütün topluma faşist 12 Eylül rejiminden, tekçi, mutlakçı hâkimiyet biçiminden, ulusal, cinsel, vd. baskılardan kurtuluşun biricik yolu olarak sunulan yeni anayasa görüşlerini “Bu anayasada işçiler, bu anayasada işçi sınıfı yok!” diye karşılıyor…
“Kongre hareketi” ve yanılsamalar
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun yeni bileşenlerle genişlemesiyle oluşan “kongre hareketi”, bir süredir “halk toplantıları” düzenliyor. Bu toplantılara, sadece reformist partilerin üyeleri değil aynı zamanda KESK başta olmak üzere sendika şube yönetici ve üyeleri ve partisiz bireyler de katılıyor. 15–16 Ekim’de kongrenin ilan edilmesi hedefleniyor. Kongre hareketinin program taslağı da açıklandı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Kongre hareketi, kendisini “özgürlük ve demokrasi” mücadelesinin odağı olarak tanımlıyor. Ezilen ulus ve milliyetlerin, ezilen cins ve mezheplerin özlem ve çıkarlarını ifade ettiğini, işçi ve emekçilerin neoliberalizme karşı sınıfsal taleplerini savunduğunu iddia ediyor. Kürt ulusal hareketinin kitlesel gücü ve tarihsel birikimleri ile işçi sınıfının taleplerini birleştireceğini, parlamento içinden ve dışından gelişecek bir hareketin üzerinde yükseleceğini öne sürüyor.
Fakat kongre hareketinin ne bileşimi ne de programı ve ufku bu tanıma uyuyor. Hareket, ulusal ve sosyal reformizmin bir bileşimi durumunda. Ulusal reformizm Kürt sorununun sistem içi burjuva çözümüne doğru kırılmış olan BDP’de ifadesini bulurken, 12 Eylül referandumunda “yetmez ama evet” tutumu alan liberalleri de kapsayan sosyal reformizm ise Türkiye devrimci hareketinde 20 yıl öncesine dayanan ve bugüne dek kartopu gibi büyüyen tasfiyeciliğin bugünkü biçimlenişini temsil ediyor. Tehlike şurada ki, 12 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi, o, kendisinden çok burjuva demokrasisine ilişkin yanılsamalardan kaynaklanan çekim etkisiyle devrimci hareketin uğradığı reformist kırılmayı daha da büyütmeye aday olarak şekilleniyor.
Kongre hareketinin program ve ufku da ulusal ve sosyal reformist bileşiminin aynası durumunda… Tekçi bir ulus tanımının terk edilmesi, neoliberalizmin yerinden yönetim (yerel özerklik) ilkesinin ezilen ulusun kabulüne dayalı ulusal reformist bir kalıba dökülerek ve ucu açık bir “demokratik özerklik” formülüyle uygulanması, Kürtçenin bölgesel resmi dil olarak kabulü vd. programın omurgasını oluşturuyor. Burjuva parlamentarizmi ile birlikte sivil toplum örgüsü öne çıkarılıyor. Taslak, ezilen ulus ve milliyetler sorununun yanında ezilen cins ve mezhepler konusunda da TÜSİAD’ın anayasa konsepti ile elle tutulur bir geçişlilik içeriyor -TÜSİAD’ın anayasa yaklaşımı da küresel kapitalizmin neoliberal yerel özerklik çizgisini aynı zamanda Kürt sorununda kolektif hakları da kapsayacak tarzda formüle etmesiyle, AKP vd. partilerinkiyle farklılıklar taşıyor.
Ulusal hareketle emek hareketinin, sosyalist hareketin buluşması olarak gösterilmeye çalışılan, kitlelerin kendi kendilerini yönetme özlem ve ihtiyaçlarına seslenen kongre, gerçekte gerek Kürt halkı gerekse de öncü işçi ve emekçilerin toplumsal-sınıfsal özgürlük dinamikleri için itfaiyeci rolünden başka bir anlama gelmiyor. Bu anayasada da işçiler, işçi sınıfı yok! Her ulusun iki ulus olduğu gerçeği yok! Yok, çünkü faşist, tekçi ulus tanımına karşı öne çıkarılan “demokratik ulus” hedefi, burjuvaziye karşı mücadelenin üstünü örtüyor. Kapitalist ilişkilerin hâkimiyetiyle Kürt işçi ve emekçileri için artık çok daha yakıcılaşan kendi burjuvalarına karşı mücadele zorunluluğu, ulusal-bölgesel burjuva parlamento, bölgesel anadil, kapitalizmi daha geniş bir zemine yayma ve ulusal kalkınma odaklı kooperatif sistemi gibi hedeflerle sislere bulanıyor. Kürt işçi ve emekçilerin sırtına ‘ulusal kalkınmayı’ omuzlama, bir diğer deyişle kendi kapitalistlerini (ve bir bütün olarak tekelci kapitalizmi) semirtme yükü yıkılıyor! Dahası, burada ulusal sorunun burjuva demokrasisi sınırları içerisinde az çok gelişkin bir çözümü bile yok. Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış 20 milyonluk Kürt halkı için istediği her yerde değil sadece bölgesel düzeyde anadil istemi bile bunun bir ifadesi… Dünyada artık bir elin parmaklarını geçmeyen bir ulusal baskı örneğini yaşayan Kürt halkının özgürlük ideali, militan ve kitlesel mücadele birikimleri silahın reformist kullanımıyla birlikte liberal anarşist ütopyaların artık ete kemiğe bürünmesinin örtüsü olarak kullanılıyor.
Hedefini Kürt ulusal hareketiyle sosyalist hareketin buluşması olarak tanımlayan kongre hareketi, işçi sınıfı açısından ise çok daha derin bir tasfiyeciliği ifade ediyor. Hükümete karşı mücadele ufku ile sınırlılık, bildik reformist-sendikal söylem, genel olarak ise işçi sınıfının “ezilenler”in bir bileşeni olarak ele alınarak devrimci rolünün ve fiili önderliğinin tasfiye edilmesi! İnanç grupları, kadınlar, LGBT, Aleviler vd.nden oluşan ve hareketin “genişleme” listesinde yer alan “ezilenler” kategorisinin unsurlarından biri sadece! Kongre hareketinin işçi emekçi kitle hareketi ile “buluşması”, işte tam da bu ideolojik-sınıfsal tasfiyeciliğiyle, sosyal reformizm üzerinden gerçekleşiyor. İşçi hareketine yönelik tipik reformcu, sosyal piyasacı mesajlarıyla kongre hareketi, ulusalcı güdüleriyle hareketin dışında kalanları bile “kapsıyor”! Ortada bir işçi devrimi hedefi değil burjuva demokrasisine daha geniş bir zemin kazandırmakla sınırlı bir ufuk olunca “emeğin” payına da ancak rutin sendikalist-reformist bir mücadele anlayışı ile oyalanmak düşüyor… Kongre hareketinin “emek talepleri” işçi sınıfının ağzına çalınmış, öncekilerden farksız, tatsız bir bal oluyor!
Kongre hareketi, milyonların talepleri ve ihtiyaçları zemininde ortaya çıktığını iddia ediyor. Ancak Kürt halkı gibi işçi sınıfı hareketinin de karşısına ezilenci, sosyal liberal, ulusal reformist, sınıf dışı bir programla çıkıyor. Tekrar edelim: Bu anayasal reformcu programda da işçiler, işçi sınıfı yok! Bu programda Kürt halkının ulusal tam hak eşitliği, ayrılıp kendi devletini kurmayı da içeren kendi kaderini tayin hakkı da yok! Bu programda paslı prangalarını çözeduran kadınların aile kurumundan, işbölümünden, ücretli kölelikten kurtuluşu yok!
Tabloda eksik olan
TÜSİAD’ın, AKP’nin, kongre hareketi nezdinde ulusal ve sosyal reformizmin kendi yerlerini aldıkları bu tabloda eksik olan işçi sınıfıdır. Ancak işçi sınıfının topa girmesi burjuva demokratik anayasa savunucularının öne sürdüğü gibi bireyler ve alt düzeyde dar sendikal taleplerle olamaz. Kendi rolünü oynayabilmek için işçi sınıfı darıyla genişiyle burjuva demokratik anayasa anlayışının karşısına burjuvazinin mezara gömülüp ücretli köleliğin, **** ilişkilerinin ve işbölümünün yok edileceği, üretenlerin yöneteceği, uluslar arasındaki eşitsizliğin giderilmekle kalmadığı, kaynaşmanın sağlandığı sosyalist konseyler demokrasisini koymak zorundadır. Biz anayasasında sömürünün suç olduğu yazılan sosyalist işçi demokrasisi için mücadele ediyoruz demelidir! Azami 6 saat çalışacağımız, buna karşılık artan ve niteliklenen toplumsal-kültürel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz bir toplum için! Zamana, mekânlara, çalışmaya tutsak olmayacağımız bir toplum için!
Bunu “sivil toplum” şalına sarılarak, işçi devrimi hedefinden soyunarak değil burjuva devlet aygıtını yıkmak için örgütlenerek, tekelci kapitalizme karşı mücadele ederek, öz örgütlülüklerini, öncü kurullarını, işçi meclislerini kurmaya yönelerek yapmak zorundadır. Anayasa karşısında alınacak tutum, burjuvazinin işçi sınıfına yönelik aktüel saldırılarına, işçi sınıfının apaçık aleyhine olan yasalara ve anayasa maddelerine karşı mücadele ile birleştirilerek siyasal özdeneyimimiz ve özneleşmemiz için mutlaka atılması gereken bir adımdır.
“Özgürlük”: Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların… ona kuşaklar boyu susamışlığını tarif etmeye sayfalar yetmez! Acılarımızın, kayıplarımızın dinmek bilmez kini kadar kendi kendimizi yöneteceğimiz geleceğimiz de vardır bu susuzlukta. Fakat bu büyülü sözcüğü, sınıf dışı, anayasal reformcu programlara kurban etmeme sorumluluğu, işçi sınıfının omuzlarında duruyor. İşçi Meclisi, öncü işçileri burjuva demokratik anayasaya karşı mücadeleye, kendi toplantılarını, forumlarını, meclislerini oluşturmaya çağırırken bu sınıfsal sorumlulukla hareket etmektedir.
(İşçi Meclisi’nin 14. sayısında yayınlanmıştır.)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-14-2011, 03:02 AM   #52
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

BÜLENT KALE YAZDI

Yeni Anayasa Yapılırken

Eski anayasalar yalnızca askerler tarafından sipariş edildikleri için yetersiz değillerdi. Artıları ya da eksileri ne olursa olsun baskı rejimleri altında, antidemokratik yöntemlerle, halkın katılımına izin verilmeden yapıldıkları için de kısa ömürlü oldular.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
bulentkale@gmail.com

İstanbul - BİA Haber Merkezi
13 Ekim 2011, Perşembe



TBMM 23 Nisan 1920'de açıldı. İlk anayasa (Teşkilât-ı Esasiye Kanunu) 20 Ocak 1921'de kabul edildi. O sıradışı koşullarda takriben sekiz ay sonra yürürlüğe girdi. Ama ömrü hepi topu üç yıl üç ay oldu.
Cumhuriyet 29 Ekim 1923'te ilan edildi. İkinci anayasanın tarihi 20 Nisan 1924. Hazırlanması toplamda altı ayı bulmamış. O da ancak 37 yıl yaşayabildi.
27 Mayıs 1960'da darbesinin ardından kurucu Meclis 6 Ocak 1961'de oluşturuldu. Hemen 20 kişilik Anayasa komitesi kuruldu. 9 Temmuz 1961'de halkoyuna sunuldu. Yüzde 60'la kabul edildi. Yedi ayda hazırlandı. Lakin daha 22'sine varmadan sizlere ömür.
12 Mart (1971) Muhtırası'yla kötürüm olmuştu zaten, 12 Eylül (1980) Darbesi işini bitirdi.
Darbeden sonra, mevcut 1982 Anayasası için oluşturulan komisyon 23 Kasım 1981'de çalışmaya başladı. Anayasa 7 Kasım 1982'de halkoyuna sunuldu. Gayetle promosyonluydu: Evet, diyene yanında bir de Cumhurbaşkanı veriliyordu. Üstelik her şey son derece 'şeffaf'tı.
Bu şeffaf teklife pek kimse "hayır" diyemedi. Sonuç: Anayasa yüzde 91 evet oyuyla kabul edildi. Doğumu bir yıl sürdü ama şimdi 30'uncu yaşını göremeyecek gibi görünüyor.
Özet buyken soru "Bir ülke 90 yılda nasıl beş Anayasa yapar?"değil Türkiye'de, soru şu: "Anayasa ne kadar süre de yapılır?"
Bu soru Başbakan'ın "dokuz ayda hallederiz" demeciyle çıktı ortaya. Bu yüzden konuya kısaca değinmek için şu istatistiki bilgiyi paylaşalım: Yeni anayasayı yapan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuyor.
Bilindiği üzere, Başbakan Erdoğan'ın da niyeti bu. Hayırlısıyla önümüzdeki yaz Cumhurbaşkanı olmak niyetinde. 2012'nin ilk altı ayı içinde şu "Yeni Anayasa"yı bitirmeyi amaçladıklarını söylerken de ne dediğini iyi biliyordu.
O demeçle gerekli yerlere işaretini, talimatını vermiş oldu. Dokuz ayda yeni anayasa meselesini halledip kısmetse Ağustos 2012 itibarıyla Cumhurbaşkanı olacak. Şimdiden hayırlı olsun.
Biz anayasaya dönelim: Evet, bir anayasa dokuz ayda hazırlanabilir elbette ama böylesi bir işe soyunan, hele ki daha 100 yaşına gelmeden beşinci Anayasasını hazırlayan bir cumhuriyetin sorması gereken soru bu olmasa gerek.
Öte yandan, sürekli 'ilk sivil anayasa' olduğu lanse edilen anayasa süreci hakkında birkaç kelam etmek de kaçınılmaz görünüyor.
Öncelikle, "ilk sivil (?) anayasa" olması ortaya daha işlevsel bir anayasa çıkacağı anlamına gelmez. Sonuçta o anayasalar yalnızca askerler tarafından sipariş edildikleri için yetersiz değillerdi. Artıları ya da eksileri ne olursa olsun baskı rejimleri altında, antidemokratik yöntemlerle, halkın katılımına izin verilmeden yapıldıkları için de kısa ömürlü oldular.
Dolayısıyla yöntemin ve toplumsal katılımın da sağlıklı bir anayasa için gerek şart olduğunu unutmamak gerekiyor. Yeni anayasanın hazırlanacağı mevcut "demokratik rejim" konusundaysa ortada bir takım somut rahatsızlıklar var:
Bu meclis yüzde 10 seçim barajıyla seçildi ve sekiz milletvekili hala cezaevinde. Hâlihazırda on binlerce insan neyle suçlandığını bile bilmeden yılları aşan sürelerle cezaevlerinde "tutuklu". Ülke haritasının sağ kısmında, özellikle de sağ alt köşesinde dağlar bombalanıyor, operasyonlar düzenleniyor, hanelere kapıları kırılarak giriliyor, insanlar sürüklenerek götürülüyor. Öğrencilerin, işçilerin cılız sesleri polis coplarıyla hakkaniyetsiz yargı kararlarıyla bastırılıyor. Sağlıklı bir toplumda kitlelerin seslerini duyurabileceği bütün hareket alanları tutulmuş durumda.
Bu "demokratik ve olağan koşullar"dan nasıl bir "sivil anayasa" çıkar önermesi, tartışılır. Lakin şunu unutmamak lazım; bu ülkenin Cumhuriyet tarihi düşünüldüğünde, siyasi hayatta yapılan sivil bir hata askerî bir doğrudan kat kat değerlidir.
Biz şimdilik dileyelim ki, yeni anayasa yapılırken (en azından olası itirazlar geliştirilirken) eski anayasaların usulde ve içerikteki hataları iyi etüt edilsin. Bütün kusurlar asker işi olmalarına verilip darbecileri yargılamayan şu şaibeli 'sivil'lik öyle haybeye yüceltilmesin.
Önceki anayasaların yaptığı temel hata tekrarlanmasın: Bu ülkenin, Türkiye toplumunun askerlerin düşündüğü gibi yekpare bir yekûn olmadığı; salt Türklerden, salt Müslümanlardan, salt Sünnilerden ibaret olmadığı akıldan çıkarılmasın.
Yoksa tıpkı askerler gibi gerçekte karşılığı olmayan bir toplum için bir anayasa biçilmiş olur. Ki böyle bir durumda, bütün enerjisini farazi bir topluma biçtiği anayasayı etten ve kemikten bir Türkiye toplumuna giydirmeye harcayan askerî basiretsizliklerin sivil bir versiyonunu yaşamaktan başka bir şey yapmış olmayız.
Haybeden acılar ve kaybolacak on yıllarımız da cabası olur. (BK/HK)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-14-2011, 03:10 AM   #53
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

Fabrikaların, mahallelerin, özgürleştireceğimiz sokak ve meydanların anayasasını hazırlayalım

13 Ekim 2011 l [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Fabrikalarda, emekçi mahallelerinde, sokak ve meydanlarda hazırlanmayan bir anayasada işçiler yoktur.
Bu anayasa nasıl hazırlanıyor?
Egemen sınıf partileri, milletvekilleri, tekelci sermaye kuruluşları, medyadaki sözcüleri, yeni bir anayasadan ve bunun nasıl olması gerektiğinden söz ediyorlar. Girilen dönemin siyasal gündemini anayasa konusu oluşturuyor.
Soruyoruz: Bu anayasa için fabrikalarda işçi toplantıları mı yapıldı? Emekçi mahallelerinde kadınlarla toplantılar düzenlenip ne istiyorsunuz, çarşıda-pazarda durum ne diye mi soruldu? Okullarda öğrenci forumları yapılıp gençlere nasıl bir gelecek istiyorsunuz sorusu mu soruldu? Kirli savaşta ölen gençlere, Kürt halkına soruldu mu? Hayır! Bunların hiç birisi olmadı. Eğer bunlar olsaydı, anayasa işçilere, kent ve kır yoksullarına, Kürt halkına, kadınlara, gençlere, çocuklara sorulsaydı onların söyleyecekleri bambaşka şeyler olurdu.
Bu anayasayı kimler hazırlıyor?
Bu anayasa fabrikalarda, mahallerde, işçi kahveleri ve işçi evlerinde değil başka yerlerde konuşuldu. Başka yerlerde hazırlandı. Başka yerlerde pişirilip önümüze konuyor. Yeni anayasa taslağı AKP’nin tekellere hizmet eden bir kaç profesöre ısmarlamasıyla hazırlanıyor. Plazalarda, meclis koridorlarında, kulislerde, sayısız burjuva kurum ve kişi ile görüşülerek pişiriliyor. Burjuva partileri, TÜSİAD, MÜSİAD, TUSKON gibi sermaye örgütleri, medya patronları, bürokratları, köşe yazarları anayasayı konuşuyor ve kendi sınıf çıkarları için bir anayasa hazırlıyorlar. Bu şekilde hazırlanan anayasa yarın meydanlarda “herkesin anayasası”, “birey hak ve özgürlüklerinin anayasası”, “ileri demokrasinin anayasası” olarak sunulacak.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Bundan dolayı bu anayasada işçiler, işçi sınıfı yok. Bundan dolayı bu anayasa da emekçi kadınlar yok. Bundan dolayı bu anayasada gençler, öğrenciler yok. Bundan dolayı bu anayasada çocuklar yok. Bundan dolayı bu anayasada istemlerini sokaklarda haykıran Kürt halkı yok.
Bundan dolayı bu anayasa tekellere, bankalara, holdinglere, vakıflara, plaza ve villalara, bunların hepsinin sahibi burjuvaziye sınırsız özgürlük sağlarken; işçilere, kent ve kır yoksullarına, kadınlara, gençlere daha ağır koşullarda yaşamayı, daha fazla sömürülmeyi ve geleceksizliği vaat ediyor. Bundan dolayı bu anayasayla işçinin sahip olduğu son haklar da elinden alınırken birey olarak daha fazla sömürüleceği ve köleleşeceği kapitalistlerin Kölece Çalışma Stratejisi‘ne mahkum ediyor. Bundan dolayı bu anayasada işçiler, işçi sınıfı yok!
Neden işçilere kent ve kır yoksullarına, emekçi kadınlara, gençlere, Kürt halkına sorulmuyor?
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Anayasa için işçilere sorulsaydı, işçinin vereceği yanıt:
Neden sefalet ücretiyle çalışıyoruz?
Neden 10-12 saat çalışıyoruz?
Neden cumartesi pazar demeden çalışıyoruz?
Neden çocuğumun yüzünü göremiyorum?
Neden bunca çalışmama karşın en temel ihtiyaçlarımı dahi karşılayamıyorum?
Neden çoğumuz işsiziz?
Neden yaşamım ve geleceğim kapitalistin iki dudağı arasında söze bağlı ve her an işten çıkartılma tehdidi altındayım?
Neden sendikalaşmak istediğim zaman işten atılıyorum?
Neden seçtiğim sendikayla toplu sözleşme yapamıyorum?
Neden grev hakkımı kullanamıyorum?
Neden köle gibi çalışıyor, köle gibi yaşıyorum?
Neden daha fazla çalıştıkça daha fazla köleleşiyorum?
Benim için hak ve özgürlükler bunlardır, bunların değişmesidir. Bunlar yoksa, gerçekleşmiyorsa bir işçi için hak ve özgürlükler de yoktur. Siz hangi “ileri demokrasi”den, siz hangi “hak ve özgürlükler”den söz ediyorsunuz? Sizin anayasanız bunlardan hangisini değiştirecek, bir tekini dahi değiştirecek mi? İşçilerin ücretli köle olduğu, çalışma köleliğine mahkum olduğu yerde özgürlükten söz edilemez, diyecektir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Bu anayasa için emekçi kadınlara sorulsaydı;
Neden çarşıya pazara çıkamıyorum?
Neden hem işte hem evde köleyim?
Neden siyasal, toplumsal, kültürel bakımdan eşit değilim?.., diye başlayacaktı sorular.
Bu anayasa gençlere sorulsaydı;
Neden harç ve kredilerle geleceğim ipotek altında?
Neden işsizim ve gelecek güvencem yok, denilecekti.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Bu anayasa Kürt halkına sorulsaydı; anadilde eğitim hakkından başlayacaklar, kendilerine yeni anayasada da “Türk milleti” demeye devam eden ulusal inkarcılığa derhal son verilmesini isteyecekler, ve kendi kaderlerini özgürce tayin hakkını hiç bir koşula bağlı olmadan kullanacakları, kendilerine ait bir hak olduğunu, bunu tanımayan bir anayasanın ise ezilen ulusun köleliğini sürdüren bir anayasa olacağını söyleyeceklerdi.
Sorular birbirini izleyecek, ilk elde bunlar söylenecekti. Bundan dolayı bu anayasa, işçilere, emekçi kadınlara, gençlere, Kürt halkına, kirli savaşta ölen gençlere sorulmadan hazırlandı. Bize sorulmayan bir anayasada biz yokuzdur. Bu anayasada işçiler ve işçi sınıfı yoktur! İşçilere vaadi daha fazla çalışma ve daha çok sömürülme olan bir anayasada işçiler için özgürlük yoktur! Ücretli kölelik sistemi olarak kapitalizmi, neoliberal burjuva demokrasisini geliştirerek güçlendirecek olan yeni anayasanın getirdiği özgürlük değil köleliktir. İhtiyaçlarımızın, özlemlerimizin ne olduğu sorulmuyor ve daha hazırlanırken dahi bir kez daha köle olduğumuz hatırlatılıp sermaye örgütleri ve partileri tarafından hazırlanacak anayasayı kabul etmemizi, onaylamamızı istiyorlar. Maaşlı profesörlerine hazırlattıkları, plaza ve villalarda, meclis koridorlarında pişirilen, burjuva partileri ve medya tarafından servis edilen anayasaya “evet” dememizi isteniyorlar.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Fabrikaların emekçi mahallelerinin, özgürleştireceğimiz sokak ve meydanların anayasası
İşçiler, kent ve kır yoksulları, emekçi kadınlar, gençlik, Kürt halkı sadece ve sadece bu nedenle dahi bu anayasaya “hayır” demeliler. Sermaye örgütleri ve burjuva partilerin hazırladıkları anayasanın onaylayıcısı, katılımcısı ve destekçisi olmayı reddetmelidirler. Reddetmekle de kalmayıp sömürülen ve ezilen sınıf, ezilen cins ve ezilen ulus olarak kendi istek ve özlemlerini dile getirecekleri kendi anayasalarını hazırlamalılar. Kendi kararlarını almalı; seslerini fabrikalardan, okullardan, sokaklardan, meydanlardan yükseltmelidirler.
Kendi iradesini ortaya koyamayan bir sınıf, işçi sınıfı, kendisini sömüren sınıfın, burjuvazinin egemenliğini kabul eder ve onun aldığı kararlara, hazırladığı anayasaya boyun eğer. Köle olmaya ve köle olarak kalmaya da mahkumdur. Özgürleşmemiz buradan başlamalı, kölelik zinciri buradan kırılmalı, egemen burjuva partileri, sermaye örgütleri tarafından hazırlanan, yazılan ve onaylamamız için önümüze konulacak olan anayasaya sırtlarımızı dönmeliyiz.
Öncü işçiler, bir araya gelmeli, kendi sözlerini söyleyecekleri, kendi anayasalarını hazırlayıp kapitalistlerin anayasasının karşısına dikecekleri toplantılara başlamalıdırlar. Her platformda, her yerde kendi sözlerini söylemeli, bir işçi platformu oluşturmalıdırlar. Bizim ihtiyaç ve özlemlerimiz, istemlerimiz neyse anayasa da odur. Nasıl bir yaşam istiyoruz? Sömürülmeye ve ezilmeye, bizi sömüren ve ezen burjuva sınıf tarafından yönetilmeye devam etmek mi, kendi yaşamımızı kendimizin kuracağı, ihtiyaç ve özlemlerimizi gerçek kılacak, kendi kararlarımızı kendimizin alacağı biçimde kendimizi yönetmek mi? İşte nasıl bir anayasa istediğimizin cevabı bu soruların cevabı olacaktır. Yeni bir yaşama olan ihtiyacımızdan, özlemlerimizden doğmalıdır bizim anayasamız.
Fabrikada, işletmelerde, okulda, evde, kahvede her yerde anayasa konuşulmalı; işçiler, kent ve kır yoksulları, emekçi kadınlar, Kürt halkı, toplumun sömürülen ve ezilen her kesimi “söz bizim” diyerek kendi ihtiyaç ve özlemlerini dile getirmeli, bu ihtiyaç ve özlemlerin anayasasını yazılmalıdır. Kendi kararlarını kendilerinin alacağı anayasayı, kendilerini yönetmenin anayasasını yazmalıdırlar. İşçi sınıfı, kent ve kır yoksulları; Kürt halkı, emekçi kadınlar, gençler, öğrenciler, öğretmenler, sağlıkçılar, mühendisler… kendi anayasalarını kendileri yazmalıdır. Sömürülen ve ezilen sınıfın diliyle, ezilen cinsin ve ezilen ulusun diliyle yazmalıdırlar. Tekellerde, plazalarda, villalarda, meclis koridorlarında hazırlanan burjuvazinin anayasasının karşısında işçilerin, kent ve kır yoksullarının, Kürt halkının, kadın ve gençlerin, fabrikalardan, mahalle ve sokaklardan, okullardan toplantılarla, ortak açıklamalarla, grevlerle, yürüyüşlerle söyleyecek sözü, yazılacak anayasası olmalıdır. Plaza ve villalarda, meclis koridorlarında yazılan değil fabrikalardan, mahallelerden, sokaklardan, okullardan yazılacak bir anayasa! Özgürleşen meydanlardan, sokaklardan yazılacak bir anayasa!
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]Birinci maddesinde “insanın insan tarafından sömürülmesi suçtur; ücretli kölelik sistemi kapitalizm yıkılmalıdır” yazacak olan mücadelenin anayasası. Burjuva anayasası, burjuva sınıf egemenliğinin aracıdır. Burjuva partilerin, tekelci sermaye örgütlerinin hazırlayacağı ve kabul ettireceği bir anayasa, geleceğimizin bağlanması, köleliğimizin sürmesidir. Bugünümüze ve geleceğimize burjuvazinin ve anayasasının hükmetmesine izin vermeyelim. Fabrikaların, emekçi mahallerinin, özgürleşen sokakların, meydanların anayasasını yazalım.
- Tekellerin, plazaların, villaların, sermaye örgütlerinin, burjuva partilerinin anayasasına karşı sosyalist işçi anayasası!
- Burjuva demokrasisine karşı sosyalist işçi demokrasisi!
- Burjuva parlamentosuna karşı sosyalist işçi konseyleri!




DP
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-18-2011, 03:04 AM   #54
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ RAPORU

"Yeni Anayasa Azınlıklar Tanımını Genişletmeli"

Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı, “Türkiye’de Azınlık Haklarını Savunan Grupların Örgütlenme Özgürlüğü” raporunu yayımladı. Raporda, Türkiye ve AB'ye tavsiyeler var.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
17 Ekim 2011, Pazartesi



Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (EMHRN) Örgütlenme Özgürlüğü Çalışma Grubu, "Türkiye'de Azınlık Haklarını Savunan Grupların Örgütlenme Özgürlüğü" raporunu yayımladı.
Rapor, Türkiye'de yaşayan her kesimden azınlığın, Kürtlerin, Gayri-Müslim'lerin, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) örgütlenme hakkı ve karşılaştıkları engellerle ilgili.
Etnik, dil, kültürel, dini ve cinsel olarak çoğunluk olmayanların örgütlenme özgürlüğü hakkında Türkiye'nin geçmişteki tutumunu ve bugün geldiği noktayı özetleyen rapor, azınlık haklarını savunanların dernek kurma ve derneklerin çalışma hakkının korunmasıyla ilgili durumu ortaya koyuyor.
50 sayfalık araştırma, Türkçe, İngilizce ve Arapça yayımlandı ve içinde, dernek kurulma süreciyle ilgili bilgilerin yanı sıra derneklerin kapatılması, amaçları ile ilgili kısıtlamalar, vakıflarla ilgili bilgiler, üyelerin güvenliği, gözaltı ve tutuklamayla ilgili geçmiş ve güncel bilgiler var.
Ağın 15 üye kuruluş temsilcilerinden oluşan "Örgütlenme Özgürlüğü EMHRN Çalışma Grubu"nun katkılarıyla derlenen raporu bağımsız araştırmacı Nurcan Kaya hazırlamış. Rapor ayrıca aktif 80 EMHRN üye kuruluşunun yorumlarını ve sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcilerinin beyanlarını da içeriyor.
Türkiye ve Avrupa Birliği'ne (AB) yönelik tavsiyelerle sonuçlanan raporda öne çıkan bazı tespitler şöyle:
"Polisin güç kullanımına dikkat"


* Son yıllarda bazı dernek üyeleri özellikle Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklandı ve cezaevinde tutuluyor ve LGBTT hakları organizasyonlarının zorla kapatıldığı örnekler bulunuyor.
* TMK hükümleri uyarınca bazı dernek üyelerinin tutuklanması ve gösteriler sırasında polisin aşırı güç kullanımına dikkat etmek gerekiyor.
* Azınlıklar ve özellikle siyasi olarak hassas konularla ilgili faaliyetlerde bulunan dernekler devlet gözetiminde tutuluyor.
Dernekler yurtdışından yardım alma konusunda yetkili mercilere önceden bildirimde bulunma yükümlülüğünde. Bu yükümlülük uygulamada kontrol araçlarından birisi olarak kullanılıyor.
* "Türkiye, azınlık hakları ile ilgili olarak uluslararası antlaşmaları onaylarken koyduğu çekinceleri kaldırmalıdır" deniyor
* Türkiye, yeni anayasasında azınlıklar tanımını uluslararası standartlara paralel olarak genişletmeli ve eşit şekilde azınlıklara insan hak ve özgürlüklerini açık olarak taahhüt etmelidir.
* Yeni anayasa, diğerleri ile birlikte, ulusal köken, cinsel tercih, etnik köken, ırk, renk, din, mezhep ve dil temelinde ayrımcılığı açık olarak yasaklamalı ve devlete eşitliğin temini için gerektiğinde geçici olumlu tedbirleri alma yükümlülüğü getirmelidir.
* Ayrımcılığı tanımlayan -örgütlenme özgürlüğü hakkının kullanılması bağlamında olanlar dahil- kapsamlı bir ayrımcılıkla mücadele kanunu ve etkin çözüm yolları kabul edilmelidir.
* Bir dernek kurma ve idaresine ilişkin ağır bürokratik şartlar minimize edilmelidir.
* Derneklere eşit davranılmalı. İnsan hakları dernekleri, kamu yararı statüsüne sahip dernekler ile aynı şekilde vergi muafiyetinden yararlanabilmeli.
* Vakıflar Kanunu, gayri-Müslim vakıfların el konulan ve/veya üçüncü taraflara satılan mallarının iadesini veya tazminat ödenmesi talebinde bulunabilmelerine imkan sağlayacak şekilde değiştirilmelidir.
AB'ye Öneriler

* AB, azınlıklar ve LGBTT'lerin haklarını savunan gruplarca örgütlenme özgürlüğü hakkınınkullanılmasına daha fazla dikkat etmeli.Türkiye ilerleme raporlarında bu derneklerin sorunlarına yer vermeli.
* AB, Türkiye mercileri ile üye devletlerde edinilen deneyimleri paylaşmalı ve kanun reformları ve uygulamaları konusunda rehberlik etmeli.
* AB, Türkiye mercilerine, kanun uygulayıcılar için eğitim programlarının geliştirilmesi ve uygulanmasında yardım edebilir.
* AB, özellikle genç ve yeni olanlar ile LGBTT haklarını teşvik için kurulanlar olmak üzere azınlık derneklerini güçlendirmek için fon programları tasarlamalıdır.
* Aday devletler, Türkiye'deki durumu izlemeli, ülkelerinde kazanılan deneyimi Türkiye'deki yetkililerle paylaşmalı ve kanun reformlarının geliştirilmesi ve uygulanmasında rehberlik etmeli.
Raporun tamamına [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ulaşabilirsiniz. (IC)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-18-2011, 03:08 AM   #55
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

Yeni Anayasa Yolunda Almanya ve İspanya Deneyimleri

Yeni anayasa yapım sürecinin tartışıldığı "Yeni Anayasa Yolunda" adlı konferans Bilgi Üniversitesi'nde düzenlendi. Konferansın ilk oturumunda, Almanya ve İspanya'daki anayasa yapım süreçleri tartışıldı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
irmakkaleli@yahoo.com

İstanbul - BİA Haber Merkezi
17 Ekim 2011, Pazartesi


Bilgi Üniversitesi'nde, yeni anayasa yapım sürecindeki Türkiye'nin referans alabileceği dört ülkenin anayasa deneyiminin tartışıldığı "Yeni Anayasa Yolunda" isimli bir konferans düzenlendi. Friedrich Ebert, Sosyal Demokrasi (SODEV), ve Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar (TÜSES) vakıflarının, Küresel ve Yerel Düşünce Derneği'nin (KÜYEREL) ve Bilgi Üniversitesi ortaklığında dün (15 Ekim) gerçekleştirilen konferansın ilk oturumunda Almanya ve İspanya deneyimleri tartışıldı. Şirin Payzın'ın moderatörlüğünü yaptığı oturumun konuşmacıları; Almanya Aşağı Saksonya Eyaleti Anayasa Mahkemesi eski üyesi ve Alman Federalizm Araştırma Enstitüsü araştırmacılarından Prof. Dr. Hans Peter Schneider, Barselona Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Carles Viver Pi-Sunyer ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Taraf gazetesi yazarı Prof. Dr. Mithat Sancar idi.
Konuşmasına "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) girmesine destek olan biriyim" diye başlayan Schneider; Kürt halkının temsilcilerinin de anayasa yapım sürecine dâhil edilmiş olmasının demokratik bir anayasa yapım süreci için çok önemli olduğuna değindi. Schneider, "anayasalar bir toplumu devlete karşı korumalı; devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını düzenlemeli; devletin yaptıklarını meşrulaştırmalı ve toplumu bir araya getirmeli" diye konuştu.
Almanya'daki anayasa yapım sürecinden bahseden Schneider'a göre, anayasalar toplumun isteklerini yansıtmalı. Schneider ayrıca anayasaları yapan komisyon veya komitelerde toplumun her kesiminin temsil edilmesi gerektiğini; bu temsilcilerin de fırsat eşitliği ilkesi kapsamında görüşlerini savunabilmesinin şart olduğunu düşünüyor.
Schneider, yapım sürecinde önce birkaç anayasa taslağının önerilmesi; sonra bu taslakların kurulacak bir komitede tartışılması gerektiğini belirtti. Schneider daha sonra bu komite veya komisyonlarda tartışılan taslakların, sivil toplumdan gelecek önerilere göre şekillendirilmesi; son olarak da kabul edilen taslağın mecliste oylanması gerektiğine dikkat çekti. Schneider'ın anlattığı anayasa 1949'da Batı Almanya'da yapılan ve 1990'da birleşme sürecinde Doğu Almanya tarafından kabul edilmiş ve yapım süreci ise yalnızca sekiz ay sürmüş.
İspanya'da Anayasa meşruiyet sorunu

Schneider'ın ardından konuşan İspanya'nın anayasa yapım sürecini aktaran Pi-Sunyer ise oluşturulacak anayasaların meşruluğunun öneminden ve anayasa oluşturulurken sivil toplumun anayasa yapım sürecine katılımının gerekliliğinden bahsederek konuşmasına başladı.
İspanya'nın yaşadığı baskıcı Francisco Franco döneminin sivil toplum üzerindeki etkilerinden bahsederek konuşmasına devam eden Pi-Sunyer, bu rejim sona erdikten sonra sivil toplum örgütlerinin ve siyasal partilerin kurulmasının serbest bırakılması ile İspanya'nın demokratikleşme sürecinin başladığına değindi. Bu süreçte ayrıca İspanya'daki farklı bölgelere demokratik özerklik hakkı da tanınıyor.
İspanya'da gerçekleştirilen ilk demokratik seçimler olan 1977 Seçimleri'nden sonra başlayan anayasa yapım sürecinden de bahseden Pi-Sunyer, İspanya'da bu seçimlerden sonra iki kamaralı bir meclis sistemine geçildiğini belirtti. Pi-Sunyer'e göre bu dönemde toplum İspanya'da anayasa yapımı için kurucu bir meclis oluşturulmasını beklemesine rağmen; bunun için bir girişimde bulunulmadı. Bu ve aşırı milliyetçi Bask ve Katalan grupların isteklerinin parlamento içinden oluşturulan Anayasa Komitesi'nce değerlendirilmeye alınmaması ise oluşturulan taslağa bu grupların destek vermemesi ile sonuçlandı. Pi-Sunyer, 1978 Anayasası'nın Katalanlar ve Basklar için hala bir meşruiyeti olmadığını düşünüyor.
Almanya deneyiminden feyzalınmalı

Schneider ve Pi-Sunyer'den sonra konuşan Mithat Sancar ise iki ülkede yaşanan anayasa süreçlerini yorumladıktan sonra; Türkiye'nin geçireceği süreç için önerilerde bulundu. Türkiye'nin AB adaylığının resmen tanındığı 10 Aralık 1999'da gerçekleştirilen Helsinki Zirvesi'nden beri Türkiye'nin yeni bir anayasa sürecine girdiğini belirten Sancar'a göre; bu süreç 2004'ten bu yana "iç dinamiklerce" yürütülüyor.
Sancar, yeni yapılacak anayasada "Türkiyelilik" kavramının tartışılmasının şart olduğunu ve Almanya örneğinden feyzalınması gerektiğini düşünüyor. Almanya'da, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan anayasa ile Alman milliyetçiliği yerine "anayasal vatandaşlık" üzerine kurulu bir vatanseverliği (vatandaşlığın) oluşturulmuş.
Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonlarının hedefinin açık olduğundan bahseden Sancar, bu operasyonların anayasa sürecini fazlasıyla zehirleyeceğini düşünüyor.
Sancar'a göre anayasanın Türkiye'de yaşayan tüm toplumlarca sahiplenilmesi ise odaklanılması gereken bir diğer konu. Sancar, "yeni anayasanın candamarı"nın Kürt sorunu olduğunun ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) "Kürt sorununu tetikleyecek konuların anayasaya girmemesi " konusunda uzlaşması gerektiğinin de altını çizdi.
Sancar son olarak anayasa yapım sürecinin çok uzun olmaması gerektiğine ve bir yılda bu sürecin toparlanabileceğine de değindi. (IK/HK)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-19-2011, 08:30 PM   #56
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

FİKRET İLKİZ'DEN

Yeniden Anayasa ve Özgürlükler

Anayasada "düşünce suçu" yaratmaya yol açacak hükümlere yer verilmemelidir. Anayasada yer alan düşünce ve kanaat özgürlüğü ile düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, bu yaklaşım içinde ve sayılan sınırlandırmalarla sınırlı olarak yeniden düzenlenmelidir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
ilkiz@mail.koc.net

İstanbul - BİA Haber Merkezi
19 Aralık 2011, Pazartesi



Yeniden anayasa tartışmalarının başlayacağı günler gelecek mi bilinmez...
Eğer yeniden ve bu kez olağan dönemde Anayasa "yazılacaksa"; Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkesi, insan hakları, demokrasi, laiklik ortak paydasında kurulu bir hukuk devleti olduğu kadar sosyal bir hukuk devleti olduğu kabul edilmeli ve bu kabule Anayasada açıkça yer verilmelidir.
Anayasanın "başlangıç" bölümünde belirlenecek ilkelere bağlı, temel insan hak ve özgürlüklerine dayanan, ulusal, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak kabul edilmelidir.
1982 Anayasası usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler ile ulusal hukuk arasında bir çatışma olduğunda, uluslararası hukukun ve sözleşmelerin "kendiliğinden", "doğrudan" ve "öncelikle" uygulanmasını anayasal bir zorunluluk olarak öngörmüştür. Bu nedenle uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü ve doğrudan uygulanabilirliği Anayasada açıkça ve net olarak vurgulanmalıdır.
İnsan onuruna dokunulamaz. İnsan onurunun korunması ve saygı gösterilmesi temel ilkedir.
Anayasada, "insan onurun korunması ve asla çiğnenmemesi" ilkesi temel insan hak ve özgürlüğü olarak yer almalıdır.
Kişi hak ve özgürlüklerini oluşturan hakların korunmasında devletin müdahalesi sınırlandırılmalıdır. Temel hak ve özgürlükler, yalnızca ilgili maddelerinde belirtilen neden ve amaçların haklı ve zorunlu kıldığı ölçüde, Anayasanın ruhuna uygun olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir haklar olarak Anayasada yer almalıdır.
Anayasada her özgürlük için tek tek sayılan "özel sınırlama nedenleri" dışında ve kanunla Anayasada sayılan sınırlandırma nedenleri dışında başkaca bir sınırlandırma nedeni yaratılamayacağı ilkesi benimsenmelidir. Bir başka deyişle; Anayasa'da, özgürlüklerin sınırlandırma nedenleri sayılarak saptandıktan sonra kanun ile sadece sayılan sınırlandırma nedenleri somutlaştırılabilir.
Düşünce özgürlüğü ve ifadesi, demokratik bir toplumun vazgeçilmez insan hakkı olarak güvenceye kavuşturulmalıdır. Zira bu hak, insan haklarının omurgasıdır. Herkesin müdahaleye maruz kalmaksızın görüş sahibi olma hakkının var olduğu Anayasa'da yer almalıdır.
Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahip olacaktır. Bu hak, ülke sınırları dikkate alınmaksızın ister sözlü, yazılı ya da basılı ya da sanatsal formda olsun, isterse de kişinin kendi seçtiği herhangi bir başka araçla olsun, her türlü bilginin ve fikirlerin araştırılması, edinilmesi ve ayılması, iletilmesi özgürlüğünü de içermelidir.
Bu hakların kullanılması beraberinde özel ödevleri ve sorumlulukları getirir. Dolayısıyla bu hakların kullanılması, belli sınırlandırmalara tabu tutulabilir. Ancak bu kayıtlama ve/veya sınırlandırmalar sadece kanunla öngörülen, a) başkalarının haklarına ve şöhretine saygı gösterilmesi, b) ulusal güvenliğin ya da kamu düzeninin yahut genel sağlık veya genel ahlakın korunması için gerekli görülen türde kayıtlamalar olmalıdır.
Dolayısıyla özgürlük genel bir ilkedir, sınırlandırılması ise istisnadır.
Anayasada "düşünce suçu" yaratmaya yol açacak hükümlere yer verilmemelidir.
Anayasada yer alan düşünce ve kanaat özgürlüğü ile düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, bu yaklaşım içinde ve sayılan sınırlandırmalarla sınırlı olarak yeniden düzenlenmelidir.
Bu özgürlükler ancak, insan onuruna ve haklarına karşı saygısızlık, savaş propagandası ve şiddet eylemlerini kışkırtma, insanlığa karşı suçlar, ayrımcılık, düşmanlık ve ırkçı veya dinsel nefret duygularının kışkırtılması nedenleriyle sınırlanabilir.
Anayasada her türlü savaş propagandasının kanunla yasaklanması gerektiği yer almalıdır.
Anayasada ayrımcılığı, düşmanlığı yahut şiddeti kışkırtan herhangi bir ulusal, ırksal ya da dinsel nefret savuculuğunun kanunla yasaklanacağı konusunda hüküm konulmalıdır.
Anayasanın 28 inci maddesindeki "basın hürdür, sansür edilemez" ilkesi ile basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak tedbirleri almakla devleti görevli kılan düzenleme korunmalıdır.
Anayasanın, 28 inci maddesinde basın özgürlüğü aleyhine kanun çıkarılamayacağı konusunda bir düzenleme yapılabilir. Madde "Basın özgürdür, bu özgürlük aleyhine kanun yapılamaz" şeklinde düzenlenebilir.
Çoğulculuk, tarafsız yayın ve nesnellik ilkeleri Anayasa'da öngörülebilir. Ancak bu konudaki düzenleyici esaslar kanuna bırakılmalıdır. Halkın doğru haber alması, gerçekleri öğrenme hakkı, farklı görüş ve düşüncelere özgürce ulaşması, kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağlayıcı önlemler, yapılacak yasal düzenlemelerde belirleyici olmalıdır. (Fİ/HK)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-20-2011, 08:12 PM   #57
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

MÜSİAD anayasa yapmış ama...- Alp Tekin Babaç 20 Aralık 2011 - Alp Tekin Babaç Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) aralık ayı başında örnek bir anayasa taslağı yayımladı. MÜSİAD Yönetim Kurulu seçtiği ön komisyon ile ilke ve beklentileri belirledi ve sonra da akademisyenlere başvurdu. Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Abdurrahman Eren’in belirlenen beklentiler doğrultusunda hazırladığı taslak metin MÜSİAD Anayasa Çalışma Komitesi tarafından üyelerle görüşülerek hazırlandı.

55 sayfadan oluşan taslakta ‘tüm özgürlükler’ tanımlanmış ama… Her şey bu ‘ama’ dan sonra başlıyor aslında. Tıpkı 12 Eylül Anayasası gibi. “Herkese tüm hak ve özgürlükler tanınmıştır” ama şimdi sıkı durun: “kamu güvenliği, kamu düzeni, milli güvenliğin korunması, genel sağlık ve ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedeniyle sınırlandırılabilir.”

Beklenen o ki MÜSİAD’ın anayasa önerisi 12 Eylül anayasasıyla benzerlikleriyle değil daha çok benzemezlikleriyle tartışılacak. Yani ilk üç maddenin değiştirilmesi, milletvekili seçilme kriterleri, eğitim alanındaki kılık kıyafet ve ifade özgürlüğü konularında tartışma yaratacak. Ama bir sermaye örgütü olan MÜSİAD için özgürlük anlayışının turnusolu çalışma hakkı ile ilgili önerileridir.

MÜSİAD herkes için sendika kurma, toplu iş sözleşmesi yapma gibi hakları taslağına yazmış ama sonra düşünmüş. “Allah göstermesin ya işçiler grev yaparsa.” MÜSİAD’a göre “Herkes sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkına sahiptir, toplu iş sözleşmesi yapma hakkına ve bu sözleşmeden doğacak olan grev hakkına da sahiptir.” Ama “Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi nedeniyle sınırlanabilir.” Yani, bir işçi ya da bir kamu emekçisi bir sendikaya üye olacak, sonra toplu sözleşme yapmak isteyecek ama bu istekler ‘milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması (burayı sermayedarların hürriyetleri ve hakları olarak okumakta fayda var) veya suç işlenmesinin önlenmesi nedeniyle reddedilebilecek.

Sermayedarlar örgütü olan MÜSİAD çalışma hakkını da düşünmüş ama çalışanların dinlenmesi gerektiği unutulmuş. 1982 Anayasası’nda bile “Çalışanların dinlenme hakkı vardır” derken MÜSİAD’ın taslağında dinlenme hakkı yok. Yani Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın ifade ettiği gibi ‘Benim işçim gerekirse 16 saat direklerin tepesinde çalışacak’ söyleminin başka bir ifadesi: “Benim işçim dinlenmez!”

MÜSİAD’ın, kendince özgürlükler alanını kısıtlayıcı olarak gördüğü maddelerin değiştirildiği taslakta, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda 12 Eylül anayasası aynen korunmuş. Taslakta yer alan ‘Sağlık hakkı’ konusunda MÜSİAD gerçekten çağını yakalamış. Bilimsel gelişmeler konusundaki muhafazakar gündemi takip ettiği her halinden belli olan MÜSİAD bu konuda 12 Eylül anayasasına iki madde ekleyerek kendini geliştirmiş: “Ötenazi ve insan klonlamak yasaktır.”

***
Kısacası MÜSİAD 12 Eylül Anayasası’nı günümüzün ihtiyaçlarına ve kendi dar muhafazakar gündemine uyarlamaktan başka bir şey yapmamış.
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-25-2011, 03:08 PM   #58
Kullanıcı Profili
Mahmut Halil CAN
SİTE EMEKÇİSİ
 
Mahmut Halil CAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ateshirsizi.Com
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 33,050
Teşekkür Detayları

Tesekkür: 5345
9066 Mesajina 14740 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Yeni anayasa kandırmacası ile kürt hareketı ile demokratik devrimci mücadele t

Sorun Anayasa Değil, Ulus Devlet

Demokratik Anayasa Hareketi'nin Ankara'da düzenlediği Demokratik Bir Anayasa İçin Gerçeklerle Yüzleşme ve Kopuş Sempozyumu'ndayeni Anayasa süreci, içeriği tartışıldı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
korkmazserhat7@gmail.com

Ankara - BİA Haber Merkezi
25 Aralık 2011, Pazar



Demokratik Bir Anayasa İçin Gerçeklerle Yüzleşme ve Kopuş Sempozyumu 24 Aralık'ta Ankara İnşaat Mühendisleri Odası'nda gerçekleştirildi. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan gazeteci Ayhan Bilgen, sempozyumun başlığına atıfta bulunarak " Yüzleşme ve kopuş birbirini tamamlayan iki şey aslında. Ve resmi ideolojiyle yüzleşmeden de bu meseleyi çözüme kavuşturamayız" dedi.
"Sorun ulus devlettir"

Sempozyumun ilk paneli olan "Toplumsal Dinamikler Ve Anayasa" başlıklı panelde gençlik sorunlarından, ekolojiye, başörtüsünden, sağlık alanına dair birçok konu tartışıldı. Konuşmacılar Başkent Kadın Platformu'ndan Fatma Ünsal, Türk Tabibleri Birlğinden Dr. Selçuk Atalay Ankara Ün. İletişim Fak. Öğrenci Temsilcisi Kadir Gürhan ve Karadeniz İsyanda Platformu'ndan Turgay Turan'dı.
"Darbe Anayasalarından Kopuş" başlıklı ikinci panelde konuşmacılar Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ile Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı'ydı.
Konuşmacılardan Ayhan Yalçınkaya panelin başlığının hatalı olduğunu belirterek yapılan darbe anayasası üzerinde on yedi kez değişikliği gidildiğini söyledi. Yalçınkaya sözlerini şöyle sürdürdü: "Anayasanın kendisi üzerine düşünmüyoruz. Niçin bir anayasa? Bizim bir Kürt sorunumuz yok, bizim bir Türk sorunumuz var. Bizim Alevi sorunumuz yok, bizim Sünni sorunumuz var. Yani sorun bizimle ilgili bir sorun. Dolayısıyla yeni anayasa yapım sürecine buradan da bakmamız gerekiyor. Ve şunu da anlamak lazım, Kürtlerin, Alevilerin sorunu anayasa değil, ulus devlettir."

"Bu anayasa 74 milyon insanın anayasası olmalıdır" diyerek sözlerine başlayan Hasip Kaplan darbe anayasasında ne yapılmışsa, yapılacak olan yeni anayasada onun tam tersi yapılması gerektiğini belirtti.
Kaplan "21.yy'da yapılacak olan anayasa özgürlükçü bir anayasa olacaktır. Fakat ilk üç madde değiştirilemez deniyor. Bu üç madde Allah'ın kelamı da değil, vahiyi de değil. Gayet de değiştirilebilir. Çünkü başlangıç maddelerinin ruhunu değişmeden darbe anayasanın ruhu değişmez" dedi.

Selçuk Kozağaçlı ise anayasa metinlerinin çok da ciddiye alınacak metinler olmaması gerektiğini belirtti. Ve ekledi "Anayasalar önemlidir evet ama bir anayasa da her şey değildir. Ezilenler, yoksullar haklarını sokaklarda dövüşerek kazanmalıdır. Çünkü bu kavga adalet kavgasıdır. Bu kavga özgürlük kavgasıdır."
"Yazım süreci de önemli"

Sempozyumun Gerçeklerle Yüzleşmek adlı son panelinde konuşmacılar yazar Abdülbaki Erdoğmuş, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, Eşitlik Ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Ferdan Ergut ve İnsan Hakları Derneği eski Genel Başkanı Hüsnü Öndül'dü.
Erdoğmuş Türkiye'nin gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Ve asıl sorunun ulus devlet yapısından kaynakladığını dile getirdi.
"Geçmişle Yüzleşme" terimini son birkaç yılda sık sık duymaya başladığımızı söyleyen Galip Ensarioğlu, bunun da sebebinin tabandan gelen baskı olduğunu belirtti. Ensarioğlu şöyle devam etti "Yeni bir anayasa için önce vicdanlarımızın rahat olması gerekiyor. Ve bunun içinde geçmişimizle yüzleşmemiz gerekiyor. Çünkü geçmişi ile yüzleşmeyen doğru bir gelecek inşa edemez. Osmanlı Devleti tarihi boyunca yaptığı her şeyi bir bir arşivlemiş. Fakat son yüz, yüz otuz yılın tarihine baktığımızda bu ülkede saklanan şeyler var. Mesele son yüzyıllık bir geçmişe birçok millet asimile edildi. Alevilere katliamlar yapıldı. Son otuz yıla baktığımızda binlerce köy yakıldı, boşaltıldı. Faili meçhuller işlendi. Bir devlet yaptığı yanlışları söylerse bu o devleti küçültmez. Yapılan tartışmaların sonunun gelmesi için geçmişimizle yüzleşelim."

Ferdan Ergut yapılacak olan yeni anayasanın içeriği kadar, anayasanın yazım sürecinin kendisinin de çok önemli olduğunu belirtti. Ergut konuşmasını şöyle sürdürdü "Bu girizgâhı şundan yaptım. KCK adı altında binlerce siyasetçi içeriye atıldı. Akademisyenler, gazeteciler ve avukatlar tutuklandı. Böyle bir yeni anayasa süreci anlamsızdır. Anayasa yazılır ama dertlere de bir çare olmaz" dedi.
Ergut şöyle devam etti: "Herkesin ortak kimliği sahipleneceği bir anayasa olmalıdır. Kolektif haklar anayasanın içine yedirilmelidir. Anayasa hep eşitliği sağlamalı hem de farklılıkları korumalıdır."

Hüsnü Öndül ise gerçeklerle yüzleşmenin en iyi yollarından birinin Hakikat Komisyonları kurmak olduğunu söyledi. Öndül "Bu komisyonlar bütün bilgilere ulaşmalıdır. Kim olursa olsun herkes bu komisyona bilgi vermelidir. Devle sırrı diye bir şeyden bahsedilmemelidir" dedi. (SK/HK)
__________________
KENDİ ATEŞLERİNDE YANAMAYANLAR, BAŞKALARININ ATEŞLERİNDE YANAMAZLAR.KENDİNİ ATEŞLERDE SINAMAYANLAR, BAŞKALARINA SINAMADA ÖRNEK OLAMAZLAR. DEVRİMCİLİK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR. KENDİSİNDEN BAŞKASININ OLAMAYANLAR, ASLA VE KESİNLİKLE DEVRİMCİ OLAMAZLAR.


SENDİREN.ATEŞTE DEVRİM MÜCADELECİSİ...
Mahmut Halil CAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , , , , , , , , , , , , ,


Bookmarks

Etiketler
anayasa, demokratik, devrimci, hareketi, hareketİ, ile, kandirmacasi, kandırmacası, kurt, mücadele, tasf, yeni


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Proleter Devrİmcİ MÜcadele Ve GenÇlİk Hareketİ Mahmut Halil CAN Gençlik Mücadelesi ve Örgütlenme Sorunları 3 10-21-2011 10:35 PM
Düzenin yeni oyuncağı ve klikler çatışmasının yeni rengi anayasa paketleri Mahmut Halil CAN EKONOMİK-SİYASAL KOŞULLAR-KAPİTALİZMİN GÜNCEL DURUMU VE SOSYALİZM 91 07-08-2010 08:26 AM
Devrimci Demokratik Kamuoyuna Mahmut Halil CAN TÜRKİYE KOMÜNİST VE DEVRİMCİ HAREKETİ 0 03-28-2010 05:58 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 02:23 AM.



Powered by vBulletin® Version 3.8.7 Beta 1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Zoints SEO v2.3.2Ateshirsiz.Com
Sitemap
152, 153, 11, 16, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 52, 159, 54, 57, 123, 58, 60, 61, 64, 88, 89, 90, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 105, 106, 107, 198, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 199, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 126, 124, 125, 127, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 145, 146, 147, 164, 158, 160, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 196, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240,